TRT INT – Haftanın Yorumu, Ermeni Sorunu ve Mavi Kitap

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE İSTANBUL MİLLETVEKİLİ SAYIN ONUR ÖYMEN’İN
TRT INT “HAFTANIN YORUMU” PROGRAMINA VERDİĞİ RÖPORTAJ
14 MART 2005

Sunucu- Küçük bir bilgi notu da ben vermek istiyorum. Mavi Kitapta sözde Ermeni soykırımına ilişkin bilgiler yer alırken, Almanların savaş sırasında yaptığı soykırım, vahşet gibi ifadelerle buna benzer bir propaganda kitabı çıkarılmıştı. Ancak İngilizler daha sonra bunun propaganda amaçlı olduğunu, gerçek dışı olduğunu kabul ettiler. Şimdi sanırım önümüzde ciddi bir hedef var. Türklere yönelik hazırlanmış olan Mavi Kitabın yine İngiliz parlamentosunda propaganda amacıyla hazırlandığını, gerçek dışı bilgilerden oluştuğunu ispat etmemiz, kabul ettirmemiz gerekiyor galiba. İlk hedefimiz bu. Ne diyorsunuz Sayın Öymen?

Onur ÖYMEN- Evet çok doğru. Şimdi tarihi gerçekleri halkımıza ve dünya kamuoyuna bütün açıklığıyla anlatmamız gerekiyor. Bir kere bu Mavi Kitap nereden çıkmış? İşin özü şu: Birinci Dünya Savaşında İngilizler Amerika’yı kendilerinin yanında savaşa sokmak istiyorlar. Fakat Amerika savaşın başında buna pek yanaşmıyor. Amerika’yı ikna edebilmek için Amerikan kamuoyunu harekete geçirmeye çalışıyorlar. Amerikan kamuoyunda İngiltere’nin düşmanları Almanya ve Türkiye hakkında öyle bir hava yaratılacak ki, bu havayla Amerikan hükümeti savaşa girmeye karar verecek. Hedef bu.

Şimdi bunun için İngiltere’de bir Savaş Propaganda Bürosu kuruyorlar. Wellington House denilen bir binada çalışıyor. Sonra Savaş Propaganda Bakanlığı oluyor. Bu binada Türkiye ve Almanya aleyhine çok sayıda yayın hazırlanıyor. İngiltere’nin Arnold Toynbee gibi, Rudyard Kipling gibi en ünlü yazarlarını çağırıyorlar ve diyorlar ki, bizim düşmanımız Almanya ve Türkiye’dir. Bu ülkeleri dünya kamuoyu gözünde, Amerikan kamuoyu gözünde özellikle küçük düşürücü ne kadar yayın yapabilirseniz yapınız, size ihtiyacımız var. Bu bir vatan görevidir, bu bir gizli görevdir diyorlar. Bu Wellington House’da Türkiye ve Almanya aleyhine tam 1160 tane kitap ve broşür yayınlanıyor. Mavi Kitap biliniyor ama Türkiye aleyhinde tamamen düzmece bilgilere dayanan başka kitaplar da var. Almanya aleyhinde de var. Almanya aleyhinde yayınlanan Mavi Kitapta mesela Alman birliklerinin Belçika’ya girince karşılaştıkları bütün bebeklerin ellerini kestikleri iddia ediliyor. Bütün papazların çan kulelerine asıldığı, kadınların göğüslerinin kesildiği iddia ediliyor. Almanları vahşi bir ırk gibi tanıtan yayınlar yapılıyor.

Türkiye aleyhinde de Ermeni iddiaları başta olmak üzere başka pek çok iddiayı içeren yayınlar yapılıyor. Bunlardan biri Mavi Kitap. Şimdi bu Mavi Kitabın özelliği şu: İngiliz Parlamentosunun, Sayın Yalçıntaş’ın biraz önce belirttiği gibi, yayınladığı kitaplara Mavi Kitap deniliyor. Bu bir seri ve bu kitabı Dışişleri Bakanı Meclis’te takdim ediyor. Herhangi bir kitap değil bu. Doğrudan doğruya İngiliz hükümetinin arka çıktığı, desteklediği bir kitap. Şimdi savaştan sonra önce Belçika hükümeti diyor ki, bu yazılan kitap yalandır ve Almanlar bahsedilen vahşeti işlememişlerdir. Almanlar da İngiliz hükümetine gidiyorlar, girişimde bulunuyorlar. İngiliz hükümeti de Dışişleri Bakanı bizzat Meclis kürsüsünden bu kitap gerçekleri yansıtmıyor, savaş propaganda ürünüdür diyor. Fakat Türkiye’yle ilgili yazılan kitap hakkında böyle bir açıklama yapılmıyor. O yüzden senelerce bu kitap sanki gerçekmiş gibi defalarca Ermeni militanları tarafından ve onların desteğiyle bastırılıyor ve bütün dünyaya Türkiye’yi karalamak için bir belge gibi açıklanıyor, kullanılıyor. Şimdi burada bizim kendi kendimize ve dostlarımıza açıkça sormamız gereken bir soru var. Biz bunların bazı unsurlarını yeni öğrendik. Niçin? Çünkü o kitapta bir takım kod isimleri var. Şimdi bir Amerikalı profesör kısa bir süre önce İngiliz arşivlerinde bu kod isimlerinin şifresini buldu ve bunu açıkladı. Anlıyoruz ki, çeşitli kodlar halinde bu kitapta zikredilenlerin büyük bir bölümü Ermeni Taşnak militanları, bir bölümü, Amerikalı misyonerler, bir bölümü de kim olduğu belli olmayan insanlar.

Şimdi bu kadar düzmece raporlara dayanan bir kitapla bir millet dünyanın önünde 90 yıldır suçlanıyor. Bu çok ayıptır. Bu gerçekleri bilenler, biz isterdik ki, şimdiye kadar çıkıp dünyaya ilan etsinler, biz bunu savaş propagandası olarak yaptık, Türk milletini rencide ettik, özür diliyoruz desinler. Bunlar gerçekleri yansıtmıyor diye söylesinler. Kendiliklerinden söylemediler. O zaman dedik ki, biz onlara TBMM olarak bir mektupla müracaat edelim ve İngiliz Avam kamarasından bu gerçeği dünyaya açıklamasını isteyelim. İşte Sayın Genel Başkanımız Deniz Baykal’ın Sayın Başbakanı ziyaretinde bunu dile getirdik ve Sayın Başbakan kabul etti.

Şimdi bu Savaş Propaganda Bürosu öyle bir yer ki, tamamen savaş sansüre tabi tutuluyor. Mesela Fransa’da İngilizler, müttefiklerinin kaybettiği bir savaşı İngiliz halkına büyük bir zafer gibi anlatıyorlar. Bir tek İngiliz gazetecinin savaş hakkında rapor yazmasına izin vermiyorlar. Gazeteciler ne yazarsa yazıyor, basına verilecek bilgileri Savaş Propaganda Bürosunda bir albay kaleme alıyor. Bu arada bir gazeteci tesadüfen bu sansürden geçerek bir haber vermiş. Ona da bu Bürodan diyorlar ki, bir daha yaparsan seni kurşuna dizeriz. Yani Türkiye aleyhine yalanları uyduran büro, böyle bir büro, böyle çalışıyor. Şimdi biz 90 yıldır böyle bir büronun kurbanı olduk.

Sunucu- Sizin sözlerinizden de şöyle bir sonuç çıkıyor. Sayın Öymen bilmiyorum benim görüşüme hak verir misiniz? Ne yazık ki, biz çok önem vermedik de demek istemiyorum ama Ermeniler zamanını iyi ayarlayarak, ülke seçimlerinin öncesinde bu iddiaları gündeme getirerek ülke ülke böyle kararlar çıkartabiliyorlar. Ne yazık ki, böyle bir durum var. Acaba bundan sonra ne yapmamız gerekir? Şimdi parti olarak Sayın Başbakana bir öneride bulundunuz, bir teklif getirdiniz ve olumlu yanıt alındı. Bu öneriyi yaparken de siz o görüşmedeki kişilerden biriydiniz. Sayın Baykal’la beraber Sayın Elekdağ ve siz vardınız. O toplantıda ne oldu? Bundan sonra ne yapmayı planlıyorsunuz?

Onur ÖYMEN- Evet bütün bunları görüştük. Ayrıntılı olarak Sayın Başbakana görüşlerimiz anlattık. Türkiye aleyhine oynanan oyunları, savaş yalanlarına dayanan propagandaları anlattık ve bunun ötesini de anlattık. Şimdi zannediliyor ki, biz sadece bir tarihi olayı açıklığa kavuşturmak istiyoruz. Bundan ibaret değil. Bu tarihi olay üzerine bir taraftan Türk milleti rencide edilmiştir, Türkiye’nin tarihine haksız bir leke sürülmek istenmiştir. Bir taraftan da bu asılsız yalanlarla, propagandalarla çok sayıda Ermeni genci terörist olarak yetiştirilmiştir ve bunun sonucunda biz bazıları büyükelçi olmak üzere 40 diplomatımızı kaybettik. Bazıları Fransa’da öldürüldü. Ben hatırlıyorum, öldürüldükleri gün Paris’te Fransız televizyonları Ermenilere hak veren yayınlar yapıyorlardı. Fransız basını Ermenilere hak veren yayınlar yapıyorlardı. Türkiye aleyhine yapılan bu gibi yayınların, bu gibi propagandaların verdiği zararın sınırı yok. O bakımdan şimdi bizim bu meseleyi bir bütünlük içinde görmemiz lazım. Sadece geçmişte olan olayların bir propaganda ürünü olarak dünyaya yansıtıldığını söylemek yetmez. Ondan sonra Türkiye’ye yönelik terör saldırılarının gerçek boyutunu anlatmak lazım ve Türkiye’den özür dilenmesini sağlamak lazım. Türk milletinden özür dilenmelidir. Biz şehitlerimize karşı gerçekten büyük bir sorumluluk içindeyiz. Biz o meseleyi geçmiş, unutulmuş bir tarih sayfası olarak bir tarafa bırakamayız. Bize haksızlık yapılmıştır, şehitlerimiz gerçekten savaş propagandalarına kurban edilmiştir. Bir şeye dikkatinizi çekerim, bütün bu saldırılar ne zaman olmuştur? Asala saldırıları 1975’te başlıyor. 73’te bir tane aklı başında olmayan yaşlı bir Ermeni’nin Los Angeles Başkonsolosumuzu ve yardımcısını öldürmesi olayı bir tarafa, bütün bu saldırılar 75’ten sonra başlıyor. Ne zaman başlıyor? Kıbrıs harekatından sonra. Devletimizin elinde, Kıbrıs Rumları, Ermeni militanları ve Kürt teröristlerin arasındaki yakın işbirliğini ortaya koyan belgeler vardır. Şimdi bunları açıklamanın zamanıdır. Araştırıcılarımız, tarihçilerimiz bunun üzerine eğilmelidirler. Bu konuda bir iki yayın var ama yeterli değil. Nasıl işbirliği yaptılar? Güney Kıbrıs’taki Melkoryan enstitüsünün bu işte bir rolü var mıydı? Küba’dan Güney Kıbrıs’a terörist uzmanları getirildi mi? Atina’daki Kürt, Rum ve Ermeni işbirliğiyle oluşturulan Küçük Asya Halkları Kurtuluş Derneği ne amaçla kurulmuştu, ne yapıyordu? Niçin bu derneğin duvarlarında şehit edilen Türk diplomatlarının resimleri vardı? Bunları artık halkımıza açıklamanın zamanı gelmiştir. Türkiye bütün bu konularda Sayın Yalçıntaş’ın dediği gibi biraz fazla efendice davranmıştır. Biz bu haksızlıkları sineye çekemeyiz. Bunları açıklıkla ortaya koymalıyız. Bir şey daha söyleyeyim. Önüne gelen Türkiye’yi suçluyor. Türkiye’yi gaddarlıkla, jenositle, katliamla suçluyorlar. Peki aynı dönemde dünyanın başka yerlerinde neler oluyordu acaba? Bizi suçlayan ülkeler Cezayir’de kaç kişinin ölümünden sorumludur? 1 milyon Cezayirli öldü. Bunlar eceliyle mi öldü? Kendi kendine mi öldüler? Orada ne kadar sivil insan katledildi, ne kadar insan işkence sonucunda öldü? Bunların kitapları var. Kimse bir şey söylemiyor. Bize yönelik saldırılarda, bize karşı haksız suçlamalarda bulunanlara karşı bunları hatırlatmıyoruz. Bu da bir eksikliğimiz. Sadece Madagaskar’da 1947 yılında ölenlerin sayısı 100 bin. Bunlar sömürge toprakları. Daha Hindistan’da ölenleri söylemiyoruz. Güney Afrika’da öldürülenleri söylemiyoruz. Milyonlarca insan hayatını kaybetti ve bunların ölümünden bugün medeni dünya adı altında başka ülkelere nasihatte bulunan, insan hakları dersi veren ülkeler var. İkinci Dünya Savaşında Amerikalıların Japonları tehcir etmesini unuttunuz mu? Rusların Kırım tatarlarını tehcir ettiğini unuttunuz mu? 100 binlerce Tatar Kırımdan Sibirya’ya sürüldü. Kaçı öldü, kaçı hayatta kaldı? Volga Almanları, Rusya’da yaşayan yüz binlerce Alman asıllı Rus vatandaşı tehcir edildi. Kaçı hayatta kaldı? Bütün bunlar unutuluyor. Onun için yani bu konuları çok dikkatli değerlendirmek lazım. Türkiye’yi böyle boy hedefi yapanlar bir yerde kendilerini temize çıkartmak istiyorlar. Şimdi şunu hatırlayalım. Ermeni soykırımı diyorsunuz. Ne demek soykırım? 1948 tarihli BM Soykırım Suçunu Önleme Sözleşmesine göre bir ırkı, bir etnik grubu, bir dini grubu tamamen ortadan kaldırmaya yönelik hareket. Şimdi bunların iddia ettikleri dönemde 1915’te, 1916’da Türkiye’de bürokrasinin %30’u Ermeni asıllı. İstanbul’da Ermeni tüccarlar serbestçe faaliyet gösteriyor. Türk ordusunda Ermeni birlikleri var. Ermeni sağlık birlikleri var. Büyükelçiler var, devlet adamları var, parlamenterler var. 1876’dan itibaren Osmanlı Mebusan meclisinde pek çor Ermeni milletvekili var. 1908’de ikinci meşrutiyetten sonra kurulan mecliste var. Bunları kimse dikkate almıyor.

Şimdi burada yani esas itibariyle bizim üzerinde durmamız gereken nokta şudur: biz TBMM üyeleri olarak Türkiye’yi, halkımızı, milletimizi, tarihimizi böyle propagandalara kanarak bazı insanların kötülemesine izin vermemeliyiz. Dünya kamuoyunda Türkiye’nin böyle insanlık dışı geleneği olan bir ülke gibi takdim edilmesine izin vermemeliyiz. Onun için şimdi konuşma sırası bizdedir. Dinleme sırası onlardadır. Fransız Parlamentosu başkanı Debre geldiğinde…

Sunucu- Onu da soracaktım hazır yeri gelmişken o konuya da girelim. Debre’yle ne konuştunuz efendim?

Onur ÖYMEN- Geldi Meclis Avrupa Birliği Uyum Komisyonunda bize bu konuyu açtı. Bir tek bu konuyu konuştuk neredeyse. Türk ve Ermeni uzmanlar BM himayesinde, Avrupa konseyi himayesinde bir araya gelsin, bu konuları tartışsınlar diyor. Dedim ki yani siz şunu mu demek istiyorsunuz? Bu uzmanlar biraraya gelsin de soykırım oldu mu, olmadı mı; bunu tespit etsinler, bunu mu demek istiyorsunuz? Evet dedi, bunu demek istiyorum. Peki dedim o zaman bu tespit edilmeden Fransız Parlamentosunda Türkiye’yi suçlayan bir kararı niye çıkarttınız. Hiçbir şey diyemedi.

Şimdi bunlara karşı bizim gerçekten biraz ses çıkartmamız lazım. Uzun yıllar çok alttan aldık. Şimdi artık konuşma sırası bizdedir. Demin söylediğim gibi çok sayıda insanımızı kurban ettik bu işe. Yalnız 90 yıl önce değil. Daha çok yakın geçmişte 20 yıl önce, 15 yıl önce çok sayıda değerli insanımızı bu yalan propagandaların sonucunda, teröristlere kurban verdik. O bakımdan artık Türkiye bütün bu konularda aktif bir şekilde ortaya çıkmalıdır ve resmen Türkiye’den özür dilenmesini istemelidir.

Bakın şimdi biz uzmanlar toplansın diyoruz. Size bir bilgi vereyim, ilginizi çekecektir. Tahmin ediyorum bu bizim basına yansımadı. Ben bazı profesörlerden duydum. Bir profesör grubu Türkiye’den Ermenistan’a gitmek istemiş. Bu konuda araştırma yapacaklar. Ermenilerle de yazışmışlar. Gidecekler, konuşacaklar, tartışacaklar. Amerikan büyükelçiliği bunlara telefon etmiş. Sakın gitmeyin diyor. Can güvenliğinizi teminat altına alamazlarmış. Türkiye’deki Amerikan büyükelçiliği bizim bilim adamlarına Ermenistan’a gitmeyin diyor. Can güvenliğinizi teminat altına alamazlar diyor. Biz bu bilgilerin doğru olmadığını temenni ederiz. Ama bize bunu söyleyen insanlar çok ciddi insanlardır. Bilim adamlarımız seyahate hazır, biletlerini bile almışlar. Son dakikada iptal etmişler. Ermeni Dışişleri bakanı kalkıyor demeç veriyor. Diyor ki, biz bilim adamlarının biraraya gelmesini istemiyoruz. Bilimsel araştırmaya açık değiliz diyor. Bu bir siyasi konudur diyor. Ve Ermeni arşivlerini açmıyorlar. Biz Türk arşivlerini açtık. Ermenistan’da Erivan’da Ermeni arşivlerini açmıyorlar. Boston’daki Ermeni arşivlerini açmıyorlar. Yani gerçekten kaçıyorlar, bilimden kaçıyorlar, bilim adamlarından kaçıyorlar ve dünya kamuoyu onlara hak veriyor. AB’nin son komisyon raporunu açınız. Türkiye 1915-1916 yıllarında yaşanan trajedi dolayısıyla Ermenistan’la uzlaşmalıdır diyor. Bunun Türkçe’ye tercümesi soykırımı kabul edin demektir. Avrupa Parlamentosunun kendisi bir süre önce soykırım kararı aldı, biliyorsunuz. Bu son çıkan Eurling raporunda da buna atıfta bulunuyor. Ve bunu da Türkiye’nin kabul etmesi isteniyor. Bu Türkiye’ye karşı gerçekten büyük bir haksızlıktır ve Türkiye buna mutlaka tepki göstermelidir. İşte biz bu konuda iktidarıyla, muhalefetiyle, basınıyla, akademik çevreleriyle birlik içinde ortaya çıkmalıyız ve bu yalanı mutlaka dünyaya açıkça anlatmalıyız.

Sunucu- Çok teşekkür ediyorum Sayın Öymen.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.