Star TV, Objektif Programı

STAR TV “OBJEKTİF ”
“KIBRIS”19 ŞUBAT 2004

SORU :  Sayın Öymen programımıza hoş geldiniz.

ÖYMEN: Hoş bulduk efendim.

SORU :  Efendim ilk önce genel olarak Kıbrıs , Annan Planı hakkındaki düşüncelerinizi alalım  ve tabii ki olayın AB kısmı var. Programımızın ilerleyen saatlerinde daha  ayrıntılı olarak üzerinde duracağız , buyurun efendim.

ÖYMEN:  Şimdi burada birkaç meseleyi ortaya koymak lazımdır.Bunlardan birincisi Kıbrıs meselesiyle Türkiye’nin müzakere takvimi alması arasında çok yakın bağ kuruyor bazı çevreler .Öyle bir hava yaratılıyor ki yani Kıbrıs meselesi çözüm yoluna girmezse Türkiye’nin önü kapatılacaktır.  Halbuki Avrupa ‘da Türkiye’nin üyeliğini geciktirmek isteyen çevreler hiçbir zaman Kıbrıs meselesi çözülürse tutumumuzu değiştiririz dememişlerdir.

SORU :  Efendim bir de olayın referandum kısmı var…

ÖYMEN:  Şimdi olay gayet açık hükümet kendisi güvenmeden halka sunuyor. Bunun çok ciddi sakıncası var. Bu bir kere referandumun başarısı açısından sakıncalı. Yani hükümet kabul etmemiş referandumu, şimdi halka diyecek mi, efendim ben kabul etmedim ama siz kabul edin diye ? Referandumla kamu oyu oluşturmaya çalışabilir mi ? Şimdi bir çözüm için halkın onayına ihtiyacınız varsa ..

SORU :  Ayrıca TBMM’nin onayına…

ÖYMEN:  Doğrudur. Şimdi geçen gün Dışişleri Bakanımız mecliste yapılan görüşme sırasında dedi ki; referandumdan sonra meclis onayı dedi. Halbuki Kofi Annan’ın Planında tam tersini söylüyor 9 nisana kadar hükümet onay verecek. Ondan sonra  21 Nisanda da referanduma gidilecek. Demek ki Kofi Annan ile hükümet yeni bir mutabakata vardılar, ancak açıklamadılar ya da burada yanlış bir hatırlama var.

SORU :  Sizin söylediğiniz gibi referanduma gitmeden Meclisin onayı gerekiyorsa …

ÖYMEN:  Yani Kuzey Kıbrıs halkının onaylayıp onaylamayacağını bilmediğimiz bir metni Mecliste onaylanması hukuken de siyaseten de doğru değil bizce. Şimdi asıl tartışmamız gereken konu biraz farklı gibi geliyor bana. Şimdiye kadar Türkiye’ de çok şey tartışıldı ve bu tartışmalarla Türk tarafı zayıflamış bir şekilde masaya oturuyor.  Yani açıkçası benim söylemem gerekirse Rum tarafı masaya daha kuvvetli oturuyor. Niye ? Çünkü tam bir birlik ve beraberlik örneği sergilediler. Atina ile Rum tarafı arasında görüş ayrılığıydı ne Atina’da ki partiler arasında ne de müzakerecilerle Atina arasında bir görüş ayrılığı. Biz ise aylardır Sayın Denktaş’ı yıpratmak için her şeyi yaptık. Tüm bu tartışmaların ötesinde biz bu masaya daha kuvvetli oturabilirdik. Şimdiye kadar biz bu hatayı hiç yapmadık, 30 yıldır hiç yapmadık hep birlik içinde olduk. Karşı taraf 30 yıl önce yaptığı için hatayı biliyor.

SORU :  Şimdi siz hükümeti mi eleştiriyorsunuz?

ÖYMEN:  Hükümetin de tavrını  eleştiriyorum , basının da tavrını eleştiriyorum. Çünkü en yapılmayacak şey kendi görüşlerimizi , kendi kendimizi yerin dibine batırmaktır. Yani karşı taraf bu hatayı yapıyor mu? Papadopulos’u eleştiren yazılar çıkıyor mu? En azından bu noktadan sonra bu hatayı yapmamalıyız. Şimdi birlik olmalıyız. Şu anda birlik, beraberlik, dayanışma günüdür. Şimdi hepimiz farklı görüşlerin sahibi olabiliriz, destekleriz, desteklemeyiz,  eksiklerimiz vardır, yoktur ama  şu anda Denktaş’ın arkasında sapasağlam olacağız , bu hatayı hiç yapmayacağız.  Bu noktadan sonra bu hatayı yaparsak çok şey kaybederiz . O da şudur: Hiç kimse bu noktadan sonra Sayın Denktaş’ı bu kritik noktada , kamu kurumları olsun, basın olsun , şuradan taviz verin, buradan taviz verin diyerek zorlamamalıdır. Bırakın müzakere seyri içinde yürüsün.

SORU :  Sayın Denktaş da ne kadar yoğun baskı altında olduğunu söylüyor.

ÖYMEN:  Mutlaka , mutlaka . Çok büyük bir hata. Şu durumda kendi kendimizi baskı altına almaktan daha büyük bir hata olabilir mi? Herkes çözüm istiyor. Çözüm istemeyen var mı? Diyorlar ki CHP çözümsüzlük istiyor. CHP herkesten çok çözüm istiyor.  Biz herkesten çok biliyoruz ki Kıbrıs meselesinin çözümlenmesi Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarınadır, Kıbrıslı Türklerin çıkarınadır. Şimdi bu tartışma bir kere anlamsız bir tartışama. Efendim “çözümsüzlük çözüm değildir”. Kim size kalktı da çözümsüzlük çözümdür dedi? Kime atfediyorsunuz? Yani hangi partiye, hangi politikacıya, hangi makama diyorsunuz ki: sizin söylediğiniz yanlıştır, doğrusu çözümdür diye? Sanki herkes çözümsüzlük istiyor da yalnız siz çözüm istiyorsunuz.

SORU :  Sanki çözümü isteyenler ve istemeyenler olarak….

ÖYMEN:  Yani çözümsüzlüğü çözüm olarak gören biri varsa  söyleyin de ben de tanıyım.

SORU :  CHP’ye böyle bir eleştiri var.

ÖYMEN:  Kesinlikle hayır. CHP bir tek cümlesi, bir tek açıklamasında demiş midir ki Kıbrıs meselesinde çözümsüzlük çözümdür diye? Kesinlikle böyle bir şey yok. Asıl mesele çözümün koşullarıdır. Bütün ülkeler çözüm isterler ancak hangi koşullarda çözüm olacak? Yani çözümün kriterleri neler olacak? Biz diyoruz ki çözüm olsun .Kofi Annan Planından yararlanılır mı? Yararlanılır.  Çankaya Zirvesinin kararı doğru mudur? Doğrudur. Peki nasıl çözülecek bu iş? Yani öyle bir çözüm olacak ki yarın öbür gün pişman olmayalım . Kıbrıslı Türklerin  güvenliğini garanti eden ,Türkiye’nin  garantörlüğünü garanti eden . Yani burada çözümsüzlüğü savunan yok. Bütün mesele çözümsüzlüğü savunanlar varmış da hükümet onlarla mücadele ediyormuş havasının verilmesi. Halk CHP’nin ne demek istediğini anlıyor. Ama dünyaya öyle bir izlenim veriliyor ki sanki Türkiye’nin yarsı çözüm istiyor yarısı istemiyor . Hiç böyle bir şey yok. Bu nerden  kaynaklandı?  Hükümetten. Siz bu kadar ciddi bir meselede hükümetle muhalefet arasında bağ kurulmadı. Neden konuşamıyoruz hükümetle? Eksik nedir?  Yani böyle kritik bir konuda hükümetle muhalefet arasında bir kopukluk olamaması bir eksiklik değil midir? Konuşsak anlayacak ki hükümet biz çözümsüzlük istemiyoruz. Ama bunu bizim yüzümüze söyleyeceklerine, arkamızdan siz çözümsüzlük istiyorsunuz. Yani bize niyet atfediyorlar.Basında aynı şekilde.  Fransızların bir sözü vardır, “niyet yargılaması” diye. Karşı tarafa sahip olmadığı bir niyeti atfedeceksiniz, sonra onunla yargılayacaksınız. Buradaki ince nokta şimdi birbirimizi suçlamanın zamanı değil.

SORU :  Efendim göç olayına sizin yorumunuz nedir?

ÖYMEN:  Şimdi  Kuzeydeki oranın  % 21 olacak. Kuzeyde 211 bin Türk olduğuna göre ,ayrıca Karpas Bölgesinden 12 bin kişi tahmin ediliyor artı , 65 yaşın üzerindekiler yanlarında birer refakatçiyle gelebilirler. Bunlar kaç kişi, bizdeki istatistikler göre  35 bin kişi bir de refakatçilerle 70 bin. Bu 70 binin hepsi  geçmez diyelim 20 bini geçer. 42 bin artı 12 bin etti 54 bin. Artı 20 bin etti 74 bin nüfusun %40’ı . Düşün Avrupa ülkelerinde farklı bir etnik kökene , dine , kültüre sahip insanların nüfusa oranı %8 ‘e varınca alarm zilleri çalıyor. Şimdi bizdeki alarm zillerinin beş misli çalması lazım . Şimdi diyorlar ki Almanya’da Türklerle Almanlar nasıl yaşıyor? Türklerle Almanlar arasında küslük olmamış, savaş olmamış, düşmanlık olmamış.

ILICAK: Yani siz AB’ye , AB’nin bir barış şemsiyesi , bir güvenlik şemsiyesi olduğuna inanıyor musunuz?

ÖYMEN:  Ben AB üyeliği hakkında kitap yazmışım. Şimdi biri bana böyle bir soru sorarsa tuhaf karşılarım . Kuzey İrlanda’da çatışmalar olmuyor mu? Huzur içinde yaşıyor mu? Orası da bir AB ülkesi değil mi? İspanya’da Bask AB bölgesi değil mi? BM Genel Sekreteri Kıbrıs AB’ye girdikten sonra bir huzur adası olacağına inanıyor mu? Eğer inanıyorsa niye bir barış gücü koyuyor? Çünkü kuşkusu var. Çatışmalar olacak .Efendim uzlaşmazlığın sorumluluğunu hep kendimizde arasak teslimiyetçi oluruz.

ILICAK: Çözüme bu kadar yaklaştığımız bir noktada …

SORU :  Sayın Annan’ın boşlukları doldurması…

ÖYMEN:  Kofi Annan’ın boşlukları doldurması başka bir nokta tabii. Birde iki kesimlilik var. İki kesimlilik bu güne kadar Kıbrıslı Türklerin barış içinde,  huzur içinde yaşamalarının teminatı olmuştur. Kofi Annan Planı iki kesimliliği kaldırıyor. İki kesimlilik ne demek ? İki kesimlilik şu demek: İki yarı coğrafi bölgede iki ayrı toplum yaşayacak demektir.

ILICAK: Bakın AB’ye Almanya ile Fransa birlik içinde yaşıyor. Siz sanki herkes bir birinin gırtlağına sarılacak. Sanki yeniden EOKA canlanacak.

ÖYMEN:  Hanımefendi EOKA canlanacak değil, zaten canlı. Orada örgütleri var, dernekleri var. Siz o gün Güney Kıbrıs’taki PKK yürüyüşünü izlediniz mi? PKK lideri yakalandığında cebinden kimin pasaportu çıktı biliyor musunuz?

ILICAK: Olabilir. Şimdi tüm devletlere sırtımızı mı dönelim? İtalya da PKK terör örgütün
yandaşlık yaptı ,sırtımızı mı dönelim? Yoksa ilişkilerimizi sıcaklaştırarak PKK’yı onlardan mı uzaklaştıralım ?

ÖYMEN:  Hanımefendi o zaman Türkiye bunu sineye çekti mi? Siz bir taraftan sineye çekelim bir taraftan sineye çekmeyelim diyorsunuz. Efendim ben size İtalya ile ilişkileri koparalım dedim mi? Demediğim bir şeyi neden bana atfediyorsunuz?

ILICAK: Siz yanlış anlıyorsunuz.

ÖYMEN:  Hiç alakası yok. Sizin gazeteniz istisna olabilir ancak basının büyük bir kısmı bizim görüşlerimize yer vermiyorlar.

ILICAK: Ben sizin görüşlerinize katılmıyorum.

ÖYMEN:  Katılmadığınız noktayı söyleyin de ben de öğreneyim. Siz demek ki bizim görüşlerimizi hiç anlamamışsınız. Biz hiçbir yerde, hiçbir noktada çözüm olmasın demedik. Hiçbir vesileyle , hiçbir konuşmamızda CHP çözüme karşı diyemezsiniz. Çünkü teslimiyetçi değiliz. Şimdi diyorsunuz ki Kofi Annan Planında daha iyi bir plan olamaz ,olduğu gibi “evet” diyelim .

ILICAK: Her halükarda Rumlar AB’ye giriyorlar 1 Mayısta .Rumlar zaten AB’ye giriyor. Sizler Gümrük Birliğini imzalarken orada zaten kabul edildi. …….

ÖYMEN:  Hanımefendi siz bizim şu anda ne yaptığımızı hiç bilmiyorsunuz. Biz şu anda gece gündüz CHP olarak Türkiye’nin AB’ye girmesi için uğraşıyoruz.  Biz geçen Hıristiyan Demokrat Partisiyle iki saat bu konuyu tartıştık. Türkiye’nin AB üyeliğini kabul ettirmeye çalıştık. Siz bizim ne yaptığımız zannediyorsunuz? Şimdi siz kalkıp da CHP AB’ye karşıdır nasıl diyorsunuz? Şimdi Türkiye’ye üyelik tarihi verilecek mi verilmeyecek mi? Türkiye’ye üyelik tarihi verilmesi iki koşula bağlıdır. Bir, Türkiye üzerine düşeni yapacaktır ki bunun için çalışıyoruz. İktidar , muhalefet   el birliği ile bir çok yasa geçirdik, anayasa değişiklikleri yaptık şimdi uygulama aşamasındayız. Şimdi biz AB’de şunu görüyoruz   ,pek çok çevre ,siyasi partiler yada bazı ülkelerin başbakanları Türkiye’nin AB’ye üye olmasına halen karşılar. Şimdi Almanya’nın ne büyük iki partisinden biri Hıristiyan Demokratlar ve Hıristiyan Sosyal Parti .

SORU :  Almanya Fransa ile birlikte AB’de başı çekiyor.

ÖYMEN:  Almanya’da Hıristiyan Demokratlar o kadar güçlü ki bugün Alman Meclisinin üst meclisinde Hıristiyan Demokratlar çoğunluk. Geçen seçimi 8300 oyla kaybettiler.

SORU :  Şimdi Hıristiyanlıkla Müslümanlığı ayıran önemli faktörlerden birisi Hıristiyanlıkta kilise bizahati devlettir , devlet politikalarına yön verir.

ÖYMEN:  Şimdi size şunu söyleyeyim.  İtirazların çoğu Hıristiyan Demokratlardan  geliyor ancak Hıristiyan Demokratların hepsi karşı değil.

SORU :  Şimdi şu da var. AB’de sorulmuş :”AB kimliği nedir?” diye yüzdesi en fazla çıkan Hıristiyanlık olmuş.

ÖYMEN:  Şimdi girmesi için Türkiye’nin iki şey yapması lazım . El birliği ile çalışması bir, ikincisi Avrupa’da Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkanları hep birlikte ikna etmeye çalışmak lazım. Hıristiyan Demokratları ikna için iki saat konuştuk. Argümanlarının hiç birinde Kıbrıs’tan bahsetmiyor. Türkiye’ye öyle yansıtılıyor ki sanki Kıbrıs meselesi hallolsa Türkiye’nin AB engeli kalmayacak. Kıbrıs sorunu bir hallolsa bunların tutumu sanki değişecek. İtiraz edenlerden hiç biri demedi ki Kıbrıs çözülürse biz sizi kabul ederiz. Şimdi ABD başkan yardımcısı , başkan  yardımcısı olmadan bir makale yazmış. O zamanlar bir şirketin yönetim kurul başkanıymış. Orada diyor ki Kıbrıs harekatı sonra biz niçin Yunanistan’a baskı uygulamadık?  Niçin Yunanistan’a ambargo koymadık da Türkiye’ye koyduk? Acaba ABD’nin menfaati bunu mu gerektiriyordu? Hayır diyor. Şimdi biz diyor Yunanistan’a değil , Türkiye’ye baskı yaptık diyor. Çünkü ABD’deki Yunan Lobisi daha güçlüydü diyor. Şimdi bunu unutmamak lazım. Şimdi de güçlü. Şimdi Türkiye’de öyle bir inanç var ki Annan bize tarafsız davranıyor, AB bize tarafsız davranıyor. Bu mümkün mü? İstese de yapamaz.

SORU :  Şimdi bir de Rumların AB üyeliği evet Sayın Öymen…

ÖYMEN:  Eski Alman Dış işleri Bakanı dedi ki “ benim cesedimi çiğnemeden Rumları alamazsınız” dedi. Sonra neden politika değiştirdiler? Sonrada Yunanistan Başbakanı  dedi ki “Kıbrıslı Rumları üye yapmazsanız ben de tüm görüşlerde ret oyu kullanırım, hiçbir ülkeyi alamazsınız” dedi. Şimdi AB özgür iradesiyle aldı bunları diyemezsiniz. Şimdi Yunanistan dışarıya karşı şirin görüneyim, bana uzlaşmacı olmayan taraf demesinler kaygısına hiç kapılmadı. Klerides diyor ki “biz Yunanistan’ın veto politikası sayesinde girdik” diyor. Annan Planına gelince ,bu Plan Türkiye’nin topraklarını daraltıyor. İkincisi su kaynakları ve verimli tarım arazileri güney tarafa bırakılacak .Ondan sonra da 52 bin ile 65 bin kişinin bu daraltılmış Türk bölgesine geçimi sağlanacak . kısacası Daraltılmış Türk bölgesine toplam 140 bin ilave  insan geçecek. Bunlar ne yiyecekler ne içecekler ? Türkler tarıma dayalı geçim sahibi insanlar. Toprak var mı ? Yok.  Su var mı? Yok .Tarım arazisi var mı ? Yok Peki bunlar nasıl geçinecekler? Taşıma suyla değirmen döner mi? AB’nin vereceği para ve destek bu insanları kaç yıl yaşatır?

SORU :  Şimdi Sayın Talat hatta efendim…

………..

ÖYMEN:  Efendim benim Sayın Talat’a bir sorum yok. Bizde bugünkü patlamayı kınıyoruz. Şiddetle bir yere varılamaz. Hiçbir yerde, hiçbir konuda. Ayrıca müzakerelerde başarılar diliyorum. Türkiye’nin bir bütün olarak Sayın Denktaş’ın ve müzakereci heyetimizin arkasında olduğunu bilmelerini istiyorum. Sizin başarınız Türkiye’nin de başarısı olacaktır.

TALAT: Çok teşekkür ediyorum efendim, sağ olun , iyi akşamlar.

ÖYMEN:  Geçmişte iki tane tecrübemiz vardır bizim . Bir tanesi şudur : Yunanistan üye olacağı zaman Türkiye Avrupa  Birliği Ortaklık Konseyi bir karar aldı. O karada diyor ki Yunanistan’ın üyeliği Türkiye-AB ilişkilerini hiçbir şekilde etkilemeyecektir. Şimdi bu kararı AB hukukunun bir parçası yaptılar. Yunanistan ne yaptı ? Üye olur olmaz Türkiye AB 4. mali protokolünü veto etti. Dedik ki nasıl olur ? Avrupa hukukuna yakırıdır. Dediler ki biz öyle dedik ama bir ülke AB’ye üye olduktan sonra Hiç kimse onun yetkilerini sınırlayamaz. İstediği gibi veto yetkisini kullanabilir. İkincisi , Türk işçilerinin serbest dolaşımı konusunda da bir Türkiye Ab arasında bir anlaşma vardı. Sonra Almanlar bunu Adalet Divanına götürdüler. Adalet Divanı dedi ki böyle bir kara var ama bu bağlayıcı değildir. Her ülkenin kendisine aittir. Ben bunları niçin anlatıyorum . Çünkü dikkatli olmak lazım .

SORU :  Sayın Öymen geçen Mecliste yaptığınız bir konuşma var ki orada  söylüyorsunuz ”uyarıyoruz, dikkatli olun sonra halkın içine çıkamazsınız” bu sözünüz hükümete her halde. Yani hükümet ne yapıyor ki daha sonra halkın arasına çıkamasın?

ÖYMEN:  Şimdi hükümet şöyle bir yaklaşım içinde , hükümet niçin bu olayı 1 mayısa kadar çözmek istiyor? Çünkü AB ilişkileriyle bağlıyor. Diyor ki eğer bunu çözemezsek AB’ye giremeyiz, çözersek gireriz. Sorun şu ki Avrupa’da halen ,Kıbrıs sorunu dışında da, Türkiye’nin üyeliğine karşı olan, üyelik müzakerelerinin başlamasına karşı olan grupların etkisiyle istediğiniz başarıya ulaşamazsınız. Yani bazıları ver de kurtul gibi laflar söylüyorlar. Bundan daha kötüsü var “ver ama kurtulama” . Ver amam  bazı baskılardan kurtul, AB engellerinden kurtul. Verebilirsiniz ve üye olamayabilirsiniz. Bunun için uyarıyoruz hükümeti.

SORU :  Niçin halkın içine çıkamaz?

ÖYMEN:  Şunun için çünkü halka ilan etmiştir, Kıbrıs’ta şu tavizleri vereceğiz. Niye AB’ye girebilmek için. Veririsiniz ama giremezsiniz nasıl anlatacaksınız halka? O zaman size sormayacaklar mı niye verdik bu tavizleri diye?  Şimdi verdiğimiz tavizler de az tavizler değil. Hepimiz çözüm istiyoruz ama çözümün  ne anlama geldiğini bilerek çözeceğiz. Ne anlama geliyor? Şu anda kurulu olan ve 20 yıldır yaşayan Türkiye’nin tanıdığı bir  devletini sona erdiriyorsunuz. Orada yaşayan insanların bağımsızlığını, egemenliklerini sona erdiriyorsunuz. Özgürlüklerini sınırlandırıyorsunuz. Peki bunları niçin yapıyor sununuz? Çünkü barış içinde bir çözüm olsun diye. Artı hepimiz istiyoruz ki Nazlı Hanımın da temenni ettiği gibi iki kesim barış içinde bir arada yaşasınlar.  Ama biz geçmişi biliyoruz, Kıbrıs’ta ki ortamı biliyoruz. Kıbrıs’taki havayı biliyoruz. Şimdi Fransa –Almanya yaklaştı diyoruz. Keşke Kıbrıs’ta da bir uzlaşma ortamı yaratılsaydı .Biz en çok bunu desteklerdik. Sınırlar kalksın herkes iç içe olsun. Ama ne yazık ki uzlaşma kültürü yaratılamadı. Niçin yaratılamadı? Çünkü Rumlar başından itibaren uzlaşma istemediler. Mücadele istediler. Makaryos’un ünlü sözüdür: “uzun vadeli mücadele” . Nedir uzun vadeli mücadele? Baskı yaparak Türk tarafına Türkiye’ye Kıbrıs meselesini çözmek başka nedir? Teröre baş vurmak. Türkiye Kıbrıs Barış Harekatını yaptı , 2 ay sonra bir bildiri yayınlandı EOKA yanlısı bir örgüt tarafından diyor ki: bizim şu andaki gücümüz Türkiye’ye yetmiyor , ama bütün dünyada Türkiye’nin menfaatlerini vuracağız. Ondan 3 ay sonra birinci büyükelçimiz öldürüldü, sonra ikincisi ,40 diplomatlarımız öldürüldü.

SORU :  Şimdi yıllar sonra iki kişi karşı karşıya geldi ki bunlardan Papadopulos yılar önce EOKA ile Sayın Denktaş’a suikast düzenleyen grubun içindeydi.

ÖYMEN:  Bazıları diyebilir ki bunlar geçmişte kaldı, yeni bir ortam var. Efendim Meclis’te 5 aralık 2003 tarihinde Kıbrıs Rum Parlamentosu karar aldı . Bu kararda Kurtuluş Savaşı sırasında Türkiye’nin Yunanlılara soykırım uyguladığını söylüyor. Uzlaşma isteyen bir taraf böyle bir şey yapar mı? Parlamentosu böyle bir kara alır mı? Uzlaşma ve anlaşma isteyen bir taraf böyle bir şey yapar mı? Şimdi açın kayıtları bakın Yunan Kilisesi ne diyor? Biliyor musunuz ne dediğini? Yani o kadar fanatiktir ki karşı taraf biz bu tecrübeleri yaşmamış olsak daha neler olacak. Biz de istemeyiz mi Fransa ile Almanya arasındaki gibi olsun .Kıbrıs’ta insanlar huzur içinde yaşasa biz niye barışa karşı olalım? Niçin sınırların kaldırılmasına karşı olalım ? Ne anlamı olur? Bakın ben size bir tecrübemi anlatayım .Ben Kıbrıs’a ilk tayin olduğumda şu soruyu sordum: “Siz 300 yıldır bir arada yaşıyorsunuz. Kaç tane dedim ortak aile var? Türklerden ve Rumlardan oluşan kaç ortak aile var? “ Araştırdılar , sordular 5 aile var. Yani kan uyuşmazlığı olmuş. Efendim din farkı var. Din farkı olsa Türkler Almanya’da evlenmezler. Senede 4000 Türk Almanlarla evleniyor. Sinan Atakoğlu var. 14 sene Kıbrıs Dışişleri bakanlığı yapmış.  Çok ilginç bir kitap yazmış. O kitap yaşamış hikayeler. Biliyor musunuz Sayın Atakoğlu’nun kız kardeşi doğum yapamadığı için ölmüştür. Çünkü Rumlar izin vermemişlerdir hastaneye gitmesine doğum yapacak kadının. Onun için diyorum bu acı tecrübelerden sonra bir uzlaşma kültürü yaratılmalı. İnsanlar birbirlerini düşman gibi görmemeliler.  Ama bunun için belli bir zamana ihtiyaç var. Bugün o gün değil. Şimdi siz Kofi Annan Planında ne yapacaksınız biliyor musunuz? Kofi Anan Planıyla sınırları kaldıracaksınız. Yani bırakın şu kadar insanın yerleşme hakkı filan, bir sınır olmayacak. Nedir sınırın olmaması? Sınırı koruyacak askerler olmayacak. Bugün sınırı Kıbrıs Türk Güvenlikleri Kuvvetleri koruyor. Peki bunlar ne yapacak? Silahların teçhizatının bakımını yapacak, tören yapacak. Başka hiçbir yetkisi yok. Bırakın sınırı korumasını , sınıra yaklaşması bile yasak. Korunmamış bir sınırın arkasında yaşayacaksınız. 30 yıldır korunmuş bir sınırın arkasında yaşadığı için , huzur ve güvenlik içindeki Türk toplumu bir anda korunmamış sınırlar içinde kalacak. Korunmuş sınırlar içinde Rumların turist olarak yerleşmeden geçmesi farklı şeydir, korunmamış sınırlar arkasında yaşamak ayrı şeydir. Şimdi biz bunları söyleyince bir kısım diyor ki demek ki siz çözümsüzlük istiyorsunuz. Alakası yok. Ben işin ciddiyetini anlatmak için söylüyorum . Çok önemli bir karar alınacak. Şimdi insanlar şöyle zannetmesinler muhalefet işin hep olumsuz tarafına değiniyorlar. Bizim görevimiz eleştirmek, uyarmak ,olumsuz tarafı da göstermek.Çünkü muhalefet bunun için var. Bir bu görüşlerimiz anlatıyoruz .Hükümetle zıt olmak için değil , onlara yardımcı olmak için anlatıyoruz. Bazen hükümet bizim eleştirilerimizi yanlış anlıyor. Bu onların düşüncesi. Zannediliyor ki AB’ye girdiğimiz zaman her şey süt liman olacak. Yunanistan AB’ye girince Yunanistan’daki Türkler için her şey süt liman oldu mu? Bakın Yunanistan  AB’ye üye olduktan 20 yıl sonra yürürlükteki vatandaşlık yasası 19. maddesi ne diyor. Helen asıllı olmayanlar ,yani Türk vatandaşı olanlar, yurt dışına uzun süreli gidenler Yunana vatandaşlığından atılır.Hangi ülkede dini ve kültürel özellikleri farklı olan vatandaşların bu şekilde sınır dışı edilmesi ,vatandaşlıktan atılması var? Şimdi bunu birkaç yıl önce düzelttiler ancak AB ülkesiyken dahi bu sıkıntılar yaşandı. Bakın Şu anda 12 Adada, Batı Trakya’da yaşayan Türklerin çektiği sıkıntılara bakın. Şu anda Batı Trakya’da Türklerin seçtiği müftüler görev yapamıyor. Görevlerini yapacakları mahkum ettiler. AB ile her şey güllük gülistanlık olmayacak. Şimdi Tartışmadığımız iki şey var bu akşam. Bunlardan bir tanesi iki kesimliliği sağlamak için Türkiye ne istiyor bilmiyoruz. Muhalefet olarak , meclis olarak bilmiyoruz.

SORU :  Efendim hükümet bilgi vermiyor mu?

ÖYMEN:  İstiyoruz ama vermiyor. Defalarca istedik. Siyasi alanda görüşmedik, teknik anlamda ise Dışişleri Müsteşarı beni bir kere davet etti. Milli Güvenlik Kurulu kararından önce ,mecliste de söylediğim gibi bunu açıklayamayacağım. Ancak hükümet siyaseten  bize gelip de şu sırada müzakereler hakkında bilgi vermedi. Şimdi şu çok önemlidir. Biz şimdiye kadar Kıbrıs’ı bir milli dava olarak yürüttük,  bundan sonra da öyle olacak.  Bunu bir duyuru olarak kabul edin hükümete, yarın biz şu durumda kalmak istemiyoruz. Hükümet her işi bittiğinde biz hükümet soracağız, siz ne önerdiniz de biz bunu aldık? Bunun sonucu Türkiye hedefine ulaşamadıysa , Sayın Başbakan Davos’ta Kofi anan Planın esasını kabul ettiği için bazı tekliflerde bulunmaktan kaçındıysa, şimdiden uyarıyoruz. Ne istediğimizi tam bilelim. Yine tartışmadığımız bir konu da şudur: Ege meselesi. Şimdi Kıbrıs meselesi çözüldükten sonra sıra Ege meselesine gelecek. Şimdi Ege meselesinde bizden ne isteyecekler ?Yunanların bizden istedikleri Adalet Divanına götürülmesiydi. Geçmiş tüm Türk hükümetleri tek başına kıta sahanlığını götürmeyiz diyorlardı. Şimdi hükümet bunu kabul edecek mi? Ederse çok ciddi bir hata yapmış olur. Diğer Ege sorunları karasuları, hava sahanlığı, sahipsiz adalar bunların hepsi sorun olarak karşımızda.

SORU :  Efendim böyle kritik konularda halkın iradesine başvurmak doğru mudur? Doğru sonuçlar veriri mi?

ÖYMEN:  Şimdi burada bizim hukuk sistemimize göre son söz meclisindir. Şimdi TBMM 1992’den bu yana bu konuda 6 tane karar aldı. Hükümet bunları ağzına bile almıyor. Son karar 2003 yılının 6 nisanında aldık AKP ve CHP’nin oy birliğiyle. Şimdi bir bu kararı bir de Kofi Annan Planını önünüze koyunuz bakın örtüşüyor mu? Bu karar alındığında Kofi Annan Planı biliniyordu. Hükümet Meclis’in bu kararını yok farz ediyor. Şimdi Meclisin siyasi iradesi burada ,ortada. Yarın bu önümüze geldiğinde bakmayacak mı milletvekilleri bizim irademiz var mı yok mu?

ÖYMEN:  Şimdi Kıbrıs’ta Türk tarafı “evet” derse Meclis bundan farklı bir irade ortaya koyar mı?

ÖYMEN:  Şimdi Meclis’in iradesini önceden bilemezsiniz. Yani Kıbrıs’taki vatandaşlar kendileri için doğru gördükleri için oy kullanmışlar. Tabii ki TBMM Türk tarafının ve Türk halkının çıkarlarını düşünecektir, anlaşmalarla elde ettiği kazanımları düşünecektir, daha önce aldığı kararları ve ortaya koyduğu iradeyi düşünecektir.

ILICAK: Neydi karar ben hatırlamıyorum?

ÖYMEN:  Şimdi efendim kara diyor ki Kıbrıs’ta uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan şekilde Türkiye ve Yunanistan’ın aynı zamanda üye olmadığı milletlerarası bir kuruluşa üye yapılaması yasaktır. İki kesimliliği vurguluyor bu karar . TBMM’nin daha önce aldığı karaları teyit ediyor. Yani çok önemli bir karardır. Ben size şu kadarını söyleyeyim bu karala Kofi Annan Planını yan yana koyduğunuz zaman örtüşmeyeceğini göreceksiniz. Burada önemli olan Meclis’in iradesinin ortaya koyulması ve herkesin de buna saygı göstermesi gerekliliğidir. Garantörlük Kofi Annan Planında aşındırılıyor. Garantörlük hakları var gibi gözüküyor .Ancak iyi incelediğinizde bu hakların aşındırıldığını görüyorsunuz. Diyor ki Plan eski kazanılmış haklar , 1960 ile kazanılmış haklar Plana uygun olduğu şekliyle uygulanacak. Biz bunu böyle okuyoruz. Başka türlü okuyanlar da var . Her türlü okuyana saygımız vardır. Bizim isteğimiz de garantörlük haklarının korumasıdır, iki kesimliliğin güçlendirilmesidir. Şimdi bütün bunların ötesinde ben son olarak şunu belirtiyim müsaade ederseniz. Bence bu noktadan sonra Türkiye’nin yapacağı en büyük hata iç çekişmeler ve çatışmalarla siyasi polemiklerle tutumumuzu zayıflatmaktır. Şimdi şunu öneriyorum, taviz verelim diyenler Kofi Annan Planını olduğu gibi kabul edelim diyenler lütfen bir süre tatile çıksınlar.

SORU :  Efendim Nazlı Hanıma da bir yer öneriyor musunuz?

ÖYMEN:  Nazlı Hanıma Kıbrıs öneriyorum.Şimdi şu sırada yapabileceğimiz en doğru işbirliği ve dayanışma içinde olmak.Sayın Denktaş’ın elini güçlendirmek ve bu mücadeleden Türk tarafının mümkün olan en büyük başarıyla ayrılmasını sağlamaktır. Bakacağız bu metin Türklere neler getiriyor, can güvenliğini sağlıyor mu diye. Türkiye’nin güvenlik haklarını ,iki kesimliliği sağlıyor mu diye. Ama bu zaman kadar herkes çok dikkatli olmalı ,hele hele böyle birbirimizi suçlayarak bir yere varamayız. Benim Tavsiyem hükümete bir sözü söylemeden iki kere düşünmeleri lazım. De Soto’yu değiştireceğiz diyorsunuz adam orada duruyor, arabulucu tayin edeceğiz diyorsunuz kimse kabul etmiyor geri adım atıyorsunuz, Kofi Annan Planını kısaltacağız diyorsunuz, kimse kabul etmiyor geri adım atıyorsunuz. Şimdi bu duruma düşürmemek lazım Türkiye’yi. Yapamayacağınız şeyleri söylememelisiniz.Önce zemin yoklaması yapacaksınız, karşı tarafta kabul edilme şansı var mı yok mu? Onun için söylüyorum Sayın Başbakanın Belçika modeli veya daha başka modeller söylemeden önce çok iyi düşünüp kararlar alması lazım. Uzmanlara , hariciyecilere danışması sonra karar vermesi lazım.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.