Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

ART – Lokmacı Barikatı, Batı Trakya Türkleri, Saddam Hüseyin’in İdamı ve Kerkük Meselesi Hakkında
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur ÖYMEN ARTV “SICAK HABER”Programına verdiği mülakat
9 Ocak 2007
Sunucu- Bugün stüdyo konuğumuz CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Onur Öymen. Sayın Öymen öncelikle hoşgeldiniz diyorum efendim.
Onur ÖYMEN- Hoşbulduk efendim.
Sunucu- Bugün özellikle ilk olarak Lefkoşe’de bulunan lokmacı barikatıyla ilgili konuşmak istiyoruz. Barikat yıkılmaya başlandı ve bayağıdır da gündemde de Cumhurbaşkanı Talat Türkiye’ye geldi, Genel Kurmayla görüştü ve çeşitli çelişkili açıklamalar geldi. Bu konunun gündeme gelmediğini söyledi kendisi. Genel Kurmaydan da buna yalanlama geldi. Böyle çok tartışmalı bir şekil aldı diyebiliriz bu konuyla ilgili ve bu barikat şuanda yıkılmaya başladı. Sizce özelliklede Talat’ın bu kadar ısrarcı olması bu konuyla ilgili ne anlam ifade ediyor.
Onur ÖYMEN- Biz biliyorsunuz ilke olarak KKTC’nin iç politikasıyla ilgili, yöneticileriyle ilgili yorumda bulunmuyoruz. Türkiye ile Kuzey Kıbrıs arasında görüş ayrılığı olduğu izlenimi verilmesi Kıbrıs davasına çok zarar verir. Geçmişte Rumlar bu hatayı yaptılar Atina’yla ilişkilerini bozdular. Sonunda çok büyük kayba uğradılar. O bakımdan bu hatayı bizim yapmamamız lazım. Bu işin bir tarafı. O bakımdan bizim burada muhatabımız Türk hükümetidir. Bizim söyleyeceğimiz sözlerde Türk hükümetiyle ilgilidir. Belli ki Türk hükümetinin ve bu konuda rızası var, onayı var, desteği var. O bakımdan biz burada Türk hükümetinin tutumunu değerlendireceğiz.
Şimdi Türk hükümetinin tavrına bakıyoruz, Türkiye’nin tavrına bakıyoruz. Bunu anlamak kabil değil. Basında bu konuda çok şey söylendi, çok şey yazıldı. Askerler ne düşünüyor, tavırları nelerdir filan. Fakat bu işin siyasi boyutunu tartışan çıkmadı. Şu sırada acaba böyle bir şeye niye ihtiyaç duydu Türk tarafı. Yani sizin şu sırada Rumlara böyle bir yakınlaşma gösterisinde bulunmanız için ne gibi bir sebep olabilir. Daha birkaç hafta önce AB’de Türkiye’ye en büyük zararı veren Rumlar değil mi? Türkiye’ye en büyük engeli çıkaran onlar değil mi? Türkiye’nin üyelik sürecini Kıbrıs’ta vereceğiniz tavizlere bağlayan onlar değil mi? Sizin aleyhinize yoğun faaliyet gösteren onlar değil mi? Açıkça Türkiye’ye karşı hasmane politika izleyen Rumlar değil mi? Şimdi sizin şu sırada bu Rumlara bir yakınlaşma gösterisinde bulunmak için ne gibi bir gerekçeniz olabilir?
Sunucu- Efendim bu yakınlaşma deyince birde Rum Başpiskoposu daveti sözkonusu oldu, gündeme geldi. Bunların sizce gerçekten altında yatan neden ne?
Onur ÖYMEN- Altında yatan zaaftır. Yabancıların talepleri, baskıları karşısında direnç gösterememektir. Burada yıkılan aslında bir köprü değildir. Yıkılan Türkiye’nin direncidir. Orada yabancılar sizden bir talepte bulununca kesinlikle hayır diyemiyorsunuz. Koşullar ne olursa olsun diyemiyorsunuz ki, bana en büyük kötülüğü yapan Rumlara benim bir taviz vermemi nasıl bizden beklersiniz. Bunu diyemiyorsunuz. Hayret edilecek şey. Yani hükümet kalkıyor bu konuda Kuzey Kıbrıs Türk yönetimiyle, hükümetiyle, devletiyle askerleri karşı karşıya bırakıyor, kendisi aradan çekiliyor. Sizin tavrınız ne, sizin siyasi tavrınız ne? Siz Türk hükümeti olarak şu sırada Rumların daha fazla Türk kesiminin içine girmesini kolaylaştırmayı uygun bir politika olarak mı görüyoruz. Niçin böyle görüyorsunuz?
Sunucu- Bunun Türkiye için faydası olacak mı sizce?
Onur ÖYMEN- Nedir faydası? Yabancılar bize sempatiyle bakarlar, yabancılara şirin gözükürüz. Böyle yapa yapa bu hale geldiniz. Yani Türkiye bugün bu kadar büyük sıkıntı çekiyorsa bunun baş sebebi hükümetin alttan alma politikasıdır. Yumuşak görünme uğruna her şeyi feda etme politikasıdır. Onlar bir adım atarsa biz iki adım atacağız. Bir adım önde olacağız politikasıdır. Çözümsüzlük çözüm değildir gibi içi boş, hiçbir ülkede hiçbir siyasi liderin kullanmadığı sloganlardır. Şimdide bunu yapıyorsunuz. Yani Rumlar size açıkça söyleyelim yani gerçekleri artık konuşmanın zamanı geldi. AB’de Rumlar size bir şamar atmış siz öbür yanağınızı uzatıyorsunuz ve şimdi ne diyor Papadopulos? Bu yetmez diyor, bunun hiçbir kıymeti yok, bu jest bile değil diyor. Askerinizi çekin, bayrağınızı indirin diyor. Yani uzattığınız öbür yanağınıza da bir şamar atıyor. Türkiye bu duruma düşürülecek bir ülkemidir? Nasıl yaparsınız bunu? Kuzey Kıbrıs şu sırada Türkiye’ye bu kadar kötülük yapan, bu kadar düşmanca davranan Rumlara mesafe koyup Türkiye’yle tam bir dayanışma içine gireceğine bakıyoruz ortadaki tabloya Türkiye’ye mesafe koyup Rumlara yakınlaşma politikası izleniyor. Aklın alacağı iş değil.
Sunucu- Ve taviz vererek yapıyor bunu.
Onur ÖYMEN- Taviz vererek, hem de üstelik bu köprüyü yıktığınız zaman karşı tarafla bağlantıyı kuramıyorsunuz. Köprü çünkü Türk kesiminden ara bölgeye geçiyor. Ara bölgeyle Rum kesimi arasında Rumların barikatı var. Adam yanaşmıyor ki barikatı kaldırmaya. Sizin ne işe yarayacak bu. Sadece yabancılara bakın biz nasıl adımlar atıyoruz, nasıl böyle Rumlarla bir araya gelmek için çaba içindeyiz. Nasıl Rumlarla iç içe girmek için büyük gayret gösteriyoruz. Sırf böyle bir tavır sergilemek için. Yani yaranmak için yabancılara. Daha fazlasını söylemek istemiyorum dilim varmıyor. Ama yani gerçekten bu olacak iş değil. Koskoca Türkiye bu duruma düşürülemez. 700 bin Rum’un karşısında 73 milyonluk Türkiye’yi rezil ettik. Yani yaptığımız iş budur. Ondan sonra aynı zamanda kalkıyorsunuz sizin sorduğunuz soru işte Rumların baş piskoposunu davet ediyorsunuz Türk tarafına. Şu işe bakın. Bu baş piskopos ki basına açıkça Türkiye’yi düşman ilan etmiştir. Resmen bu kelimeyle. Türkiye bizim düşmanımızdır diyor ve siz bunu davet ediyorsunuz. Bu kadar aşağılık duygusu olabilir mi? Nasıl bir aşağılık kompleksidir bu. Yani Türkiye’nin bundan haberi yok mu bu davetten? Bu kadar mı yok koordinasyonunuz. Varsa buna ses çıkartmıyor musunuz, bunu doğal mı karşılıyorsunuz? Din adamları buluşsun. Böyle şey olur mu? Sizi düşman ilan eden bir insanı normal bir din adamı sayabilir misiniz? Adam siyasi tavır almış. Sizi düşman sayıyor. Siz buyurun diyorsunuz sizinle görüşelim, ilişkilerimizi geliştirelim. Yani sizi hiç rahatsız etmiyor. Türkiye’yi, ana vatanınızı düşman ilan etmiş sizi rahatsız etmiyor. Kim yapıyor bunu? Din işleri Başkanı. Kim din işleri Başkanı? Basına da yansıdı. Orada bir saray darbesiyle hükümet devirip daha tavizci bir hükümet kurulmasına aracılık yapan adam. Yani böyle şeyler olur mu? Yani bu kadarda mı küçüldük biz?
Sunucu- Peki Sayın Öymen bu barikatın yıkılmasıyla sizce adada daha hareketli günler yaşanacak mı? Bundan sonra en azından 2007 için neler bekliyorsunuz?
Onur ÖYMEN- Hiç bir şey olmayacak. Yani bu politikayı sürdürdükleri sürece Kıbrıslı Rumlar her verdiğiniz tavizi cebine koyacak, daha fazlasını isteyecek. Bunu göremiyor musunuz? Yani bunu görmek için uzman olmak lazım değil ki. Belli ki onların size bir taviz verme niyeti yok. Sizinle uzlaşma niyeti yok. Sizinle ortak bir devlet oluşturma niyeti yok. Öyle olsa Kofi Annan planına oy verecekti ve sizi devamlı olarak kendisine tabi bir devlet gibi tutacak KKTC’ye ve her attığınız adımı cebine koyacak, taviz alacak sizden ve hiçbir şeyde vermeyecek karşılığında. Ne oluyor? Daha üç gün önce Güneydeki İngiliz okuluna giden Türk öğrencilere saldırdılar, dövdüler, yaraladılar ve buna karşı hiçbir tepkisi olmadı, ciddi bir tepkisi olmadı Türkiye’nin. Düşünebiliyor musunuz basit bir adli vaka. Ben geçenlerde Kıbrıs’taydım. Orada anlattılar. Arabasıyla güneye geçmiş bir Kıbrıslı Türk geçenlerde, Kıbrıslı Rumlar önünü kesiyor. İstavroz çıkarıyorlar bir daha geçersen diyorlar bu istavrozu sana öptüreceğiz. Güney Kıbrıs’ta durum bu. Siz bunlarla yakınlaşmak için Türkiye’yi feda ediyorsunuz. Şu işe bakın siz. Türk askeriyle karşı karşıya gelmeyi göze alıyorsunuz. Niçin? Rumlara sempatik gözükelim. Avrupalılara sempatik gözükelim. Böyle politika olur mu? Bu nasıl bir yaklaşım. Bu nasıl devlet anlayışı. Yani biz Kıbrıs harekatından buyana, daha evvelki aşamalarından buyana bir milli dava olarak sayıyoruz Kıbrıs’ı. Bunun için mi sayıyoruz. Biz bunun için mi bu şehitleri verdik. Yani bu kadar kendimizi küçültmek için mi bu şehitler orada o toprağın altında yatıyor. Bu kadar olur mu? Yani her şeyin bir haddi, hududu var, bir sınırı var. Üstelik ne zaman yapıyorsunuz. Birde zamanlaması. Yani Kıbrıslı Rumlardan AB’de çok ağır bir şamar yediğiniz sırada bunu yapıyorsunuz. Daha üzerinden bir ay geçmedi, görmediniz mi? Kıbrıslı Rumların arkasına geçti AB. Sizin her aşamanızı, her müzakere bölümünüzü Kıbrıs’ta vereceğiniz bir tavize bağladılar. Böyle bir ortamda siz ne yapıyorsunuz? Kıbrıslıları daha fazla nasıl yaralarız, daha fazla nasıl yakınlaşırız. Esnafımız para kazanacak. Güzelde esnaf bir tek Kıbrıs’ta mı var. Bizim Türkiye’de, Kars’ta, Ardahan’da esnafımız yok mu? Niye Ermeni sınırını açmıyoruz? Açsak Ermeniler gelecek oradan alışveriş yapacak, bizim esnafta para kazanacak. Dış politikada bütün ölçü esnafın para kazanmasıysa bizde Ermeni sınırını açalım da fukara esnafımız para kazansın. Niye açmıyorsunuz? Çünkü devletin siyaseti onu gerektiriyor. Devletin ekonomik çıkarları, devletin stratejik çıkarları bunu gerektiriyor. Onun için sizin oradaki yerel bazı çıkarlardan daha önemli çıkarları olduğu için açmıyorsunuz Ermeni sınırını. Yoksa biz bilmez miyiz kendi esnafımıza para kazandırmayı. Niçin biz bu sınırlamaları koyuyoruz. Değil mi? Yunanistan niçin Türklere vize uyguluyor. Türkler serbestçe geçse Yunan esnafı para kazanmaz mı sınır bölgesinde. Yani o bakımdan bu gibi konuları çok ciddi bir devlet gibi düşünmemiz lazım. Bunlar bize çok şey kaybettiriyor, çok itibar kaybettiriyor, zemin kaybettiriyor, ciddiyetimizi kaybediyoruz. Birde Sayın başbakan kalkıyor tek taraflı hangi tavizi verdik. İşte bu. Buyurun. Bu şimdi karşılığında hiçbir şey almadan atılmış bir adamdır. Tek taraflı taviz nedir? İşte budur. Niye atıyorsunuz bunu? Hani atmıyordunuz tek taraflı taviz. Hani sizin gündeminizde karşılıklı olmayan hiçbir şey yoktu. Nedir bunun karşılığı bana söyler misiniz? Hiçbir karşılığı yok. Sadece yaranmak için. Sadece yabancılara yaranmak için.
Sunucu- Sayın Öymen bir diğer hususta zaten daha önce bu sürpriz Kıbrıs önerisi hakkında Sayın Erdoğan’la Denktaş arasındaki bir polemik vardı. Erdoğan’ın Denktaş’a sarf ettiği sözler. Gitsin kendi ülkesini orada. Bu zaten Kıbrıs’ı bizim olan bu kadar önemli milli meseleyi benimsemediğini gözler önüne seriyor. Belki de bu verilen tavizlerin başlıca nedeni, altındaki yatan neden budur diyebiliriz değil mi?
Onur ÖYMEN- Tabi canım. Sayın Denktaş bir milli kahramanımız. Yalnız Kıbrıs Türklerin değil, Denktaş’ın ataları Türkiye’den gitmiş oraya.
Sunucu- Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanının bu şekilde bir sözler sarf etmesi.
Onur ÖYMEN- Karaman’dan gitmiş. Yani senin atan ne kadar Türk toprağının sahibiyse Denktaş’ın atası da o kadar Türk toprağının sahibi. Onun ataları Karaman’dan geliyor haberiniz var mı?
Sunucu- Halkımız herhalde bunları görebiliyordur değil mi Sayın Öymen?
Onur ÖYMEN- Tabi canım. Kim Sayın Denktaş’ı kendi atasının toprağında konuşmaktan mahrum edebilir. Kim yapabilir bunu, ne hakla? Hiçbir hükümet yapamaz bunu.
Sunucu- Kendi hayatını bu dava için adamış bir insan.
Onur ÖYMEN- Gayet tabi. Yani siz bütün hayatını bu iş için feda etmiş bir milli kahramanı Türkiye’de konuşmaktan mahrum etmek istiyorsunuz. Bu nasıl bir anlayıştır. Bizim milli davamıza siz böyle mi sahip çıkarsınız. Dünya size, karşı taraf size nasıl bakar, nasıl görür sizi. Yani sırf eleştirmeye tahammülünüz olmadığı için. Yani Sayın Denktaş’ın, muhalefetin, basının eleştirilerine hiç tahammülünüz yok ve onun için sizi eleştiren herkesi susturacaksınız. Ya medya patronlarına baskı yaparak susturacaksınız ya ulu orta Denktaş’a böyle laflar ederek susturacaksınız. Mecliste muhalefete en ağır lafları söyleyerek, en argo tabirlerle muhalefeti eleştirerek susturacaksınız. Çok açık söyleyeyim susturamayacaksınız. Sizin gücünüz bizi susturmaya yetmeyecektir. Biz bu ülkenin çıkarı neyi gerektiriyorsa onu her yerde her zaman söyleyeceğiz. Bizde söyleyeceğiz, Denktaş’ta söyleyecek ve basında dürüst ve şerefli yazarlarda sonuna kadar bunu yazacak, medyalarda söyleyecek. Türkiye’de sizden korkmadan ulusal çıkarlarını savunacak çok insan vardır. Sizin gücünüz onları susturmaya yetmez. Bizi susturamayacaksınız. Biz Türkiye’nin çıkarlarını savunmaya ant içmiş insanlarımız. Biz CHP’lileri hiç susturamayacaksınız.
Sunucu- Sayın Öymen bugün gündemi Batı Trakya’da yaşayan soydaşlarımızın durumunu CHP grubu gündeme getirecek. Bundan önce bu konuya değinmeden önce, biraz önce siz bahsettiniz Yunanistan ve Türkiye ilişkilerinden. Bu konuyla ilgili bir tasarı, bir konu gündeme getirmeyi düşünüyor musunuz efendim?
Onur ÖYMEN- Tabi. Şimdi Yunanistan ve bizim pek çok ihtilafımız var. Biz Batı Trakya Türklerinin sorunlarını defalarca meclise getirdik genel görüşme açılması talebiyle. Hepsini reddettiler. Bu defa artık Batı Trakyalı Türklerin baskılarına da fazla dayanamadıkları için gündeme getirmeyi nasıl olduysa kabul ettiler ve biz orada bu konudaki görüşlerimizi çok açıkça dile getireceğiz.
Sunucu- Ne gibi çalışmalarınız olacak peki bu konuda?
Onur ÖYMEN- Olmaz olur mu. Şimdi bakınız kaç tane konuda Türkiye’yle Yunanistan arasında ciddi ihtilaf var. Şimdi bu hükümet bu ihtilafları hiç gündeme getirmiyor. Mesela adaların silahsızlandırılması. Uluslararası antlaşmalara göre Doğu Ege adaları, 12 adalar silahsızlandırılmış bir şekilde, silahsızlandırılması kaydıyla Yunanistan’a verilmiş. Şimdi Yunanistan’ın bu adaları silahlandırmasına karşı sizden önceki bütün hükümetler tepki gösterdiler. Bunu ciddi mesele haline getirdiler. Bu hükümetin ağzından bu konuda bir şey duydunuz mu siz? Sayın Başbakanın ağzından, Dışişleri Bakanının ağzından bir şey duydunuz mu? Duymadınız. Sanki bu mesele yokmuş gibi yapıyor. Kara suları konusu var. Gayet ciddi bir ihtilaftır. Yunanistan kara sularını genişletme hakkına sahip olduğunu söylüyor. Türkiye’de bu yola giderseniz bu bir savaş sebebi olabilir diyor. Kazüs belli diyor. Meclis Başkanı ne diyor? Artık savaş sebebi saymaktan vazgeçelim. Niye? Karşı taraf tutumunu mu değiştirdi, geri adım mı attı? Hayır biz vazgeçelim. Yani tek taraflı taviz verelim. Meclis başkanı söylüyor bunu. Ne yetkiniz var sizin? Siz hükümet misiniz? Değilsiniz. Kimin namına konuşuyorsunuz? Benim kişisel görüşüm. Burası böyle kişisel yazıhane değil sizin makamınız. Sizin makamınız TBMM’nin ortak görüşünü yansıtacak bir makam. Mecliste böyle bir ortak görüş var mı? Mecliste görüşüldü de bu konu böyle bir sonuç mu çıktı? Siz nasıl bunu söylersiniz. Söylüyor. Buna benzer kaç tane konu var? Hava sahası konusu var. Dünyada bir tek Yunanistan bunu uyguluyor. Karasuları 6 mil, üzerindeki hava sahası 10 mil. Bu oradan geçen bütün uçaklarımız için sorun yaratıyor, engelleme yapıyor, it dalaşı yapıyorlar. Uçağımız düştü. Bu konuda çok ciddi şeyler oldu geçmişte. Bu konuda hükümetin gündeminde yok.
Sunucu- Bu konuyu siz gündeme getireceksiniz değil mi?
Onur ÖYMEN- Gayet tabi. Biz bütün bunları sürekli olarak gündeme getiriyoruz. Basına pek yansımıyor.
Sunucu- Meclis gündemine diyelim.
Onur ÖYMEN- Meclisin gündemine her zaman getiriyoruz. Her zaman bunları konuşuyoruz. Fakat basın hükümetin çok büyük bir baskısı altında olduğu için maalesef basında bizim her söylediğimizi veya söylediklerimizin çoğunu okuyamıyorsunuz. Bu yüzden. Yoksa biz bunları söylemiyoruz değil. Biz bunları her zaman gündemde tutuyoruz. Her zaman, her vesileyle her yerde söylüyoruz. Ama ne yazık ki hükümet alttan alma politikası izlediği için Yunanistan’a karşı aynen Kıbrıs’ta olduğu gibi Yunanlılarla da aman iyi geçinelim. Yani düşünebiliyor musunuz Türk derneklerini kapatmışlar Yunanlılar. Adında Türk geçiyor diye. Başka gerekçesi yok. İskeçe öğretmenler birliği, Gümülcine öğretmenler birliği. Biz gittik oraya gördük. Kapısından tabelasını sökmüşler, derneği kapatma kararı çıkmış. Başbakan batı Trakya’ya gittiğinde bu derneğin sokağından geçiyor, içeriye girmiyor. Düşünebiliyor musunuz. Ben soru sordum, ne yaptınız, Yunanlılara ne söylediniz bu konuda diye. Türklere Yunanlılarla iyi geçinmelerini telkin ettik manasına gelecek bir cevap verdiler. Yani hiçbir konuda mücadele gücü yok, iradesi yok, dirayeti yok maalesef. Yani biz öyle görüyoruz hükümetin, idarenin, iktidarın. Herhangi bir milli konuda kararlılıkla karşı tarafa Türkiye’nin iradesini anlatma iradesi yok. Bütün beklentileri karşı taraftan, Avrupalılardan, Amerikalılardan destek görmek, şefaat görmek. Bir başbakanlık başdanışmanı çıkıyor Amerika’da basının önünde diyor ki, biz 6-7 sene daha iktidarda kalmak istiyoruz. Bizim başbakanımızı delikten süpürmeyin onu kullanın. Düşünebiliyor musunuz? Hangi devlet yetkilisi hangi ülkenin başbakanı için bugüne kadar bizim başbakanımızı kullanın demiş. Bunları yapıyorsunuz siz. Yani böyle bir hükümet sonra nasıl direnecek milli davalarının savunmasında nasıl bir direnç koyacak ortaya.
Sunucu- Yarında Babacan ve Gül’ün bir toplantısı sözkonusu olacak. Yeni Türkiye AB politikası hakkında bir toplantı, bir görüşme gerçekleşecek. Sizce buradan faydalı Türkiye lehine bir karar çıkacak mı, yoksa yine tavizkar, tavizler içeren bir politikamı sözkonusu olacak.
Onur ÖYMEN- Vaktiyle İsmet Paşa söylemiş. Bugüne kadar ne yaptılarsa bundan sonrada onu yapacaklar demiş. Bu hükümetin ne yapmasını beklersiniz. 4,5 senedir neredeyse sürekli olarak taviz vermeyi politikasının temeli sayan bir hükümet nasıl bir değişiklik yapabilir. Yani yarın çıkacak diyecek ki, AB’ye siz bize büyük haksızlık yapıyorsunuz bizde size karşı şu şu tedbirleri alıyoruz. Buna ihtimal verir misiniz? En küçük bir tedbir alma cesaretleri yoktur, güçleri yoktur.
Bakın bu içinde bir ümit ediyoruz ve kuvvetle inanıyoruz ki, Türkiye’de iktidar değişecek ve bir CHP hükümeti iktidara gelecek. O zaman görün bakalım kendi haklarını savunan, haysiyetini savunan, ulusal çıkarlarını savunan bir hükümet nasıl olurmuş. Dünyayla kavga ederek mi? Hayır. Ama kendi hakkına sahip çıkana bütün ülkeler saygı gösterir. Atatürk dünyayla kavga ederek mi saygı kazandı. Hayır. Ama Türkiye’nin haklarını, çıkarlarını sonuna kadar savunarak saygı kazandı. İsmet Paşada öyle yaptı. Yani devlet adamıysanız ülkenizin haklarına, çıkarlarına saygı duyacaksınız, saygı göstereceksiniz, karşı tarafın saygı göstermesini sağlayacaksınız. Gidip de beni harcamayın, delikten süpürmeyin diyerek siz saygı kazanabilir misiniz? Kim sizi sayar siz böyle derseniz. Beni kullanın diyorsunuz daha ne diyeceksiniz. Yani kendini kullandırmaya hazır olan bir iktidar olur mu, böyle bir şey söylenir mi? Ondan sonra kalkıp da hangi tezinizi, hangi kuvvetle, kime karşı savunacaksınız. Bir taraftan diyorsunuz ki, koordinatörlük sonuç vermedi. Amerika’ya ben mesaj gönderiyorum. O zaman sona erdir. Katiyen diyor sona erdirmem diyor. Başarılı oldukça devam edecek. Demek ki, başarılı. Başarılıysa niye başarısız diyorsun, şikayet ediyorsunuz. Başarısızsa niye kaldırmıyorsunuz. Yani görüyor musunuz bütün bunlar şuradan kaynaklanıyor. Herhangi bir konuda bir tavır koyma cesaretleri yok. Yani Türkiye bu kadarına müstahak değil, bu kadarına layık değil. Yani bu kadar kötü bir yönetime Türkiye layık değil. Yani çok açık.
Sunucu- Her konuda bir laf söyleniyor, bir şey yapılacağı söyleniyor. Sonradan onun tersi yapılıyor.
Onur ÖYMEN- Tersi yapılıyor, hemen geri adım atılıyor. Yani bunlar olacak şeyler değil.
Sunucu- En basitinden Papa’nın ziyaretinde bile bunu gördük. Başbakan Erdoğan ilkönce görüşmeyeceğini söyledi, sonradan görüştü. Her konuda bu şekilde bir çelişkili açıklamalar gündeme geliyor. Sayın Öymen birazda dış politikaya değinelim. 2007’nin ilk günlerine damgasını vuran olay Saddam Hüseyin’in idamı oldu. Gerçi bayramdan sonra bırakılabileceği sözkonusuydu ama Arap dünyasında bayramın birinci günü sabah 5 sularında idam edildi. Sizce bu bayramdan sonraya ertelenebilir miydi? Bu özelliklemi Müslüman dünyasında, Arap dünyasında bu sizce mezhepler arası çatışmayı alevlendirecek mi? Irak’ın geleceği bu noktadan sonra sizce nasıl olacak. Amerika’da zaten önümüzdeki günlerde yeni Irak politikasını açıklayacak. Birde Irak’ın petrol kullanımı var. Özellikle biraz Irak konuşursak.
Onur ÖYMEN- Şimdi şunu söyleyeyim. Bir kere Saddam Hüseyin’in idamı hangi tarihte yapılmalıydı değil mesele. Yapılmalımıydı, yapılmamalımıydı. Şimdi biz bunun çok yanlış olduğunu düşünüyoruz. Zaten davanın yürütülüşünün uluslar arası hukuk kurallarına tam uymadığını, Amerikalı, Avrupalı pek çok hukukçu ve siyaset adamı da söyledi. Ama idam cezası verilmesi çok yanlış oldu. Şimdi biz Türkiye olarak kendimiz vatandaşlarımıza idam cezasını kaldırdık. Ceza yasasından idam cezasını kaldırdık. Şimdi hükümet ne diyor? Saddam’ın idamı onların içişidir diyor, Irak’ın içişidir. Böyle bir şey söylenir mi? Yani siz kendi vatandaşınıza layık görmediğiniz bir cezayı başkasına nasıl layık görürsünüz? Böyle bir şey olabilir mi? Sizde idam cezası varken hangi uygar ülke çıktıda idam cezası Türkiye’nin iç meselesidir dedi. Siz nasıl söylüyorsunuz. Amerika size kızmasın diye. Aman işte idam yanlış oldu dersek Amerika’ya bize kızarsa, ya bizi delikten süpürürse. Bütün korkunuz bu. Onun için onların içişidir. Hep böyle ürkek, çekingen, korkak, hep alttan alıcı. Yani bütün yaklaşımlar bunlar. İşte Irak’ta da bu. Şimdi Irak’ta sizin 3 milyona yakın soydaşınız var. Türkmenler perişan vaziyetteler. Kaç tane Türkmen öldürüldü biliyor musunuz? Kaç bin Türkmen evini terk etmek zorunda kaldı biliyor musunuz? Türklerin yaşadığı başta Kerkük olmak üzere oradaki nüfus değişimleri dolayısıyla Türkmenlerin oradaki etkinliği kalktı. 1000 yıldan beri etkin oldukları bölgede şimdi basit bir azınlık haline düşürüldüler.
Sunucu- Sayın Öymen 2007’de Kerkük konusunda bir referandum yapılması.
Onur ÖYMEN- Tabi Irak anayasasına göre referandum yapılacak ve orada Türkmenler resmen ikinci sınıf bir toplum haline gelecek. Buna karşı ne yapıyorsunuz? Hiçbir şey yapmıyorsunuz. Amerika’da bile Baker Hamilton raporu çıktı biliyorsunuz. O raporda bile yapmayın bu referandumu, erteleyin filan diyor. Türkiye’nin bu konuda bir ağırlık koyduğunu duyuyor musunuz? Siz bir yerde işittiniz mi? Bir uluslararası basının önüne geçip bir basın toplantısı yaparak veya gidip Amerika’da kongre üyeleriyle konuşarak. Değil mi? Devlet böyle hareket eder.
Sunucu- Türkiye işin içine girerse sizce referandumun ertelenmesi mümkün olabilir mi?
Onur ÖYMEN- Türkiye eğer kendi ağırlığını koyarsa çok şey yapabilir. Ama Türkiye ağırlığını koyacak güce ve cesarete sahip değilse ki, şimdi maalesef öyle hiçbir şey yapamazsınız. Bakınız şuanda Mahmur kampında 12 bin Türk vatandaşı var. PKK tarafından zorla kaçırılmış ve şuanda dikenli tellerin arkasında yaşıyorlar bir terör örgütünün baskısı altında. Bunları bile kurtaramıyorsunuz. Dağdaki teröristlerle mücadele edemediğiniz gibi ovadaki bir kampta dikenli teller arkasında yaşayan vatandaşlarımızı da kurtaramıyorsunuz. Hiçbir şey yaptıramıyorsunuz. Yani ne Amerikalılar buna müdahale ediyor, ne siz onları bu müdahaleye yönlendirebiliyorsunuz. Ne onlar yapmıyorsa ben yaparım diye kendiniz çıkabiliyorsunuz ortaya. Onu da yapamıyorsunuz, onu da yapamıyorsunuz. Meclisten iki kere yetki aldınız Kuzey Irak’a askeri müdahale yapmak için. Bunu da uygulayamadınız ve ondan sonra diyorsunuz ki, Amerikalılara biz çok söyledik yapamadılar, çok mahcup oldular. Yani bütün başarınız Amerika’yı mahcup etmekmiş. Herhalde bunu okuyan Amerikalılar çok gülüyordur size. Sizin hiçbir dediğinizi yapmayacaklar ama çok mahcup olmuşlar, sizde bununla övünüyorsunuz Amerikalıları mahcup ettik. Dışişleri Bakanımız öyle diyor basına verdiği demeçte düşünebiliyor musunuz? Yani Türkiye hakikaten sizi çok açıkça temin ederim Cumhuriyet döneminde kendini hiçbir zaman bu kadar küçültmedi. Hiçbir zaman, hiçbir hükümet zamanında biz kendimizi bu kadar küçültmedik. Yani sınırınızın dibinde teröristler olacak, ülkenize saldıracak, sınırdan patlayıcı geçirecekler, trenleri havaya uçuracaklar, suikast yapacaklar, askerlerinizi öldürecekler ve siz parmağınızı oynatamayacaksınız. Sizden önceki bütün hükümetler oraya asker göndermiş, mücadele etmişler, sınırı korumuşlar. Epey de başarılı olmuşlar. Bir tek siz yapamıyorsunuz.
Sunucu- Belki de Sayın Öymen bundan kaynaklanıyor askeriye hükümetin zıt kutuplara düşmesi bazı önemli konularda ve özellikle geçtiğimiz günlerde de MİT’in 80. yılında bu zamana kadar hiç bu şekilde açıklama yapmamış bir kurumun, kuruluşun bu şekilde bir açık mesaj niteliğinde halka, insanlara belki de uyanın artık, en azından seçimler yaklaşıyor. Seçimlerde gönderin. Açık bir mesaj mı var. Sizce bu kadar aşikar olan ne diyeceksiniz bu duruma. Artık halkın her kesiminden ayaklanmalar bu konuya ilişkin açıklamalar gelmeye başladı. Sessizliğini koruyan yıllardır.
Onur ÖYMEN- Şimdi bu hükümetin bu politikalarını halk hazmediyor. Türkiye’de hiçbir kurum hazmedemiyor. Şimdi dikkat edecek olursanız gerek Kıbrıs konusunda, gerek Irak konusunda, AB konusunda, pek çok konuda başbakan, hükümet herkese ters düşüyor. Cumhurbaşkanıyla ihtilaf halinde olduğunu açıklıyorlar, askerlerle ters düşüyorlar. Başka örgütlerle ters düşüyorlar, yargıyla ters düşüyorlar, meclisle, muhalefetle ters düşüyorlar, diğer siyasi partilerle ters düşüyorlar. Yani şu hükümetin arkasında duran, bu hükümet zamanında para kazanmış çok zengin sermaye ile yeşil sermaye hariç kim var? Ancak bu hükümetten taviz alma umudunda olan yabancılar var ve alan yabancılar var. Başka kim var? Kimdir bu hükümeti destekleyen. Yani bir hükümette.
Sunucu- Zaten özelleştirmelerden de bunu görebiliyoruz.
Onur ÖYMEN- Tabi. Şimdi bir istihbarat örgütü başkanı eğer böyle bir açıklama yapmak ihtiyacını duyuyorsa bu çok ciddi bir durumdur. Çünkü istihbarat örgütlerinin görevi bulduklarını değerlendirmelerini hükümete duyurmak. Halka duyurmak ayrı bir iş. Halka duyurmak politikacıların işi, gazetecilerin işi, bilim adamlarının işi. Ama bir istihbarat örgütü bunu yapıyorsa demek ki çok ciddi bir durum görüyorlar. Olayın boyutu ciddi. Demek ki hükümete yaptıkları uyarılar bir sonuç vermedi. Hükümet sözcüsü Sayın Cemil Çiçek diyor ki, bize her zaman bunu söylerler. Yani hiçbir önemi yok, bir özelliği yok, yeniliği yok bu lafların. Yeniliği bunu halka söylemeleri. Demek ki, size anlatmaları hiçbir sonuç vermedi. Hükümetten bekledikleri tavırları göremediler. Başka türlü nasıl anlaşılır. Eğer bunları hükümete anlattıkta hükümet gerekli politikaları izledi, tavırları aldı, eksiklerini giderdi, Türkiye inisiyatif alan bir ülke haline geldi gibi bir durum olsa o zaman MİT müsteşarı bunu halka niye anlatsın, durup dururken niye söylesin. Değil mi? Söylediyse demek ki, size yaptığı uyarılar bir sonuç vermedi. Yani bundan çok ciddi sıkıntı duydular. Öyle anlaşılıyor ve bunu bir görev sayıyor. Yani herhalde orada Başbakanın çok sevdiği tabirle şov yapmak için konuşmuyor. Niçin konuşuyor? Belli bir sorumluluk duygusuyla halkı uyarıyor. Yani gelen tehlikeleri görüyor. Yakında Türkiye’nin başına gelebilecek tehlikeleri görüyor, sıkıntıları görüyor. Dünyanın gidişini değerlendiriyor ve diyor ki, bu gidişte böyle pasif davranarak, edilgen politikalar izleyerek, gelişmelere göre tavır alarak durumu idare etme politikaları güderek bir yere varamazsınız, tavır almanız lazım, inisiyatif almanız lazım, girişim yapmanız lazım. Bunu yapamıyorsunuz diyor. Mesajı bu ve siz ona karşı ne diyorsunuz? Bunlar hep böyle konuşur, bizde dinleriz. Daha öncede söylediler, daha öncede dinlemiştik hiçbir yenilik yok diyorsunuz.
Sunucu- Ama aslında olayı başka bir boyuta taşıyor. Sayın Öymen programımızın sonuna yaklaşıktık. Son olarak 2007’ye dair mesajlarınızı, öngörülerinizi almak istiyorum. Herhalde bizimde her programımızda özellikle üstünde durduğumuz bu konuları, hatta artık iyice farkına varmıştır diye umut ediyoruz ve sandık başında da herhalde bunu açık bir şekilde göstereceklerdir diyoruz.
Onur ÖYMEN- Tabi, tabi. Her gittiğimiz yerde şunu görüyoruz ki, halk bütün bunların bilincindedir, farkındadır. Kuşkusuz çok sıcak bir yıl olacak. Fakat çok umutlu olacak. Umutlu bir yıl olacak. Çünkü 2007 yılında Türk halkı, Türk milleti bu hükümetten kurtulacaktır. 2007 yılı bitmeden Türkiye’de yeni bir hükümet olacaktır. Yeni bir başlangıç olacaktır. Umuyoruz ki, bu değişiklik Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce olsun ve yeni Cumhurbaşkanını yeni parlamento seçsin. O zaman daha sağlıklı bir başlangıç yapalım. Bunun için çalışıyoruz ve biz inanıyoruz ki, eğer demokraside halk ağırlığını koyarsa mutlaka hükümetler onu dikkate almak zorundadırlar. Bugün başbakan ne demekmiş seçim, erken seçim nedir filan deyip duruyor. Yani bizim gündemimizde yok, biz istediğimiz gibi yaparız, zamanında yaparız filan. Şunu unutmayınız ki, halk sizden büyüktür. Halk sizden güçlüdür. Siz bir tarihte halkın bir kesiminden protesto oyları aldınız diye halktan daha güçlü olmadınız. Halk sizden güçlüdür. Demokrasilerde halk sadece seçimden seçime oy veren bir makine değildir. Halk demokraside her gün hükümeti denetler. Demokratik ülkelerde öyle olur. Halkın güvenini kaybeden hükümetler daha seçim zamanını beklemeden görevi terk ederler, istifa ederler. Bütün demokratik ülkelerde böyle olur. Kaç tane hükümet Türkiye dahil kaç tane demokratik ülkede halkın güvenini kaybedince istifa edip erken seçime gitmek zorunda kalmıştır. Yani siz buna karşı direnirseniz halkın iradesine direnmiş olursunuz. Bir demokratik ülkede, bir hükümetin yapacağı en büyük yanlış halkın iradesine karşı direnmektir. Eğer siz bugün halkın iradesini, tepkisini yeterince göremiyorsanız bu sizin baskı altına aldığınız medyaların halkın bu tepkilerini yeterince yansıtamamasından kaynaklanıyor. Halkın tepkisi olmadığından değil. Biz Anadolu’nun her yerine gidiyoruz, orada vatandaşlarla konuşuyoruz. Her görüşte insanlarla görüşüyoruz ve biliniz ki, bu hükümete karşı son derece tepkilidir. Özellikle bu milli davalarda bu hükümetin verdiği tavizlerden son derece rahatsızdır, şikayetçidir, bunlara tepkilidir ve aynı zamanda ekonomik durum, ekonomik kararlarından şikayetçidir. Tarım perişan vaziyette, esnaf perişan vaziyette. Yani biz kaç köye gidiyoruz, kaç beldeye gidiyoruz, kaç ilçeye gidiyoruz. Her yerde vatandaş bize diyor ki, bu hükümetten ümidimizi kaybettik. Biran önce bu hükümetin gitmesini istiyoruz. Herkes bize bunu söylüyor.
2007 yılı çok umutlu bir yıl olacak, çok güzel bir başlangıç olacak. Bütün bu olumsuzlukları geride bırakacağımız bir yıl olacak. Ve bu yıl CHP’nin iktidara geçeceği yıl olacak. O zaman göreceksiniz ülkesinin çıkarlarını, milletinin haysiyetini koruyan bir iktidar nasıl olurmuş o zaman herkes bunu görecek.
Sunucu- Evet. Zaten gözlerde şimdiden seçimlere çevrilmiş durumda diyoruz.
Onur ÖYMEN- Biz en çok halka güveniyoruz ve sizin gibi cesaretli medyalar oldukça halkın bu görüşlerini yansıtmakta mümkün olacaktır. Türk halkı galip gelecektir. Bu yılın içinde Türk halkı galip gelecektir. Türkiye hak ettiği yere, saygınlığa ulaşacaktır. Biz bu konuda son derece iyimseriz. Bu hükümet çok yakında bu görevi terk edecektir ve biz inanıyoruz ki, bir daha Türk halkı böyle bir hükümeti iktidara getirmeyecektir.
Sunucu- Sayın Öymen programımıza katıldığınız için çok teşekkür ediyoruz.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.