TGRT – Türkiye’nin Ermeni Soykırımına Yaklaşımı

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI SAYIN ONUR ÖYMEN’İN
14 NİSAN 2005 TARİHİNDE
TGRT HABER KANALINA VERDİĞİ MÜLAKAT

Sunucu- Türkiye’nin Ermeni sorununa yaklaşımını, mecliste dün verilen dayanışma örneğini ve Ermenistan’ın tepkilerini CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’le konuşacağız ve Onur Öymen Ankara Stüdyomuz konuğumuz.

Mecliste dün sözde soykırım iddialarıyla bir genel görüşme yaptınız. Sizin açınızdan bu görüşmeler nasıl geçti öncelikle. CHP ile AKP bu konuda biz milli duyarlılık örneği sergiledi. Yorumlarınız nasıl olacak?

Onur ÖYMEN- Çok olumlu geçti. Gerçekten iktidarla muhalefet partilerinin bir araya gelerek ve milli davada tek bir metin üzerinde anlaşmaları İngiliz parlamentosuna gönderilecek mektup üzerinde anlaşmaları gerçekten her türlü övgüye layıktır. Biz bu çabamıza destek veren bütün siyasi parti üyelerini, bütün milletvekillerini kutluyoruz.  Hükümeti de bu davranışımıza destek olduğu için gerçekten kutlamak istiyoruz.

Şimdi burada yalnız dikkat edilmesi gereken bir iki nokta var. Bir tanesi şu; burada yapılmak istenen şey ülkemize, tarihimize, atalarımıza yönelik büyük bir haksızlığın, büyük haksız bir ithamın ortadan kaldırılmasıdır. Biz bu amaçla çalışıyoruz ve bu amaçla tarihin belgelerini, arşivleri ortaya çıkarmaya çalışıyoruz.

Fakat bakıyoruz ki, Ermenistan bu girişimlerimize kapalıdır. Arşivlerini açmak istemiyor. Bilim adamlarının, tarihçilerin bir araya gelerek bu gerçekleri ortaya çıkarmalarına yanaşmıyor ve buna rağmen hiçbir ülkede Ermenistan’ın bilimden, tarihten kaçan tutumunu kıramıyor. Bunu bir kere dikkatle not ediyoruz.

İkinci olarak not ettiğimiz hususta şudur; bu kadar önemli bir konuda, iktidarıyla, muhalefetiyle çok önemli bir meclis toplantısı yapılıyor ve biz orada muhalefet milletvekilleri olarak çok önemli belgeleri, bir bölümünü ilk defa olarak kamuoyuna açıklıyoruz. Ertesi gün bakıyorsunuz en önemli gazetelerimizde bir satırla bile bahsedilmiyor bu açıkladığımız belgelerden. Bunu da son derece anlamlı buluyoruz. Hatta bir gazetemizde bu girişimimiz çok aşırı ölçülerle eleştirilirken karşı tarafın  tezlerini haklı gösteren çok uzun makalelere yer veriliyor.

Yani Türkiye tezlerini çok olumsuz bir biçimde nitelendiren makalelere yer verdi gazetelerde ama iktidarla muhalefetin el ele vererek mecliste yaptığı konuşmalarda dile getirilen ve Türkiye’nin haklılığını ortaya çıkaran belgelere yer yoktur. İşte bunu kınıyoruz. Bunu gerçekten ayıplıyoruz.

Türk basını bu gibi milli davalara daha fazla sahip çıkmalıdır diye düşünüyoruz.

Sunucu- Bu noktada medyadan da destek bekliyorsunuz anladığımız kadarıyla.

Onur ÖYMEN- Gayet tabi. Milli davalar medya desteği olmadan kolay kolay yürütülemez. Medya milletin sesidir. Yani medyaya sahip olanların keyiflerine göre istediklerini yazacakları, istemediklerini yazmayacakları şeyler değildir. Medyalar basın özgürlüğünün halkın haber alma özgürlüğü olduğu anlayışıyla faaliyet gösterecek kuruluşlardır. O bakımdan bizler gerçekten Türkiye’nin en haklı davalarına sahip çıkan yaklaşımları bilinçli ve sistemli olarak bir süreden beri basına yansıtmayan zihniyeti kınıyoruz.

Sunucu- Sayın Öymen az önce Ermeniler işbirliğine kapalı dediniz. Bu anlamda da bugün geçtiğimiz saatlerde Ermeni yetkililerden bir açıkla geldi. Ermeni soykırımı bir realitedir, Türkiye’yle bu konuyu tartışmayız şeklinde bir açıklama geldi. Belki de bu bugüne kadar görünmemiş bir dayanışma örneği gösterdik ve bir atağa kalktık. Ermenilerde bunun farkında. Size göre Ermenilerin, Ermeni lobisinin özellikle Amerika’daki gücü malum. Ermeni lobisinin ve diğer Avrupa ülkelerindeki Ermenilerin bugüne kadar oluşturdukları bazı tabi duyarlar var. Sizce bu atakla birlikte az önce medyayı da söylediniz. Medyanın da yardımı olması gerekiyor. Biz bu duvarları yıkabilecek miyiz? Bu atağı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Onur ÖYMEN- Gayet tabi ki yıkacağız. Bizim kötümser olmamız için hiçbir sebep yoktur. Yani dünyada herkes Türkiye’ye karşı istediğini yapabilir. Her türlü asılsız bilgiye dayanarak Türkiye’yi kararlayabilir. Ama Türkler kendilerini savunamazlar. Bu zihniyetten kurtulmamız lazım.

Gayet tabi ki, savunacağız. Bize karşı yapılan haksızlıklarla mücadele edeceğiz. Bizi destekleyecek pek çok belge var. Bakın size bir örnek vereyim. Bizim aleyhimizdeki kitapların, Ermeni soykırımı iddialarını işleyen kitapların büyük bir bölümü misyonerlerin raporlarına dayanıyor. Bu bizim bazı bilim adamlarımız Türk profesörleri misyonerlerin raporlarının tartışılamayacağını, bunların çok objektif yayınlar olduklarını ve misyonerlerin raporlarına itibar etmemiz gerektiğini söylüyorlar ve yazıyorlar.

Acaba öyle mi? Bakın size bir belge okuyacağım. 1929 yılında Amerika’da ……….. dergisinde bakınız Türkiye’de arada bir de görev yapan misyonerler hakkında ne yazılıyor. Dergi diyor ki, …………………… imzasıyla yayınlanan makalede misyonerler çalışmalarının sonucunda ödüllendirileceklerini bildikleri için Osmanlı İmparatorluğunun idarecilerinin vahşi ve gayri Müslim unsurlarında baskı altında olduğu gibi yanlış bilgiler vermekten çekinmediler.

Batıda bu misyonerlere önce mali destek verdi, daha sonrada diplomatik destek verdi ve böylelikle batı kamuoyunu bu yanlış hikayelerle kandırılmasına müsaade etti. Bu kiliselerin himayesi altında Türklere karşı bir nefret doğmasına yol açtı. İşte Amerikan dergisi daha 1929 yılında bunu teşhis etmiş ve söylüyor. Biz 2005 yılında daha bu gerçeğin farkında değiliz. Bazılarımız en azından. Biz bu gerçekleri bıkmadan, usanmadan bütün dünyaya anlatacağız. Bu gerçekleri herkesin bilmesini sağlayacağız ve böylelikle Türkiye’nin haksız yere suçlanmasını engelleyeceğiz ve Ermeni asıllı vatandaşlarımızı da bir çağrımız var. Onlara da şunu söylüyoruz. Bu arşivlerin açılması konusunda sizde çağrıda bulununuz ve arşivleri açmayan Ermenistan’ın, tarihten kaçan Ermenistan’ın hiçbir tezini savunamayacağını sizde söyleyiniz.

Ermeni asıllı vatandaşlarımızdan da gerçekten bu konuda yapıcı çabalar görüyoruz son zamanlarda. Daha öncede belki gösteriyorlardı kameraya da pek yansımıyordu. Ama bu çabalarını daha da somutlaştırmalarında yarar var ve şunu da ifade etmek istiyorum ki; Ermeniler maalesef uzun yıllardan beri başka ülkelerin menfaatlerine alet edilmişlerdir.

Daha Birinci Dünya Savaşında İngiltere Amerika’yı savaşa girmeyi razı etmek için Amerikan kamuoyunu, Amerikan hükümeti üzerinde baskı unsuru olarak kullanmayı amaçlamış, bu amaçla kurduğu savaş propaganda bürosunda Ermeni soykırımıyla ilgili kitaplar yayınlatmıştır. En meşhuru “Mavi Kitap”tır. Bu kitabın yayınlanmasının tek sebebi Amerikan kamuoyunu ayağa kaldırmak, İngiltere’nin düşmanı olan Almanlar ve Türkler aleyhine tepkiye sevk etmek ve bu kamuoyu baskısından yararlanarak Amerikan hükümetinin savaşa girmesini sağlamaktı.

Bunu başardılar. Ama bedelini biz ödedik. Biz itibarımızın bu şekilde haksız yere karalanmasıyla ödedik. Sonra Asala terör örgütü çıktı. Acaba bu terör örgütünün Kıbrıs olayından hemen sonra diplomatlarımızı öldürmeye başlaması bir tesadüf müydü? Asala terör örgütü bitti neredeyse aynı gün PKK çıktı ortaya. Bunlar tesadüf mü? Biz Kıbrıslı Rumlarla PKK ve Ermeni teröristleri arasındaki bağları mutlaka bilip ortaya çıkarmalıyız. Hükümetten rica ettik. Hükümete çağrıda bulunduk din mecliste, bu da basına yansımadı. Elimizdeki bütün belgeleri açıklayın dedik. Bütün belgeleri halka ve kamuoyuna açıklayın. Herkes görsün. Fotoğrafları açıklayın. Belgeleri, bilgileri açıklayın. Kim kiminle nasıl işbirliği yapmış Türkiye aleyhinde, Kıbrıs olayından sonra bilsin. Kimin cebinde hangi ülkenin pasaportu varmış? Hangi Ermeni enstitüsünde hangi militanlar yetiştirilmiş? Bunları görsünler.

Biz Türkiye’deki Ermenilerde de bu konularda  duyarlı olmalarını bekliyoruz. Nihayet bugün en son örneği Alman Hıristiyan Demokrat Partisi bütün Avrupa’da kampanya yapıyor bugün Türkiye üye olmasın diye ve bunu yaparken de bir taraftan Ermeni meselesini Alman parlamentosunun gündemine getiriyor. Niçin acaba? Alman Hıristiyan Demokratlar, Türkiye’yi Avrupa’dan çekmek için, engellemek için Ermeni meselesini  bir koz olarak kullanmak istiyorlar. 90 yıldan beri niye beklediniz. Üstelik Almanlar Birinci Dünya Savaşında Türkiye’de ne olup bittiğini en bilecek durumda olan insanlardır. Alman komutanları Türkiye’deydi. Alman komutanları Türk ordularını yer yer komuta ediyorlardı. Bu gerçekleri onlardan iyi kim bilebilir.

Bakın İngilizler işgal ordusu olarak İstanbul’u işgal etmişlerdir. Bütün belgeler elerindeydi. Ne yaptılar? 143 Türk aydınını, bilim adamını, devlet adamını Malta’ya götürüp yargılar, bir tanesini mahkum edemediler soykırımdan. Ellerinde tek bir belge yok. Hepsini serbest bıraktılar ve 1999 yılında İngiliz Devlet Bakanı, çıktı Avam Kamarasında Türkler aleyhindeki soykırımı kanıtlayacak hiçbir belge yoktur dedi. O yüzden İngiliz hükümeti Türkiye’yi soykırım suçuyla itham etmiyordu. Bu işi en iyi bilecek durumda olan İngilizler. Peki nasıl oluyor İngilizlerin müttefiki ve AB içindeki ortağı Fransızlar, İsveçliler, Yunanlılar kalkıp da parlamentolarından soykırım kararı çıkarıyorlar. Onlar daha mı iyi biliyor İngilizlerden? Nasıl oluyor da sözleri Türkleri ve Ermenileri uzlaştırmak komitesi adı altında oluşturulan ve Türkiye’den de bazı önemli insanların katıldığı bir komitede soykırım yapılmıştır diye karar çıkıyor. Siz daha mı iyi biliyorsunuz İngilizlerden? Nasıl böyle bir ithamda bulunmasına izin verirseniz ülkeniz aleyhinde.

O bakımdan bizim çok söyleyecek sözümüz var. Biz CHP olarak bu milli davanın savunuculuğunu yapmaya devam edeceğiz ve iktidarında bizimle birlikte hareket etmesinden gerçekten büyük memnunluk duyduk.

Sunucu- Az önce dediniz ki, Avrupa’da Hıristiyan demokratlar Almanya’da Ermeni iddialarını gündeme getirdi. Bu iddialar hep gündeme gelecek, bir “Geceyarısı Ekspresi” ni yaşadı Türkiye, dünya. Bu anlamda Türk sineması da harekete geçip bu konuda bir şeyler yapamaz mı? Devlet olarak belki finanse edilebilir?

Onur ÖYMEN- Maalesef Türkiye’deki aydınların bir bölümü bu gibi konularda gerçeklerin ortaya çıkarılmasından çok Türkiye’yi suçlayıcı bir tavır içine giriyorlar ve bu bizi çok üzüyor. Türkiye’de film yapımcıları pekala böyle filmler yapabilirler. İşin gerçeklerini ortaya çıkarabilirler. Bakın ben size son olarak çok kısa bir şey okuyacağım. İngiliz Dışişleri Bakanı Lordlar Kamarasında 11 Mart 1920 tarihinde ne demiş. Dünyanın bu bölgesinde Ermeniler bazı kimselerin son zamanlarda sandığı gibi masum kuzucuklar olarak davranmamışlardır. Şu anda elimde onlar tarafından son derece vahşi ve kana susamış tarzda işlenmiş tarzda saldırılara ilişkin bir sürü rapor var. Unutalım bunları. Kuzey Ermenistan’daki Ermenilerin ne kıyım hatta ne de saldırı tehlikesinde olduklarına inanıyorum.

İngiliz Dışişleri Bakanı söylüyor daha 1920 yılında. Olayların sıcaklığı ortadayken bunları yansıtacak filmcimiz, insanlarımız yok mu? Var ve geçenlerde bu konuda çok ilginç, çok güzel bir belgesel yapıldı. Buna benzer konulu filmlerde yapılabilir. Türk insanları neler çekmiştir. Benim tanıdığım insan var. Bütün ailesiyle, büyün komşularıyla birlikte Erzurum’da bir cami içinde Ermeniler tarafından yakılan vatandaşlarımızdan kurtulan tek insan. Ondan sonra bir Ermeni Papaz bunu kurtarıyor ve İstanbul’a getiriyor. Kalbince vicdan duygusu olan Ermenileri de anlatmak lazım.

O bakımdan biz gerçekleri ortaya koyalım ve ondan sonra bu gerçeklerin arkasında duralım bizim mesajımız budur.

Sunucu- Çok teşekkürler Sayın Öymen


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.