CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur ÖYMEN’in TV 8’e verdiği mülakat
16 Haziran 2005
Sunucu: Avrupa Birliği Zirvesinde AB’de bir genişleme krizi yaşanıyor. Bu toplantıda ele alınacak ancak ileriki süreçte bu daha büyük bir sorun yumağı olarak önümüze çıkmayacak mı? AB birazcık ötelemiş mi oluyor bu krizi?
Öymen: AB’de önce bir derinleşme krizi yaşanıyor. Bu Avrupa Anayasasının ret edilmesi AB’nin gelecekteki yapılanması açısından çok ciddi bir durum yaratmıştır. Bunun genişleme üzerinde de etkileri olduğunu görüyoruz. Nitekim bu zirve toplantısının gündeminden genişleme çıkarıldı. Türkiye’nin müzakerelere başlama sürecinden hiç bahsedilmeyeceği anlaşılıyor. Bu AB’nin geleceği üzerinde de etkiler yapacaktır. Buna paralel olarak bütçe tartışmaları var. Euro’dan rahatsızlık duyan bazı ülkelerin gündeme getirdiği tartışmalar var. Açıkçasını söylemek gerekirse AB bir kriz döneminden geçiyor. Bizim bu dönemde çok dikkatli olmamız lazım. bu gelişmeleri doğru değerlendirmemiz ve doğru okumamız lazım. tam üyelik hedefinden hiçbir şekilde sapmamız lazım ama tek taraflı gereksiz tavizler vermek için en yanlış zaman şimdidir.
Sunucu: Peki AB bu krizleri aşabilecek bir güçte midir? Yoksa bir parçalanmaya gidebilir mi bu tartışmamalar?
Öymen: AB bu krizleri aşar ama öyle anlaşılıyor ki AB’ye giydirilmek istenilen yeni elbise Avrupa halklarına uygun gelmemiştir. Aşırı derecede liberal yaklaşımları halk benimsememiştir. Sosyal haklarının sınırlandırılmasına rahatsızdır. Hayat pahalılığından rahatsızdır. O bakımdan bunu halkın öngörülen modele bir tepkisi gibi görmek lazım. bu model halka yeterince danışılmadan yürürlüğe sokulma istendiği içinde halk biraz tepkilidir. Bazıları da Türkiye’nin üyeliğini bu vesile ile gündeme getirerek anayasaya ‘Hayır’ oylarının artırılmasına çalışmışlardır. İster istemez Türkiye meselesi doğrudan doğruya ilgili olmasa da bu konunun gündemine girmiştir.
Sunucu: Siyasi malzeme olarak da bu ülkelerde de, özellikle Fransa ve Hollanda’da da. Siz de referandumlardaki ‘hayır’ oylarını, Fransa ve Hollanda’daki, bir anlamda Türkiye’ye de ‘Hayır’ olarak mı algılıyorsunuz yoksa bu etkilemez mi?
Öymen: Bu iki şeyi ayırt etmek lazım. Avrupa halkları, Fransızlar ve Hollandalılar, Türkiye üye olmasın diye ‘Hayır’ oyu vermiş değiller. Bazıları bu yönde propaganda yaptılar ama hepsini başkası bilmiyor. İç politika nedenleri var. Sosyal nedenleri var. Az önce söylediğim gibi Türkiye’de unsurlarda biri. İkinci unsur şu; peki Türkiye’nin üyeliği için referandum yapılsaydı olumlu oy çıkar mıydı? Bizim kanaatimizce bugünkü ortamda çıkmazdı. Onun için bizim ihtiyatlı hareket etmemiz lazım. Fransa’nın yaptığı en büyük yanlış, Türkiye’nin üye olacağı zaman üyelik sürecinin Fransız halkının onayına sunulması için bir anayasa değişikliğine gitmesidir. Fransa’nın bize en çok zarar verecek adımı bu oldu ve maalesef Türkiye’nin dostu olarak bilinen Cumhurbaşkanı Chirac’ın bu süreç Türkiye açısından çok tehlikeli bir durum yaratmıştır.
Sunucu: Peki bu noktadan sonra, bu zirveden Türkiye’ye ilişkin ne tür bir sonuç bekliyorsunuz veya sonuç bildirgesinde Türkiye’ye ilişkin ne tür ifadeler bekliyorsunuz?
Öymen: Bu zirveden Türkiye ile ilgili bir sonuç beklemiyoruz ama zirveden bir süre sonra Almanya’da seçimler yapılacak. 18 Eylül’de yapılacağı ifade ediliyor ve bu seçimleri kazanma ihtimali çok yüksek olan Hıristiyan Demokrat Partisi Türkiye2nin üyeliğine kesinlikle karşıdır. Türkiye2ye özel bir statü verilmesini istiyorlar. Biz de buna karşı çıkıyoruz. “Türkiye’de” diyoruz “hiçbir siyasi parti özel statü benimsemiyor. Meclisteki hiçbir milletvekili özel statü yanlısı değildir. O bakımdan bunu bize önermekten vazgeçin.” Daha birkaç gün önce İstanbul’da yapılan Türkiye Avrupa Karma Parlamentosu Komisyonunda bunu çok açık söyledik. Ve dedik “biz bazı siyasi partilerin, Alman Hıristiyan Demokratlar gibi, sırf dini ve kültürel nedenlerle Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkmasını çok yadırgıyoruz ve Avrupa uygarlığına aykırı buluyoruz. Eğer bazıları” dedik “ sırf kültürel ve dini nedenlerle Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkıyorlarsa bu” dedik “ bir post-modern ırkçılıktır.” Düpedüz aynen böyle söyledik. “Bu ırkçılıktır. Bizi Türk olduğumuz için sokmak istemiyorsunuz Avrupa’ya” dedik. Deseniz ki “şu şu eksikleriniz var bunları müzakere ederiz” ama bize derseniz ki öyle diyorlar “ne yaparsanız yapın sizin yeriniz yok Avrupa’da” bu düpedüz ırkçılıktır. Hiç kimse bunun aksini söyleyemez.
Sunucu: Ne diyorlar peki siz bunları söylediğiniz zaman?
Öymen: Hiçbir şey söyleyemiyorlar. Ben geçen gün üst düzey bir toplantıda Berlin’de de söyledim bunları. Bir çok Alman “hakkınız var” dedi. “Biz de karşıyız bunlara” dedi. Hıristiyan Demokratlardan gelip bize hak verenler oldu. Bunlar Hıristiyan Demokrat Partisine Yönetimine hakim olan bir zihniyettir ve maalesef uzunca bir süreden beri Türkiye’yi hiçbir şekilde AB’ye üye yapmak istemiyorlar. Biz de diyoruz ki “tam üye olmak bizim hakkımızdır. Şimdiye kadar yapılan bütün anlaşmalarda Türkiye’nin tam üyeliği ön görülmüştür. Hiçbir anlaşmada, hiçbir metinde özel statüden bahsedilmiyor. Bizi siz ikinci sınıf bir Avrupa ülkesi haline getiremezsiniz. Biz buna izin vermeyiz. Buna bütün milletçe de karşıyız. Türkiye’de bunu biz müzakere konusu bile yapmayız.”
Sunucu: Peki burada bir devlet politikası yok mu? Almanya’da tamam, Merkel bunu iç siyaset malzemesi yapıyor ama Almanya’nın bir devlet politikası yok mudur? Ona ters mi hareket edecek? Almanya’daki durum, şu anlamda diyebilir misiniz, Merkel orada ne söylerse o olacak. Devlet politikası yoktur mu diyeceğiz?
Öymen: Şöyle söyleyeceğiz. Bugünkü Alman Hükümeti gerek iktidarın Sosyal Demokrat kanadı gerek Yeşiller kanadı bu görüşte değil. Onlar Türkiye’nin üyeliğini istiyor. Fakat öyle anlaşılıyor ki, yapılacak seçimlerde iktidar değişecek. Yeni iktidar ne derse o olacak. Bizi üzen tarafı; Alman Cumhurbaşkanı Köhler’in de birkaç gün önce dini ve kültürel farklılıklardan bahsederek Türkiye’nin üyeliğine sıcak bakmadığını açıklamasıdır. Bu son derece hazindir. Biz Almanya’da şunu söyledik “biz tarih öncesinde dost olduk. I.Dünya savaşına sizin yüzünüzden sürüklendik. Yüz binlerce insanımız feda ettik fakat bir kişi kalkıp da Alman düşmanlığı yapmadı Türkiye’de. Sizin böyle Türkiye’ye karşı bir anda tavır almanızı bir anlamda düşmanlık yapmanızın sebebi nedir? Biz size hangi kötülüğü yaptık da bizi onun karşılığını görüyorsunuz. Gık diyemiyorlar. Ama iç politika faktörü var bunun içinde. Din faktörü var. Maalesef Almanya’da bazı partilerde Hıristiyan Demokrat, Hıristiyan Sosyal Partilerde din faktörü önemli rol oynuyor. Papanın tavrı önemli rol oynuyor. Yeni Papanın Türkiye’nin üyeliğine karşı olduğunu biliyoruz. Bu gibi unsurlar etkiliyor. Ama bizim Hükümetin ne yapması lazım? Bunlara karşı etkili bir mücadele yapması lazım.
Sunucu: Bizim Hükümet ne yapmalı? Bu noktaya gelelim. Özellikle bu zirveden sonra Hükümet bundan sonra ne gibi adımlar atmalı Türkiye ki AB’deki bu kriz ile birlikte dışarıda kalmasın?
Öymen: Biz tam üyelik yolunda devam etmeliyiz. Hedefimizden sapmamalıyız. Tam üyeliğin gerektirdiği adımlar var. Avrupa hukukuna uymak gibi. Bu konuda sıkıntımız yok. Nasıl bütün ülkeler uymuşsa ona da uyabiliriz ama bir de Avrupa Hukukun dışında kalan dayatmalar var. İşte bunlara Hükümet boyun eğmemeli. Bunların başında Kıbrıs geliyor. Bize Güney Kıbrıs’ı Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanımamızı zorunlu kılacak şekilde bir protokol imzalatmaya çalışıyorlar. Ne yazık ki Hükümet buna direnemedi. “İmzalayacağız” diyor. Yazılı taahhüt verdiler. 1963 tarihli Ankara Anlaşmasını Rumlar da dahil bütün yeni üyelere teşmil edecek bir protokol imzalatacaklar. Biz diyoruz ki “bunu yapmayın. Acele etmeyin.” “Efendim söz verdik.” O zaman diyoruz “Güney Kıbrıs Rum kesimini tanımadığınızı söylüyorsunuz ama bunu o metne bir rezerve olarak koyun.” Hiç değilse bunu yapın. O zaman Güney Kıbrıs size karşı bir hak iddia edemez. “Efendim, buna izin vermiyorlar diyorlar.” Siz o kadar boynu bükük müsünüz? Her söyleneni yapmak zorunda mısınız? Burada sizin bir milli davanız var. Bir tavır izleyeceksiniz. O bakımdan, şimdi Hükümetin çok dikkat etmesi lazım. Bize baskı yaparak Kıbrıs Rum gemilerini Türk limanlarına sokmak istiyorlar. Hükümet önce “çözüm olmadan sokmayacağız. Katiyen kabul etmeyiz” diyordu. Şimdi İngilizlerin daha önce yaptığı bir öneriyi sanki Türk önerisiymiş gibi, küçük bir kurnazlıkla, çıkmışlar Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine öneriyorlar “siz ambargoları kaldırırsanız biz de gemileri sokarız” diye. Hemen boyun eğdik. Halbuki sizin diyeceğiniz neydi? “Biz Kofi Annan Planını kabul ettik onlar ret etti. Bizden ambargoları kaldırma konusunda bir taviz daha bekleyemezsiniz.” Biz bunu söyledik ama Hükümet bunu söyleyemiyor. Hükümet ne yazık ki, başta Kıbrıs olmak üzere, dış politika konularında son derece güçsüz, kararsız ve cesaretsiz bir çizgidedir. Bu bizi gerçekten çok üzüyor. Hele böyle kritik dönemlerde. Hiçbir şey yapamayacaksanız bakın bütün Avrupa ülkeleri ne diyor? Avrupa’nın bu karışık ortamında bekleyelim ve duruma bakalım diyor. Siz de desenize.
Sunucu: Uyum Protokolünden bahsettik. Bu çerçevede biz Protokolü imzaladıktan sonra Kıbrıs Rum kesimi Ankara’da Büyükelçilik açabilir mi?
Öymen: Herkes bu Ankara Anlaşmasından bahsediyor. Fakat kaç kişi bu Ankara Anlaşmasının metnini okumuştur bilmiyorum. Ankara Anlaşmasının 9.Maddesi bu Protokol imzaladığınız ülkelerin diğer bütün ülkelerle eşit muameleye tabii tutulacağı yazılıyor. O bakımdan, buna dayanarak gelip bunu isteyeceklerdir. “Siz vermezseniz bizde sizin üyelik sürecinize veto ediyoruz” diyeceklerdir. Bütün bunların kökünde maalesef Hükümetin bu Kıbrıs konusunda şimdiye kadar izlediği yanlış politika yatıyor. “30 yılda bütün politikalar yanlıştı. Biz doğrusunu yapıyoruz.” Gerçeği bunun tam tersidir. 30 yıldır doğru politikalar izleniyordu. Bu Hükümet Türkiye’yi temel politikasından saptırmıştır. İşte başımıza gelen bütün sıkıntıların kökünde bu yatıyor.
TV8 – Referandum Sonuçları ve AB Hakkında
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur ÖYMEN’in TV 8’e verdiği mülakat
16 Haziran 2005
Sunucu: Avrupa Birliği Zirvesinde AB’de bir genişleme krizi yaşanıyor. Bu toplantıda ele alınacak ancak ileriki süreçte bu daha büyük bir sorun yumağı olarak önümüze çıkmayacak mı? AB birazcık ötelemiş mi oluyor bu krizi?
Öymen: AB’de önce bir derinleşme krizi yaşanıyor. Bu Avrupa Anayasasının ret edilmesi AB’nin gelecekteki yapılanması açısından çok ciddi bir durum yaratmıştır. Bunun genişleme üzerinde de etkileri olduğunu görüyoruz. Nitekim bu zirve toplantısının gündeminden genişleme çıkarıldı. Türkiye’nin müzakerelere başlama sürecinden hiç bahsedilmeyeceği anlaşılıyor. Bu AB’nin geleceği üzerinde de etkiler yapacaktır. Buna paralel olarak bütçe tartışmaları var. Euro’dan rahatsızlık duyan bazı ülkelerin gündeme getirdiği tartışmalar var. Açıkçasını söylemek gerekirse AB bir kriz döneminden geçiyor. Bizim bu dönemde çok dikkatli olmamız lazım. bu gelişmeleri doğru değerlendirmemiz ve doğru okumamız lazım. tam üyelik hedefinden hiçbir şekilde sapmamız lazım ama tek taraflı gereksiz tavizler vermek için en yanlış zaman şimdidir.
Sunucu: Peki AB bu krizleri aşabilecek bir güçte midir? Yoksa bir parçalanmaya gidebilir mi bu tartışmamalar?
Öymen: AB bu krizleri aşar ama öyle anlaşılıyor ki AB’ye giydirilmek istenilen yeni elbise Avrupa halklarına uygun gelmemiştir. Aşırı derecede liberal yaklaşımları halk benimsememiştir. Sosyal haklarının sınırlandırılmasına rahatsızdır. Hayat pahalılığından rahatsızdır. O bakımdan bunu halkın öngörülen modele bir tepkisi gibi görmek lazım. bu model halka yeterince danışılmadan yürürlüğe sokulma istendiği içinde halk biraz tepkilidir. Bazıları da Türkiye’nin üyeliğini bu vesile ile gündeme getirerek anayasaya ‘Hayır’ oylarının artırılmasına çalışmışlardır. İster istemez Türkiye meselesi doğrudan doğruya ilgili olmasa da bu konunun gündemine girmiştir.
Sunucu: Siyasi malzeme olarak da bu ülkelerde de, özellikle Fransa ve Hollanda’da da. Siz de referandumlardaki ‘hayır’ oylarını, Fransa ve Hollanda’daki, bir anlamda Türkiye’ye de ‘Hayır’ olarak mı algılıyorsunuz yoksa bu etkilemez mi?
Öymen: Bu iki şeyi ayırt etmek lazım. Avrupa halkları, Fransızlar ve Hollandalılar, Türkiye üye olmasın diye ‘Hayır’ oyu vermiş değiller. Bazıları bu yönde propaganda yaptılar ama hepsini başkası bilmiyor. İç politika nedenleri var. Sosyal nedenleri var. Az önce söylediğim gibi Türkiye’de unsurlarda biri. İkinci unsur şu; peki Türkiye’nin üyeliği için referandum yapılsaydı olumlu oy çıkar mıydı? Bizim kanaatimizce bugünkü ortamda çıkmazdı. Onun için bizim ihtiyatlı hareket etmemiz lazım. Fransa’nın yaptığı en büyük yanlış, Türkiye’nin üye olacağı zaman üyelik sürecinin Fransız halkının onayına sunulması için bir anayasa değişikliğine gitmesidir. Fransa’nın bize en çok zarar verecek adımı bu oldu ve maalesef Türkiye’nin dostu olarak bilinen Cumhurbaşkanı Chirac’ın bu süreç Türkiye açısından çok tehlikeli bir durum yaratmıştır.
Sunucu: Peki bu noktadan sonra, bu zirveden Türkiye’ye ilişkin ne tür bir sonuç bekliyorsunuz veya sonuç bildirgesinde Türkiye’ye ilişkin ne tür ifadeler bekliyorsunuz?
Öymen: Bu zirveden Türkiye ile ilgili bir sonuç beklemiyoruz ama zirveden bir süre sonra Almanya’da seçimler yapılacak. 18 Eylül’de yapılacağı ifade ediliyor ve bu seçimleri kazanma ihtimali çok yüksek olan Hıristiyan Demokrat Partisi Türkiye2nin üyeliğine kesinlikle karşıdır. Türkiye2ye özel bir statü verilmesini istiyorlar. Biz de buna karşı çıkıyoruz. “Türkiye’de” diyoruz “hiçbir siyasi parti özel statü benimsemiyor. Meclisteki hiçbir milletvekili özel statü yanlısı değildir. O bakımdan bunu bize önermekten vazgeçin.” Daha birkaç gün önce İstanbul’da yapılan Türkiye Avrupa Karma Parlamentosu Komisyonunda bunu çok açık söyledik. Ve dedik “biz bazı siyasi partilerin, Alman Hıristiyan Demokratlar gibi, sırf dini ve kültürel nedenlerle Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkmasını çok yadırgıyoruz ve Avrupa uygarlığına aykırı buluyoruz. Eğer bazıları” dedik “ sırf kültürel ve dini nedenlerle Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkıyorlarsa bu” dedik “ bir post-modern ırkçılıktır.” Düpedüz aynen böyle söyledik. “Bu ırkçılıktır. Bizi Türk olduğumuz için sokmak istemiyorsunuz Avrupa’ya” dedik. Deseniz ki “şu şu eksikleriniz var bunları müzakere ederiz” ama bize derseniz ki öyle diyorlar “ne yaparsanız yapın sizin yeriniz yok Avrupa’da” bu düpedüz ırkçılıktır. Hiç kimse bunun aksini söyleyemez.
Sunucu: Ne diyorlar peki siz bunları söylediğiniz zaman?
Öymen: Hiçbir şey söyleyemiyorlar. Ben geçen gün üst düzey bir toplantıda Berlin’de de söyledim bunları. Bir çok Alman “hakkınız var” dedi. “Biz de karşıyız bunlara” dedi. Hıristiyan Demokratlardan gelip bize hak verenler oldu. Bunlar Hıristiyan Demokrat Partisine Yönetimine hakim olan bir zihniyettir ve maalesef uzunca bir süreden beri Türkiye’yi hiçbir şekilde AB’ye üye yapmak istemiyorlar. Biz de diyoruz ki “tam üye olmak bizim hakkımızdır. Şimdiye kadar yapılan bütün anlaşmalarda Türkiye’nin tam üyeliği ön görülmüştür. Hiçbir anlaşmada, hiçbir metinde özel statüden bahsedilmiyor. Bizi siz ikinci sınıf bir Avrupa ülkesi haline getiremezsiniz. Biz buna izin vermeyiz. Buna bütün milletçe de karşıyız. Türkiye’de bunu biz müzakere konusu bile yapmayız.”
Sunucu: Peki burada bir devlet politikası yok mu? Almanya’da tamam, Merkel bunu iç siyaset malzemesi yapıyor ama Almanya’nın bir devlet politikası yok mudur? Ona ters mi hareket edecek? Almanya’daki durum, şu anlamda diyebilir misiniz, Merkel orada ne söylerse o olacak. Devlet politikası yoktur mu diyeceğiz?
Öymen: Şöyle söyleyeceğiz. Bugünkü Alman Hükümeti gerek iktidarın Sosyal Demokrat kanadı gerek Yeşiller kanadı bu görüşte değil. Onlar Türkiye’nin üyeliğini istiyor. Fakat öyle anlaşılıyor ki, yapılacak seçimlerde iktidar değişecek. Yeni iktidar ne derse o olacak. Bizi üzen tarafı; Alman Cumhurbaşkanı Köhler’in de birkaç gün önce dini ve kültürel farklılıklardan bahsederek Türkiye’nin üyeliğine sıcak bakmadığını açıklamasıdır. Bu son derece hazindir. Biz Almanya’da şunu söyledik “biz tarih öncesinde dost olduk. I.Dünya savaşına sizin yüzünüzden sürüklendik. Yüz binlerce insanımız feda ettik fakat bir kişi kalkıp da Alman düşmanlığı yapmadı Türkiye’de. Sizin böyle Türkiye’ye karşı bir anda tavır almanızı bir anlamda düşmanlık yapmanızın sebebi nedir? Biz size hangi kötülüğü yaptık da bizi onun karşılığını görüyorsunuz. Gık diyemiyorlar. Ama iç politika faktörü var bunun içinde. Din faktörü var. Maalesef Almanya’da bazı partilerde Hıristiyan Demokrat, Hıristiyan Sosyal Partilerde din faktörü önemli rol oynuyor. Papanın tavrı önemli rol oynuyor. Yeni Papanın Türkiye’nin üyeliğine karşı olduğunu biliyoruz. Bu gibi unsurlar etkiliyor. Ama bizim Hükümetin ne yapması lazım? Bunlara karşı etkili bir mücadele yapması lazım.
Sunucu: Bizim Hükümet ne yapmalı? Bu noktaya gelelim. Özellikle bu zirveden sonra Hükümet bundan sonra ne gibi adımlar atmalı Türkiye ki AB’deki bu kriz ile birlikte dışarıda kalmasın?
Öymen: Biz tam üyelik yolunda devam etmeliyiz. Hedefimizden sapmamalıyız. Tam üyeliğin gerektirdiği adımlar var. Avrupa hukukuna uymak gibi. Bu konuda sıkıntımız yok. Nasıl bütün ülkeler uymuşsa ona da uyabiliriz ama bir de Avrupa Hukukun dışında kalan dayatmalar var. İşte bunlara Hükümet boyun eğmemeli. Bunların başında Kıbrıs geliyor. Bize Güney Kıbrıs’ı Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanımamızı zorunlu kılacak şekilde bir protokol imzalatmaya çalışıyorlar. Ne yazık ki Hükümet buna direnemedi. “İmzalayacağız” diyor. Yazılı taahhüt verdiler. 1963 tarihli Ankara Anlaşmasını Rumlar da dahil bütün yeni üyelere teşmil edecek bir protokol imzalatacaklar. Biz diyoruz ki “bunu yapmayın. Acele etmeyin.” “Efendim söz verdik.” O zaman diyoruz “Güney Kıbrıs Rum kesimini tanımadığınızı söylüyorsunuz ama bunu o metne bir rezerve olarak koyun.” Hiç değilse bunu yapın. O zaman Güney Kıbrıs size karşı bir hak iddia edemez. “Efendim, buna izin vermiyorlar diyorlar.” Siz o kadar boynu bükük müsünüz? Her söyleneni yapmak zorunda mısınız? Burada sizin bir milli davanız var. Bir tavır izleyeceksiniz. O bakımdan, şimdi Hükümetin çok dikkat etmesi lazım. Bize baskı yaparak Kıbrıs Rum gemilerini Türk limanlarına sokmak istiyorlar. Hükümet önce “çözüm olmadan sokmayacağız. Katiyen kabul etmeyiz” diyordu. Şimdi İngilizlerin daha önce yaptığı bir öneriyi sanki Türk önerisiymiş gibi, küçük bir kurnazlıkla, çıkmışlar Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine öneriyorlar “siz ambargoları kaldırırsanız biz de gemileri sokarız” diye. Hemen boyun eğdik. Halbuki sizin diyeceğiniz neydi? “Biz Kofi Annan Planını kabul ettik onlar ret etti. Bizden ambargoları kaldırma konusunda bir taviz daha bekleyemezsiniz.” Biz bunu söyledik ama Hükümet bunu söyleyemiyor. Hükümet ne yazık ki, başta Kıbrıs olmak üzere, dış politika konularında son derece güçsüz, kararsız ve cesaretsiz bir çizgidedir. Bu bizi gerçekten çok üzüyor. Hele böyle kritik dönemlerde. Hiçbir şey yapamayacaksanız bakın bütün Avrupa ülkeleri ne diyor? Avrupa’nın bu karışık ortamında bekleyelim ve duruma bakalım diyor. Siz de desenize.
Sunucu: Uyum Protokolünden bahsettik. Bu çerçevede biz Protokolü imzaladıktan sonra Kıbrıs Rum kesimi Ankara’da Büyükelçilik açabilir mi?
Öymen: Herkes bu Ankara Anlaşmasından bahsediyor. Fakat kaç kişi bu Ankara Anlaşmasının metnini okumuştur bilmiyorum. Ankara Anlaşmasının 9.Maddesi bu Protokol imzaladığınız ülkelerin diğer bütün ülkelerle eşit muameleye tabii tutulacağı yazılıyor. O bakımdan, buna dayanarak gelip bunu isteyeceklerdir. “Siz vermezseniz bizde sizin üyelik sürecinize veto ediyoruz” diyeceklerdir. Bütün bunların kökünde maalesef Hükümetin bu Kıbrıs konusunda şimdiye kadar izlediği yanlış politika yatıyor. “30 yılda bütün politikalar yanlıştı. Biz doğrusunu yapıyoruz.” Gerçeği bunun tam tersidir. 30 yıldır doğru politikalar izleniyordu. Bu Hükümet Türkiye’yi temel politikasından saptırmıştır. İşte başımıza gelen bütün sıkıntıların kökünde bu yatıyor.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.