Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

ART – Erken Seçim Hakkında
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in ARTV’de “Sıcak Haber” programına verdiği mülakat
14 Mayıs 2007
Sunucu: Öncelikle Ankara’da mitingler başladı. Ankara, İstanbul, Manisa, Çanakkale ve en son dün İzmir’de bir cumhuriyet mitingi vardı. Diğer mitingler gibi bu da inanılmaz muazzam bir mitingdi. Siz de bu mitinge katıldınız. Öncelikli olarak bu mitinglerin vermek istediği mesajlar nelerdi ve sizce bu mesajlar yerine ulaştı mı?
Öymen: Bu mitinglerin özeti şudur: bir millet uyanıyor. Halk hatta uyandı. Halk Türkiye’nin kaderine el koyuyor ve cumhuriyetin temel değerlerine sahip çıkıyor. Laikliğe ve gerçek demokrasiye sahip çıkıyor. Bu iktidarın Türkiye’yi nasıl bir tehlikeli maceraya sürüklediğini halk görmüştür. Bu iktidara tepki gösteriyor. Yani şu mitinglere katılanlara baktığımız zaman halkın bu iktidardan ne kadar şikâyetçi olduğunu anlıyoruz. Özellikle halkın, bu iktidarın cumhuriyetin temel değerleriyle bağdaşmayan, Türkiye’yi Atatürk’ün çizgisinden uzaklaştırıp cumhuriyetin temel çizgisinden uzaklaştırıp başka yollara sürükleme eylemlerinden eğilimlerinden çok şikâyetçi olduğunu ortaya koyuyor. Bu gerçekten çok uygarca yapılan bir demokratik gösteridir ama çok anlamlı bir gösteridir. Yani bu mitinglerin belki bir kelimeyle özeti iktidara ‘sizi istemiyoruz’ dur. Sizin politikanızdan çok rahatsızız diyor ve buna tepki gösteriyor. İşin özeti bu.
Sunucu: Belki de ilk mitinglerde ‘Atam uyan” seslenişleri oluyordu. Fakat günümüze geldiğimizde en son olan İzmir mitingine baktığımızda ‘Atam rahat uyu’ mesajı verildi diyebilir miyiz?
Öymen: Tabii. Yani halk kendi gücünü gördü. Gücünü anladı. Bu mitingleri dünya televizyonları ve radyoları hep birinci haber olarak veriyorlar. Ve bize soruyorlar “ne oluyor? Türkiye’de halk neye tepki gösteriyor?” Biz de diyoruz ki “Türkiye gibi bir ülkede laiklik olmazsa demokrasi de olmaz. Halk demokrasiye sahip çıkıyor. Bunlar demokrasiye sahip çıma mitingleridir ve tarihimizde örneği görülmemiştir.” Sayın Başbakan “bindirilmiş kıtalar” diyor ama bunun doğrusu “dirilmiş kıtalar.”
Sunucu: Evet bu “bindirilmiş kıtalar” konusundan geleceğiz. Cumartesi günü de Erzurum’da bir miting vardı. ‘Bindirilmiş kıta’ bu Erzurum ‘da ki miting için kullanılabilir mi?
Öymen: Belli ki, onlar parti örgütü ama öbür mitinglerle kıyaslanacak bir durumda değil. Bir iki ay sonra göreceğiz ki sonunda bunlar indirilmiş kıta olacaklar. Bu iktidar görevden indirilecek ve bir daha seçilemeyecek. Biz böyle görüyoruz. Yani büyük bir dip dalgası var. Anadolu’da da var. İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de Büyükşehirlerde de var. Büyük bir dip dalgası var ve bence iktidar buna dayanamayacaktır ve gidecektir. Bunlar iktidarın gidişinin işaretleridir. Türkiye’de iki ay sonra, iki buçuk ay sonra yeni bir iktidar olacaktır ve o iktidar AKP iktidarı olmayacaktır. Bizim değerlendirmemiz bu. Biz hatırlıyorsanız sizin programlarınızda Sayın Erdoğan Cumhurbaşkanı olmayacaktır, Türk halkı bunu içine sindirmeyecektir, bunu kabul etmeyecektir diyorduk olamadı. Onun zihniyetinde birisi olamayacaktır dedik olamadı. Şimdi diyoruz ki Sayın Erdoğan Başbakan da olamayacaktır ve onun partisi Hükümet de olamayacaktır. Ve birkaç ay sonra göreceğiz bunu.
Sunucu: Bu mitinglerin bir diğer mesajı da solda birlik çağrısında da yüksek sesler geldi. Buna ne diyeceksiniz?
Öymen: Gayet tabii. Biz de bu mesajı aldık ama bunun özü de aynı. Yani solda niye birlik olun diyor? Bu iktidarı devirmek için. Daha güçlü olun, daha beraber hareket edin ve bu iktidarı bir daha gelmemek üzere Türk siyaset sahnesinden uzaklaştırın diyor. Onun için birlik istiyor. Yani vatandaş keyif olsun diye solda birlik demiyor. Zaten baştan da söylüyorduk bize en yakın parti DSP’dir diye Genel Başkanın daha önce de yapılmış konuşmaları ve demeçleri var. Halkın da bu beklentilerini dikkate aldık. Biz şimdiye kadar diyorduk ki nasıl sağda tek bir partinin çatısı altında birleşme kararı aldıysa solda da tek bir partinin çatısı altında olursak daha güçlü ve etkili oluruz diyorduk. Fakat baktık ki DSP buna yanaşamayacak, partilerini sürdürmek istiyorlar e halkın birlikte olma arzusu çok güçlü o zaman “e peki” dedik. “Şuan için eğer birleşemeyecekseniz o zaman parti olarak varlığınızı sürdürün ama mümkün olduğu kadar birliktelik sağlayalım.” Ve bunun mesajını verdik ve bunun mesajını verdik. Biz CHP olarak bu konuda azami esneklik gösterdik.
Sunucu: Şu andaki son durum nedir bu görüşmeler çerçevesinde?
Öymen: Biz şimdi DSP’den cevap bekliyoruz. Temaslar devam ediyor. Ümit ediyorum ki önümüzdeki günlerde bu iş sonuçlanacaktır. Kendi aralarında da konuştuklarını tartıştıklarını basından okuyoruz. Bu tabii onların iç meselesidir ama biz ümit ediyoruz ki daha fazla gecikmeden birlikte olacağız ve seçime girerken birlikte bir güç gösterisi sergileyeceğiz. Ayrı ayrı değil de birlikte bu gücü ortaya koyacağız.
Sunucu: Sayın Öymen, zaten bu noktada aslında dünkü mitingde beklenen bir tablo vardı. Değil mi? CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’la DSP Genel Balkanı Zeki Sezer’in aynı karede yer alması belki de beklenen en büyük tabloydu diyebiliriz. Bu tablo gerçekleşmedi. Bunun nedeni nedir?
Öymen: Biz o karedeydik. Biz o adrese gittik. Sayın Genel Başkanımız ve çok sayıda milletvekilimiz oradaydı ben de oradaydım. Sayın Sezer’in de gelip aynı karede yer alması için işte Sayın Tuncay Özkan çağrılarda bulundu. Vatandaşlara “Sayın Sezer’in önünü açın gelsin burada Sayın Baykal’la el sıkışsın” dedi. Herhalde kalabalıktan olacak o kareye ulaşamadı. Sayın Sezer’i ben şahsen orada göremedim. Ümit ederim ki yakında halkın bu özlemine cevap veririz. Gene iki başkan el ele tutuşarak bu halkın beklediği doğrultuda bu birlikteliği sergilerler. Bizim açımızdan bir sorun yoktur. Bizim gösterdiğimiz esnekliği biliyorsunuz. Bundan sonra biraz DSP’den çalışmalarının sonuçlandırmasını bekliyoruz. Ümit ederim ki o da birkaç gün içinde olacaktır. Biz yapabileceğimizin en iyisini yaptık.
Sunucu: Bu noktada Sayın Karayalçın’ın da bazı açıklamaları gündeme geldi son günlerde. O da sanki bu çatı altında yer almak istiyor şeklinde açıklamalarda bulundu. Bunu nasıl değerlendirmek gerekiyor?
Öymen: Bu konuda bizim parti olarak üzerimize düşen görevi yaptığımıza inanıyoruz. Yerel seçimde Sayın Karayalçın’ı biz Ankara Belediye Başkanı yapmak istedik. Bu konuda kendisiyle Genel Başkanımız da görüştü çok da ısrar ettik. Uzunca bir süre başka aday da göstermedik. Sonra bir gün gazeteleri bir açtık ki DTP’yle birlikte seçimlere girme kararı vermişler. Biz de onlara hayırlı yolculuklar diledik.
Sunucu: Çok hareketli günler yaşanıyor. Anayasa değişiklik paketi gündeme geldi. Cumhurbaşkanlığı seçimi gerçekleşemedi. Parlamento seçemedi. Şu anda yeni parlamentonun seçmesi veya referanduma gidilmesi söz konusu. Bunun dışında 25 yaş uygulaması gündemdeydi ama bunun uygulanamayacağı kesin açıklandı. Yalnız eksik kalan bir nokta daha var. Yurt dışında bulunun vatandaşlarımızın Türkiye2de oy kullanabilme hakkı. Bu gündeme alınmadı mı?
Öymen: Her iki konuda da öyle anlaşılıyor ki Hükümet, Sayın Başbakan hem gençleri gözden çıkartmıştır hem de yurt dışındaki vatandaşları gözden çıkartmıştır. O bakımdan biz şöyle bir tespitte bulunuyoruz: ilk önce bu 25 yaş konusunu Hükümet başka meselelere bağlayarak bir şantaj unsuru gibi kullanmaya çalıştı. Belli ki 25 yaş zaten gönüllerinde yok. Gençleri zaten desteklemeyi akıllarından geçirmiyorlar. Bunu bahane gibi çıkarıyorlar. Son zamanlara kadar efendim anaysa değişikliğine bunu da koyacağız dediler bir de baktık ki paketin içinde yok. Aynı şekilde yurt dışındaki vatandaşlarımıza oy hakkı konusunda da biz Almanya’ya gittik Sayın genel Başkanımızla. Alman makamları bize dediler ki, “evvelce sıkıntılarımız vardı ama artık bizim açımızdan bir sakınca yok. İşte Almanya’nın her tarafına 1100 civarında sandığı yerleştirebiliriz. Türklere oy verme hakkı tanıyabiliriz.” Bir tek Almanya’da sıkıntı vardı zaten. Geldik Türkiye’ye Sayın genel Başkanın talimatıyla ben gittim Başbakanı bizzat ziyaret ettim. Dedim “bakın her şey hazır. Lütfen gerekli bütün düzenlemeleri yapalım. İlk seçime yurt dışındaki vatandaşlarımız katılsınlar.” “Tamam” dedi “bugün şimdi talimat veriyorum” dedi. Hala verecek. Aylar geçti. Hiçbir talimat olmadığı gibi bu pakette bu da yok. Yani her şeyi anayasa değişikliği yapabiliriz diyorsun. Peki, bunu niye yapmıyorsunuz? Çünkü gönlünüz yok.
Sunucu: Peki, bu değişiklik paketine ihtiyaç nereden ortaya çıktı?
Öymen: Meclisin cumhurbaşkanı seçme işinde iktidar büyük bir yenilgiye uğradı. Yani bizimle uzlaşarak kendi partilerinin içinden bir adayı cumhurbaşkanı seçtirme imkânı varken kendi dayattıkları insanı muhalefete zorla kabul ettirme yöntemini seçtiler. Biz de bunu kabul etmedik. Anayasaya aykırı yöntemlerle biz bu işi yapabiliriz demeye getirdiler biz de anayasa mahkemesine gittik. Anayasa mahkemesi bize hak verdi ve Hükümet büyük bir hukuki ve siyasi yenilgiye uğradı. Sayın Başbakan ne kendisini seçtirebildi ne de kendi zihniyetinden bir arkadaşını dayatma yoluyla seçtirebildi. Yani büyük bir başarısızlık oldu. Tarihimizde ilk defa böyle bir nedenle Meclisin kendini fes edip derhal seçime gitme durumu ortaya çıktı. Şimdi bu durum ortaya çıkınca bu yenilgiyi örtmek için hatalarını başka bir hatayla örtmeye çalıştılar ve dediler ki, “o zaman biz Hükümet olarak erken seçime gidiyoruz.” Hâlbuki erken seçimi biz önermiştik. Daha önce aylardan beri bunu söylüyoruz “Mart’ta, Nisan’da seçim yapalım yeni cumhurbaşkanını yeni parlamento seçsin” diyorduk. Bunu reddediyorlardı. “Yok, efendim” diyorlardı “erken seçim isteyenler vatan hainidir. Biz bunu zamanında yapacağız. Kazım’da yapacağız.” Sonunda ne oldu? Erken seçime gelmek zorunda kaldınız. Orada da hata yaptılar çünkü cumhurbaşkanının seçme sürecini kesmeyeceksiniz. Eğer cumhurbaşkanını seçebilirseniz ne ala. Ama seçemezseniz zaten Meclis derhal anayasamızın 102. maddesine göre seçime gidecek. Şimdi siz bu süreci keserek siyasi kararla erken seçim kararı aldınız. Benim şahsi kanaatimce bu geçersiz. Niçin? Çünkü cumhurbaşkanlığının doğal sonucu olarak erken seçime gidiyorsunuz. Orada derhal sözü var. Derhal ne demek? Mümkün olan en kısa zamanda.
Sunucu: Bu noktada 22 Temmuz’un geç bir tarih olduğunu düşünüyorsunuz. Erkene alınması sizce mümkün mü?
Öymen: Gayet tabii herkes tatile çıkacak. Bence erkene alınması mümkün. Çünkü anayasamıza göre mümkün olan en erken tarih denildiğine göre, derhal denildiğine göre bakacaksınız geçmişte seçimler en erken kaç günde yapılmış ve o tarihi uyguladığınız takdirde Haziran sonuna geliyor yani millet tatile çıkmadan oyunu kullanabilecek ve gönül huzuruyla tatile gidecek. Bu konuda gerekli girişimleri yaptık. Önümüzdeki günlerde göreceğiz daha fazla bir şey yapabilir miyiz yapamaz mıyız diye. Ama Yüksek Seçim Kurulu da bunun farkındadır. Bunun için ayrı birisinin de bir girişimde bulunması da gerekmiyor çünkü anayasanın hükmü gayet açık. Diyor ki, “Meclis cumhurbaşkanı seçemezse derhal seçime gidilir.” Yani Yüksek Seçim Kuruluna düşen görev daha önceki örneklerine bakarak en kısa zamanda Türkiye’yi seçime götürmek. Hâlbuki ne oldu? Bu arada Hükümetin Cumhurbaşkanı seçme sürecini keserek ve araya girerek aldırdığı bir karara göre Yüksek Seçim Kurulu 22 Temmuz’u tespit etti. Bence bu cumhurbaşkanının seçilememesi ve Sayın Gül’ün adaylığını seçmek zorunda kalması sonucunda derhal bir değerlendirme yapıp Yüksek Seçim Kurulu daha erken bir tarihte yapabilir miyiz diye bakması lazım. Yani bizim siyasi tarihimizde Temmuz ayında seçim yok. Bir tek 1946 seçimleri o zaman yeni geçiyor Türkiye demokrasiye ve tecrübesi yok filan fakat daha sonra Temmuz’da hiçbir seçim yapılmamış.
Sunucu: Seçim sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz? Halkın seçmesi konunu?
Öymen: Bu Fransa’da 1958’den beri terleşen bir sistemdir. Şimdi orada eğer bir cumhurbaşkanıyla bir parlamentonun çoğunluğunu oluşturacak parti aynı partidense iyi kötü bunlar bir uyum sağlayabiliyor. Ama başka bir partiden gelirse büyük bir çekişme oluyor. Co-habitasyon diyor Fransızlar Cumhurbaşkanı bir partiden Başbakan bu partiden. O bir tarafa çekiyor öbürü öbür tarafa çekiyor. Çünkü her ikisinin de halktan alınmış bir yetkisi var. Ama halk birinde bir partiyi desteklemiş birinde bir başka partiyi. Bunun geçmişte örnekleri oldu Fransa’da. O zaman Cumhurbaşkanıyla Başbakan yani Hükümet arasında çekişme oluyor. Cumhurbaşkanının anayasadan gelen yetkileri oluşmasa Dış politikada son sözü hep Cumhurbaşkanı söylüyor. O zaman Hükümet rahatsız oluyor. Biz neciyiz burada diyorlar. Şimdi Fransa’da bunlar çok ciddi sıkıntılar yarattı. Yarın öbür gün Sarkozy Cumhurbaşkanı oldu seçimi sosyalistler kazanırsa ne olacak? O zaman sosyalist bir Başbakanla muhafazakâr bir cumhurbaşkanı arasında bir çekişme olacak.
Sunucu: Türkiye’den baktığımız zaman anayasa mahkemesinin açıklamalarını nasıl değerlendirmek gerekir?
Öymen: Sayın anayasa mahkemesi başkanının sözlerini kısmen gazetelerde okuduk. Ümit ederim ki bazı sözlerini gazeteler yanlış yansıtmıştır. Fazla bir şey söylemek istemiyor bu konuda. Öyle makamlar vardır ki o makamlardaki insanların her söylediği sözün nereye gideceğini çok iyi değerlendirmesi lazım. Özellikle bu kadar yüksek hukuk mevkilerinde olan yargı makamlarını işgal eden değerli yargıçların belki başka amaçla söyledikleri sözlerin başka şekilde yorumlanabileceğini de düşünmeleri de uygun olur. Şimdi bu konuda Hükümetin getirdiği yeni önerisinin sistemi değiştirmeyeceğini düşünmek çok zor çünkü bizim kanaatimizce çok köklü bir değişiklik getiriyor. Bir taraftan cumhurbaşkanının halk iradesine doğrudan doğruya halka dayanan bir irade veriyor bir güç veriyor. Bir taraftan da Meclise aynı gücü veriyor. Aynen Fransa’da olduğu gibi iki başlı bir yönetim. Yani bir çekişme tohumu atabilecek bir sitemdir bu. Türkiye’de 80 yıldan beri uygulanmamış bir sistemdir. Bunun en azından tartışılması lazım. Bizce başarılı olma şansı yok çünkü bunun nasıl büyük çekişmelere yol açacağını tahmin etmek için uzman olmak gerekmiyor. Şimdi bunu hiçbir kimse kalkıp da bu daha demokratiktir diye anlatamaz. Yani niçin bu sistemi öneriyorsunuz? Efendim çünkü bu daha demokratiktir. İşte size örneklerini verdim. İsviçre’de demokrasi yok mu? Orada niye sistem böyle değil? Almanya’da niye halk seçmiyor? Demek ki, “Almanlar demokratik değil mi” diyeceksiniz? Bunlar şimdi boş laflar. Milleti kandırmak için söylenmiş laflardır. Bakın biz halkın seçimini önerdik bunlar kaçıyor. Demek ki halktan kaçıyor. Alakası yok. Bir etrafınıza bakın. Dünyaya bakın. Sizin yaptığınız uluslararası anlayışa, hukuka, uygulamalara aykırı. Siz ne yapıyorsunuz? Görevini bitirmiş yani seçim kararı almış bir dönemde geçiş dönemi Hükümeti olarak siz devletin yapısını değiştiriyorsunuz. Dünyada bunun örneği yok. Yani hangi ülkede seçim kararı aldıktan sonra bir hükümet gelecek iktidarın elini kolunu bağlayacak şekilde devlet düzenini alt üst etmiş. Bunun örneği var mı? Bir tane var. O da vaktiyle Bangladeş’te bir askeri darbe sonucunda Hükümet devriliyor. Ortada büyük bir boşluk oluyor. Kimsenin devletin idare etmesine imkân yok. Kurallar kalmamış. O sırada teknisyenlerden oluşan bir hükümet oluşturuyorlar teknisyenler Hükümeti de işte uygulanacak kuralları tespit ediyor. İşte bu ne kadar örnekse tek örnek bu. Bunu da Türkiye’yle hiçbir alakası yok. Başka biz dünyada örnek bulamadık.
Sunucu: Sayın Öymen bu süreç nasıl şekillenecek önümüzdeki günler itibaren diyebiliriz?
Öymen: Bizce akıl galip gelecektir. Akıl ve hukuk galip gelirse Hükümetin bu girişimi başarıya ulaşamayacaktır. Nasıl şimdi bu Meclise Cumhurbaşkanını diledikleri gibi dayatarak seçtirme girişimleri başarısızlığa uğradıysa oda tam bir başarısızlığa uğrayacaktır. Bu hükümet gidiyor. Herkesin bunu görmesi lazım. Giderayak sistemi tahrip ederek gitmek istiyorlar. Yani hem gidecekler hem de tahrip ederek gidecekler. Bırakın seçim kararı almışınız. Bırakın gelecek parlamentonun gelecek Hükümetin iradesini ipotek koymayın. Şu millet bir tartışsın. Barolar tartışsın. Meclis tartışsın. Üniversiteler tartışsın. Basın tartışsın. Bu sizin önerdiğiniz sitem ne getirir ne götürür. Biz doğrusu ANAVATAN’ı da anlamış değiliz. Yani bunu niye yapıyorsunuz? Böyle bir düşünceniz varsa bile diyeceksiniz ki, “bırakalım da şu gelecek parlamento döneminde bunu enine boyuna tartışalım.” Yani böyle bir oldubittiye getiriyorsunuz. Neredeyse gece yarası yaptığınız bir hukuk darbesiyle devletin sistemini değiştiriyorsunuz. Atatürk niye doğrudan halk seçimi istememiş? O devirde de örneği var. Atatürk devrinde Amerika’da cumhurbaşkanını halk seçiyor. Atatürk bunu bilmiyor muydu? Niçin Türkiye’deki sitemi millet iradesiyle yapılmasını ön görmüş? Çünkü en yüksek makam meclistir diyor Atatürk. Milletin iradesi Meclis’te tecelli eder ve o Meclis Cumhurbaşkanını seçer. Kendisi de öyle seçilmiş. Yani Atatürk kendi seçimini Meclise bırakıyor ama siz bunu bırakamıyorsunuz. Hayır, diyorsunuz halk seçecek. Halk da nasıl olsa benim adamımı seçer. Eğer siz anayasaya göre engellediyseniz bizim seçimimizi biz de başka bir yöntem buluruz. Gene dayattığımızı dayatırız. Yani bir intikam duygusu var içlerinde. Bir kin ve nefret var. Anayasa mahkemesinin aldığı karardan duydukları çok büyük bir rahatsızlık var. Anayasa mahkemesini hedef gösteriyor. Yani demokrasiye kurşun sıkmıştır diyorlar. Hep böyle oluyor. Bir şey söylüyorlar sonra biz onu kast etmemiştik falan. Neyi kast ettiyseniz onu açıkça söyleyin o zaman. Yani demokrasiye kurşun sıkan kimdi? Muhalefet mi sıktı? Ne yaptı muhalefet? Yasal yetkinsi kullanarak anayasa mahkemesine gitti. Anayasa mahkemesine gitmek ne zamandan beri demokrasiye kurşun sıkmak oluyor? Dünya’da 67 ülkede anaysa mahkemesi var. Yani bu ülkeler demokratik değil mi? O ülkelerde bir siyasi parti anaysa mahkemesine gittiği zaman demokrasiye kurşun mu sıkıyor? O zaman niçin var anayasa mahkemesi? Anaysa mahkemesi anayasamızın açık hükmüdür.
Sunucu: Gerçi bu çelişkili söylemlere alıştık diyebiliriz.
Öymen: Ama bunlar rejimi zorluyor. Toplumu geriyor. Sürekli olarak çatışma ortamı yaratıyor. Bunların hiç biri olmayacaktı. Ne muhtıra olacaktı ne başka bir şey olacaktı. Başbakan muhalefet lideriyle masaya otursaydı biz açıkça söyledik. Sizin partinizden bir milletvekilini seçmeye de razı olabiliriz. Yeter ki, mutabakat olsun. “Sizinle konuşacak vaktim yok” diyor. Hatta zaman kaybı olarak görüyor. Düşünebiliyor musunuz? Yani bu zihniyetteki bir insan Türkiye’yi 4,5 senedir idare ediyor. Biz Sayın Başbakana hayırlı yolculuklar diliyoruz ve zannediyorum ki Türk halkı bir kere daha bu hataya düşmeyecek. Şimdi yeniden seçilebilmek için dış destek arıyorlar.
Sunucu: Haber turunda öne çıkan haberlerden bir tanesi de CIA’in eski başkanlarından George Tenet’in açıklaması Kardak krizinde Türkiye’yle Yunanistan arasındaki savaş çıkmasını engellediği açıklamış. Bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öymen: Herkes kendine göre değerlendirme yapabilir. İşin gerçeği şudur: biz Yunanistan’ı o sırada uluslar arası anlaşmalara aykırı bir biçimde bu Kardak adasına el koymaktan vazgeçirmeye çalıştık. Çeşitli diplomatik girişimler yaptık. Ben Dışişleri Müsteşarıydım o sırada. Dışişleri Bakanımız Sayın Deniz Baykal’dı. Hem o hem ben kendi düzeylerimizde çok girişimler yaptık ama Yunanlıları ikna etmeye çalıştık. Onlar buna yanaşmayınca tek çare kaldı. O da Kardak’da iki tane adacık vardı. Birine Yunanlılar asker çıkartmıştı ve bayrak çıkartmıştı. Biz de öbür adacığa bir gece asker çıkarttık. Türk bayrağını diktik ve şu mesajı verdik “siz oradan gitmezseniz biz de buradan gitmeyiz.” Yani Kardak krizini çözen gerçek eylem Türkiye’nin kararlı bir şekilde, o zaman Türkiye’de devlet adamları var şimdi pek bulamıyoruz, çıkış yapmasıydı. Ondan sonra Amerikan Dışişleri Bakan yardımcısı Hoolbrook beni gece yarısı evden telefonla aradı ve “ne oluyor” dedi “Türkiye’nin Kardak’a asker çıkaracağına dair bir rivayet var. Doğru mu?” diye sordu. “Yanlış” dedim. “Çıkaracağı değil çıkardı.” “Aman” dedi “ne yapacağız şimdi? Telefonun öbür tarafında Yunanistan Dışişleri Bakanı Pangalos var” dedi. “Valla” dedim “bizim politikamız açık. Biz Yunanlıların yarattığı bu emri vakiden bu önceki duruma dönmeyi başından beri savunuyorduk. Ama Yunanlılar fiili durum yaratarak bu işi çözmeye çalıştılar. Biz de onlara boyun eğmedik. Mesele bundan ibaret” dedim. Birkaç defa bana telefon etti sabaha kadar 4–5 kere konuştuk. Sonunda dedi ki “Yunanlılar çekilmeyi kabul ediyorlar” dedi. “Güneş doğmadan askerlerini ve bayraklarını çekecekler. Eski duruma dönecek aynen Türkiye’nin istediği gibi. O takdirde çeker misiniz?” Ben de Sayın Dışişleri Bakanımıza Sayın Deniz Baykal’a telefon ettim dedim “böyle diyorlar.” O da onayını verdi ve neticede mesele böyle çözüldü ve onlar askerlerini çektiler sonra da biz çektik. Tabii Amerikalılarla böyle telefon konuşması oldu. İki taraflı da konuştular. Eğer buysa bunu kast ediyorsa Sayın Tenet bunu bilemem. Ama böyle servisler mervisler değil. Doğrudan doğruya diplomatlar arasındaki görüşmeler bu işin düğümünü çözdü. Biz o gece hiçbir servisle görüşmedik doğrusunu isterseniz. Biz sadece Hükümetle görüştük. Belki onlar o zaman öyle değerlendirdiler. Bilemeyeceğim. Ama bunun çözümü Hoolbrook’un bir taraftan benimle bir taraftan da Yunan Hükümetiyle yaptığı telefon konuşmaların sonucunda Yunanistan’ın askerlerini çekmesi kararıyla çözümlenmiştir ve tam Türklerin istediği gibi olmuştur. Yunanistan boşuna bir kriz yaratmıştır ama şunu da görmüştür ki Türkiye emri vakilere boyun eğmez.
Sunucu: Sayın Öymen, dıştaki gelişmelerden bahsetmişken biraz da Irak’a değinelim. Irak’ın kuzeyindeki saldırılar da devam ediyor ve Kerkük’teki durumda devam ediyor. Bu Irak’taki gidişat acaba nasıl? Acaba tam seçimlere mi kilitlendik? Dıştaki olaylara kayıtsız mı kaldık?
Öymen: Kayıtsız kalmamak lazım. Yakından izlemek lazım. Şimdi diyorlardı ki bazıları biz Amerika’ya gittik “efendim hiç değilse Kuzey Irak’ta sükûnet var.” Biz “aldanmayın” dedik. Yani terör her an yayılabilir. Şimdi bu oradaki şiddet yanlıların eylemcilerin hedefi Amerikalılar ve Amerika’yı destekleyenler. Amerika’yı kim desteklerse onların hedefi. Şimdi bakıyoruz Kuzey Irak’ta olan ve Amerika’yı destekleyen gruplara da saldırmaya başladılar. Aşiretlere de saldırmaya başladılar. Bu son eylem bunu gösteriyor. Yani bu son eylemde 50’den fazla insan öldü. Bizim bildiğimiz çok sayıda yaralı var. Bu olaylar çok açık bir iç savaş habercisidir ve bu iç savaşın sadece Bağdat ve civarıyla sınırlı kalmayacağı anlaşılıyor. Bütün Irak2u kapsayacak bir iç savaş olması ihtimali var. Onun için biz Amerikalılara dedik ki, “köklü bir değişiklik lazım. Birinci adım Amerikan birliklerini çekeceksiniz. Onun yerine Irak’ın komşusu olmayan doğrudan Irak’la menfaat bağlantısı olmayan tarafsız ülkelerin birliklerinden oluşan bir BM gücü yerleştireceğiz. İkinci yol da Irak’ı gerçek bir demokrasi yapacaksınız. Ulus devlete dayalı. İşte Türkiye’de biz bunu yaptık. İşte bizim tecrübelerimizden yaralanmak istiyorlarsa biz hazırız” dedik. “Ama sizin yaptığınız gibi hem böyle dini esaslara dayalı bir devlet olacak. Hem efendim aşiretlerin etnik grupların koalisyonu olacak.” Bir ülkede bir ordu olur. Irak’ta 3–4 tane silahlı kuvvet var. Bunlar tabii Irak’ın devlet olma özelliğini ortadan kaldırıyor ve Irak’ı parçalanmaya götürüyor. “Bundan” dedik “en çok siz zarar görürsünüz. Bu bölge yeni bir Filistin olur” dedik. Şimdi işin gerçeği budur ve Amerikalılar umarım ki yakında bunu göreceklerdir ve köklü değişikliklere gitmek zorunda kalacaklardır. Amerikan Kongresi de “çekelim askerleri” diyor. İngilizler şimdi askerlerin çekilmesinden bahsettiler. Her gün daha fazla insan ölüyor. Bunlar da insan. Yüz binlerce ıraklı öldü. 3500 civarında Amerikan askeri öldü. Yani bu kadar büyük bir kan akışının sonucu ne? Kim ne kazandı bu işten? Kimsenin bir şey kazandığı yok. Biz Amerika’ya baştan dedik ki, “yanlış yöntem uyguluyorsunuz. Yanlış yapıyorsunuz” dedik. Bunu Türk halkının tepkisiyle de gördüler. Türk halkının Amerika’ya desteğinin oranı %52’den %7’ye düştü. Bunu anlattık Amerikalılara. Dedik ki, “siz ne yaptığınızın farkında mısınız?” Yani Amerika Irak’ta çok yanlış politika izledi ve biz de bunu çok açık bir şekilde kendilerine anlattık.
Sunucu: Dıştaki gelişmelerin bir önemlisi de Fransa’da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri. Sarkozy’nin cumhurbaşkanı olması Türkiye’nin AB üyeliğinde oldukça önemli olacak bir isim diye biliriz. Çünkü kesin kes karşı olduğunu açık bir şekilde beyan etti. Bu konuda Almanya’yla aynı çizgide ve Türkiye’nin kesinlikle AB üyeliğine karşı olduğunu açıkladı. Türkiye’nin bu sürecini nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz?
Öymen: Oldukça değil çok önemli. Çünkü kalkıyor Fransa gibi AB’nin çekirdeğini oluşturan iki ülkeden biri olan Fransa’da bir cumhurbaşkanı kalkıyor ve “Türkiye’nin Avrupa’da hiç yeri yoktur çünkü Türkiye bir Asya ülkesidir” diyor. Size kadar bütün cumhurbaşkanları Türkiye’yi Avrupa’nın bir parçası saymış. De Gaulle Türkiye’yi Avrupa’nın bir parçası saymış. Daha 1949’da Türkiye’yi Avrupa Konseyine kabul etmişiniz. Onsan sonra Avrupa Ekonomik Kalkınma Teşkilatına kabul etmişiniz. Batı Avrupa ülkelerle Kuzey Amerikan’ın oluşturduğu NATO’ya kabul etmişiniz. Yani geçmiş 50 yıldan beri siz bu kadar Türkiye’yi Avrupa’nın bir parçası saymışken şimdi kalkıyorsunuz ve diyorsunuz ki, “hayır, siz Avrupalı değilsiniz Asyalısınız.” Peki, Kıbrıs nereli? Hangi harita Kıbrıs’ı Avrupa kıtasında gösteriyor? Kıbrıslı Rumları nasıl aldınız Avrupa’ya? O zaman düşünmediniz mi burası Asya mı Avrupa mı diye? Bunlar bahane. Bütün mesele başka amaçlarla Türkiye’yi dışlamak istiyorlar. Niçin acaba? Şimdi biz Sarkozy’nin avukatı değiliz. Sarkozy’nin bu demeçlerini de hiçbir zaman benimsemedik. Türk halkı da buna çok kuvvetli tepki gösterdi. Birçok önemli Avrupalı devlet adamına bizdeki birinci elden bilgiye göre Sarkozy’e sormuşlar “niçin bu kadar karşısınız Türkiye’ye?” “Beni” demiş “en çok Türkiye’nin aşırı dini bir devlet yönetimine doğru sürüklenmesi endişeye sevk ediyor” demiş. Yani Türkiye’nin bir Ortadoğu ülkesi olan İran’a benzer bir rejime doğru sürüklenmesi endişeye sevk ediyor demiş. Ve biz Fransa’ya gittiğimizde bize de bazı siyasetçiler ve iş adamları dediler ki “Fransa’nın Türkiye’ye bakışındaki değişikliğin en önemli sebebi budur. Çünkü biz Kuzey Afrika’dan gelen 6–7 milyon insanı içimize sindirmekte ve onlarla entegre olmakta güçlük çekiyoruz. 73 milyonluk Türkiye’yi nasıl Avrupa’nın içine sindirebiliriz” dediler. Eğer siz Türkiye olarak Atatürk’ün laik çizgisinden uzaklaşıp da böyle bir din devleti olmaya doğru giderseniz yani dine hepimizin çok büyük saygısı var o ayrı bir iş ama devleti bir din devleti haline getirirseniz İran gibi o zaman tabii Avrupa’da bu bir endişe yaratıyor. Bunları Sarkozy’yi mazur göstermek için söylemiyorum. Eğer böyle düşünüyor idiyseniz bunu açıkça söyleyecektiniz ve bunu da Türkiye’de tartışacaktık. Biz bunu sağdan soldan duyuyoruz. Ama gerekçesi ne olursa olsun gerek Sarkozy’nin gerek Sayın Merkel’in Türkiye’yi Avrupa’dan dışlayıcı politikalarını savunmak kabil değildir. Biz 1963 yılından beri yani 40 yılı aşkın zamandan beri Türkiye’yi AB’ye üye kabul etmeye hazır bir yaklaşımla çalıştığımız zannederken şimdi bakıyorsunuz Türkiye üzerine düşen her şeyi yapsa bile sizi Avrupa’dan dışlayacağız diyen bir zihniyet karşımızda. E Türk halkının tepkisi bundan kaynaklanıyor. Siz Türkiye’yi bu kadar dışlarsanız tabii ki Türk halkı tepki gösterir buna.
Sunucu: Bu noktada AKP’nin verdiği zararı gördük diyebiliriz. Giderayak ne yapmaya çalışıyorlar? Bu konuda neler söyleyeceksiniz?
Öymen: Maalesef AKP tahrip ederek gidiyor. AKP gidiyor. Diğer ülkelerdeki tatbikat şudur: herhangi bir seçim kararı alınmışsa o andan itibaren Hükümet artık geçici bir hükümettir. Bir geçiş dönemi hükümetidir. Ancak günlük işleri yapar. Bir de çok önemli bir kriz çıkar o ayrı ama yani normal olarak uluslar arası alanda kurallar var. Bir: temel yasa yapamaz. Geçiş dönem hükümetleri temel yasa yapmaz. İki: çok büyük ihaleler açmaz. Efendim bir özelleştirme girişimleri yapmaz. Yaptıklarının hattı hesabı yok. Bakın birkaç gün önce bir petrol yasası getirdiler Meclise dünyada örneği yok. Yani tam bir sömürge devletinin yapabileceği bir şey. Cumhurbaşkanından geri geldi. Şimdi hiçbir ülkenin veremeyeceği tavizleri vermişiniz. Yetmemiş. Eski kanunda yer alan Türkiye’nin milli menfaatlerinin korunacağı cümlesini çıkartmışınız. Yani metnin neresinde geçiyorsa Türkiye’nin menfaatleri korunacağı lafı hepsini ayıklamışınız ve çıkartmışınız metinden. Cumhurbaşkanı “böyle şey olur mu” diyor. Yani bir ülke milli menfaatini korumaktan vazgeçer mi? Bunlar “Türkiye’nin milli menfaatlerini korumak gibi bir amacımız yok” diyorlar. Bu anlama geliyor. Demek ki biz başkasının menfaatini koruyacağız. Bu anlama gelir. Şimdi bakıyorsunuz Türkiye petrollerinin Türk devleti adına petrol arama yetkisini elinden alıyor. Sonucu ne? Sonucu şu: Bugün şu anda Akçakoca’da doğalgaz bulunmuş vaziyettedir. Bütün tesisler bitmiştir. Bir tek vananın açılması kalmıştır. Bir türlü açamıyorlar. Çünkü bizim öğrendiğimize göre yabancı bir şirket bu vananın açılmasına bir türlü razı olamıyor. Şu anda açsanız her gün en az 1,5–2 milyon m3 doğalgaz Türk gazı piyasaya sürülecek ve devlet para kazanacak. Vatandaş da yabancı gaz yerine Türk gazı kullanacak. Bunu yapmıyorlar. Niye? Yabancı şirket açtırmıyor. Petrol yasasını bekliyor. Bizim elimize bir belge geçti baktık geçmişte dünyanın büyük petrol şirketlerinin Türk devletine yazdığı bir mektup var. “Biz” diyorlar “bu söylediğim bölgede doğalgaz ve petrol bulunduğunu tespit ettik ve yalnız bunu çıkartmak için” diyor “petrol yasasını değiştireceksiniz. Şunları şunları koyacaksınız.” Onların istediğinden daha da fazlasını vermişler. İnsaf edin. Sömürge misiniz siz? Yani Atatürk bu devleti böyle mi kurdu? Biz böyle bir devlet mi devir aldık? Yani tahrip ederek gidecekler. Bırakın yeni hükümet baksın bu işlere. Yok. Her şeyi biz yapacağız. Sonuna kadar vere vere gideceğiz. İzmir limanı bırakın gelecek Hükümete. Hayır, biz bugün karar vereceğiz. Yani ne mümkünse vereceğiz. Niye? Çünkü yabancılara yararlanmak istiyorsunuz.
Şimdi gördüler ki, halkın desteği bitmiştir. Halkın, çiftçinin, esnafın, köylünün, işsizin, memurun, dulun artık desteği yoktur. Bu dip dalgalarını onlar da görüyorlar meydanlarda. “Sizi istemiyoruz” diyorlar. Ne yapacaksınız? Dış destekle seçimi kazanmaya çalışacaksınız. Nasıl kazanacaksınız? Diyor ki Başbakanın en yakın danışmanı Amerika’ya gidiyor ve basının önünde diyor ki, “biz 6–7 yıl daha iktidarda kalmak istiyoruz” diyor. “Bizim” diyor “Başbakanımızı delikten aşağı süpürmeyin onu kullanın” diyor. Bu ne demek? Ne için kullanacak onlar? Karşılığında bizi de seçimde destekleyin anlamına geliyor. Bir Kıbrıslı Rum Bakanın Türkiye’de bir iktidar partisini desteklemesi bu parti için bir züldür. Yani Kıbrıslı Rum’un desteğiyle mi siz Türkiye’de iktidar olacaksınız? Biz Amerika’ya gittik heyetle. Biz daha bir şey sormadan Amerikan Bakan Yardımcısı kalktı bize dedi ki “Türk halkı kimi seçerse biz onunla çalışırız. Mitinglerden de” dedi “biz mesajı aldık.” Şimdi bizim Amerika’nın desteğine ihtiyacımız yok. Biz CHP olarak “aman bizi destekleyin” demeyiz. Bunu utanç vesilesi sayarız. Hiçbir ülkeden destek istemeyiz biz. Biz Türk halkının desteğini isteriz. Şimdi geçmişte bir kitap çıktı Stephen Kinzer’ın yazdığı New York Times’ın eski İstanbul muhabiri. 1993 yılından bugüne kadar Irak olayına kadar Amerika’nın dünyada kaç hükümet devirdiğini örneklerini anlatıyor. Böyle girişimler var. Geçmişte bu yollara çok başvurmuşlar ama Türkiye başka. Türkiye Atatürk’ün Cumhuriyetidir. Kimse unutmasın. Türkiye’de halk kimi isterse o iktidar olur. Türkiye’de hiç başka ülkede yaptığınızı yapmaya kalkışmayın. Biz Amerika’nın yüzüne söyledik. “Sakın ola” dedik “karışmayın seçimlere.” “Bu sizin işiniz değil bizim işimiz. Türk halkının işi.” Şimdi bakıyoruz gene hala demeç veriyorlar. Ya bunlar ne kadar ayıp şeyler. O bakımdan bunu başka yerlerde de yapıyorlar. Hiç doğru şeyler değil bunlar. Yani yaşadığımız çağda 21. yy’da yani böyle bir sömürge dönemini hatırlatan tarzda seçimlere müdahale edeceksiniz “benim adamım Ahmet’tir. Ahmet kazansın.” Böyle şey olur mu? Yani Amerika için bu gerçekten üzüntü verici bir şey ve hiçbir şey kazanamazlar. Türk halkını da tanımıyorlar. Türk halkı buna tam ters tepki gösterirler. Türk milleti yabancıların emriyle oy verecek bir millet değildir. Biz yabancılardan oy istemeyiz. Biz Türk halkından oy isteriz. Türkiye’de yabancılardan oy isteyerek iktidar olmak isteyenler utansınlar. Bu utanç vericidir. Gücünüz yetiyorsa gidin halktan oy alın. Gidin köylüden alın. Çiftçiden alın. Bu şehirlerdeki meydanlardaki insanlardan oy alın. Milyonlarca insan sokağa dökülmüş bu ülkede bu iktidarı desteklemek için mi dökülmüşler? Bindirilmiş kıtalar diyorlar bunlar bindirilmiş kıtalar değil dirilmiş kıtalara. Halk dirilmiştir. Halk uyanmıştır. Halk sizi istemiyor ve siz gideceksiniz ve biz tavsiye ediyoruz kimse batan gemiye bilet almasın. Bu iktidar gidecektir. Herkes bunu böyle bilsin ve ne kadar korkarlarsa korksunlar CHP Türkiye’de iktidar olacaktır. İşin özü budur.
Sunucu: Son olarak toparlamak gerekirse önümüzdeki döneme ilişkin neler söyleyeceksiniz? Şunu söyleyeceğiz: bir kere hukukun mutlaka egemen olması lazım. Bu Hükümetin hukuk karşıtı tutumundan vazgeçmesi gerekiyor. Giderayak hukuku anayasayı daha fazla tahrip etmeyin. Anayasaya saygı gösterin. Anayasamız bu durumda derhal seçim diyor. Siz 22 Temmuz’a atarak oylamaya katılanların sayısını düşürmeye çalıştınız. Bu konu bence gündemden çıkmamıştır. İkinci olarak şunu söylüyoruz: geçiş döneminde unutmayın ki, artık bundan sonra yapılacak iş temel konuları yeni Hükümetin iradesine bırakmaktır. Yani yangından mal kaçırır gibi eşe dosta daha ne sağlarız, yabancılara daha ne menfaat veririz bundan vazgeçeceksiniz. Seçimlere kadar sadece günlük işleri yapacaksınız. Ondan sonra yeni hükümet karar verecek ne yapacağınızı. Bakın yaptığınız iş yanlıştır. Bakın Sayın Erdoğan Teziç’in bu konuda verdiği demeci çok dikkatli okuyun. Sayın Teziç bu yapılan işin ne kadar yanlış olduğunu doğrudan cumhurbaşkanı seçimi yönteminin Türkiye’ye ne kadar büyük bir tahribat getireceğini açıkça söyledi. Sayın Genel Başkanımız Sayın Deniz Baykal bir demeç verdi. Aynı şekilde dünkü gazetelerde çıktı aynı açıklıkla söylüyor. “Bu” diyor “sistemi çok büyük bir zarar uğratır” diyor. Bunlara kulak vereceksiniz. Bir sürü hukukçu size bunu söylüyor. Hayır, sistemi zorlayacağız. Niye? Çünkü mademki bu anayasa bizim dayattığımız adamı seçtirmeye imkân vermedi biz de anayasayı değiştiririz gene dayattığımız aynı insanı Türkiye2nin başına getiririz siz de görürsünüz. Devlet intikam duygusuyla yönetilmez.
Sunucu: İstanbul’daki Çağlayan’daki mitingin ardından 1 Mayıs’ta yapılan vatandaşa da adeta bir zulüm olarak örnek verebilir miyiz?
Öymen: Tabii, tabii. Yani ben her istediğimi yaptırırım. Yaptırmak için gerekiyorsa anayasayı da değiştiririm, sistemi de değiştiririm, ne mümkünse yaparım. Benim istemediğim hiç bir şey olmaz bu ülkede. Bu bir padişah zihniyeti. Yani sizin istediğiniz seçilmiş bir padişah olmak Türkiye’de. Türk halkı buna izin vermeyecek. Eğer bu mesajı meydanlara almadıysanız sandıkta alacaksınız. Bakın İzmir’e gidin bütün pencereler bayrak dolu. Bazı binalar da bazı dairelerde 4–5 bayrak birden asmışlar. Vatandaş artık bir coşku içinde. İstanbul’a gidi ben bu sabah İstanbul’dan geldim, İstanbul’un her tarafı bayrak dolu. Niçin acaba? Her bayrak bu hükümete bir kırmızı karttır. Sizi istemiyoruz diyor bu bayrak o anlama geliyor. Yoksa bugün bir milli bayram değil. Yoksa bugün bir milli bayram değil. Niçin asıyor? Çünkü sizi iktidarda istemiyor. Bunun sembolü budur ve göreceksiniz çok yakında Türkiye’de çok şey değişecek bu iktidar gidecek bunu buradan ilan ediyorum ve bir daha gelmeyecek. Bu iktidar da gelmeyecek bu zihniyet de gelmeyecek çünkü siz Atatürk’ün şu ülkeye kazandırdıklarını tahrip etmeye çalışıyorsunuz. Her gün bunu yapıyorsunuz. Bunu size halk yaptırmayacak. Siz gidicisiniz. Bunu her zaman söyledim. Bir kere daha hatırlatayım: duymayanlar olabilir. Bu iktidar diyorum içeride gericidir, dışarıda vericidir ve yakında gidicidir. Herkesin haberi olsun.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.