Avrasya TV – Ermeni Meselesi Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur ÖYMEN’in
ARTV Ana Haber Bültenine verdiği mülakat
5 Mayıs 2005

Sunucu: Öncelikle biz şunu merak ediyoruz; Ermenistan’ı Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin dağılmasından sonra ilk tanıyan ülkelerdenmişiz. Ancak diplomatik ilişkilerimiz yokmuş. Dışişleri Erdoğan-Koçaryan görüşmesini nasıl ayarlıyor peki?

Öymen: Aslında diplomatik açıdan tanımayla diplomatik ilişkiler kurma, karşılıklı Büyükelçilikler açma iki ayrı konu. Evet. Biz Ermenistan’ı  devlet olarak tanıdık. Zaman zaman Ermeni devlet adamları ile Türk devlet adamları çeşitli uluslar arası toplantılar vesilesi ile bir araya geldiler. Mesela bundan önceki Cumhurbaşkanı Terpetrusyan İstanbul’da düzenlenen bir uluslar arası   toplantıya katıldı. Hatta orada o zamanki Cumhurbaşkanımız sayın Demirel tarafından Azerbeycan Cumhurbaşkanı Aliyev ile de bir araya getirildi. Hatta bende hazır bulundum o toplantının başlangıcında.

O bakımdan bu gibi temasların olması diplomatik olarak karşılıklı Büyükelçilik açılmasından farklıdır. Burada esas çelişki benim gördüğüm kadarıyla şurada var; bir süre önce sayın Başbakan Koçaryan’a bir mektup yazdı biliyorsunuz. Bu tarihçiler bir araya gelsin, bu soykırım meselesini görüşsünler diye. Ve oradan bir cevap geldi ki biz önce ilişkileri normalleştirelim bu arada da bir komisyon kurulması işine de bakarız tarzında. Basında okuduğumuza göre Başbakan buna olumsuz bir cevap verdi. Yani bu mektubu tasnif etmediğini belirten sözler söyledi.

Dün Dışişleri Bakanı Abdullah Gül Mecliste bize bilgi verdi, çeşitli Komisyon üyelerine, Dışişleri ve birkaç başka Komisyon üyelerine. Diyor ki “Koçaryan’ın mektubunda olumlu unsurlar var.” Demek ki bu mektubu değerlendirme biçimi biraz değişti. Bende bu çelişkiye dikkat çektim. “Ve önümüzdeki günlerde bazı girişimler yapabiliriz”dedi. Ben dedim ki” yani sınırı açmayı mı düşünüyorsunuz? Bu mudur yeni gelişme?” “yok” dedi “onu düşünmüyoruz şu safhada.” Ama belli ki Türkiye üzerinde hem Amerika’nın hem AB’nin  bu sınırın açılması için baskıları var ve buda sürecek. Hükümet buna ne kadar dayanır bilmiyorum. Şunu unutmamak lazım; bu sınırı biz niye açmıyoruz şimdiye kadar? Arkasında ne var? Tabii ticari olarak düşünürseniz demiryolu bağlantısı var, orta Asya’ya gidebilirsiniz bu demiryolu üzerinden ama buna rağmen Türkiye açmıyor? Niçin? Çünkü Azerbaycan’ın topraklarının %20 bugün bile Ermenistan’ın işgali altındadır. Yukarı Karabağ Meselesi malum. Bir türlü çözüme yanaşmıyorlar. Esas altında bu yatıyor. Bir milyon göçmen var Azerbaycan’da. Ermeni işgali sonunda evlerini terk etmek zorunda kalan bir milyon göçmen var.  Bunlar meseleler.

Bunlar halledilmeden Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleş dirilemeyeceği şimdiye kadar bütün Türk Hükümetleri tarafından söylendi. Ama bu Hükümet daha önceki politikalarda sapmayı bir adet haline getirdiği için belki bu politikadan da vazgeçebilir. Esas yapılması gereken şey bu Yukarı Karabağ Meselesini görüşen Misk Grubu çerçevesinde Ermenistan’a baskı yaparak Ermeni-Azeri İtilafını çözümüne yardımcı olmak. Yani Türkiye bir şey yapacaksa bunu yapacak. Ama bunu yapmayıp da Türkiye üzerindeki baskılara boyun eğerek biz tek taraflı tavizler verirsek burada çok yanlış iş yapmış oluruz.

Sunucu: Sizde söylediniz bu görüşmenin AB ve acaba Schröder’in ziyaretiyle de ilgisi olabilir mi?  Nasıl değerlendireceksiniz?

Öymen: belli ki bütün bu temaslarda Türkiye’ye bu mesaj veriliyor. Şunu söyleyemiyorsunuz, bizim edindiğimiz izlenim bu, size bunu söyleyenlere Schröder olsun, başkası olsun, AB olsun, Amerika olsun siz Ermenistan’a niye baskı yapmıyorsunuz? Ermeni-Azeri itilafının halledilmesi için? Niçin Rusya’yı daha fazla devreye sokmuyorsunuz? Ve söylenecek çok şey var. Bütün bunları biz dile getiremiyoruz. Hatta orada Ermenistan’daki nükleer santral meselesi var. Bunun güvenlik koşulları ne kadar uyduğu ne kadar uymadığı da tartışmalı. Bizim söyleyecek çok lafımız var.

Ama biz hep başkalarının baskıları karşısında boyun eğen, taviz vermeye hazır bir ülke görüntüsü sergiliyoruz. Siz talep edeceksiniz. Siz ne istiyorsunuz? Bunu söyleyeceksiniz. Azeriler sizden bunu bekliyor. Azerilerin Türkiye’den başka güveneceği hiç kimsesi yok. Siz diyeceksiniz ki “bakın Azerbaycan perişan durumda. Toprakların şu kadarı işgal altında. Şu kadar köyü bu kadar kenti işgal altında. Ve siz buna karşı ne yapıyorsunuz?” Ocalı’da yüzlerce, binlerce Azeri katlettiler. Bunun hesabını sormak lazım ama siz devamlı alttan alıcı, taviz verici, yumuşak görünmeyi bir politika sayan bir yaklaşım içerisindesiniz. Sıkıntı biraz bundan kaynaklanıyor. Bu ikili görüşmelerden ne çıkar? Bir şey çıkar mı bunu göreceğiz. İkili görüşme olursa. Ama dediğim gibi işin esasına girmek lazım. Esası bunun Azeri-Ermeni ihtilafıdır.

Sunucu: Ben şunu sormak istiyorum özellikle gündemdeki son gelişmelerle ilgili. TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın açıklamaları var. Sizce Arınç’ın bu yönde yaptığı açıklamalar gündem değiştirmek mi? Yoksa ne?

Öymen: Bir kere bu açıklamalar çok talihsiz açıklamalar. Sayın Arınç’ın Türkiye’nin devlet sistemi hakkındaki düşüncesinin  devletin gerçek yapısından farklı olduğu anlaşılıyor. Bizim devlet sistemimiz anayasanın üstünlüğüne dayanıyor. Bizim devlet sistemimizin yapısı bu. Zannediyor ki bizim anayasamızı biz dilediğimiz gibi her maddesini değiştiririz hiçbir şey de olmaz. Öyle değil. Anayasayı değiştirmek mümkündür. Bazı maddeleri değiştiriyoruz. Ama anayasanın değiştirilemeyecek maddeleri var. İlk üç maddesinin değiştirilmesi teklif bile edilemez.

Sonra başka hususlar var. Mesela anayasanın 92. maddesi var. Diyor ki “yurt dışına asker göndermek, yabancı ülkelerden asker davet etmek ve savaş ilan etmek Meclisin yetkisindedir” ama sınır koymuş. Diyor ki “uluslar arası meşruiyet olduğu taktirde ancak.” Demek ki Meclisin yetkisinin de sınırları var. Öyle “Meclis dilediği zaman istediğini yapar” denilenemez. Vaktiyle Menderes de işte biliyorsunuz siz isterseniz Hilafeti bile getirirsiniz demişti. Ama getiren olmadı maalesef o iktidarın akıbeti de parlak olmadı.

O bakımdan bizim Meclis Başkanından beklediğimiz bir; tarafsız olması. İki; anayasaya saygı göstermesi. Üç; anayasanın üstünlüğünü kabul etmesi. Anayasa yürürlükte olduğu sürece her kez buna saygı gösterecek ve Anayasa Mahkemesi Başkanının sözlerine de saygı göstermek lazım. Onun söylediği mevcut Yüksek Mahkeme kararlarını söylüyor. Yeni bir fikir söylemiyor. “Buna saygı göstereceksiniz” diyor. “Yargının üstünlüğü ilkesi gereğince her kez yargı kararlarına bağlıdır. Türban konusunda Yüksek Mahkemenin kararı var. Buna uyacaksınız” diyor. Dediği bu.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.