Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

Alanya TV – Cumhurbaşkanlığı Seçimi, Genel Seçimler, Gazipaşa Ziyareti ve Alanya Hakkında
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in Alanya TV’ye verdiği mülakat
28 Nisan 2007
Sunucu: Sizleri Alanya’da görmekten büyük bir onur duyuyoruz. Hoş geldiniz. Ankara trafiği oldukça yoğun. Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle de ortam iyice gerildi. Cumhurbaşkanlığından başlayalım isterseniz. Ankara da bir muhalefet partisi olarak sizin gözlemleriniz nelerdir?
Öymen: Gelişmeler şöyle oldu. Biz dedik ki cumhurbaşkanlığı seçimi son derece önemli bir meseledir. Bütün milletimiz için öyle bir cumhurbaşkanı seçelim ki mümkün olduğu kadar halkımızın çoğunluğunun içine sinsin. Bu nasıl olur? Bu bir erken seçimle olur. Önce bir erken seçim yaparız. Erken seçimin sonunda bir parlamento oluşur. Bu parlamento yeni cumhurbaşkanını seçer. Kimsenin de söyleyecek sözü olmaz. Halkın en son düşünceleri seçim sonuçlarına yansır. Bu sonuçlarına göre de parlamento cumhurbaşkanını seçer. Hayır dediler. Erken seçime yanaşmadılar. Ve erken seçimin süresi geçti. Onun üzerine dedik ki o zaman mevcut parlamento seçecekse bir uzlaşmayla seçelim. Nasıl seçeceğiz? Mademki çoğunluk sizin partinizde doğal olarak sizin partinizden bir cumhurbaşkanı seçmek gerekir. Bunun için gelin iktidarla muhalefet bir araya gelelim, ortak bir aday üzerinde çalışalım. Mecliste bu adayın seçilmesini sağlayalım. Hayır dediler. Uzlaşmaya yanaşmadılar. Başbakan ‘ Benim kaybedecek zamanım yok’ diyor. Öyle sözler söyledi burada tekrarlamak bile istemiyorum. Yani muhalefetle görüşmeyi bir zaaf gibi görüyor. Hâlbuki demokrasilerde uzlaşma esastır. İşte bütün son günlerde yaşadığımız sıkıntılar, krizler bundan kaynaklandı. Biz size diyoruz ki sizin partinizin içinden bir aday üzerinde uzlaşabiliriz. Onu da istemiyorlar. Çünkü kendi partisinin içinde de herhangi bir insanın cumhurbaşkanı olmasını istemiyor. Kendi belirleyecek. Belirlediği insanlar kimdir? Bakıyoruz basında yazıldığına göre Sayın Başbakan’a ‘ Ya siz olacaksınız, ya ben olacağım, ya da Gül olacak’. Peki, AKP’de üç kişi mi var? AKP Meclis grubunda 352 milletvekili var. Niçin cumhurbaşkanı sadece bu üç kişiden biri olsun, bir dördüncü ya da beşinci olmasın? Bu üçünün ortak özelliği nedir? Üçünün birden milli görüş geleneğinden gelmesi. Şimdi bu sıkıntı yaratıyor. 14 Nisanda Ankara’da 1,4 milyon insanın bu kadar büyük bir gösteri yapmasının bir sebebi var. Yani bu Türkiye’de örneği görülmemiş müthiş bir halk tepkisidir. Mesajı nedir? Biz cumhuriyetin kazanımlarına, ilkelerine, laikliğe, Atatürk devrimlerine sahip çıkıyoruz, sizin bu özelliklere sahip olmadığınızı düşünüyoruz. O yüzden sizlerin cumhurbaşkanlığına çıkmanızı istemiyoruz. Halkın mesajı bu kadar basit. Başbakan’ın sözleri: Bunlar bindirilmiş kıtalardır’. 1.5 milyon insanı bindirin bakalım hangi kıtaya bindiriyorsunuz? Vatandaşın içinden gelen demokratik tepkileri küçümsüyor, azımsıyor, hiç önemsemiyor. Bunlar birike birike dünkü seçime kadar geldi. Biz orada dedik ki, Anayasamızın 102. maddesi var. Bu maddede deniliyor ki, cumhurbaşkanları meclis üye tam sayısının 2/3 ile ve gizli oyla seçilir. Şimdi pek çok ünlü anayasa hukukçumuz, profesörümüz, eski Yargıtay Başsavcısı Sabit Kanatoğlu, Rektörler Komitesi üyeleri, YÖK Başkanı kamuoyuna açıklama yaptılar. Bunlar hükmün açık olduğunu, 367 kişi bulunmadan cumhurbaşkanı seçim için meclis çalışma toplantısını açamaz ve oylamaya geçilemez dediler. Bülent Arınç cumhurbaşkanlığı seçimi için 184 milletvekili yeter diyor. Başka konular görüşüleceği zaman 184 milletvekilinin mecliste olması yetiyor. Herhangi bir kanun çıkarılacaksa 184 milletvekili varsa meclis çalışmalarına başlayabilir. Bu görüşünü oylattı. Meclisin kararı haline getirdi. Güzel. Bizde dedik ki hayır. Ünlü hukukçular böyle diyor. Biz de aynı görüşteyiz. Anayasa Mahkemesi’ne gittik. Burada doğal olarak Mahkeme’nin alacağı kararı bekliyoruz. Ve bu karar bizim söylediğimiz gibi çıkarsa bu seçim iptal edilir. Ne olacak? Kararın içeriğine bakacağız. Karar diyorsa ki bu turu tekrarlayın. Tekrarlanacak. Diyorsa ki yeni seçime gidin, süreci iptal ediyoruz, geri seçime gidilecek. Turu tekrarladınız aynı sonuç çıktı ne olacak? Yine seçime gidilecek. Yani bu işin götüreceği yer yeni seçim. Sonra yeni seçimle seçilecek parlamento cumhurbaşkanı seçecek. Durum böyle. Fakat burada son derece gereksiz bir gerginlik yaratıldı. Biz bu işi uyum ve uzlaşmayla çözmeye çalıştık. Öyle bir hava çıktı ki, bu gerçekten siyasi bir rejim krizine dönüştü. Biz bu hükümeti çok uyardık. Ben şahsen uyardım, Genel Başkan benden önce daha fazla uyardı. Dedik ki, toplumu germeyin, demokrasilerde uzlaşmayla çözüm aranır. Toplumu sürekli gerip, tansiyonu yükseltiyorsunuz. Bunu yapmayın dedik. Rejime zarar verdiler. İsteseniz de istemeseniz de rejim bundan zarara uğradı. Şimdi herkes bir yorum yapıyor. Bir türlü Türk halkının cumhuriyetin temel değerlerinin bekçisi olduğunu içlerine sindiremiyorlar. Bir anda bakıyorsunuz bütün büyük şehirlerimiz bayraklarla donatılıyor. Ama bütün mesele milletimizin büyük bir çoğunluğunun Atatürk’ü, cumhuriyetin temel kazanımlarını içtenlikle benimsemiş. Siz bunları yok farz ederek Atatürk dönemini küçümseyici beyanlarda bulunabilir misiniz? İşte bunu yapıyorlar. Yani Gül ‘ün öyle beyanları var ki Atatürk döneminden bahsederken diktatörlük diyor. Atatürk’ün reformları halka zorla dayatmayla kabul ettirilmiştir diyor. ‘Ne mutlu Türküm diyene’ sözü Türkiye’yi küçük düşürür manasında laflar ediyor. ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ sözünü Harp Okulları duvarlarına yazmak son derece yanlıştır diyor. Laiklik Türkiye’nin başına çok büyük sıkıntılar açmıştır diyor. The Guardian gazetesine verdiği demeçte “cumhuriyet bitmiştir” diyor. “Ankara halkının % 60’ının gecekondularda yaşamasının sorumlusu laiklerdir, biz bunu değiştireceğiz” diyor. Bu zihniyette bir insanı siz cumhurbaşkanı adayı olarak gösteriyorsunuz. İşte bu olmaz.
Dış politikada yaptıklarına bakın. Yani size anlatmama bu program yetmez. Türkiye’yi nerdeyse 1 Mart tezkeresiyle nerdeyse savaşa sokuyordu. Cumhuriyet tarihinde Türkiye ilk defa savaşa girecek. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak önledik. Türkiye’ye getireceklerdi 65 milyon Amerikan askerini. Askerlerin bir bölümü sürekli Türkiye’de kalacaktı. Bir bölümü çeşitli ülkelere gidecekti. Nereye gideceklerini bile yazmamışlardı. Kimse farkında değil. Kıbrıs’ta yaptıklarına bakın. Ek Protokolü imzalayan bu bakan. Öyle bir tablo çıktı ki ortaya, hem cumhuriyetin temel ilkelerine bağlılık açısından hem dış politikada izledikleri olumsuz tutular itibariyle cumhurbaşkanlığına aday gösterilmesi son derece sakıncalı olan birini dayatmayla gösteriyorsunuz. Deseniz ki bizim partimizin içinden 5 6 arkadaş seçtik, gelin bunlar üzerinde tartışalım, sizinde kabul edeceğiniz biri var mı? Ve ya bizim listemizde olmayan bir başka arkadaşı önerir misiniz? Bunlar yok. Ben bir adamı seçerim sende mecliste onu seçmek zorundasın fikri demokrasiye hiç uygun değil. Bir de son gün yapılıyor.
Dedik ki cumhurbaşkanı adayları başka ülkelerde bir yıl öncesinden belli oluyor. Onlar programlara katılıyorlar, görüşlerini açıklıyorlar. Kamuoyu adayların geçmişi hakkında bilgi ediniyor. Türkiye’de tam seçimden bir gün önce açıklıyor ki halk tartışamasın. Bu insanın hakkında bilgiye ulaşılamasın. Biz niye aday koymadık? Gayet basit. Bir kere aday seçtirecek çoğunluğumuz yok. İkincisi biz diyoruz ki bu 367 milletvekili orada toplanamadığı takdirde o zaman anayasanın zorunlu kıldığı bir hüküm yerine gelmeyecek ve Anayasa Mahkemesi bu seçimi iptal edecek. İktidarın 367 milletvekili yok. Biz kendi adayımızı göstersek onun seçimi için katılmak zorunda kalacağız. O zaman karşı tarafın aleyhine Anayasa Mahkemesi’ne gidemeyeceğiz. Bu kadar basit. Aday göstermenin manası var mı? Şimdi şu anda söz Anayasa Mahkemesi’nde. En doğru kararı o verecektir. Herkes de buna saygı göstermelidir.
Genelkurmay’ın yaptığı açıklamanın muhatabı hükümettir. Bu konu da tavır alması gereken hükümettir. Bize yönelik bir mesaj değildir. Hükümet bunun cevabını verecek. Genel Başkanımızda az önce açıkladı. Biz cumhuriyetle demokrasi arasında bir tercih yapmak istemiyoruz. Biz hem cumhuriyeti hem demokrasiyi birlikte yaşatmak istiyoruz ve buna inanıyoruz. Yani cumhuriyeti koruyalım diye demokrasiyi tahrip etmek de yanlış, demokrasinin gereği budur diye cumhuriyetin bütün temel ilkelerini tahrip etmek de yanlıştır. Demek ki demokrasiyle cumhuriyeti birlikte yürüteceğiz. Nasıl? Siyasetin gerektirdiği uzlaşma yöntemiyle yürüteceğiz. Bizim yaklaşımımız bu. Ordunun söz ettiği laiklik konusundaki duyarlılıkları toplumumuzun çeşitli kesimleri gündeme getirdiler. 1.5 milyon insan bu mesajı verdi. Laikliğe sahip çıkma mesajı verdi. Biz CHP olarak öteden beri buna sahip çıkıyoruz. Her vesileyle Genel Başkanı yaptığı konuşmalarda laikliğin Türkiye için vazgeçilmez bir koşul olduğunu, laikliği çıkarttığınız zaman Türkiye’de demokratik sistemin çökeceğini anlatıyoruz. Bir an için Türkiye’nin laik olmadığını düşünün. Bir başka Orta Doğu ülkesi gibi din devleti olmuş. En basitinden kadın erkek eşitliği olamayacak. Kadın erkek eşitli olmayan bir toplum demokratik bir toplum olabilir mi? Dünyada bu gün halkı Müslüman olan 57 ülke var. Bunlar içinde gerçek anlamda bir tek Türkiye demokratik bir ülke. Niçin? Bizde laiklik var. Laikliğin ortadan kalkmasını istiyorlar. Türkiye’yi ılımlı bir İslam ülkesi haline getirip, bu şekilde radikal İslam hareketlerine karşı mücadele edecekler. Strateji bu. Yüzümüze söyledikleri için biliyoruz. Benim katıldığım bir milletlerarası bir toplantıda Bonn’da Amerikalı yüksek rütbeli bir subay ‘Dünyada bir milyar iki yüz milyon Müslüman yaşıyor. Bunlardan % 1’i radikal olsa demek ki13 milyon radikal Müslüman var. Bizim Amerika olarak 13 milyon düşmanımız var. Bunlarla nasıl mücadele edeceğiz? Ancak ılımlı İslam silahını kullanarak mücadele ederek. Kim ılımlı İslam? Birinci sırada Türkiye geliyor. Yani bize laik bir devlet gibi değil de ılımlı bir İslam devleti gibi görüyordu. Bende tersini anlattım. Türkiye laik bir devlet dedim. Ilımlısını ılımsızını birbirinden ayırmak zor. Bugün radikal dediğiniz ülkeler mesela İran bir zamanlar ılımlı bir İslam ülkesiydi. Ilımlı İslam ve ya radikallik nerede başlıyor. Bunu tayin etmek mümkün değil. Geçen hafta Amerika’daydık. Orada bunları konuştuk. Düşünce toplum kuruluşlarına konferanslar verdim. Bir tanesinde de tam bunu anlattım. Bugünkü açıklamalarına bakıyoruz, laik Türkiye’nin önemine işaret ediyorlar. Bu önemli. Amerika sık sık laik Türkiye lafını duymazsınız. Artık bir ılımlı bir İslam ülkesi gibi değil de laik bir ülke gibi nitelendirmeye başlamışlar. Bu önemli. Netice itibariyle bu laiklik konusunda herkesin duyarlılık göstermesi lazım. İktidar da dâhil olmak üzere. Bakıyoruz bu iktidarın pek çok uygulamalarının esas gündemi laiklik dışı anlayışlarla şekillendirilecek bir Türkiye yaratmak. Atatürk’ün laik Türkiye’sinin yerine bir Orta Doğu ülkesi haline getirmek. Nitekim geçenlerde Amerika’da yayınlanan New York Post dergisinde bir makale çıktı. AKP hükümetinin amacı Atatürk’ün Türkiye’nden uzaklaştırıp, bir Arap ülkesi haline getirmek diyor. İşte biz bunları söylüyoruz. Yani, bu konularda toplumuzun çok duyarlı olduğunu görüyoruz. Bizde çok duyarlılık gösteriyoruz. Son gelişmeleri bu çerçevede değerlendiriyoruz.
Biz iktidarla bir polemiğin içine girmek istemiyoruz. Bizim tutumumuz çok açık. Biz uzlaşmayla çözülebilecek bir meselenin iktidarın uzlaşmaz tutumu sonucunda bir krize dönüşmesinden büyük bir endişe duyuyoruz. bu meselenin demokrasi içinde çözülmesini istiyoruz. Toplumumuzun çeşitli kesimlerinin laiklik konusunda ne kadar duyarlı olduğunu biliyoruz. Bunun somut örneklerini de her gün yaşıyoruz. Toplumumuzda laiklik karşıtı güçlerin son zamanlarda şiddete başvurduğunu görüyoruz. Bir Danıştay üyesinin öldürülmesi sırf laiklik doğrultusunda karar aldıkları için. Son olarak YÖK Başkanı Teziç’e yapılan silahlı saldırı, bir papazın öldürülmesi, Malatya’da farklı bir dine mensup insanların boğazının kesilerek öldürülmesi bizim Türkiye’de hiç alışık olmadığımız durumlar Türkiye hoşgörü ülkesidir. Farklı dinlere, mezheplere, gruplara hoşgörüyle bakan bir ülke.13. yy dan beri bizim geleneğimiz bu. Bir anda bakıyoruz biz Türkiye’de laik düşünce sahiplerine ya da farklı dinlere mensup insanlara tahammül edemeyip bunların canına kasteden insanların olduğu bir ülke haline geldi. Niye böyle olduk? Her Allahın günü dini bir bağnazlık konusu gündeme gelirse bir çok insan bunu aşırı şekilde yorumlayıp, cesaret alıyor. Bundan esinleniyor. Hem kendilerini hem de ülkemizi gerçekten son derece zor duruma düşürüyorlar. Bunun çaresi şu: bizim referansımız cumhuriyetimizi kuran Mustafa Kemal Atatürk’ün ve arkadaşlarının temel ilkeleridir. Bunların başında da laiklik geliyor. Yani din ve devlet işlerinin ayrılması geliyor. Şimdi Meclis Başkanımız diyor ki, laikliği yeniden tarif edelim. Laikliğin ne olduğunu herkes biliyor. Eski Amerikan cumhurbaşkanlarından Thomas Jefferson ‘Biz Amerikan anayasasını hazırlarken dinle devlet arasına bir duvar ördük’. Din çok kutsal bir varlık. Dünyada en dindar ülkeler arasında Amerika 5. sırada geliyor. 4. sırada ise Türkiye. Halkımız dinine, inançlarına bağlı. Bunda üzülecek, rahatsız olacak hiçbir şey yok. Sevinilecek bir şey var. Bir toplumun inançlı olması kötü bir şey değil. ama bu başka bir iş, devletin Suudi Arabistan’daki gibi din kurallarına göre idare edilmesi başka bir iş. Türkiye’nin o ülkelerden farkı din ve devlet işlerini daha 1920 li yıllarda ayırmış olması. Atatürk’ün büyüklüğü burada. Bu dine karşı bir davranış değil ki. Ama okursanız Sayın Gül’ün bazı eski demeçlerini sanki Atatürk dönemi dine karşı bir dönemmiş gibi. Mesela ezanın Türkçeleştirilmesinden bahsederken o kadar ağır bir dil kullanıyor ki şaşarsınız. Beğenirsiniz, beğenmezsiniz. Bence yanlış olmuş dersiniz. Öyle değil de böyle olmalıydı dersiniz o ayrı. Ama çok kırıcı, hakaret edici bir dil kullanıyor. Laiklik Türkiye’nin başına gelen felaketlerin baş sorumlusudur diyor. Bu görüşleri savunan, doçent olmuş bir insan on sene sonra bambaşka bir insan olmuştur diye nasıl dersiniz? Olmadığını da çeşitli vesilelerle kanıtlamıştır. Netice itibariyle biz Sayın Gül’ün adaylığının doğru olmadığını söyledik. Usul açısından da iktidarın yaptığı hataları da dikkate alarak Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulunduk. Neticesini bekliyoruz. Ümit ediyorum ki önümüzdeki bir iki gün içinde bu konu aydınlığa kavuşacaktır. Türk kamuoyu da gerçeği görecektir.
En geç nisan ayında bir erken seçim yapmak gerekir. Erken seçimin sonucunda yeni meclisin cumhurbaşkanını seçmesidir. Şimdi bütün çektiğimiz sıkıntılar ve bir rejim krizine giden gelişmelerin özünde iktidarın bu erken seçimi reddetmesi yatıyor. Bir taraftan kendimize çok güveniyoruz, bir taraftan da erken seçimi istemiyorlar. Biz sivil toplum örgütlerine o sırada bir uyarıda bulunduk. Genel Başkan dedi ki TÜSİAD gibi kuruluşlar erken seçim fikrini desteklerse yararlı olur. İstemeyiz dediler. Niye? Çünkü hükümet istemiyor. Hükümete yakın bir tavır sergileme ihtiyacını belki hissettikleri için erken seçim istemiyoruz dedi. Bir iktidar üyesi diyor ki, 15 Temmuzda seçim olabilir. TÜSİAD’ dan ona itiraz yok. Yani 15 Temmuzda olmasına itiraz yok ama, nisanda olmasına itirazı var. Bunlar iyi şeyler değil. Biz artık demokrasiyi hazmetmiş bir toplum olmalıyız. İş adamlarımız, basınımız bir demokratik ülkede hem iktidarın hem muhalefetin yaşama hakkı olduğunu kabul edecek. Görüşlerine saygı gösterecek. Ben sadece iktidarla ilgilenirim, onlar ne diyorsa onun peşinden giderim, onları desteklemeyi görev bilirim ve ya hükümetin baskısı altında bunu yapmak zorunda kalırım, muhalefeti ciddiye almam, onun görüşlerini yansıtmam, yanlış yansıtırım tutumları hoş değil. Sürekli olarak hep iktidardaki parti seçimleri kazanacakmış havasını yaratırım tutumu da yanlış. Buna siz değil, halk karar verecek. Yani halkı bu şekilde yönlendirmek doğru değil. halk doğrusu neyse o yönde karar verecek. Biz inanıyoruz ki, Türk halkı bu tecrübeleri yaşadıktan sonra bir kere daha AKP’yi iktidara geçirmeyecektir. Bizim kanaatimiz böyle. Daha bu gün gittim. Çok geniş bir kalabalık kitleye Gazipaşa’da konferans verdim. Orada vatandaşların tepkilerini görüyorsunuz. Herkese açık bir toplantı. Ama halkın tepkisinden anlıyorsunuz ki halk bu iktidardan bezmiş, bıkmış. Herkes hayatından şikâyetçi. 4 sene öncesine nazaran daha iyi durumdayım diyen insana rastlamak çok zor. Türkiye’de bu gün 26 tane dolar milyarderi varmış. Mübarek olsun. Ama Japonya’da bu kadar yok. Türkiye’de var.
Barzani ile ilgili olarak şunları söyleyeyim. Barzani evvelce Türkiye ile beraber PKK ile mücadele ediyordu. 1995 1996 yıllarında ben Dış İşleri Bakanlığı müsteşarı iken Ankara Süreci vardı. Ben de o sürecin eş başkanıydım. Barzani, Talabani resmen PKK’ya karşı silahla mücadele ediyordu. Sonra bu süreci bitirdiler. Ama neticede şimdi bir de bakıyoruz ki Barzani Türkiye’nin PKK ile mücadelesine karşı çıkıyor. Genelkurmay Başkanımız açıkladı. Barzani ve Talabani PKK’ya silah ve patlayıcı veriyor. Her türlü yardımı ediyor. Ve sınırın Irak tarafını PKK’ya teslim etmişler diyor. Son derece ciddi bir durum. Ne yapacaksınız bu durumda? Üç şey yapılabilir. Birincisi Irak’ın kendi sınırının güvenliğini sağlaması. Aramızda 1926 tarihli bir anlaşma var. Bu anlaşamaya göre sınırın iki tarafında 75 km derinliğinde bir arazide eşkıyalıkla, kaçakçılıkla mücadele etmek devletin görevidir. Irak bunu yapacak durumda değil. Kendisinin başı dertte. Askeri yok, yapamıyor. O zaman Amerika yapacak. Irak’ta 150 milyon asker bulunduruyor. Uluslar arası hukuka göre bir ülkede asker bulundurursanız, o ülkede güvenliği sağlamak sizin sorumluluğundadır. Şimdi Amerika da yapamıyor bunu ve ya yapmıyor. O zaman Türkiye yapacak. Biz diyoruz ki biz yapalım. Amerika hayır diyor. Bunun izahı yok. Yani diyor ki kendimize yönelik teröristle mücadele edemezsiniz. Dünyada bunun başka örneği var mıdır? Biz Amerika’ya gittiğimizde bunun amacı nedir, niçin böyle söylüyorsunuz? Herhangi bir ülkede böyle bir şey yapıyor musunuz? Bir tek Türkiye’ye karşı, en yakın müttefikinize yönelik terör hareketiyle mücadelesini engelliyorsunuz resmen. Bu sizin şimdiye kadar savunduğunuz bütün ilkelere aykırı. Başkan Bush 11 Eylül saldırılarından sonra ‘Ya bizden yanasınız, ya teröristlerden yanasınız. Bizim gri sahamız yoktur. Ortada kalamazsınız’ dedi. Bizde gittik Amerika’ya. Ben de aynen söyledim. Biz de size diyoruz ki ‘Y a bizden ya PKK’dan yanasınız. Bizim de gri sahamız yoktur’. Hiçbir şey diyemediler. Peki, niye böyle yapıyorsunuz? Kuzey Irak’ın istikrarı bozulmasın diye. Eğer Türkiye mücadele ederse bu gün nispeten istikrar varmış gibi görünen Kuzey Irak’ta istikrar bozulur. Sınırı geçip gelen teröristler Türkiye’de saldırılar düzenleyip burada istikrar bozulacak. Bu sonucu sıfır olan bir oyun gibi. Ya bir yerde bozulacak, ya bir yerde bozulacak. Siz şimdi Türkiye’de istikrarın bozulmasına razı olabilir misiniz? Bir şey diyemiyorlar. Amerika bu konuda çok sıkıntılı durumda. Özel Temsilci Ralston bana telefon ettim. Bu durum nedir? Dedim. Ben de yönetimi ikna etmeye çalışıyorum, Türkiye’nin haklı taleplerini biliyorum dedi. O da sıkıntı içinde. Ama bu öyle gidemez. Hükümete esas görev düşüyor. Hükümet olarak Amerika ‘ya sen yap, ya ben yapayım’ diyeceksiniz. Ben yapmıyorum, sen de yapmayacaksınız diyecekler. Bir ülke sınırının güvenliğini korumak için terörle mücadele etmek için kimseden izin almam diyeceksin. Bir tek parlamentodan izin alırım. Gidersiniz TBMM’den izin alırsınız. Uygun gördüğümüz bir anda hava ya da kara operasyonu yaparsınız. Şu anda hükümet istese de bunu yapamaz. Çünkü meclisten alınmış yetkisi yok. Genelkurmay Başkanı son basın toplantısında bu gereklidir, faydalıdır, biz bunu yapabiliriz diyor ama hükümetin meclisten yetki alması lazım. İstemediler bile. Biz dedik gelin meclisten yetki isteyin, biz de size destek verelim. Almıyorlar. Bir hükümet her ekonomide, sosyal konularda, kültürel konularda başarısız olsa da bir konu da başarılı olmak zorunda. O da ülke güvenliğinin sağlanması. Siz halkınızın güvenliğini sağlayamıyorsanız başka konularda başarılı bile olsanız hiçbir kıymeti yok. Şimdi her Allahın günü şehit veriyoruz. Yazık değil mi bu insanlara? Size bir şey söyleyeyim. Beni çok etkiledi. İki üç hafta önce Sivas’taydım. Orada temaslar yaptık. Şehit Aileleri Dayanışma Derneğini ziyaret ettim. Şehitlerle ilgili müze yapmışlar. İçiniz sızlar. Şehitlerin eşyaları, cebinden çıkan çakmaklar, tesbihler..Şimdi o insan o kadar üzülüyor ki. Mektupları var ailelerine yazdıkları. Bir tanesi annesine diyor ki, bir buçuk milyonum vardı, bunu sana yolluyorum. Biz orada kendimizi zor tuttuk. Anası babası kendi yoksul. Verecek bir canı var. Onu da devletine vermiş. Siz bu insanlarının canını koruma görevini yapamıyorsunuz. İnsan olarak biz bunu kaldıramıyoruz. Bırakın siyaseti bir tarafa. Vatandaş olarak biz bunu kaldıramayız. Yani bu kanı durdurun diyoruz hükümete. Yeri belli, nerede durdurulacağı belli, nasıl olacağı belli. Yapamıyorsunuz. Cesaret edemiyorsunuz. Ya yabancılar mani olursa. Yabancı mani olursa diye ben kan dökülmesine göz yumacağım. Böyle bir devlet olur mu? İşte bu anlayış bu gün maalesef devletin başında. Bir anda önce bir seçimle bu iktidar değişsin. Yeni bir sayfa başlasın. Türkiye gerçekten halkın beklediği, özlediği bir yönetime kavuşsun. Bizim mesajımı budur.
Türkiye’nin bugünkü ortamında gerçekten çok önemli bir birliğe ihtiyacı var. Bu birlik sadece solda değil, soldaki, merkezdeki, sağdaki partiler arasınsa olmalı. Ama cumhuriyetin değerlerine inanmış partiler. Cumhuriyetin değerleri gerçekten tehlikede olduğuna göre bu tehlikeye karşı biz bütün partilerin birleşmesini öneriyoruz. Genel Başkanımız da bunu önerdi. Seçim ittifakına gelince, bizim yasalarımız ittifaka izin vermiyor. Ne yapılacaksınız? İki yol var, ya geleceksiniz bir partinin çatısı altında birleşeceksiniz, Sayın rahmetli İsmail Cem’in partisini YTP’ yi alıp CHP ile birleştirdiği gibi siz de alacaksınız DSP’ yi getireceksiniz CHP çatısına büyük ve güçlü bir parti olarak seçime gireceğiz, biri bu. İkinci yöntem, bazılarının bizden talep ettiği gibi, söyle yapalım diyorlar, biz aday gösterelim sizin partinizin listelerinden aday olalım, ondan sonra seçime girelim kazanalım, kazandıktan sonra seçimi biz ayrılalım gene eski partimize dönelim, yani hülle teklif ediyorlar. Şimdi bu olur mu? Bizim genel başkanımıza, bana açıkça söylediler, diyor ki, ben senin partinden milletvekili olayım ertesi gün istifa edeyim kendi partime döneyim böyle bir şey olabilir mi? Yani hülle partisi değiliz biz. Biz böyle bir şeyi kabul edemeyiz.
Seçimlerden önce bütün milletvekilleri adaylarımızdan noterden taktikli taahhütname aldık. Ben milletvekili seçilirsem, milletvekili dokunulmazlığını kaldırmak için oy vereceğim diye. Sayın Başbakan Erdoğan seçimlerden önce, genel başkanımızla katıldığı bir televizyon programında biz bunu yapmayı taahhüt ediyoruz, dokunulmazlıkları kaldıracağız dedi. Şimdi bakıyoruz kaldırmıyorlar. Hiçbir demokratik ülkede Türkiye’deki gibi milletvekili dokunulmazlığı yok. Siz bir adi suç işleyeceksiniz, sahtecilik yapacaksınız rüşvet, suiistimal suçu işleyeceksiniz ama milletvekili olduğunuz için mahkemeler sizi yargılayamayacak. Türkiye’ deki mevzuat budur. Niye bunu kaldırmıyorsunuz diyoruz, AB kriterleri kaldırın dokunulmazlığı diyor, biz hiçbir demokratik ülkede olmadığını söylüyoruz, cevap yok. Bulabildikleri tek cevap, biz de memurların da yargılanması zor oluyor, izin almadan memurlar da yargılanmıyor. Şimdi o ayrı iş, öteki ayrı iş. Siz kaldırın dokunulmazlığı, memurların yargılanma usulünü basitleştirmek istiyorsanız, orada da batı ülkelerindeki yasaları getirin onu kabul edelim. Ama şu sırada bunu yapmalısınız, niye yapmıyorlar? Yaparlarsa onlar da biliyorlar ki şu sırada, mecliste oturan bazı insanlar muhtemelen hapishanede oturacaklar. Çünkü mahkûm olacaklar haklarında çok ağır suçlamalar var. Diyoruz ki o zaman bırakın bizim milletvekillerimizinkini kaldıralım, bunu da yapmıyorlar. Çünkü kendisinin durumu çıkacak ortaya. Biz CHP’li milletvekili bir trafik suçu işlese, dese ki ben yargılanmak istiyorum, hayır diyorlar izin vermeyiz çünkü bütün meclisin onayı gerekli. Dünya’da görülmemiş bir şeydir bu. Ben inanıyorum ki ilk seçimde, iş başına gelecek çoğunluk ki bu iktidar olmayacaktır bu yürekten inanıyorum, bu dokunulmazlık meselesini mutlaka halledecektir.
Alanya’mızı biraz kıskanıyoruz, Alanya’da yaşamak bir ayrıcalık. Biraz önce sahilde bir güzel lokantada, hemen kalenin dibin de bir yemek yedik. Selçuklular’ dan dan kalma tersaneyi ışıklandırmışlar, yani tarihin ve tabiatın bu kadar uyum içinde olduğu başka bir şehir bulmak zor. Ben Dünya’nın pek çok turistik ve tarihi yer gezdim ama emin olun Alanya kadar güzel bir iki şehir varsa da onlar da Türkiye’de var, işte Bodrum gibi. Ama Alanya hakikatten Türkiye’nin incisidir. Bunun kıymetini bilmek lazım, altyapıdaki eksiklikleri gidermek lazım ve yeni bir turizm hamlesi yapmak lazım. Alanya’nın sıkıntısı ne? Bu kadar kaliteli, Dünya’da eşi bulunmayacak bir yerde, sayısız modern, beş yıldızlı tesisimiz var fakat şartlar o kadar düşük ki en düşük kaliteli turist bize geliyor, en az para harcayan turist bize geliyor. Belki başka bir ülke olsa, turizmde daha tecrübeli bu işleri daha iyi bilen bir ülke olsa, belki böyle bir doğa ile böyle bir tarihle bugünkünden çok daha fazla para kazanır çok daha fazla para kazanır, çok daha fazla turist getirir. Örneğin, İspanya’ da olsa bu şehir, İspanyollar eminim ki bundan çok daha fazla para kazanır. Biz o ülkelere gidiyoruz, o ülkelerde otellere verdiğimiz paranın üçte birine belki daha azına Türkiye’de otelde kalmak kabil, olmaz ki, yazık yani otelin sahibine yazık çalışanına yazık ülkeye yazık herkese yazık. Efendim işte, daha pahalı olursa turist gelmiyor, o zaman turisti çekecek başka iş yapacaksınız. Nedir o? Kültür turizmi yapacaksınız, bakın Aspendos senenin büyük bir bölümü boş. Kültür turizmi yapacaksınız, golf turizmi yapacaksınız, kongre turizmi yapacaksınız, spor turizmi yapacaksınız uluslar arası turnuvalar yapacaksınız, satranç turnuvaları yapacaksınız, teniz turnuvaları yapacaksınız, binicilik turnuvaları yapacaksınız, opera yarışmaları yapacaksınız yapacak o kadar çok şey var ki, yani Dünya’da bunu nasıl yapıyorlarsa siz de öyle yapacaksınız. Turisti çekecek ne varsa onu yapacaksınız.
Efendim, AKP hükümeti gönülden turizme inanmıyor, bence. Yani bir turistin hayatı AKP’nin tasavvur etmek istemedikleri bir hayat, dünya görüşü farklı bu insanların. Düşününüz ki AKP’lilerin büyük bir bölümü, kızlarının normal bir deniz kıyafeti ile denize girmesine karşı. Efendim özgürlük var ne karışıyorsunuz diyorlar, doğru karışmayız ama Dünya görüşü böyle bu insanların. Düşünün benim annemin elli sene önce girdiği kıyafet ile bu insanlar denize giremez, günah sayıyorlar. Benim annem günahkâr mıydı? Benim annemin jenerasyonu, onun nesli günahkâr mıydı? Onlar sizin kadar Müslüman değimliydi? Ama bunların içine sinmiş bir kökten dincilik var ve bu yüzden Türkiye bugün o hale geldi ki, neredeyse her mahallede bir tarikat var. 600 bin gencimiz çocuğumuz bu tarikatların kontrolündeki okullara, dershanelere, yurtlara gidiyor. Türkiye’nin geleceği için bir felaket, her kuruma sızmışlar. Askerler diyorlar ki orduya sızanları biz ayıklarız. Orduya sızmış şeriatçıları her sene beş tane yirmi tane otuz tane ayıklıyorlar. Askeri şuraya katıldığı zaman başbakan ve milli savunma bakanı muhalefet yapıyorlar, yanlış yapıyorsunuz diyorlar. Ne yapsınlar bıraksınlar mı? Nedir mesajınız, şeriatçılar ordunun içinde mi kalsın onu mu istiyorsunuz? Ne demek itiraz etmek şart koymak, bunlar yanlış şeyler. Ama Türkiye’ de gerçekten şeriatçı akımlar o noktaya geldi ki, cumhuriyetin temel değerlerini sarsacak bir tehlike artık şeriat. Cumhuriyet gazetesi aylardan beri yazıyor, ‘tehlikenin farkında mısınız?’ diye işte tehlike bu. Biz Atatürk’ten böyle bir cumhuriyet mi devraldık? Bizim Atatürk’ten devraldığımız cumhuriyet bu cumhuriyet mi? Bir o zamanki Türkiye’ye bakın bir bugünkü Türkiye’ye bakın, o zaman böyle kavramlar yok Türkiye’de bugün karşılaştığımız sorunların çoğu kimsenin aklının köşesinden geçmiyor. Çok yazık çok hazin şeyle bunlar.
Alanya çoktan il olmayı hak etti bence. Biz CHP olarak hiç kuşkunuz olmasın ki, Alanya’yı bir il haline getirmek için her türlü çabayı göstereceğiz. Yani, bu koşullara, özelliğe ve büyüklüğe sahip bir ilçemiz il olamıyorsa orada yanlış bir durum vardır. Bir de Alanya havaalanı meselesi var. Geldiğimizde gördük bir milletvekili arkadaşımla, 26milyon$ yatırılmış çok yanlış bir şekilde yapılmış uçakların iniş kalkışlarına müsait değil hemen pistin bitiminden dağlar başlıyor. Bu kadar yanlış bir yere bir havaalanı nasıl yaparsınız? Nasıl yaparsınız? Bunun sorumlusu kimdir? Siyasi sorumlusu kim bürokratik sorumlusu kim? Kim rapor vermiş, hangi uzmanlar imzalamış bu kararı. Doğru yapıldı ise on yıldır neden uçak inmiyor? Gittik gördük, içimiz sızladı, milli serveti batırmışlar. İçi boş duruyor, bir tane uçak inmiyor. Biz söz veriyoruz, Alanyalılara da Gazipaşalılara da söz veriyoruz. Biz iktidara geldiğimiz zaman öncelikli işlerimizden biri bu olacak en kısa zamanda bütün bu teknik sorunları çözerek, gerekirse yönünü değiştirerek gerekirse yeni bir pist yaparak gerekirse yerini değiştirerek bu havaalanını güvenilir bir şekilde yapacağız ve hem Alanya’yı hem Gazipaşalıları havaalanlarına kavuşturacağız. Böylelikle turizm alanını geliştireceğiz. Türkiye ‘de güneyde turizm kaştan kalkan’dan başlıyor Alanya:’da bitiyor. Niye bitiyor? Deniz mi bitiyor, doğa mı bitiyor hayır. Daha da güzel doğa. Niye bitiyor, çünkü burada altyapıyı bitirmişiz, çift yolu burada bitirmişiz, Alanya’dan Gazipaşa’ya gidecek yolu yapmıyoruz., para koymuyoruz. Havaalanı yapmıyoruz, yani Antalya’dan iki buçuk saat kim gider Alanya’ya, hangi turist giderek gününü öldürmek ister? İşte biz iktidar olduğumuzda bu bölge bizim ikinci turizm hamlemizde öncelikli alanlardan biri belki en önceliklisi olacak. Size çok müjde veriyorum ama biz başka politikacılara benzemeyiz, yani biz bir şeyi yapamayacaksak söz vermeyiz, yapacaksak ancak söyleriz ve sizden de rica ederiz bize hatırlatın. Biz iktidara gelince bu söylediklerimizden birinde gecikirsek lütfen bize söyleyin. Milletvekillilerimize söyleyin, biz vatandaşa bu gibi hizmetler yapmak için iktidara geçmek istiyoruz, iktidarda keyif sürmek için değil. Yani biz kendi mesleğimizde geleceğimiz yere kadar geldik, biz siyaseti millete hizmet etmek hevesi, arzusu ile yapıyoruz. Ülkemize vatandaşa bu tip hizmetleri yapamayacaksak bizim siyasette ne işimiz var? Siyasete biz bunları yapmak için girdik, bütün arkadaşlarla birlikte bu yüzden girdik. Ve bizim kadro yönetime geldiği zaman göreceksiniz Türkiye’de çok şey değişecek. Bambaşka bir zihniyet Türkiye’ye hâkim olacak. Çağdaş, uygar, laik, Dünyaya açık, modern, yapıcı demokratik, Dünya ülkeleri arasında ağarlığı olan itibarı saygınlığı olan bir ülke olacak Türkiye. Özetle Atatürk’ ün Türkiye’sini yeniden halkımıza yaşatmak, o zevki ve gururu yeniden halkımıza tattırmak için iktidar olacağız.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.