Afyon FM – Afyon Ziyareti ve Cumhurbaşkanlığı Seçim Süreci Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in Afyonkarahisar FM’e verdiği mülakat
30 Nisan 2007
Sunucu: Önce yerel politikadan başlayalım isterseniz sonra ulusal politikalara değinelim isterseniz. Efendim Afyonkarahisar’ı nasıl buldunuz?

Öymen: Dün Dinar’a gittik. Dinar’dan Dinar’ın beldelerinde vatandaşlarla ve çiftçilerle konuştuk. Ne yazık ki Türkiye’nin diğer yerlerinde olduğu gibi Afyonkarahisar’ın köylerinde de beldelerinde de çiftçilerimizin durumu perişandır. Ürünlerin fiyatları sürekli olarak düşüyor fakat girdileri artıyor. O yüzden köylü geçimini sağlayamayacak durumdadır. Hangi köye ve beldeye gittiysek orada açlık ve yoksulluk gördük. Şimdi bunları halletmek için devletin yeterince ilgi göstermediğini görüyoruz. Bunun sebebi nedir? Bunun sebebi bir taraftan belli ki IMF’nin ve AB’nin baskılarıdır ve Hükümetin bunlara boyun eğmesidir. Bir taraftan da devletin kayıtsızlığı, ilgili kadroların bu konulara sahip çıkamamasıdır. Ama bunun bedelini köylü ödüyor. AB bir rapor hazırladı ve diyor ki, “Türkiye bugün AB’ye girseydi biz 1 yılda her yıl Türk çiftçisine 8,5 milyar Euro verecektik. Kredi filan değil bedava. Yani AB açısından katkı. Fakat 17 Aralık zirvesinde öyle kurallar kabul ettiler ki, Türk çiftçisine bunun hiç verilmeyeceği anlaşılıyor. “Türkiye’ye” diyor “tarımsal destekte sürekli kısıtlama uygulanır.” İnsanların serbest dolaşımında, sosyal politikalarda filan da. Biz o zaman buna baktığımızda dedik ki, “bu Türk çiftçisini maf eder. Yani bütün Avrupalı çiftçiler bu yardımlardan yararlanacak bir tek Türk çiftçileri yararlanmayacak.” Böyle şey olur mu? Ne yazık ki karşımızdaki tablo budur. Yani Hükümetin Türk çiftçisinin haklarını korumak için gayret göstermediğini görüyoruz. Bakın size bu konuda bazı rakamlar verebilirim. Köylü ve işçi o kadar sıkıntı çekiyor ki gübreye mesela bakıyoruz gübrenin tonu 2002 yılında 236 lirayken 2006 yılında 510 lira oldu. Mazotun fiyatı litresi 555 liradan 2 milyon 350 liraya çıkmış. Buğdayın fiyatı ise sadece  %63 artmış yani 230’tan 375’e çıkmış. Pancar 74’den 89’a çıkmış. Sadece  %20 artmış. Yani girdilerde %115 – %146 artış var. Ürün fiyatları sadece %63-%20 artmış. Bu köylüye yapılan büyük bir haksızlıktır. Bunu telafi edeceksiniz. Başka ülkelerde de bazen gelir fiyatları ürün fiyatları arasında farklar oluyor ama devlet bunu dengeliyor. Sübvansiyonlar bunun için var. Bunun için köylüye devlet katkıda bulunuyor ama şimdi katkıda bulunamıyorsunuz. Neymiş, IMF izin vermiyor muş. IMF Türkiye’nin karlı mıdır? Türkiye’de kararları IMF mi verecek Türk milleti mi verecek? Türk milletinin seçtiği Meclis mi? Hükümet mi verecek? Öyle anlaşılıyor ki, Hükümet IMF’ye teslim olmuş. IMF ne derse onu yapıyor. AB ne derse onu yapıyor. Bedelini Dinar’daki, Afyon’daki Türk çiftçisi ödüyor. İşte yanlış olan bu. Tarımda manzara bu.

Esnafı ziyaret ettik. Ve konuştuk. Esnafın durumu bir yerde köylüden de beter çünkü köylünün cebine para girmeyince esnaftan alış veriş yapamıyor. Esnafın evine ekmek götürecek hali yok. Bakın ben bugün Kasaplar ve Sucukçular Odası Başkanıyla birlikte Afyon’undaki kasapçıların ve sucukçuların bulunduğu çarşıyı gezdim. İçim sızladı. Bazı dükkânlar tamamen kapatılmış. Bazı dükkânların vitrini bomboş. İçinde mal yok. Bazılarında da mal var satış yok. Sucukları dizmişler asmışlar “kaç paralık mal sattın sabahtan beri” diye soruyoruz “siftah etmedim daha” diyor. Bir tanesi sadece dedi ki, “4 kiloluk lor sattım. Onu da veresiye sattım. Adam parası yok” diyor. Düşünebiliyor musunuz? Şimdi şu Afyon’daki esnafın durumu revamıdır?” Efendim sucukçular böyle ama diğer esnaf iyi durumda diyebilir miyiz? Gittik gezdik işte manifaturacıları, hazır giyim eşyası satanları gezdik, gıda satanları gezdik, lokantaları, kahveleri gezdik yani halinden memnun bir insana da rastlamadık. Şimdi neticede bizim elimizde araştırmalar var ve görüyoruz ki mesela 2002 yılında AKP’nin iktidara geldiği yıl 3019 esnaf işi terk etmiş Afyon’da ve geçen 2005 yılında ise bu sayı 4709 çıkmış. Son beş yılda 11810 esnaf Afyon’da işi bırakmış. Böyle şey olur mu? Yani vatandaş bu kadar sahipsiz bırakılır mı vatandaş? İşte biz bunların hesabını soracağız ve bunlara mutlaka çare bulacağız. Yani vatandaşı aç ve açıkta bırakamazsınız. Yani vaktiyle sağ görüşlü bir politikacı diyordu ki, “aç ve açıkta olan bizden değildir” diyordu. Biz de diyoruz ki, “bu vatandaşı, bu köylüyü, bu esnafı bırakan bizden değildir.”

Sunucu: Afyon’daki sıkıntıları gözlemlediniz. Buradaki esnaf, çiftçi, köylü herkes sıkıntıda. Peki, bu insanlar CHP’ye neden oy versin? Siz ne yapacaksınız?

Öymen: Gayet tabii eleştiri yetmez çaresini de söyleyeceksiniz. Şimdi çaresi şu:  biz diyoruz ki, sıfır açlık uygulayacağız yani aç adam bırakmayacağız. 860 bin kişi gece yatağa aç giriyor. Çoluğuna çocuğuna yedirecek ekmeği yok. 860 bine yakın yani bir milyona yakın vatandaşımızın. Avrupalılar ne yapıyorlar? Böyle açlık sınırı altındakilere sosyal yardım maaşı veriyorlar. Biz de verelim. Biz Türkiye’de hiçbir insanımızı aç bırakmayacağız. Bu Türkiye’nin ayıbıdır. Bugünkü yaşadığımız 21. YY’ da Türkiye gibi bir ülke vatandaşını aç bırakamaz. O arkadaşımız, vatandaşımız iş bulana kadar, kazancını sağlayana kadar cebine mutlaka devlet bir maaş koyacak. Biz bunu yapacağız. İş vereceğiz. Şimdi bugün bir sürü insan, gençlerimiz, vatandaşlarımız işsiz dolaşıyor. Niye işsiz dolaşıyor? Bir taraftan iş yok bir taraftan bu vatandaşlarımızı arkadaşlarımızı meslek sahibi yapamamışız. Onlara bir zanaat öğretememişiz. İşte bunu yapacağız. Şimdi Avrupa ülkelerinde gençlerin 2/3 mesleki ve teknik öğretim okullarına gidiyor ama ancak 1/3 üniversiteye gidiyor. Biz de tam tersi 2/3 üniversiteye gitmek için hazırlanıyor çoğu bir milyondan fazla genç üniversitenin kapısından dönüyor. 1/3 mesleki okullara gidiyor. İşte bunu tersine çevireceğiz ve Avrupa’da gibi yapacağız. Yani gençlerimizin 2/3 bir meslek sahibi olacak. Meslek bir altın bilezik. O yüzden bugün bazı iş adamlarımız ve sanayicilerimiz diyorlar ki, “efendim bir taraftan işsizlik var bir taraftan da biz yetişmiş kalifiye iş gücü arıyoruz yok.” Bütün Türkiye bir tek İstanbul’da aşağı yukarı yetişmiş insan gücü var. Başka hiçbir ilimizde yok. E ne oldu Anadolu kaplanları? Niçin Afyonkarahisar bir Anadolu kaplanı olmasın? Tarihi var, geçmişi var, alt yapısı var, sanayicisi var, tarımı var. Niye olmasın? İki sebebi var: bir kere bu saydığım genel bozukluklar var ve ikincisi havaalanı yok. Yani Afyonkarahisar’a gelecek bir turist diyelim ki, termal tesise turist getireceksiniz, neyle gelecek bu turist? Nereden gelecek? İstanbul’dan buraya otobüsle kaç saatte gelecek? 8 saatte gelecek. Bu devirde kim 8 saatlik yola gidiyor? Yabancı turist gelir mi? Havaalanı var ama askeri alan olduğu için sivil uçaklar inemiyor muş. Peki, Türkiye2nin başka alanlarında da var askeri havaalanı. Ben geçenlerde Malatya havaalanına indim. Askeri alana sivil uçaklar THY inebiliyor. Buraya niye inemiyor? Yani bu kadar elimizde havaalanı olacak ama kullanamayacaksınız. Böyle şey olumu? Oturacaksınız devlet olarak Genel Kurmay’la konuşacaksınız. Hava Kuvvetleriyle konuşacaksınız. Çare arayacaksınız. Bazı pratik düzenlemeler gerekiyorsa askeri güvenlik açısından onu yapacaksınız ama bu pistten yolcu uçaklarını yaralandıracaksınız. CHP olarak biz söz veriyoruz biz iktidara gelince Afyon’a uçak indireceğiz. Öyle ya da böyle bunu kayda geçirin Afyon’a uçak indireceğiz.

Bununla bitmiyor. Şimdi Türkiye’nin birçok yerine gerekli gereksiz çift yol yapılıyor. Bakıyorsunuz Anadolu’nun alakasız bir yerinde hiç trafik yok. Dümdüz bir yol var. Yeterince araba geçmiyor ama düz ovada çift yol var. Ankara’dan Antalya’ya giden, İstanbul’dan Antalya’ya giden vatandaşlar Afyon’dan geçiyor. İstanbul’dan gelin bakalım Afyon’a nasıl geliyorsunuz. Türkiye’nin en kötü yolları İstanbul’la Afyon arasında biliyor musunuz? Elli yıl önce ki yollar var. Yazık günah değil mi? Mademki çift yol yapıyorsunuz niçin Türkiye’nin bu en hayati en stratejik bölgesine yapmıyorsunuz? Bunu yasanız Afyon’daki sanayicinin ürettiği malları büyük pazarlara ulaştırması kolaylaşacak. Aslında yapılacak çok şey var ve biz bunu yapacağız diyoruz. Çünkü halka hizmet etmek için iktidara gelirseniz bunları yapacağız. Yok, üsteki insanları zengin edeceksiniz ve onlara hizmet edeceksiniz. Yani devletin parasını pulunu onlara harcayacaksınız. Bakın bugün Türkiye’de 26 tane dolar milyarderi var. Biliyor musunuz? İtalya’da yok. Başka bir yerde yok. Türkiye’de var. Ziyade olsun. Daha çok kazansınlar. Daha çok harcayabilsinler. Ne güzel ama diğer taraftan da insanlar aç. Olmaz.

Şimdi bakın, Türkiye uluslararası belgelere ve istatistiklere göre dünyanın en zengin 19. ülkesidir. Ama vatandaşların bireysel gelirinde 92. sırada geliyoruz. Yani 98 ülkenin vatandaşı Türk vatandaşından daha çok kazanıyor. Hani bu kadar zengindik? Zenginlikte Avrupa’nın 6. ülkesi Türkiye halkı dünyada en son sırada. Dünya Bankasının insan gelişimi endeksi var. Hem kişisel geliri hem sağlık durumunu hem de eğitim durumunu. Türk vatandaşı 92. sırada.  Bu bir utanç tablosu. Niye böyle oluyor? Çünkü devletin parası pulu malı mülkü yolsuzluklara gidiyor çarçur ediliyor. Ali Dibo’lara gidiyor. İktidar yandaşı olan firmalara gidiyor ve vatandaşa ulaşmıyor. Nereden biliyoruz? Açın şeffaflık endeksi diye bir şey var. Bütün dünya ülkeleri arasında yolsuzluk oranlarını gösteriyor. Bugün Türkiye 60. sırada. Biz geçenlerde Sosyalist Enternasyonal toplantısı için Şili’ye gittik Güney Amerika’ya. Bakıyoruz Şili yolsuzluk oranında Amerika’dan daha etkili. O nasıl yapmış? Bir sosyal demokrat Ricardo Lagos diye iktidara gelmiş. Cumhurbaşkanı da sosyal demokrat. Memleketi 16 sene idare etmiş. Şu anda pırıl pırıl bir ülke. Görün hayret edersiniz. Her tarafa otoyollar gidiyor. Alt yapı düzgün, eğitim problemi yok, sağlık problemi yok ve bütçe iyi. Yani Şili yapıyor da biz niye yapamıyoruz? Geçmişte onlar bizden beter durumdaydı. Onlar nasıl yapmışsa biz de öyle yapacağız. Bu kadar basit.

Şimdi Cumhuriyeti kurduğumuz yıllarda ülke perişan. Halk harpten çıkmış. Yüz binlerce milyonlarca insanı savaşlarda kaybetmiş. Alt yapı yok. 1 milyon insan işsiz güçsüz evsiz barksız dağlarda dolaşıyor. Kurtuluş Savaşı bitirdiğimiz dönemde 1 milyon Türk dağlarda işsiz güçsüz evsiz barksız. Türkiye böyle bir durumdaymış. Perişanlık savaştan çıkmışınız kolay değil. Ve Atatürk bu ülkeyi o hale getiriyor ki, Atatürk döneminde hiç borç almadan biz her yıl en az  %10 kalkınıyoruz. Bütçe açığı sıfır. Bütçe hiç açık vermiyor. Dış ticaret açığı sıfır. Türkiye’yi Atatürk ve İnönü, 1950 yılında İnönü CHP iktidarı olarak Adnan Menderes’e hükümeti 150 ton altınla devrediyor. Borç yok ve 150 ton altın. Bir de bugün geldiği duruma bakın. Bugün Türkiye dünyanın 5. en borçlu ülkesidir. Yalnız AKP iktidarı zamanında 150 milyar dolar ilave borç alınmış. E bu Türkiye’yi nasıl idare edeceksiniz? Borçlu olduğunuz zaman siyasi baskılar da geliyor üzerinize. Atatürk devrinde işte bu siyasi baskı olmasın diye hiç borç alınmamış. Üstelik bir de Osmanlı döneminin borçları ödenmiştir. Şimdi bir o döneme bakın bir de bu döneme. Başbakanın tabiriyle nereden nereye geldik. Türkiye’nin geldiği duruma bakın. Dünyanın en borçlu 5. ülkesi. Öde öde bitmiyor. IMF’ye teslim olmuşunu. AB’ye teslim olmuşunuz. Yabancılar ne derse baş üstüne diyorsunuz. Onu yapıyorsunuz. İşçi perişan. İşsiz perişan. İşçi Emekliler Deneği beni ziyaret etti yani ayda eski parayla 500 milyon lirayla bu işçi emeklileri ailelerini geçindirecekler. Bir de bu kesinti o kesinti ne yapacaklarını şaşırmışlar. Esnaf öyle. İşçi böyle. İşçi emeklisi böyle. İşsiz böyle. Küçük orta sanayici böyle. Böyle şey olmaz. Bir de buna ilaveten siz bu yetmiyor muş gibi bir de büyük bir kadrolaşmayla yetenekli insanları işlerinden ediyorsunuz. Mesela 13 Nisan’da bir yöneticiye atama yönetmeliği çıkarılmış, bizim öğrendiğimize göre ertesi gün öyle atamalar yapmışınız ki, okulların müdürleri, müdür yardımcıları hepsi sizin adamınız. Hepsi torbadan çıkmış. Cumhurbaşkanı adayını ararken nasıl milli görüşçü arıyorlar işte bu da böyle. Şimdi Atatürk bir taraftan bu kalkınmayı yapıyor, bu borçlardan Türkiye’yi temizliyor, yabancıların elindeki firmaları millileştiriyor. Siz milli firmaları haraç mezat yabancılara satıyorsunuz. Bankalarınızı Yunanlılara veriyorsunuz. Telekomünikasyonu Araplara veriyorsunuz. Yani Türkiye’nin en etkili makamlarını ve kuruluşlarını haraç mezat yabancılara peşkeş çekiyorsunuz. Türkiye’nin geldiği burası. Başka? Atatürk devrinde ne yapmış? Böyle koyu mutasıp bir din devleti ve otoriter bir devlet olan Osmanlı İmparatorluğunu yıkıyor onun yerine çağdaş, modern, halkın iradesine dayanan laik bir Türkiye’yi kuruyor ve din ve devlet işlerini birbirinden ayırıyor. Tekkeleri filan kapatıyor. Şimdiki Türkiye’de her mahallede bir tarikat, 600 bin Türk genci, Üniversite genci o meşhur Amerika’da oturan tarikatçıların buradaki uzantıların kontrolünde okullara, yurtlara, derslere gidiyor. Şu Türkiye’ye bakın. Atatürk’ten devir aldığımız Türkiye bu muydu? Adım başı şeriatçılar kol geziyor. Türkiye’yi bir din devleti yapacaklar. Niçin? Hükümet bunu istiyor. Hükümetin kafasından bu geçiyor. Hükümetin en önde gelen insanları işte cumhurbaşkanlığına aday gösterdikleri insan yabancı basına demeç veriyor “Türkiye’nin başına gelen bütün felaketlerin sorumlusu laiklerdir” diyor. “Biz bunu değiştireceğiz.” Böyle şey olur mu? Atatürk’ün ne kadar doğru güzel ve halkı yüreklendiren sözü varsa bunlara hep karşı çıkıyor. Düşünebiliyor musunuz? Yani Atatürk ne demiş? “Ne mutlu Türküm diyene” demiş. “Bunu duvarlara yazarak” diyor “ Türkiye’yi ilkel hale getirdiniz diyor. Düşüne biliyor musunuz? Bu insan ülkeyi nasıl idare edecek? Üç tane temel makam Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Meclis Başkanlığı üçü de milli görüş kökeninden gelenlerin elinde olacak. Biz uzlaşalım diyoruz. Sizin içinizden seçelim diyoruz. Sizin içinizde bir tane de mi yok Atatürk ve cumhuriyetin temel değerlerine bağlı bir insan? Onlardan seçelim? “Hayır, olmaz” diyor. İlla benim dediğimi seçeceğiz. Ya beni, ya onu ya şunu. Başkası maşkası olmaz diyor.   
Ankara’da bu bir milyonu aşkın insan boşuna mı gösteri yaptı? Yani laiklik tehlike altında değildi, çağdaşlık, Atatürk’ün ilkeleri, cumhuriyetin kazanımları tehlike altında değildi de bu insanlar piknik yapmaya mı gittiler? Bütün dünya bu olaya şaşırdı da “ne oluyoruz” dediler. Yabancı televizyonlar ve radyolar bizi üst üste arıyorlar ve bizimle mülakat yapıyorlar. Biz de onlara anlatıyoruz Türkiye’de laik demokrasi tehdit altında diye. Danıştay saldırısı oluyor. Danıştay üyemiz öldürülüyor. Diğer üyeler yaralanıyor. Niçin? Laiklik yanlısı bir karar almışlar diye. Ondan sonra YÖK başkanına saldırı. Hırant Dink’e saldırı. Papaza saldır. Malatya’da Hıristiyanlık kitapları dağıtıyorlar diye üç insanın boğazını keserek öldürüyorsunuz. Bu nasıl cinayettir? Bunlar hangi havadan esinleniliyor? Niye eskiden olmuyordu da şimdi oluyor? Çünkü Türkiye’de laiklik karşıtı olmak bir marifet haline geldi. Moda haline geldi. Hükümet olarak sizin bu duruma hâkim olmanız gerekiyor. Bu sizin göreviniz. Ne diyor Meclis Başkanı? “Yeni seçilecek olan cumhurbaşkanı dindar olacaktır” diyor.  Vah vah. Demek bugüne kadar hep dinsizler oturuyordu. İlk defa bir dindar çıkacak öyle mi? Yani kendisi gibi düşünmeyen adamı dindar saymıyor. Bu o demek. Nereden biliyorsun dindar olup olmadığını? Kimin kimden daha fazla dindar olduğuna Meclis Başkanı karar vermez. Bunu bir tek Allah bilir. İnsanın içindeki inancı bir tek Allah bilir. Ama hayır sen karışıyorsun ve benim istediğim dindar aday oraya çıkacak diyorsun. Dine hepimizin çok büyük saygısı var. Ama anayasanın hangi maddesi şu inançtaki adam çıkar, şu inançtaki adam çıkmaz diye var mı böyle bir şey? Nasıl söylersin?

Değerli arkadaşlar, değerli dinleyiciler, açıkçası bunlar bitmiştir. Bunlar gidiyor. Ankara ve İstanbul mitingleri bunların son noktasını koymuştur. Şeriatçılık Türkiye’de bitiyor. Herkesin haberi olsun. Bundan sonraki aşama şeriatçılığın tasfiye edildiği bir ülke olması aşaması olacak. Türkiye tekrara Atatürk dönemine dönecek. Çağdaş, laik, uygar, ileri, ulusal çıkarlarını koruyan, ülke menfaatlerini her şeyin üzerinde tutan, dış baskılara karşı direnen ve Türkiye’nin çıkarlarını sonuna kadar koruyan bir yönetim gelecek. Bu yönetimin adı CHP iktidarıdır. Ve biz Anadolu’da yaptığımız bütün temaslarda, vatandaşlarla yaptığımız görüşmelerde şunu görüyoruz ki bu iktidar gidicidir. Vatan bir gemi gibidir ve Türk vatandaşı batan bir gemiye bilet almaz. İşin özü budur.

Bu hükümet Kıbrıs’ı neredeyse terk ediyordu. Biz mani olduk, müthiş bir mücadele verdik mecliste, kamuoyunda, televizyonlarda. Bir de baktık ki bu AB’nin dayatması üzerine 17 Aralık 2004 zirvesinde bu hükümet yazılı taahhüt verdi. Kıbrıs konusunda Yunanlıların ve Rumların istediği doğrultuda bir taviz vereceğine dair, devlet bakanı Beşir Atalay imzası ile taahhütte bulundu. Bu tavizin sonucu Kıbrıslı Rumları Almanlarla, Fransızlarla ve İtalyanlarla eşit hale getirmektir. Yani Rumlar bütün Kıbrıs’ın tek hakimi olacak. Biz öyle tanıdık siz de öyle tanıyacaksınız. 29 Temmuz 2005 tarihinde de Abdullah Gül’ün başında olduğu Dışişleri Bakanlığı bunu imzalıyor. Fakat biz öyle bir tepki gösterdik ki onay için meclise getiremediler. Onaylanmayınca kıymeti yok. İnşallah hiç onaylanmayacak. Avrupalılar bize diyorlar ki; ‘biz fazla üzerinize gelmedik seçim senesi bu sene.’ Bu iktidardan sonra kim gelirse gelsin bunu onaylamayacaktır. Biz CHP iktidarı olarak bunu onaylamayacağız. Kıbrıs’ta iki devlet olduğu anlayışı ile hareket edeceğiz ve KKTC ile Kıbrıs Rum Devleti ayrı ve iki eşit bağımsız devlet olarak varlığını sürdürecek. Koskoca 73 milyonluk ülke Rumların peşinden mi koşacak? Maalesef bunların peşinden koşacak noktaya geldik. Annan Planı masanın üstünde kalsın diye uğraşıyorlar. Ne kadar taviz isteseler verecekler. Çözümsüzlük çözüm değildir diyorlar. Nereden çıkmış bu? Bu çözüm olsun diye her şeyimi feda etmeye hazırım demek. Yani o kadar bunaldım ki baskılardan, ne isterseniz veririm yeter ki çözüm olsun demek mi bu? Başka bir manası yok. Başkasının verdiği tavizden daha fazla tavizi ben veririm diyorlar. Ne hakla ve kimin sırtından veriyorsun? Kıbrıs bir mili dava. Türk milletine mal olmuş bir dava. Sen Kıbrıs’ı nasıl feda edersin? İşte böyle yapa yapa bu noktaya getirdiler. Bereket Rumlar plana itiraz etti. Şimdi erken seçime gidersek, bu hükümet gidecek ve bir daha da Kıbrıs’ta milli çıkarlarımızı körü körüne tek taraflı tavizlerle feda edecek hiçbir iktidar Türkiye’de iş başına gelmeyecek.

Irak’ta Türkiye’yi çok ciddi bir biçimde ilgilendiren durumlar var. Orada Kerkük Türkleri var mesela. 3 milyona yakın soydaşımız var ve bu insanların gözü Türkiye’de. Türkiye’den başka dayanacakları kimse yok. Başbakan bir iki demeç verdi, bunu yapar yapmaz Bağdat’taki ABD büyükelçisi ‘karışmayın, Irak’ın içişlerine kimse karışmasın’ dedi. Sustu başbakan. O gün bugündür ağzını açıp Türkmenler hakkında tek bir kelime söylemedi. Kerkük gidiyor. Anayasalarının 140. maddesi diyor ki; bu sene Kerkük’te referandum yapılacak. Bu arada yüz binlerce Kürt oraya kaydırılıyor ve oradaki nüfus dengeleri değiştiriliyor ve sene sonunda bir referandum yapılıp Kerkük’ü bağlayacaklar Kürtlere. Biz seyrediyoruz. Türkiye’nin ağırlığı yok. Peki, Türkiye’den başka oradaki Türkleri kim koruyacak? Biz Ankara’da iki tane büyük toplantı yaptık ve Kerkük konusunda tartıştık. Türk hükümetinden hiçkimse katılmadı. Ödleri kopuyor, toplantıya katılma cesaretleri yok. Katılırsak ne derler diye korkuyorlar. Barzani’nin demediği yok. Türkiye’yi tehdit ediyor. Ona bile tepki gösteremiyorsunuz. Genelkurmay başkanı Barzani ve Talabani’nin PKK’yı beslediğini ve silahlarını sağladığını ve bunlarla görüşmeyeceğini söylüyor. Doğru söylüyor. Hükümet ‘biz görüşürüz’ diyor. Gitti görüştü Talabani ile başbakan. Bunlar olacak şeyler değil. Orada 3500 PKK militanı var Kuzey Irak’ta.

Bir terör örgütü bir yerde olacak ve hiçbir güvenlik örgütü onun peşinden koşmayacak. Dünyada bunun örneği yok. Bir tek Kuzey Irak’ta var. Terör için bir cennet burası. Irak devletinin gücü yok onlarla mücadele edecek, kendini koruyamıyor. ABD’nin 150 bin askeri var siz yapın diyoruz ama onlar da yapamayız, bu bizim önceliğimiz değil diyorlar. O senin meselen diyor. Bırakın biz yapalım diyoruz ama ona da izin vermiyorlar. Yani sen sınırını korumayacaksın ve sınırından geçen teröristlerle mücadele etmeyeceksin diyorlar. Böyle şey olur mu? Biz iktidara geçince bakın ne yapıyoruz göreceksiniz. Yani dünyada hangi ülke sınırını korumak için başkasından izin alıyor? Var mı örneği dünyada? Ülkeme saldıran teröristlerle mücadele ediyorum diye Amerikalılarla harp mi ilan edeceğim? Biz Amerika’daydık geçen hafta bunu söyledik. Kuzey Irak’ta istikrar bozulmasın diye böyle yaptıklarını söylediler. Biz de dedik ki Kuzey Irak’ta istikrar bozulmasın diye siz Türkiye’nin istikrarını bozuyorsunuz bunu nasıl yaparsınız. Bu hükümet döneminde terörle mücadelede de maalesef son derece başarısız oldu.

AB ilişkilerimiz tamamen Kıbrıs ipoteğine bağlandı. 34 maddeyi müzakere ediyorsunuz 8 maddeyi dondurdular ve geri kalan bütün maddelerin tamamını Türkiye’nin Kıbrıs’ta taviz vermesine bağladılar ve siz de buna boyun eğdiniz. Bu iktidar dönemizi tarihimize Türkiye’nin en karanlık dönemlerinden biri olarak geçecektir. Bütün bu olumsuzlukların sorumlusu olan insanları da devletin en köşe taşlarına yerleştirmek istiyorlar. Böyle olmaz. Yalnız bu iktidar gitmeyecek seçimlerde, bu zihniyet de gidecek. Sizin aracılığınızla Afyon halkına söz veriyoruz. Türkiye’yi yeniden Atatürk döneminin parlak günlerine döndüreceğiz. Tarıma her türlü desteği sağlayacağız. Bugün esnafın çektiği eziyetin adı zulümdür. Esnafa zulüm ediyorsunuz. Buna mani olacağız. Gerçekten Türkiye’yi dış politikada da, ekonomide de üst seviyelere taşıyacağız. Vatandaşın yüzünü güldüreceğiz. Bu iktidar içerde gericidir, dışarıda vericidir, yakında gidicidir.

İnşallah Anayasa Mahkemesi doğru bir karar verecek yoksa Türkiye çok büyük bir bunalıma girecek diye endişe ediyoruz. Çünkü yapılan işlem anayasaya aykırı. Anayasamızın hükmü açık. Ana kural 367 yani 367 milletvekili oturacak orada cumhurbaşkanını seçecek. Meclis başkanı 184 milletvekilini yeterli görüyor. Yetmez dedik, itiraz ettik. Anayasa Mahkemesi bunu iptal ederse, seçimleri de iptal edecektir. Ümit ediyoruz ki o zaman erken seçimlerin yolu açılacaktır.

Türkiye’de demokrasi ile cumhuriyet arasında bir tercih yapma zorunda bırakılmayalım. Hem demokrasi istiyoruz hem de laikliği, cumhuriyeti, çağdaşlığı istiyoruz. Bunu yapmak için de demokrasiyi feda etmemiz gerektiğini düşünmüyoruz. Bu laiklik karşıtı eylemlerden toplumumuzun çeşitli kesimlerinin büyük endişe duyduğunu biliyoruz. Bundan herkes endişe duyuyor. Vatandaş da endişe duyuyor. İnsanlarımızın bu mitingleri yapmaları da bu sebeptendir. Yalnız genelkurmay değil yargı kurumları, YÖK, üniversiteler, muhalefet herkes şikayetçi. Bu laiklik karşıtı eylemlerden bütün kuruluşlarımız şikâyet ediyor. Belki bazılarını rahatsız etmeyebilir ama toplumun büyük kısmını çok rahatsız ediyor. Bunu dile getirmek illa ki bir darbe destekçisi olmak gibi yorumlanmamalı bence. O açıklamada ordu anayasaya bağlı olduğunu söylüyor. Yani hem bunu söyleyeceksiniz hem de darbeci diyecekler. Haksızlık oluyor. Yani ordunun söylemediği lafı onlara atfetmemek lazım. Ordu belli ki bazı konularda çok duyarlıdır; cumhuriyetin değerleri, Atatürk ilkeleri ve özellikle laiklik bu kapsama giriyor. Halkın sokaklarda gösterdiği tepkilerin özünde de bu endişe yatıyor. Halkı 14 Nisan’da asker mi gönderdi meydana? Başbakan bu insanlara ‘bindirilmiş kıtalar’ diyor. Askerler için söylenir bu. Askerler mi bu kadar insanı sokağa döktü? Halkın içinden gelen bir dip dalgası bu ama bunu anlayamıyoruz. Seni istemiyoruz diyor halk. Demokrasilerde gösteriler halkın doğal hakkıdır. Halkın ezici bir çoğunluğu sizi istemiyoruz diyor. Sizi de sizin zihniyetinizi de istemiyoruz diyor halk. En yakın zamanda seçim sandığında halk iradesini ortaya koyacaktır ve bizim kanaatimizce bu zihniyeti tarihe gömecektir.

Kadınlarımızla iftihar ediyoruz. Kadınlarımız ülkenin kaderine sahip çıkmışlardır. Orada bütün halkımız sahip çıkmıştır. Bana derseniz ki bir cümle ile nasıl özetlersiniz bu mitingleri, ‘bir millet uyanıyor’ derim. Vaktiyle Kurtuluş Savaşı’nda Türk milletinin nasıl uyandığını gösteren bir filmdi bu. Bu mitingler gösteriyor ki Türk milleti uyanmıştır. Bu millet tehlikeyi görmüştür, bunu fark etmiştir ve Türk milleti bu gidişi durduracaktır. Ok yaydan çıkmıştır. Türk milleti sokağa çıkmıştır, meydanlara çıkmıştır ve ülkenin yönünü tayin etmiştir. Ülkenin kaderini eline almıştır. Türk halkının meydanlarda sergilediği düşünce bizim CHP olarak yıllardan beri savunduğumuz düşüncedir. Bu düşüncenin milyonlarca insana mal olmasından biz büyük bir gurur duyuyoruz. Türkiye’nin şeriatçılığa teslim olmayacağını söylüyorduk, olmayacağız. Türk milleti her mahallede bir tarikatın egemen olduğu yüz binlerce çocuğumuzun bunların esiri olduğu bir Türkiye artık tarihte kalacak ve Atatürk’ün Türkiye’si geliyor. Afyon’dan, bu Kurtuluş Savaşı’nın en şerefli görevini yapmış olan bu şehirden bildiriyorum ki Atatürk dönemi tekrar geliyor ve biz CHP olarak o dönemi yaşatmak için bütün hazırlıklarımızı yaptık. Afyonlulara selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz. Türkiye sizin özlediğiniz Türkiye olacak, Atatürk’ün Türkiye’si olacak ve orada sizin başınıza bu sıkıntıları aşanların hiçbir yeri, sözü olmayacak. Türkiye değişiyor ve bu değişimde payı olanlara ne mutlu. Halk mesajı almıştır. Biz Tandoğan ve Çağlayan’da gördüğümüz havayı Afyon’da ziyaret ettiğimiz ilçelerde ve köylerde de gördük. Vatandaşın duygusu, düşüncesi farklı değildir. İstanbul’da meydandaki insanın yüreği nasıl çarpıyorsa, buradaki insanın yüreği de öyle çarpıyor. Bunu yerinde gördük ve gurur duyduk. Gerçekten Türk halkı bütünleşmiştir ve tek bir yumruk olmuştur. Ant içmiştir; biz Atatürk’ün Türkiye’sine sahip çıkıyoruz. Mesaj budur.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.