CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in ARTV’ye verdiği mülakat
26 Ekim 2007
Sunucu: TSK’ye terör örgütü mensuplarınca hain bir saldırı gerçekleşti ve 12 askerimiz maalesef şehit oldu. Bu saldırıyı artık terörle mücadelede bir dönüm noktası şeklinde yorumlayanlar oldu ve yurdun dört bir yanında ve KKTC’de teröre lanet mitingleri düzenlendi ve halk da artık bıkmış bir durumda. Bıçak kemiğe dayanmış bir durumda. Zaten teskere çıkmıştı ancak Hükümet “inşallah kullanmayız” şeklinde açıklama yaparak teskerenin henüz kullanılmayacağının mesajını vermişti ama bu olaylardan sonra zannediyorum ki üzerindeki baskı da artı. Ancak ABD ve AB ülkeleri sınır ötesi harekâta oldukça karşı ve sürekli beyanlarda bulunuyorlar ve diyalog yoluyla sorunların çözülmesi konusunu söylüyorlar. Sizin bu gelinen noktalara bakış açınız nedir efendim?
Öymen: Maalesef son beş yılda teröre verdiğimiz şehitlerin sayısında büyük bir artış var. 2002 yılında AKP iktidara geldiği yıl güvenlik gücü mensubu olarak 1 yılda 6 şehit vermiştik. Toplam sivil, asker, şehit ve yaralı sayısı 45 civarındaydı. Şimdi bu sayılar yaklaşık 15 katına çıkmıştır. Çok büyük artış var. Bu yılın yalnız ilk yedi ayındaki sivil ve asker şehit ve yaralı sayısı 470’i geçmiştir. Şimdi bu kadar ciddi bir durumla karşı karşıyayız.
Son olaylar gerçekten artık bardağın taştığını gösteriyor. Artık Türk halkının sabrı ve tahammülü kalmamıştır. İşte “siz sabredin. Biz Hükümet olarak elimizden geleni yapıyoruz” sözleri artık halkı tatmin etmiyor. Bütün Türkiye ayaktadır. Türkiye’nin, halkın bu büyük içten tepkisini kamuoyun gözünden saklamak için Hükümet bir yayın yasağı çıkartmış fakat bunu yaparken Ankara’da hâkimlerin olduğunu unutmuştur. Ve neticede bu son olaylar şunu göstermiştir ki, Hükümet artık istese de bu halk seli karşısında dayanamaz, duramaz. Bir şey yapmak zorunda. Buna rağmen görüyoruz ki, bu son Dağlıca saldırısından bu yana hala daha işi zamana yaymak, zaman kazanmak, işte bir takim söylemlerle vatandaşı tatmin etme yoluna gitmek, dış dünyaya karşı teskin edici mesajlar verme yolunu seçtiler. Başbakan dün Amerika’ya çatan bir takım sözler söyledi ama bu sözleri Amerikalılar muhtemelen Başbakanın iç politika amacıyla söylediği şeklinde değerlendirmişlerdir diye düşünüyoruz çünkü Milli Savunma Bakanı Amerikan Savunma Bakanı Gates’e farklı mesajlar vermiş. Ondan sonra Gates bir açıklama yapıyor “Türkiye’nin tek taraflı bir müdahale yapmayacağı izlenimini aldım, içim rahat etti” diyor. Şimdi öyle bir noktaya geldik ki, bir Amerikalı yetkili bu işlerin uzmanı olan bir zat benim de katıldığım bir televizyon programında diyor ki, “Türkiye bir şey yapacaksa da iç kamuoyunu tatmin etmek için yapmalıdır.” Yani terörü bitirmek için değil de mademki halk bu kadar artık beklenti içine girdi Türkiye’nin hiç bir şey yamaması da söz konusu değil. O zaman öyle bir şey yapın ki halk tatmin olsun ama teröristler de fazla zarara uğramasın manasında. Zaten kaybedilen zaman bizim açımızdan altın değerindedir. Bu süre içinde muhtemelen teröristler Türkiye’nin bir saldırısı karşısında nasıl korunacaklarını, nasıl saklanacaklarını, nereye kaçacaklarını tespit etmişlerdir belki de kaçmışlardır. Belki siz bütün bunlardan sonra bir harekât kararı alırsanız orada karşınızda boş kamplar da bulabilirsiniz. Bir takim yerleri işgal etseniz bile orada esas PKK’nın timlerini yönetim kadrosunu bulmanız ihtimali çok zayıftır. Onlar belki daha şimdiden Kuzey Irak’taki sivil halkın içine karışmışlardır.
Bütün mesele şudur: bu teröristlerle mücadele etmek Irak anayasasının 140. maddesine göre Irak hükümetinin görevidir. Irak bu görevini yapmıyor. Yapmadı ve yapacak gücü yok. Şimdi heyetler davet ediyoruz. Heyetler geliyor heyetler gidiyor. Öyle bir izlenim yaratılmaya çalışıyor ki, “ah işte şimdi anladılar Türkiye’nin ciddiyetini ve gerekli tedbirleri alacaklar.” İşin gerçeği şu ki, Irak Hükümeti istese bile Kuzey Irak’ta böyle bir güvenlik tedbiri alacak, teröristlerle mücadele edecek güce sahip değil. Gücü olsa kendini koruyacak. Bağdat’ı koruyacak. Bağdat’ı koruyacak gücü olmayan bir hükümet, doğru dürüst bir düzenli ordusu olmayan bir hükümet nasıl gidecek de Türkiye sınırındaki dağlarda PKK’yla mücadele edecek? Mümkün değil. Irak yapamıyorsa Amerika yapsın. Amerika’da buna niyetle olmadığını defalarca ortaya koydu. Amerikan yetkililerin yaptığı son açıklamalar daha dün Condoleezza Rice’ın ve Bağdat Büyükelçisinin açıklaması gösteriyor ki, Amerika’nın hala şu anda bile beklentisi Türkiye’nin oraya müdahale etmemesidir. Türkiye’yle Irak görüşsünler de çare bulsunlar diyor yani bu bir kara mizah örneği. Amerika Irak Hükümetinin bu işi yapamayacağını bilmiyor mu?
Neticede, benim gördüğüm kadarıyla, bu gelişmeler Türkiye açısından çok değerli bir zaman kaybına yol açmıştır. Bütün bu hazırlıkların, teskere de dâhil olmak üzere, çok daha önceden yapılması lazımdı. Askerlerin harekât planları zaten hazırdır eminim. İstihbarat hazırdır. Askeri birlikler zaten olmaları gereken yerlerde konuşlandırılmışlardır ve böyle bir saldırıdan sonra hemen düğmeye basıp gerekli tepkiyi, müdahaleyi Türkiye hemen yapabilmeliydi. Bu fırsatı maalesef kaçırdık. O zaman dünyaya izah etmek de çok daha kolay olurdu. Bir saldırıya anında cevap veriyorsunuz. Kim ne diyebilirdi? Üzerinden bu kadar zaman geçtikten sonra bunu yapmak daha da zorlaştı.
Sunucu: Sıcağı sıcağına bir gelişme var, terör konusuna tekrar döneceğim ama, CHP referandumun iptali için anayasa mahkemesine başvurmuş. Maddelerin iptali için mi başvurdunuz yoksa referandumun tamamının iptali için mi?
Öymen: Bunun ayrıntılarını kuşkusuz kamuoyuna açıklayacağız yalnız bu halk oylamasının yapılması birçok açıdan doğrudan doğruya bizim yasalarımıza aykırı biçimde gerçekleştirmiştir. Bir kere teknik açıdan bakacak olursanız sandık kurullarının en az 3 kişiden oluşması gerekiyor. Oysa biz Türkiye’nin birçok yerinde tespit ettik ki, sandık kurullarında 3 kişi yok. Ben kendim Bursa’da zabıt tuttum. Benim gittiğim 5–6 sandığın bulunduğu bir yerde 3 sandıkta sadece iki tane görevli var. Bir başkan ve bir memur. Hiçbir partinin temsilcisi yok. AKP’nin bile yok. Türkiye’nin her yerinde bunu tespit ettik. Bir kere usule aykırı. İkincisi: yasalarımızın ön gördüğü, emrettiği kurallara uyulmadı. Bu kurallardan bir tanesi şu: halkoyuna sunulacak metnin son şeklini alıp resmi gazetede yayınlanmasından sonra 40 günlük bir düşünce süresi var. Halka düşünce müddeti veriliyor. Bu verilmemiştir. Topu topu 4 gün bırakılmıştır. Buda yasaya aykırıdır. Ondan sonra hukukun temel ilkeleri bütün vatandaşların aynı metin üzerinde oy kullanmalarıdır. Oysa oylama daha Eylül ayının 11’inde başlamıştı sınır kapılarında. O vatandaşların onayına sunulan metin başka son defa yapılan referandumda sunulan metin başka. Bu arada bazı maddeler metinden çıkarıldı. Yani nereden bakarsanız bakın bu referandum hukukun temel ilkelerine aykırıdır. Onun için anayasa mahkemesine gittik. Ümit ediyoruz ki orada bu aksaklıklar ve bozukluklar yanlışlıklar tespit edilecektir. Daha pek çok şey söylenebilir bu referandumla ilgili. Bazı yerlerde çok dikkat çekici sonuçlar görüyoruz. Ancak totaliter ülkelerde görülebilecek gibi bazı illerimizde %96-97 oy. Böyle şeyler hiçbir demokratik ülkede görülmez. Türkiye ortalamasıyla kıyaslanmayacak sonuçlar çıkarsa bazı illerde o işte siz kuşku duyacaksınız referandumun yapılış tarzındaki objektiflikten. Biz referandumun bitme saatine yakın Bursa’da sandıkları gezdik 13.30-14.00 gibi, katılım 1/6. 300 kişilik sandıkta 50 kişi oy kullanmış. Ondan sonra bir de baktık ki, sonuçlar açıklandı %60’dan fazlası %70’i yakın oy kullanmış. Ne zaman kullandı bu insanlar? Yani herkes bekledi bekledi de son bir saatte mi kullandı? Yani bunlar kuşku doğrucu durumlardır. YSK maalesef benim kanaatimce iyi bir sınav verememiştir. Kendileri içinde de görüş ayrılıkları olduğu anlaşılıyor ki, bu referandumun yapılmasına ancak beşe karşı altı oyla karar verebilmişlerdir. Bu da gösteriyor ki bu herkesin içine sinen bir referandum olmamıştır. Ümit ediyoruz ki, anayasa mahkemesi bütün bu boyutlarıyla ve bizim sunduğumuz dilekçede dile getirdiğimiz başka unsurları da dikkate alarak bu referandumu iptal edecektir.
Sunucu: Başından beri bu referanduma zaten karşıydınız ama saydığınız şekil şartlarının oluşmamasından dolayı da Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açtınız; efendim az önce ilginç bir tespitte bulundunuz, %96 şeklinde referandumda “evet” oyu çıkan illerimiz var, zannediyorum Diyarbakır’dan bahsediyorsunuz, Güneydoğu Anadolu bölgemizde bir hayli var, tekrar terör olayına dönmek istiyorum, halkın terörden bıkıp hükümete karşı bir güveninin sunulması mıdır bu size göre?
Öymen: Zannetmiyorum, bizim gördüğümüz kadarıyla bir çok yerde bu referandum bir AKP DTP koalisyonu şeklinde ortaya çıkıyor, seçim sonuçlarıyla Güneydoğudaki bazı illerdeki alınan bu referandum sonuçlarını karşılaştırdığınız zaman görüyorsunuz ki AKP DTP dışındaki bütün partiler zaten bu referanduma karşı çıkmıştı ama AKP ve DTP’yi, bağımsızları destekleyenler buna oy vermişlerdir, niçin vermişlerdir bu da ayrıca tartışma konusu, ama AKP’nin DTP ile birlikte aynı düşünceyi savunuyor olması da yeterince düşündürücü olacaktır vatandaşlarımız için.
Sunucu: Sayın Öymen yurdun dört bir yanında protesto mitinglerinin düzenlendiğini söyledik, halk bu son olaylara bir hayli sert olarak tepkisini göstermeye başladı, hükümet tarafından sakin olun çağrısı yapılmaya başlandı halka, zannediyorum yanlış hareketler yapılmasından kaçınılmasını istiyor hükümet kanadı ancak bir yayın yasağı getirildi efendim, yaklaşık bir iki gün sürdü ve ertesi gün hemen Danıştay tarafından bu yasak kaldırıldı, bu yasağı nasıl değerlendirirsiniz?
Öymen: Evet bu bir utanç yasağıydı, demokratik ülkelerde böyle şeyler olmaz, öyle anlaşılıyor ki hükümetin özlemi Osmanlı İmparatorluğu’na geri dönmektir. Sansür rejimi Osmanlı İmparatorluğu’nun rejimidir Türkiye Cumhuriyeti’nin değil. Böyle yasaklar koymakla halkın tepkilerinin iç ve dış kamuoyuna duyurulmasını önlemeyi amaçladıysanız, bu boşuna bir hevestir, üstelik bu gibi yasaklar tersine teper, bu gibi durumlarda en büyük ve en güçlü gazete fısıltı gazetesi olur. Kulaktan kulağa rivayetler dolaşır asılsız haberler yayılır halkın içine ve bu son derece sakıncalıdır. Atatürk “Basın hürriyetinden doğan mahsurları gidermenin en etkili yolu bizatihi basın hürriyetidir.” demiş. O bakımdan basından, halktan korkmayacaksınız, gerçeklerin söylenmesinden yazılmasından korkmayacaksınız, gerçeklerin söylenmesinden yazılmasından korkmayacaksınız. Öyle anlaşılıyor ki bu protesto gösterilerinde vatandaşların bir bölümü hükümeti de eleştirmiştir, hükümete karşı sloganlar da atmıştır, belki hükümet en çok bundan rahatsız olmuştur, yoksa bu gösterilerin şiddet eylemlerine dönüşmesine biz de baştan beri karşıyız, karşı çıktık, bugün de karşıyız. Vatandaşların demokratik haklarını demokratik kurallara, yasalara uygun biçimde dile getirmelerini biz de arzu ediyoruz ama her halükarda yayın yasağı böyle durumları önlemenin yolu ve yöntemi değildir. Demokratik ülkelerde başvurulan bir yöntem değildir, bunu çok yadırgıyoruz. Bereket, Danıştay çok doğru, isabetli bir karar alarak Türkiye’yi böyle bir ayıptan kurtarmıştır.
Sunucu: Efendim terörün dış boyutuna bakmak gerekirse, kendisi terörden en büyük zarar gören insanlar ülkeler terörle mücadele edebilmek için bir ülkeyi bile işgal etmekten kaçınmazken aynı terör Türkiye’yi vurduğunda itidal çağrısında bulunabiliyorlar, Amerika Birleşik Devletleri’nden bahsediyorum, ancak dün Sayın Başbakan sizin de az önce sözlerinizde söylediğiniz gibi beklenmedik bir çıkış yaptı, hem ABD’yi hem de Türkiye’yi şaşırtan bir çıkış yaptı, “ABD sadece kendi düşüncesini söyleyebilir, bize operasyon yapın veya yapmayın şeklinde bir söylemde bulunamaz.” dedi, zannediyorum siz önceden anlaşılmış danışıklı dövüş şeklinde bir yorum yaptınız, biraz açar mısınız efendim?
Öymen: Evet, bu belli ki Türk kamuoyunu tatmine yöneliktir, yani Türk milletinin gerek teröre gerek terörü destekleyen veya terörü müsamaha eden ülkelere bu tepkisini gördükten sonra Türk hükümetinden beklentilerini gördükten sonra, Başbakanın başka türlü konuşması zaten mümkün değildi. Ama insana sormazlar mı siz 2003 yılında tezkereyi meclisten çıkardığınız zaman, Kuzey Irak’a asker gönderme yetkisini meclisten aldığınız zaman Amerika “Aman bunu yapmayın müdahale etmeyin asker kullanmayın” dediği zaman niçin göstermediniz bu tepkiyi? O zaman benim bildiğim kadarıyla 5 Kasım 2003 tarihinde Amerika’nın dışişleri bakanı Colin Powell o zamanki dışişleri bakanımız Sayın Abdullah Gül’e bir telefon ediyor bu konuda “yapmayın müdahale etmeyin” diye, o sırada hükümet bir ay önce çıkarmış bulunuyor tezkereyi; ertesi gün dışişleri sözcüsü açıklama yapıyor “Durumu yeniden değerlendirdik, yeni bir tavır sergiliyoruz” diye. Bunun anlamı müdahale etmeyeceğiz. Nitekim etmediler, iki kere yetki aldılar, ikisinde de kullanmadılar yetkiyi, en önemli sebebi de Amerika’nın müdahalesiydi, yapmayın demesiydi, o zaman niye karşı çıkamadınız? O zaman niye aldığınız yetkiyi kullanamadınız? Kullansaydınız belki o tarihten bu yana bu kadar fazla şehit vermeyecektik. Ama o zaman bu cesareti göstermediniz, dış baskılara boyun eğdiniz ve son zamanlara kadar, yani bu en son saldırılardan bir iki ay önce başbakan ne diyor? Efendim teröristlerin çoğu Türkiye’dedir, 3500 terörist var burada, Irak’ta topu topu 500 terörist var ki bu yanlış, yanlışlığını da birkaç gün sonra kendisi itiraf etti, onun için biz Irak’a gideceğimize Türkiye’deki teröristlerle uğraşalım demedi mi? Niçin böyle diyorsunuz, çünkü Amerika o tarihte size Kuzey Irak’a gitmeyin diyor, siz de rakamları çarpıtarak halka bu mesajı vermeye çalışıyorsunuz, ama fazla ileri gidemediler çünkü halk gerçekleri biliyordu, birkaç gün sonra düzelttiler. Sonra ne diyor başbakan, efendim NATO nasıl Afganistan’da teröristlerle mücadele ediyorsa Kuzey Irak’ta da etsin, NATO yapsın bu işi diyor. Farkında değil, NATO’nun en büyük gücü Amerika, 150.000 askeri var Irak’ta, kılını kıpırdatmıyor, bir tek terörist yakalamıyor, hangi NATO ülkesi yapacak bu işi? Belçika mı? Lüksembourg mu? Portekiz mi yapacak, Estonya mı yapacak bunu, kim yapacak? Yani bunlar gerçekçi olmayan şeyler. Sonra bu sözleri yuttular, bir daha tekrarlamadılar. Bu kadar meraklıysan NATO’nun desteğine, bir kere gidip NATO’ya girişimde bulundunuz mu bunun için? En son bu saldırıdan sonra NATO Savunma Bakanları toplantısı yapılıyor, Gündemin ana maddesi Afganistan’daki durum. En acil ihtiyaç Türkiye’nin ihtiyacı, en son en önemli saldırılar Türkiye’de yapılmış, bunu gündemin önemli maddesi haline bile getiremiyorsunuz. Ondan sonra kalkıp da Amerika bize karışmasın, on binlerce kilometre öteden geliyor da filan; coğrafya bilgisinin de biraz kıt olduğu anlaşılıyor başbakanın, on binlerce demek en az yirmi bin demek, oysa Amerika’nın bölgeye mesafesi sadece on bin kilometreden ibaret aşağı yukarı. Bunu da söyleyeyim, hiç düşünmeden konuştuğu için, doğru dürüst bilgi almadan incelemeden her söylediği lafın doğruluğu ne kadar geçerli olduğunu dikkate almadan konuştuğu için ağzına geleni söylüyor. PKKlıların elinde Amerikan tankları topları var dedi, Amerika tekzip etti, sonra ben bir yerden okumuştum, internetten okumuştum diyor. İnternet bilgisiyle bir başbakan demeç verir mi? Size hangi istihbarat biriminiz bu dağların tepesinde, mağaraların kovuklarında tanklar olduğunu söyledi? Böyle bir yere tank çıkarmak isteseniz çıkaramazsınız. O bakımdan yani bunlar gayri ciddi davranışlar. Ve terörle mücadele gibi bu kadar ciddi, bu kadar önemli, bu kadar hayati bir mesele böyle gayri ciddi davranışlarla sözlerle yürütülemez. Şimdi ne olacağını göreceğiz, ümit ediyoruz ki sonunda hükümet doğru yolu bulacaktır, doğru kararı alacaktır, müdahale kararını alacaktır ve o zaman biz de Türk Silahlı Kuvvetleri’ne gerçekten bu işte başarılar dileyeceğiz ve başarılı olacağından en küçük bir kuşkumuz yoktur, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin lügatinde yenilgi yoktur.
Sunucu: Maalesef efendim bu bahsettiğiniz konulardan dolayı da dış dünyada bir prestij kaybı söz konusu Türkiye’nin, ki yabancı basın Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın bu saldırıdan sonra Irak devlet başkanıyla görüşmesi, kendisine talepler sunması ve sayın başbakanın ve hükümetin teröre ilişkin, sınır ötesine ilişkin inşallah kullanmayız şeklinde açıklamaları Türkiye’nin artık bir sınır ötesi operasyon yapmayacağı anlamına geleceğini söylüyor. Dış basında bir prestij kaybı zannediyorum?
Öymen: Evet, Irak cumhurbaşkanı Talabani bir gün önce kalkıyor diyor ki biz bir tek PKKlı’yı bile iade etmeyiz, Türkiye’ye bir tek kedi bile vermeyiz; ertesi gün dışişleri bakanı Bağdat’a gidiyor Talabani ile görüşmek için. Kedi almaya mı gidiyorsunuz? Nedir ziyaretinizin maksadı? Size açıkça söylemiş, ondan sonra beyanat veriyorlar bu görüşmede Talabani bize söz verdi PKKlıları yakalayıp iade edeceklermiş diye. Ertesi sabah Talabani tekzip ediyor ben böyle bir şey söylemedim diye. Kendimizi ne duruma düşürüyoruz, değer mi? Ondan sonra Irak’tan heyet gelsinmiş, heyet geldi görüşülüyor falan, şunu düşünemiyorsunuz ki Irak hükümeti istese bile ki istediği çok kuşkulu, gidip de orada PKK’yla mücadele edecek güce sahip değil. Size söz verse ne anlamı var? PKK bürolarını kapatacağız diyor Irak başbakanı, Barzani diyor ki Burada PKK bürosu falan yok nereden çıkarıyor bunu, eğer gücü varsa gelsin kapatsın diyor, aralarında da böyle ilişkiler. Şimdi böyle bir ülkeyle iş yapıyorsunuz siz ve Amerika diyor ki size gidin onlarla anlaşın da PKK’yı öyle halledin. Siz ne iş yaparsınız orada? 150000 Amerikan askeri ne iş yapar? Siz Irak’taki bütün terör örgütlerine böyle mi davranıyorsunuz? Bakın Amerika’nın “şeytan devleti” dediği İran’a yönelik olarak Irak’ta konuşlanmış bir terör örgütü var, adı “Halkın Mücahitleri”. Ne yaptı Amerika bu örgüte biliyor musunuz? Bunların hepsini topladı, silahlarını ellerinden aldı hepsini bir kampa yerleştirdi ve şimdi bu örgütün Irak’a saldırısına mani oldu. Nasıl iş? Bunu yapacaksınız fakat kendi müttefikiniz Türkiye’ye yönelik saldırıyı durduramayacaksınız, PKK’ya bir şey yapamayacaksınız. Daha da garibi, PKK’nın bir kardeş kuruluşu var, bir elmanın iki yarısı gibi bunlar; PKK ve PEJAK. PEJAK’ın da karargâhı aynı yerde, komuta heyetinde de yine PKKlılar var PKK yöneticileri var, bunların amacı da İran’a saldırmak. Şimdi Amerika biliyor musunuz PKK’yı terör örgütü ilan etmesine rağmen PEJAK’ı henüz etmedi. Niçin etmedi acaba? Onun saldırdığı hedef dolayısıyla mı, başka bir sebebi mi var? Yani onlara mani olmuyorsunuz onlara saldırtıyorsunuz İran’a, fakat “Halkın Mücahitleri”ni enterne ediyorsunuz. Yani o kadar anlaşılamayacak şeyler var ki burada Türk devlet adamları, bakanları başbakanı bu insanlarla konuşurken bu soruları sormuyorlar mı? Amerikalılarla konuşurken bunları sormuyorlar mı? Yani gerçekten dehşet verici bir tabloyla karşı karşıyayız.
Sunucu: Anlaşılamayacak bir durum daha var efendim, PEJAK dediniz, İran’a saldıran bir terör örgütü, PKK’nın bir kolu, İran PEJAK’ın kamplarını bombalamak için Irak’ın kuzeyine girdi, operasyonunu yaptı ancak Türkiye’nin sınır ötesi operasyonuna karşı çıkıyor ve itidal, diyalog çağrısı yapabiliyor; İran neden böyle bir çağrı yapmış olabilir? Amerika Birleşik Devletleri’nden korktu desek?
Öymen: İran’ın tutumu başka türlü yorumlanabilir, İran bu saldırıları bir yıldır yapıyor, bombalama eylemlerini bir yıldır yapıyor kimse ağzını açmıyor, Amerika dâhil, Irak hükümeti dâhil, Barzani, Talabani dahil. Niçin? Çünkü İran’ın onların sözünü dinlemeyeceğini biliyorlar. İran diyor ki benim ülkeme yönelik bir saldırı var, pek çok şehit verdim bu yüzden ve buna karşı hareket yapmak benim hakkımdır diyor ve yapıyor. Sonuç ne olmuş biliyor musunuz? Saldırılar azalmış. PEJAK’ın saldırıları azalmış İran’a yönelik bu hava bombardımanlarının filan sonucunda. Ve siz bunu yapamıyorsunuz, yani İran’ın Türkiye’ye mesajı nedir, İran’ın Türkiye’ye şimdiye kadar verdiği mesajlar terör konusunda işbirliği mesajıdır, ne dereceye kadar samimidir ne dereceye kadar değildir bilemem. Ama yakın geçmişte bir çok PKK’lıyı yakalayıp Türkiye’ye iade ettiklerini biliyoruz. Irak’tan bir tanesini iade etmediler ama İran’dan ettikleri oldu. O bakımdan İran’ın tutumuyla Irak’ın tutumu arasında bir fark olduğunu da bu vesileyle belirtebiliriz.
Sunucu: Efendim yavaş yavaş programımızın sonuna doğru geliyoruz ama şunu da sormak istiyorum size, ok yaydan çıktı mı efendim sınır ötesi operasyon konusunda size göre?
Öymen: Şimdi aslında hükümetin bundan sonra böyle bir operasyondan vazgeçmesi bana biraz zor geliyor. Şunun için; yani bu kadar b,yük zayiat verdikten sonra, halk bu kadar galeyana geldikten sonra hala kalkıp da Iraklılar bize söz verdiler bundan sonra çok ciddi tedbirler alacaklarmış biz de ne yapalım vazgeçtik bu işten derlerse kimseyi inandıramazlar. Çünkü daha dün gördük Irak liderleri cumhurbaşkanı dâhil Barzani dahil bir gün söylediklerinin tersini söylüyorlar ertesi gün. O bakımdan yani hangi sözlerine inanacaksınız? Şimdi bakın bunlar 1998 yılında Washington’da Amerika’yla bir anlaşma yaptılar, ekim ayında, bu anlaşmada bir taraftan kendi aralarındaki ihtilafı giderdiler Barzani ile Talabani, bir taraftan Amerika’yla işbirliğinin esaslarını tespit ettiler ama bir taraftan da yetkililerin o zaman açıkladığına göre PKK’yla mücadele etmeyi, PKK’yı bir terör örgütü olarak kabul etmeyi benimsediler. Ve ondan sonra 10 Kasım 1998’de Talabani bizzat geldi o zamanki başbakan yardımcısı Bülent Ecevit’i ziyaret etti ve Sayın Ecevit’e PKK’yla savaşacaklarını resmen bildirdi. Sonra ne oldu? Üzerinden bu kadar zaman geçti, 9 sene geçti şimdi ne diyorlar? PKK’nın terör örgütü olup olmadığını gelişmelere göre karar veririz. Yani savaşacağız dediler ve hatta savaştılar bir ara, 1995te 1996da 1997de; şimdi savaşmak bir yana PKK’yı terör örgütü olarak dahi ilan edemiyorlar.
Sunucu: Peki efendim Talabani’nin Barzani’nin bu kadar kendilerine güvenmelerinin altında yatan nedir?
Öymen: Çok açık, çünkü şunu görüyorlar ki Amerikalıların onlara ihtiyacı var. Arkalarını Amerika’ya dayamış vaziyetteler. Amerika’nın bölge istikrarı için bu Kürt aşiretlerine ihtiyacı var. Bölgede istikrara ihtiyacı var çünkü Irak petrolünün % 40ı buradan çıkıyor, ayrıca Amerika Irak’ı terk ederse belli ki birkaç tane tugayı Kuzey Irak’ta konuşlandıracaklar, o bölgede çatışma olmasın, Türk askeri olmasın istiyorlar. Amerika’nın kendi stratejik menfaatleri bunu gerektiriyor. Türkiye’ye yönelik terörist faaliyetler bunlarla mücadele ihtiyacı Amerika’nın diplomasisinde anlaşılan ön sıralarda yer almıyor. Ancak çok acil bir durum olunca Başkan Bush ilgileniyor filan. Başkan Bush bizim başbakanımızı kabul etmedi fakat ondan birkaç gün sonra Talabani’yi kabul etti. Bir sene önce Barzani’yi kabul etti, üstelik üniformasıyla. Düşünebiliyor musunuz? Bir de diyor ki Amerika Irak demokratik bir ülkedir. Demokratik bir ülkede bir ordu olur, Irak’ta üç ordu var, Sadr’ın ordusu hariç teröristlerin militanları filan hariç üç tane resmen Amerika’nın kabul ettiği ordu var. Böyle şey olur mu? Yani Irak’a girdiniz madem, orada silahsızlandıracaksınız bütün askeri güçleri. Ondan sonra kimsenin silah zoruyla siyasi iradesini dikte etmesine izin vermeyeceksiniz. Bunu yapmadılar. Yani bu gerçekten birçok açıdan düşündürücü bir tablodur. Bizim gördüğümüz kadarıyla bu işin böyle devam etmesi yalnız Türkiye’nin başına bir dert olmakla kalmaz terörizm dolayısıyla, aynı zamanda Türk Amerikan ilişkilerini zedeler, NATO’yu zedeler. Çünkü NATO üye ülkelerin ortak güvenlik çıkarlarını savunma çıkarlarını korumak için oluşturulmuş bir örgüttür, bir NATO ülkesi başka bir NATO ülkesine yönelik terörist saldırıları kendisinin 150000 asker bulundurduğu ülkeden yönlendirilmesine göz yumuyorsa buna bir şey demiyorsa ve o müttefik ülkenin kendini korumasına karşı çıkıyorsa burada NATO açısından düşündürücü bir durum var demektir. Bu böyle devam edemez, dünyada bunun bir örneği yoktur. Dünyada hiçbir yerde bir terör örgütü olacak ama bir güvenlik gücü olmayacak onunla mücadele etmekle görevli, böyle bir şey yok. Hiçbir yerde bunun örneği yok. Bir tek Kuzey Irak’ta var, bu da Türkiye’nin başına çok büyük bir dert açıyor ve Türk askerlerini şehit veriyoruz, büyük şehirlerde bombalar patlatıyorlar, demiryollarına mayınlar döşüyorlar, bunu sineye çekemeyiz. Ve tehdit ediyor bir taraftan da Kuzey Iraklılar; dün Talabani’nin oğlu Türkiye operasyon yaparsa Türkiye’yi baştan başa yakarız diye tehditler savuruyor düşünebiliyor musunuz? Nereden alıyorlar bu cesareti bu cüreti? Amerika’nın oradaki askeri mevcudiyeti yok iken böyle laflar söyleyebiliyorlar mıydı? Demek ki Amerika’nın mevcudiyeti onlara bu cesareti veriyor.
Sunucu: Sayın Öymen son olarak Habur sınır kapısının kapatılması söz konusu ve alternatif sınır kapılarının açılması söz konusu; bunu da kısaca değerlendirelim.
Öymen: Evet, yani bu çok geç kalınmış bir adımdır, Sayın Gül 2006 yılının eylül ayında dedi ki yine böyle saldırılar olunca “Bizim sabrımızı taşırmasınlar, elektriklerini keseriz, petrollerini keseriz mazot göndermeyiz”. Biz o zaman dedik ki Sayın Gül’ün sabrının tükenmesi için acaba daha kaç şehit vermemiz gerekecek? Anladık şimdi kaç şehit vermemiz gerektiğini. Bu vatan evlatları şehit olmadan bu tedbirleri alsaydık belki daha etkili olurduk, belki bu arkadaşlarımızı, bu insanlarımızı kurtarabilirdik. Bu askerlerimizi kurtarabilirdik. Ne yazık ki bu tedbirleri alamadılar. Şimdi üstelik Türk vatandaşına sattığı elektriği yarı fiyatına satıyor, bu cömertlik nereden kaynaklanıyor? Kim size bu telkinlerde bulunuyor? Bunları niye kabul ediyorsunuz nasıl bir iştir bu? Şimdi Türkiye’nin elinde bu kadar önemli kozlar olacak, manivelalar olacak, bunların hiçbirini kullanmayacaksınız yıllardan beri, oradaki aşiret liderlerinin hakaretlerini sineye çekeceksiniz, teröristlerin saldırılarını sineye çekeceksiniz; artık bıçak kemiğe dayanınca acaba ne yapsak diye düşünmeye başlayacaksınız. Çok geç ve çok az yapılanlar. Bütün bunlardan sonra şunu söyleyeyim; bizim teröre karşı tavrımızı Kürt asıllı vatandaşlarımıza veya Kuzey Irak’taki Kürtlere karşı bir tavır gibi değerlendirmeye çalışıyorlar; bu son derece yanlıştır. Biz Kürt vatandaşlarımızı birinci sınıf insanlar olarak görürüz diğer vatandaşlarımızı gibi. Hiçbir ayrım yapmayız. Onların haklarını çıkarlarını sonuna kadar savunuruz, teröristleri karşımıza alırız, teröristlerden nefret ederiz Kürtleri severiz Genel Başkanın dediği gibi. Aynı şey Kuzey Irak’ta yaşayan Kürt asıllı insanlar için de geçerlidir, bizim onlara karşı hiçbir olumsuz düşüncemiz yok, ama onların içinden veya onların yaşadığı coğrafi bölgede bir terör örgütü çıkar da Türkiye’ye sürekli saldırılarda bulunursa ve oradaki yerel liderler de hiçbir şey yapamazlarsa gayet tabii ki söyleyecek sözümüz olur. Yani Başkan Bush’un bir sözü ile bitireyim, 11 Eylül saldırılarından sonra Başkan Bush dünya devletlerine çağrıda bulundu, ya bizden yanasınız ya teröristlerden yanasınız. Gri sahamız yoktur. Şimdi biz de Amerika’ya, Irak’a, Barzani’ye, Talabani’ye ve ilgili diğer devletlere aynı şeyi söylüyoruz ya bizden yanasınız ya teröristlerden yanasınız, bizim de gri sahamız yoktur.
Sunucu: Çok teşekkür ediyorum değerli yorumlarınızdan dolayı.
ART – Terör, Sınır Ötesi Operasyon ve 21 Ekim Referandumu Hakkında
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in ARTV’ye verdiği mülakat
26 Ekim 2007
Sunucu: TSK’ye terör örgütü mensuplarınca hain bir saldırı gerçekleşti ve 12 askerimiz maalesef şehit oldu. Bu saldırıyı artık terörle mücadelede bir dönüm noktası şeklinde yorumlayanlar oldu ve yurdun dört bir yanında ve KKTC’de teröre lanet mitingleri düzenlendi ve halk da artık bıkmış bir durumda. Bıçak kemiğe dayanmış bir durumda. Zaten teskere çıkmıştı ancak Hükümet “inşallah kullanmayız” şeklinde açıklama yaparak teskerenin henüz kullanılmayacağının mesajını vermişti ama bu olaylardan sonra zannediyorum ki üzerindeki baskı da artı. Ancak ABD ve AB ülkeleri sınır ötesi harekâta oldukça karşı ve sürekli beyanlarda bulunuyorlar ve diyalog yoluyla sorunların çözülmesi konusunu söylüyorlar. Sizin bu gelinen noktalara bakış açınız nedir efendim?
Öymen: Maalesef son beş yılda teröre verdiğimiz şehitlerin sayısında büyük bir artış var. 2002 yılında AKP iktidara geldiği yıl güvenlik gücü mensubu olarak 1 yılda 6 şehit vermiştik. Toplam sivil, asker, şehit ve yaralı sayısı 45 civarındaydı. Şimdi bu sayılar yaklaşık 15 katına çıkmıştır. Çok büyük artış var. Bu yılın yalnız ilk yedi ayındaki sivil ve asker şehit ve yaralı sayısı 470’i geçmiştir. Şimdi bu kadar ciddi bir durumla karşı karşıyayız.
Son olaylar gerçekten artık bardağın taştığını gösteriyor. Artık Türk halkının sabrı ve tahammülü kalmamıştır. İşte “siz sabredin. Biz Hükümet olarak elimizden geleni yapıyoruz” sözleri artık halkı tatmin etmiyor. Bütün Türkiye ayaktadır. Türkiye’nin, halkın bu büyük içten tepkisini kamuoyun gözünden saklamak için Hükümet bir yayın yasağı çıkartmış fakat bunu yaparken Ankara’da hâkimlerin olduğunu unutmuştur. Ve neticede bu son olaylar şunu göstermiştir ki, Hükümet artık istese de bu halk seli karşısında dayanamaz, duramaz. Bir şey yapmak zorunda. Buna rağmen görüyoruz ki, bu son Dağlıca saldırısından bu yana hala daha işi zamana yaymak, zaman kazanmak, işte bir takim söylemlerle vatandaşı tatmin etme yoluna gitmek, dış dünyaya karşı teskin edici mesajlar verme yolunu seçtiler. Başbakan dün Amerika’ya çatan bir takım sözler söyledi ama bu sözleri Amerikalılar muhtemelen Başbakanın iç politika amacıyla söylediği şeklinde değerlendirmişlerdir diye düşünüyoruz çünkü Milli Savunma Bakanı Amerikan Savunma Bakanı Gates’e farklı mesajlar vermiş. Ondan sonra Gates bir açıklama yapıyor “Türkiye’nin tek taraflı bir müdahale yapmayacağı izlenimini aldım, içim rahat etti” diyor. Şimdi öyle bir noktaya geldik ki, bir Amerikalı yetkili bu işlerin uzmanı olan bir zat benim de katıldığım bir televizyon programında diyor ki, “Türkiye bir şey yapacaksa da iç kamuoyunu tatmin etmek için yapmalıdır.” Yani terörü bitirmek için değil de mademki halk bu kadar artık beklenti içine girdi Türkiye’nin hiç bir şey yamaması da söz konusu değil. O zaman öyle bir şey yapın ki halk tatmin olsun ama teröristler de fazla zarara uğramasın manasında. Zaten kaybedilen zaman bizim açımızdan altın değerindedir. Bu süre içinde muhtemelen teröristler Türkiye’nin bir saldırısı karşısında nasıl korunacaklarını, nasıl saklanacaklarını, nereye kaçacaklarını tespit etmişlerdir belki de kaçmışlardır. Belki siz bütün bunlardan sonra bir harekât kararı alırsanız orada karşınızda boş kamplar da bulabilirsiniz. Bir takim yerleri işgal etseniz bile orada esas PKK’nın timlerini yönetim kadrosunu bulmanız ihtimali çok zayıftır. Onlar belki daha şimdiden Kuzey Irak’taki sivil halkın içine karışmışlardır.
Bütün mesele şudur: bu teröristlerle mücadele etmek Irak anayasasının 140. maddesine göre Irak hükümetinin görevidir. Irak bu görevini yapmıyor. Yapmadı ve yapacak gücü yok. Şimdi heyetler davet ediyoruz. Heyetler geliyor heyetler gidiyor. Öyle bir izlenim yaratılmaya çalışıyor ki, “ah işte şimdi anladılar Türkiye’nin ciddiyetini ve gerekli tedbirleri alacaklar.” İşin gerçeği şu ki, Irak Hükümeti istese bile Kuzey Irak’ta böyle bir güvenlik tedbiri alacak, teröristlerle mücadele edecek güce sahip değil. Gücü olsa kendini koruyacak. Bağdat’ı koruyacak. Bağdat’ı koruyacak gücü olmayan bir hükümet, doğru dürüst bir düzenli ordusu olmayan bir hükümet nasıl gidecek de Türkiye sınırındaki dağlarda PKK’yla mücadele edecek? Mümkün değil. Irak yapamıyorsa Amerika yapsın. Amerika’da buna niyetle olmadığını defalarca ortaya koydu. Amerikan yetkililerin yaptığı son açıklamalar daha dün Condoleezza Rice’ın ve Bağdat Büyükelçisinin açıklaması gösteriyor ki, Amerika’nın hala şu anda bile beklentisi Türkiye’nin oraya müdahale etmemesidir. Türkiye’yle Irak görüşsünler de çare bulsunlar diyor yani bu bir kara mizah örneği. Amerika Irak Hükümetinin bu işi yapamayacağını bilmiyor mu?
Neticede, benim gördüğüm kadarıyla, bu gelişmeler Türkiye açısından çok değerli bir zaman kaybına yol açmıştır. Bütün bu hazırlıkların, teskere de dâhil olmak üzere, çok daha önceden yapılması lazımdı. Askerlerin harekât planları zaten hazırdır eminim. İstihbarat hazırdır. Askeri birlikler zaten olmaları gereken yerlerde konuşlandırılmışlardır ve böyle bir saldırıdan sonra hemen düğmeye basıp gerekli tepkiyi, müdahaleyi Türkiye hemen yapabilmeliydi. Bu fırsatı maalesef kaçırdık. O zaman dünyaya izah etmek de çok daha kolay olurdu. Bir saldırıya anında cevap veriyorsunuz. Kim ne diyebilirdi? Üzerinden bu kadar zaman geçtikten sonra bunu yapmak daha da zorlaştı.
Sunucu: Sıcağı sıcağına bir gelişme var, terör konusuna tekrar döneceğim ama, CHP referandumun iptali için anayasa mahkemesine başvurmuş. Maddelerin iptali için mi başvurdunuz yoksa referandumun tamamının iptali için mi?
Öymen: Bunun ayrıntılarını kuşkusuz kamuoyuna açıklayacağız yalnız bu halk oylamasının yapılması birçok açıdan doğrudan doğruya bizim yasalarımıza aykırı biçimde gerçekleştirmiştir. Bir kere teknik açıdan bakacak olursanız sandık kurullarının en az 3 kişiden oluşması gerekiyor. Oysa biz Türkiye’nin birçok yerinde tespit ettik ki, sandık kurullarında 3 kişi yok. Ben kendim Bursa’da zabıt tuttum. Benim gittiğim 5–6 sandığın bulunduğu bir yerde 3 sandıkta sadece iki tane görevli var. Bir başkan ve bir memur. Hiçbir partinin temsilcisi yok. AKP’nin bile yok. Türkiye’nin her yerinde bunu tespit ettik. Bir kere usule aykırı. İkincisi: yasalarımızın ön gördüğü, emrettiği kurallara uyulmadı. Bu kurallardan bir tanesi şu: halkoyuna sunulacak metnin son şeklini alıp resmi gazetede yayınlanmasından sonra 40 günlük bir düşünce süresi var. Halka düşünce müddeti veriliyor. Bu verilmemiştir. Topu topu 4 gün bırakılmıştır. Buda yasaya aykırıdır. Ondan sonra hukukun temel ilkeleri bütün vatandaşların aynı metin üzerinde oy kullanmalarıdır. Oysa oylama daha Eylül ayının 11’inde başlamıştı sınır kapılarında. O vatandaşların onayına sunulan metin başka son defa yapılan referandumda sunulan metin başka. Bu arada bazı maddeler metinden çıkarıldı. Yani nereden bakarsanız bakın bu referandum hukukun temel ilkelerine aykırıdır. Onun için anayasa mahkemesine gittik. Ümit ediyoruz ki orada bu aksaklıklar ve bozukluklar yanlışlıklar tespit edilecektir. Daha pek çok şey söylenebilir bu referandumla ilgili. Bazı yerlerde çok dikkat çekici sonuçlar görüyoruz. Ancak totaliter ülkelerde görülebilecek gibi bazı illerimizde %96-97 oy. Böyle şeyler hiçbir demokratik ülkede görülmez. Türkiye ortalamasıyla kıyaslanmayacak sonuçlar çıkarsa bazı illerde o işte siz kuşku duyacaksınız referandumun yapılış tarzındaki objektiflikten. Biz referandumun bitme saatine yakın Bursa’da sandıkları gezdik 13.30-14.00 gibi, katılım 1/6. 300 kişilik sandıkta 50 kişi oy kullanmış. Ondan sonra bir de baktık ki, sonuçlar açıklandı %60’dan fazlası %70’i yakın oy kullanmış. Ne zaman kullandı bu insanlar? Yani herkes bekledi bekledi de son bir saatte mi kullandı? Yani bunlar kuşku doğrucu durumlardır. YSK maalesef benim kanaatimce iyi bir sınav verememiştir. Kendileri içinde de görüş ayrılıkları olduğu anlaşılıyor ki, bu referandumun yapılmasına ancak beşe karşı altı oyla karar verebilmişlerdir. Bu da gösteriyor ki bu herkesin içine sinen bir referandum olmamıştır. Ümit ediyoruz ki, anayasa mahkemesi bütün bu boyutlarıyla ve bizim sunduğumuz dilekçede dile getirdiğimiz başka unsurları da dikkate alarak bu referandumu iptal edecektir.
Sunucu: Başından beri bu referanduma zaten karşıydınız ama saydığınız şekil şartlarının oluşmamasından dolayı da Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açtınız; efendim az önce ilginç bir tespitte bulundunuz, %96 şeklinde referandumda “evet” oyu çıkan illerimiz var, zannediyorum Diyarbakır’dan bahsediyorsunuz, Güneydoğu Anadolu bölgemizde bir hayli var, tekrar terör olayına dönmek istiyorum, halkın terörden bıkıp hükümete karşı bir güveninin sunulması mıdır bu size göre?
Öymen: Zannetmiyorum, bizim gördüğümüz kadarıyla bir çok yerde bu referandum bir AKP DTP koalisyonu şeklinde ortaya çıkıyor, seçim sonuçlarıyla Güneydoğudaki bazı illerdeki alınan bu referandum sonuçlarını karşılaştırdığınız zaman görüyorsunuz ki AKP DTP dışındaki bütün partiler zaten bu referanduma karşı çıkmıştı ama AKP ve DTP’yi, bağımsızları destekleyenler buna oy vermişlerdir, niçin vermişlerdir bu da ayrıca tartışma konusu, ama AKP’nin DTP ile birlikte aynı düşünceyi savunuyor olması da yeterince düşündürücü olacaktır vatandaşlarımız için.
Sunucu: Sayın Öymen yurdun dört bir yanında protesto mitinglerinin düzenlendiğini söyledik, halk bu son olaylara bir hayli sert olarak tepkisini göstermeye başladı, hükümet tarafından sakin olun çağrısı yapılmaya başlandı halka, zannediyorum yanlış hareketler yapılmasından kaçınılmasını istiyor hükümet kanadı ancak bir yayın yasağı getirildi efendim, yaklaşık bir iki gün sürdü ve ertesi gün hemen Danıştay tarafından bu yasak kaldırıldı, bu yasağı nasıl değerlendirirsiniz?
Öymen: Evet bu bir utanç yasağıydı, demokratik ülkelerde böyle şeyler olmaz, öyle anlaşılıyor ki hükümetin özlemi Osmanlı İmparatorluğu’na geri dönmektir. Sansür rejimi Osmanlı İmparatorluğu’nun rejimidir Türkiye Cumhuriyeti’nin değil. Böyle yasaklar koymakla halkın tepkilerinin iç ve dış kamuoyuna duyurulmasını önlemeyi amaçladıysanız, bu boşuna bir hevestir, üstelik bu gibi yasaklar tersine teper, bu gibi durumlarda en büyük ve en güçlü gazete fısıltı gazetesi olur. Kulaktan kulağa rivayetler dolaşır asılsız haberler yayılır halkın içine ve bu son derece sakıncalıdır. Atatürk “Basın hürriyetinden doğan mahsurları gidermenin en etkili yolu bizatihi basın hürriyetidir.” demiş. O bakımdan basından, halktan korkmayacaksınız, gerçeklerin söylenmesinden yazılmasından korkmayacaksınız, gerçeklerin söylenmesinden yazılmasından korkmayacaksınız. Öyle anlaşılıyor ki bu protesto gösterilerinde vatandaşların bir bölümü hükümeti de eleştirmiştir, hükümete karşı sloganlar da atmıştır, belki hükümet en çok bundan rahatsız olmuştur, yoksa bu gösterilerin şiddet eylemlerine dönüşmesine biz de baştan beri karşıyız, karşı çıktık, bugün de karşıyız. Vatandaşların demokratik haklarını demokratik kurallara, yasalara uygun biçimde dile getirmelerini biz de arzu ediyoruz ama her halükarda yayın yasağı böyle durumları önlemenin yolu ve yöntemi değildir. Demokratik ülkelerde başvurulan bir yöntem değildir, bunu çok yadırgıyoruz. Bereket, Danıştay çok doğru, isabetli bir karar alarak Türkiye’yi böyle bir ayıptan kurtarmıştır.
Sunucu: Efendim terörün dış boyutuna bakmak gerekirse, kendisi terörden en büyük zarar gören insanlar ülkeler terörle mücadele edebilmek için bir ülkeyi bile işgal etmekten kaçınmazken aynı terör Türkiye’yi vurduğunda itidal çağrısında bulunabiliyorlar, Amerika Birleşik Devletleri’nden bahsediyorum, ancak dün Sayın Başbakan sizin de az önce sözlerinizde söylediğiniz gibi beklenmedik bir çıkış yaptı, hem ABD’yi hem de Türkiye’yi şaşırtan bir çıkış yaptı, “ABD sadece kendi düşüncesini söyleyebilir, bize operasyon yapın veya yapmayın şeklinde bir söylemde bulunamaz.” dedi, zannediyorum siz önceden anlaşılmış danışıklı dövüş şeklinde bir yorum yaptınız, biraz açar mısınız efendim?
Öymen: Evet, bu belli ki Türk kamuoyunu tatmine yöneliktir, yani Türk milletinin gerek teröre gerek terörü destekleyen veya terörü müsamaha eden ülkelere bu tepkisini gördükten sonra Türk hükümetinden beklentilerini gördükten sonra, Başbakanın başka türlü konuşması zaten mümkün değildi. Ama insana sormazlar mı siz 2003 yılında tezkereyi meclisten çıkardığınız zaman, Kuzey Irak’a asker gönderme yetkisini meclisten aldığınız zaman Amerika “Aman bunu yapmayın müdahale etmeyin asker kullanmayın” dediği zaman niçin göstermediniz bu tepkiyi? O zaman benim bildiğim kadarıyla 5 Kasım 2003 tarihinde Amerika’nın dışişleri bakanı Colin Powell o zamanki dışişleri bakanımız Sayın Abdullah Gül’e bir telefon ediyor bu konuda “yapmayın müdahale etmeyin” diye, o sırada hükümet bir ay önce çıkarmış bulunuyor tezkereyi; ertesi gün dışişleri sözcüsü açıklama yapıyor “Durumu yeniden değerlendirdik, yeni bir tavır sergiliyoruz” diye. Bunun anlamı müdahale etmeyeceğiz. Nitekim etmediler, iki kere yetki aldılar, ikisinde de kullanmadılar yetkiyi, en önemli sebebi de Amerika’nın müdahalesiydi, yapmayın demesiydi, o zaman niye karşı çıkamadınız? O zaman niye aldığınız yetkiyi kullanamadınız? Kullansaydınız belki o tarihten bu yana bu kadar fazla şehit vermeyecektik. Ama o zaman bu cesareti göstermediniz, dış baskılara boyun eğdiniz ve son zamanlara kadar, yani bu en son saldırılardan bir iki ay önce başbakan ne diyor? Efendim teröristlerin çoğu Türkiye’dedir, 3500 terörist var burada, Irak’ta topu topu 500 terörist var ki bu yanlış, yanlışlığını da birkaç gün sonra kendisi itiraf etti, onun için biz Irak’a gideceğimize Türkiye’deki teröristlerle uğraşalım demedi mi? Niçin böyle diyorsunuz, çünkü Amerika o tarihte size Kuzey Irak’a gitmeyin diyor, siz de rakamları çarpıtarak halka bu mesajı vermeye çalışıyorsunuz, ama fazla ileri gidemediler çünkü halk gerçekleri biliyordu, birkaç gün sonra düzelttiler. Sonra ne diyor başbakan, efendim NATO nasıl Afganistan’da teröristlerle mücadele ediyorsa Kuzey Irak’ta da etsin, NATO yapsın bu işi diyor. Farkında değil, NATO’nun en büyük gücü Amerika, 150.000 askeri var Irak’ta, kılını kıpırdatmıyor, bir tek terörist yakalamıyor, hangi NATO ülkesi yapacak bu işi? Belçika mı? Lüksembourg mu? Portekiz mi yapacak, Estonya mı yapacak bunu, kim yapacak? Yani bunlar gerçekçi olmayan şeyler. Sonra bu sözleri yuttular, bir daha tekrarlamadılar. Bu kadar meraklıysan NATO’nun desteğine, bir kere gidip NATO’ya girişimde bulundunuz mu bunun için? En son bu saldırıdan sonra NATO Savunma Bakanları toplantısı yapılıyor, Gündemin ana maddesi Afganistan’daki durum. En acil ihtiyaç Türkiye’nin ihtiyacı, en son en önemli saldırılar Türkiye’de yapılmış, bunu gündemin önemli maddesi haline bile getiremiyorsunuz. Ondan sonra kalkıp da Amerika bize karışmasın, on binlerce kilometre öteden geliyor da filan; coğrafya bilgisinin de biraz kıt olduğu anlaşılıyor başbakanın, on binlerce demek en az yirmi bin demek, oysa Amerika’nın bölgeye mesafesi sadece on bin kilometreden ibaret aşağı yukarı. Bunu da söyleyeyim, hiç düşünmeden konuştuğu için, doğru dürüst bilgi almadan incelemeden her söylediği lafın doğruluğu ne kadar geçerli olduğunu dikkate almadan konuştuğu için ağzına geleni söylüyor. PKKlıların elinde Amerikan tankları topları var dedi, Amerika tekzip etti, sonra ben bir yerden okumuştum, internetten okumuştum diyor. İnternet bilgisiyle bir başbakan demeç verir mi? Size hangi istihbarat biriminiz bu dağların tepesinde, mağaraların kovuklarında tanklar olduğunu söyledi? Böyle bir yere tank çıkarmak isteseniz çıkaramazsınız. O bakımdan yani bunlar gayri ciddi davranışlar. Ve terörle mücadele gibi bu kadar ciddi, bu kadar önemli, bu kadar hayati bir mesele böyle gayri ciddi davranışlarla sözlerle yürütülemez. Şimdi ne olacağını göreceğiz, ümit ediyoruz ki sonunda hükümet doğru yolu bulacaktır, doğru kararı alacaktır, müdahale kararını alacaktır ve o zaman biz de Türk Silahlı Kuvvetleri’ne gerçekten bu işte başarılar dileyeceğiz ve başarılı olacağından en küçük bir kuşkumuz yoktur, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin lügatinde yenilgi yoktur.
Sunucu: Maalesef efendim bu bahsettiğiniz konulardan dolayı da dış dünyada bir prestij kaybı söz konusu Türkiye’nin, ki yabancı basın Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın bu saldırıdan sonra Irak devlet başkanıyla görüşmesi, kendisine talepler sunması ve sayın başbakanın ve hükümetin teröre ilişkin, sınır ötesine ilişkin inşallah kullanmayız şeklinde açıklamaları Türkiye’nin artık bir sınır ötesi operasyon yapmayacağı anlamına geleceğini söylüyor. Dış basında bir prestij kaybı zannediyorum?
Öymen: Evet, Irak cumhurbaşkanı Talabani bir gün önce kalkıyor diyor ki biz bir tek PKKlı’yı bile iade etmeyiz, Türkiye’ye bir tek kedi bile vermeyiz; ertesi gün dışişleri bakanı Bağdat’a gidiyor Talabani ile görüşmek için. Kedi almaya mı gidiyorsunuz? Nedir ziyaretinizin maksadı? Size açıkça söylemiş, ondan sonra beyanat veriyorlar bu görüşmede Talabani bize söz verdi PKKlıları yakalayıp iade edeceklermiş diye. Ertesi sabah Talabani tekzip ediyor ben böyle bir şey söylemedim diye. Kendimizi ne duruma düşürüyoruz, değer mi? Ondan sonra Irak’tan heyet gelsinmiş, heyet geldi görüşülüyor falan, şunu düşünemiyorsunuz ki Irak hükümeti istese bile ki istediği çok kuşkulu, gidip de orada PKK’yla mücadele edecek güce sahip değil. Size söz verse ne anlamı var? PKK bürolarını kapatacağız diyor Irak başbakanı, Barzani diyor ki Burada PKK bürosu falan yok nereden çıkarıyor bunu, eğer gücü varsa gelsin kapatsın diyor, aralarında da böyle ilişkiler. Şimdi böyle bir ülkeyle iş yapıyorsunuz siz ve Amerika diyor ki size gidin onlarla anlaşın da PKK’yı öyle halledin. Siz ne iş yaparsınız orada? 150000 Amerikan askeri ne iş yapar? Siz Irak’taki bütün terör örgütlerine böyle mi davranıyorsunuz? Bakın Amerika’nın “şeytan devleti” dediği İran’a yönelik olarak Irak’ta konuşlanmış bir terör örgütü var, adı “Halkın Mücahitleri”. Ne yaptı Amerika bu örgüte biliyor musunuz? Bunların hepsini topladı, silahlarını ellerinden aldı hepsini bir kampa yerleştirdi ve şimdi bu örgütün Irak’a saldırısına mani oldu. Nasıl iş? Bunu yapacaksınız fakat kendi müttefikiniz Türkiye’ye yönelik saldırıyı durduramayacaksınız, PKK’ya bir şey yapamayacaksınız. Daha da garibi, PKK’nın bir kardeş kuruluşu var, bir elmanın iki yarısı gibi bunlar; PKK ve PEJAK. PEJAK’ın da karargâhı aynı yerde, komuta heyetinde de yine PKKlılar var PKK yöneticileri var, bunların amacı da İran’a saldırmak. Şimdi Amerika biliyor musunuz PKK’yı terör örgütü ilan etmesine rağmen PEJAK’ı henüz etmedi. Niçin etmedi acaba? Onun saldırdığı hedef dolayısıyla mı, başka bir sebebi mi var? Yani onlara mani olmuyorsunuz onlara saldırtıyorsunuz İran’a, fakat “Halkın Mücahitleri”ni enterne ediyorsunuz. Yani o kadar anlaşılamayacak şeyler var ki burada Türk devlet adamları, bakanları başbakanı bu insanlarla konuşurken bu soruları sormuyorlar mı? Amerikalılarla konuşurken bunları sormuyorlar mı? Yani gerçekten dehşet verici bir tabloyla karşı karşıyayız.
Sunucu: Anlaşılamayacak bir durum daha var efendim, PEJAK dediniz, İran’a saldıran bir terör örgütü, PKK’nın bir kolu, İran PEJAK’ın kamplarını bombalamak için Irak’ın kuzeyine girdi, operasyonunu yaptı ancak Türkiye’nin sınır ötesi operasyonuna karşı çıkıyor ve itidal, diyalog çağrısı yapabiliyor; İran neden böyle bir çağrı yapmış olabilir? Amerika Birleşik Devletleri’nden korktu desek?
Öymen: İran’ın tutumu başka türlü yorumlanabilir, İran bu saldırıları bir yıldır yapıyor, bombalama eylemlerini bir yıldır yapıyor kimse ağzını açmıyor, Amerika dâhil, Irak hükümeti dâhil, Barzani, Talabani dahil. Niçin? Çünkü İran’ın onların sözünü dinlemeyeceğini biliyorlar. İran diyor ki benim ülkeme yönelik bir saldırı var, pek çok şehit verdim bu yüzden ve buna karşı hareket yapmak benim hakkımdır diyor ve yapıyor. Sonuç ne olmuş biliyor musunuz? Saldırılar azalmış. PEJAK’ın saldırıları azalmış İran’a yönelik bu hava bombardımanlarının filan sonucunda. Ve siz bunu yapamıyorsunuz, yani İran’ın Türkiye’ye mesajı nedir, İran’ın Türkiye’ye şimdiye kadar verdiği mesajlar terör konusunda işbirliği mesajıdır, ne dereceye kadar samimidir ne dereceye kadar değildir bilemem. Ama yakın geçmişte bir çok PKK’lıyı yakalayıp Türkiye’ye iade ettiklerini biliyoruz. Irak’tan bir tanesini iade etmediler ama İran’dan ettikleri oldu. O bakımdan İran’ın tutumuyla Irak’ın tutumu arasında bir fark olduğunu da bu vesileyle belirtebiliriz.
Sunucu: Efendim yavaş yavaş programımızın sonuna doğru geliyoruz ama şunu da sormak istiyorum size, ok yaydan çıktı mı efendim sınır ötesi operasyon konusunda size göre?
Öymen: Şimdi aslında hükümetin bundan sonra böyle bir operasyondan vazgeçmesi bana biraz zor geliyor. Şunun için; yani bu kadar b,yük zayiat verdikten sonra, halk bu kadar galeyana geldikten sonra hala kalkıp da Iraklılar bize söz verdiler bundan sonra çok ciddi tedbirler alacaklarmış biz de ne yapalım vazgeçtik bu işten derlerse kimseyi inandıramazlar. Çünkü daha dün gördük Irak liderleri cumhurbaşkanı dâhil Barzani dahil bir gün söylediklerinin tersini söylüyorlar ertesi gün. O bakımdan yani hangi sözlerine inanacaksınız? Şimdi bakın bunlar 1998 yılında Washington’da Amerika’yla bir anlaşma yaptılar, ekim ayında, bu anlaşmada bir taraftan kendi aralarındaki ihtilafı giderdiler Barzani ile Talabani, bir taraftan Amerika’yla işbirliğinin esaslarını tespit ettiler ama bir taraftan da yetkililerin o zaman açıkladığına göre PKK’yla mücadele etmeyi, PKK’yı bir terör örgütü olarak kabul etmeyi benimsediler. Ve ondan sonra 10 Kasım 1998’de Talabani bizzat geldi o zamanki başbakan yardımcısı Bülent Ecevit’i ziyaret etti ve Sayın Ecevit’e PKK’yla savaşacaklarını resmen bildirdi. Sonra ne oldu? Üzerinden bu kadar zaman geçti, 9 sene geçti şimdi ne diyorlar? PKK’nın terör örgütü olup olmadığını gelişmelere göre karar veririz. Yani savaşacağız dediler ve hatta savaştılar bir ara, 1995te 1996da 1997de; şimdi savaşmak bir yana PKK’yı terör örgütü olarak dahi ilan edemiyorlar.
Sunucu: Peki efendim Talabani’nin Barzani’nin bu kadar kendilerine güvenmelerinin altında yatan nedir?
Öymen: Çok açık, çünkü şunu görüyorlar ki Amerikalıların onlara ihtiyacı var. Arkalarını Amerika’ya dayamış vaziyetteler. Amerika’nın bölge istikrarı için bu Kürt aşiretlerine ihtiyacı var. Bölgede istikrara ihtiyacı var çünkü Irak petrolünün % 40ı buradan çıkıyor, ayrıca Amerika Irak’ı terk ederse belli ki birkaç tane tugayı Kuzey Irak’ta konuşlandıracaklar, o bölgede çatışma olmasın, Türk askeri olmasın istiyorlar. Amerika’nın kendi stratejik menfaatleri bunu gerektiriyor. Türkiye’ye yönelik terörist faaliyetler bunlarla mücadele ihtiyacı Amerika’nın diplomasisinde anlaşılan ön sıralarda yer almıyor. Ancak çok acil bir durum olunca Başkan Bush ilgileniyor filan. Başkan Bush bizim başbakanımızı kabul etmedi fakat ondan birkaç gün sonra Talabani’yi kabul etti. Bir sene önce Barzani’yi kabul etti, üstelik üniformasıyla. Düşünebiliyor musunuz? Bir de diyor ki Amerika Irak demokratik bir ülkedir. Demokratik bir ülkede bir ordu olur, Irak’ta üç ordu var, Sadr’ın ordusu hariç teröristlerin militanları filan hariç üç tane resmen Amerika’nın kabul ettiği ordu var. Böyle şey olur mu? Yani Irak’a girdiniz madem, orada silahsızlandıracaksınız bütün askeri güçleri. Ondan sonra kimsenin silah zoruyla siyasi iradesini dikte etmesine izin vermeyeceksiniz. Bunu yapmadılar. Yani bu gerçekten birçok açıdan düşündürücü bir tablodur. Bizim gördüğümüz kadarıyla bu işin böyle devam etmesi yalnız Türkiye’nin başına bir dert olmakla kalmaz terörizm dolayısıyla, aynı zamanda Türk Amerikan ilişkilerini zedeler, NATO’yu zedeler. Çünkü NATO üye ülkelerin ortak güvenlik çıkarlarını savunma çıkarlarını korumak için oluşturulmuş bir örgüttür, bir NATO ülkesi başka bir NATO ülkesine yönelik terörist saldırıları kendisinin 150000 asker bulundurduğu ülkeden yönlendirilmesine göz yumuyorsa buna bir şey demiyorsa ve o müttefik ülkenin kendini korumasına karşı çıkıyorsa burada NATO açısından düşündürücü bir durum var demektir. Bu böyle devam edemez, dünyada bunun bir örneği yoktur. Dünyada hiçbir yerde bir terör örgütü olacak ama bir güvenlik gücü olmayacak onunla mücadele etmekle görevli, böyle bir şey yok. Hiçbir yerde bunun örneği yok. Bir tek Kuzey Irak’ta var, bu da Türkiye’nin başına çok büyük bir dert açıyor ve Türk askerlerini şehit veriyoruz, büyük şehirlerde bombalar patlatıyorlar, demiryollarına mayınlar döşüyorlar, bunu sineye çekemeyiz. Ve tehdit ediyor bir taraftan da Kuzey Iraklılar; dün Talabani’nin oğlu Türkiye operasyon yaparsa Türkiye’yi baştan başa yakarız diye tehditler savuruyor düşünebiliyor musunuz? Nereden alıyorlar bu cesareti bu cüreti? Amerika’nın oradaki askeri mevcudiyeti yok iken böyle laflar söyleyebiliyorlar mıydı? Demek ki Amerika’nın mevcudiyeti onlara bu cesareti veriyor.
Sunucu: Sayın Öymen son olarak Habur sınır kapısının kapatılması söz konusu ve alternatif sınır kapılarının açılması söz konusu; bunu da kısaca değerlendirelim.
Öymen: Evet, yani bu çok geç kalınmış bir adımdır, Sayın Gül 2006 yılının eylül ayında dedi ki yine böyle saldırılar olunca “Bizim sabrımızı taşırmasınlar, elektriklerini keseriz, petrollerini keseriz mazot göndermeyiz”. Biz o zaman dedik ki Sayın Gül’ün sabrının tükenmesi için acaba daha kaç şehit vermemiz gerekecek? Anladık şimdi kaç şehit vermemiz gerektiğini. Bu vatan evlatları şehit olmadan bu tedbirleri alsaydık belki daha etkili olurduk, belki bu arkadaşlarımızı, bu insanlarımızı kurtarabilirdik. Bu askerlerimizi kurtarabilirdik. Ne yazık ki bu tedbirleri alamadılar. Şimdi üstelik Türk vatandaşına sattığı elektriği yarı fiyatına satıyor, bu cömertlik nereden kaynaklanıyor? Kim size bu telkinlerde bulunuyor? Bunları niye kabul ediyorsunuz nasıl bir iştir bu? Şimdi Türkiye’nin elinde bu kadar önemli kozlar olacak, manivelalar olacak, bunların hiçbirini kullanmayacaksınız yıllardan beri, oradaki aşiret liderlerinin hakaretlerini sineye çekeceksiniz, teröristlerin saldırılarını sineye çekeceksiniz; artık bıçak kemiğe dayanınca acaba ne yapsak diye düşünmeye başlayacaksınız. Çok geç ve çok az yapılanlar. Bütün bunlardan sonra şunu söyleyeyim; bizim teröre karşı tavrımızı Kürt asıllı vatandaşlarımıza veya Kuzey Irak’taki Kürtlere karşı bir tavır gibi değerlendirmeye çalışıyorlar; bu son derece yanlıştır. Biz Kürt vatandaşlarımızı birinci sınıf insanlar olarak görürüz diğer vatandaşlarımızı gibi. Hiçbir ayrım yapmayız. Onların haklarını çıkarlarını sonuna kadar savunuruz, teröristleri karşımıza alırız, teröristlerden nefret ederiz Kürtleri severiz Genel Başkanın dediği gibi. Aynı şey Kuzey Irak’ta yaşayan Kürt asıllı insanlar için de geçerlidir, bizim onlara karşı hiçbir olumsuz düşüncemiz yok, ama onların içinden veya onların yaşadığı coğrafi bölgede bir terör örgütü çıkar da Türkiye’ye sürekli saldırılarda bulunursa ve oradaki yerel liderler de hiçbir şey yapamazlarsa gayet tabii ki söyleyecek sözümüz olur. Yani Başkan Bush’un bir sözü ile bitireyim, 11 Eylül saldırılarından sonra Başkan Bush dünya devletlerine çağrıda bulundu, ya bizden yanasınız ya teröristlerden yanasınız. Gri sahamız yoktur. Şimdi biz de Amerika’ya, Irak’a, Barzani’ye, Talabani’ye ve ilgili diğer devletlere aynı şeyi söylüyoruz ya bizden yanasınız ya teröristlerden yanasınız, bizim de gri sahamız yoktur.
Sunucu: Çok teşekkür ediyorum değerli yorumlarınızdan dolayı.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.