BBC Radyo – Türkiye’nin Ortadoğu Politikası Hakkında

 BBC- 6 TEMMUZ 2006

 Türkiye’nin bu konudaki yaklaşımını genel ilkelerimiz çerçevesinde değerlendirmek lazım. Türkiye Kitle İmha Silahlarının yayılmasına karşı, bununla ilgili antlaşmalara taraf. Bölgemizde bu silahların yayılmasını istemiyoruz, aynı zamanda bunların fırlatma vasıtalarının yaygınlaştırılması ve saldırı silahlarının ve füzelerinin geliştirilmesine de karşıyız. Fakat bunu yaparken bir iki şeye dikkat etmek lazım; birincisi Türkiye’nin bir arabulucu olmadığını bu konuda açıklıkla ortaya koymak lazım, zaten Amerikalılar da bunu söylüyor. Türkiye’nin burada yardımcı bir rol oynaması kuşkusuz faydalıdır, ama İran’ın politikasının oluşmasına Türkiye’nin ne kadar katkıda bulunabileceğini, ne kadar etkide bulunabileceğini tahmin etmek kolay değil. Öyle anlaşılıyor ki İran, uzun vadeli bir proje peşindedir ve bu konudaki çıkarları korumak için başka ülkelerin telkinleriyle değil, kendi tercihlerine göre hareket ediyor. Şimdiye kadar çeşitli ülkelerin girişimleri, baskıları ve yaptırım tehditleri İran’ı yolundan saptırmışa, caydırmışa pek benzemiyor. İran bu konuda biraz zaman kazanmaya çalıştığı izlenimini veriyor. “Ağustos ayının sonlarına doğru ancak  cevabımızı veririz” diyerek zaman kazanıyor, muhtemelen Batılıların, BM Güvenlik Konseyi üyeleri ile Almanya’nın önerilerini tartışmaya açacaktır. Türkiye’nin bu tartışmalar sırasında etkili bir rol oynayabilmesi bizce ilkeli politika izlemesiyle doğrudan doğruya ilgilidir. İran’ı da bu etkileme açısından önem taşıyabilir. İlkeli politikanın özü de bu silahları üreten Güvenlik Konseyi üyeleri hariç bütün ülkelere karşı  aynı kararlı tutumun sergilenmesidir. Yani bazı ülkelere karşı kuvvetli, tepkili, yaptırımları içeren bir politika; aynı silahı üreten başka ülkelere karşı sessiz kalmak, göz yummak bizim de başka ülkelerin de etkinliğini azaltır. Bizim savunduğumuz politika CHP olarak, bu konuda etkili politika izlenmesidir.
 Genel olarak yalnız İsrail değil; bakın Hindistan ve Pakistan bu silahları üreteceği zaman Amerika çok büyük tepki gösteriyordu. Fakat bu silahları ürettikten sonra tutumunda bir yumuşama görüyoruz. Daha anlayışlı, daha ölçülü bir politika izliyor. Bu tabii eğer aynı silahları üretmeye niyetli başka ülkeler varsa, onları biraz teşvik edebilir, en azından onların yeterince caydırılmasına katkıda bulunmaz. Yani bütün devletlere karşı ilkeli politika izleyeceksiniz, aynı kararlı tutumu sergileyeceksiniz veya bazı ülkeleri kayırır bazılarına karşı çıkan bir politika izlerseniz o zaman bunun sınırlı bir etki yapacağını kabul edeceksiniz.
 Şimdi bunun çaresi şeffaflıktır. Yani İran bu konuda şeffaf bir politika izlemelidir. Uluslar arası Atom Enerjisi Komisyonu ile yakın işbirliği yapmalıdır, tesislerini denetime açmalıdır. Yani eğer sadece elektrik enerjisi üretimi için nükleer enerjiye başvurmayı öngörüyorsa niçin bu kadar tartışma oluyor? Dünyada pek çok ülke nükleer enerjiyi elektrik üretimi amacıyla kullanıyor, onlar için böyle tartışma olmuyor. Niçin İran için böyle kuşkular ortaya çıkıyor? Bunda sadece uluslar arası toplumun aşırı kuşkucu yaklaşımı mı rol oynuyor yoksa İran’ın yeterince işbirliği yapmadığı izleniminin yaratılması mı rol oynuyor? Sayın dışişleri bakanının İran seyahatinde ne mesajı verdiğini kesin olarak kamuoyu tam bilmiyor. Ama eğer siz bu “tavşana kaç, tazıya tut politikası” izlerseniz o zaman tabi etkileme şansınız büsbütün azalır. Yani burada İran’ın bu konuda kuşku yaratmasının sebeplerinden biri yeterince şeffaf davranmamasıysa o zaman bizim İran’a yapacağımız telkin şeffaflık doğrultusunda olacaktır.
 Açıkça söylemek gerekirse Türkiye maalesef bir süreden beri bölgesinde eski etkinliğini pek hissettiremiyor. Evvelce bölgede daha çok sözü dinlenen etkili bir ülkeydi Türkiye. Fakat bir süreden beri gerek Irak konusunda olsun gerek İran ve Ortadoğu konusunda olsun eski etkinliğini sürdürdüğünü söyleyemeyiz. Bunun sebeplerinden biri de muhtemelen sözünü ettiğim ilkeli politikalar izlemekten kaçınmamamız ve Türkiye’nin izlediği temel politikaların arkasında yeterince güçlü bir biçimde durmamıştır bu hükümet zamanında, bizim gördüğümüz tablo budur. Eskiden mesela İran-Irak savaşında; İran’ın menfaatlerini Irak’ta biz koruyorduk, Irak’ın menfaatlerini İran’da biz koruyorduk, bunun dünya tarihinde bir örneği yok. Bu kadar itimat yaratan, sözü dinlenen bir ülkeydik. Ama buradaki koşullarda maalesef son yıllarda bu etkinliğimizin büyük ölçüde azaldığını itiraf etmek zorundayız.  
  Bunu biz isteriz, keşke itibarımız artsa ama ticari ilişkilerin artması, her zaman siyasi konularda da etkinliğin arttığı anlamına gelmiyor. Yani eğer Türkiye İran üzerinde etkili olabilse gayet tabii ki bu bölge dengeleri açısından, barışın ve istikrarın sağlanması açısından çok büyük fayda sağlar. Ama bunun işaretini göremiyoruz. Yani içeriği olmayan nezaket cümlelerinin ötesinde, Türkiye’nin İran’ın yönlendirilmesinde etkili bir rol oynadığının işaretini görmekte biz zorlanıyoruz.
 Amerika’nın açıklamalarına bakarsanız, Amerika’nın da Türkiye’yi bir arabulucu gibi görmediğini görüyoruz; yani Türkiye’nin biraz kendi kendini görevlendiren bir arabulucu rolüne soyunduğunu görüyoruz. Daha önce başka örneklerini de gördük, hükümetin Arap-İsrail ihtilafında da arabuluculuğa soyunduğunu fakat kimsenin ona bu görevi vermediğini de gördük. Türkiye’nin bu konularda daha etkin politika izlemesinin yollarından biri kendisinin bütün ülkelerle bölgede eşit mesafeye sahip olduğunu ortaya koymasıdır. Biz çok uzun yıllardan beri Ortadoğu politikasında bu dengeler sayesinde başarılı olduk hiç kimse bizim bu niyetimizden ve tarafsızlığımızdan kuşku duymadı. Ama şimdi Türkiye taraflardan birinin sözcüsü gibi kendini gösteriyor, bunun sakıncalarını görüyoruz. Türkiye bir yandan Amerika ve Batılı ülkelerle iyi ilişkiler yürütürken bir taraftan da bölge ülkeleri ve İsrail ile karşılıklı itimada dayanan ilişkiler sürdürmesini başarmıştı. Şimdi maalesef bunu tam başaramadığını görüyoruz.
 Yani tam öyle çıkmamıştı 1 Mart tezkeresini hükümetin meclise sunmuş olması en azından hükümet düzeyinde Türkiye’nin Amerika’nın çizgisinde, Amerika’nın askeri harekatına destek olma politikası izlediğini ortaya koymuştu. Bunu durduran meclisin kararı oldu. Yani hükümetin ve meclisin tavrı birbirinden farklıdır; hükümetin tavrı meclisin tam aksi olmuş ve bunu durduran da meclis olmuştur.
 Türkiye’nin ABD ile birlikte kabul ettiği stratejik ortak vizyon belgesine bakarsanız, Türkiye bu konuda Amerika’nın izleyeceği bütün politikaları izleyeceği, destekleyeceği anlamına geliyor. Yaptırımları da benimseyeceği anlamını da çıkarabilirsiniz iş eğer o noktaya gelirse. Bu Türkiye’nin  ulusal menfaatlerini nasıl etkiler,karşılığında İran Türkiye’ye karşı ne gibi tedbirler alabilir? Örneğin İran Türk kamyonlarının Orta Asya’ya geçiş yolunda çok önemli bir transit ülkesi, o da bunları engellerse ne yapacaksınız? Mal sevkıyatını engellerse ne yapacaksınız? Bütün bunların çok iyi düşünülüp planlanması lazım, dış politika zaten böyle bir planlama süreci ve mekanizması gerektirir. Sadece iyi niyetli beyanlarla, böyle içi boş demeçlerle, somut sonuç vermeyen ziyaretlerle fazla bir yere gidemezsiniz. Bütün bunları çok iyi planlamak lazım. Uzun yıllardan beri Türkiye’nin Ortadoğu politikasının başarısının en önemli nedeni çok ölçülü, dengeli ve bütün taraflara eşit mesafeli oluşuydu. Şimdi Türkiye daha farklı bir kulvara girmiş gözüküyor. Bunun da tabi bir nedeni vardır kuşkusuz.
 En azından hükümet bu izlenimi veriyor, hem İran hem de Irak konusunda şimdiye kadar izlenen politikalardan biraz saptığı izlenimini veriyor.
 İşte bunun için böyle stratejik işbirliği lafları etmeden iki kere düşünmek lazım. Amerika ile işbirliğini geliştirmek doğrudur, her türlü teması ve diyalogu geliştirmek doğrudur. Ama Türkiye’nin bir dümen suyu politikası izlediği izlenimini vermesi halinde bölgedeki etkinliği son derece azalır bunu görmek lazım.
 Bu çok üzüntü verici bir şey, bu büyük ölçüde Amerika’nın Irak politikasına bağlıdır. Biz Türk halkının ülke olarak Amerikan karşıtı olduğuna inanmıyoruz. Clinton döneminde mesela Amerika’ya büyük bir destek verdi. Ama bugün Irak politikası Türkiye’yi bu yöne sevk etmiştir. 
 Gayet tabii katmak zorunda ama kamuoyunu yönlendirmek için de hükümetin yapması gereken şeyler var. Amerika ile ilişkilerimizi sağlıklı, karşılıklı çıkarlara ve karşılıklı saygıya dayalı bir zemine oturttuğumuz zaman kamuoyunda bir Amerikan düşmanlığı görmezsiniz. Türkiye’nin bir dümen suyu politikası izlediği izlenimi ortaya çıkarsa tabii ki halkta da bunun tepkileri oluşur.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.