TV8 – Eurlings Raporu Hakkında Mülakat

ONUR ÖYMEN
TV8
26 Ekim 2004

Sunucu- Bu toplantı yapılırken AB parlamentosu da Hollandalı Hıristiyan demokrat Eurlings’in hazırladığı 37 maddelik Türkiye raporunu görüşmeye başlayacak. Hem Berlin buluşmasını, hem de Eurlings raporunu değerlendirmek üzere CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen Başkent Sohbetlerinde konuğumuz. Sayın Öymen hoş geldiniz.

Onur ÖYMEN- Hoş bulduk efendim.

Sunucu- İsterseniz hemen Berlin zirvesiyle başlayalım. Siz daha Fransa’dan yeni geldiniz. Fransa’da temaslarda bulundunuz. Fransızların Türkiye’nin üyeliğine ilişkin yaklaşımlarını yerinde izlediniz. Şimdi bu ziyarette bir kere bir 36 Airbus uçağının imzası atılacak. Diğer taraftan belki nükleer santral işi tekrar gündeme getirilecek. Schröder açısından da leopar tanklarıyla ilgili belki bir olumlu ilerleme Schröder açısından olumlu bir ilerleme daha sözkonusu edilebilecek ve bir ikna turu bu. Nasıl ikna olacak mı Chirac? İkna olmayacaksa şayet, olamayacaksa bunun nedenlerini siz ne olarak gözlemlediniz?

Onur ÖYMEN- Şimdi önce şunu söyleyeyim. Türkiye’nin üyeliği konusuyla bu Airbus uçaklarının satın alınması, leopar tanklarının satın alınmasının üst üste gelmesi, aynı tarihte aynı gün bu konuların görüşülecek olması bir talihsizlik. Yani sanki Türkiye hak etmediği bir müzakere tarihini almak için bir rüşvet veren ülke durumuna düşürüldü. Bu büyük bir talihsizliktir. Karşımızdaki ülkeler içinde bir haksızlıktır. Onlarda sanki rüşvet karşılığında Türkiye’nin üyeliğini destekleyeceklermiş gibi veya müzakerelerin başlamasını destekleyeceklermiş gibi bir izlenim yaratıldı basında. Bu çok hatalıdır, çok yanlıştır. Gayet tabi ki, Türkiye AB’ye üye olduktan sonra veya üyelik sürecine girdikten sonra AB’yle ekonomik ilişkilerimiz gelişecek. Tabi ki, pek çok projeyi onlara vereceğiz geçmişte de yaptık bunu. Ama bunun bir usulü, yordamı var. Yani şu yapılan iş bence doğru bir iş değildir. Türkiye’yi de küçültüyor ayrıca.

Fransa’nın tutumuna gelince de; Fransa Türkiye’nin üyeliği ile Fransız iç politikası iç içe girmiş vaziyettedir. Fransız kamuoyunun büyük bir bölümü yeni Avrupa Anayasasına karşı. Bazı önemli siyasi şahsiyetler buna karşı ve bu anayasaya karşı kampanya yapanlar aynı zamanda Türkiye’nin üyeliğini de bu amaçla değerlendiriyorlar ve Türkiye’nin üyeliğine de karşı vaziyet alıyorlar. Ve ilk defa bu kadar açık bir Türk aleyhtarlığı görüyoruz. Türkiye’nin üyeliğine karşı bu kadar açık bir tavır görüşüyoruz Fransa’da. Gündemin neredeyse birinci maddesi. Ben geçenlerde Fransa’da bir televizyon programına katıldım bu konuda. İnanılmayacak derecede bazıları Türkiye’nin üyeliğine karşı tavır alıyorlar.

Sunucu- Neden? Sadece Ermeni lobisi mi bu?

Onur ÖYMEN- Şimdi çeşitli nedenleri var. Bazıları diyorlar ki, Türkiye üye olursa AB kendi bütünlüğünü, insicamını koruyamayacaktır. Başka bir Avrupa olacak, sulandırılmış bir Avrupa olacak. Biz gerçek bir Avrupa istiyorsak birlik, bütünlük içinde hareket edecek bir Avrupa Türkiye’yi alamayız. Alırsak bütün dengeler değişecek. Bazıları diyorlar ki, Türkiye laik bir ülke değil. Yani din işlerini devlet işlerine karıştırmaya çok arzulu bir ülkeyi mi içimize alıyoruz. Ve bu din konusu her görüşmemizde dile getirildi. Bilhassa bu zina tartışmaları bize dostumuz olan Fransız senatörlerin ve milletvekillerinin söylediği şudur; zina tartışmaları dediler aleyhinizdeki insanlara, aleyhinizdeki politikacılara büyük bir güç verdi, cesaret verdi. Lehinizdekilerin de gücünü kıstı. O bakımdan çok yanlış oldu.

Şimdi bize diyorlar ki, maden ki Türk hükümeti dini bu zina konusunda devreye sokmayı düşündü acaba yarın başka konularda gene şeriattan esinlenen başka hükümleri mevzuatına Türkiye’nin sokmaya çalışmayacağından nasıl emin olabiliriz? Yani çok yanlış bir iş yaptık.

Şimdi bizim yapmamız gereken Avrupa’yla ortak unsurlarımızı ön plana çıkartmak iken ortak değerlerimizi, demokrasi, insan hakları, kadın erkek eşitliği vs. gibi. Bu alanlardaki çalışmalarımızı, değerlerimizi ortaya çıkaracağımıza Avrupa’dan ne kadar farklı unsurumuz varsa bunu ön plana çıkarıyoruz. Tabi ki biz kendi dinimizle, kültürümüzle, geleneklerimizle gereceğiz Avrupa’ya. Kimsenin kuşkusu yok. Herkes biliyor Türklerin büyük çoğunluğunun Müslüman olduğunu. Bunda da tereddüt yok. Ama bunu her gün bunların gözüne sokarak ve böyle bizi almazsanız medeniyetler çatışması çıkar deyip tehditkar bir ifade kullanarak bu işi çözme ihtimalimiz az. Bu tersine tepiyor. Bu argümanlar tersine tepiyor. Bize dediler ki, siz Müslümanların temsilcisi misiniz? Müslüman aleminin, İslam ülkelerinin? Bu hakkı nereden buluyorsunuz kendinizde. Bizim için Türkiye başkadır, İslam alemi başkadır. Siz onların halifesi misiniz, sözcüsü müsünüz? Onlar namına bizimle nasıl konuşursunuz? Ve böyle tehditkar ifadeler bizde tepki uyandırıyor dediler. Bunu televizyon programında da söylediler.

Şimdi o bakımdan bizim bu konularda çok dikkatli hareket etmemiz lazım. Hükümetinde daha dikkatli bir tavır içine girmesi lazım.

Sunucu- Çok yeni unsurların altını çiziyorsunuz. Yani Türkiye’nin laik ya da gerçek anlamda laik bir ülke olmadığını savunuyorlar diyorsunuz karşı çıkanlar. Zina tartışması onları çok etkiledi, büyük bir güven bunalımı ortaya çıktı. Her meseleyi getirip dinle bağdaştırma gibi Türkiye’nin kötü bir alışkanlık edindiği konusunda izlenimleri var diyorsunuz. Oysa bizde şöyle bir baktığımızda hep şunu derdik bugüne kadar. Bunlar yeni unsurlar. Orada bir Ermeni lobisi var. Bütün Fransızlar bu Ermeni lobisinin peşine takılıp gidiyor, o yüzden bunları da Türkler hiç sevmiyor gibi bir anlayış vardı bizde. Şimdi bu anlayışın dışında şeyler söylüyorsunuz siz.

Onur ÖYMEN- Gayet tabi. Şimdi burada bizim laiklik anlayışımızı çok iyi anlatmamız lazım. Sayın başbakanın söylediği gibi laiklik din özgürlüğü değildir. Laiklik bütün dinlere eşit mesafede durmak değildir. Laikliği tarih etmek lazım doğru dürüst. Laiklik din işleriyle devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Yani devlet işlerini yürütürken din faktörünün bu devlet işleri üzerinde etkili olmamasıdır. Thomas Jefferson kendiside dindar birisi olmasına rağmen Amerikan anayasasını yazarlarken diyor şuna dikkat edilmiştir. Din işleri devlet işleri arasında duvar örülmüştür. Şimdi Fransızlar bunu 1646’da halletmişler.

Şimdi başkalarının bu kadar önce, yüzyıllarca önce hallettiği meseleyi biz hala tartışıyoruz ve yanlış tartışıyoruz. Yani bu Avrupa’da çok olumsuz etki yaratıyor. Bunu bizim çok iyi görmemiz lazım. Devlet adamlarımızın her gün kalktıklarında her hafta gündeme din konusunu getirmeleri gerçekten hem Avrupa’da rahatsızlık yaratıyor, hem de Türkiye’nin kozlarını zayıflatıyor, tezlerini savunmasını güçleştiriyor. Biz bir din devleti olarak girmiyoruz Avrupa’ya herkes bunu bilsin. Biz Atatürk’ün kurduğu laik, demokratik bir Cumhuriyet olarak giriyoruz Avrupa’ya. Bunu söylemek lazım. Bunu söyleyeceğinize yok dinler çatışması olur, bilmem ne olur filan bunlar çok yanlış.

Sunucu- Bunlar geri tepiyor. Yani o zaman Fransız kamuoyu da bunları düşünüyor ve bunları deklare ediyorsa bugün işte Airbuslarla veya nükleer santral ihaleleriyle biraz önce sizde değindiniz bunlar çok yanlıştır diye. Bu tür alışverişlerle, ekonomik altyapıyla Chirac’ı ikna etmek pek de mümkün görünmüyor.

Onur ÖYMEN- Evet. Şimdi en büyük tehlike şu; iki büyük tehlike var Fransa’yla ilgili olarak. Bir tanesi Fransız meclisinde yapılan görüşmelerde bütün parti temsilcileri şunu söylediler. Müzakereler başlarsa bu illa tam üyeliğe götürecek müzakere anlamına gelmez. Özel statüye götürecek müzakerede olabilir. Yani bu müzakerenin sonunda Türkiye tam üye olmayabilir. Bunu hepsi söylüyor başbakan dahil.

İkinci olarak da diyorlar ki, Fransa’da Türkiye’nin üyeliği için referandum yapacağız. Halkoyuna gideceğiz. Yani siz bütün beklenen tavizleri verseniz, sonunda üyelik anlaşması da imzalasanız bu anlaşma onay için Fransa’ya geldiğinde Fransızlar bunu halkoyuna sunacak. Hatta bunu zorunlu kılmak için Cumhurbaşkanı Chirac’ın bir anayasa değişikliği yapacağını duyduk, kendisi söyledi. 1 Ekim tarihinde bir açıklama yaptı anayasamızı değiştireceğiz dedi bunun için. Şimdi bugünde Fransa anayasasına göre isterse uluslararası anlaşmaları Fransa referanduma götürebilir veya meclise onaylatır. Fakat öyle bir değişiklik yapacaklar ki anayasada Türkiye’nin onaylanmasına sıra geldiğinde mutlaka zorunlu olacak halk oylaması, referandum zorunlu olacak. Şimdi büyük tehlike bunlar. Yani her şeyi bitirseniz, bütün tavizleri verseniz sonunda Fransa halkının %51’i hayır derse siz dışarıda kalacaksınız.

Sunucu- Bu işin Fransa boyutu. Birde Avrupa Parlamentosu boyutuna bakalım. Geçmişte bir Oslender raporu vardı. İlk ana hatlarıyla ortaya çıktığında çok tepki topladı. Özellikle Kemalizm’e yönelik yaklaşımlarıyla çok tepki topladı. Şimdide bir Eurlings raporu ele alınacak bugün ve Kasım ayında ele alınacak, 2 Aralık’ta da oylanacak rapor. Şimdi isterseniz bir bu raporun ana hatlarına bir göz atalım sonra üstünde konuşalım.

·    Müzakereler; müzakerelerin başlaması kriterlerin hem teoride, hem de pratikte tamamlanmasına odaklanılması halinde mümkün olabilir. Müzakereler ucu açık, uzun bir süreçtir ve otomatik katılım anlamı taşımaz.

·    Kıbrıs; Kıbrıs’ın Türkiye tarafından hala tanınmaması ve 30 binden fazla Türk askerinin Kuzey Kıbrıs’ta bulunması uluslararası toplumu kaygılandırıyor. Türkiye takvime bağlı olarak askerlerini geri çekmelidir.

·    Ermeni sorunu; Türkiye ve Ermenistan geçmişin trajik deneyimini aşmak için bağımsız uluslararası uzmanlar kurulu eşliğinde uzlaşma süreci başlatmalı. Ermenistan sınırı mümkün olan en kısa sürede açılmalı.

·    Azınlıklar; Heybeli ada ruhban okulu derhal açılmalı. Aleviler Müslüman azınlık olarak tanınmalı ve koruma altına alınmalı.

·    Yeni Anayasa; Türkiye hala askeri rejimden kalan anayasayla yönetiliyor. Yeni bir anayasa hazırlanmalı.

·    TSK; ordunun siyasi gücü kısıtlanmalı. Genel Kurmay Başkanı Savunma Bakanına bağlanmalı.

·    Bağımsız denetim; İnsan hakları alanında Türkiye’nin her yerinde denetim yapabilecek bağımsız bir mekanizma oluşturulmalı.

Hollandalı Hıristiyan demokrat parlamenter Eurlings’in taslak raporu böyle. Şimdi hemen dikkatimizi çekenlerin üstünden gidelim çok fazla vaktimiz kalmadı çünkü. Bir kere girişte diyor ki, müzakerelerin başlaması kriterlerin hem teoride, hem de pratikte tamamlanmasına odaklanılması halinde mümkün olabilir. Son derece yerinde bir ifade herhalde. Artık hadi elinizi çabuk tutun ve bize böyle bir gösteride bulunun.

Onur ÖYMEN- Aslında o kadarda yerinde değil. Şunun için değil. Çünkü Helsinki zirvesinde 1999’da Türkiye’ye denildi ki size diğer bütün adaylara uygulanan muameleyi uygulayacağız, eşit davranacağız. Bunların hiçbiri için böyle bir kural koymadılar. Bunların hepsinde müzakereler başladığında daha koşulların pek çoğunu bunlar yerine getirmemişti. O bakımdan bu bir ayrımcılık Türkiye’ye karşı.

Sunucu- Devam edelim. Müzakereler ucu açık, uzun bir süreçtir ve otomatik katılım anlamı taşımaz. Aynı Fransa’daki gibi.

Onur ÖYMEN- Bu AB’nin şimdiye kadar çıkarttığı hiçbir kararda bu ifade yoktur. Türkiye’ye daima denilmiştir ki, siz koşulları yerine getirdiğiniz zaman tam üyelik müzakerelerine başlanacaktır. Şimdi diyorlar ki, müzakereye başlayacağız demek sizi tam üye yapacağız demek değildir. Size özel statüde verebiliriz. Türkiye’ye özel statü verilebileceği hiçbir metinde yazılı değildir bugüne kadar. Bu Alman Hıristiyan demokratlarının çıkarttığı sonrada diğer Avrupa ülkelerinde yaygınlaşan bir görüştür. Maalesef Fransız parlamentosunda bütün partiler bu olasılıktan bahsetmişlerdir. Bu son derece sakıncalıdır. Yani biz müzakerelere başlarken tünelin ucundaki ışığı görmeyeceğiz. Böyle bir şey olamaz.

Sunucu- Zaten ne şekilde bir müzakere olacağı konusu da tartışmalı.

Onur ÖYMEN- Hangi Türk hükümeti özel bir statü için masaya oturabilir. Bunu da bilmiyorum.

Sunucu- Kıbrıs konusu ve ermeni sorununa ilgili yaklaşımlar önemli. Kıbrıs’ın Türkiye tarafından hala tanınmaması ve 30 binden fazla Türk askerinin Kuzey Kıbrıs’ta bulunması uluslararası toplumu kaygılandırıyor. Türkiye takvime bağlı olarak askerlerini geri çekmelidir.

Onur ÖYMEN- Kıbrıs Rum yönetimi zaman zaman bu konuda bir veto tehdidinde de bulunuyor.

Sunucu- Zaman zaman değil, artık herhalde bu her gün olmaya başladı.

Onur ÖYMEN- Her gün olmaya başladı. Bizi tanımazsınız sizin üyelik müzakereleriniz için yeşil ışık yakmayız diyorlar ve asker çekilmesini talep ediyorlar. Başka talepleri var Kıbrıs gemilerinin Türk limanlarına girmesi filan. Şimdi Kıbrıs’ın uluslararası antlaşmaları ihlal edilerek AB’ye üye yapılmasının ne kadar büyük bir sakınca olduğu şimdi ortaya çıkıyor. Biz uyarmıştık hatırlayacaksınız daha önceki programlarınızda defalarca uyardık. Fakat hükümet bunun için hiçbir gayret göstermedi. Hiçbir mücadele vermedi. Kıbrıs’ta tek taraflı tavizler vererek gözü kapalı bir şekilde Kofi Annan planını olduğu gibi kabul ederek maalesef bu havayı yarattı. Şimdi Rumlar AB’nin üyesidir ve bizim önümüze her gün yeni koşullar koyabilecekler ve aynı zamanda da üyelik müzakereleri başladıktan sonra bile bu müzakereleri askıya aldırma imkanına kavuşacaklar. Bizim için son derece sakıncalı olmuştur Rumların girmesi ve çok hazindir ki Türkiye bunu engellemek için hiçbir şey yapmamıştır.

Sunucu- Hiçbir şey yapmamışlığın ötesinde bir de Türkiye sanki bunu biraz da görmezden mi geliyor?

Onur ÖYMEN- Görmezden gelinebilecek bir durum değildir. Yani size karşı olan politikası belli bir ülkeyi sizin siyaseten tanımadığınız bir ülkeyi AB’ye üye yapıyorlar ve Londra – Zürich anlaşmalarını ihlal ederek yapıyorlar bunu. Yunanistan şantaj yapıyor. Onları almazsanız bütün doğu Avrupa ülkelerine veto ederim diyor. Ona boyun eğiyorlar sizin gıkınız çıkmıyor. Hiç ses çıkaramıyorsunuz. Böyle bir şey olabilir mi? Yani biz gerçekten çok vahim bir hata yaptık bu Kıbrıs konusunda. İşte şimdi faturası önümüze çıkıyor. Üstelik ne Kıbrıs’ı tanıdılar Türkler evet dediği için, ne de ambargoları kaldırdılar. 6 ay öncesine nazaran bugün ne değişmiştir Kıbrıs’ta? Hiçbir şey değişmemiştir. Bedava bir taviz verdiniz karşılıksız olarak. İşte bu çok vahim bir hata olmuştur.

Sunucu- Diplomaside de bunun yeri herhalde yoktur demek çok şey değil. Ermeni sorunu; deniyor ki taslak raporda. Türkiye ve Ermenistan geçmişin trajik deneyimini aşmak için bağımsız uluslararası uzmanlar kurulu eşliğinde uzlaşma süreci başlatmalı. Ermenistan sınırı mümkün olan en kısa süre açılmalı.

Onur ÖYMEN- Komisyon raporunu okursanız komisyon raporlarından bir tanesinde Türkiye’nin üyeliğinin AB’ye etkisi raporunda sayfasını da söyleyeyim. 7. sayfayı açtığınız zaman orada göreceksiniz ki, komisyon raporunda da Türkiye’nin 1915-16 yıllarında yaşanan trajik olaylar konusunda Ermenistan’la uzlaşmaya varması öneriliyor. Bu ne demektir? Bu diplomatik dilde bunun ifadesi yani siz soykırımı kabul edin. Uzlaşma nasıl olacak? Yani Ermeniler vaz mı geçecek soykırım iddiasından. Size mesaj veriyor. Siz onların taleplerini kabul edin diyor. Sınırınıza açın diyor. Peki siz Azeri topraklarını işgal etmeye devam ettiğiniz sürece 1 milyon Azeri göçmen saymaya devam ettiği sürece Türkiye bu konudaki politikasını nasıl değiştirir? Şimdiye kadar bütün Türk hükümetlerinin izlediği politikayı bu hükümet nasıl değiştirir? Değiştirebilir mi? Değiştirirse doğru bir iş yapmış olur mu? Yoksa Kıbrıs’ta yaptığımız gibi orada da mı tek taraflı taviz vereceğiz? Şimdi bazıları soykırımı, katliamları tanımak önemli değildir filan diyorlar. Yani 80 yıldan beri.

Sunucu- Sayın Öymen özür dileyerek araya girmek istiyorum. Bu bazıları dediğiniz isimlerden biride bu durumda sizin partinizin bir milletvekili oluyor.

Onur ÖYMEN- Biz isim üzerinde durmuyoruz. Bazı köşe yazarlarında da aynı şeyi okuyoruz. Bu görüşleri benimseyenlerin sayısı anlaşılan çok az değil Türkiye’de. Yani Atatürk’ün yapmadığını, Atatürk döneminden beri hiçbir Cumhuriyet hükümetinin yapmadığını, hiçbir siyasi partinin hiçbir ortamda söylemediğini şimdi biz Türkiye’ye kabul ettirmeye çalışıyoruz. Hangi tarihçi bunu koyuyor ortaya? Hangi tarih arşivimiz bu söylenenleri haklı çıkarıyor. Yani sırf yabancılara hoş görünmek için bunu yapıyoruz. Onları tatmin etmek için, teskin etmek için mi yapıyoruz. Tarihimizi inkar etmek için mi yapıyoruz. Bu son derece ciddi bir olaydır. Onun için bu konuda biz herkesin çok duyarlı olmasını tavsiye ediyoruz. Türkiye yapmadığı bir suçu üstlenmemelidir. Unutmayın ki, Osmanlı imparatorluğunu devirmiştir Atatürk. Osmanlı imparatorluğunun her uygulamasını eleştirmiştir. Fakat ermeni soykırımı yaptığını söylememiştir.

Sunucu- Veya katliam yaptığını söylememiştir. Peki hemen burada bir iç siyasetle çok kısa bir şekilde çünkü siz CHP’nin aynı zamanda Genel Başkan Yardımcısısınız. Sizin partinizden bir milletvekili de kalkıp ermeni katliamı yapılmıştır, biz de çok üzüldük, üzülüyorum dedi. Bu konuda sizin parti olarak bir yaptırımınız olacak mı?

Onur ÖYMEN- Parti olarak bu konularda görüşümüz bellidir. Arkadaşlarımız kişisel görüşlerini açıklayabilirler. Bazen yanlış anlaşıldı diyorlar, basın yanlış yazdı diyorlar, bilemeyiz. Ama partimizin tutumu çok açıktır, çok nettir bu konularda.

Sunucu- Yaptırım olacak mı?

Onur ÖYMEN- Yaptırımlar konusu partinin yetkili organlarının işidir. Partiyi yönetenler disiplin cezası verme durumunda değillerdir. Bunun organları ayrıdır. Yetkileri, sorumlulukları vardır. Ama şu sırada şunu söyleyebilirim ki, CHP’nin görüşü bu değildir.

Sunucu- Sayın Öymen konuşacak çok şey vardı ama süremizin de sonuna geldik. Artık önümüzdeki programlarda bu raporda zaten Kasım ayında tekrar gündeme gelecek ve 2 Aralık’ta da oylanacak o zaman tekrar bu rapor üzerinde de görüşlerinizi alacağız. Genel olarak AB’de gözardı edilen ya da edilmek istenen, bir de şunun da bir altını çizmek lazım. Hala ilerleme raporunun Türkçe’si yayınlanıp ortalığa çıkmadı.

Onur ÖYMEN- Evet bugünlerde çıkacağını ümit ediyoruz.

Sunucu- Bu da bir rapordur herhalde 20 günde 187 sayfanın tercümesi tamamlanamadı.

Onur ÖYMEN- Rekordur. Dışişlerinin performansı bunu iki üç günde çıkartmaya yeter. Fakat hayret edilecek taraf şudur ki, bu raporun Türkçe’si yapılmadan daha yayınlanmasından iki saat sonra Sayın Başbakan bu raporu olumlu ve dengeli olarak açıklamıştır. Nasıl açıkladığını bilmiyorum. Belki bizim bilmediğimiz şekilde vücut diline tercüme edilmiş olabilir rapor. Ama her halükarda bu raporda bu kadar ciddi sakıncalar varken Türkiye’nin itibarını, çıkarlarını, haysiyetini rencide edebilecek unsurlar varken buna olumlu ve dengeli demek gerçekten büyük bir hayal gücü gerektiriyor.

Sunucu- Sayın Öymen çok teşekkür ediyorum katıldığınız için.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.