Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

ART – Sıcak Haber Programı
ONUR ÖYMEN ART “SICAK HABER”
7 EYLÜL 2006
Sunucu- Sayın seyirciler Sıcak Haberin bugün stüdyo konuğu CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Onur Öymen. Efendim öncelikle programımıza katıldığınız için teşekkür ediyoruz. Efendim bildiğiniz gibi tezkere Mecliste kabul edildi, siz de red oyu kullandığınız. 340 evet oyu, 192 red oyuyla tezkere kabul edildi. Efendim bundan sonraki süreçte şimdi asker gidecek kesin olarak diyebiliyor musunuz? Yoksa herhangi bir yaptırım sözkonusu olabilir mi?
Onur ÖYMEN- Şimdi daha önce hükümet meclisten yurtdışına asker göndermek için iki defa yetki almıştı. Bir defası 20 Mart 2003 tarihinde. Bir tanesi de 7 Ekim 2003 tarihinde. İkisinde de asker göndermedi. Kuzey Irak’a üstelik Türkiye’nin güvenlik çıkarlarının sözkonusu olduğu yere. Ülkemize yönelik terörist saldırılarla mücadele etmek için o gerekçeyle yetki istedi. Bunu yerine getirmedi.
Şimdi bunun örneği var, emsali var. Hükümet eğer bizim yaptığımız değerlendirmeleri, bölgedeki gelişmeleri dikkate alırsa belki de bu yetkiyi kullanmama yoluna gidebilir. Hoş gazetelere bakacak olursanız hükümet bir an önce asker gitmesi için can atıyor gibi bir hava var. Ama bakınız Almanya oraya asker gönderme kararını erteledi. Çünkü herkes biraz gelişmeleri görmek istiyor. Fransa miktarını sınırlı tutuyor. Barış gücünden çok Lübnan’a yaptığımız ikili anlaşmanın icabıdır diyor. Herkes bir ölçü koyuyor. Dikkat ediyor yani. Mısır hiç göndermiyor mesela.
Şimdi sizin bu sırada böyle büyük bir hevesle, heyecanla asker göndermeniz bizce doğru değil. Meclisin yetkisini aldınız kendi çoğunluğunuzun oylarıyla, muhalefetten bir tek fire çıkmadı. Fakat kendi çoğunluğunuzun, belki onlara yaptığınız baskıların etkisiyle bu sonucu aldınız ama bu sonucu kullanırken hükümet sorumluluğu içinde hareket etmek lazım. Sayın Başbakan ne diyor? 1701 sayılı karar hakkında yeterli bilgi vermemiş olabiliriz diyor halka. Onlar da kabul ediyor eksiklerini. Benim katıldığım bir programda bir AKP milletvekili Cumhuriyet Halk Partisinin eleştirilerini dikkate alarak bu tezkereye sınırlamalar getirdik dedi. Demek ki, bizim bu eleştirilerimizin bir faydası olmuş.
Şimdi oradaki durum şu; BM Genel Sekreteri de diyor ki, efendim işte hemen çatışma beklenmiyor, silahsızlandırma beklenmiyor filan. İşte IRA gibi, ETA gibi yöntemlerle Hizbullah’a ikna edeceğiz ve onlar kendi kendilerini silahsızlandıracak. Şimdi tabii bu gerçekçi değil. Ama Genel Sekreter bunu söylemek zorunda. Yani gidip de sizin askerleriniz Hizbullah’la çarpışacak derse hiçbir ülke asker göndermez. Onun için başlangıçta böyle askerler oraya yerleşene kadar yumuşak yaklaşım içine girmeleri, sanki hiçbir risk yokmuş havasını yaratmaları doğal.
Sunucu- Yani çatışma olmayacağının garantisini kimse veremez diyorsunuz.
Onur ÖYMEN- Tabi veremez.
Sunucu- Sizin daha önce bir röportajınızda da bahsettiğiniz gibi askerimizi geri çekeriz eğer silahsızlandırma, çatışma gibi bir durum sözkonusu olursa diye bir açıklama yaptı Sayın Erdoğan. Sizin de dediğiniz gibi. Siz de konuşmanızda dile getirmiştiniz. Oradaki asker BM’nin komutası altına girecek ve sonuçta geri geliyorum diyemeyecek dediniz.
Onur ÖYMEN- Şimdi bütün BM’ler operasyonlarında, NATO operasyonlarında angajman kuralları denilen, çatışma kuralları denilen bir belge vardır. Yani komutanın yetkileri nedir, hangi hallerde ateş açılır. Hangi silahlar kullanılır vs. gibi, ne yapar gücü var. Ve orada yazar, bu belgede de yazıyor. Lübnan için hazırlanan belgede de yazıyor ki, oraya giden askerler barış gücünün emrine girecek, barış gücü komutanının talimatlarını yerine getirmesi zorunludur diyor. Must, İngilizce must kelimesini kullanıyor.
Şimdi biz bunları böyle kafadan uydurmuyoruz. Belgelerde ne yazıyorsa onu söylüyoruz. Şimdi bunu tartışmak isteyen varsa bizimle tartışırız. Ama şimdi barış gücünün komutasına gireceğiz, ondan sonra komutanın emirlerini yerine getirmeyeceğiz. Yani her ülke böyle hareket ettiğini düşünün. O zaman barış gücünden söz edilebilir mi? Yani komutan her ülke için ayrı bir angajman kurallarımı uygulayacak. Yani böyle bir durum olabilir mi?
Sunucu- Efendim ben burada bir şey sormak istiyorum. Dün Sayın Erdoğan özel bir televizyona röportaj verdi akşam saatlerinde. Şöyle bir şey dedi. Asker göndermemizin amacı bölgeyi yönlendiren olma niyetindeyiz, yönlendirilen değil şeklinde konuştu. Bölgeye asker göndererek bölgedeki Ortadoğu’yu yönlendiren olma ihtimalimiz sizce var mı?
Onur ÖYMEN- Şimdi sözkonusu değil. Bakın biz Kosova’ya 1000 tane asker gönderdik. Kosova’daki gelişmeleri biz mi yönlendirdik değil mi? Şimdi bölgeyi yönlendiren ülke olacaksınız. Önce o bölgeden kendi sınırınıza yönelik saldırıları durdurma gücüne sahip olacaksınız. Yani ben bölgede söz sahibiyim ama kendi sınırıma yönelik saldırıları engelleyecek durumum yok. Niçin? Çünkü başka ülkeler, büyük ülkeler, Amerika benim Kuzey Irak’ta operasyon yapmamı istemiyor. Böyle büyük ülke olur mu? Yani kendi sınırınızın bulunduğu bölgeyi yönlendiremeyeceksiniz. Lübnan İsrail meselesini yönlendireceksiniz. Bugüne kadar niye yönlendirmediniz. Yani bir tek askeriniz olmadığı için mi yönlendiremediniz? 28 yıldır barış gücü askeri var Lübnan’da. Eğer söz sahibi olmak isteseydiniz oraya gönderirdiniz asker. Eğer yolu buysa. Kim size mani oldu? 4 yıldır iktidarsınız bölgeye yön vermek istiyorsanız bunun yolu da orada asker bulundurmaksa 4 yıldan beri niçin siz Lübnan’daki barış gücüne asker vermediniz? Yani bunlar gerçekten çok iyi düşünülmeden söylenmiş sözlerdir.
Sunucu- Efendim burada bir şey daha sormak istiyorum. Sizce hükümetimizin bir Ortadoğu stratejisi var mı?
Onur ÖYMEN- Şimdi biraz hükümet yaprak gibi sürükleniyor benim anladığım. Şimdi bir taraftan Amerika’yla bir stratejik ortak vizyon belgesi imzalamışlar. Yani biz Amerika’nın vizyonunu benimsiyoruz diyor. Şimdi sizin bundan bağımsız bir Ortadoğu stratejiniz nasıl olacak? Yani ben hem Amerika’nın görüşündeyim diyeceksiniz. Hem de Amerika’dan farklı bir stratejim olacak diyeceksiniz. Burada da çelişki var. Amerika şimdi diyor ki, Hizbullah terör örgütüdür. Siz de diyor musunuz? Demiyorsunuz. O zaman nasıl bir stratejik işbirliği bu? Diyorsunuz ki, efendim biz deniz kuvveti göndereceğiz. Bir taraftan diyorsunuz ki, Hizbullah’a karşı hiçbir şey yapmayacağız. Peki denizden Hizbullah’a silah gelirse ki, birçok defa geliyor ve sizin devreye yaptığınız bölgede bunu yakalarsanız bir tekneyi Hizbullah’a silah gönderen, hiçbir şey yapmayacak, görmezlikten mi geleceksiniz? Ben sizi görmemiş olayım mı diyeceksiniz? Yoksa o tekneye el koyup silahları alacak mısınız? Aldığınız zaman Hizbullah’a karşı bir silahsızlandırma faaliyeti olmayacak mı bu? Bir tedbir olmayacak mı? Hiçbir şey yapmazsanız BM’ye nasıl izah edeceksiniz, başka ülkelere bunu nasıl izah edeceksiniz?
Sunucu- Efendim, zaten bu geri çekilme olayını söylerken Erdoğan ayrıca Ulusa Sesleniş konuşması yapmıştı. Orada da risklerle menfaatler iç içedir, risksiz hiçbir şey olmaz şeklinde bir yorum yaptı. Yani buradan da çatışmaya girmeyeceğinin garantisi olmadığı yorumunu çıkarabiliriz herhalde. Riskin Türk Dil Kurumu sözlüğündeki karşılığı zarara uğrama tehlikesi olarak geçiyor. Yani kar sağlama olanağı çok düşük. Aynı zamanda risk ve menfaatler iç içe diyor. Yani biz buraya asker göndererek kimin menfaatini, menfaatimiz ne olacak efendim sizce?
Onur ÖYMEN- Şimdi biz askerimizi vatan savunması için kullanırız. Uluslar arası alanda yerleşmiş bir barışın korunması için barış gücü misyonlarına göndeririz. Ama böyle her an bir çatışma beklenen ve bütün bölgeyi kapsayacak büyük çatışmalara kaynak olabileceği anlaşılan bir bölgeye asker gönderdiğimiz zaman orada aldığımız risk sağlayabileceğimiz menfaatten çok daha büyüktür. Askerimizin hayatıdır sözkonusu olan. Yani bu bizim işimiz, siyasetçilerin işi. Orada askerimizin hayatını korumak bizim işimiz. Bakın ben Meclis’te de söyledim vaktiyle Bismarck Almanya Başbakanı demiş ki, bütün Balkanlar bir tek Pomeranyalı askerin kaval kemiğine değmez. Yani herkes askerini korumak için daha o devirden itibaren bu kadar hassasiyet gösterecek biz ise askeri olur olmaz ceplere süreceğiz. Niçin? İşte Afganistan’a asker gönderirken bize demişlerdi ki, efendim sizin göreviniz sadece Kabil’in havaalanını korumak. Şimdi ne diyorlar? Görev değişti. Ne oluyor? Güney Afganistan’a çatışmaların en yoğun olduğu yere de gideceksiniz NATO askeri olarak.
Şimdi bugünkü haber İngilizler diyorlarmış ki, Afganistan’da gerillalarla, Taliban’la çarpışacak askerler içinde Türkler olsun ki, bu sadece Hıristiyan, Müslüman çarpışması gözükmesin.
Sunucu- Sayın Öymen bir şey sormak istiyorum. Bildiğiniz gibi bölge çok dinli bir bölge. Yani birçok mezhebin birlikte olduğu bir bölge. Bildiğiniz gibi Amerika’nın Irak’ı işgalinden sonra Şii, Sünni çatışması Irak’ta başladı. Irak’ta alevlenen o çatışma Ortadoğu’ya sıçrayabilir mi? Ayrıyeten bu bir mezhep çatışması haline gelebilir mi? Gelirse Türkiye’de bunun içinde ne ölçüde olabilir efendim?
Onur ÖYMEN- Gayet tabii. Sayın Genel Başkanımız da söyledi bunu. Grupta da söyledi. Şimdi bu bölge din ve mezhep çatışmalarının odağıdır. Yüzyıllardan beri öyledir. Orada bir taraftan Yahudiler var, bir taraftan Müslümanlar var, Müslümanların içinde Sünniler var, Şiiler var, Hıristiyanların içinde Maroniler var, Ortodokslar var, Katolikler var. Yani orası din ve kültür çatışmalarının, mezhep çatışmalarının tam odağıdır. Bakınız bu kadar saldırı olurken Hizbullah’a karşı, yani Lübnan’a karşı niçin diğer Arap ülkeleri çoğunlukla sessiz kaldılar? Çünkü orada bir Şii nüfusunun, Hizbullah aracılığıyla bir İran nüfusunun yayılmasını istemiyorlar. Bir Şii nüfusunun Doğu Akdeniz’e yayılmasını istemiyorlar. Bakın şimdi Katar hariç bir tek Arap ülkesi oraya asker göndermiyor. Acaba neden? Taraf olmak istemiyorlar bu mezhep çatışmalarına. Siz taraf olduğunuz zaman bunun Türkiye’nin içinde de yansımaları olur.
Sunucu- Efendim onu soracaktım tam bende. Bunların yanı sıra bu asker göndermeden sonra iç politikaya ve dış politikaya yakın ve uzun vadede yansıması nasıl olur sizce?
Onur ÖYMEN- Şimdi bir kere bu mezhep çatışmalarının içine girdiğiniz zaman Türkiye’de farklı mezheplere mensup insanlar rahatsız olur. Kimin yanında vaziyet alsanız öbür tarafı rahatsız edersiniz. Onun için Türkiye uzun yıllar bu tip çatışmaların dışında kalmıştır. 28 yıldan beri Lübnan’daki barış gücüne asker göndermemiz boşuna değildir. Çok dikkatli bir diplomasinin ürünüdür. Şimdi iç politikaya ne etkisi olur? Şu etkisi olur, hiçbir demokratik ülkede hükümetler halkın büyük çoğunluğunun iradesine karşı tavır alamazlar. Alırlarsa ömürleri çok kısa olur. Şimdi bugün en mütevazı kamuoyu yoklaması halkın %76’sının buna karşı olduğunu gösteriyor. Bazı kanalların, Milliyet’in internet sitesinde yaptığı kamuoyu yoklamasında %80’den fazlası. Şimdi halkın bu kadar büyük çoğunluğunun, Sayın Cumhurbaşkanımızın, siyasi partilerin, Mecliste bütün siyasi partiler aleyhte oy verdi. Bütün siyasi partilerin sivil toplum örgütlerinin de aleyhte olduğu bir konuda hükümet direnirse iç politikada ömrü çok kısa olur. Yani demokrasilerde halka ters düşen iktidarların iş başında uzun süre kaldığını gören olmamıştır. Yani bunu bile bile hükümet bunu yapıyor. Niçin yapıyor? Çünkü Amerika’ya hayır diyemiyor. Kendileri itiraf ettiler. Amerika’nın istediği, bu konuda Amerika bizden talepte bulundu diye. Şimdi inkar ediyor bazıları ama elimizde metinler var. Amerikan televizyonlarına verdiği demeçte Sayın Başbakanın Amerika bizden bunu istedi. Biz de bunu olumlu değerlendirmek durumundayız dediğini söylüyor. Ve bazı kanalların internet sitelerinde bu açıkça yazıldı.
O bakımdan şimdi biz yani yabancıların talebi üzerine çok büyük bir risk alıyoruz. Cumhuriyet tarihinde biz Ortadoğu’da hiçbir çatışmanın içine girmedik. İlk defa böyle çatışmaların içine girme riskiyle karşı karşıyayız. Yani bu herkesten önce siyasetçilerin yapması gereken bir değerlendirmedir. Düşüneceğiz. Şimdi yetki aldı hükümet ama bunu uygulamadan önce tavsiye ediyoruz bir kere daha düşünsünler. Belgeleri bir kere daha okusunlar. Dikkatle okusunlar, biraz zaman versinler. Bakın şimdi en son haberlere göre bölgede her gün bu İsrail’in attığı patlamamış misket bombaları yüzünden her gün bir kişi ölüyor, üç kişi yaralanıyor ve daha da fazla olabilir bu tabi. Bunların yoğun olduğu bölge bizim askerimizi göndereceğimiz Güney Lübnan. Şimdi haberlere göre bu bölgeden bu misket bombalarının temizlenmesi, patlamamış bombaların temizlenmesi 10 yıl alacak diyorlar. Şimdi böyle bir araziye gönderiyorsunuz. Ondan sonra risk yoktur diyebilir misiniz. Yani Allah korusun inşallah biz yanılırız. İnşallah bir tek askerimizin burnu kamadan bu işi bitiririz.
Sunucu- Bu arada Türkiye içinde de şehit vermeye devam ediyoruz. Bugün biraz öncede son dakika girdik. Sürekli şehit kaybetmeye devam ediyoruz. Sizce Türkiye’deki PKK sorununu Amerika’ya havale edip Amerika ve İsrail’in hedefi olan Hizbullah’ı sindirme görevini Türkiye’nin üstlenmesini ne derece doğru buluyorsunuz? Bildiğiniz gibi koordinatör atandı, Türkiye’de şu anda iki isim üzerinde tereddüt var. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce bu ne kadar doğrudur?
Onur ÖYMEN- Şimdi bakınız bunu çok açık konuşmak lazım. Ülkemiz bir terör tehdidiyle karşı karşıyayken hepimizin tam bir birlik ve dayanışma içinde olmamız. Bu milli meseledir. Bunu iç politika konusu yapacak değiliz. Ama terörle mücadele ederken dikkat edeceğimiz bir unsur var. O da şudur; bu terör nereden kaynaklanıyor, Türkiye’de nerededir, lojistik merkez neresidir¬? Silahları nereden getiriyor ve görüyoruz ki, bunun merkezi Kuzey Irak’tır. PKK’nın merkezi Kuzey Irak’tır. Sizden önceki hükümetler hem Türkiye’de terörle mücadele ettiler, hem de Kuzey Irak’ı gerektiğinde havadan, gerektiğinde karadan operasyon yaparak oradaki üslerin merkezlerini ortadan kaldırdılar, tahrip ettiler. Siz bunu yapamadınız. Bir tek bu iktidar bunu yapamıyor. Yapmak için Meclisten iki defa yetki aldınız uygulayamadınız. Çünkü 6 Kasım 2003’te Amerika Dışişleri Bakanıyla yaptığı telefon konuşmasından sonra bizim Dışişleri Bakanımızın Türkiye’nin politika değiştirdiği ve buraya müdahaleden vazgeçtiği anlaşılıyor. Gerçekten de bir tek operasyon, biz bir tek uçağımızı kaldıramayız oradaki üslere karşı bir harekat yapmak üzere. Şimdi siz o üsleri tahrip etmeden, bertaraf etmeden Türkiye’deki terörle nasıl mücadele edeceksiniz. Yani terörün kaynağı orada. Bunu yapamıyorsunuz.
Şimdi o bakımdan Kuzey Irak’ta bu teröristlerle mücadele etmemenin çok yüksek bir bedeli var. Amerika size karşı çıkıyor diye eliniz kolunuz bağlı. Ondan sonra diyorsunuz ki, büyük devletiz. Yani kendisine yönelik terörü durdurmak için başka ülkelerden icazet isteyen bir ülke büyük ülke sayılabilir mi? Başka ülkelerin yetkisi olmadan siz kendi ülkenizi koruyamayacaksınız. Böyle büyük devlet olunur mu?
Sunucu- Çok güzel bir cümle söylediniz efendim. Şöyle bir şey de sözkonusu oluyor. Gündemde konuşuluyor. İtalya gönderiyor, diğer ülkeler gönderiyor, Fransa gönderiyor. Biz işte büyük ülke değil miyiz, biz gönderemeyecek miyiz şeklinde konuşmalar geçiyor. Sizin bu dediğinizde biz büyük ülke değil miyiz, kendi içimizdeki sorunu nasıl başkalarına havale ederiz şeklinde.
Onur ÖYMEN- Şimdi Lübnan’a asker gönderen ülkelerin hangisi kendi ülkesine yönelik terörist tehditle mücadele etmekten engelleniyor? Bunların kendi ülkelerine yönelik terörist tehditle mücadele etmesini kim engelliyor? Böyle bir durum var mı? Bir tek Türkiye için var. Yani Kuzey Irak’ta elimiz kolumuz bağlı. Çünkü Amerika öyle istiyor. Lübnan’a asker gönderiyoruz. Çünkü Amerika öyle istiyor ve ondan sonrada halka diyeceksiniz ki, biz kendi irademizle büyük devlet olduğumuz için bunu yapıyoruz. Kim size inanır? Yani gerçekleri konuşalım. Şimdi bizim görevimiz muhalefet olarak dürüstçe bu gerçekleri anlatmaktır. Diplomaside daima kötü senaryolar düşünülür. Yani başımıza hiçbir şey gelmez, merak etmeyin, çatışma olmayacaktır filan diye halkı kandırırsanız ve Allah korusun yarın hiç ummadığınız gelişmeler olursa o zaman insanların yüzüne bakamazsınız. Yani siyaset yapmak, hükümet idare etmek ciddi iştir. İleriyi görmektir. Bütün riskleri göreceksiniz ve halka riskleri anlatacaksınız. Diyeceksiniz ki, ben şu şu nedenlerle asker göndermeye karar verdim ama biliniz ki, bunun çok ciddi riski vardır. Ama bunu söylemeyeceksiniz, hiçbir şey olmayacakmış havası yaratacaksınız ondan sonra Afganistan’da olduğu gibi ciddi çatışmalar olursa halkın yüzüne bakamayacaksınız. Yani gerçekten hükümetin bu konuda izlediği politika bizce son derece yanlış ve basiretsiz bir politikadır. Yani Türkiye’de bu kadar çok insanın yanılması mümkün mü? Sayın Cumhurbaşkanı yanılıyor, Milli Güvenlik Kurulunda bir karar çıkartamıyorsun, bir tavsiye kararı çıkaramıyorsunuz. Ne demek Milli Güvenlik Kurulunda Başbakan var, Dışişleri Bakanı var, askerler var, Cumhurbaşkanı var. Yani tam karar çıkacaktı da bir tek Cumhurbaşkanımı engelledi. Herkes oy birliği içinde asker gönderilmesini istiyor, bir tek Cumhurbaşkanı hayır dediği için mi çıkmadı karar? Öyleyse söyleyin. Ama biz tahmin etmiyoruz. Açıkçası bakınız Türkiye’de bütün sivil toplum örgütleri karşı, bütün siyasi partiler karşı.
Sunucu- Efendim bunların dışında halktan gelen tepkilerde aynı şekilde. Sayın Erdoğan dün yine konuşmada şöyle bir şey dedi. Halkın içindeyim, halkın sesini dinliyorum, diğer konulardan bahsederken tüketici fiyatlarından bahsederken halkın sesini dinliyorum şeklinde konuşmalar yaptı. Bu konuda halkın sesini dinlediğini söyleyebilir miyiz?
Onur ÖYMEN- Kesinlikle. Şimdi bakın hem Lübnan, hem İran’daki gelişmelerle ilgili halkın tepkilerini yansıtan 500 bin imzalı bir dilekçenin verildiğini biliyor musunuz Meclis başkanlığına? Yani halkın sokaklarda yaptığı gösteriler boşuna mıdır? Yani bunların hepsi marjinal grupların eseri midir? Bütün sivil toplum örgütlerinin açıklamaları boşuna mıdır? Yani halkı dinliyorsunuz, nerede dinliyorsunuz? Yani sizin danışmanızın size söylediği sözleri siz halkın sesi mi zannediyorsunuz? Yani Türkiye’nin gerçeklerini hepimiz görelim. İşte kamuoyu anketleri ortada. Yani halkın %80’ine yakını, bazen daha fazlası buna karşıysa siz halk bu işi istiyor diyebilir misiniz? Yani kime, neye dayanarak bunu yapıyorsunuz? Başka ülkelerin taleplerini yerine getireceğiz diye kendi halkınıza sırtınızı çeviriyorsunuz. Türk annelerine sordunuz mu? Kaç tane Türk annesi ben evladımı seve seve Lübnan’a gönderirim diyor? Kaç Türk askeri Allah korusun oraya gönderdiği evladının başına bir şey gelirse maksat Lübnan sağ olsun mu diyecek? Biz maksat vatan sağolsun deriz. Vatanımızı korumak için hiçbirimiz gözümüzü kırpmadan tehlikeye atılırız. Ama başka bir ülkedeki sonu belli olmayan, başı belli olmayan içine din, mezhep çatışmaları giren, başka ülkelerin menfaatleri giren bir bölgeye askerinizi gönderirken bunu biz vatan savunması için gönderiyoruz diyemezsiniz. Derseniz kimseyi inandıramazsınız.
Sunucu- Efendim bir şey daha sormak istiyorum. Bildiğiniz gibi son bir haftadır gündem ve kamuoyu sürekli tezkere konusuyla meşgul. Burada şehitlerimiz büyükşehirlerde, turizm beldelerinde, doğu bölgelerinde şehit vermeye devam ediyoruz. Sizce Meclis olağanüstü toplandı bu tezkere için. Güneydoğu konulu bir toplantıda gerçekleştirilebilir miydi acaba? Onu acaba arka planı mı attık?
Onur ÖYMEN- Tabii. Şimdi çok doğru olurdu. Biz geçen sene gene böyle terör bu dönemde azdığı zaman, yoğunlaştığı zaman Meclis’i olağanüstü toplantıya çağırdık ve terörle mücadele konusunda genel görüşme önerisinde bulunduk. İktidar partisinin oylarıyla reddedildi. Yani Meclis’te terör konusunu görüşmeye tahammülünüz yok. Bu ülkede insanlar canını veriyor, anneler ağlıyor. Hiç ülkemizde görülmemiş tepkiler oluyor şehit aileleri tarafından. Sayın Genel Kurmay Başkanımızın dediği gibi bütün eleştirilerin, bütün tepkilerin önünde saygı duymamız lazım, başımızın üstünde yeri var diyor doğrudur. Ama bu tepkilerin olduğu da bir gerçektir. Şimdi böyle bir ortamda siz Türkiye’nin en üst, en yetkili kurumunda terörle mücadele konusunu görüşmeyi reddediyorsunuz. Yani bu olacak şey mi?
Sunucu- Peki bunun nedeni ne efendim?
Onur ÖYMEN- Çünkü söyleyecekler lafları yok. Yani bunu görüştüğümüz zaman ne diyeceğiz biz? Niçin Kuzey Irak’a müdahale etmiyorsunuz diyeceğiz. Niçin Meclis’ten yetki aldığınız halde bunu kullanmıyorsunuz diyeceğiz. Niçin Amerika’nın engellemesine, orada boyun eğdiniz de kendi sınırınızın güvenliğini korumadınız diyeceğiz. Ne diyecekler? Verecek cevapları yok. Yani ne diyebilirler? Verecek cevapları olmadığı için en iyisi görüşmeyelim diyorlar. Kamuoyunda bu tartışılmasın, herkes fark etmesin hükümetin bu konuda gösterdiği zaafı. Ama bunu Türk insanı canıyla ödüyor.
Sunucu- Efendim peki PKK koordinatörünün sizce ne gibi bir faydası olabilir?
Onur ÖYMEN- Şimdi bu çok tehlikeli bir süreçtir. Bunu çok açık söyleyeyim. Yani eğer Amerika’nın niyeti Türkiye’yle beraber PKK’ya karşı bir operasyon yapmak ise o kişinin adına irtibat subayı derler. Yani Türk ordusuyla Irak’taki Amerikan ordusu arasında bir irtibat subayı olur. Tarafların askeri operasyonlarını koordine etmeye yardımcı olur. Uçakların birbirinin sahasına girmemesine, kara birliklerinin birbirini yanlışlıkla vurmamasına yardımcı olur. İrtibat subayının görevi bu. Özel temsilcinin, koordinatörün görevi ise siyasi temas yapmaktır. Ne yapacak bunlar? Siz diyeceksiniz PKK’nın dağdan indirilmesini sağlayın, yardımcı olun. O ne yapacak? Gidecek Irak hükümeti vasıtasıyla, Barzani, Talabani vasıtasıyla bu talebinizi dile getirecek. Sonra PKK onlara diyecek ki, canım ben inerim şu şartla. Genel af çıkaracaksınız. Şimdiden söylüyorlar. Şunu yapacaksınız, bunu yapacaksınız. O taleplerini Türkiye’ye iletecek bu koordinatör. Siz ne diyeceksiniz? Bunları kabul edemeyiz, PKK’yla pazarlık edemeyiz, genel af çıkaramayız. O zaman Amerikalılar diyecek ki, size bakın biz üzerimize düşeni yaptık. Eğer siz bizim dediklerimizi yapsaydınız terör bitecekti. Ama yapmadınız, sorumlu sizsiniz. Amerikanın hiçbir kusuru yok. Yani kendisi tereyağdan kıl çeker gibi sıyrılacak ortadan ve siz sorumlu olacaksınız. Siz yanlış bir iş yaptığınız için terörü durduramamış olacaksınız. Bu müzakerelerin, bu yöntemin böyle özel temsil yönteminin mahsuru budur. Aynı işi bakın Kuzey İrlanda’da yaptılar. Bir Amerikalı eski senatörü aracılık yaptı IRA örgütüyle temaslar sağladılar sonunda ne oldu? İngiltere taviz verdi. Belfast deklarasyonunu imzaladılar İrlanda’yla ve öyle bir şey kabul ettiler ki, Kuzey İrlanda da yaşayan insanların çoğunluğu Güney İrlanda’yla yani İrlanda Cumhuriyetiyle birleşmeyi arzu etseler, oylarıyla bunu ortaya koysalar İngiltere Kuzey İrlanda topraklarının Britanya topraklarından çıkarılmasına razı oluyor. Düşünebiliyor musunuz? Siz razı mısınız? Siz diyorsunuz ki, bir karış toprağımızı vermeyiz, bir çakıl taşını vermeyiz. Bütün Türk hükümetleri bunu söylemiş, Türk halkı bunu söylemiş. Siz böyle bir çözüme razı mısınız? İşte aracılı görüşmeler Kuzey İrlanda’da bu sonucu verdi. Şimdi İspanya’da ne olacağı belli değil ama İspanya’da ETA bağımsızlık istiyor. İspanyollar ne yapacak kendi aralarında tartışıyorlar şimdi. Yani böyle terör örgütünü sadece televizyon yayınlarında iki saat arttırarak, Kürtçe tiyatro oynatarak, buna benzer bir takım haklar vererek tatmin edemezsiniz. Onların projesi başka. Açık konuşalım, yani onların amacı bağımsız bir Kürt devleti kurmak veya bölgede oluşturulacak bir bağımsız Kürt devletine katılmak. Yani gerçekleri konuşmaktan korkmuyorum. Terör örgütlerinin projesi budur. Yoksa ufak tefek talepler için böyle kültürel haklar için bebekleri öldürmez insan. Yani bu kadar büyük bir terör örgütü ve bu kadar büyük bir terör faaliyeti varsa Türkiye’de bunun hedefi sanıldığı gibi küçük hedefler değil büyük hedeflerdir. Büyük hedef de özü itibariyle Türkiye’den bölgeyi koparmaktır. Hiç kimse böyle hayal kurmasın.
Şimdi buna karşı ne yapacaksınız? Mücadele edeceksiniz. Her ülke kendi topraklarını koruma hakkına sahip ve eğer bunun kökeni sizin topraklarınızın hemen dışındaysa uluslararası hukuktan kaynaklanan, kendini savunma hakkını, sıcak takip hakkını kullanıp buradaki merkezlerini bertaraf edeceksiniz. Yani siyaset bunu gerektirir. Ama başka ülkeler kendi çıkarlarının gereği öyle olduğu için buna yanaşmayacaklar, orada güç bulunduran ülkeler bunu yapmayacak ama size de yaptırmayacaklar. Siz de baş üstüne diyeceksiniz. Türkiye küçüktür böyle bir duruma düşürdüyseniz kendinizi ben büyük devletim de gidip Lübnan’da şunu yapacağım, bunu yapacağım büyük devlet olduğumu kanıtlamak için diyemezsiniz. Derseniz kimseyi inandıramazsınız, kimse sizi ciddiye almaz. Büyük devletseniz önce kendinizi koruyacaksınız.
Sunucu- Efendim hem bu safhada, hem bu koordinatör safhasında hem de Lübnan’a asker göndermesi safhasında Büyük Ortadoğu Savaşından söz ediyor bazı uzmanlar. Sizce Büyük Ortadoğu Savaşı, krizi beklenebilir mi ilerleyen zamanlarda? Bundan önce bir şey daha sormak istiyorum. Sayın Erdoğan ulusa sesleniş konuşmasında Ortadoğu’da dengelerin değişmesi, taşların yerinden oynaması kaçınılmaz olarak bizi de etkileyecektir dedi. Bu söz Sayın Condoleezza Rice’ın yeni bir Ortadoğu’nun zamanı geldi sözünü teyit eder nitelikte mi?
Onur ÖYMEN- Gayet tabi bölgede büyük çatışmalar beklenebilir. Şimdi orada işin özü şudur; işin özünde petrol yatıyor. Niçin dünyanın başka yerlerinde bu boyutta çatışmalar olmuyor. Çünkü bu bölgedeki petrol bütün dünya için çok önemlidir. Enerji politikaları açısından bu ülkelerin ekonomik kalkınmalarını sürdürebilmeleri açısından bu bölgedeki petrole ihtiyaçları var. Yani bu bölgedeki petrole bağımlıdırlar. Amerika’nın mesela Ortadoğu petrolüne bağımlılığı her yıl daha fazla artıyor. Ve bu petrolü güvence altına almak için Amerika özel bir güç oluşturdu merkezi komutanlık adı altında Florida’da daha Carter zamanından beri. Ve bütün bu savaşları bu güç yapıyor. Hem Birinci körfez savaşı, İkinci körfez savaşı, Afganistan savaşı hepsini bu merkezi komutanlık yapıyor.
Şimdi Amerika niçin bu gücü oluşturuyor? Çünkü bu petrolün kendisine dost devletlerin, hükümetlerin kontrolünde olmasını istiyor. Niye Irak’a savaş açtılar? Kitle tahrip silahları dediler bu çıkmadı. Ama orada kendilerini hasım bir rejimin, Saddam Hüseyin rejiminin bulunmasına tahammül edemediler. Bu rejimi yıkarak dost bir rejim getirmek istediler. Çünkü o petrolü dost rejimler vasıtasıyla güvence altına alabilirsiniz. Şimdi aynı problem İran’da var. Irak dünyanın ikinci büyük petrol üreticisi, İran dünyanın 5. petrol üreticisi. Şu anda İran’daki rejimi hasım olarak görüyorlar, düşman olarak görüyorlar, Hitler’e benzetiyorlar. Şimdi böyle bir rejimin bu kadar büyük petrol kaynaklarını kontrol etmesi Amerika’yı rahatsız ediyor. İşin özü bu. Bu arada İran’da kendine göre yaptığı hesaplar sonucunda belki bu nükleer silahları geliştirme projesine yönelmiş görünüyor. İnkar ediyorlar ama gelişmeler biraz bunu gösteriyor, raporlar bunu gösteriyor. Ne yapacaksınız? İran’a müdahale edip bunu durduracaksınız. Yani hedefi bu Amerika’nın. Nasıl müdahale edeceksiniz? Çeşitli yöntemleri var, baskı yapacaksınız siyasi baskı. Bu sökmedi. Şimdi yaptırım uygulayacaksınız. İran’a yönelik ticareti engelleyeceksiniz filan. İran ne yapacak? O da elindeki petrol silahını size karşı kullanacak. Biraz daha baskı yaptığınız zaman ne yapacak? Amerika’nın yumuşak karnından İsrail’e karşı operasyonlar yapacak? Nasıl yapacak? İşte Lübnan’daki Hizbullah vasıtasıyla yapacak. Yani gördüğünüz gibi bütün bu dengeler, bölgedeki büyük dengeler dönüp dolaşıp Hizbullah’a, İsrail’e, Lübnan’a geliyor. Şimdi siz böyle bir çatışma riskini göre göre Sayın Başbakanın da dediği gibi bu çatışmanın içine sokarsanız Türkiye’yi bunun sonucunda Meclis’te de söylediğim gibi Türkiye bir tek şey kazanır. Düşman kazanır. Kimseyi tatmin edemezsiniz. Efendim ben Hizbullah’a dokunmayacağım. Eğer bir çatışma olur da Hizbullah’ın saldırısını durdurmakta görev almazsanız Amerika, İsrail, Batılı ülkeler size hasım olur, size karşı tavır alır. Onlarla beraber Hizbullah’a operasyon yaparsanız onların istediği gibi o zaman bu sefer bölge ülkeleri, Arap ülkeleri, Müslüman ülkeler size karşı olur. Yani kimseyi tatmin edemeyeceksiniz.
Sunucu- Kimsenin yanında yer almış da olmuyoruz yani.
Onur ÖYMEN- Bakın 28 yıldır bölgede BM barış gücü var. Kimseyi tatmin edemedi. Herkes eleştiriyor, herkes onu çok olumsuz bir görev yapan örgüt gibi görüyor. Şimdi yarın burada ne değişecek? Yani bunun değişmesi için bölgedeki dengelerin değişmesi lazım. Mesela İran kalkacak ben politikamı değiştirdim İsrail’le uzlaşma, İsrail’i tanıma, onlarla müzakere yoluyla çözüm arama yöntemi benimsedim diyecek. Diyor mu? Demiyor. Hizbullah diyor mu? O da demiyor. İsrail diyecek ki, ben BM kararlarına uyuyorum, Golan Tepeleri’nden çekiliyorum, Şeba Çiftlikleri’ni Lübnan’a veriyorum. Ondan sonra sivil halka karşı saldırmayacağım, ayrı Filistin devletini kabul ediyorum. Diyor mu İsrail bunları? Demiyor. Yani tarafların tutumunda en küçük bir yumuşama yok, değişiklik yok. Bu ne demektir? Bu çatışma ihtimali yüksek demektir. İsrail’de bir çok insan bu Lübnan operasyonu yarım kalmış bir operasyon, başarısız bir operasyon olduğuna inanıyor ve daha şimdiden İran’la bir çatışma öngörülüyor. İran’la bir çatışma olursa hangi komutan görev alacak onu bile tayin etmiş İsrail. Çatışma olursa hangi tugay görev yapacak onu bile kurmuş, genç aslanlar diye bir tugay oluşturmuş. Yani herkes orada savaşa hazırlanıyor. Siz sanki oraya çiçek toplamaya gidiyormuşsunuz gibi çatışma olmayacak, risk olmayacak, onu yapmam, bunu yapmam.
Sunucu- Barışı koruma adına deniliyor ama tam olarak bir barış olduğunu da söylemek doğru değil herhalde.
Onur ÖYMEN- Tabii. Efendim işte böyle bir durum olursa ben askerimi çekerim. Çekeceğine hiç gönderme gidiyoruz.
Sunucu- Efendim son olarak programımızın sonuna yaklaştık. Bir şey sormak istiyorum. Bu yetkililerin, uzmanların dediği gibi eğer Büyük Ortadoğu, yani bu Ortadoğu krizi büyük bir Ortadoğu krizine, savaşına soğuk savaş veya sıcak savaş dönüşürse, dönüşebilirse Türkiye’nin buradaki duracağı nokta ne olur asker gönderirsek?
Onur ÖYMEN- Şimdi bakınız Türkiye çok uzun yıllardan beri çok akıllı politikalar izledi. Bizi savaşa sokmak için büyük çabalar gösterdiler. İkinci Dünya Savaşına sokmak için çaba gösterdiler. İran – Irak Savaşında taraf olmaya zorladılar. Birinci Körfez Savaşında, İkinci Körfez Savaşında. Türkiye’yi sürekli bir taraf haline getirmeye çalıştılar. Türkiye büyük devlet, güçlü devlet. Hangi taraftan yana yer alsa dengeleri değiştirecek. Herkesin kendine göre bir hesabı var. Ama Türkiye bütün bu baskılara direndi İsmet Paşa zamanından bu yana direndi ve bölgeye karşı dengeli politikalar izledi. Bu çatışmalara taraf olmadı. O sayede hem bu çatışmaların dışında kaldı. Hem de bölgedeki siyasi etkinliğini korudu. Şimdi taraf olursanız etkinliğinizi koruyamazsınız. Tarafsız bir ülkenin yapabileceği girişimleri yapamazsınız.
Sunucu- Peki efendim tekrar sorumu yinelemek istiyorum. Şu anda kesin asker gidecek diyebiliyor muyuz? Yoksa herhangi bir karşı yaptırım sözkonusu olabilir mi?
Onur ÖYMEN- Şimdi siyasette tabii daima bütün opsiyonların açık olduğunu düşünmek lazım. Yani yarın Lübnan’da ne olacağını bilemiyorsunuz. Yani belki yarın bir hafta içinde, 15 gün içinde meydana gelecek gelişmeler hükümeti bir kere daha düşünmeye sevk eder. Ama görüyoruz ki, büyük bir telaş içinde, acele içinde. Yani bazı ülkeleri tatmin etmek için başta Amerika olmak üzere bir an önce hizmet arz edecek, biran önce askerini gönderecek. Biraz durun diyoruz, bekleyin. Yetki aldınız tamam ama biraz bekleyin gelişmeleri. Bakın Almanya niye erteledi acaba asker gönderme kararını. Uygulamayı biraz erteleyin, biraz bekleyin, zaman kazanın ve gelişmelere göre karar veriniz.
Sunucu- Sayın Öymen milletimiz için hayırlısı neyse o olsun diyelim efendim. Yayınımıza katıldığınız için çok teşekkür ediyoruz.
Onur ÖYMEN- Ben teşekkür ediyorum.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.