Kanal B – Ergenekon Soruşturması ve Güncel Gelişmeler Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in Kanal B Televizyonunda Yaptığı Açıklama

10 Temmuz 2008

 

 

Sunucu: Bugün CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen bizlerle birlikte. Pek çok konuyu konuşacağız kendisiyle. Hoş geldiniz Sayın Öymen.

 

Onur Öymen: Hoş bulduk.

 

Sunucu: İsterseniz sıcağı sıcağına şu konudan başlayalım, Emekli Oramiral Özden Örnek’e ait olduğu öne sürülen darbe günlüklerinde sizin de adınız geçiyor. Siz bu iddiaların asılsız olduğunu öne sürdünüz. Bunu biraz açıklayabilir misiniz?

 

Onur Öymen: Ben mesleğim gereği 40 yılı askın zamandan beri askerlerle, yüksek komutanlarla devamlı görüşmüşümdür. Her konuda konuşmuşuzdur. Şimdiye kadar ben hiçbir komutanın yalan söylediğini ben duymadım. Yani söylediği sözler hoşunuza gider ya da gitmez o ayrıdır. Fakat hiçbir komutan için o komutan doğru söylemiyor, yalan söylüyor denildiğini hiç duymadım. Deniz Kuvvetleri Eski Komutanı Sayın Özden Örnek bu günlükler bana ait değildir, diyor. Basında hala bu günlüklerin ona ait olduğunu belirten yayınların yapılması düpedüz Deniz Kuvvetleri Eski Komutanının yalan söylediği anlamına geliyor. Bana ait değildir, diyor ve hatta bu konuda dava açmış, dava sonuçlanmamış. Hayır diyorlar, size aittir. Basında sorulmayan ve sorulması gereken soru şu peki Sayın Özden Örnek yazmadıysa bu notları kim yazdı? Bunun araştırılması lazım. O zaman bunun ipucu çıkacak ortaya. Kim kamuoyunu böyle bilgilerle yönlendirmek istiyor? Kim kamuoyunda Silahları Kuvvetleri olsun başka insanları olsun töhmet altına sokmaya çalışıyor. Ben tamamını okumadım ama bana atıfta bulunan birkaç bölümü Nokta Gazetesinde okumuştum. Orda yazılanlar gayrı ciddi. Sözde ben demişim ki, “biz sadece talebelere ve sendikacılara dayanarak siyaset yapacağız”. Yani aklı başında bir insan böyle bir laf söyleyebilir mi? Türkiye’de bütün işçileri, esnafı, çiftçileri, aydınları, öğretmenleri, emeklileri bir tarafa bırakıyorsunuz ve sadece öğrenciler ve sendikacılarla siyaset yapıyorsunuz. Yani kim bunları uydurduysa, kaleme aldıysa herhalde çok aklı başında olmayan birisi olacaktır.

 

Sunucu: Şimdi efendim, iddiaya göre bugün de sizin darbe karşıtı oldunuz söyleniyor

 

Onur Öymen: O da bir suç mu oluşturuyormuş? Şimdiye kadar yapılan darbelerde daima Cumhuriyet Halk Partisi zarara uğramıştır. Atatürk’ün kurduğu parti kapatılmıştır, partinin başkanı, genel başkanı, yöneticileri hapse atılmıştır, parti mallarına el konulmuştur. Şimdi bu partinin yöneticisi olup da darbeden medet ummak, darbeyi savunmak mümkün mü? Keşke asker gelse de Türkiye’nin idaresini devralsa demek mümkün mü? Bir de bizim tabii demokrasi anlayışımız var. Biz Türkiye’ye çok partili demokrasiyi getirmiş bir partiyiz. Demokrasi bir yerde Cumhuriyet Halk Partisinin ürünü Türkiye’de. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi demokrasi karşıtı düşünceleri benimseyebilir mi? Bunun orda yazması yazmaması bir şeyi değiştirmez, biz zaten başından beri aynı şeyi söylüyoruz.

 

Bunun ötesinde benim gördüğüm kadarıyla birçok insan hakkında bir sürü tutarsız iddialar var. Can alıcı noktası ise eğer bir komutan diyorsa ki, bunları ben yazmadım, onun sözünü ciddiye alacaksınız. Genel Kurmay Eski Başkanı Hilmi Özkök de o öyle söylüyorsa doğrudur diyor. Hakikaten siz şimdiye kadar hiç duydunuz mu filanca komutan yalan konuşuyor gibi bir şey? Onun bilgisayarında başkası bir şeyler yazmış olabilir onu bilemem veya bunlar hakikaten onun bilgisayarından mı çıktı onu da bilemem. Bizim işimiz değil o. Bizim burada tespit etmemiz gereken şey bir komutana, görüşünü benimsersiniz benimsemezsiniz ayrı iş, yalancı sıfatını yapıştırmak yanlıştır, haksızlıktır. Yani aksi yönde bir mahkeme kararı olmadığı sürece hiç kimseyi yalancılıkla suçlayamazsınız.

 

Sunucu: Sayın Özkök’ün bu günlükle alakalı bir demeci vardı bir gazeteye, ne kabul ederim ne reddederim demişti. Hatta bugün Cumhurbaşkanı Gül’le bir görüşmesi vardı ama görüşmenin ne yönde olduğu açıklanmadı. Bir öngörünüz var mı bu konuyla ilgili?

 

Onur Öymen: Bu söz diplomaside de askerlikte de çok kullanılır. Bir konuda yeterince bilgi sahibi değilseniz veya düşüncenizi söylemek istemiyorsanız bunu ne teyit ederiz ne tekzip ederiz dersiniz ve isteyen istediği gibi yorumlar. Böyle bir iddia ortaya atıldığında bunun doğru olduğuna dair elinizde bir bilgi, bir kanıt, bir karine yoksa sanki bu olabilecekmiş gibi bir ifade kullanmak ne derece doğru bilemiyorum. Bütün bunları yargı ortaya çıkaracak ve biz ümit ediyoruz ki, en kısa zamanda iddianame açıklanır ve suçlanan insanlar savunmalarını yaparlar.

 

Yalnız hukukun temel bir kuralı var, bunu hiç kimse unutmasın; kesin karar verilene kadar herkes masum sayılır. Onun için bir insanın gözaltına alınmış veya tutuklanmış olması onun suçlu olduğu anlamına gelmiyor. Daha önce de söyledik, Van Üniversitesi Rektörü Sayın Yücel Aşkın da gözaltına alındı, tutuklandı, aylarca hapiste yattı, kendisi hakkında 2.500 yıl hapis cezası istediler. Sonra kendisi bütün bu iddialardan beraat etti ve en son davada mahkeme görevsizlik kararı verdi. Ne oldu bu iddialar? Genel sekreteri dayanamadı bu baskılara ve intihar etti hapishanede. Hayatını kaybetti. Ne oldu sonra? Demek ki, suçsuz insanların suçluymuş gibi tutuklanma durumu olabiliyor. Bunun örnekleri Türkiye’de de var başka ülkelerde de var.

 

Onun için ben kesin yargı kararı ortaya çıkmadan insanlara suçlu muamelesi yapmamasını tavsiye ediyorum. Basın da sanki bu insanların suçluluğu kanıtlanmış gibi yayın yapmasın. Suçlu insan yok mudur? Muhtemelen vardır. Belki bu davada da vardır. Bunlar yargılanacak, ortaya çıkacak. Ama herkesi özellikle hükümeti eleştiren çevreleri, gazetecileri, vs bu şekilde gözaltına almak, tutuklamak ve kamuoyuna peşinen suçlu gibi iddia etmek bence yanlıştır. Komutanlar, gazeteciler, işadamları bunlar toplumda uzun yıllardan beri saygın insanlar olarak tanınan kimselerdir. Bu insanların kesin mahkumiyet kararı çıkmadan kimse onlara suçlu muamelesi yapamaz., onları suçlu diye tanımlayamaz ve kamuoyuna da böyle teşhir edemez. Hele böyle ona ait olduğu iddia edilen insan tarafından doğru olmadığı söylenen belgelere dayanıyorsa durumun biraz daha üzerinde durulması gerekir.

 

Sunucu: O zaman sorduğunuz soru da çok önemli, o zaman kim yazdı? Bunun da araştırılması lazım.

 

Onur Öymen: Biz bir davanın içeriği hakkında konuşmayız. Ama bir de bakıyoruz ki gizli olması gereken bir soruşturmanın metinleri hükümet yanlısı basında yayınlanıyor. Peki bu bir suç değil mi? Bunları sızdırmak suç değil mi? Bunları sızdıranlar hakkında bir takibat, bir soruşturma yapıldı mı? Türkiye ya bir hukuk devletidir ya da değildir. Hukuk devleti ise hukuk devletinin normlarına uyacaksınız. Hukuk devleti değilse o zaman çıkıp da dünyaya biz hukuk devletiyiz diye ilan etmeyeceksiniz.

 

Sunucu: Yargıyı kendine göre yönlendirme gibi bir durum çıkıyor ortaya.

 

Onur Öymen: Başbakan, “ben bilgi sahibiyim” diyor ve davayla ilgili bir çok beyanda bulunuyor. Nerden biliyorsunuz? Yani savcıyla sizin aranızda özel bir iletişim kanalı mı var ki, her şeyi bilirmiş gibi konuşuyorsunuz? Efendim birkaç güne kadar iddianame açıklanacak diyorsunuz. Yani yargı bağımsızdır. Yargı yürütmenin bir kolu değil ki. Yargı sizin emrinizde değil ki. Sizin emrinizde olup da size sürekli her aşama hakkında bilgi veren bir makam değil ki. Siz o zaman nereden biliyorsunuz iddianamenin açıklanıp açıklanmayacağını. Siz tarafı mısınız bu davanın? Değilseniz, o zaman bu şekilde konuşmaya hakkınız yok. İş o kadar çığırından çıktı ki bakıyoruz bütün bu gizli olması gerek ifadeler hükümet yanlısı gazetelerde aynı başlıkla, aynı içerikle yayınlanıyor. Demek ki belli bir servis var ve bu ifadelerin ilgili bölümlerini belli eğilimdeki basına düzenli olarak iletiyor. Bu suç değil mi? Bunun sorumlusu kim? Yani Türkiye’de hukuk biraz çığırından çıkmış. Biz Avrupalıyız diyoruz ve Avrupa Birliğine üye olmak için el birliğiyle çalışıyoruz. Fakat bakıyoruz Avrupa Birliğinde uygulanan standartlarla Türkiye’de uygulanan standartlar çok farklı. Avrupa’da şu anda böyle bir dava vesilesiyle bir gazeteciye kelepçe taktığınız zaman o ülkenin kamuoyu ayağa kalkar. Meclisin gündeminde en önemli konu olur o. Sorumlular çok ciddi baskı altında kalırlar. İstifa etmek zorunda kalırlar. Bizde hiçbir şey olmamış gibi davranılıyor.

 

 

Sunucu: Üstelik dayanak olduğu söylenen günlüğü kimin yazdığı belli değil.

 

Onur Öymen: Bir tutukluyu komaya girene kadar onu orada tutuyorsunuz, ölüm döşeğinde tahliye ediyorsunuz. Bu, insan vicdanını yaralıyor. Yani Türkiye’de doktor mu, hastane mi yok? Bir sanık devletin güvencesine emanet edilmiş insandır. Suçlu bile olsa hiç kimse onun sağlığıyla oynama hakkına sahip değildir. Üstelik suçluluğu da kanıtlanmamış, iddianamesi bile yok, insan ölümcül hasta ama bunun tahliyesi için kimse karar vermiyor. Ölene kadar tutacaksınız hapishanede. Böyle bir insani duygu olabilir mi? Türkiye’de devletin güvencesi altındaysa sanıklar o zaman en iyi doktorlara muayene ettireceksiniz. Hastalığına teşhis konulamadı diyorlar. Yani bu hastalık son aşamasına kadar teşhis konulamayacak bir hastalık mıdır? Türkiye’de böyle hastalıklara teşhis koyacak doktorlar yok mudur? Yani bu adamın hastalığına teşhis konulması için devlet ne yapmıştır? Bizim arkadaşlarımız bir ay önce Meclis İnsan Hakları Komisyonuna getirmişler bu konuyu. Gündeme bile almamışlar. Ondan sonra da diyorlar ki biz görevimizi yaptık. Bu kadar fütursuzluk olmaz.

 

Sunucu: Bugün görüşüyor sanırım.

 

Onur Öymen: Daha henüz açıklama yok. Ama bir ay önce bizim o komisyondaki değerli milletvekili arkadaşlarımız bu konuyu gündeme getirmişler. Böyle bir konu var, insan hakları açısından bunu ele alalım demişler. Gündeme bile alınmamış. Bu komisyonun başkanı olan zat hiçbir sorumluluk duygusu taşımıyor. Yani yanlış bir iş yaptığını itiraf bile etmiyor. O kadar fütursuz bir şekilde bu işleri yürütüyorlar ki, kanınız donar. Sonra aynı insanlar Avrupalılara diyorlar ki, efendim biz son derece Avrupalıyız. Biz Türkiye’de demokrasinin temsilcisiyiz. Böyle demokrasi hangi demokratik ülkelerde var? İnsan hayatını bu kadar hiçe sayan bir demokrasi Avrupa’da var mı? Ondan sonra kalkacaksınız kendinizi demokrasi havarisi diye ilan edeceksiniz. Sizi eleştirenleri demokrasi düşmanı olarak dünyaya şikayet edeceksiniz.

 

Sunucu: Üstelik Avrupa Birliğinde hukuk kültürü yerleşmiş ülkelerdeki bazı üst düzey yetkililerin bizim hukukumuza, bizim yargımıza yönelik ifadeleri de oldukça dikkat çekici. Örneğin bir kapatma davasında kendi ülkelerinde seslendiremeyecekleri şeyleri Avrupalılar bizim için konuşabiliyorlar.

Onur Öymen: Şimdi çok ilginçtir bakın Avrupa’da Ergenekon davasıyla ilgili olarak ne oluyor size kısaca anlatayım. Ergenekon Davasının daha iddianamesi belli değil. Yani savcı neyi iddia edecek, neyle suçlayacak insanları belli değil. Dolayısıyla insanların savunması da yok. Bakıyoruz 21 Mayıs tarihinde Avrupa Parlamentosu Türkiye ile ilgili bir karar çıkartıyor. Bu kararın 23. maddesi Ergenekon Davasından bahsediyor. İddianamesi olmayan bir dava hakkında orda hüküm vermişler. “Ergenekon bir cinayet şebekesidir” diyor.

 

Sunucu: Yani bizden önce hüküm vermişler.

 

Onur Öymen: Türkiye’de meclis bilmiyor, milletvekilleri bilmiyor, basın bilmiyor, hiç kimse bilmiyor ama siz biliyorsunuz ki, bu bir cinayet şebekesidir. İkinci olarak diyor ki, bunlar devletin içine sızmışlardır. Peki siz bunları nerden biliyorsunuz? Size kim bunları söylüyor? Bu devletin içine sızmış olanlar derhal oradan çıkarılıp adalete teslim edilmelidir diye karara yazmışlar. Yani Avrupa Parlamentosunda görülmeyen bir dava hakkında hüküm verildiğini ilk defa görüyorum. Avrupa’da usul şudur; bir dava açılır, dava sonuçlanır, o davayla ilgili şikayeti olan bütün iç hukuk yollarını tüketir Avrupa ondan sonra karar verir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin usulü böyledir. Avrupa parlamentosu açılmamış bir dava hakkında hüküm veriyor, sonuca ulaşıyor ve bizim bilmediğimiz bilgileri koyuyor.

 

Sunucu: Peki sonuç Türkiye’de ters çıkarsa ne olacak? Yoksa böyle değil mi diyecekler?

 

Onur Öymen: Mahcup olacak mı bu insanlar? Yani biz öyle demiştik ama yanıldık dediklerini hiç duydunuz mu şimdiye kadar?

 

Sunucu : Peki Sayın Öymen bizden bir tepki gelmedi mi bu konuda?

 

Onur Öymen: İşte biz söyledik bunu. Fakat yayınlanacak çok laf olduğu için gazetelerde Cumhuriyet Halk Partisinin açıklamalarına yer kalmıyor. Kalsa yazacaklar da yer bulamıyorlar yazacak. Bir sürü manken haberleri var, envai çeşit günlük olaylar var, kaynanasını doğrayan adam haberleri var falan onun için böyle şeylere fırsat kalmıyor.

 

Sunucu: Sayın Öymen, yurtdışına da çıktınız, belki biraz daha uzaktan daha objektif bakma şansı buldunuz, genel hatlarıyla ne oluyor anlatır mısınız? 

 

Onur Öymen: İktidar partisi aleyhine bir kapatma davası açıldığı andan itibaren iktidar partisi yöneticileri çileden çıktılar. Şimdiye kadar tarihimizde yapılmamış işler yapıyorlar. Gidiyorlar Türk yargısını yabancılara şikayet ediyorlar. Avrupa Parlamentosunun bu işle ilgili yetkilisi bizim NTV Televizyonuna demeç verdi. Türk parlamenterler geldi ve benden bu davayı, bu yargıyı, bu Anayasa Mahkemesini kınamamız için bildiri yayınlamamızı istediler diyor. Muhalefet milletvekilleri bizim böyle bir şeyden haberimiz yok diyor. Demek ki, iktidar gitmiş. Yani kendi ülkeniz aleyhine karar çıkartmak istiyorsunuz. Neticede böyle bir karar çıkıyor Konseyden ve kararda açıkça eğer böyle bir kapatma kararı çıkarsa biz Türkiye’yi gözetim altına alırız diye belirtiyorlar. İşin hazin tarafı şu ki böyle bir karar çıkıyor ve bir tek AKP’li milletvekili bu karara hayır diye oy vermiyor. Yani ülkesinin gözaltına alınmasına karşı çıkamıyor. Sadece muhalefet milletvekilleri hayır oyunu veriyor. İktidardan bir tek kişi kalkıp da biz bu kadarını kabul edemeyiz, ülkemizi bu duruma düşüremeyiz diyemiyorlar. Sizin kanalınızda ben bu kararla ilgili bir oturuma katılmıştım, orada AKP’li Avrupa Parlamentosundaki Türk Heyeti Başkanı çıktı “bir tek bu son madde var bizi hakikaten rahatsız eden” dedi. Rahatsız olmuş ama aleyhte oy kullanamıyor. “Kararın gerisi son derece olumludur” dedi. Kararın 7. maddesinde, ‘biz laikliği destekleriz ama siyasi partilerin laik olması söz konusu değildir’ diyor. ‘Bir siyasi parti koalisyon üyesiyse ya da hükümet ortağıysa o partinin aldığı karar anayasaya aykırı bile olsa o karar suçlanabilir, o parti laiklik karşıtı olmakla suçlanamaz’ diyor.

 

Sunucu: Buna benzer bir görüşü Başbakan Erdoğan da dile getirmemiş miydi?

 

Onur Öymen: “İnsanlar laik olmaz, devlet laik olur” demişti. Şimdi burada siyasi partiler laik olmaz diye bir hüküm var. Türkiye’de hiçbir siyasi partinin laiklik karşıtı faaliyette bulunamayacağını ilan eden Anayasamız var. Yani sizin yemin ettiğiniz Anayasa Türkiye’de siyasi partilerin dini, laiklik karşıtı parti olamayacağını açıkça yazmış. Siz buna rağmen siyasi partiler dinci parti olabilir diye bir madde içeren metni hiç sakıncalı bulmuyorsunuz, çok olumlu buluyorsunuz. Bunda bir çelişki yok mu? Sizin Anayasa için ettiğiniz yemine uyuyor mu bu?

 

Sunucu: Sayın Öymen geçende AKP’li Dengir Mir Mehmet Fırat’la bir resepsiyona katıldınız. Siz “biz iktidar partisiyle Avrupa yolunda aynı görüşleri paylaşıyoruz” demiştiniz. Bu Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin aldığı bu iki rapor konusunda da konuşmuşsunuzdur.

 

Onur Öymen: Hayır, konuşmadık. Şimdi o gün birkaç saat önce büyük bir terör olayı olmuştu İstanbul’da. O konuda ben, “terör söz konusu olunca bütün partiler birleşir” dedim. “Burada iktidar muhalefet olmaz, terör ülkemize yönelik bir saldırıdır ve teröre karşı iktidarla muhalefet tek bir yumruk gibi olur” dedim. Dengir Mir Mehmet Fırat da aynı şekilde, “iktidar da muhalefet de darbeye karşıdır” dedi. Ben de, “çok güzel söylüyorsunuz ama sizin bu milletvekili arkadaşınız Sosyalist Entarnasyonal’e bizim aleyhimize bu parti darbecidir diye mektup yazdı” dedim. “Ona karşı parti yönetiminde tedbir alacak mısınız?” dedim. “Alacağız” dedi televizyonların önünde. Belki o kısmını iyi niyetle bazı gazeteciler kırpmış olabilir. Şimdi bekliyoruz bakalım Cumhuriyet Halk Partisini darbe yanlısı, darbeci ilan eden bir milletvekillerine karşı ne tedbir alacaklar.

 

Sunucu: Ama yanlış hatırlamıyorsam Başbakan grup toplantısında Baykal’ın Sosyalist Enternasyonal toplantısına katılmamasını değerlendirdi.

 

Onur Öymen: Orada açıkça çıktı ve “Cumhuriyet Halk Partisini Sosyalist Enternasyonel’den atacaklar” dedi. Orada da mı köstebekleri var bilmiyorum. Böyle bir şey yok. Çıkan bildiriyi gördünüz. Bir tek kelime bile CHP’den bahsetmemişler. CHP’ye yönelik tek bir eleştiri bile yok. Siz bunları nereden çıkartıyorsunuz ki? Bu bir temenni. Bizim duyduğumuza göre Türkiye’ye gelen bütün sosyalist yabancı devlet adamlarına bu CHP’yi Sosyalist Enternasyonel’den çıkartın diye telkinde bulunuyorlarmış.

 

Şimdi bunun hazin tarafı şurasıdır ki, bizim çok uzun bir devlet geleneğimiz var. Bizim devlet geleneğimize göre siyasi partiler yurtdışında iç politika tartışması yapmazlar ve yabancılara rakip partilerini şikayet etmezler. Gereken budur. Biz daima yurtdışına çıktığımızda kendimizi bir milli takım oyuncusu sayarız. AKP’liler de böyle bir tavır içinde oldular şimdiye kadar. O kadar oldu ki, mesela milletlerarası toplantılarda kendi söz haklarını bize verdiler. Çünkü biz orada Türkiye’yi savunuyoruz, kakıp da parti propagandası yapmıyoruz. Biz bunları yaparken anlaşılan bazı AKP’liler Washington’da, Brüksel’de, Sosyalist Enternasyonel’de CHP’yi şikayet ediyorlarmış. Yani bu çok ayıp olan bir şey. Hiçbir ülke bunu yapmaz ve bu bizim demokratik geleneklerimize aykırıdır. Biz yurtdışında sadece Türkiye’yi, Türkiye’nin çıkarını düşünürüz. Bizim partimizin menfaatiyle hiç ilgisi olmasa bile birisi bizim hükümetimize yönelik bir saldırıda bulunursa ona cevap vermeyi görev sayarız.

 

Geçenlerde ben Arap ülkelerinde yayınlanan bir televizyon programına katıldım. Çeşitli ülkelerden konuşmacılar vardı. Diğer konuşmacılar sürekli olarak AKP’yi suçluyorlar, İsrail’le niye ilişkilerini sürdürüyorlar, ne biçim Müslüman ülkesiniz diye. Hükümeti savunmak bana düştü. Yani hükümetin bu konuda yaptığı işin doğru olduğunu, İsrail’le iyi ilişkiler sürdürmenin bizim dış politika çıkarlarımıza uygun olduğunu, iktidarla muhalefetin bu konuda görüş ayrılığı içinde olmadığını söylemek bana düştü. Yani biz iktidarı yabancıların saldırılarına karşı korurken meğersem onlar ana muhalefeti yabancılara şikayet ederlermiş. Bu siyasi tarihimizde hiç görülmemiş bir olaydır. Bunu gerçekten kınıyor ve ayıplıyoruz. Yani siz sıkıntı içinde olabilirsiniz, açılan bir davadan dolayı tedirginlik duyabilirsiniz ama bu size anlattığım gelişmeler bu davadan önce olan olaylar.

 

Biz Washington’a gittik, “siz biliyor musunuz AKP’liler buraya geliyorlar sabahtan akşama kadar sizi eleştiriyorlar” dediler. “Türk-Amerikan ilişkilerinin bozulmasından sorumlu CHP’dir, bunlardan kötüsü yoktur” falan diyorlarmış. AKP yanlısı bir profesör “Türkiye’nin en gerici partisi CHP’dir” diye Sosyalist Enternasyonel’e mektup yazıyor. Cumhuriyeti kuran, Türkiye’ye demokrasiyi getiren, sosyal demokrasinin Türkiye’de 30 yıldır bayraktarlığını yapan, 30 yıldır Sosyalist Enternasyonel’e üye olan bir partiyi siz yabancılara Türkiye’nin en gerici partisi olarak afişe ediyorsunuz, suçluyorsunuz.

 

Sunucu: Dışişleri Bakanının da Türkiye’deki Müslümanlarla ilgili bir ifadesi çok tartışıldı. Ülke eleştiriliyor, ülke suçlanıyor. Avrupa Birliği Parlamenterler Meclisinde kabul edilen ve Türkiye’nin aleyhinde olan o iki rapora Türkiye’yi temsil eden milletvekillerinin olumlu oy kullanması anlaşılır bir şey değil.

 

Onur Öymen: Şimdi bakın o konuda size birkaç örnek vereyim, benzerleri daha önce de oldu. Karma Parlamento Komisyonunda İstanbul’da Konrad Otel’de yapılan bir toplantıda bir yabancı kalktı ve “bizce Türkiye’de Hıristiyanların yeterince din özgürlüğü” yok dedi. Şu anda çok yüksek mevkide olan bir siyaset adamımız da, “efendim o bir şey mi, Türkiye’de Müslümanların din özgürlüğü yok” dedi.

 

Sunucu: Bunu söylerken şunu söyleyemiyor muyuz; Batı Trakya’daki Müslümanların hakları acaba ne oldu? Bozcaada’da yaşayan azınlıkların haklarıyla ilgili bir rapor hazırlarken Yunanistan ne yapıyor acaba?

 

Onur Öymen: Onları o toplantıda biz anlatırken bizimki bizim sözümüze girip “ya bunlar bir şey değil esas Türkiye’de Müslümanların din özgürlüğü yok” dedi. Müslümanların camiye gitmesi mi, namaz kılması mı, Hacca gitmesi mi yasak? Dinin hangi gereğini yerine getirmeleri yasak? Allah’a şükür herkes Türkiye’de rahatlıkla dininin gereğini yerine getiriyor. Siz böyle bir ülkeyi yabancılara dini hürriyetleri kısıtlayan bir ülke olarak şikayet ediyorsunuz. Siz o ülkede iktidarsınız. Yani bunun tek bir manası olabilir o da ben iktidarım ama halkımın dini özgürlüklerini sağlayamıyorum çünkü benden büyük bir güç devlete hakimdir. Bunun başka türlü bir izahı olamaz. O zaman sormazlar mı sen necisin burada diye? Sen iktidarsan kendi ülkenin uygulamasından nasıl şikayet edersin?

 

Sunucu: O zaman yurtdışına ülkeyi değil partiyi temsilen gidiyorlar.

 

Onur Öymen: Tabii. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne türban davasıyla ilgili olarak birisi devlet üniversitede türbana izin vermiyor diye şikayette bulunmuş. Mahkeme karar veriyor ve karar Türkiye’nin lehine. O iddia geçerli değildir ve üniversitelere türban yasağı konulması Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı değildir diyor. Buna en büyük tepki Başbakandan geliyor. Yani Türkiye’nin mahkum edilmemesine çok üzülmüş. “Bu işe Avrupalı hakimler karışmaz, buna ulema karışır” diyor. Bu alınan karara tepkidir. İstiyor ki, Türkiye mahkum edilsin. Yani öyle bir dönemden geçiyoruz ki ilerde bu dönemi yazanlar artık mizah yazarı mı olur, tarih yazarı mı olur bilinmez.

 

Sunucu: Umarız mizah yazarı olur yani gülerek bakabiliriz. Yeniden dönersek eğer Ergenekon’la ilgili ne gibi bir öngörünüz var?

 

Onur Öymen: Şimdi biz bilemeyiz. Yani yürütülmekte olan bir davanın içeriği hakkında konuşmamız doğru olmaz. Eğer bu davada gerçekten bir yere silah ve bomba toplamış, bir saldırı planlamış insanlar varsa tabii ki, bunlar yargılanacak, cezalandırılacak ve cezalarını çekecekler. Ama siz bu çerçevede Başbakanın yaptığı gibi bunu bir siyasi mesele haline getirirseniz, bütün siyasi rakiplerinizi bu davanın sorumlusu olarak suçlarsanız ve bununla hiç ilgisi olmadığı mahkeme kararıyla tespit edilmiş bulunan Danıştay’a saldırı olayını bu davanın içine sokmaya çalışırsanız o zaman kamuoyu düşünür. Tanınmış bir işadamını, çok tanınmış gazetecileri, saygın komutanları, İstanbul Üniversitesi rektörünü bir silahlı çetenin üyesi gibi takdim ederseniz o zaman kamuoyu vicdanı bunu kabul etmekte zorlanır. Ortada delil yoksa, iddianame yoksa, bir yılı aşkın süredir siz bu iddianızı kanıtlayacak delilleri mahkemenin önüne koyamamışsanız ve ona rağmen bir yıldan beri insanlar hapiste yatıyorlarsa kamuoyu vicdanı bunu kabul etmekte zorlanır. Avrupa ülkelerinde böyle tanınmış yazarlar, rektörler, siyasi parti genel başkanları aylardan beri hapis yatacaklar ve ne suçtan suçlandıklarını bilmeyecekler. İçlerinden bir tanesi hangi suçtan suçlandığını bilmeden ölecek. Yani bunu bir insanın vicdanı kabul edebilir mi? Avrupa mahkemelerinde bunun örneklerini hatırlıyor musunuz?

 

İki örnek vereyim size. Savaştan önce Hitler döneminde Almanya’da, Stalin döneminde Rusya’da böyle şeyler oluyordu. Savaştan sonra iki tane örnek var. Birincisi McCarthy döneminde Amerika’da oluyor. Bu aşırı sağcı senatör önüne geleni komünistlikle suçluyor. Öyle bir hava yaratılıyor ki, Amerika’da bütün aydınlar, sanatçılar, düşünürler baskı altına alınıyor. Davalar açılıyor, insanlar mahkum ediliyor, yabancı uyrukluysa Amerika’dan sınır dışı ediliyor. Bu böyle gidiyor ve günün birinde McCarthy, “komünistler bizim savunma bakanlığımıza da sızdı” diyor. “Hatta Cumhurbaşkanından bile kuşkulanırım” diyince anlıyorlar ki, bu savunulamayacak kadar gayrı ciddi bir iştir. O zaman bu akım bitiyor. Çok uzun süre yargılanmadan tutulan insanlara ikinci örnek Küba’daki Amerika’nın Guantanamo Üssündedir. Bizim bildiğimiz bu örnekler var.

 

 

 Sunucu: Siz söylerken benim aklıma Amerikalı yazar Michael Rubin’in “Erdoğan Türkiye’nin Vladimir Putin’i oldu.” sözü geldi.

 

 

Onur Öymen: Rusya’da bile şimdi böyle olayları görmüyoruz.. Birkaç tane olay oldu, bazı münferit insanlar yargılandı, basının şikayet ettiği olaylar oldu ama böyle kitle halinde bu kadar çok insanın birden yargılandığı davaların örneğini ben Rusya’da çok hatırlamıyorum. Yani Rubin’in öyle bir atıfta bulunduğu doğrudur. Mesela orda bir gazeteciye ve bir insan hakları savunucusuna karşı dava açıldı, bir işadamı çok büyük yolsuzluk iddiasıyla hapse atıldı. Böyle münferit olaylar var ama bir anda böyle bir sürü insanı sabaha karşı tevkif edip de mahkemelerde süründürdüklerinin örneği Rusya’da pek fazla yok.

 

 

Sunucu : Başbakan grup toplantısında bu operasyonu temiz ellere benzetti. CHP Genel Başkanı da “önce sizin elinizin temiz olması gerekir” dedi. Efendim, genelde seyircilerimiz kapatılma davasıyla Ergenekon’u eşleştirmişler. Yani “kapatılma davasından sonra sanki bir anda ivme kazanmış gibi duruyor” demişler. Yani böyle bir bütünleştirme yapmak doğru mudur?

 

Onur Öymen:  Bilemeyeceğim. Fakat burada dikkatimizi çeken nokta Ergenekon’un kapatılma davasından çok önce açılmış olması. Başlangıcında, yani Doğu Perinçek tevkif edildiğinde daha kapatma davası yoktu ortada. Yalnız bu işin dış boyutunu düşünmeden bu işi anlamakta çok zorlanırız.

 

Avrupa’nın belli normları var. Bu normların başında hukuka saygı gelir. Hukukun üstünlüğüne, yargı bağımsızlığına saygı göstereceksiniz. Şimdi bakıyorsunuz, kapatma davası açıldığında Avrupa’dan gelen tepkiler bunun bir siyasi dava, bir hukuk darbesi olduğu yönünde. Eğer kapatma kararı çıkarsa Türkiye’nin başına çok kötü şeyler gelir, üyelik müzakereleri askıya alınır, Türkiye yeniden gözetim altına alınır diye tehdit ediyor. Bu bizim Anayasa Mahkemesi yargıçlarımıza siz hukuka, anayasanıza, uluslar arası hukuk normlarına göre karar vermeyin siz alacağınız kararın Türkiye için doğurabileceği siyasi ve ekonomik sonuçları düşünerek karar alın, demek anlamına geliyor. Bu, hukuku siyasallaştırmaktır. Yani onlar hakimlerin Anayasayı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini ve hukukun temel ilkelerini bir tarafa bırakmasını, onların yerine doğabilecek siyasi ve ekonomik sonuçlara göre karar vermelerini istiyorlar. Türkiye’de hakimler hukuku, Anayasayı bir tarafa bırakıp siyasi düşüncelerle karar verirlerse artık Türkiye’de bir hukuk devletinden bahsedilemez.

 

Biz inanıyoruz ki, hakimler bu gibi baskılara kulak asmayacaklardır. Kararları neyse özgürce onu söyleyeceklerdir. Biz hiç karışmayız, davanın içeriği hakkında hiçbir şey söylemeyiz ama şunu savunuruz ki, mahkeme bağımsızlığı, yargıç bağımsızlığı tam olarak sağlanmalıdır. Mahkemelere yurtiçinden ya da yurtdışından baskı yapılmasını kabul etmeyiz. Ergenekon davasıyla ilgili olarak yapılan açıklamalara bakın. Aynı insanlar yurtdışında Türkiye’de bazı savcılara sahip çıkıyor, oysa Cumhuriyet Başsavcısını en ağır bir dille suçluyor. İşine öyle geldiği için yapıyor. İşte bu hukuka zarar verir. Bazı Avrupalıların şu anda yaptığı açıklamalar maalesef Avrupa değerlerini tahrip ediyor. Hiçbir ülkede bunu yapmadınız, yapamazsınız. Hiçbir ülkede iddianamesi olmayan bir dava hakkında hüküm vermediniz. Hiçbir ülkede Cumhuriyet Başsavcısını hukuk darbesi yapmakla suçlamadınız. Bir siyasi partinin kapatılması için dava hiç açılmadı mı? Çok açıldı. En son örneklerden bir tanesi İspanya’da Herri Batasuna partisini kapattılar. Hatta parti sorumlularını tutukladılar, gözaltına aldılar.

 

Amerikan Başkonsolosluğu yakınında polisle yapılan silahlı çatışma olayında 4 kişi gözaltına alınmış. İnşallah bütün sorumlular yakalanır, yargılanır, cezalandırılır. İnşallah tüm bu haberler doğrudur. Hepimizin şiddetle ve nefretle kınadığı bu olayın sorumluları ümit ederiz ki en kısa zamanda yakalanır ve cezalandırılır.

 

Sunucu: Terör uzmanı Sayın Ercan Çitlioğlu bu silahlı saldırıda asıl amacın Türkiye’ye bir mesaj vermek değil, Türkiye üzerinden Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzer diğer ülkelere bir mesaj vermek olduğunu söyledi. Yine de Türkiye’nin bu noktada iç gelişmeleriyle ilgili bir ders çıkartması gerektiğini belirtti.

Onur Öymen: Bu olayın ayrıntıları ortaya çıkmadan, sorumluları belirlenmeden bizim bir değerlendirme yapmamız doğru olmaz. Fakat Amerikan Konsolosluğu gibi kritik yerleri koruyan güvenlik görevlilerimizin böyle bir durumda gerekli müdahaleleri yapacak birikime, tecrübeye, teçhizata sahip olmaları önem taşıyor. Yani sadece insan hayatıyla, insanın vücuduyla bir saldırganı durdurmak herhalde en modern koruma yöntemlerinden biri değildir. Çok daha etkili yöntemler bulunabilir. Yazıktır, bu insanlar meslek hayatlarına başladıkları ilk günlerinde hedef olmuşlar. Bu gibi koruma görevlerde diğer ülkelerde son derece tecrübeli polisler bulunuyor ve onların teçhizatı kendilerini de en iyi şekilde koruyacak düzeyde oluyor. Koruma polislerinin can güvenlikleri de daima dikkate alınır ve onların eğitimi ona göre yapılır. Ölen polislerimize tekrar Allah’tan rahmet diliyoruz. Biz bu polislerimizi daha iyi koruyabilmeliydik diye düşünüyorum.

 

Sunucu: Yani bizim de güvenlik konusunda eksiklerimiz var.

 

Onur Öymen: Ben bilemeyeceğim, bunu uzmanlara daha iyi bilir. Fakat polislerimizin, koruma elemanlarımızın can güvenliğini daha iyi korumamız gerekir diye düşünüyoruz. Başka ülkelerde örneklerini gördüğümüz gibi bunun uzmanları bunun nasıl yapılacağını daha iyi bilirler.

 

Sunucu: Fransa’dan yeni geldiniz, dönem başkanlığını devraldı bu konudaki değerlendirmeniz nedir? Ayrıca Başbakan katılmayacağını söylemişti fakat Akdeniz Birliğine gidiyor, bu konudaki fikirlerinizi alabilir miyiz?

 

Onur Öymen: Bu kadar önemli bir toplantıya katıldık, dönüşümüzde gazetecilerden hiçbiri orada ne görüştüğümüzü ve ne olduğunu sormadı. Siz sorduğunuz için teşekkür ediyorum. Bu altı ayda bir yapılan, Avrupa Birliği ülkeleriyle üyelik müzakeresi sürdüren ülkelerle  Avrupa Komisyonlarının Başkanları ve Başkan yardımcılarının katıldığı bir toplantıdır. Orada baktık ki, Kıbrıslı Rumlar, Türkiye’de Anayasa Mahkemesinde yürütülen davayla ilgili konuyu toplantının gündemine getirelim diye yazılı bir müracaatta bulunmuşlar. Başkanlık Divanı bunun gündeme getirilmesini reddetmiş. İkincisi, Yunanlılar Türkiye’den oraya kaçan mültecilerin konusunu gündeme getirmeye kalkışmış. Bizim haberimiz yoktu. Onu da reddetmişler. Toplantıda bütün bunları konuştuk ve açıkça şunu söyledik ki hiçbir ülke bir aday ülkenin üyelik müzakere başlıklarını tek başına dondurmamalıdır. Bunu yapan Fransa beş tane müzakere başlığını dondurmuş vaziyette. “Siz Fransa olarak başkansınız, kendi ülkenizi de uyarın hiçbir ülkenin böyle üyelik müzakere başlıklarını dondurmaya hakkı yok” dedik.

 

Akdeniz Birliği konusunda Başbakanın buna razı olacağı bilgisi bizde yoktu ve niye Türkiye katılmıyor dediler. Bizzat Cumhurbaşkanı Sarkozy Türkiye’nin üyeliğine bir alternatif olarak Akdeniz Birliği’ni önerdiğini belirtti. Buna hem muhalefet hem iktidar beraber karşı çıktık. Bu yüzden Türkiye Akdeniz Birliği’ne katılmaktan çekiniyor. Şimdi bir de baktık ki ertesi gün Sarkozy Başbakana bir telefon etmiş ve Başbakan da katılmayı hemen kabul etmiş. Siz kamuoyuna Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkmayacağınızı ilan edin, biz de katılalım dese anlarız ama böyle bir şey yok. Bunu orada biz talep ettik. Fakat bizzat cumhurbaşkanının kendisi, “Türkiye hiçbir zaman üye olmamalıdır çünkü Türkiye bir Asya ülkesidir” dedi. Bu sözü geri alacak, Türkiye’nin üyeliğini engellemeyecek, Türkiye’nin aleyhindeki faaliyetlerini durduracak ancak o zaman olur. Bunları yapmamasına rağmen siz boynunuzu bükerek giderseniz bu Akdeniz Birliği toplantısına o zaman sizin ciddiyetiniz kalmaz. Yani tezlerinizi savunma gücüne sahip olmadığınızı gösterirsiniz. Dediğim gibi eğer basına Türkiye’nin üyeliğini ülke olarak desteklediğinizi, buna karşı olmadığınızı söylerseniz katılırız diyeceksiniz. Bu kadarını bile yapamamış bizimkiler. Bunlar biraz alaturka davranışlar.

 

Bütün bu konuştuğumuz konular geçmişte başka ülkelerde yaşanmıştır. İlk biz yaşamıyoruz bu olayları. O nedenle biz diyoruz ki, bütün bu konularda eğer siz meselenin dış boyutunu göz ardı ederseniz hiçbir şey anlamasınız.

 

Sunucu: Teşekkür ederiz efendim.

 

Onur Öymen: Ben teşekkür ederim efendim.

 


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.