HaberTürk – Çapraz Ateş Programı, AB ve Referandum Sonuçları

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur ÖYMEN’in Haber Türk’te “Çapraz Ateş” programına verdiği mülakat
6 Haziran 2005

Sunucu: Sayın Süleyman Demirel’in ve Sayın Fırat’ın söylediklerini duydunuz. Şu andaki mevcut yasal Cumhurbaşkanlığı Köşküne sadece Emine Hanım değil her hangi bir türbanlı Cumhurbaşkanı eşinin girmesine engel değil. Siz ne diyorsunuz? Kanunlarımız, hukukumuz, özellikle anayasamız gerçekten böyle bir tanımlama içerisinde değil mi? Bir tanımlama yapılmış mıdır? Cumhurbaşkanlığına girecek beyler şöyle giyinmeli, hanımlar böyle giyinmeli diye böyle bir tanımlama var mıdır?

ÖYMEN: Bir kere önce şunu söyleyeyim; biz bu türban konusunu sürekli olarak Türkiye’nin gündeminde tutulmasının hiç doğru olmadığını düşünüyoruz. Bu konu yıllarca tartışılmıştır. Mahkeme kararları vardır. Yasal düzenlemeler vardır ve Türkiye’de belli bir uygulama vardır. Her gün biz türban konusunu sürekli olarak gündemde tutarsak bu toplumumuzu germekten ve kamplara ayırmaktan başka bir işe yaramaz. Onun için biz bu konuda son derece dikkatli bir tavır içinde bulunuyoruz ve sizinde sanırım dikkatinizden kaçmıyor. Sürekli olarak bu meseleyi gündemde tutmak yanlıştır. Bu bir.

İkincisi; Sayın Cumhurbaşkanımız bir hukuk adamıdır. Şimdiye kadar bütün fiillerinde, bütün konuşmalarında hukuka sıkı sıkıya bağlı olduğunu, keyfi bir tavır içinde olmadığını kanıtlamıştır. Türk hukukunun anayasa mahkemesi kararlarının, yüksek yargı kararlarının ve Türkiye’nin siyasi geleneklerinin neyi gerektirdiğini en iyi şekilde taktir edecek durumdadır. Kendisi başı türbanla bağlı insanları Cumhurbaşkanlığında ki resmi törenlere çağırmıyorsa bu onun keyfi bir tavrının sonucu değildir, hukuk anlayışının, devlet anlayışının bir icabıdır. Ve şimdi öyle bir hava yaratılmak isteniyor ki belli bir zat, bir hanım, başı örtülü, türbanlı olduğu için misafir olarak Çankaya Köşküne gidemez ama ev sahibi olarak girmesinde hiçbir sakınca yoktur. Bunda şimdi mantık var mı? Sadece okullar deniliyor, peki TBMM’ye hanımlar türbanla girebiliyor mu? Kamu alanlarına girebiliyorlar mu? Öğretmenler sınıfa türbanla girebiliyor mu? Devlet memurları türban takabiliyor mu? Kamu alanında takılamıyor. Peki Cumhurbaşkanlığı bir kamu alanı değil midir? O bakımdan bizim şimdi bu konuda kendi tezlerimizi savunacağız diye Türkiye’nin hukuk düzenini sarsıcı beyanlarda bulunmamamız gerekiyor. Dikkatli olmamız gerekiyor. Hükümetin bu konudaki tavrını biz biliyoruz. Ama Mecliste çoğunlukları  olduğu halde türban konusunda diledikleri yasaları çıkaramadılar. Niçin? Çünkü Türk kamuoyu böyle bir değişikliğe hazır değil de onun için. Çünkü bunu bir özgürlükler meselesinden ziyade belli bir siyasi görüşün simgesi haline getirmişlerdir. Onun için. Bunun dinin zorunlu kıldığı bir giyinme biçimi olarak takdim etmek çok haksızlıktır ve çok yanlıştır. Bizim öğrencilik yıllarımızda kızlar türban takmıyordu. Onlar Müslüman değil miydi? Bizim annelerimizin öğrencilik yıllarında kızlar okullarda türban takmıyorlardı. Onlar Müslüman değil miydiler? Öyle bir hava yaratıldı ki türban takanlar Müslümandır, takmayanlar değildir. Bu çok yanlış. Bu meseleyi bence siyasi yapma konusu yapmaktan kaçınmamız lazım. İktidarla muhalefetin üzerinde anlaşacağı nokta bence bu konuyu tartışma konusu yapmaktan kaçınmaktır.

Sunucu: Söylediğiniz çok net bir şey var. Dediniz ki “Cumhurbaşkanı Sezer bir hukuk adamıdır. O ne yaptığını bilir. Eğer bugün misafir olarak türbanlı birini köşke almıyorsa demek ki Cumhurbaşkanı eşi olarak ta hiç kimse o köşkün kapısından türbanlı olarak giremez.”  Ancak Sayın Fırat’ın söylemlerine bakarsak diyor ki “Aslında Sayın Sezer Hukuk adamı olmasına rağmen hukuku farklı yorumluyor ve hukuk kurallarını çiğniyor. Anayasa Mahkemesi Başkanı iken başka bir hukukçuydu şimdi başka bir hukukçu. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

ÖYMEN: Öncelikle şunu söyleyeyim; Sayın Fırat’ın türbanın, baş örtüsünün dinin bir gereği olmadığı yolunda ki sözlerini dikkatle not ettik. Bunu o zaman kamuoyuna da açıklarlarsa çok sayıda genç kızımızın sırf dinin zorunlu kıldığı inancıyla türban takmaya zorlanmalarını ve bu nedenle üniversiteye gitme imkanlarından mahrum kalmalarını, devlet memuru olmaktan mahrum kalmalarını önlemenin de yolu açılır. Eğer bunun dinin bir gereği olmadığını            açıkça kamuoyuna belirtirlerse  çok memnun oluruz.

İkinci anlayış şudur; diyorlar ki “Kanun açıkça yasaklamıyorsa bir şey serbesttir.” Mesela kanun Cumhurbaşkanlığına türbanla girilmez diye bir yasak koymuyorsa herkes girebilir. Aynı şekilde kanun çarşafla da girmesini yasaklamıyor. Demek ki Cumhurbaşkanın eşi çarşaflıda olabilir. Veya Afgan kadınlarının taktığı burkayı da yasaklamıyor kanun, burka da takabilir. Bu anlayışla giderseniz Türkiye’yi doğrudan doğruya ortaçağa götürürsünüz. Ortaçağ anlayışını Türkiye’de egemen kılmak istiyorsak buyurun yapın. Ama bunu yapamazsınız çünkü Türkiye’de Atatürk döneminden beri yerleşmiş bir çağdaşlık kavramı var. Bir çağdaşlık anlayışı var. Türkiye’yi biz bir çağdaş ülke haline getirmeye çalışıyoruz. Çağan gerisine götürmeye çalışmıyoruz. Sırf yasal açıdan bakacak olursanız bir Afgan kadını gibi Cumhurbaşkanının eşinin giyinmesini engelleyecek bir kanun hükmü var mıdır Türkiye’de? Yani ülkemizi Afganistan gibi dünyaya göstermek bizim işimize gelir mi? Bunu mu istiyoruz?

Sunucu: Size şu soruyu yöneltmek istiyorum. Süleyman Demirel bu ülkenin 9.Cumhurbaşkanı. Sayın  Ahmet Necdet Sezer ise 10.Cumhurbaşkanı. İkisi arasında ifade anlamında büyük bir çelişki var. Sayın Sezer türbanlı misafir bile Köşke  davet etmezken 9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel diyor ki “Türbanlı bir Cumhurbaşkanının eşinin olmasının hiçbir sakınca ve engel yok. Bunu engellemek istiyorsanız devrim kanunlarına ilave edin.” İki cumhurbaşkanı arasındaki bu ayrım nereden geliyor? Aslında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel bir anlamda CHP’lileri uyarmıyor mu?

ÖYMEN: Bizim Sayın Demirel’e büyük saygımız var. Kendisinin çok zengin bir devlet tecrübesi var. Bu konuda sözlerinin ne anlama geldiğini en iyi şekilde açılayacak olan kendisidir. Ama biz Sayın Demirel’i hiçbir zaman Türkiye’yi ortaçağın karanlığına götürmek isteyenlerine müsamaha eden bir siyasi lider olarak tanımadık. Sayın Demirel’in muhafazakar görüşler benimsediğini biliyoruz. Ama devrim konusunda, Atatürk temel ilkeleri konusunda, devletin temel yapısı konusundaki duyarlılığını da biliyoruz. Ve Sayın Demirel’in içinden nelerin geçtiğini de tahmin edebiliyorum. Eğer  “bu konuyu güvence altına almak için yasa çıkartın ve böylelikle daha açık yasal bir zemine oturtun” mesajını vermek için bunları söylediyse  başkadır. Yoksa “siz böyle bir yasa çıkartmadıkça kimse karışamaz. İsteyen istediği kıyafetle gelir” diye düşündüğünü tahmin etmek yanlıştır. Eğer böyleyse bunu bir kere daha değerlendirmemiz gerekir. Ama bizim gördüğümüz kadarıyla Sayın Demirel’in demek istediği bu konudaki tartışmalara son vermek için Meclis bir yasa çıkartsın ve nasıl Meclis Genel Kuruluna insanların hangi kıyafetle gireceğini belli ise Cumhurbaşkanlığına da o kıyafetle girilmesi belli olsun. Şuna da dikkat edelim, başka kıyafetlerin de nasıl olacağına dair yasa yok. Bir insan Cumhurbaşkanının davetine kravatsız girebilir mi mesela? O davetin gerektirdiği kıyafeti giymeden gidebilir mi? Davetiyelerin üzerinde nasıl kıyafet giyileceği yazılıdır. Bu yasadan mı kaynaklanıyor? Her ülkede bir devlet protokolü vardır. Devlet protokolü çok uzun yıllardan gelen geleneklerden oluşmuştur. Bizim devlet protokolümüzün da gereği bellidir. Sayın Cumhurbaşkanı da bunu uyguluyor. Hayır, her yapacağınızı kanuna bağlamak zorundasınız dediğiniz anda o zaman kimin hangi kıyafetle nereye gideceğini de her zaman kanunla düzenlemek lazım. Bu da doğru değil. Türkiye’nin gerçeklerini görmek lazım. Türkiye’nin bir çağdaş devlet olma hürriyetine herkesin saygı göstermesi lazım. Böyle bir mantıkla gittiğiniz taktirde devleti çalışamaz hale getirirsiniz. Devlet protokolünü işleyemez hale getirirsiniz. Sayın Demirel’in niyetinin ben çağdaşlıktan uzak bir niyet olduğuna hiç ihtimal vermiyorum. Sadece Türkiye’deki bir tartışmayı kesmek için belki bir açıklık kazandırma ihtiyacını  duymuştur. Yoksa ben Sayın Demirel’in böyle bir tercih içinde olduğunu hiç tahmin etmiyorum.

Sunucu: Size çok net bir soru sormak istiyorum. Eğer Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı adayı olursa ki bunu Meclis seçecek taktir ederseniz bunun hiç matematiksel bir yorumu bile gerekmez ve bu Meclis Tayyip Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı seçer ise  ve eşi Emine Hanım ile o Köşke girmek isterse yasalar da buna hiçbir şekilde engel değilse CHP ne yapar? Ne yapacak?

ÖYMEN:  Size Sayın Demirel’in bir tabiri ile bu sorunuza cevap vereceğim. Sayın Demirel bu gibi sorulara karşı “doğmamış çocuğa don biçilmez” derdi. Şimdi ortada daha seçim yok. Ortada daha adaylar belli değil. kimin aday olup olmayacağı belli değil. Adaylardan kimin seçileceği belli değil. Bu kadar belirsizlik ortamı içinde biz bir takım ihtimal hesapları yaparak günün birinde Sayın Erdoğan Cumhurbaşkanı olursa eşi köşke çıkar mı çıkmaz mı bunu tartışıyoruz. Belki de o tarihten çok önce Türkiye’de seçim yapılacaktır. Türkiye’de hiçbir zaman bir Meclis dönemi 4 yıldan fazla sürmemiştir. Belki de o yola gidilecektir ve yepyeni bir ortam çıkacaktır. Belki Sayın Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığa adaylığı bile söz konusu olamayacaktır. Bütün bunlar belli değilken biz bugünden bir türban tartışması yapmak ve başka bir boyut kazandırmakla doğru bir iş mi yapmış oluyoruz? Bence bu tartışmaları kesmek lazım. Ve toplumu dediğim gibi kamplara bölmemek lazım. Bakın bu tartışmalar yüzünden şu veya bu şekilde türban takmaya zorlanan binlerce genç kızımız üniversiteye gidemiyor bugün. Doğru bir iş mi oluyor bu? Bu kızlara iyilik mi yapmış oluyoruz? Veya türban taktığı için ve bunu dinin zorunlu kıldığı bir kural saydığı için, öyle zannettiği için binlerce genç kızımız öğretmen olamıyor, memur olamıyor. İyi bir iş mi yapıyoruz? Sanatçı olamıyor. Sporcu olamıyor. Doğru bir iş mi yapıyoruz? Bu insanları dünyadan kopartmakla büyük bir hizmet mi yapıyoruz? Özgürlük adına mı bunu yapıyoruz?

Türkiye’nin Atatürk’ün özlediği çağdaş bir Cumhuriyet olmasına hiç kimse hiçbir vesile ile engel olamayacaktır. Bunu bir kere daha belirtmek istiyorum.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.