Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

ART – AKP Hükümetinin Politikaları Hakkında
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in ARTV’de “HAFTANIN PANORAMASI” adlı programda verdiği mülakat
1 Nisan 2007
Sunucu: Cumhurbaşkanlığı seçim süreci başladı diyebiliriz ne düşünüyorsunuz efendim bu konuda?
Öymen : Her geçen gün anlaşılıyor ki halkımızın büyük çoğunluğu sayın başbakanımızın yada onun zihniyetinde başka birinin cumhurbaşkanı olmasını istemiyor. Yapılan kamuoyu araştırmaları bunu göstermektedir. Eğer sayın başbakan kendisinin veya onun çizgisindeki başka birinin aday olmasında ısrar ederse bunun toplumda büyük bir gerginlik yaratılacağı anlaşılıyor. Onun için biz başbakanın aday olmayacağını ve kendi çizgisinde birini aday göstermekten de vazgeçeceğini umut ediyoruz. En makul çözüm uzlaşmayla bulunacak bir çözümdür. En makul çözüm uzlaşmayla bulunacak çözümdür. İktidarla muhalefet bir aday üzerinde uzlaşırsa bu toplumu da rejimi de rahatlatacaktır ve gereksiz gerginlik olasılıklarını ortadan kaldıracaktır. Demokratik bir çözüm olacaktır. Çünkü demokratik ülkelerde cumhurbaşkanlarının halkın çoğunluğu tarafından seçilmesine özen gösteriliyor, genel ilke budur. Halkın doğrudan doğruya seçtiği ülkeler de bile görüyoruz ki iki turlu seçim oluyor. Birinci turda bir çok aday oluyor ve ikinci turda en çok oy alan iki aday arasında iki hafta sonra bir seçim daha yapılıyor ve bu da gösteriyor ki genel tercih demokrasilerde, halkın çoğunluğunun seçtiği bir cumhurbaşkanı olması yönündedir. Bizde de mecliste iktidarla muhalefetin uzlaşacağı bir adayın seçilmesinin Türkiye’yi çok rahatlatacağını düşünüyoruz.
Sunucu : Öcalan için Sayın diyor başbakan 7 yıl önceki bir demcinde, şehitlerimiz hakkında kelle diyor. Bir özür de gelmedi.
Öymen : Evet ne yazık ki. Şimdi, sayın başbakanı çok seven bazı yazarlar var her vesile ile onun yaptığı hataları mazur göstermeye üstünü örtmeye çalışan yazarlar var, efendim diyorlar onlar, sayın başbakanın terörist başı ve terörizm hakkındaki tutumu bilinmiyor mu, yani ona bu kadar karşı olduğunu bile, bile bir tek sayın dedi diye onu nasıl eleştirirsiniz suçlarsınız diyorlar. Şimdi bu arkadaşlar hükümetin terörle mücadele konusunda meclise sunduğu tasarıyı herhalde görmemişler. Tasarının 6. maddesinde bir hüküm var, biz bir baktık ki terör örgütünün kurucularının pişmanlık yasasından faydalanabileceğini söylüyor. Düşünebiliyor musunuz? Yani biz büyük bir mücadele verdik de çıkarttırdık yoksa bu yönde bir önerisi var hükümetin. Şimdi bununla yan yana koyun o sayın demesini terörist başına ortaya çıkan tablo aşikârdır. Hiç kimse hükümetin o meclise sunduğu kanun tasarısının da sürçülisan olduğunu iddia edemez. Açık bir irade koymuşlardı ve kamuoyunun ve meclisin tepkisini görünce geri adım attılar. Efendim o mu teklif etmişti bu mu diye birbirlerine düştüler neticede bu metin çıkarıldı. Fakat şurası da görüldü ki hükümetin niyeti bu doğrultudadır. Kimse kimseyi kandırmasın. Kimse kalkıp da efendim, bizim esas niyetimiz o değildi de ağzımızdan kaçtı demeye kalkışmasın. Her halükarda siyasi liderlerin ağzından böyle şeyler kaçmaz. Nasıl kaçar ağzınızdan bu laf. Niçin mesela böyle laflar Sayın Baykal’ın Sayın Demirel’ in ağzından çıkmıyor? Niçin Sayın cumhurbaşkanımızın ağzından kaçmıyor? Herkese Sayın demeyi gelenek haline getiren sayın Ecevit, bir kere Sayın Öcalan demiş mi? Şimdi ağzınızdan kendi kontrolünüz dışında kelimeler çıkıyorsa bu büyük bir zaaf hele cumhurbaşkanlığına kendini aday gören birisi için çok büyük bir zaaf. Üstelik kelle gibi bir laf yani Türkiye’de hiç kullanılmayan bir laf, bir de argo sözcüklerde liderlere yakışmaz. Orada bahsettiğiniz insan şahitlerdir. Bu memleketin verdiği şehitlerdir. Ölenlerin büyük bir bölümü güvenlik kuvvetlerimizin ve sivil halkın verdiği şehitlerdir. Şimdi siz bu insanları kelle olarak görürseniz insana saygınızın da ne düzeyde olduğunu gösterirsiniz. Söylenecek çok şey var ama biz ölçülü konuşmayı tercih ediyoruz. Sayın başbakan bu konuda, başka pek çok konuda olduğu gibi çok kötü bir sınav vermiştir. en kötüsü bir yanlış yapan insanın özür dileme cesaretini, faziletini gösterebilmesi lazım. Özür dilemek bir fazilettir. Bir hata yapmışsınızdır, ağzımdan kaçtı dersiniz, ben onu demek istemedim dersiniz işte meclise bir yasa tasarısı sunduk ama benim dikkatimden kaçmış dersiniz. Bir şey söylersiniz yani. Hiç özür ileme adeti yok sayın başbakanın hiç geri vitesi yoktur. Daima yanışta olsa bir yola girdiyse o yolda sonuna kadar gidecek ve o yanlışı başka yanlışlar izleyecek ve mesele içinden çıkılamayacak bir hale gelecek ve zamanın bu konuları örteceğini düşünerek, nasıl olsa unutulur, bu da unutulur diyerek gününü geçirmeye çalışıyor başbakan ama halk unutmuyor. Halk unutmaz. Tarih unutmaz.
Sunucu : Arap zirvesinde Erdoğan,Köşk’ ün ve askerin teröre destek veriyor dediği Talabani’yle öpüşerek başladı.
Öymen : Evet. İşte bu da hatada ısrarın bir başka göstergesidir. Bu gibi konularda devletlerin çok duyarlı olması lazım. Eğer size en yüksek askeri makamınız bazı insanların terör destekçisi olduğunu açıkça söylüyorsa, siz o insanın elini sıkamazınız. Sıktığınız anda o sıktığınız el üç gün önce Şırnak’ ta, Hakkâri’de, Tunceli’de kaybettiğimiz şehitlerimizin katilidir, katiline yardım eden eldir.
Bakın geçmişte 1. Körfez Harekâtı’ndan sonra 36. paralelin kuzeyine Irak’ta Irak birlikleri çıkamazken, Irak devletinin Irak’ta hiçbir gücü otoritesi yokken Türkiye bir zorunluluk icabı oradaki yerel yöneticilerle görüşüyordu. Üstelik o devirde onlar PKK’yla silahlı mücadele yapıyorlardı. Şimdi o devirdeki koşullar ile bugünkü koşullar çok farklı. Bugün tam tersini yapıyorlar PKK’yı kollayıp, silah ve cephane yardımı yapıyorlar. Bu ortamda bunları muhatap alamazsınız. Üstelik o devirde Kuzey Irak’ta olup bitenlerle ilgili olarak Irak devletiyle görüşmenin bir faydası yoktu çünkü Irak devletinin kuzey Irak’ta öyle bir yetkisi yoktu. Bugün öyle değil. Bu gün 36. paralel diye bir şey kalmamış. Bugün anayasasına göre Irak devleti Irak topraklarının tamamında söz sahibidir. Türkiye’ nin de muhatabı Irak hükümetidir. Peki Irak hükümetinin cumhurbaşkanı Talabani o nasıl oluyor? Talabani’nin iki tane şapkası var biri cumhurbaşkanı, bir şapkası da Kuzey Irak’ta yerel bir lider olma özelliği. Bu özelliğiyle sayın genelkurmay başkanımızın açıklamalarından anladığımız kadarıyla teröre yardım ediyor. bu nedenle Sayın cumhurbaşkanımız kendisini muhatap almıyor, davet etmiyor. Şimdi, bir devletin iki politikası olamaz, cumhurbaşkanı görüşmeyecek, başbakanınız gidecek sarmaş dolaş olacak. İşte bu olmaz. Böyle bir devlet olamaz. Bir devletin bir tane politikası olur, aranızda oturur anlaşırsınız, milli güvenlik kurulu bu iş için var. Orada devletin politikası tespit edilir ve herkes buna göre hareket eder. Ama devletin bir ucu böyle hareket eder bir ucu böyle hareket ederse o devletin ciddiyetine kimse inanmaz. Devletin güvenilirliği inandırıcılığı ortadan kalkar. Bunlar çok yanlış işlerdir. Ciddi devlet olma özelliğimizi kaybettiren gelişmelerdir bunlar. O anda aklına öyle esiyor ne olacakmış görüşürsem diyor, ben başbakanım ne istersem yaparım diyor, siz bir devleti temsil ediyorsunuz. Ayrıca bundan terör örgütü de pay çıkartır. Onlara cesaret verir. Bir de dış boyutu var meselenin. Şimdi Amerikan basını da yazmaya başladı, yani Amerika’ nın politikasını kendi basınları eleştiriyor, bu PKK konusunda. Nasıl olur da bizim denetimimizdeki bir toprakta bir terör örgütü olacak ve biz onu önlemek için hiçbir şey yapmayacağız. Bunun savunulacak tarafı yok. Belli ki orada Amerikalılar orada Kürtleri hoş tutmak istiyor kısa bir süre önce görevinden ayrılan Bağdat büyükelçisi Halilzad da oradaki Kürt liderlerle görüştü, o da onları yüreklendirici sözler söyledi. Neticede Amerika’ nın orada yerel Kürt liderlere ihtiyaçları var. yerel Kürt liderler PKK’ yı karşılarına almak istemiyorlar hatta onu destekliyorlar, dolayısıyla Amerika kalkıp da PKK’ ya karşı bir şey yapamıyor. Kalkıp da Amerika PKK’yı bilinçli olarak sırf Türkiye’ ye zarar vermek için destekliyor dersek, belki mübalağalı bir şey olur bu. Ama Amerika’ nın Kuzey Irak’taki yerel liderlerin etkisiyle PKK’ya karşı hiçbir şey yapmadığını söylersek buna kimse bir şey diyemez. O zaman siz Amerika’ nın da PKK’yla mücadeleden alıkoyan, Türkiye’nin sınıra korumak için askeri birlikleri geçirmesine engel olan bu yerel liderlerle sarılıp öpüşemezsiniz. O zaman kimse size inanmaz, sizin hiçbir caydırıcılığınız kalmaz. Oradaki terör liderlerini destekleyen bir yerel yöneticiyi veya bir Iraklı yetkiliyi bu şekilde bir muameleye tutarsanız o devletin bir daha itibarı kalmaz, kimse sizden çekinmez.
Sunucu : Bu sözde soykırım ve 301. madde üzerindeki tartışmalar konusunda ne söylüyorsunuz?
Öymen : Bu Amerikan senatosu dış ilişkiler komitesinin verdiği karar soykırımla ilgili çok rahatsız edici. Bir kere Türkiye’nin iç mevzuatıyla ilgili olarak başka bir ülkenin şu yasa çıksın bu yasa girsin diye bir hüküm vermesi bir tavsiyede bulunması yadırganacak bir şey. Türkiye hiçbir ülkenin sömürgesi değildir. Türkiye hangi konuda hangi yasayı yapacağını kendisi kararlaştırır. TBMM herhangi bir iç yada dış makamım talimatıyla hareket etmez. Yabancılar istedi diye o yasayı iptal et şu yasayı değiştir o zaman bizim devlet olarak orada da ciddiyetimiz egemenliğimiz tartışmaya açılır. Üstelik siz farkında değilsiniz ki 301. maddeye benzer maddeler pek çok ülkede var Avrupa’ da, Amerika’da da var, Amerikan bayrağını koruma yasası gibi. Üstelik bu Türkiye’deki 301. maddeye bizim önerimizle bir ek bölüm koydurttuk ki eleştiriler bu maddenin kapsamına girmez diye. Uygulamada sıkıntılar varsa onların çaresini aramak için hükümetin araştırmalar yaparak bir yargı reformu yapması gerekir diyoruz biz. Ama o işin başka bir tarafı. Yani siz her olayda bir yasayı suçlu görürseniz her olayda bir yasayı iptal etmeye kalkarsanız memlekette yasa kalmaz. Yani, eğer ifade özgürlüğünü eleştirecekseniz Türkiye’de en azından Türkiye’de 301. madde kalksın diyenler için her gün görüyorsunuz medya üzerinde ne kadar büyük baskılar var yani asıl düşünce özgürlüğünü engelleyen bunlar. Bakıyorsunuz bazı köşe yazarları karikatüristler bile gazetelerinde uzaklaştırılmış. Bunlar da oldu ve oluyor Türkiye’de. Medyada bakıyorsunuz hükümeti eleştiren bazı programlar kaldırılmış veya o programları yapanları üzerinde büyük mali baskılar var. işte düşünce özgürlüğünü engelleyen esas bunlar. Şimdi bakıyoruz 301. madde konusunda mangalda kül bırakmayanlar bu gibi düşünce özgürlüğünü açıkça hedef alan eylemler karşısında sus pus olmuşlar, ağızlarını açmıyorlar. O zaman sizin amacınız ne diye insan sormaz mı? 301. madde neyi yasaklıyor? Devleti, Türklüğü, anayasal kurumlarımızı aşağılamayı yasaklıyor ve eleştiriyi serbest bırakıyor. Sizin amacınız aşağılama hürriyetine sahip olmak mı? İşte bunları Amerika’ya anlatacaksınız
Bundan sonra Amerika Türkiye ilişkileri de pek iyi olmaz. Bu gelişmeler olumsuz yönde etki yapar. zaten şu anda Türk halkının desteği %13’e inmiş. Belki Dünya’ nın en az desteği burada, halbuki Türk halkı Amerikan düşmanı değil Amerika’ya karşı köklü bir düşmanlık bu topraklarda yeşermedi. Geçmişte sıkıntılı dönemlerimiz oldu Johnson mektubu, Kıbrıs ambargosu gibi ama, hepsini zaman içinde tamir etme imkanını bulduk. Başkan Clinton geldiğinde Türk halkı sıcak bir karşılama gösterdi. Peki o zaman şimdi niye böyle işte efendim siz PKK’ya orada göz yumarsanız, Irak’ta bu eylemleri yapıp orada pek çok insanın hayatına mal olursanız, Türk halkı bunu içine sindiremez. Türk halkının tepkisinin özünde bu yatıyor. Kerkük’te olanları görünce Telafer de olanları görünce Türk halkının buna göz yumması mümkün mü? O bakımdan Amerikalıların bunu iyi düşünmesi lazım ve Türk halkının tamamını büsbütün karşısına almaması lazım. Özellikle bunun altını çiziyoruz. Bazı yazarlarımız bazı Amerika muhabirlerimiz Amerikalıların Türkiye’ deki iç politika gelişmeleri hakkındaki tercihlerini yazmaya başladılar. Şimdi bu son derece sakıncalıdır. Amerikalılara açıkça söyledik, dedik ki, siz kesinlikle karışmayın Türk iç politikasına, her defasında siz de o ülkeler de zarara uğradı. Türkiye iç işlerine karışılmasından hiç hoşlanmaz. Ama bazı yazarlarımız maalesef hangi etkiyle dürtüyle hareket ediyorlar bilmiyoruz, gidip yabancılara iç politikamızla ilgili söz söyletmeye çalışıyorlar, onu da kendi gazetelerinin yayın grubunun görüşü doğrultusunda söyletmeye çalışıyorlar. Yani bu görüştüğünüz insan ne derece Amerika’yı temsil ediyor? Amerika’da hangi kurumları temsil ediyor? amerikan halkını mı kongreyi mi temsil ediyor? hayır. Tam sizin istediğiniz gibi cevap verecek birini bulmuşsunuz o da kalkıyor bu iktidarı ne kadar sevdiğini memnun olduğunu sayın başbakanın cumhurbaşkanı olmasından ne kadar mutluluk duyacağını söylüyor. Bunlar baştan aşağı yanlış şeylerdir, bırakınız da biz kendi cumhurbaşkanımızı kendimiz seçelim. Her şeyimizi halkın iradesi doğrultusunda meclisin iradesi doğrultusunda halledelim. Aksi taktirde demokratik devlet olma özelliğimizi kaybederiz. Biz yurt dışından esen rüzgarlara göre cumhurbaşkanı seçeceksek, parlamento hükümet seçeceksek, yazıklar olsun bize. Bunca senenin emeği boşa gitmiş demektir. Bizim cumhuriyetten bu yana demokrasi alanında 80 yılı aşkın zamandan beri kaydettiğimiz gelişmeler 46’dan çok partili hayata geçtiğimizden beri olan gelişmeler hiç bir şey ifade etmiyor bizim demokrasi maceramız boş bir hayalden ibaret, yabancılar kimi isterse biz onu seçeceğiz. Ve bazı gazetelerimiz de buna çanak tutuyor, üzüntü vericidir. Yabancılar bizim seçimlerimizde nasıl bir tercih içindelermiş ne istiyorlarmış? Siz bunu yaptığınız zaman kamuoyunu yönlendiriyorsunuz yabancıların beklentileri doğrultusunda. Doğrumu bu ş? Yakışıyor mu Türk gazeteciliğine Türk basınına?
Sunucu: Kuzey Iraktaki durum Türkiye’ye ne getirir?
Öymen: Evet, şimdi Kuzey Irak’taki durum iyi şeyler getirmez. Maalesef görüyoruz ki Irak’ta artık adı konulmamış bir iç savaştan söz edebiliriz. Sünnilerle Şiiler arasındaki çatışmaların ölçüsü bir iç savaş boyutuna ulaşmıştır. Deniliyordu ki Kuzey Irak daha istikrarlı ama işte bu geçen gün Kerkük’te ve Telafer’ de meydana gelen gelişmeler Kuzey Irak hakkında da iyimserliğe hiç yer olmadığını gösteriyor. Bunlar bizim sınırımıza çok yakın yerlerdir. Ve öyle anlaşılıyor ki bu gidiş durdurulamazsa bütün Irak topraklarının tamamını kaplayacak. Bunun ne sonucu olabilir? Biliyorsunuz 1. Körfez Savaşında Iraktan kaçan 450bin insan 15 günde Türkiye’ye göç etti bunların içinde teröristler de vardı. Türkiye’nin başına çok büyük dertler açtılar ve biz bu insanları çok uzun süre tutmak zorunda kaldık, sırf bu insanları geri gönderebilmek için Kuzey Irak’ta çekiç güç uygulaması başlatıldı. Çekiç güç ayrı problemler yarattı, Kuzey Irak’ın ayrı bir siyasi rejim şeklinde ortaya çıkmasına katkıda bulundu. Yani Türkiye’nin başına en azından büyük bir göç hareketiyle uğraşma belası açar sonra bunun arkasından başka şeyler gelir. İşte, bugün Irak’tan özellikle Ürdün’e Suriye’ye çok büyük göçler oldu bu olaylardan sonra. Türkiye’ye şu ana kadar pek olmadı ama yarın o da olabilir. Bütün bunları Türkiye’nin çok iyi düşünmesi lazım ve bu olayların durdurulması için aktif bir politika izlemesi lazım. Türk hükümeti maalesef seyirci konumundadır. Yani bunları durdurmak için ne bit plan var ne öneri var ne girişim var, hiçbir şey yok hükümetten gelen. Koordinatörlük sistemi de aslında hiçbir sonuç vermedi altı ay geçti bu sistem kurulduktan sonra bir tane terörist yakalanıp Türkiye’ye iade edilmedi. Geçmişte Öcalan’ın yakalanmasında Amerika’ nın katkısı olduğu biliniyor şimdi neden olmuyor bu? Amerika’ nın elini kolunu bağlayan nedir? Göz göre, göre, Amerika’nın 150 bin asker bulundurduğu bir toprakta, siz en yakın müttefikinize yönelik bir terör örgütüne karşı hiçbir şey yapmayacaksınız. Bu ne demektir? Dünya’ nın neresinde bir terör örgütü elini kolunu sallaya, sallaya dolaşabiliyor hiçbir takibata maruz kalmadan? Peki Amerika bunu niye yapıyor? Amerikan Başkanı Bush demişti ki 11 Eylül’den sonra” bizim yanımızda olmayan teröristlerin yanındadır, gri alanımız yoktur.” Şimdi biz de aynı şeyi söylüyoruz Amerikalılara ya bizden yanasınız ya teröristlerden yanasınız diyoruz. Ben hem senin müttefikinim hem de teröristlere göz yumarım, bu olmaz bunu kabul etmeyiz. Türkiye’nin bunu NATO’ya getirmesi lazım, uluslar arası toplantılara getirmesi lazım. NATO bunların görüşüleceği yerdir. Türkiye bir kez olsun bunu gündeme getirdi mi? Duymadık.
Sunucu: AB’nin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz müzakere sürecinde?
Öymen: Ne yazık ki AB macerası çok hazin bir seyir izliyor, çünkü biz 1963’ten bu yana bütün dış politikamızı ekonomi politikamızı Türkiye’nin Avrupa birliğine üyeliği doğrultusunda yönlendirdik, İsmet Paşa’ nın imzaladığı ortaklık antlaşmasının 28. maddesinde hedefin Türkiye’nin tam üyeliği olduğu söyleniyordu ve Avrupalılar bize 40 yıldan beri dediler ki AB’ye üye olmak sizin elinizdedir, eğer siz gerekli reformları yaparsanız, Avrupa mevzuatına Avrupa’nın kurallarına uyarsanız Avrupa’nın kapısı ardına kadar açılacaktır.. son bir iki yıldır bu mesajı unuttular, diyorlar ki siz her şeyi yapsanız bile Avrupa’ nın bir hazmetme sindirme kabiliyeti var bizim koşullarımız uygun olmayabilir sizi üye yapmak için. Çıkarttıkları kararlarda peş,peşe tam üyelik dışındaki yollardan bahsediyorlar. İlk defa 2004 yılının Aralık ayında bunu gördük. tam üyelik hedeftir ama diyor tam üye olamasa da Avrupa’ya sıkı, sıkı bağlanacaktır diyerek üye olmamanın kapısını açıyor. Ondan sonra işte Alman liderler Fransız liderler Avusturyalı liderler Türkiye’nin hiçbir zaman üye olamayacağı mesajını vermeye başladılar. Hatta bu 50.yıl kutlamalara Türkiye davet edilmedi bile. Onun dışında Fransa’ nın iktidar partisi UMP Nicolas Sarkozy cumhurbaşkanlığının en kuvvetli adayı şu anda, gelecek ay belki cumhurbaşkanı olacak dedi ki, Türkiye bir Asya ülkesidir Avrupa’da ne işi var diyor. düşünebiliyor musunuz? Angela Merkel, hani koalisyon protokolünüz vardı da eski politikaları sürdürüyordunuz? Hiç unuttu onları bir kenara attı, diyor ki elli yıl sonra bile üye olamaz Türkiye. Şimdi karşınızdaki insanlar böyle derse siz bunlar yokmuş gibi düşünebilir misiniz? Hiçbir değişiklik yapmayız politikamızda sanki bizi yarın üye yapacaklarmış gibi çalışmaya devam ederiz. Böyle bir şey diyemezsiniz? Yani hala halka AB yolundaki Türkiye diye lanse etmeye çalışmaları bu hükümetin hayret edilecek bir şey. Bakın, bir tek madde şimdiye kadar bir buçuk seneyi aşkın zamanda, şimdi de sanayi maddesini müzakereye açtık diye övünüyorlar ama daha açılış maddesinde bile diyor ki bunun geçici olarak kapatılması bile Kıbrıs konusunda Türklerin gerekli tavizleri vermesine bağlıdır. Yani her işi Kıbrıs’a bağlıyorlar. Geçen zirvede 8 maddeyi donduruyorlar diğer bütün maddelerin de geçici kapama geçici sonuçlandırma aşamasına gelmesinden önce Türkiye’nin istenen tavizleri vermesi koşuluna bağlıyorlar. İnanılır gibi değil yani Türkiye Kıbrıs’ın ipoteği altına sokulmuş o zaman ne diyeceksiniz, biz Kıbrıs’la AB bağını kabul etmiyoruz. Kıbrıs’ta da Kıbrıslı Rumlar uzlaşmaya yanaşmıyorlar, tek bir devletin koşulları altında Rumların ve Türklerin bulunmasını sağlayacak çözümlere sırtlarını çeviriyorlar, o zaman tek çare vardır, Kıbrıs’ta iki devlet olmak zorundadır. Biz CHP olarak bunu söylüyoruz. Biz iktidar olduğumuzda bu politikayı izleyeceğiz kimsenin şüphesi olmasın. Kıbrıs’ta iki devlet vardır. KKTC ve Kıbrıs Rum Yönetimi. Bu iki devlet ilerde eşit egemen devletlerin birleşmesi formülü üzerinde mutabakata varılırsa bir devletin çatısı altında birleşebilirle yoksa biz KKTC’nin bağımsız egemen bir devlet olarak varlığını sürdürmesi için çalışacağız. Bu kadar basit. Çünkü siz Rumlara yaranarak ama şu tavizi de veririz ama gelin anlaşalım aman Annan planı masada kalsın, bunlar Türkiye’ yi çok küçültüyor. Çok üzücü. Yani Türkiye 700 bin Rum’un önünde küçük düşecek bir devlet değil. Üstelik bakıyorsunuz siz hala taviz vermeye çalışırken oradaki Rumlar bütün Kıbrıs’ın kıta sahanlığı benimdir diyor orada petrol aramak için uluslar arası ihale açıyor sizin ağzınızdan hiçbir tepki çıkmıyor. Adam açtı ihaleyi gidiyor, birkaç ay sonra başlayacaklar oraları delmeye, ne yapacaksınız? Nedir seçeneğiniz? Hiçbir seçeneğiniz yok. Başka ne yapıyor? Fransızlara üst veriyor Kıbrıs’ta haberiniz var mı? Kıbrıs devletini kuran antlaşmaları ihlal ederek burada bir üst veriyor Fransa’ya. Fransa’ da artık çok aktif burada. Şimdi, Baf’ta bir hava üssü veriyor, Terazi şehrinde bir deniz üssü veriyor Fransızlara kimseden ses çıkmıyor. Yani Kıbrıs’ ı böyle paylaştırıyor yabancılara onlar da bu olanakları elde bulundurdukları için Kıbrıs ihtilafında sürekli olarak Rumları destekliyorlar. Başka ne yapıyor? Bir hava kontrol merkezi kuruyor Güney Kıbrıs’ta Türkiye de dahil bütün doğu Akdeniz’deki sivil ve askeri uçuşları kontrol edecek, Türkiye’de bunlara tepki yok, halbuki bunu yapmasını sağlayan antlaşmayı imzalayan EUROCONTROL örgütü var Avrupa’da. Şimdi bütün bunların sebebi şu, Türkiye’nin tepkisiz zayıf teslimiyetçi bir ülke olduğu görüntüsü yerleşti Avrupa’ya yani biz ne yaparsak yapalım Türkiye’ye Türklerden bir tepki gelmez. Şimdi bu inanç yerleşti. Biz de haber bile olmadı, Avrupa Silahlanma Ajansı diye bir şey var. bu Avrupa ülkeleri arasında silahlanma konularını koordine ediyor, ortak eğitim politikaları tespit ediyor uyguluyor vesaire, evvelce Batı Avrupa Birliğine bağlıydı bu Türkiye’ de buna üyeydi. Şimdi Batı Avrupa Birliği fiilen Avrupa birliğine bağlandı ve Türkiye’nin bunlarla ilişkisinin yeniden düzenlenmesi gerekti. Türkiye gibi Norveç gibi NATO üyesi olup da Avrupa Birliği üyesi olmayan ülkelerin, şimdi en son haberlere göre Norveç’ in silahlanma ajansına üyeliği kabul edilmiş, Türkiye’ninkini Kıbrıslı Rumlar veto etmiş. Türkiye’ yi sokmuyor, 700bin Rum, NATO’nun ikinci büyük gücü, koskoca 73 milyonluk Türkiye’ yi Avrupa Silahlanma Sisteminin dışında bırakıyor, ve bu Türkiye’ de haber değil, niçin? Çünkü bunu haber yaparsanız hükümetin başarısızlığı ortaya çıkacak. Tepkisizliği ağarlığını ortaya koyamadığı küçücük Rumlar karşısında yenik duruma düştüğü ortaya çıkacak aman hükümeti incitmeyelim, hükümet kızdırmayalım diye gazetelerde bunları okuyamıyorsunuz. Dehşet verici bir şeydir.
Bu AB’ye yeni üye olan balkan ülkelerinden bizden istenen şeyler istenmedi. Hiç biri Türkiye’nin maruz kaldığı çifte standarda maruz kalmadılar. Bu kadar bizi küçültücü, haklarımızı kısıtlayan metinler konuluyor ve siz kalkıyorsunuz bu metinleri içeren metni bayram havası içinde büyük bir zafer gibi halka anlatıyorsunuz. Sonra da duvara çarpıyorsunuz. Anlıyorsunuz ki bu bir zafer değil, bir yenilgiymiş. Şimdi ağızlarını bıçak açmıyor. Bakınız kendilerini AB havarisi sayanlar ve bizi bunları eleştirdiğimiz için suçlayanlar sanki AB ilişkilerinin iyi gitmemesinden muhalefet sorumluymuş gibi CHP’yi hedef almaya çalışanların şimdi ağzını bıçak açmıyor. Kıbrıs’ta taviz verirsek her iş halledilecek diyordu bazı iş çevrelerimiz, niye konuşmuyorlar? Niye konuşmuyorsunuz? Niye ağzınızı açıp bir kelime söylemiyorsunuz şimdi?
Bakın Türkiye’nin üyeliğine karşı olan hiçbir lider Kıbrıs’ta siz şu tavizi verirseniz sizi AB’ye alacağız üyeliğinizi destekleyeceğiz demedi. Demek ki mesele Kıbrıs değil. Kıbrıs bahane olarak önünüze çıkarılıyor, Kıbrıs’ ı verseniz yarın başka şey çıkartacaklar. Diyecekler ki Dicle Fırat sularının üzerindeki barajların kontrolünü bize verin diyecekler, var bu metinlerde bunu yazmışlar. İşte efendim Patrikhanenin şu meselesini böyle yapın, Kürt meselesini şöyle yapın, bilmem neyi öyle yapın, bunun bir onu yok. Sözde soykırımla ilgili Fransa Cumhurbaşkanı diyor ki Türkiye bence Ermeni Soykırımını kabul etmeden Avrupa Birliğine giremez. Buyurun. Şimdi buna tepki bile göstermiyorsunuz. Hiç bu Türkiye’nin başbakanından Dışişleri bakanından tepki gelmiyor. Yani bizim söyleyecek çok lafımız var, 1 milyon Cezayirli hayatını kaybetti bağımsızlık mücadelesinde Fransa’ ya karşı. Ama bu hükümet maalesef çok zayıf, çok çaresiz. Emin olun bundan biz çok üzüntü duyuyoruz, nihayetinde hükümet Türkiye’nin hükümetidir. Bir hükümetin başarısızlığı, hepimizi üzer. Efendim, rakip partidir onlar, onlar batsın Türkiye’ de batsın fark etmez, yeter ki benim siyasi rakibim başarısızlığa uğrasın diyebilir miyiz? Kaybeden Türkiye hepimiz kaybediyoruz. Yani iktidar kaybedince sanmayın ki sadece AKP ödeyecek bunu bütün Türkiye ödeyecek bunu. Onun için istemiyoruz başarısız olmalarını. Biz başarılı olmaları için elimizden gelen her türlü desteği verdik ama görüyoruz ki bu gidişle ne iç politikada ne ekonomide ne güvenlik politikalarında ne sosyal politikalarında başarı şansı sıfırdır bunların. Örnek vereyim size bugün Türkiye’ de yaklaşık bir milyon vatandaşımız gece yatağa aç giriyor, aç. Yani açlıkla mücadele programı yok hükümetin. Biz CHP olarak ilan ediyoruz sıfır açlık politikası izleyeceğiz, bir tek vatandaşımız bile kalmayacak diyoruz. Bizim politikalarımız bunlar, siz nasıl sosyal demokrat partisiniz, biz böyle sosyal demokrat partiyiz. Açlığa savaş ilan ediyoruz. İşsizliğe savaş ilan ediyoruz, yoksulluğa savaş ilan ediyoruz. Dış politikada ulusal çıkarlarımızı Atatürk devrinde olduğu gibi koruyacağız. Haysiyetimizi en yüksek değer sayacağız, hiç kimseye Türkiye ikinci sınıf bir devlet muamelesi yapamayacak. Ama içeride de çok yapacaklarımız var, yani bu açlıkla yoksullukla bu gelir dengesizliğiyle bu adaletsizlikle, sosyal adaletsizlikle çok köklü bir mücadele yapmamız lazım. Neticede bu insanlar bizim insanlarımız, kemerini sık diye, diye kemerlerinde delik kalmadı. Sıkacak yer kalmadı, aç insana diyoruz yani açlığın ötesi var mı, devletin resmi rakamlarına göre bir milyona yakın insanımız aç. Yani, bakıyoruz hükümetin bu konularla hiç derdi yok, Japonya’dakinden ve İtalya’dakinden daha fazla dolar milyarderimiz var Türkiye’de. Ama bunları bu sene çözeceğiz. Halkımızın iradesiyle iktidara geleceğiz ve çözeceğiz.
Gerçekleri anlatacaksınız ama umutsuzluk vermeyeceksiniz. Çünkü Türkiye çok daha zor şartlarda çok başarılı sonuçlar almıştır cumhuriyetin kuruluş yıllarında. Şimdi biz o yıllara döneceğiz coşkuyla azimle iradeyle heyecanla bütün bu sorunları çözeceğiz. Bunu yapacak irademiz var bilgimiz var kadrolarımız var gücümüz var ve hepsinden önemlisi halkımız var.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.