Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

ART – Anayasa Değişikliği, Genel Seçimler, Amerikan Uçaklarının Sınır İhlali ve Kıbrıs Hakkında
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in ART’ye verdiği mülakat
4 Haziran 2007
Sunucu: Bizim size sorumuz anayasa değişikliği ile ilgili. 366 sayısı çok önemli, 367 bulunamadı. Bundan sonra ne olacak diye size soralım istedik.
Öymen: Anayasamıza bakmamız gerek. Anayasamız şunu diyor; birinci görüşmeden sonra cumhurbaşkanına sunulur, cumhurbaşkanı meclise iade eder ise meclis de eğer 367 veya daha yukarı bir rakam ile aynı metin üzerinde ısrar ederse, cumhurbaşkanı bunu onaylar ya da referanduma götürür. Yani 367 oyun bulunması şart. Anayasa Mahkemesi’nin daha önce aldığı kararlar var, hukukun temel ilkeleri var, anayasa hukuku uzmanlarının kitapları var. Hepsinde deniliyor ki; ‘esas için geçerli olan hüküm ne ise, maddeler için de geçerlidir.’ Yani bir madde 367’yi tutturamamışsa, 367 oy çıkmamışsa bir maddenin oylamasından, o zaman bu maddenin kabul edilmiş sayılması mümkün değil. Meclis başkanı maalesef uzunca bir süreden beri tarafsızlığını yitirdiği için, her defasında hükümetin görüş ve beklentileri doğrultusunda uygulama yapıyor, karar veriyor. Geçen defa cumhurbaşkanlığı seçiminde de böyle yapmıştı ve sonunda Anayasa Mahkemesinin açık farklı kararı ile yaptığı uygulamanın yanlış olduğu kanıtlanmıştı. Bu defa da aynı yanlışı yaptı. ‘367 olmasa da, bu kabul edilmiş sayılır’ diyor. Kendi partisinin bir-iki sözcüsünün dışında, bunu savunan hiç kimse yok. Bu durumda 366 oyla çıkmış bir maddeyi kabul edilmiş saydığı için biz Anayasa Mahkemesi’ne gideceğiz ve ümit ediyoruz ki Anayasa Mahkemesi bunu reddedecek. O zaman ne olacak? O zaman bu anayasa paketi, bir bütün olarak mecliste kabul edilmemiş olacak. Oysa Anayasa ne diyor? Aynen kabul edilirse, cumhurbaşkanı referanduma götürür diyor. Aynen kabul edilmemişse nasıl referanduma götürecek? O zaman cumhurbaşkanı aynen kabul edilmemiş bir metni referanduma sunamaz. Bu durumda ne olur; cumhurbaşkanı meclise iade mi eder, yoksa bu süreç tamamen bitmiş mi der, bu cumhurbaşkanımızın takdirine bağlı bir durumdur. Ama hukukçuların söylediği şudur; Anayasa Mahkemesi’nin benzeri durumlarda daha önce aldığı kararlar da var. Yani hukukçuların tabiri ile bu metin sakatlanmış oluyor, bir maddesi yeterli oyu sağlamadığı için metnin tümü geçmiştir meclisten denilemiyor. Bu durumda da metnin aynen geçmesi koşulu yerine getirilemiyor. Şu anda vardığımız durum bu. Tabii bütün bunları tartışabilmek için Anayasa Mahkemesi’nin alacağı kararı beklemek gerekecek. Ondan sonra sayın cumhurbaşkanımızın değerlendirmesini beklememiz gerekecek. Ama benim görüşümü soracak olursanız; bu metin iktidarın ileri sürdüğü gibi mecliste aynen onaylanmış bir metin özelliğini taşımıyor. Anayasamızın bu konudaki hükmü son derece açıktır. İki tane temel koşulu var; bir 367 oy ile geçecek, iki aynen geçecek. 367’yi tutturamadıklarına göre bir maddede, aynen geçemiyor. Anayasamızda öngörülen koşullar yerine getirilmemiş oluyor. İktidarın aksi yöndeki bütün iddialarını Anayasa Mahkemesi değerlendirecektir. Ümit ediyorum ki mahkeme bu konuda da her zaman olduğu gibi en doğru kararı alacaktır.
Sunucu: Sayın başbakanın daha önceki Anayasa Mahkemesi kararlarına ilişkin olarak yaptığı açıklamalar dolayısı ile mahkeme bir suç duyurusunda bulundu. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?
Öymen: Sayın başbakanın hukukla arasının iyi olmadığını biliyoruz. Herhalde tarihimize hukuka en saygılı başbakan olarak geçmeyeceği kesin. Daha önce Anayasa Mahkemesine ilişkin olarak saygı ve terbiye sınırlarıyla bağdaşmayan sözler söyledi. Danıştay aleyhinde aynı şeyleri söyledi. AİHM türban konusunda kendi istemediği tarzda bir karar alınca ‘bunlar bu işe karışamazlar, bunu ulema bilir’ diye yüksek bir hukuki mütalaa verdi. O bakımdan başbakanın hukuk konusundaki dosyası kabarıktır. Ne yazık ki hukukun üstünlüğüne dayalı bir ülkede bu zihniyetteki bir insan başbakanlık koltuğunda oturuyor, ne yazık ki hukuk tahsili yapmış olan ve mesleği hukukçuluk olan meclis başkanı da hukukun temel ilkelerine aykırı kararları üst üste alıyor. Bir anayasa hukuku profesörü sıfatı taşıyan anayasa komisyonu başkanı aynı doğrultuda hukuku bu iktidarın beklentileri doğrultusunda yorumlamak için elinden gelen her türlü gayreti gösteriyor ama her defasında da hukukun duvarına çarpıyorlar. Biz inanıyoruz ki; Ankara’da hâkimler var ve siz hâkimlerin üstünde değilsiniz yani devlette yasama yürütme yargı organlarının eşitliği ve bağımsızlığı ilkesi vardır. Yargı sizin emrinizde değil, siz padişah değilsiniz. Sizden bağımsız Türkiye’de devlet organları var ve bunların başında yargı geliyor. Yargı sizin emrinizde değil. Yargı sizin hoşunuza giden karar alabilir, gitmeyen karar alabilir ama saygı göstermek zorundasınız. Yargı kararları gayet tabii ki bilimsel olarak tartışılabilir ama sizin hoşunuza gitmeyen bir karar çıktı diye daha gerekçesi bile açıklanmadan o kararı alan yargı mensuplarına hakaret edemezsiniz. Onları küçültücü sözlere muhatap edemezsiniz. Hiçbir demokratik ülkede bu görülmez. Başka hangi ülkenin başbakanı acaba kendi ülkesinin Anayasa Mahkemesine böyle ifadelerde bulunmuş? Hatırlayan var mı? Yani yargıya karşı bayrak açmış bir başbakan söz konusu. Yurtiçinde ve yurtdışında Türkiye’de hukuk, insan hakları gibi konularda çok büyük hassasiyet gösteren çevreler var. Türkiye’de yaprak kımıldasa hemen bir demeç verirler. Bir başbakan kalkıyor Anayasa Mahkemesi’ne, hukukun temel ilkeleri ile bağdaşmayacak şekilde hakaretler yağdırıyor bu çevrelerden ses yok. Nedense başbakanı çok seviyorlar. Başka birisi hukuku ihlal etse, en küçük bir söz söylese hukuka ve yargıya karşı kıyameti koparıyorlar ama başbakanın ağzından çıkınca herkes sus pus. Ne kadar büyük bir sevgiymiş bu? Türkiye’de ne insan hakları örgütlerinden ses çıkıyor, ne yurtdışında benzeri örgütlerden ses çıkıyor, her vesile ile Türkiye’yi suçlamayı fırsat bilip meslek edinen insanların ağzı var dili yok bugünlerde. Başbakanın hukuka aykırı bu davranışları, meclis başkanının hukuku zorlayan yorumları üzerine bunlardan hiç ses yok. Size de çok ilginç gelmiyor mu? Yani demek ki daha önceki konulardaki tepkileri de belki tam hukuk veya insan hakları endişelerinden değil de belki başka meraklarından kaynaklanıyordu. Bilemeyiz. Ama çok ilginçtir. Belli ki böyle bir kamplaşma havası içindeler. Şu sırada başbakanın başarısını istiyorlar, destekliyorlar ve onun partisinin seçimlerde başarılı olmasını istiyorlar. Bütün bu gibi hataları, saygı ve hukukla bağdaşmayan sözlerini görmemezlikten gelip üzerine sünger çekiyorlar. İşte bu da onlara halkın not vermesine imkân veriyor. Türk halkı şimdi bu gelişmelerin sonucunda herkese not verecek durumdadır. Başbakan bir de mağduru, mazlumu oynuyor. Yani bunlar çok haklı, doğru ve meşru işler yapmışlar da bazı kurumlar bunları engellemiş. Başta Anayasa Mahkemesi, ana muhalefet partisi olmak üzere. Ne yapmış ana muhalefet partisi? Anayasadan kaynaklanan bir hakkını kullanıp Anayasa Mahkemesine gitmiş. Anayasa Mahkemesi ne yapmış? Anayasaya ve vicdanına göre değerlendirerek bizim müracaatımızı dokuza iki gibi açık farkla haklı, iktidarı haksız bulmuş. Kıyameti koparıyorlar bana engel oldular diye. Sana engel olmamak için ne yapmak lazımdı? Hukuku biz devreye sokmayacaktık, başbakanı üzmeyelim diye. Anayasa Mahkemesi başbakan üzülmesin diye Anayasayı ve vicdanını bir tarafa bırakarak başbakan nasıl istiyorsa öyle karar alacak, o zaman çok mutlu olacaktı.
Başından biz dedik ki; ‘gelin bir erken seçim yapalım.’ Erken seçimde çıkacak parlamento cumhurbaşkanını seçsin. Kıyameti kopardılar; ‘zamanında seçim istemeyenler vatan hainidir’ diye. Şimdi ne oluyor? Erken seçim oluyor. Üstelik kendileri neredeyse meclise müracaat ettiler erken seçim olsun diye. Etmeseler de kıymeti yok. Zaten anayasa cumhurbaşkanı seçilememesi halinde erken seçimi zorunlu hale getiriyor. İkinci olarak gelin uzlaşalım dedik. Yani sizin partinizden üzerinde uzlaşacağımız bir adayı cumhurbaşkanı yapalım. Bundan daha uzlaşıcı bir tavır olabilir mi? Neden şikâyet ediyorsunuz siz? Hayır, efendim ana muhalefet lideri ile görüşecek vakti yokmuş. O zaman buyurun. Kendi adaylarını dayattılar, bizim istediğimiz aday cumhurbaşkanı olacak. Bunu yapacak oyunuz var mı? O da yok. Bunu yapacak oyunuz yok ama anayasayı yanlış yorumlayarak, anayasanın gerektirdiği nisabı yok farz ederek bir zorlama ile seçtireceklerini düşündüler ama yapamadılar. Biz yargı yoluna gittik, bunun samimiyetsizlikle ne alakası var? Eğer samimiyetsiz olsak, size uzlaşma önermeyiz, gelin erken seçim yapalım demeyiz. Siz kaçtınız erken seçimden. Sonunda erken seçime mecbur kaldınız. Yani özetle iktidar tam bir başarısızlığa uğramıştır. Siyaseten ve hukuken tam bir yenilgiye uğramıştır. Şimdi bundan kurtulmak ve kamuoyunun dikkatini başka tarafa çekmek için mağdur duruma düşürülmüş, kurumlar tarafından haksız yere perişan edilmiş bir parti bir lider rolü oynamaya çalışıyor ama onu da beceremiyor çünkü halk gerçekleri görüyor. Yani hukuktan hiç anlamayan bir insan bile şunu sormaz mı başbakana; ‘peki bunlar uzlaşma istediği zaman niçin masaya oturmadın?’ demeyecek mi? AKP’nin tabanı bunu demeyecek mi, bizim partimizden bir cumhurbaşkanı seçilmesini muhalefet kabul etmişken, bu yolu niye denemediniz de bizim partiden bir adayın şansını kaybettiniz? Bunu sormayacaklar mı? Bir parti bu kadar körü körüne mi hareket eder? Bu partide serbestçe tartışıp eleştirecek bir adam yok mu? Bunlar liderlerine biat mi ediyorlar? Bunlar böyle itaat üzerine mi parti işi yürütüyorlar? Bir insan çıkıp da soru sormaz mı? Sormuyorsa yazıklar olsun. Demek ki demokrasi orada pek işlemiyor. Böyle bir şey herhangi bir partide olsa, adama derler ki ‘bu fırsatı niye kaçırdın, niye masaya oturmadın?’ Ondan sonra da beni mağdur ettiler diyorsun. Kim seni mağdur ediyor? Mahkemeye niye gittiler diyorlar. Gitmek hakkımız çünkü anayasaya aykırı bir iş yaptınız. Pek çok ünlü anayasa hukukçusu bu işin hükümetin bu konudaki tutumu ve yönteminin anayasaya aykırı olduğunu söyledi. Biz de inceledik. Neye ve kime kızıyorsunuz?
Şimdi yaptıkları yine yanlış. Anayasanın 175 maddesi ve gerekçesi diyor ki; 367 oy çıkmamışsa o metin/madde kabul edilmemiştir. Meclis başkanı da kabul edilmiştir diyor. Gerekçesini gösteriyorsunuz; siz bakmayın gerekçelere, uyduruktur, gerekçeler bir mana ifade etmez diyor. Ama metinde de öyle yazmıyor diyorsunuz o da diyor ki ‘bence öyle yazıyor’, aklınca öyle yorumluyor, kendine göre bir takım izahlarda bulunuyor. Bir tane aklı başında hukukçu çıkıp da meclis başkanının yorumu doğrudur demiyor. Tutar tarafı yok.
Anayasa Mahkemesi meclis başkanının yaptığını ‘eylemli iç tüzük ihlali’ kabul edecektir ve iptal edecektir. Bu durumda cumhurbaşkanının önüne gidecek metin daha önce meclise gönderdiği metnin aynen kabulü niteliğinde olmayacak. O zaman cumhurbaşkanı ne yapacak? Hukukçuların bir kısmı diyor ki aynen meclise iade eder tekrar çünkü aynen gelmeyen metinleri iade hakkı var. Veya diyecek ki aynen gelmedi, şu koşullar yerine getirilmedi bu durumda referanduma da gitmem, onaylamam da dese ne diyecekler? Bu tabii cumhurbaşkanının yapacağı değerlendirmeye bağlıdır. Biz onu hiçbir şekilde etkileyecek durumda değiliz zaten aklımızdan da geçmez. Şimdiye kadar olduğu gibi en isabetli kararı vereceğine inanıyoruz. Ama herkes bilsin ki bu metin sakatlanmıştır. Yani bir madde bile olsa, bir maddenin 367 oy bulmaması bunu sakatlamıştır.
Sunucu: Bu iki Amerikan uçağının 4 dakikalık Türkiye turunu ve ardından verilen ‘mahcup nota’yı nasıl yorumluyorsunuz?
Öymen: Önce dışişleri bakanı dedi ki; bize genelkurmaydan bilgi gelmedi. Bunlarda adet askerleri suçlamaktır. Ondan sonra anlaşıldı ki dışişlerine bilgi vermiş askerler anında. Nitekim dışişleri sözcüsü bu bilginin geldiğini doğruladı. Böylelikle sözcü, dışişleri bakanını tekzip etmiş oldu. Daha önce de bir örneğini yaşamıştık. Bu sınırı ihlal etmek demek egemenlik hakkını ihlal etmek demektir. Çünkü sınırlar ülkelerin egemenlik alanıdır. Egemenlik alanını bir dakika ihlal etmekle dört dakika ihlal etmekle arasında fark yoktur. Egemenlik alanınız ihlal edilince hemen bir protesto notası verirsiniz, bir daha tekrarlanmamasını istersiniz. Bunların usulü bellidir, biz bunu her zaman yaparız. Türkiye ile Yunanistan arasında bu çok olur. Bu normaldir ve verilmese yanlış olur. ABD uçakları oraya tesadüfen girdi, yanlışlıkla oldu diyorlar. Bugünkü teknoloji döneminde bunlar pek olmaz. ABD ile PKK hakkında konuşurken hava operasyonu yapıp yapamayacaklarını da sorduk. Irak’ın her tarafında bunu yapıyorsunuz da bir terör örgütünün olduğu yerde bunu niye yapmıyorsunuz? Oraya tahsis edecek uçağımız yok dediler. Ama demek ki varmış uçakları kuzeye tahsis edecek. Bu uçaklar Türkiye üzerinden fotoğraf çekmek için mi uçuyorlardı, gözdağı mı vermek istiyorlardı bunun yorumunu yapmak istemiyoruz. Orada uçuracak uçağınız var da PKK hedeflerine yönelik operasyon yapacak uçağınız yok. Böyle anlaşılıyor o da işin bir tuhaf tarafı. Amerika’nın gerçekten Irak ve PKK konusunda izlediği politikaları anlamakta zorlanıyoruz. ABD Türkiye’nin müttefiki, düşmanıdır diyemeyiz. Türkiye’nin müttefikidir ama müttefik bir ülke gibi hareket ettiğinin örneğini göremiyoruz Kuzey Irak’ta. Bunu NATO’ya Türk hükümeti niçin götürmedi bunu da anlayamıyoruz. Washington Antlaşması’na göre Türkiye’nin bunu NATO Konseyi’ne götürme hakkı var. Götüreceksiniz diyeceksiniz ki benim güvenliğim bir komşu ülkeden dolayı tehdit altında, komşu ülke bir şey yapmıyor. Bir müttefik ülkenin orada 150 bin askeri var, çok büyük siyasi sorumluluğu var o da yapmıyor, ben kendimi koruyacağım ama ona da izin verilmiyor. NATO’da bir tartışmaya açalım bakalım bu iş ne olacak?
Hükümetin dış politikasının özelliğini bir kelime ile anlatın deseniz bana; cesaretsizlik. Cesaretleri yok. Ödleri kopuyor, ya ABD bize karşı tavır alırsa, ya seçimlerde bizi desteklemezse, ya bize karşı mesafe koyarsa, ya bizi eleştiren bir cümle söylerse diye çok korkuyorlar. Ama bunun bedelini Türk insanı canıyla, kanıyla ödüyor. Bu kötü. Siyasi konularda olduğu gibi zamana bırakamıyoruz. Çünkü bu terörist saldırıların arkası gelmiyor. Gün geçmiyor ki bir şehit haberi almayalım, bir canlı bomba, patlayıcılar yakalanmasın. Ankara’da yaşananları gördük. Yazık değil mi şimdi orada ölen yaralananlara? Niçin oluyor bunlar? Çünkü Kuzey Irak’tan bu patlayıcıları serbestçe getirebiliyorlar. Kimse onları orada durdurmuyor. Dün akşam bir televizyon programında Kuzey Irak’taki yerel yönetimin bir görevlisini çıkartmışlar canlı yayına Erbil’den. Dedim ki; “şu anda Kuzey Irak’taki PKK terörü ile mücadele etmekle sorumlu olan güvenlik örgütü hangisidir?” Cevap yok. Peki, dünyanın neresinde var böyle bir durum? Hiçbir yerinde yok. Türkiye’de çok büyük rahatsızlık yaratıyor sizin bu konuşmalarınız dedim. Dışişleri müsteşarı olduğum dönemde, Ankara süreci varken siz PKK ile savaşıyorsunuz, ne değişti de şimdi hem savaşmıyorsunuz hem destekliyorsunuz hem de Türkiye’nin müdahalesine karşı böyle ulu orta konuşuyorsunuz? Cevap yok. Bu Türkiye’nin kendi meselesidir, kendi içinde halletsin dedi, boş laf. Türkiye’nin meselesi ise ne işi var bunların Kuzey Irak’ta? Ne demek bu?
ABD askerlerinin oradaki lojistik ihtiyacının, bizim bildiğimiz kadarı ile %72si Türkiye’den karşılanıyor. Yalnız orada Kuzey Irak’a birtakım ticari mallar ihracı ile kalmıyoruz, aynı zamanda eldeki bilgilere göre ABD’nin oradaki askeri birliklerinin lojistik ihtiyacı da Türkiye’den karşılanıyor. Siz ABD’ye orada o kadar büyük bir hizmet sağlıyorsunuz ama ABD sizin aynı bölgedeki teröristlerle mücadele etmenize izin vermiyor. Böyle bir şey olabilir mi? Bunun adı teslimiyet politikası. Siz ABD’lilerle bunu konuşmaz mısınız? Biz konuşuyoruz, gittik ABD’ye bunları konuştuk. Bize diyorlar ki “biz Kuzey Irak’ın istikrarına çok önem veriyoruz, siz bir operasyon yaparsanız istikrar bozulur.” Peki dedik istikrar bozulmasın diye Kuzey Irak’ta Türkiye’nin istikrarının bozulmasını biz nasıl kabul ederiz, siz nasıl kabul edersiniz? Yani Kuzey Irak’ta istikrarın bozulmamasından başka hedefiniz yok mudur? Ama oradaki istikrarın bozulmamasının bedelini bir müttefik ülke kendi topraklarında istikrarın bozulması ile insanların hayatına kast edilmesi ile ödeyecek ve siz de bundan rahatsız olmayacaksınız. Bu durum NATO’nun geleceğini tehlikeye düşürüyor çünkü NATO ittifakının özünde dayanışma var. Eğer NATO müttefikleri birbiri ile dayanışma içersinde değilse, ittifakın geleceği tehlikeye düşer. Ben başka bir ülkeyi savunmak için askerimin canını nasıl tehlikeye atarım? Sen benim can güvenliğimle ilgili bir konuda bu kadar kayıtsız kalırsan? Afganistan’da terörle mücadele için biz Türk askerlerini gönderiyoruz. Lübnan’da Hizbullah’ın İsrail’e saldırılarını engellemek için Türk askerini gönderiyoruz. Yani Türk askerinin hayatını biz başkalarının güvenliği için tehlikeye atacağız ama kendi insanımızın güvenliği için askerimizi kullanmamıza izin vermeyecekler. Bu kadar insafsızlık olamaz. Ama siz tepki ve talepleri dile getirmekte o kadar güçsüz ve cesaretsiz bir görünüm sergiliyorsunuz ki hükümet olarak, gayet tabii ki böyle bir hükümete ‘biz her istediğimizi yaparız, nasıl olsa bize tepki göstermez’ diyorlar. Yani Türkiye kendisine yapılacak en haksız davranışlara karşı tepki gösteremeyecek bir ülke konumuna düşürülmüştür. Sarkozy’nin söylediklerine bir bakın. Bu sözleri başka herhangi bir ülkeye söyleyebilmiş mi bugüne kadar? Bırakınız AB konusunu, bu kadar küçültücü, hakaret edici, incitici sözleri başka herhangi bir ülkeye, bir millete söyleyebilmiş mi? ‘Sizin Avrupa’da yeriniz yok, siz Asyalısınız’ diyor. Aynı şeyi Almanya’nın eski başbakanlarından Helmut Schmidt kitabında yazmış. Tepki göstermiyorsunuz. Türkiye’yi Avrupa’dan uzaklaştırmak isteyen insanlar sizi çok seviyorlar çünkü sizin Türkiye’nin gerçekten AB üyesi olması için gerekli mücadeleyi yapamayacağınızı biliyorlar. Göstermelik olarak Avrupa’dan yanayız, reform yapıyoruz diyorlar ama bunlar içi boş laflar. Avrupa’dan gelen haksızlıklarla mücadele edebiliyor musunuz? Edemiyorsunuz.
Seçimlerden sonra Sarkozy ‘benim görüşümde hiçbir değişiklik yoktur’ dedi. Önemli olan o demeç. Bütün yaptıkları şu; biz müzakereleri oybirliği ile kararlaştırdık, bunların durdurulması için de oybirliği lazım. Yani senin tek başına engellemen yetmez, bütün AB ülkelerinin müzakereleri durdurma kararı alması lazım, böyle bir karar olmadıkça senin bu lafları etmenin bir anlamı kalmaz. Onun üzerine Sarkozy de ‘bunları daha ilerde ele alalım, şu sırada başka işlerimiz var.’ Ama tutumundan geri adım atmış değil, tam tersine cumhurbaşkanı olduktan sonra tutumunu teyit etti. Biz de bunu söylüyoruz. Türkiye’den tepki yok. Başbakan Sarkozy’ye telefon etmiş; “bunları basın önünde söylemeyin.” Hâlbuki ne diyecekti? ‘Siz bunları nasıl söylersiniz? 100 yılı aşkın zamandan beri devam eden Türk-Fransız dostluğunu nasıl tahrip edersiniz? Türkiye’de milyonlarca insanı rencide ettiniz, incittiniz. Ben bu ülkenin başbakanı olarak sizi protesto ediyorum. Bu kadar yıldan beri Avrupa’nın bir parçası saydığınız Türkiye’yi bir günde Avrupa’dan ne hakla dışlıyorsunuz? Hangi sıfatla, hangi yetki ile? Sizden önceki Fransa cumhurbaşkanları coğrafya kitabını hiç okumamışlar mıydı? Siz okumadınız mı? Kıbrıs’a niye itiraz etmediniz Kıbrıs üye olacağı zaman? Kıbrıs Avrupa topraklarında mı? Kıbrıs adası hangi atlasta Avrupa’nın bir parçası olarak gösteriliyor? Niçin Türkiye için söylediğiniz Asya kıtasındadır lafını Kıbrıs için söylemiyorsunuz?’ Bundan daha gayri ciddi bir söylem olabilir mi?
Sunucu: Sayın Genelkurmay başkanının yazılı talebi mi gerekir?
Öymen: Öyle şey olur mu, bu doğrudan doğruya siyasi bir karardır. Devlet meclisten bir yetki alacağı zaman hükümet olarak değerlendirirsiniz. Gayet tabi ki bütün unsurları dikkate alırken askerlerin görüşünü de alırsınız, istihbarat alırsınız, askerlerin değerlendirmesini sorarsınız bir operasyon yaparsak bunun getirisi, götürüsü ne olur bunları sorarsınız. Ondan sonra yine siz karar verirsiniz. Topu askere atarak bu işte sıyrılamazsınız. ‘Asker bana dilekçe vermedi ben de meclise gitmedim’, yani siyasi sorumlu sizsiniz, asker değil. Bir taraftan şikâyet ediyorsunuz asker neden siyasi konuları konuşuyor konuşmasın diye, Abdullah Gül ne diyor, asker süngüsüyle konuşur, diğer taraftan da diyorsunuz ki asker talep etsin. Hani siyasi konularda asker bir şey yapmayacaktı? Askerden siz soracaksınız sorunuzu ve asker size görüşünü bildirecek, ama kararı siz vereceksiniz ve siz meclise gideceksiniz. Siz 20 Martta gittiniz meclise askerlerle istişare ettiniz ve orada Türk ordusunun Kuzey Irak’ta görev yapması için yetki istediniz. 7 Ekim’de bir kere daha gittiniz, ikisinde de aldınız yetkiyi kullanamadınız. Peki, o zaman o yetkiyi meclisten çıkartması için askerler hükümete dilekçe mi vermişlerdi, ben bilmiyorum. Siz 20 Mart ve 7 Ekim tarihlerinde, tabi ki askerlerle istişare etmişsinizdir ama askerlerin talebi üzerine mi gittiniz meclise? Askerlerden yazılı bir dilekçe mi aldınız? O zaman ki genelkurmay başkanı size efendim, derhal meclise gidin de şöyle bir yetki alın diye bir dilekçe mi yolladı? Duymadık böyle bir şey, bizim devlet usullerimize de uygun değil.
Sunucu: Yunanistan Dışişleri Bakanı, Kıbrıs deyince, işgal olduğu sürece bizim için ve Helenizm için her zaman sürecek büyük bir konu aklıma geliyor demiş. Yunanistan da yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre Yunanlıların büyük bir bölümü, İstanbul’u kendi egemenlikleri altında olmayan bir Yunan toprağı olarak değerlendirmişler. Yunanistan silahlanma sıralamasında da ya üçüncü ya dördüncü sırada yer alıyor. Siz bütün bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öymen: Evet, şimdi, Yunanistan Türkiye’deki iktidarın durumuna göre vaziyet alır. Türkiye’de güçlü siyasi iktidarlar olduğu zaman belli bir çizgide durmasını bilirler. Ama Türkiye’de taviz vermeye hazır, hoş görünme uğruna her şeyi alttan almaya hazır bir hükümet gördükleri zaman da işte böyle şeyler yaparlar. Yunanistan’ın bu savunduğu görüşlerin aldığı tavırların hiçbirinin aslı astarı dayanağı yoktur, hukuki temeli yoktur, uluslar arası ilişkiler açısından bir dayanağı yoktur. Kıbrıs devletini kuran bir antlaşma var, 1960 tarihli antlaşma ve bu antlaşmayı bozan Rumlar. Yani Türk tarafı bozmamış, Makaryos, Yunanistan’ın desteği ile bozmuş. Sonrasında da Türklere silahlı saldırılarda bulunarak onları devlet idaresinden atmış. Başka devletler kendi stratejik menfaatleri gereğince bunu sineye çekmişler buna göz yummuşlar, ama bu sizi haklı göstermez. Siz 20 bin asker göndermişsiniz Kıbrıs’a daha 1960’lı yıllarda 67’de 68’de kan gövdeyi götürmüş ondan sonra Türkiye’nin baskısı ile geri çekmek sorunda kalmışsınız. Sonra sizin desteklediğiniz bir insan orada darbe yapmış, bir terörist, Nikos Samson. Darbe yapıp devleti ele geçirdikten sonra Yunanistan’la Kıbrıs’ ı birleştirdiğini ilan etmiş. Yani bütün olumsuzluklar hep karşı taraftan geliyor, Türkiye’nin bir şey yaptığı yok. Ve ondan sonra her defasında bir yolunu bir kulpunu bulup Türkiye’ yi suçlamışsınız. En son durum şu, Annan Planı’nı, bizim pek çok itirazımız var ama bu değil mesele şuanda, Türkler kabul etmiş Rumlar reddetmiş, siz hala Türkleri suçluyorsunuz ve buna rağmen baskı yapmışsınız, bundan önceki başbakan Simitis, Kıbrıs’ ı almazsanız ben bütün genişleme sürecini veto ediyorum dedi. Ve bu baskıya şantaja AB boyun eğmiş Rumları üye yapmışlar Annan Planını reddettikleri halde, Planı kabul eden Türklere de ambargoları sürdürüyorlar. Siz hala Türkiye’yi suçluyorsunuz. Bu kadar insafsızlık olamaz. Yunanistan’ın bazen bu insaf ölçülerini tamamen bir tarafa bıraktığını görüyoruz. Demin saydığınız Türkiye ile Yunanistan arasındaki ihtilaflarda Yunanistan’ın resmi tutumu şudur, kıhta sahanlığı hariç hiçbir ihtilafımız yoktur, bunları ihtilaf saymıyoruz, hepsi Yunanistan’ın iç meselesi ben karar veririm, hava sahası ne kadar olacakmış ben karar veririm. Peki, altındaki kara suları altı mil, üstündeki hava sahası on mil diyorsunuz. Dünya’ da örneği var mı, yok. Uluslar arası hukuka uygun mu, hayır. Dünya’da bırakın Türkiye’ yi, bunu tanıyan bir devlet var mı, yok. Ama diyor ki benim işim ben böyle karar verdim, böyledir diyor. Yani, buna benzer kaç tane tavrı var ki Yunanistan’ın uluslar arası hukuk uluslar arası tatbikat, BM kararları, devletlerarası ilişkiler açısından baktığınız da tutar tarafı yok. Şimdi, bunları nasıl siz makul bir çizgiye getirirsiniz? Türkiye’de kararlı Türkiye’nin çıkarlarını korumasını bilen, bu gibi haksız taleplere baskılara şantajlara boyun eğmeyecek derhal cevabını verecek bir hükümet olursa bu sorunlar aşılabilir. O da bizim hükümetimiz olacak. 22 Temmuz’dan sonra 23 Temmuz’ da iş başına gelecek hükümet, CHP önderliğinde bir hükümet olacak biz buna inanıyoruz, CHP hükümeti olacak biz buna inanıyoruz. Bu hükümet göreceksiniz ham Kıbrıs’ta hem Irak’ta hem Türk Yunan ilişkilerinde kılıcı çekerek herkesle kavga ederek değil, Türkiye’nin haklarını çıkarlarını koruyarak, dış baskılara hiçbir zaman boyun eğmeden dış politikayı yönetecek. İşte biz bu yüzden iktidara geleceğiz. Diğer konularda da tabi, ekonomide, fakirlikle, açlıkla mücadelede eğitimde, sağlıkta aklınıza gelebilecek her konuda bu hükümetin yaptığı bütün hataları düzelteceğiz bertaraf edeceğiz ve çağdaş ülkelerde, halkın çıkarlarını düşünen ülkeler ne yapıyorsa onu yapacağız.
Sunucu: Sizce meclise kaç parti girer?
Öymen: Biz AKP’nin iktidarı kaybettiği bir meclis olarak görüyoruz. Herhalde başbakanın partisine vereceği son talimat 22 Temmuz akşamı, son çıkan ışıkları söndürsün, ampulleri söndürsün talimatı olacaktır. AKP’nin ampulü sönecektir 22 Temmuz akşamı, biz buna inanıyoruz. Ve her gün görüyorsunuz Türkiye’deki rüzgârlar bunu gösteriyor. AKP iyice inişe geçmiştir. CHP yükseliştedir. Bunun sonucunda CHP birinci parti olarak bu yarışı tamamlayacaktır, sokaklardaki milyonlarca insan bunun müjdesini zaten bugünden vermiştir.
Sunucu: Siz bu soldan sağa sağdan sola geçişleri nasıl değerlendiriyorsunuz.
Öymen: Türkiye’de şöyle bir yorum çıktı ortaya, aslında şimdiye kadar Türkiye’de siyasi mücadeleler sağdaki partilerle soldaki partilerin karşı karşıya gelmesi yoluyla olurdu, şimdi iş değişti. Şimdi bir parti var ki geçen seçimde protesto oylarını alarak iktidar olmuştur ve aldığı oyla hiç irtibatı olmayan bir çoğunluk sağlamıştır mecliste. Bu parti Türkiye’nin rejimini değiştirmeye çalışıyor. Atatürk’ ün kurduğu laik, çağdaş, demokratik Türkiye’yi bir din devleti haline getirmeye çalışıyor. Demokrasiden, çağdaşlıktan, laiklikten Atatürk’ün ilkelerinden uzaklaşan bir din devleti haline getirmek istiyor. Bunun o kadar çok örneği var ki, artık bunu sağır sultan bile duydu duymayan kalmadı. Ve şimdi, biz dedik ki, artık şu anda herkesin, siyasi düşüncesi ne olursa olsun, sağda solda liberal kanatta, kim olursa olsun cumhuriyetin değerlerine sahip çıkan herkesin el ele vermesi lazım, bu mücadeleyi vermesi lazım. O nedenle solda birlik de önemlidir fakat solda birliğin de ötesinde merkezden sağdan, katılımlar olursa bu mücadeleye biz bunu sevinçle karşılarız dedik. Nitekim bazı değerli arkadaşlarımız İlhan Kesici gibi, gönüllü olarak geldi ve çok ilginç bir laf etti, Atatürk’ ün bir sözünü söyledi, ‘Mevzu bahis olan vatansa gerisi teferruattır’ dedi. Yani geçmişteki partiler arası sağ sol çatışmaları bu kadar büyük bir görev karşısında anlamını yitiriyor. Biz gene tabi ki sosyal demokrat bir parti olma özelliğimizi bütün gücümüzle koruyoruz, ama bizim partimizin çatısı kendini şimdiye kadar evvelce solda hissetmemiş ama cumhuriyetin değerlerine sahip çıkmış insanlara da açıktır ve bizim bu davranışımız bizim partimizi yakın zamana kadar hizipçilikle suçlayanlara da en iyi cevabı veriyor. Biz hizipçi değiliz biz bütünleştiriciyiz ve biz cumhuriyetin değerleri etrafında vatandaşlarımızı birleştiriyoruz ve bu seçimlerde cumhuriyet karşıtlarını rejim karşıtlarını laiklik karşıtlarını mutlaka yenmek, etkisiz kılmak için bütün gücümüzle demokrasinin verdiği bütün kuralları uygulayarak başarılı olmaya and içmiş vaziyetteyiz. Bu çok ciddi bir iştir, bunun şaka götürür tarafı kalmamıştır ve bütün vatandaşlarımıza görev düşüyor şimdiye kadar yazın biz izindeyiz diyen vatandaşlarımızdan ricamız var bu yaz, 22 Temmuza kadar biz izindeyiz demeyin, Ata’m izindeyiz deyin. Şimdi Ata’m izindeyiz deme zamanıdır. İzninizi birkaç hafta erteleyin ondan sonra bir tatil yapın.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.