Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

Bodrum FM – Limanların Rumlara Açılması ve Türkiye-Yunanistan İlişkileri Üzerine
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in Bodrum FM’e Verdiği Mülakat
13 Haziran 2006
Rum kesiminin istediğini aldı. Çünkü Rumların istediği neydi? Bir: Rum gemi ve uçaklarının Türk limanlarına ve havaalanlarına alınması meselesiydi. Buna açıköa tıfta bulunan 21 Eylül 2005 tarihli belgeyi orada metne koydurdular. O metin uygulanacaktır, deniyor. O metinde de bu söyleniyor. İkinci istedikleri ne idi? Türkiye ile ilşkilerin normalleştirilmesi. Yani Türkiye’nin Güney Kıbrıs’ı, Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanıması. Bu da 21 Eylül tarihli öetinde var. O da bu metnin içinde var. Ona ilaveten bir taviz daha aldılar. “Türkiye bu tavizlerini yerine getirmezse, bu bölüm tekrar açılacaktır” diye bir hüküm de koydurdular içine. Böylelikle Rumlar istediklerini elde etmiş oldular. Zaten bütün Avrupalı gözlemciler, Rumların istediğini elde ettiğini söylüyor. Yunanistan Dışişleri Bakanı, Türkiye’nin bu tavizlerni beş ay içinde yerine getirmesi gerektiğini söylüyor. Fakat bizde maalesef, basının malum kesimi Hükümeti kollamak için sanki Türkiye bir başarı kazandı da Rumlar geri adım attı havasını yaratmaya çalışıyorlar.
Bizim kazandığımız hiçbir şey yok. Maalesef Rumlar, sağlam politikası yoluyla istediklerini elde ediyorlar. Onların arkasında Yunanistan istedklerini elde ediyor. Tabi bir tek Rum diye görmemek lazım. Rumların arkasına saklanan bazı başka ülkeler var. Mesela Rum bayraklı gemilerin Türk limanlarına girmesinde Niye bu kadar baskı yapıyorlar? Niye bu kadar ısrar ediyorlar? Çünkü bu gemilerin büyük bir çoğunluğunun armatörü, sahibi Rum olmayan insanlar.İngilizler, Fransızlar, Almanlar, Amerikalıar ve bu ülkerin sahip olduğu ülklelerin vatandaşları sahip olduğu gemilere Rum bayrağı çekiyor; çünkü Rum bayrağı “flag of convenient” denilen, Panama gibi Liberya gibi gemilere çok kolay verilen ,çok az, sembolik bir vergiyle verilen bir bayraktır. Çok sayıda Rum bayraklı gemi dünyada dolaşsın diye sahibi Rum olamyan gemilere Rum bayrağı çekiyorlar. İşte o gemilerin sahipleri de, şimdi özellikle Bakü-Ceyhan boru hattından petrol taşıyabilmek için, bçyleleikle büyük kazançlar sağlayabilmek için, Rumlar üzerinden Türkiye’ye baskılar yapıyorlar. Bu Rumların da işine geliyor, başkalarının da işine geliyor. Böyle bir oyun oynanıyor. Türkiye ne yazık ki bu oyunu ortaya çıkaracak, buna tepki gösterecek ağırlıkta bir Hükümete sahip değil. Yani şu and böyle bir Hükümete sahip olmak Türkiye için maalesef son derece bir talihsizliktir. Hiçbir konuda direnemiyor, ağırlığını hissettiremiyor., son dakikaya kadar 700 bin Rum’un oyuncağı oluyor, 70 milyonluk Türkiye. Bakan bekliyor Rumlar insafa gelirse uçağına binip gidecek, gelmezse gitmeyecek. Kimsenin Türkiye’yi böyle bir duruma düşürmeye hakkı yok doğrusu.
Ne yazık ki sayın Başbakan Edirne’ye kadar eşit gürlüyor. Edirne sınırını geçince en küçük bir direnç gösteremiyor, baskılara karşı, ne yazık. Böyle içe karşı kahramanlık görüntüsü sergilemek kolay da daha zoru, yabancılar karşısında bunu sergileyebilmek. Hiçbir güç gösteremiyoruz,hiçbir ağırlığımızı koyamıyoruz, hiçbir kozuuzu kullanamıyoruz. Koskoca Türkiye’nin elinde koz olmaz olur mu bütün bu ülkelere karşı? Başta Kıbrıslı Rumlar olmak üzere. Hiçbir koz kullanamadık. Rumların üye olmasına engel olamadık. Türkiye ağırlığını koysaydı, uluslararsı anlaşmalara aykırı olarak Rumların üye olması bu kadar kolay olmazdı, Ama ne yazık ki sesimizi çıkaramadık. Elimizde uluslararası uzmanların raporları olmasına rağmen Hükümet sesini çıkaramadı buna. Sanıyorlar ki Türkiye buna sesini çıkarmazsa bizi tatmin ederler, bize yerimizi verirler. Diplomasinin alfabesinde böyle bir şey yok.
Taviz vermede bir adım önde gidiyoruz . “Başkası bir taviz verirse ben iki veririm.” Diyor. Türkiye’nin tarihinde ulusal çıkarlarımızın bu kadar ayaklar altına alındığı başka bir dönem daha hatırlamıyoruz.
Ne yazık ki bir zamandan beri bizde böye bir zaaf havası oluştu. “Aman biz yumuşak görünelim, aman biz alttan alalım, bize ne kötülük yaparlarsa yapsınlar biz sineye çekelim; yeter ki bizim yüzümüze gülsünler, bizimle dost olsunlar diye vermediğimiz taviz kalmadı. Gururuumuzdan bile taviz veriyoruz. Dün bir televizyon programında büyük bir işadamları örgütünün sözcüsü çıkıyor ve diyor ki : “ AB’nin onuru yoktur, ourla girilmez oraya.” Yani “Avrupa Birliği’ne girmek istiyorsanız, onurunuzu feda edeceksiniz” diyor. Böyle bir şey olabilir mi? Hiçbir ülke onurunu feda etmeyecek; ama biz edeceğiz. Bu zihniyetle basının bir bölümü de maalesef bu havalara kapıldı ve ulusun haysiyetini zedeleyecek bir hava yarattılar. Pontus Soykırımı anıtı dikmiş bir ülkenin Dışişileri Bakanı kendi ülkenizi ziyaret etmek istediği zaman, davet edip etmemekte iki kere düşüneceksiniz. Üstelik Ankara’ya da gelmediler. İstanbul’a ayağına gittiniz. İstanbul’da Patriği görmeye gelmişler. Siz onların ayağına gidiyorsunuz ve siz onları incitecek bir tek söz söylemiyorsunuz. Diyemiyorsunuz ki: “ Siz nasıl Türkiye’ye karşı böyle bir soykırım edebiyatı yapabilirsiniz, iddiasında bulunabilirsiniz? Biz sizin Anadolu’da yaptıklarınızı soykırım diye ilan etsek, her yerde anıtlarını diksek hoşnuza gider mi” diyemiyorsunuz. “Batı Trakya Türklerine nedir yaptığınız? Ege’de niçin uçağımıza saldırdınız da onu düşürttürdünüz? Bir tazminat ödeyin.” Diyemiyorsunuz. Çok bir zayıfsınız, hep alttan alacaksınız.
Olayın nerede olduğu bir yana, Yunanistan sınırları içinde olmadığı muhakkak. Yunanistan hava sahaları belgelere göre kara, sularından 4 mil daha geniş. Dünyada bunun örneği yok. Hukuka aykırı. “6 millik kara, suların üzerinde 10 milllik hava sahamız var.” Diyorlar. Uluslararası hukuka aykırı. Kimse dünyada bunu kabul etmiyor. Türkiye bunu bile söyleyemiyor. Siz çıkıp da : “ Biz uluslararası hava sahasında uçuyorduk. Sizin uçağınız ne hakla gelip de bizim uçağımızı taciz etti, çarptı, düşürdü ? Sizin de pilotunuzun ölümüne üzüldük; ama sorumlusu sizsiniz. Bu uçağın bedeli şu kadar milyon dolardır. Sizden tazminat istiyoruz. “ diyemiyorsunuz. Hiçbir şey söyleyemiyorsunuz. Yani Türkiye, dişi sökülmüş bir aslan gibi. İnanılır gibi değil. İlk defa Türkiye bu hükümet döneminde kağıttan kaplan konumuna getirildi. Güçlü bir ülke; ancak hiç ses çıkaramıyor. Hiçbir talepte bulunmuyor. Çünkü ulusal çıkarları koruma refleksini kaybettiler. Bütün akılları, fikirleri Türkiye’yi bir İslam devleti haline getirmek. Türban meselesi, bilmem ne meselesi, zina meselesi. Başka bir öncelikleri yok. Türkiye’nin en hayati meseleleri görüşülüyor, Başbakan sabah bir açıklama yapıyor: “ Avrupa Birliği istedi; yapmadık.” Diyor. Belli ki belgesini okumamaış. Açın bakın bakalım AB ne istiyor? “Önce milletvekili dokunulmazlığını kaldırın, yolsuzluğu önleyin, Adliye’yi kökten değiştirin, yargı reformu yapın, ekonominiz kötüye gidiyor, kötü yönetim var ekonomide, tarımınız kötü, baştan değiştirin.” Diyor. Sanki hiçbir şey istememiş gibi istediklerini yapmamışız.”Hiç kimseye söz vermedik.” Diyor. Geçiyor gidiyor.
Bu kadar gayri ciddi yönetim Türkiye’de hiç olmadı. İyi hükümetler, kötü hükümetler oldu; ama böylesi hiç olmadı. Bu kadar gayri ciddi, Türkiye’nin çıkarlarını korumakta bu kadar zayıf ve Türkiye’nin haysiyetini, hakkını korumda bu kadar sessiz bir hükümet daha olmadı, En beğenmediğimiz Hükümet bile gerektiğinde ağırlığını ortaya koydu; etkisini gösterdi; halkın gururunu, haysiyetini, onurunu korudu.Bunlar tamamiyle hayal kırıklığı yaratıcı bir tablo sergiliyorlar. Küçücük bölgede 700 bin Rumlar 70 milyonluık Türkiye’yi oyalıyor. Alay ediyorlar bizimle Avrupa Birliği’nde.
Hiç bir şey yapamıyorlar, sesleri çıkmıyor, cesaretleri yok. Orada yapılan gerçekten Türkiye’ye bir Çin işkencesi ve buna karşı Türkiye’de ses çıkmıyor. Ağırlığınızı koyamıyorsunuz; tıpış tıpış gidiyorsunuz. En kötüsü hiç değilse orada alt düzeyde temsil ediln. Deyin ki: “Ben gelmiyorum; Büyükelçimi gönderiyorum.” Bu bir rest polsun. Hayır, yok, tıpış tıpış gidiyorsunuz.
Ona nerede sizin tepkiniz? Dışişleri Bakanı: “ Biz bu patriği ekümenik olarak kabul etmiyoruz.Bu topraklarda Türk kanunları geçerlidir. Türk kanunlarına göre patrik, ekümenik sıfatına sahip değildir. Biz Lozan’dan beri bunu kabul etmedik, bugün de etmiyoruz.” diyemiyorlar mı?
Basınımız ne yazık ki basın döneminin en baskılı, en sıkıntılı dönemlerinden birini yaşıyor. Basınla, ticaret, bankacılık bu kadar iç içe girince maalesef basın, hükümetten olağanüstü etkileniyor. Bizim bildiğimiz, tanıdığımız, yıllardan beri beraber çalıştığımız gazeteciler nedense etrafta gözükmüyor. Mücadele eden var; çok cesaretli yazılar yazan var. Açın Cüneyt Arcayürek’i, açın Emin Çölaşan’ı, Melih Aşık’ı gibi gayet cesaretli yazılar yazmışlardır ancak bunlar istisna. Basının genel havasına bakın. Hep hükümet haklı, başarıları kazanıyor, bundan iyisini bulamazdık, hep bu havalarda. Niye? Çünkü ticari menfaatleri var. Bu ticari menfaatler uğruna basını dördüncü kuvvaet olarak feda ettik. Basın diye bir şey kalmadı. En önemli yazarlar bugün Önemsiz konularda baş makale yazıyorlar; haysiyet kırıcı bir olay olmuş; onu olmazdan sayıyorlar. Şaşılacak bir olay, şaşılacak bir durumdur.
Bir kere af sistemi Batı sisteminde yoktur. Bizim katılmak istediğimiz Batı sisteminde af diye bir şey yoktur. Herkes kurallara, yasalara uymak zorundadır. Ben yasalara karşı gelirim, bir gün affedilirim, suçu işlememiş sayılırım. Yok böyle bir şey. Cezaların etkileme olanağı kalmıyor. Bir seçim atmosferine gidiliyor. Zannediyorum bir, iki kriz daha çıkacak.. Bunu bu Hükümet kaldıramayacaktır. İnişe geçtiğini görüyor. Ne kadar geç yaparsa seçimi o kadar az oy alır. Biz şunu görüyoruz ki bununla iktidar yalnızca seçimi kaybetmekle kalmayacak, Türkiye’de silinip gidecektir. Çünkü böyle bir zihniyeti Türk milleti taşıyamaz. Yani ulusal çıkarları korumakta bu kadar zayıf davranan, Türkiye’nin milli değer ve çıkarlarını korumak yerine; ülkemizi bir cemaat haline getirmeye çalışan, bir din devleti haline getirmeye çalışan bir iktidarı bu ülke taşıyamaz. Daha fazla taşıyamaz.”Biz değiştik.” Ye umutlar vererek seçimi kazandılar; ama işmdi halk gerçeği görüyor. Üstelik ekonomimiz perişan durumda, tarımın durumuna bakın, borsanın durumuna bakın. Vatandaş gerçekten büyük bir ızdırap içinde, perişan bir şekilde. Alt üst ettiler ekonomiyi.En başarılı oduklarını iddia ettikleri alan ekonomiydi. Başbakan diyor ki: “ Dünyadaki gelişmeler sonucunda bu borsadaki çalkantı oldu.” Peki dünyadaki gelişmeler bir tek Türkiye mi etkilendi? Kimse sormuyor. Bir gazeteci bile çıkıp demiyor ki : “ Efendim, Türkiye’den daha fazla zarar gören ülke oldu mu?” diye. Dünyadaki gelişmeler sonucunda hangi ülke Türkiye kadar etkilendi? Hangi ülkenin parası Türkiye’ninki kadar değer kaybetti? Bunu soruyor soruyor musunuz? Sormuyorsunuz. Niye? Çünkü Hükümeti kollayacaksınız, güç duruma düşürmeyeceksiniz.
Halk bire bir yaşıyor. Türk milletininin cebinden 60 milyar dolar çıktı. 60 milyar dolar daha fazla borç ödeyeceğiz. Niçin böyle? Çünkü ekonomiyi kötü yönettiniz. Dünyadaki gelişmelerin arkasına saklanmayın. Çünkü eğer öyle olsaydı, bütün dünya ülkeleri aynı durumda olurdu. Onlarda olmuyor, yalnızca bizde oluyor. Borsa 44 binden 34 bine iniyor ve sonra diyorsunuz ki bunlar geçicidir. Gerçekten olacak şeyler değil. Türkiye gerçekten kötü yönetiliyor. Bunun özü budur. Biz iyi niyetle, yapıcı muhalefet halinde hareket ettik. Yaklaşık
3 buçuk yıldan beri. Fakat görüyoruz ki bu Hükümetin iflah olması mümkün değildir. Bunların gerçekten Türkiye’nin çıkarlarına hizmet edecek bir çizgiye gelme imkanları kalmamıştır. Onun için halk, seçimlerde bunun gereğini yapacaktır.
Bu doğru değildir.Bakın biz her haftasonu ülkenin çeşitli illlerine, ilçelerine gidiyoruz. Konferanslar veriyoruz, toplantılara katılıyoruz. Halk, dış politikayla son derece ilgilidir. Yolsuzluklarla da ilgilidir. Bunları maalesef biraz kamuoyunu yanıltmak için yapıyorlar diye düşünüyorum. Bilmiyorum hangi şirket yapmıştır, niye yapmıştır, ne yapmıştır; ama bu gerçeği yansıtıyor.Türkiye’nin gerçeği bu değildir.
Hiç kuşkunuz olmasın. Daha iyi günler göreceğiz. Türkiye çok daha iyi bir iktidar yönetiminde bugünkünden çok daha yüksek bir duruma gelecektir. Kimsenin kuşkusu olmasın. Türkiye daha iyi günlere kavuşacaktır.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.