Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

SkyTürk, Cinnah 15.00 Programı
SKY-TÜRK “CİNNAH 15.00” PROGRAMI
29 Temmuz 2003
“7. UYUM PAKETİ – ORMAN ARAZİLERİNİN SATIŞI”
Gündem oldukça yoğun Ankara’da ve Meclis son haftasına oldukça yoğun bir tempoyla girdi. İşte bütün bu gelişmeleri, Türk askerinin Irak’a gidip gitmeyeceğini, bir tezkerenin gerekip gerekmeyeceğini CHP İstanbul Milletvekili Sayın Onur Öymen’le değerlendireceğiz. Hoşgeldiniz efendim.
Hoşbulduk efendim.
-Hemen belirtelim izleyicilerimiz için: Siz aynı zamanda AB Uyum Komisyonu başkan yardımcısısınız. Tekrar hoşgeldiniz diyorum.
Efendim sizinle bugün biz dış politika ağırlıklı bir tartışma gündemini takip edeceğiz; ancak bugünün sıcak gündem maddesi orman vasfını kaybetmiş arazilerle ilgili. Hükümetin ve Başbakanın gelir ve kaynak elde etme konusunda büyük beklentileri var. Ne olacak efendim? Sattıracak mısınız? Sattırmayacak mısınız?
Evet. Bizim bu konudaki tavrımız bellidir. Bu konunun daha önceki görüşmeleri sırasında da bu tavrımızı ortaya koyduk. Şimdi tutumumuzun özü şu: Bu 2B denilen ve orman vasfını kaybetmiş arazilerin değerlendirilmesinde önceliği mutlaka orman köylüsüne vermek lazım; ve parası olan orman köylüsüne değil, bütün orman köylülerine vermek lazım. Hükümet bizim daha önceki uyarılarımızı da dikkate alarak bir-iki küçük düzeltme yapmış olmakla birlikte tasarının sakıncalı tarafları gene devam ediyor. O bakımdan biz bu tasarıya olumlu oy vermedik; şimdiye kadar karşı çıktık. Bu konudaki tavrımızı da açık bir şekilde ortaya koyduk. İkinci itiraz konumuz da şudur: Bu orman yasasıyla seçmen yaşının 25’e indirilmesini bir paket haline getirdiler. Bunu yadırgıyoruz. Bu iki konunun birbiriyle hiç alakası yoktur. Eğer seçmen yaşının 25’e indirilmesi ayrı bir öneri haline getirilseydi, biz ona olumlu oy verecektik. Nitekim bu yönde geçen Aralık ayında yaptığımız bir öneri var. Şimdi öyle bir hava yaratılıyor ki, seçmen yaşının indirilmesini istiyorsanız, ormanlar konusunda Hükümetin, iktidar partisinin önerdiği çözümü kabul edeceksiniz.
-Bunu bir taktik olarak mı gündeme getiriyorlar?
Bunun bir taktik olarak gündeme getirildiği muhakkak; bu açıdan da itiraz ediyoruz. Ümit ediyorum ki, Hükümet Meclisin bugünkü oturumunda da beklediği çoğunluğu bulamayacaktır ve mesele referanduma gidecektir. Halkın hakemliğine gidilecektir. Ve halkın en doğru tercihi yapacağına inanıyoruz.
-Meclisten geçmez mi efendim bugün? Bağımsızlarla da birtakım görüşmeleri var.
İktidar partisinin çeşitli tertipler içerisine girdiğini görüyoruz; fakat bunun gibi yöntemler sağlıklı yöntemler değildir.İktidar partisinin bir Anayasa değişikliğini tek başına yapacak gücü yoktur. O bakımdan diğer partilerle, başta ana muhalefet partisi CHP olmak üzere bir uzlaşmaya gitmesi gerekir. Ve bizim temel çıkarlarımız, temel görüşlerimiz halkın temel çıkarları doğrultusundadır. O bakımdan, Hükümetin bu yola gitmemiş olması kendilerini zor duruma düşürmüştür.
-Bu konuda efendim bir düşünce veya kafanızın arkasında bir soru işareti belirmiyor mu? Önemli bir gelir oluşturulacak, ekonomi düzelecek ve reel faizler düşecek şeklinde birtakım argümanlar kullanılıyor. Bunları da değerlendiriyor musunuz?
Birçok şeyi değerlendiriyoruz. Fakat şunu da değerlendirmek lazım ki, bu orman tasarısının ismi ortaya atıldığı andan itibaren Türkiye’de orman yangınlarının sayısında çok büyük bir artış oldu. Bu defa değilse bile gelecekte yine bir af çıkacaktır; o bakımdan ormanları yakalım da, oraları iskana açalım gibi bazı gayretler içine girenler olmuştur. Bunlar yanlış şeyler. O bakımdan biz bu tarz yaklaşımları doğru bulmuyoruz. Baştan itibaren uzlaşma yoluyla Anayasa değişiklerinin yapılmasını en doğru yol olacağını düşünüyoruz. Zorlama yöntemi şimdiye kadar başarılı sonuç vermemiştir; uzlaşma yöntemi başarılı olmuştur. Sanıyorum ki, bu defa da Hükümet uzlaşma yoluna gitmemekle yanlış bir iş yapmıştır. Biliyorsunuz, Anayasa değişikliklerinde iktidar partisi olarak çalışıyorlar. Ümit ediyorum ki bu defa da bekledikleri çoğunluğu alamayacaklardır. Her halükarda biz Sayın Cumhurbaşkanımızın Meclisten çıkan sonuç ne olursa olsun, bu sonucu en sağlıklı, sağduyulu biçimde değerlendireceğine güveniyoruz, inanıyoruz. Demokratik ülkelerde sadece Meclis çoğunluğuna sahip olmak her şey demek değildir.
-Sayın Öymen, gelelim diğer bir tartışma konusuna. Gündemin sıcak başlığı Türk askerinin Irak’ gidip gitmeyeceği. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül bu sürecin uzayabileceğini, birkaç ayı bulabileceğini söyleyerek aslında Meclisin tatilden sonra bu konuyu ele alabileceği mesajını da vermiş oldu. Öncelikle efendim, Bir tezkere gerekli mi? Herkes kanımca, şahi kanaatimce gibi tabirler kullanarak kimi tezkerenin şart olduğunu, kimi olmadığını söylüyor. Bunun bir yasal prosedürü yok mu efendim?
Şimdi tezkere şarttır. Çünkü, Anayasamızın 92. maddesine göre yurt dışına asker göndermek ancak TBMM’nin kararı ile olur. Bunun istisnası bir uluslararası antlaşmanın gereği olan operasyonlara katılmaktır. Burada böyle bir durum yoktur. Meclisin 20 Mart’ta aldığı tezkere yalnız Kuzey Irak’a belli amaçlarla asker gönderilmesi ile ilgilidir. Sadece Eylül ayına kadar süresi vardır. O bakımdan o tezkereye dayanarak Irak’a asker göndermek mümkün değildir. Bütün bu unsurların bizi ulaştırdığı sonuç şudur: Mutlaka Meclisten yeni bir tezkere çıkartmak gerekmektedir. Zannediyorum ki Sayın Dışişleri Bakanı da bunun bilincindedir. Çeşitli demeçlerinde Meclisten tezkere çıkarılmasının zorunluluğuna değindi.
-Efendim dün Bakanlar Kurulu’nda konu ayrıntılı olarak ele alındı. Abdullah Gül Amerika seyahatindeki temaslarına ilişkin de detaylı bilgi verdi. Ancak Hükümet Sözcüsü Sayın Cemil Çiçek açıklamasında bize çok detaylı bilgi vermemeyi tercih etti. <Özellikle bu konuda soru kabul etmeyeceğiz. Toplumun hassasiyetlerini kamuoyunun duyarlılığını dikkate alarak bir karar vereceğiz> dedi. Nasıl bir karar çıkacak?
Şimdi Hükümetin halkı bu kadar yakından ilgilendiren konularda açıklık ilkesini benimsemesi lazım. Son zamanlarda maalesef görüyoruz, Hükümet gizliliğe öncelik veriyor. Mesela bazı üslerin, hava alanlarının insani yardım amacıyla yabancılara açılması ile ilgili Bakanlar Kurulu kararını hala Resmi Gazetede yayınlamadılar. Benim bildiğim niçin yayınlanmadığını sorduğunuzda da bunun cevabını veremiyorlar. Bunun gizli bir tarafı yoktur diyorlar. O zaman niye yayınlamıyorsunuz? Niye bir gizlilik örtüsü içinde bu işleri yürütüyorsunuz? Asker göndermek vatandaşın hakkı değil mi? Çocuklarının Irak’a gönderilip gönderilmeyeceğini, tehlikeye atılıp atılmayacağını öğrenmek hakkı değil mi? Bizim kanaatimizce bugünkü koşullarda BM’den özel bir karar çıkarılmadan, BM komutasında bir Barış Gücü oluşturmadan Irak’a asker göndermek son derece yanlış olacaktır. Gereksiz bir risk alacağız. Çocuklarımızı tehlikeye atacağız ve bunun siyasi bir gerekçesi yoktur. Eğer BM’in komutasında, dünyanın başka yerlerine olduğu gibi asker göndermek gerekirse buna olumlu yaklaşırız. Biz de katkı veririz. Komşımız Irak’ın istikrara kavuşması, barışa kavuşması Türkiye’nin de çıkarınadır lehinedir. Buna bakarız ama bugünü koşullarda sadece oradaki Amerikan birliklerini desteklemek için, Sayın Genel Başkanımızın da ifade ettiği gibi adeta bir köy korucusu statüsünde asker göndermeyi veya bir taşeron gibi, kalkan gibi asker göndermeyi biz doğru bulmuyoruz, isabetli bulmuyoruz ve bu tarz bir öneriyle Meclise gelirlerse yalnız CHP’den değil, iktidar partisinden de birçok milletvekilinin buna itiraz edeceğini düşünüyoruz.
-Efendim, Irak Krizi ve Savaşı Türk-Amerikan ilişkilerini gerçekten derinden etkiledi. Özellikle Hükümetin bu konudaki birtakım adımlarının Amerika’da ciddi rahatsızlık yarattığı,
tutarsızlık olarak değerlendirildiği ortada. Gelinen noktada gerek Dışişleri Bakanının, gerek Başbakanın, gerekse Hükümetin yeniden asker gönderme tasarısını gündeme getirmeleri Türk Amerikan ilişkilerini tekrar düzene sokma çabası olarak algılanıyor. Siz bir hariciyeci olarak böyle bir mantığı nasıl karşılıyorsunuz?
Şimdi bu mantığı savunmak mümkün değildir. TBMM’nin 1 Mart tarihli tezkereyi redddetme kararı çok doğru bir karardır. Türkiye’nin Anayasasının gereği olan bir karardır. Belki Hükümet bunu Amerikalılara yeterince izah edememiştir. O nedenle Türk-Amerikan ilişkilerinde bir sıkıntı doğmuştur; bu doğru. Öyle anlaşılıyor ki, Hükümet Amerikalılara baştan, yerine getirme gücüne sahip olmadığı halde bazı vaatler vermiştir. Sonra bunları gerçekleştiremeyince de sıkıntılı duruma düşmüştür. Ama tezkereden önce Hükümet Amerikaya karşı kendini bir mecburiyet içinde hissediyordu. Ünlü şairimizin sözleriyle <Ben sana mecburum> politikası izliyordu. Tezkere reddedilince de görüyoruz ki <Ben sana mahçubum> politikası izliyor.Bir mahçubiyet içinde, Amerikalılar bundan sonra ne isterse yapalım da ilişkileri düzeltelim, diyorlar. Uluslararası ilişkilerde böyle yöntemler olmaz. Her teklifi, her öneriyi Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda değerlendirirsiniz; ilgili kuruluşlara götürürsünüz. Yetkili Meclis ise Meclise götürürsünüz… Bu hususu Meclisin iradesine bırakırsınız. O bakımdan, Hükümetin Amerikalılara karşı bir eziklik içinde olması bizim dış politika çıkarlarımıza uygun bir davranış değildir. Amerika ile ilişkileri düzeltmeyi, iyileştirmeyi biz de istiyoruz. Amerika’nın dostluğuna, ittifak ilişkilerine biz de önem veriyoruz. İleride de iki ülkenin birbirine ihtiyacı olacağını biliyoruz. Ama bunların hiçbiri Türkiye’nin kendi vekarını, çıkarlarını korumadan gözü kapalı tavizler vermesini, hareket etmesini, hele hele askerlerini riske atmasını haklı gösterecek çözümler değildir.
Efendim yaşanan gelişmelere ve yapılan açıklamalara bakılırsa insanlarda biz bu filmi daha önce görmüştük hissi uyandırıyor. Hükümetimiz neden hata yapıyor? Bizim dış politikamız neden doğru düzgün yönlendirilmiyor?
Hükümetin açıkça söylemek gerekirse, baştan beri yalnız bu konuda değil, pek çok konuda, Kıbrıs konusunda, AB konusunda bir tecrübe eksikliği içinde olduğunu görüyoruz. Uluslararası ilişkilerde tecrübe çok önemli, ikincisi tutarlık çok önemli . Devletlerin kendi çıkarlarına dayalı bazı uzun vadeli politikaları vardır. Hükümet birkaç gün içinde kendisinden önce yapılan her şeyin yanlış olduğu, doğruyu sadece kendisinin gördüğü gibi bir izlenime kapıldı ve o yüzden Türkiye’nin temel politikaları ile, temel çıkarları ile uyuşmayan çeşitli tavırlar sergiledi, demeçler verdi. Sonra geri adım attı, doğruları görmeye başladı. Şimdi Irak konusunda da bunu görüyoruz: Zikzak çizmeyeceksiniz dış politikada. Açık, net, kararlı bir tutumunuz olacak; söyleminizi baştan doğru koyacaksınız, sonra o söylemin arkasında duracaksınız. Her an tavır değiştirmeye hazır, dış baskılara karşı çok açık, dışarıdan gelecek tazyiklere, baskılara direnemeyecek durumda olduğunuz gibi bir izlenim vermeyeceksiniz. Verirseniz, o zaman temel çıkarlarınızı savunmanız mümkün olmaz. En büyük dayanağınız Meclistir. O yüzden Meclisten güç alacaksınız, Meclisten uzak durmayacaksınız. Size bir örnek vereyim. Irak konusunda o kadar kriz yaşadık. Krizin başından bugüne kadar Sayın Dışişleri Bakanı Meclis Dışişleri Komisyonunu bir kere ziyaret etmiş değildir. Bu olacak iş değil. İngiltere’de görüyorsunuz, başka ülkelerde görüyorsunuz, Başbakanlar, Dışişleri Bakanları sürekli gelip Meclise bilgi veriyorlar, görüş alıyorlar ve bu şekilde Meclisten destek alıyorlar. Siz Meclise gelip bilgi vermezseniz destek de alamazsınız.
-Öte yandan hariciye kadroları da galiba py-bass, biraz devre dışı…
Orasını bilemeyeceğim; onların iç meselesidir. Fakat şu güne kadar izlenen dış politikanın başarılı bir politika olduğunu söyleme imkanından mahrumuz. Keşke başarılı olsalar ve biz de onları desteklesek. Çünkü biz dış politikayı bir iç politika meselesi gibi görmüyoruz. Dış politikada iktidarla muhalefet elele verip ülke çıkarlarını korurlar, bizim geleneğimiz budur, milli davalarımızda birlik oluruz. Bizim partimizin geleneği budur. Irak konusunda, AB konusunda, Kıbrıs konusunda elele çalışmalıyız. Bakın, uyum paketleri geliyor; bizim bazı düşüncelerimiz, çekincelerimiz olmasına rağmen Hükümetin Türkiye’yi AB’ne yakınlaştıracak adımlarını daima destekliyoruz. Bunu hiçbir zaman bir polemik konusu yapmıyoruz, iç politika çekişmesi konusu yapmıyoruz. İç politikada Sayın Başbakanın da ifade ettiği gibi rant sağlamaya çalışmıyoruz. Bu yola gitsek bambaşka şeyler söylerdik. Ve halkımız da, vatandaşlarımız da görüyor ki biz CHP olarak diğer konularda olduğu gibi dış politika konularında da sorumlu bir politika izliyoruz. Yapıcı muhalafet yapıyoruz. Hiçkimse bizim bu tavırlarımızı yanlış yorumlamasın. Ama bir eleştiride bulunuyorsak, Hükümet anlamalı ki, bu eleştirinin sebebi Hükümetin ülke çıkarlarından sapmasıdır; ülke çıkarlarına hizmet etmeyecek adımlar atmasıdır. İşte bu konularda Hükümeti daha dikkatli olmaya, muhalefetle Meclisle daha sıkı işbirliği yapmaya davet ediyoruz.
-Sayın Öymen, efendim 7. uyum paketine az sonra geleceğiz ama yine yarın görüşülecek önemli bir yasa var: Topluma kazandırma yasası. Hükümet bu yasayı gerçekten çok önemsediğinin altını dünkü Bakanlar Kurulu toplantısından sonra yapılan açıklamada bir kez daha çizdi. Özellikle Abdullah Gül’ün de Amerika’daki temaslarında bu yasaya verilen önemi dile getirdiğini biliyoruz. Öncelikle topluma kazandırma yasası az önce belirttiğiniz çerçeveye dahil mi? Dış politika konularında Dışardan gelen baskılara Hükümet açık olmamalı dediniz. Efendim çok açık sormak şunu istiyorum.Amerika mı dayattı mı bu yasayı?
Bu yasanın çalışmalarının daha önce başladığı anlaşılıyor. Fakat bugünkü aşamada Amerikalıların bu yasanın çıkmasını her nedense büyük bir hevesle beklediklerini görüyoruz. Mesela Amerikan Savunma Bakanı Sayın Rumsfeld birkaç gün önce verdiği bir demeçte Kuzey Irak’taki PKK teröristleriyle başedeceğiz ama biz önce uyum yasasının çıkmasını bekliyoruz diyor. Bu ne demektir? yani Kuzey Irak’taki teröristlerle Amerikanın mücadele etmesi şarta mı bağlıdır? Amerika 11 Eylül’den sonra dünyadaki tüm terör örgütlerine kayıtsız şartsız savaş açtığını söylerken, bütün terör örgütleri dünyadan kazınmadan bu savaşın bitmeyeceğini söylerken acaba belli şartlar olursa bunlarla savaşırız mı demek istiyordu. Bunu hiç söylemediler. Yani başka ülkeler kalkıp da dese ki, biz kendi ülkemizdeki El Kaide militanlarını siz ancak Amerika’da af çıkarırsanız yakalarız derse bu Amerika’nın hoşuna gider mi? Yani savaş biteli üç aydan fazla zaman oldu. Bu kadar zaman içinde Amerikalıların Kuzey Irak’ta bir tek PKK liderini, PKK militanını yakalamamalarını, bunları Türkiye’ye teslim etmemelerinin izah etmek kabil midir?Bir yabancı devlet bir ülkedeki af yasasını bu kadar yakından izliyorsa bunun bir sebebi olacak. Bu acaba bir önşart mıdır? Meclis af yasasını reddederse, Amerika Kuzey Irak’taki teröristlerle savaşmayacak mıdır, mücadele etmeyecek midir? Böyle şey olur mu? Bu Meclis iradesini ipotek altına almak değil midir? Terörle başedersiniz, terörü önlersiniz, bütün teröristler teslim olur, silahlarını bırakırlar; ondan sonra halkın şefkat duygularını gayet tabii ki Meclis değerlendirir. Ama o noktada mıyız? Bu safhada terör örgütü devletimizi tehdit ediyor; devletin valisine suikast düzenliyorlar, mezra basıp insan öldürüyorlar, askerlerimizi öldürüyorlar. Bu safhada şefkat göstermek uygun mudur? Bunun zamanı bu zaman mıdır? Bizim burada çok kuşkumuz var, buna çok tepki gösterdik. Yani bu yöntem itibariyle, yaklaşım itibariyle yanlıştır ve öyle zannediyorum ki, bu teröristlerce bir merhamet duygusunun ifadesinden çok Hükümetin, devletin bir zaafı gibi yorumlanacaktır. Es kaza bu af kararı çıkarsa ve bundan sonra terör eylemleri artarsa hükümet çok büyük sorumluluk taşıyacaktır. Başka ilkelerde bunun örneği var. Teröristlere böyle af çıkarmışlar ve ondan hemen sonra terör olaylarında çok büyük artış olmuş. Böyle bir durumun Türkiye’de olmayacağının garantisi var mı? Bütün bunları düşünerek biz diyoruz ki, bunun zamanı değildir. Şimdi birinci önceliğimiz bizim hala aktif durumda olan Kuzey Irak’taki 5000 civarındaki PKK/ KADEK mensubunun yakalanmasıdır, etkisiz kılınmasıdır, Türkiye’ye teslim edilmesidir ve teröristlerin silahsızlandırılmasıdır. Ondan sonraki aşamada bu, hükümetçe, devletçe, milletçe düşünülür değerlendirilir. Gayet tabii ki halkımızın şefkat duyguları her zaman dikkate alınır, alınmalıdır. Biz de bütün insanlarımızı kazanmak isteriz. Bizim kaybedecek tek bir vatandaşımız yoktur Türkiye’de. Ama bunu dış baskı altında değil, ön şart olarak değil…
-Bu Meclisten çıkar mı efendim? Çünkü AKP içinden de çok sayıda fire olduğu anlaşılıyor…
Bugünkü koşullarda Meclisten çıkarsa çok şaşarım. Çünkü söylediğim nedenlerden ötürü AKP içinde de bundan rahatsızlık duyan çok sayıda milletvekili olduğunu biliyoruz. Yani dış dayatmayla dış baskıyla bu Meclise hiçbir şey yaptıramazsınız.
-Efendim bu konjönktürde şimdi de 7. uyum paketi Meclise geliyor. Son derece önemli açılımlar da yapacak ama bir taraftan da önemli tartışmaları beraberinde getiriyor. Dün MGK temsilcisinin önemli açıklamaları var kanımca. Nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şimdi işin iki boyutu var. Bir boyutu AB ile ilgili boyutudur. Diğer boyutu Türkiye’nin demokrasiyi daha da ilerletme, derinleştirme boyutu ile ilgilidir. Şimdi bu iki boyutu birbiriyle karıştırırsanız tam bir kavram kargaşası ortaya çıkıyor. Uyum paketi nedir? Hükümetin ulusal programda bizzat kendisinin ilan ettiği gibi, uyum paketi, Türkiye’nin AB üyelik müzakerelerine başlayabilmesi için vazgeçilmez olan, kaçınılmaz olan, olmazsa olmaz nitelikteki yasa değişikleridir. Türkiye bunları zaten büyük ölçüde yapmıştır: Geçen yıl Ağustos ayında çıkarılan Anayasa değişiklikleri, daha sonra çıkarılan uyum paketleri, sonuncusu bir-iki hafta önce çıkan 6. uyum paketi, bunları bitirmiştir. 7. paketle de bunun son noktası konacaktır. Şimdi biz ilke olarak bu uyum paketlerine destek verdik. Çünkü AB ile ilişkileri engelleyen, zedeleyen bir parti görünümünü hiçbir zaman biz üstlenmek istemeyiz. Böyle bir görünüme sahip olmak istemeyiz. Tam tersine AB’ne üyeliği biz herkesten çok destekliyoruz. Hiç kimseye bizim bunu engellediğimizi söyleme fırsatını vermeyiz. Ama bir taraftan da halkın ve milletin dikkatini çekmek istiyoruz ki, bu paketlerin içinde yer alan hususların bazıları AB’nin Türkiye’den beklediği hususlar değildir, AB’nin şart koştuğu hususlar değildir…
-Neden onlar bu paketin içinde gündeme getiriliyor peki?
İşte biz de bu soruyu soruyoruz. Şimdi sözgelimi 6. pakette yer alan, seçimlerde Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatından gözlemci davet edilmesi unsuru vardı. Öyle bir izlenim uyandırıldı ki, bu olmazsa Türkiye üyelik masasına oturmayacak. Sonra iktidar da anladı bunun böyle olmadığını, geri çekti bunu. Demek ki, bunlar vazgeçilmez şeyler değildir. Şimdiki pakette gelen aynı şekilde birtakım unsurlar, buna benzer birçok madde var. Mesela devlete, millete, Meclise hakaret etme suçunun alt cezası bir yıldan üç aya indiriliyor. Şimdi bunu yaptığımız için mi AB’ne gireceğiz? Evvelce bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası veriliyordu; şimdi üç aydan üç yıla kadar verilecek. Yani Türkiye bunu yapmazsa AB’ne girmeyecek mi? Bunlar demokratikleşme için gerekli olabilen şeylerdir. Ayrıca düşünülüp değerlendirilip, tartışılıp zamanında yasalaştırılabilecek değişikliklerdir. Ama AB’ne üyelik için zorunlu olan şeyler değildir. Milli Güvenlik Kurulu ile ilgili olarak da, Hükümet bakıyoruz ki, Avrupa’nın <askerlerin siviller üzerindeki rolü azaltılsın> yolundaki genel bir değerlendirmesinden hareket ederek MGK Genel Sekreterliği Yasasında topyekün bir değişikliğe gidiyor. Acaba bütün Avrupa ülkelerinde bu, Hükümetin önerdiği gibi midir? Acaba bütün Avrupa ülkelerinin yasalarında MGK Genel Sekreterliği işlevini yapan kuruluşlar sadece Başbakanın ya da Hükümetin taleplerini yerine getirirler gibi bir hüküm mü var? Öyle değil. Demek ki bunları iyice düşünmeden veya değerlendirmeden, diğer Avrupa ülkelerini örneklerini yeterince dikkate almadan Hükümet biraz ölçü kaçırarak yapıyor. Ama biz, demin başta da söylediğim gibi, AB’ne üyelik sürecini engelleyen bir parti olmamaya özen gösterdiğimiz için bir taraftan bu konudaki eleştirilerimizi, görüşlerimizi, önerilerimizi dile getiriyoruz; bir taraftan da bir bütün olarak bakıldığında, sorumlu bir tavır sergiliyoruz ve AB sürecini engellememeye çok büyük bir özen gösteriyoruz, hükümetin yanlışlarını bazen gördüğümüz halde.
-Efendim çok teşekkür ediyoruz.
Ben teşekkür ediyorum.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.