Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

Kanal A – Gündem Programı, 17 Aralık Brüksel Zirvesine Doğru
ONUR ÖYMEN
KANAL A “GÜNDEM”
17 Aralık 2004
Sunucu- Değerli izleyiciler gündemimizde yine AB var. Sayılı günler kaldı 17 Aralık’a. Konuğumuz bu konuların uzmanı yıllarını diplomasiye vermiş bir isim. CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Onur Öymen. Efendim hoşgeldiniz.
Onur ÖYMEN- Hoşbulduk efendim.
Sunucu- Onur bey buraya Brüksel’den geldiniz değil mi?
Onur ÖYMEN- Evet dün akşam geldim.
Sunucu- Yeni geldiniz, oranın havasını bir alalım nasıl? Tablo sanki olumsuz bir hava doğdu son günlerde. Niye döndü onu soralım?
Onur ÖYMEN- Zaten hava çok olumlu değildi. Biz bunu uyarıyorduk, kamuoyuna bilgi veriyorduk. Baştan beri pek olumlu değildi. Pek fazla değişmiş bir şey yok. Biraz daha ağırlaştı doğrusunu isterseniz. Fakat komisyon raporunun çıktığından beri olumlu bir havadan bahsetmek mümkün değildi. Türkiye’de maalesef bazı çevreler hükümete iyilik yaptıklarını düşünerek bir zafer havası içinde verdiler. Ama bu hükümete yapılabilecek en büyük kötülüktü. Çünkü gerçekleri açıkladığınız takdirde hükümet mücadelesini daha başarıyla yapabilirdi. Maalesef hükümeti biraz herşeyin iyi gittiği yolunda etkileyenler oldu, etkilemeye çalışanlar oldu.
Son zamanlarda biraz daha ağırlaştığı doğrudur. Komisyon raporundan sonra dönem başkanı Hollanda’nın çıkarttığı birinci kağıdı gördük. Birinci kağıt komisyon raporundan biraz daha kötüydü. Şimdi bir iki gün önce ikinci kağıdı çıkardılar. O daha da kötü ikinci taslak. Bu arada Avrupa parlamentosundan bir karar çıkıyor. Dışişleri komisyonundan geçti. O bunlardan daha ağır bazı hükümler ifade ediyor. Bazı ifadelere yer veriyor.
Sunucu- Yöntem olarak siz diplomatik kuralları, işleri biliyorsunuz. Şöyle de deniyor yani işe iyimser tarafından baktığınız zaman. Bu bir mücadeledir ve olmaz gösterilir kimi zaman en olumsuz şeyler ortaya dökülür. Çünkü bir pazarlık süreci başlayacak. Önemli olan karardır. Yani 17 Aralık’ta çıkacak sonuçtur. Bunlar çok fazlada gösterge olmayabilir deniyor. Ne diyorsunuz?
Onur ÖYMEN- Gayet tabi ki son kararı beklemek lazım. Yalnız öyle anlaşılıyor ki aleyhimizdeki çevreler bu kararın bu elimizdeki metinlerden daha da olumsuz olması için bir çaba içindeler. O bakımdan yani karşımızda Türkiye’nin üyeliğini içine sindirememiş, benimsememiş, bu yolda irade oluşturmamış bazı ülkelerin, hükümetlerin olduğunu da görmemiz gerekiyor gerçekçi olarak. Yani onlar Türkiye’yi tam üyelik yoluna sokma amacını güden bir yazımı içlerine sindiremiyorlar, benimsemiyorlar. Onun için bunu boyuna ağırlaştırmak istiyorlar.
Yani bunun can alıcı tarafı şu; öyle hükümler koyuyorlar ki içine onu tam uygularsanız siz tam üye olamıyorsunuz. Mesela işçilerin serbest dolaşımı sürekli olarak kısıtlanırsa veya vatandaşların serbest dolaşımı sürekli olarak kısıtlanırsa AB üyeliğinizin bir anlamı kalmıyor. Çünkü insanların serbest dolaşımı AB’nin dört temel direğinden biridir.
Sunucu- En büyük beklentilerden değil mi ülkemiz insanının?
Onur ÖYMEN- Gayet tabi. Yani beklentiler bir yana hukuken bu hakkınız yoksa diğer adaylardan farklı bir statüdesiniz demektir. O da özel statüdür bir anlamda.
Sunucu- İmtiyaz ortaklığı …………
Onur ÖYMEN- Gayet tabi. Ama şimdi bunu ısrarla vurguluyorlar. Komisyon raporundan buyana geliyor. Daha ağırlaştırılıyor. Komisyon raporunun işlem bölümünde, işlem paragrafında yani konseye tavsiyelerine özetlediği iki sayfanın içinde bakıyoruz orada işçilerin serbest dolaşımı sürekli olarak kısıtlanabilir diye bir hüküm var. Halbuki şimdi birinci Hollanda’nın kağıdında bütün Türk vatandaşlarının hareket serbestisinin sürekli olarak kısıtlanabileceği söyleniyor. Şimdi çıkarttıkları ikinci kağıtta buna ilaveten tarım ve bölgesel fonlarla ilgili, bölgesel politikalarla ilgili hükümlerde de sürekli kısıtlamalar getirilebileceği, derogasyon dediğimiz AB mevzuatına sapmalar yapılabileceğine dair hükümler var. Yani giderek maalesef ağırlaşan bir tablo var karşımızda.
Sunucu- Kıbrıs özel bir paragraf. 17 Aralık’tan önce tanınsın şeklinde taleplerde oldu.
Onur ÖYMEN- O şekilde kaleme alınmış ki, sanki Türkiye tanıyacak bunu tanıdığı içinde teşekkürlerini bildiriyor. Yani Türkiye’nin aldığı karara diyor karardan çok memnuniyet duyduk diyor. 1963 Ankara anlaşmasını yeni üyelere de uygulamak, teşmil konusunda. Şimdi halbuki Türkiye’nin böyle bir kararı yok. Parantez içinde yazmışlar karar kelimesini sanki bu kararı 17 Aralık’a kadar Türkiye alacakmış gibi. Türkiye’nin böyle bir kararı yok. Fakat alacakmış gibi metne koymuşlar. Belli ki, 17 Aralık’tan önce bir baskı yaparak Kıbrıs’ı tanıma anlamına gelecek bir adım attırmak istiyorlar Türkiye’ye.
Sunucu- Hükümet onun cevabını verdi.
Onur ÖYMEN- Verdi, inşallah sonuna kadar dayanır. Biz hükümetin çok kararlı biz çizgi izlemesini bekliyoruz. Bunu yaparsa tabi arkasında muhalefeti de bulacaktır, meclisi de, halkı da bulacaktır. Bunu yapamazsa bu baskılara boyun eğerek bu temel konularda taviz verip masaya oturursa o zaman bunu hakla anlatamayacaktır. Bunun önemli olmadığını filan söylemek inandırıcı olmayacaktır.
Sunucu- Sayın Dışişleri bakanı da artık kabul ediyor. Can sıkıcı bir durum var ortada. Şimdi siz Brüksel’den yeni geldiniz. Orada şüphesiz temaslarınız oldu. İkili temaslar oldu. Şimdi siz dediniz ki, biz zaten daha önce söylemiştik. Yayına girmeden öncede söylediniz keşke haklı çıkmasaydık şeklinde. Ama şu var biz neyi esas alacağız. Burada Ferhogen’in sözleri daha kulaklardan silinmedi. İşte masanın üzerinde hiçbir şey kalmadı. Türkiye bütün yükümlülüklerini yerine getirdi. Kopenhag kriterleri temel şarttı. Türkiye bunları da tamamladı. O zaman apaçık bir kandırmaca yok mu AB tarafından?
Onur ÖYMEN- Gayet tabi ki bazı beyanların içinden bir iki cümle çekip alırsanız onu iyimser bir şekilde yorumlamanız mümkündür. Ama söylediğinin tam metne bakmak lazım. Şimdi Ferhogen buraya geldiğinde Türk basınını okursanız hiçbir koşul yok. Herşeyi yaptı, Türkiye yerine getirdi. Kıbrıs’ta bir şey istenmiyor. Gayet olumlu bir tablo çiziyor. Fakat aynı gün Ferhongen’in internatıonal …………………. gazetesine verdiği demeci okuyun orada bambaşka bir tablo var. Veya Almanya’ya gidiyor işte …………………………’a Frankfurt’ta …………………….’e demeç veriyor başka şeyler söylüyor. Ya o farklı farklı konuştu veya bizim basın onun sözlerinin içinden olumlu birkaç unsuru aldı çıkardı ve Türk halkına iyimser bir hava verildi.
Sunucu- Diplomatik bir lisan değil ama bir iki yüzlülük aslında gözüküyor değil mi?
Onur ÖYMEN- Açıkça söylemek gerekirse çifte standart AB’de bir kural haline geldi. Bunlara hazırlıklı olmak lazım. Şimdi bizim görüşümüz şu; eğer bu olumsuzlukları daha erken bir tarihte hükümet teşhis edebilseydi, bizim uyarılarımıza biraz kulak vermiş olmaydı ve tepkisini o zaman güçlü bir şekilde ortaya koysaydı belki metinler bu kadar ağırlaştırılmayacaktı. Çünkü bunlara Fransızlar deneme balonu derler. Böyle bir metni basına sızdırırsınız karşı tarafın ne tepki vereceğine bakarsınız. Karşı taraf tepki göstermiyorsa ha demek ki, bunu kabul edebilecek, bununla yaşayabilecek biraz daha ağırlaştıralım dersiniz.
Şimdi başkan Shark 1 Ekim’de bir konuşma yaptı ve konuşma bizim açımızdan en az bu raporlar kadar önemli. Belki daha da önemli. Çünkü orada diyor ki, biz diyor bir anayasa değişikliği yapacağız. Sırf Türkiye için ve Türkiye’den sonra üye olacaklar için Anayasa değişikliği yapacağız ve Türkiye’nin üyelik süreci bitip de üyelik anlaşması imzalandığında bunu Fransız halkının onayına sunacağız diyor referanduma. 32 senedir bunu hiçbir ülkeye yapmamışlar. En son İngiltere’ye yapmışlar o da işte Dogol’un İngiliz karşı politikalarını değiştirmek için …………………. halkın desteğine ihtiyaç duymuş. Özel bir durum. O günden bugüne 32 yıldır hiçbir genişleme sürecinde bunu yapmamışlar. Şimdi ilk defa bizim için yapacaklar. Niçin yapıyor bunu? Çünkü içerde baskıları var falan. Ama benim anlatmak istediğim şu; Bu açıklamayı yapmadan iki üç önce bunu basına sızdırdılar.
Sunucu- Tepkiye ölçmeye çalışıyor.
Onur ÖYMEN- Tepki ölçüyor. Şimdi sizden hiçbir tepki gelmedi. Türkiye’den hiçbir tepki gelmeyince o zaman dedi ki, ben bunu yapsam da Türklerin itirazı olmaz. Yaptı. Şimdi kendi bağladı. Öyle bir durum yaratıldı ki, şuanda Fransa Anayasasında bu değişikliği yaptıkları taktirde kendinden sonra gelecek Fransız Cumhurbaşkanlarını da bağlayacak.
Sunucu- Çünkü taviz vermiş gibi.
Onur ÖYMEN- Tabi yani Fransız Anayasasına göre bugün isterse hükümet Cumhurbaşkanı bir antlaşmanın onayını meclise sunabiliyor, isterse kamuoyuna sunabiliyor. Şimdi burada meclise sunma şansını kaldırıyor ortadan. Son derece sakıncalı. Ayrıca gene Fransa Cumhurbaşkanı Shark maalesef bir beyanda bulundu Berlin’de Sayın Başbakanımızla görüştükten sonra ve Alman başbakanıyla. Üç tane senaryo var diyor Türkiye’den. Bu üç senaryodan iki tanesi Türkiye’yi üyeliğe götürmüyor. Ya diyor görüşmeler bitmez, askıya alınır, sonuçsuz kalır. Veya diyor Türkiye’yle AB arasında tam üyeliğin dışında bir çözüm özel statü için bir anlaşmaya varılır diyor. Veya üçüncü şık tam üyelikle sonuçlanabilir ama diyor o zamanda biz Fransız halkının onayına başvururuz diyor. Yani üç şıktan ikisi sizi üyeliğe hiç götürmüyor. Üçüncüsü ise pamuk ipliğine bağlı.
Sunucu- İzin vermeyiz gibi bir sonuç çıkıyor.
Onur ÖYMEN- Yani halkın onayına sunarız. Halk onaylarsa üye olur diyor. Şimdi bunları birarada düşünmek lazım. Çok serin kanlılıkla değerlendirmek lazım. Başta da söylediğim gibi böyle aşırı iyimser bir hava yaratmak hükümete zarar veriyor. Yani biz hükümetin burada başarılı olmasını istiyoruz. Çünkü hükümetin başarısı Türkiye’nin başarısı. Bunu biz bir milli dava olarak görüyoruz Türkiye’nin üyeliğini. O bakımdan ümit ediyoruz ki, hükümette bizim bu konudaki uyarılarımızı, eleştirilerimizi bir iç politika düşüncesinin ürünü olarak anlamıyordur. Türkiye’nin iyiliği için, Türkiye’nin gelecek kuşaklarının olumlu bir ortamda yaşamaları için iyi niyetle yapılmış bir çaba olarak görüyordur. Biz bunu bir milli dava gibi görüyoruz.
Sunucu- Şu soruyla isterseniz birleştirelim. Yine hükümetin Türkiye’nin reflekslerine ilişkin şimdi deneme balonları diyoruz Fransızların tabiri yani basına sızdırılıyor, elini göstermiyor kumarbaz tabiriyle ve karşı ülkenin refleksini, tepkisini ölçüyor. Türkiye’den şuan hep olumsuz açıklamalar geldi. Yani kabullenilmeyeceği özellikle imtiyazı, özel statüyü söylendi. Bu tepkiler yumuşatır mı biraz karşı tarafı?
Onur ÖYMEN- Şimdi şöyle ilk başlangıçta maalesef Sayın Başbakan rapor açıklandıktan bir iki saat sonra bunun olumlu ve dengeli bir rapor olduğunu söyledi. Yani bunu inceleme fırsatı bulmuş muydu emin değilim. O kadar kısa zamanda 250 sayfayı nasıl okuyacaksınız da nasıl tepki oluşturacaksınız, görüş oluşturacaksınız. Söylenmesi gereken şey, inceleyeceğiz, bakıcağız, tepkimizi daha sonra söyleyeceğiz idi. Öyle dese daha doğru olurdu bence.
Şimdi olumlu ve dengelidir dediğiniz andan itibaren artık zaten o metni kabul etmişsiniz demektir. Şimdi o zaman düşünürler bundan daha fazla ne koyabiliriz bunun üzerine. Belki onu da kabul ederler. Yani diplomaside derler ki, karşı tarafın cebindeki son kuruşu almaktır marifet. Şimdi bizim cebimizde kaç kuruş varsa sonuna kadar almak için çalışırlar. Zaten diplomasi böyle işliyor. Herkese karşı tarafa en çok neyi kabul ettirebilir buna bakıyor. Hele çok taraflı diplomaside bu çok daha belirgin olarak oynanan bir oyundur. Ondan sonra Sayın Dışişleri bakanı meclise geldi plan bütçe komisyonunda dışişleri bütçesi görüşülürken biz bütün bu mahsurları anlattık. Bütün planda yer alan sakıncaları. Dicle Fırat üzerindeki barajları uluslararası yönetime sokuyor mesela. Ondan sonra Ermenistan sınırını açın diyor. Ermenilerle geçmiş, trajik olaylar üzerinde sözde onların soykırım dediği uzlaşmaya varın diyor. Kıbrıs’ı tanıyın anlamına gelen laflar var. Bunları söyledik. Sayın Bakan bunları çok yumuşak karşıladı. Canım sonuna kadar belli olmaz, işte bunlar hep söylenirde sonunda iyi bir metin çıkar. İşte tabi biz üye olunca onların hakkı yok mu bizim barajlarımızı denetlemeye gibi yani bu raporu savunan bize karşı raporu savunuyor. Yapması gereken tam bunun tersi. Yani bu rapordaki eksikleri ön plana çıkaracaksınız, çok kuvvetli tepki koyacaksınız. Bunları katiyen kabul edemeyiz, biz halka kabul ettiremeyiz. Ucu açık müzakere ne demek, bizi üyeliğe götürmez demek biz 40 yıldır tam üyelik için çalışıyoruz. Bu mücadeleyi vereceksiniz. Biz bunun için hükümete yardımcı oluyoruz, yol gösteriyoruz, uyarıyoruz. Ama tam tersini yaptılar. Açıkçasını söyleyelim basının büyük bir kısmı çok kötü bir sınav verdi. Manşete çektiler zafer kazandık diye komisyon raporundan sonra. Yani böyle bir zafer olabilir mi? Sizin üyeliğinizi tehlikeye düşürecek, şüpheye düşürecek bir metin geliyor önünüze ve içinde yenilir, yutulur olmayan laflar var demin söylediğimiz gibi. Bunu zafer olarak halka anlatıyorsunuz. Yani üç gün hükümeti halk desteklesin diye. Dördüncü gün hükümet ne cevap verecek halka, nasıl izah edecek böyle olumsuz bir sonuç çıkarsa.
Şimdi elimizde kağıt bu. Şimdi bu kağıt çıkarsa inşallah çıkmaz.
Sunucu- Bunlar taslak ama ateş olmayan yerden dumanda çıkmaz. Bir göstergedir nihayetinde.
Onur ÖYMEN- Şimdi bu taslak bugün delegeler komitesinde görüşüldü Koreper’de ne sonuç çıktı onu akşam veya yarın sabah öğreneceğiz. Fakat bu çerçevede bir karara doğru gidiyor AB. Biz bunu görüyoruz. Yani bir kelime eksik çıkar, bir kelime fazla çıkar. Şimdi bu kağıda bakarak bundan iki kelime çıkarıldı diye kimse gene zafer şarkıları söylemesin. Çok başarılı olduk, efendim bakın ne kadar kötüydü şimdi daha iyi kimse demesin bunu. Çünkü işin özü mutlaka kalacak öyle anlaşılıyor. Özü de şu; ucu açık müzakere diyor size. Ucu açık müzakere demek sizi üyeliğe götürmeyebilecek müzakere demek. Serbest dolaşım hakkınız sürekli olarak kısıtlayabilecek bir ifade var burada. Bunun kalması muhtemel. Yunanistan’la ilişkilerde efendim işte ihtilaflı konuları adalet divanına götürün diyor. Bizim hiç kabul etmediğimiz bir şey bu. En azından bu hükümete kadar kabul etmediğimiz. Bundan önceki hükümetlerin şimdiye kadar hiç kabul etmediği birşeydir. Çünkü Ege’deki ulusal çıkarlarımızı bir uluslararası mahkemenin insafına terk ediyorsunuz ve Cumhuriyet tarihinizde uluslararası mahkemelerden bizim başarıyla çıktığımız benim hatırladığım bir tek olay var. …………………… davası. O kadar bizim için olağanüstü olmuş ki, bu o zamanki adalet bakanı Mahmut Esat bey Bozkurt soyadını o yüzden almış. Bozkurt gemisi davasından. Yani bunun dışında yok Musul’u biz Adalet Divanı yüzünden kaybettik. Milletler cemiyetinin tavrını ……………… etkisiyle adalet divanı benimseyince biz Musul’u kaybettik. Irak sınırımızı bu haliyle çizmemizin en büyük etkeni budur.
Şimdi buna benzer geçmişte bizim çok sıkıntımız oldu. Başka ülkelerinde oldu. Onun için uluslararası hukukçular bize daima demişlerdir ki, yabancı hukukçular bizim hesabımıza çalışan aman demişler ne yapın yapın en haklı olduğunuza inandığınız bir davada bile adalet divanına gitmeyin sonucu sizi çok şaşırtabilir.
Şimdi bunu koydular en son metne. Yani ikinci taslakta bu var. Adalet divanına götürme lafı var. İşkence lafı var. İşkence lafı hiçbir metinde yoktu. Daha doğrusu birinci taslakta yoktu ve hiçbir ülke için kullanılmamış bir laf. Efendim işkence yapmayacağını Türkiye’nin yapmadığını denetlesin komisyon gibi ifadeler. Yani bunları alt alta yazdığınız zaman çok sıkıntı verici bir görünüm var.
Sunucu- Talihsizliğimiz Felluce’de olaylar yaşanırken oranın faili ABD Güneydoğuya gözlemci gönderebiliyor. Yani heyet büyükelçiden gidip görebiliyor. Şimdi birkaç konu daha var ama bunu AB ilişkileri şunu da bağlayalım. Sizin bu veriler ışığında beklentiniz bir tahmin ve nasıl bir tarih ve şart olur mu? İkincisi bizim için iyimser ve kötümser senaryo nedir burada?
Onur ÖYMEN- Şimdi burada bizim çok dikkat etmemiz gereken şey şudur; bir kere metni doğru dürüst okumak lazım. Çok ciddi bir şekilde okumak lazım. Mesela bu metnin içinde Avrupa parlamentosunun kararını da sokuyor onu kaydetmiştir diyor. Şimdi diplomaside içeriğini benimsemediğiniz bir metni kaydetmezsiniz. Kaydetmek demek içeriğini benimsemek demek. Onun içinde ne diyor yani şu günkü dışişleri komisyonundan çıkmış haliyle. Mesela Kürt güçleri diyor. Bizi rahatsız edecek bir şekilde Kürt siyasi partileri diyor. Ondan sonra buna benzer böyle Ermenistan’la ilgili mesela sınırı açmanın ötesinde işte uzlaşmaya varın diyor. Gene Dicle, Fırat üzerindeki barajlarla ilgili bir takım bizi rahatsız edecek ifadeler yer alıyor. Yani üst üste koyduğunuz zaman bu metinleri ortaya rahatsızlık verici bir tablo çıkıyor. Ne yapılabilir? Şimdi efendim zaman çok azaldı, hiçbir şey yapılamaz diye düşünenler olabilir. Bence gene de yapılacak bir şeyler var. Mesela mesele meclise götürülecek. Biz önerdik, bir genel görüşme Salı günü.
Şimdi mecliste Salı günü eğer iktidarla muhalefet tek bir metin üzerinde anlaşabilirse bir ortak açıklama üzerinde hükümet diyebilir ki, meclisin bana verdiği talimat budur. Ben bunun dışına çıkamam. Mecliste hepimizin aklında olan şeyleri o kağıda yazabilir. Yani tam üyelikten başka seçenek kabul etmeyiz, diğer adaylardan farklı muamele kabul etmeyiz. İşte Kıbrıs’ın çözüm olmadan tanınması sözkonusu değildir gibi dört beş maddelik bir karar çıkarır, hükümette derki ben ancak bu karar çerçevesinde masaya otururum. Bunu dışında oturamam. Yani Türkiye’yi tam üyeliğe götürmeyecek, bizi ikinci sınıf bir devlet haline getirecek bir metinle ben masaya oturamam. Niçin? Çünkü yarın, öbür gün önümüze hep bu kağıdı çıkaracaklar. Oradaki karar metnini çıkaracaklar. Diyecekler ki, siz masaya ilk oturduğunuz gün bunu biliyordunuz. Bile bile oturdunuz. Şimdi size getirdiğimiz bu kısıtlamalara itiraz edemezsiniz diyecekler.
Sunucu- Şimdi efendim diplomatik açıdan masaya oturmam derse NES’in verdiği yetkiyle ve o çerçeveyle giden bir hükümet karşı taraf kabul etmezse ne olacak?
Onur ÖYMEN- Karşı taraf kabul etmezse ne olacak? Lüksenburg zirvesinde olan olacak.
Sunucu- 97’de olduğu gibimi olacak?
Onur ÖYMEN- Tabi yani birkaç ay gecikir. Bundan sonraki üç ay sonraki, 6 ay sonraki bir AB zirvesinde bakarlar ki Türkiye bir noktada çok kararlı duruyor ve Türkiye’yi de feda etmeyi kolay kolay göze alamazlar. Onu da bizim bilmemiz lazım. Yani Türkiye’nin başka bir ufka yönelmesi Avrupa’nın en son isteyeceği şeydir. Onun için zaten komisyonun metninde var. Tam üyelik olmasa bile diyor sıkı sıkıya demirlenmelidir Türkiye Avrupa’ya bu tabirle. Yani bir geminin demir atması gibi Avrupa’ya demir atmalıdır, bize bağımlı olmalıdır diyor.
Sunucu- Yani ne oldurma, ne öldürme.
Onur ÖYMEN- Yani hiçbir şey vermesen bile tam üyelik olarak gene de Türkiye bana bağımlı kalsın.
Sunucu- Sizin öneriniz bumu bu noktada? Yani bir çerçeve çizelim kırmızı çizgilerle gidelim, kabul edilmeyecekse baştan masaya oturmayalım 97 sürecini, Helsinki’de olduğu gibi.
Onur ÖYMEN- Yani masaya otururken en azından tam üyelik için oturduğumuzu çok açık bir şekilde belirtelim diyoruz. Yani tam üyeliğin dışındaki seçeneklere kapalı olduğumuzu söyleyelim. Zaten başbakanda bunu söylüyor son günlerde ama bunu bir meclis kararıyla bağlamak hükümetinde dışarıya karşı bakın meclisimiz bize böyle bir talimat verdi, meclisin kararı budur, bizde en yüksek makam meclistir. O bakımdan bu kararın dışına çıkamam demek. Biz bunu yaptık daha önce başka konularda. Onun için burada da yapabiliriz.
Sunucu- Böyle bir seçenek mevcut. Bu bizim elimizi zayıflatmaz diyorsunuz değil mi?
Onur ÖYMEN- Tam tersine kuvvetlendirir. En kötü ihtimalle diyecekler ki; evet şimdilik anlaşamadık bir daha toplantıya karar veririz. Ama o zaman bir daha toplantıya gittikleri zaman bilirler ki, Türkiye bu noktadan geriye gidemeyecek. O zaman şu karara varacaklar. Biz Türkiye’yi feda edebilir miyiz, edemez miyiz? Yani bizce Türkiye feda edilecek bir ülke değildir. Ama bu çizgide durursanız, sağlam durursanız.
Sunucu- Peki bundan ekonomimiz, iç siyaset, Türkiye’nin dengeleri olumsuz etkilenir mi?
Onur ÖYMEN- Ben size açık söyleyeyim Türkiye’de hükümet böyle kararlı bir tutum izlerse biz bunu hiçbir şekilde iç politikada istismar etmeyiz. İç politika malzemesi yapmayız. Sırf kararlı durdu diye hükümeti suçlamayız. Tam tersine hükümetin doğru yaptığını söyleriz. Bugünden size bunu söylüyorum.
Sunucu- Üzerine basarak bir daha ben sorayım, cevabını alayım. Yani tam üyeliğe götürmeyecek seçeneklere şimdiden kapıyı kapatalım diyorsunuz?
Onur ÖYMEN- Kapıyı kapatacaksınız başka çaresi yoktur.
Sunucu- Bizde destek oluruz hükümete.
Onur ÖYMEN- Biz 40 yıldan beri bunun için çalışıyoruz ve hiçbir AB belgesinde bugüne kadar Türkiye’ye tam üyeliğin altında bir statü verileceği yazılmamıştır. Hiçbir diğer aday ülke içinde yazılmamıştır. Bunu ilk defa Alman Hıristiyan demokratları icat ettiler. Ondan sonra Fransızlarda benimsedi, Avusturyalılarda benimsedi. Şimdi başımıza böyle bir model çıkarıyorlar. Bu modelin peşinden gittiğiniz zaman hiçbir zaman bir deha sizi tam üye yapmazlar. Yani tam üyeliğin altındaki bir seçeneği Türkiye’nin kabul edebileceğini siz ortaya koyarsanız veya böyle bir kağıtla oturursanız masaya bir daha sizi ilerde hiç kimse tam üye yapmaz. Hatta bugün destekleyenler bile destekleme şevkini kaybederler.
Sunucu- Taviz koparılan bir ülke gibi görülebilir. Peki bir özel şart sunulmadan verilecek tarih nedir? Yani iyimser, Türkiye’nin lehine olabilecek mesela 2005 Ekim çok ileri bir tarih mi olur?
Onur ÖYMEN- İleri bir tarih olur şunun için. Şimdi bizim istediğimiz şuanda AB’nin kendi daha önce aldığı kararlarını uygulaması. Başka hiçbir şey istemiyoruz. Bir ilave lütuf istemiyoruz. Bir taviz istemiyoruz, bir bağış istemiyoruz. Nedir daha önceki aldıkları karar? Diyorlar ki, 2002 Kopenhag zirvesinde, eğer diyorlar 2004 yılının Aralık’ına kadar AB komisyonu tam üyelik için müzakerelerin başlamasını tavsiye ederse zirve gecikmeden bu müzakerelerin başlamasına karar verecektir 2004 yılının Aralık ayında. Şimdi kararı bu. Biz diyoruz ki bunu uygulayın başka hiçbir şey istemiyoruz. Komisyon üyelik müzakerelerinin başlamasını önerdi mi? Önerdi. Buna atıfta bulunun. 2002 zirve kararınıza atıfta bulunun başka hiçbir şey söylemeyin. Yani diğer ayrıntılara hiç girmeyin. Bunu kabul etseniz bizim için yeter. Nedir gecikmede müzakere? İki aydır, üç aydır, dört aydır, bilemediniz beş aydır. Ekim’de bir tarih verirseniz daha geç bir tarih verirseniz şöyle bir mahsuru var. Eğer bu tarih müzakerelerin değil de tarama sürecinin başlayacağı bir tarih olursa ki, öyle olacağını bize ifade ettiler, metinlerde de var o. Önce bir tarama süreci. Bu en az 8 ay sürecek. Bu demektir ki, gerçek müzakereler 2006 yılının ortalarında Haziran’ında filan başlayacak. Şimdi o takdirde Alman seçimlerinin kampanya dönemine giriyorsunuz. Çünkü 2006 yılının Ekiminde Almanya’da seçimler var ve Fransız iç politikasından çıkarıp Türkiye’yi Alman iç politikasına sokacaksınız. Almanya’nın bugün kamuoyu yoklamalarında birinci parti gözüken Hıristiyan demokratları kesinlikle Türkiye’nin üyeliğine karşılar. Şimdi o zaman Alman seçimlerinde bu büyük bir tartışma konusu olacak. Bunlar es kaza seçimi kazanacak olurlarsa o zaman bizim üyeliğimiz büsbütün tehlikeye düşecek.
Sunucu- Bu ……………. krizine ilişkin sizin görüşlerinizi ben öğrenmek istiyorum. Yani Patriğin ……………. olması Türkiye’ye ne kazandırır, ne kaybettirir, siyasi bir olay mıdır sizce, dini bir kavram mıdır?
Onur ÖYMEN- Bu tartışmaları biz 80 yıl önce yapmışız. Yani 80 yıldan beri izlediğimiz istikrarlı bir şekilde Atatürk döneminden başlayarak bugüne kadar izlediğimiz politikaları kolay kolay değiştirmemek lazım. Yani biz tutucu olduğumuz için bunu söylemiyoruz. Ama devlet yönetiminde bir istikrar olur. Biz niçin istemiyoruz. Çünkü istememişiz o zaman. Çünkü Patrikhane geçmişte siyaseten Türkiye’yi çok sıkıntıya düşürecek işler yapmış. Onun için Atatürk Patrikhanenin Türkiye’den çıkarılmasını istemiş. İsmet Paşa Lozan’da bunun mücadelesini vermiş. Fakat bu başarılı olamamış o devirde. Çünkü İngilizler bir uzlaşma formülü ileri sürmüşler. Lord Kürzon buna göre Patrikhaneye İstanbul’daki Rumların milli kilisesi olarak hiçbir siyasete karışmamak, hiçbir dünya meselesine karışmamak kaydıyla Türkiye’de kalmış. Bunu biz kabul etmişiz ve 80 yıldan beri hiçbir zaman Patriğin ekümelik yani evrensel bir kilise olduğunu kabul etmemişiz. Yani bir cins papalık yapmak istiyorlar patriği. Devlet içinde devlet yapmak istiyorlar. Dünyadaki bütün Ortodoksların başı olmasını istiyorlar. Şimdi biz ki, Müslümanların halifesini yurtdışına çıkartmışız, halifeliği kaldırmışız. Kendi dinimizin dünyadaki evrensel liderliğinden biz vazgeçmişiz. Ortodoksların evrensel liderliği patriğin elinde olacak. Kaldı ki, şunu da söyleyeyim. Bir çok kilise buna itiraz ediyor. Bize örneklerini gönderdiler. Bulgar kilisesinin patrik aleyhine açtığı dava var İstanbul’da. Bizi ekümelik sıfatınızla egemenlik altına alamazsınız diyorlar. Birde iç mücadele var. Yani niçin biz bunların içine girelim. Üstelik bırakın ekümelikliği.
Sunucu- Şöyle bakanlarda efendim bu dini bir kavramdır. Zaten bizim isterse kendilerini ne ilan ederse etsinler siyasal bir sorun çıkmaz şeklinde iyimser bakanlarda var.
Onur ÖYMEN- Papalık dini bir müessese ama devlet içinde devlet gibi her siyasi konuda görüş beyan ediyor. Hem İtalya’yı etkiliyor, hem dünyayı etkiliyor. Birçok siyasi konuda tavır alıyor. O bakımdan yani bunlara karşı çok dikkatli, çok hassas olmak lazım. Üstelik birde mütekabiliyet denen bir kural var. Yani siz antlaşmaları uygun olarak halkın seçtiği Batı Trakya’daki müftülerin görev yapmasına izin vermeyeceksiniz. Bunları hapse atacaksınız, mahkum edeceksiniz. Sırf halk tarafından seçildiler ve görev yapmak istiyorlar diye ki bu anlaşmalara uygun. Bunu ihlal edeceksiniz ve bunları tanımayacaksınız. Ama diyeceksiniz ki, benim dini liderimi hem Rumlar seçecek ki ona izin veriyoruz. Hem de bu bütün evrensel bir sıfat taşıyacak. Devlet içinde devlet olacak. Yani bunun Atatürk’ün kabul etmediği, İsmet Paşanın kabul etmediği 80 yıldan beri iş başına gelen hiçbir hükümetin kabul etmediği bir şeyi biz kabul edeceğiz. Niye? Çünkü baskı altındayız. Başka bir izahı var mı?
Sunucu- Onu da kabul etmiyor Türkiye’nin ……….
Onur ÖYMEN- Gayet tabi etmeyeceksiniz. Heybeli ada efendim Ruhban okulunu açın. Niçin şimdiye kadarki hükümetler açmamışlar yıllardan beri. Bunu düşünmek lazım. Bunu açtığınız zaman birisi gelip de size bir Müslüman dini yüksek okul açma talebinde bulunduğu zaman nasıl reddedeceksiniz? Anayasamızın eşitlik ilkesine göre. Oysa bizim anayasal sistemimize, eğitim sistemimize göre dini özel yüksek okullar açılamaz. Sizden bunu istiyor. Ona vereceksiniz kendi vatandaşınıza vermeyeceksiniz bu olur mu diyecekler. O zaman dini vakıflarda çıksın, onlarda dini üniversite kursun. Özel ilahiyat fakülteleri kursun ne var bunda? İşte böyle diye diye laikliği törpüleyeceksiniz ve eğitim birliği sisteminizi bozacaksınız. Anayasanın kurduğu dengeleri bozacaksınız. Yani bu çok basit bir iş gibi gözüküyor ekümeniklik ama çok derin bir şey.
Sunucu- Değişik sorunları beraberinde getirebilir diyorsunuz.
Onur ÖYMEN- Bütün Türkiye’deki diplomatik misyonların, büyükelçiliklerin devletin kurallarına, kanunlarına saygı göstermesi lazım. Patriğin kendisinin başta olmak üzere. Patrik bir Türk müessesinin başındadır. Bir din adamıdır, o sıfatıyla saygı gösteriyoruz.
Sunucu- Efendim teşekkür ediyoruz.
Onur ÖYMEN- Bir son bilgi daha vereyim yalnız kısaca. Şimdi bu arada bir konferans düzenlendi Brüksel’de. Şimdi orada yapılan bazı konuşmalar bizi çok rahatsız etti.
Sunucu- Umarım iyimser bilgidir bu.
Onur ÖYMEN- Keşke iyimser olsaydı. Şimdi orada Avrupa parlamentosunun başkanı kalkıyor Kürt asıllı vatandaşlarımızın ayrı devlet sahibi olmayı talep etme hakkına sahip olmaları gerektiğini söylüyor. Bir başkası kalkıyor karma parlamento komisyonu başkan yardımcısı bir milletvekili ki, Türkiye’nin üyeliğini de destekleyen birisi diyor ki, Erdoğan hükümeti diyor PKK’yla müzakere masasına otursun. Bizde diyor gerekirse AB olarak destek veririz. Şimdi bu insanlar karşımızda. O bakımdan yani halka gereğinden fazla iyimser bir hava yansıtırsak bence yanlış bir iş yapmış oluruz, görevimizi yapmamış oluruz. Çok zor bir sınavdan geçiyoruz. Ama bu zor sınavı biz başarıyla atlatacağımıza inanıyoruz. Demin söylediğim gibi kararlı bir tutum izlersek nerede duracağımızı bilirsek kırımızı çizgilerimizi silinmemek kaydıyla Irak’ta yaptığımız gibi bunların silinmesine izin vermeden kırmızı çizgilerimizi koyarak işte tam üyeliktir bizim hedefimiz. Bunun için her şeyi yapmaya hazırız. Avrupa hukukunu sonuna kadar uygulamaya hazırız. Bütün Avrupa ülkelerinin uyguladıklarını bizde uygulamaya hazırız. Ama bize ayrımcılık yapamazsınız, farklı muamele yapamazsınız, çifte standart yapamazsınız. Türkiye bunu derse bugün değilse yarın mutlaka oyunu kazanır. Diyemezse eğer gerçekten çok hazin bir durumla karşı karşıya kalırız.
Sunucu- Efendim çok teşekkürler.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.