Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

CHP Kahramanmaraş İl Örgütü Konuşması
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı ONUR ÖYMEN’in Kahramanmaraş – Elbistan’da yaptığı konuşma
18 Mart 2007
Çok değerli Kahramanmaraş İl Başkanımı, çok değerli milletvekili arkadaşım Sayın Mehmet Parlakyiğit’i, çok değerli ilçe başkanımız, belediye meclisi üyelerimiz, belediye başkanlarımız, İl Genel Meclisi üyelerimiz, çok değerli sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, çok sevgili hemşehrilerim, hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım sizlerle dış politika konularını da konuşacağız ama müsaade ederseniz önce Türkiye’nin bazı meselelerinden bahsedelim ve bu meselelerin başında da Elbistan’ın meselelerinden bahsedelim. Şimdi Elbistan’ı siz tabii ki bizden çok daha iyi bilirsiniz ama madem ki beni fahri hemşehriliğe kabul ettiniz, ben de Elbistan’ın fahri hemşehrisi olarak sizinle bugün yaptığımız çalışmalarda edindiğim bilgileri paylaşayım. Biraz önce Afşin-Elbistan santraline gittik. Orada edindiğimiz bilgiler şunlar: bir taraftan son derece sevindirici bilgiler aldık, şöyle ki Elbistan’daki kömür madeni, linyit madeni kaynakları, yatakları aslında kendi alanında dünyada beşinci sırada geliyor. Bu çok büyük bir potansiyel, çok büyük bir kaynak. Ülkemiz için büyük bir teminattır. Bu kaynakları işletmek için orada iki tane santral kurmuşuz. Bir A santrali, bir B santrali. Ve bu kömür kaynaklarını orada değerlendirmeye çalışıyoruz. Şimdi şunu da size söyleyeyim ki; bugünkü tempoyla değerlendirdiğimiz takdirde, bugün kesinleşen rezervler açısından söyleyeyim, en az 200 yıl yetecek kadar kömürümüz var. Bu santralleri bugünkü kapasiteyle en az 200 yıl işletecek kapasitemiz var. 3,5 milyar ton kömür rezervimiz, linyit rezervimiz var. Bunun 5 milyar ton ihtimali olması da kuvvetlidir, araştırmalar devam ediyor. Bunlar iyi havadisler.
O kadar iyi olmayan havadis ne? O kadar iyi olmayan havadis, maalesef bu kömür rezervi Türkiye’nin enerji ihtiyacının %24’ünü karşılayabilecekken bugün sadece %6’sını karşılıyor. Demek ki burada 4 misli üretim yapabiliriz. Bugüne kadar gerekli yatırımlar zamanında yapılamadığı için bu üretim kısır kalıyor. Üstelik yapılan yatırımları da tad alarak değerlendiremiyoruz. Şu anda ilk yapılan santralimiz, A santralinin üretim kapasitesi, fiili üretim kapasitesinin sadece % 30’undan ibarettir. 1/3 kapasiteyle çalışıyor. Efendim revizyon yapılıyormuş, çeşitli gerekçeler var kuşkusuz, uzmanlarımız ellerinden geleni yapıyorlar ama şunu da unutmayın ki Türkiye yurt dışından doğalgaz almak için anlaşmalar imzaladı. Bu anlaşmalarda diyor ki “bu gazı alsanız da almasanız da parasını ödeyeceksiniz”. O bakımdan nasıl olsa o doğalgazın parasını ödüyoruz diye Türkiye’de bir süreden beri hidrolik enerji kaynaklarımızın ve kömüre dayalı santrallerimizin üretiminin düşürüldüğü yolunda sık sık basında bilgiler yer alıyor. İşte bugün bunun kanıtını da öğrenmiş bulunuyoruz. Şu anda Afşin-Elbistan A santrali, birinci santralimiz sadece % 30 kapasiteyle çalışıyor. Bu büyük bir eksikliktir.
İkinci öğrendiğimiz şu, değerli arkadaşlarım öyle anlaşılıyor ki devlet bundan sonraki santralleri yapacak durumda değil. Hiç değilse bu hükümet yapacak durumda değil. İhale açmışlar, rödövans diyorlar. Özel sektöre kömür sahalarını tahsis ediyorlar. Şu anda büyük bir kömür rezervini, aşağı yukarı 500 milyon tonluk bir kömür rezervini özel sektöre tahsis etmiş bulunuyorlar. Bu özel sektör santral inşa edecekmiş, bu santralde kömür üretecekmiş, ondan devletimizin enerjisine katkıda bulunacakmış. Bunların hepsinin göreceğiz. Ama size şunu söylüyorum ki, devletimizi enerji kaynaklarının üzerinde büyük bir duyarlılık göstermek zorundayız. Bunlar yalnız bizim değil, gelecek kuşaklarımızın da teminatıdır. Enerjisiz sanayi olmaz. Enerjisiz hayat olmaz. O bakımdan bu enerji kaynaklarımızın en iyi şekilde değerlendirmek zorundayız. Elbistan bu açıdan Türkiye’nin can damarıdır. Hepimiz bunun üzerine titremeliyiz.
Size bir şey daha söyleyeyim, onu da öğrendik. Bütün bu anlattıklarımızdan daha önemlisi şu: enerji güzel, kömür çok iyi, üretim gayet önemli fakat ondan önemlisi insan sağlığı. İnsan sağlığına biz öncelik vermek zorundayız. Efendim elektrik üretelim de varsın insanlarımız hasta olsun diyemeyiz. İnsan sağlığına üretim hiç olmasın daha iyi. İnsanlarımızı yaşatmak, sağlıklı yaşatmak öncelikli hedefimiz. Şimdi bakıyoruz, o zamanki teknoloji, o zaman yapılırken bugünkü teknolojiler yoktu ama bacalara o zaman filtre takılmış, fakat baca gazlarının arıtacak tesis takılmamış. Yeni kurulan B santraline böyle bir sistem kurulduğu söylenir, o da geçici olarak yapılmıştır. Fakat şunu biliyoruz ki A santraline henüz takılmamış. Efendim geçmişte şöyle oldu böyle oldu. Şimdi geçmişi bırakalım, bu iktidar 4,5 yıldır iş başında. 4,5 yıldan beri bu bölgede yaşayan insanların sağlığını düşünerek bu A santraline bir baca gazı arıtma tesisi kurdunuz mu kurmadınız mı? Kurmadık. İhale yaptınız mı yapmadınız mı? Şu ana kadar yapmadık. İşte görev hatası burada, eksiklik burada. İş başına gelir gelmez ilk yapacağınız iş vatandaşın sağlığına zarar veren bu gibi durumların çaresini aramaktır, bulmaktır. Bakın üzerinden 4,5 yıl geçti, şimdi görevinizi tamamlıyorsunuz, büyük ihtimalle bu baca gazı arıtma ihalesini yapmadan gideceksiniz. Vatandaşı kaderine terk edip gideceksiniz Yanlış olan budur. İşte bizim kötü yönetim dediğimiz budur arkadaşlar. Şimdi B santraline gidiyorsunuz, burada gerçekten kötü bir hava hissetmedik. Ama A santralinin kapısında arabadan iner inmez genzinizi böyle acı bir koku, yanık hava dolduruyor. Demek ki gerçekten orada düşük üretim olmasına rağmen bu baca gazları çevreyi etkiliyor. Bunu kendiniz hissediyorsunuz. Buna bir hal çaresi bulmak lazım. Efendim bize diyorlar ki eleştirmek kolaydır siz ne yapacaksınız? İşte söylüyoruz ne yapacağımızı. Cumhuriyet Halk Partisi iktidara geçer geçmez önceliklerimizden biri Afşin-Elbistan santralinin baca gazlarını giderecek sistemin ihalesini yapmak. Aynı şekilde Yatağan santralini de. Çanakkale’deki santrali. Bu son derece önemlidir. Bakınız demin söyledim bu santralin büyüklüğünü. Bir şey daha söyleyeyim Türkiye’deki bütün linyit rezervlerinin %45’i burada. Yani siz büyük bir servetin üzerinde oturuyorsunuz. Bu bir servettir. Elbistanlı arkadaşlarımız, Afşinli arkadaşlarımız büyük bir servetin üzerinde oturuyor ama fakirlik içinde yaşıyor. İşte bu olmaz. Türkiye’nin bütünü düşünürseniz, Türkiye çok zengin bir ülke ama biz zengin ülkenin fakir çocuklarıyız. Türkiye bugün dünyanın 19. en zengin ülkesidir. Kaynakları geniştir, toplam milli gelire bakarsanız dünyanın 19. Avrupa’nın 6. ülkesidir Türkiye. Bütün AB ülkelerini koyun üst üste 6.sırada Türkiye geliyor. Ama insanların geliri, kişi başına fert başına milli gelir rakamlarına bakıyorsunuz dünyada 99. 98 ülkenin insanı bizden daha zengin. Acaba niçin? Yani fakir ülke olsak diyeceksiniz ki kaderimize küselim, napalım, ot yok ocak yok maden yok kaynak yok su yok hiçbir şey yok ne yapalım. Öyle değil ki, her şeyimiz var, neyimiz yok? İyi yöneticilerimiz yok. Devlet iyi yönetilmediği için vatandaş fakir bırakılmıştır. Efendim memurların maaşı düşük. Emeklilerin de düşük, evet. İşçilerin de düşük. Asgari ücret de çok düşük. 500 milyon lira civarında. Niye böyle? Fakir olduğumuz için değil, devletin toplam gelirleri içinde çalışanlara, memurlara, işçilere, emeklilere en az para veren ülke olduğumuz için. Kaynak olmadığı için değil. Kaynak var ama bu kaynağın halka intikali için gerekli tedbirleri almamışlar. İşte kötü yönetim budur. Bunları düzelteceğiz. “İktidara geleceksiniz de ne yapacaksınız?” bu böyle bir yarış değil ki. Bu bir atletizm yarışı, yüzme yarışı, tenis müsabakası, bir sen kazanırsın bir o kazanır, böyle bir şey değil. İktidar ciddi bir iştir. Siyasi partiler demokrasilerin vazgeçilmez unsuru. Devleti en iyi şekilde yönetmek için oraya geleceksiniz. Laf olsa diye sen adamın gitsin benim adamım gelsin aynı işi yapsın. Olmaz! Biz orada gerçekten Türk halkının bu kaderini değiştireceğiz. Vatandaş hakkettiği hayatı yaşayacak. Bunun için iktidar olmak istiyoruz. Yoksa efendim onun adamı gidecek benim adamım gelecek, anı işi yapacak, aşağı yukarı aynı hataları yapacak, onların yıllardan beri yapmadığı baca gazı arıtma ünitesini ben de yapmayacağım. Vatandaş ne kazanacak benim iktidarımdan? Hiçbir şey kazanmayacak. İşte bu olmaz.
Türkiye’nin çok değerli kaynakları var bunu bilesiniz. Yanlış yönetim, yanlış ekonomik politikalar sonucunda Türkiye çok büyük borç altına sokulmuştur. Şimdi bu borçları siz ödüyorsunuz, sizin borcunuz bu, gidenler gitti, borcu yapanlar gitti adını bile unuttunuz. Adam gitti ama büyük borç yaparak gitti. Bakın ben size anlatayım, Lozan müzakerelerinde 1923 yılında İsmet Paşa baskılara direniyor, kapitülasyonları kaldırmak için direniyor, Türkiye’ye her alanda baskı yapılıyor hepsine direniyor. En sonunda bir gün Lord Curzon, İngiliz Dışişleri Bakanı ve İngiliz Heyetinin Başkanı İsmet Paşayı davet ediyor, yanında da Amerika temsilcisi var. Diyor ki “Paşa, biz ne dersek reddediyorsun. Senden hiç memnun değiliz, hiçbir teklifimizi kabul etmiyorsun. Daima milli egemenlik, milli egemenlik diyorsun, hep aynı şarkıyı çalıyorsun. Ama bil ki reddettiğin her tavizi biz cebimize koyuyoruz. Bugün memleketiniz fakirdir, açtır, yoksuldur, yatırımlara ihtiyacının vardır bize geleceksiniz. Önümüzde diz çökeceksiniz ve bizden para isteyeceksiniz. Bu para bir bende var, bir de bu yanımdaki Amerikalıda var. Bizden para istediğiniz zaman bu tavizleri teker teker cebimizden çıkarıp önünüze koyacağız.” İsmet Paşa diyor ki “Siz bugün bizim dediğimizi yapın, yarın öbür gün gelip de önünüzde diz çökersem o zaman çıkarırsın cebinden”. Cumhuriyeti kuranlar ülkenin o fakir o yoksul halinde bile gidip kimsenin önünde diz çökmüyorlar, kimseden borç almıyorlar. Devlet kendi imkanlarıyla yapıyor ne yapıyorsa. Demiryollarını yapıyoruz, Türkiye’yi demir ağlarla döşüyoruz beş kuruş borç almadan. Fabrikalar yapıyoruz, borç almadan. Yollar yapıyoruz, okullar yapıyoruz, hastaneler yapıyoruz, yoksul bir Anadolu’yu uygar bir ülke haline getirmeye çalışıyoruz, hiç borç almadan. Devletin politikası bu. İsmet Paşa hatıralarında “bu bana ders olmuştur, siyasi hayatım boyunca hiçbir zaman dış borç almamışımdır. Kaç paramız var? 100 liramız var. 100 harcamak zorundayız. Ama 100 lirayla geçinen bir millet 90 lirayla da geçinir” diye düşündüm diyor, “10 lirasını ayırdım yatırıma. Bu parayla yatırım yaptım. Biraz daha sıkıntı çekti vatandaş ama sonunda meyvesini gördü” diyor. Devletimizi kuranlar böyle bir devlet kurmuş. Ondan sonra ne yapıyor? Osmanlı borçlarını ödüyor. O fakir devlet, o yoksul koşullarda Osmanlı borçlarını ödüyor. Bütçemizin %17,8’ini Osmanlı borçlarını ödemeye harcıyor. Ama ne yapmışız Düyun-u Umumiye’yi bitirmişiz. Artık Türkiye özgür bir ülke, bağımsız bir ülke, Atatürk’ün dediği gibi ekonomik bağımsızlığına kavuşmuş bir ülke. İşte biz 1950 yılında Cumhuriyet Halk Partisi olarak iktidarı Demokrat Partiye devrederken böyle bir Türkiye devrettik. Devletin kasasında 150 ton altın vardı, hiç borcumuz yoktu. Ve bu kadar bir zenginliği Demokrat Parti iktidarına devrettik. Ne yazık ki o devirde böyle bir borçlanma modası çıktı ortaya, daha önce gösterilen titizlik gösterilemedi. Ülkenin şuna da ihtiyacı var buna da ihtiyacı var, karayolu yapacağız, baraj yapacağız efendim diyerek bir borçlanma siyasetine girdik. Ama size şunu söyleyeyim ki, şimdiye kadar iş başına gelen iktidarlardan hiçbiri borçlanma konusunda bu AKP iktidarının yanına yanaşamadı. Siz biliyor musunuz bu iktidar iş başına Kasım 2002 tarihinde geçti, bugüne kadar değerli arkadaşlarım devletimiz tam 170 milyar dolar ilave borç aldı. Daha önce 30-35 senede aldığımız toplam borçtan çok daha fazla. Yani bunlar Demirel’e de Özal’a da, Menderes’e de rahmet okuttular. 170 milyar dolar ne demek? Siz ödeyeceksiniz bu parayı, kim ödeyecek? Yarın bunlar yok gidecek, borç kalacak. Bu iktidara diyebilir misiniz kardeşim öde bakalım şu borcunu. Almış borcu gitmiş. Siz ödeyeceksiniz. Peki bu borcu nereye kullanmışsın? Hadi bu borcu aldın, zaruret vardı değil mi? Nereye kullandın mesela şuraya baca gazlarını temizlemek için niçin bir filtre koyduramadın, niçin bir baca arıtma tesisi kuramadın buraya? Madem ki bu kadar borç alıyorsun, Elbistan halkı bu borçtan ne kazandı acaba? O parayla Elbistan’a ne yaptın soruyoruz. Karşınızda fahri Elbistan milletvekili olarak soruyorum. Ne yaptınız? Şuradan 40 km öteden doğalgaz geçiyor. Buradaki insanlar Afşin’de Elbistan’da bu santralin gazını soluyor, artı evde yaktığı kömürün gazını soluyor. Etrafta da acayip bir çevre kirliliği var. Peki niçin şu doğalgazı 40 km öteye döşeyip de buraya getirmedin? Hiç değilse insanlar evinde doğalgaz kullansın. İşte bunu yapamadılar. Daha kötüsünü söyleyeyim size; sadece Elbistan değil tabi biz bütün Türkiye’nin milletvekiliyiz. Doğalgaz boru hattı İran’dan çıkıyor, Ağrı şehrinin içinden geçerek Erzurum’a gidiyor, oradan bazı illerimize dağılıyor. Ağrı şehrine vermiyorlar doğalgazı. Şehrin içinden geçiyor boru hattı, Ağrı’da yok. Ve ortada muazzam bir haksızlık var. Üstelik fakir insanlar, yoksul insanlar, perişan oluyorlar. Özetle ülkemizin ekonomik koşulları bunlar. Fazlası var eksiği yok. Size daha fazlasını anlatabilirim ama çok fazla vaktimiz olmadığı için biraz diğer konulara da değineceğim. Şunu bilelim ki demin size söylediğim bu borç miktarı 219 milyardan 385 milyar dolara çıkmıştır. Kesin rakamını merak eden arkadaşımız varsa onu da size söyleyeyim. “Efendim ticaretimiz çok iyi gelişiyor, ihracatımız arttı” diyorlar. Doğru. Ama şunu da soracaksınız: bu ihracatın içindeki ithal payı nedir? Bir malı ihraç ediyorsun da o malın ne kadarı Türk malı, ne kadarı ithal edilen malların ambalajlanması, konfeksiyon suretiyle yapılmış üretim. Şimdi bakıyoruz değerli arkadaşlarım, bu iktidar iş başına geldiğinde Türkiye’nin 15 milyar dolar dış ticaret açığı var. Yani ithalatımızla ihracatımız arasında 15 milyar dolar açık var. 2006 Aralık ayında bir yıllık dış ticaret açığımız tam 51,9 milyar dolar. 52 milyar dolar dış ticaret açığımız var. Peki bunu nasıl karşılayacağız? Karşılayamıyoruz. Karşılayamadığımız zaman da dış ticaret açığının yanında cari açık oluyor. Cari açık demek devletin bütün döviz gelirleri bir tarafta, bütün döviz harcamaları bir tarafta, aradaki farka bakıyorsunuz. Fark 31 milyar dolar. Rekor. Daha önce hiç olmamış bu Türkiye’de. 31 milyar dolar cari açığımız var. Peki bize benzer ülkeler içinde hangisinin bu kadar cari açığı var? Hiçbirinin yok. Hiçbir ülkenin bizim kadar büyük cari açığı yok. Türkiye’nin durumuna giren, koşullarına benzeyen 27 ülke var. Hiçbirinde bu kadar büyük cari açık yoktur.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin sorunları bunlardır. Bu sorunların çok daha fazlasını sizinle tartışabiliriz ama biliyorsunuz ki bütün bunların altında maalesef devletimizin iyi yönetilmemesi yatıyor. O kadar çok proje var ki başlamışız, milyarlarca dolar harcamışız, projeyi bitirememişiz. Bu parayı toprağa gömmüşüz ama borcunu ödüyoruz. Misal Ankara-İstanbul hızlı tren projesi. Sincan Arifiye tünelini kazmaya başlamışız, yıllarca kazmışız, sonunda bir de bakmışız ki bu deprem hattının üstünden geçiyor, fay hattının üstünden geçiyor. Projeyi rafa kaldırmışız. Devletimize maliyeti faiziyle birlikte 1 milyar dolardır. Bir proje. Siz ne diyorsunuz buna? Elbistanlıların ödediği vergiden veya bu parayı ödemek için sizin maaşınızdan kesiyorlar, size hakkettiğiniz maaşı veremiyorlar. İşte bunlarla uğraşıyoruz. Bir de şunu söyleyeyim size: Anayasamız diyor ki Türkiye sosyal devlet olacak. Ne demek? Yani fakirin hakkını koruyacak. Sosyal devlet budur. Bizde ne oluyor? Bizde zenginler daha zengin, fakirler daha fakir oluyor. Uluslar arası bir ölçü var, Forbes dergisi yayınlıyor bunları, bunlar iktidara geldiğinde Türkiye’de üç kişi dolar milyarderiydi, 1 milyar dolardan fazla parası vardı. Bugün 28 kişi. Ziyade olsun, inşallah daha artar, inşallah yarın 100 kişi olur, 1,000 kişi olur. Vergisini ödemek şartıyla. Peki fakir insan ne yapıyor? Fakir insan 985.000 fakir vatandaşımız da gece yatağa aç giriyor. İşte sosyal adaletsizlik bu. Evine ekmek götüremiyor. Bakın biz gittik, dün Yeşilova’ya, orada içimiz sızladı, gençler bize dediler ki “biz fırına gideriz, bir kahveye gideriz”. Sayın Mehmet Barlas’la beraber gittim, televizyonda da anlattı. Niçin böyle? “Fırından ya ekmek alırız, ya simit alırız; kahveden de çay içeriz, onunla besleniyoruz, başka bir şey alacak paramız yok” diyorlar. Düşünebiliyor musunuz? Şurası, ki Maraş Türkiye’nin en fakir ili değil, iş adamlarımız bize Kahramanmaraş’ta “efendim burada hiç işsizlik yoktur, her geleni işe alırız biz, işte şu kadar bin insana çalıştırırız, bu kadar fabrikamız var” diyor. Çok mutlu olduk çok sevindik, fakat sonra bir gittik kahveleri dolaştık, insanlar “işsizlikten kırılıyoruz, hiç işimiz gücümüz yok, sabahtan akşama kadar kahvede oturuyoruz, zaman öldürüyoruz”. İşte sıkıntılar bunlar; işsizlik, açlık, yoksulluk Türkiye’nin en büyük sorunları. Bir de gelişmiş bölgelerimizle gelişmemiş bölgelerimiz arasında çok büyük fark var. Bundan önemlisi, Maraş’ta da anlattım, en önemlisi yaşamak. Yabancılar insan hakları diyip duruyorlar ama bu söyleyeceğimi hiç kimse söylemedi bugüne kadar, bir tek yabancı insan hakları örgütü söylemedi, Türkiye’deki insan hakları örgütlerinden bir tanesi söylemedi, biz duymadık. O nedir? En önemli hak yaşama hakkı değil mi? İşte siz fakir illerimizdeki insanların yaşama hakkını ellerinden alıyorsunuz. Siz biliyor musunuz ki Bursa’da doğmuşsanız eğer ortalama olarak 75 yıl yaşıyorsunuz. Şırnak’ta doğmuşsanız ortalama 59 yıl. 60’ı bulmuyor. Niçin? Çünkü devlet oraya sağlık hizmeti götürememiştir, eğitim götürememiştir, altyapı götürememiştir, doktor verememiş, ebe verememiş, birçok sağlık ocağı kapalı. İşte bu yüzden. Yani insanın normal, sağlıklı bir hayat yaşamasına izin vermiyorsunuz. Biz gittik bütün o bölgeleri dolaştık, ben Hakkari’ye kadar gittim, Bitlis, Van, Ağrı, Erzurum, bütün oraları gördüm. Akşam okuldan çıkarken öğretmen çocuğa ertesi sabah gelirken bir öbek tezek getirmesini söylüyor. Niye? Okula yakacak vermiyorlar. Seçimi düşünerek dağıtıyorlar kömürleri varoşlarda İstanbul’da Ankara’da, ama bilesiniz ki bu kömür orada soğuktan titreyen zavallı çocuğun kömürüdür. Bize Kürtlerle ilgileniyor musunuz ilgilenmiyor musunuz diyorlar. Biz ilgileniyoruz. Siz ilgileniyor musunuz, biz size soruyoruz, hükümete soruyoruz. Oradaki zavallı çocuk evinden bir öbek tezek götürmezse okulda ısınamıyor. Milli Eğitim Bakanına bir soru önergesi verdim, bu bölgeye neden yakacak yardımı yapmıyorsunuz diye. Bana cevap yolluyor: “böyle bir şeyden hiç haberimiz yok. Kimse bize bu durumu bildirmedi.” Kendisi Van milletvekili olur ayıptır söylemesi. Hani Muğla milletvekili olsa anlayacağım da, Van milletvekili ve haberi yok. Van’daki köylerde okullar nasıl ısınıyor bilmiyor. Onun üzerine biz bütün o bölgedeki muhtarlardan yazılı tutanak getirdik; “Devlet köyümüzün okuluna hiç yakacak vermemektedir, okulumuz tezekle ısınmaktadır” diye tutanak var. Ve bunları televizyonda açıkladık. Basın toplantısı yaptık, hükümeti çok seven basınımız bir satır yazmadı. Bereket KanalTürk gibi bir iki televizyon var, onlar yayınladılar. İşte bu gibi yayınlar yaptıkları için de devlet onlara büyük baskı yapıyor, hesaplarını dondurdular, kredi kartlarını kontrol etmek için özel denetçiler yolluyorlar. Yani hükümeti tenkit eden basına hiç tahammülleri yok. Biz Kanal Türk’te açıkladık, fotoğraflarını da gösterdik. Okula tezek götüren çocukların fotoğrafları. Belgeler, tutanaklar hepsi ortada. Hükümetten ne ses çıkıyor? Hiçbir şey çıkmıyor.
İşte Türkiye’nin sorunları bunlar. Biz bunlarla uğraşıyoruz. Buralara niçin geliyoruz? Bir, bunları size anlatmak için. İki, buradaki sorunları yerinde görmek için. Çok değerli parti örgütümüz, arkadaşlarımız bize bunları bildiriyorlar, biz de gözümüzle görelim, sizlerle tanışalım, olur da bize fahri milletvekilliği teklif ederler onu da almaya geldik haberiniz olsun. Bundan sonra bu bölgenin, Elbistan’ın, Afşin’in, Kahramanmaraş’ın bir derdi olduğu zaman sayın Mehmet Parlakyiğit’le birlikte lütfen bize de haber verin. Onunla kol kola beraber çalışırız. O tek başına hem ilin hem bütün ilçelerin derdiyle uğraşıyor, ben de ona elimden geldiği kadar yardımcı olacağım.
Değerli arkadaşlarım, bunlara bakarak kötümser mi olacağız? Hayır olmayacağız. Türkiye büyük ve zengin bir ülkedir. Bütün mesele bu zenginliği nasıl vatandaşın hizmetine, ülke hizmetine sunacağız. Bakın size iki tane örnek vereceğim. Kahramanmaraş’ta da anlattım ama sizin de bilmenizi istiyorum. Diyorlar ki, “Türkiye’de petrol yok. Arandı bulunamadı, kuyular kuru çıktı, ufak tefek Batman’da bir şeyler çıkıyor, O da Türkiye’nin ihtiyacının sadece 1/6’ini karşılıyor. Yapılacak bir şey yok”. Yatırımları kesmişler. Türkiye’de yılda 70 kuyu açılıyor. Amerika’da sadece Teksas eyaletinde yılda 20.000 kuyu açılıyor. Fark bu. Düşünebiliyor musunuz, kuyu açmıyor adam. Niye? Bizde petrol yok. Kim dedi size olmadığını. “Efendim işte aradık bulamadık, yabancı şirketler öyle diyor…” Yabancı şirketler öyle demiyor, bakın bizim elimizde bunun belgesi var. Bunu da Mecliste gündeme getireceğiz ve göstereceğiz. Yarın Mecliste gündeme petrol konusu geliyor. Bunları birer birer çıkaracağız, gözüne sokacağız. Bakın orada ne diyor, bir İngiliz petrol şirketi BP 1993 yılında yazı yazmış devlete, Enerji Bakanına; bizim araştırmalarımıza göre – diğerlerini bırakıyorum – bir tek Karadeniz’de 1 milyar varil petrol var. Karadeniz’de araştırma yaptıkları yerde 1 milyar varil petrol var, bu kadar yüz milyon metreküp de doğalgaz var. Yalnız bu petrolü, bu gazı çıkartmamız için petrol kanunuzu değiştireceksiniz. Düşünebiliyor musunuz? Bir yabancı şirket Türkiye’ye hangi yasayı nasıl değiştireceğini empoze ediyor, zorla söylüyor. Yoksa petrolü çıkartmam diyor. Bunun belgesi var elimizde. Hangi kanunu nasıl değiştireceğini o sana söylüyor. Değerli arkadaşlar Türkiye’nin düştüğü duruma bakın. Bütün bu yazışmalar elimizde, hatta toplantılar yapmışlar onlar da yazılı. “Bu konuda toplantı yaptık sizinle. Siz diyorsunuz ki kanunun şurasını değiştirsek olur, burasını değiştirsek olur”. Yani içler acısı bir manzara. Neticede ne olmuş, o hükümetler bunları reddetmiş. Yabancı petrol şirketlerinin baskısıyla kanun çıkartmayı reddetmişler. Ama bu hükümet kabul etmiş. Bu hükümet maalesef öyle bir yasa çıkarttı ki hemen ilk satırından anlıyorsunuz yabancı şirketlerin baskılarıyla çıkarılmış bir yasadır. Onlar ne istiyordu? Petrol alanlarının imtiyaz alanlarının, ruhsat alanlarının genişletilmesi. Bunları genişletiyorlar. Onlar ne istiyordu? Sürelerini uzatması. Bu kanun ne diyor? Uzatırız diyor. Onlar ne diyor? Türkiye’de çıkarılacak petrolün %45’ini Türkiye’ye bırakalım, %55’ini ihraç edelim, başka ülkelere satalım diyor. Bu kanun ne diyor? Daha ileri gidiyor. Tamamını satın diyor. Türkiye’de bir litre bırakmayın diyor. Düşünebiliyor musunuz? Harp olur, darp olur, kıtlık olur, Türkiye’nin başına sıkıntı gelir değil mi? Daha önce petrol krizleri yaşadık. Kuyrukları hatırlıyorsunuz. Hayır tamamını çıkartma yetkisi veriyor. İnanılır gibi değil. Devletin payı kaç olacak? Yüzde 2. Çıkarttığı petrolden devlete ödeyeceği para %2. Geçen hafta Danimarka Meclis Başkanı buradaydı, ona sorduk biz, sizde oluyor bu işler diye, %2 diyor bizimkiler dedik. Adam gülmeye başladı sahi mi söylüyorsunuz. Biz de dedi %70. Bir yabancı şirket Danimarka’nın sularında, Kuzey Denizinde petrol çıkarırsa %70’ini devlete veriyor. Bizde bir şey değil dedi, Norveç’te %90. Norveç kanununda %90, Türkiye’de %2. Şimdi geldiğimiz duruma bakın. Mecliste müthiş bir itirazda bulunduk Mecliste. Gitti Cumhurbaşkanından geri döndü, bereket çok vatansever bir Cumhurbaşkanımız var. Ondan sonra ne oldu? Şimdi bir kere daha gönderiyorlar. Bunu geri göndermek için yarın Meclise getiriyorlar konuyu, tasarıyı ve biz ne yapacağız. Hemen Anayasa Mahkemesine gideceğiz. Kimse unutmasın arkadaşlar, Ankara’da hakimler var. Anayasa Mahkememiz, hakimlerimiz buna benzer pek çok yasayı durdurdu, ümit ederiz bu sefer de durduracaktır. Düşününüz ki eski Petrol Yasasında bir hüküm var, fakat bizim için kötü bir yasaydı, onun için çok mücadele vermiştik geçmişte. Ama hiç değilse şöyle bir hüküm vardı eski yasada “Türkiye’nin milli menfaatleri korunacaktır”. Siz bu yasadan bunu çıkarttınız. Türkiye’de milli menfaatleri koruyacak bir yasa çıkaramıyorlar. İnanılır gibi değil. Yani ben milli menfaat korumayacağım demektir. Niçin çıkarırsınız bunu? Milli menfaati koruyacak yasa sizi niçin rahatsız ediyor? Dünyadaki bütün petrol yasalarına baktık, hepsinde var, “milli menfaatler korunacaktır, milli menfaatler ne gerektiriyorsa onu yapılacaktır” cümlesi. Hatta birkaç hafta önce Irak’ta kabul edilen, Amerikan işgali altındaki Irak’ta kabul edilen petrol yasasında bile Irak’ın milli menfaatleri korunacaktır lafı var, Türkiye’de yok! Değerli arkadaşlar bu nasıl iştir, kim size bunu zorluyor, kim size böyle yasalar çıkarttırıyor. Açık konuşalım, biz sömürge miyiz? Biz Atatürk’ün Cumhuriyetiyiz. Kim bize bunları zorla dikte ettiriyor, kim zorla kabul ettiriyor? İçimizden geliyorsa, biz kendimiz yaptık diyorsanız yazıklar olsun. Yabancılar zorladı, yoksa petrol çıkartmayacaklar, onların baskısıyla yaptık diyorsanız bin kere yazıklar olsun. Yazıklar olsun. Ve bu iktidar vatandaşın oyuyla gelmiş iktidar. Nasıl getirdik bunları iktidara? Vatandaş oy verdi, şimdi herkes pişman ama başımıza bunlar geldi. İşte bunları mutlaka bu sene işbaşından uzaklaştıracağız. Bunun için il il, ilçe ilçe dolaşıyoruz, ülkemizin bu gerçeklerini anlatıyoruz. Gücü yeten bir tane iktidar mensubu varsa gelsin şuraya izah etsin bakalım niçin milli menfaatler lafını çıkarttılar.
Bir şey daha söyleyeyim size, ondan sonra dış borçlardan bahsedelim. Değerli arkadaşlarım, geçen sene biz Mecliste görüşürken Milli Savunma Bakanlığına şunu sorduk; Suriye sınırında tarım arazilerimiz var bizim, mayınlı olduğu için çiftçilerimiz kullanamıyor, ne oldu bunlar, hani bu mayınları temizleyip bunu çiftçiye bırakacaktınız, ne oldu dedik. “Biz ondan vazgeçtik” dediler. Nasıl vazgeçtiniz? Askerler demişti ki bunlara 35 milyon dolarlık makine teçhizat alırsak iki senede biz bütün bu araziyi temizleyerek iki Kıbrıs adası büyüklüğündeki bu araziyi çiftçilere vereceğiz. O toprak o çiftçinin babasının, atasının toprağı. 1954 yılında o günün şartlarında kaçakçılığı önlemek için mayınlar konuldu ama bugüne kadar da kullanamıyoruz. Asker mayını iki senede temizleyecek, çiftçiye teslim edecek. Diyor ki bakan “Biz bundan vazgeçtik. Biz bu işi Maliye Bakanına devrettik”. Maliye Bakanını size anlatmama gerek yok, kendisini yakından tanıyorsunuz. Maliye Bakanımız çok güzel bir çare bulmuş, haberiniz olsun, duymadık demeyin, çok güzel bir çare bulmuş bu işe. Nasıl bulmuş? Nasıl bulmuş biz bilmiyoruz çünkü iki tane kararname çıkartmış, ikisi de gizli kararname. Neresi gizliyse bunun, vatan sırrı mı devlet sırrı mı. Geçen sene birini Ocakta çıkarıyor, birini Haziranda çıkarıyor. Ne diyor, bu kararnamelerin özü belli, Bakan çıktı açıkladı Mecliste: “Efendim biz ihale açacağız” diyor. Ne olacak? İhaleyi kazanan firmalar, Türk firması bunu yapamıyor ya da mayın temizleyen Türk firması yok, yabancı firmalar muhtemelen İsrail firmaları alacak bu ihaleyi. Sonra üç senede temizleyecek bu mayınları. Ee? Bu toprakları 49 yıllığına bunlara teslim edeceğiz, iyi mi? 49 yıl! İşte bunu yapmışlar. Biz Mecliste kıyameti kopardık. Böyle şey olur mu? Vatan toprağı bu. En kritik bölge, en hassas coğrafyamız, Suriye sınırı. Ve burada 49 yıllığına İsrail firmasına teslim edeceksin bu toprağı. Şu işe bakın. Açmışlar da ihaleyi. İki tane ihale açmışlar. Biri Şırnak’ta, bir tanesi Mardin’de. Biz kıyameti kopardık, dedik ki bunu yapamazsınız, dünyayı başınıza yıkarız, sizi halka şikayet ederiz, bunu yaptırmayız size dedik. İki şey yaptık. Bir, hemen Danıştay’a bu gizli kararnamelerin iptali için dava açtık. Şimdi o davanın sonuçlandırılmasını bekliyoruz. Bir de Meclise getirdik, Mecliste bunları söyledik yüzlerine, AKP’lilerden bir tanesi savunamadı. Ve ne oldu, açtıkları iki ihalenin ikisini iptal etmek zorunda kaldılar. Yani Cumhuriyet Halk Partisi ne yapıyor diye merak eden arkadaşlar vardır, işte bu işlerle uğraşıyoruz. Değerli arkadaşlarım neticede biz buna izin vermedik ama bunu araştırırken bir de baktık ki bizim bu topraklarımızın hemen güneyinde, bizim sınırımıza tam 300 metre ötede, Suriye’de Kamışlı’da petrol çıkıyor. Yahu dedik, Allah Türk milletine bu kadar haksızlık yapamaz. 300 metre ötede petrol var, Türk tarafı kuru. Böyle şey olur mu? Her tarafta petrol var, Romanya’dan başla bütün Güney Rusya’dan geç, Kafkasya’dan geç, İran’dan geç, Irak’tan geç, Suriye’ye kadar her tarafta petrol olacak bir tek bizde olmayacak? Bu kadar haksızlık olur mu? Onun üzerine bunları dile getirdik biz. Şimdi Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı o bölgede, tam söylediğim yerde Suriye’nin Kamışlı ilçesinin hemen karşısında küçücük küçücük adalar halinde mayınları temizlettiler, orada 14 tane petrol kuyusu açtılar. İnanır mısınız arkadaşlar 14’ünden de petrol çıktı. Ve biz bu araziyi İsraillilere teslim ediyoruz. Biz müdahale etmesek. İşte bunlarla uğraşıyoruz, haberiniz olsun.
Şimdi değerli arkadaşlar güney sınırımıza gitmişken biraz daha güneyde duralım. Şimdi Irak sınırımız var. Irak sınırımız çok önemli. Çünkü Lozan Anlaşmasını imzalarken İngilizler allem etmiş kallem etmiş her konuda sonunda bizim istediğimizi vermişler, bir tek şey hariç, o da Türk-Irak sınırının çizilmesi. Niye? Çünkü orada petrol var. Adam o petrolü sana bırakmak istemiyor. Musul ve Kerkük Atatürk’ün çizdiği Misak-ı Milli hudutları içinde. Yani Atatürk diyor ki burası Türk toprağı. Ama Lozan’da büyük mücadeleler vermişiz fakat belli ki o noktada artık müzakere tıkanmış, durmuş, İngilizler demişler ki Milletler Cemiyetine gideceğiz. O zaman Birleşmiş Milletler yok, Milletler Cemiyeti var. Ve Türkiye bunu kabul ediyor, Milletler Cemiyetinden adil bir karar çıkacak diye. Adalet Divanına gidiyorlar falan. Çeşitli oyunlar oynanıyor, bunları uzun uzun, ayrıntılı anlatmayayım ama şu kadarını size söyleyeyim, aklınızda kalsın. İngilizlerin Milletler Cemiyetine gitme tarihi 5 Ağustos 1923. 5 Ağustos. 6 Ağustosta, ertesi gün ne oluyor? Ertesi gün Mahsurileri ayaklandırıyorlar. O bölgedeki Hıristiyan Kürtleri Türkiye’ye karşı ayaklandırıyorlar. Ondan sonra Milletler Cemiyetinden bir heyet Musul’a gidiyor. Heyetin gittiği gün Şeyh Sait isyanı başlıyor. Şeyh Sait isyanı tam o sırada başlatılıyor ki Türkiye’ye baskı yapılabilsin. Yani “sen bu bölge için çok ısrar edersen, ben Türkiye’ye karşı ayaklanmaları orada kışkırtırım” diyor. Savaş yıllarında bir adam yollamışlar bölgeye, adı Philip Baer bir İngiliz ajanı. Nasıl o devirde Suudi Arabistan’a Lawrence’ı yolladılarsa, buraya da, Mezopotamya’ya da Philip Baer diye bir adam yollamışlar. Adamın hatıraları yayınlandı, merak edenlere tavsiye ederim. Biliyorsunuz Lawrence Arapları ayaklandırmış, Araplar da Türkleri sırtından bıçaklamış savaş sırasında. Onlara topraklar vaat etmişler, krallıklar vaat etmişler. Araplar da maalesef onlara uymuş. Kürtler uymamış. Adam hatıralarında diyor ki; “Ben çok uğraştım Kürtleri Türklerden kopartmak için, ayrı bir devlet kursunlar diye çok uğraştım. Beceremedim. Türklerden kopmayı kabul etmediler”. Lozan’da Musul bölgesi için İsmet Paşa diyor ki “Orada bir halk oylaması, bir plebisit yapalım. Bakalım halk nereyi istiyor, Türkiye’yi mi istiyor, Irak’ta mı kalmak istiyor?” Yanaşmıyor İngiliz. Türkler orada Kürtlerle birlikte sayıldığında çoğunluğu oluşturuyor. Araplardan da büyük bir kalabalık var Kuzey Irak’ta. İngiliz “bu Kürtleri niye sizlere bırakalım?” diyor. Bırak Kürt kendisi oy versin, nereye istiyorsa oraya gitsin. Buna izin vermiyorlar. Plebisit yapılamıyor. Şimdi bakıyoruz, Kürtlerle Türkler etle tırnaktır. Orada da öyle, Kurtuluş Savaşında da öyle, Çanakkale’de de öyle. Hep beraber olmuşuz. Ve bazılarının amacı, bizimle onların arasını açmak. Bu oyuna gelmeyeceğiz. Yabancıların oyununa gelmeyeceğiz. Bütün hedefleri onları bizden kopartmak. Kopartamazlar. Çünkü o insan bu toprağın insanı. Bu toprağın ekmeğini, suyunu bizimle paylaşmış insan. Savaşta, barışta, en zor şartta bizimle beraber olmuş insan. Daha o devirde bunu bizden kopartmaya çalışmışlar. Şimdi ne oluyor? Şimdi maalesef bir terör derdi var başımızda, bu teröristlerden bir bölümü, 3,500 terörist Kuzey Irak’ta yerleşmiş. Şimdi bunların oradan uzaklaştırılması lazım. Kim yapacak? Irak devletinin görevi. Irak devleti bu görevi yapmalı çünkü aramızda 1926’da bir anlaşma imzalıyoruz. Bu sınırı çiziyoruz. Bu anlaşmada bir hüküm var, bugün de yürürlükte, diyor ki sınırın iki taraftan 75 km derinliğindeki arazide eşkıyaları barındırmayacağız, teröristleri barındırmayacağız, işbirliği yapacağız, ortak komisyon kuracağız gibi birçok yüküm var içinde. Bunu uygulamıyorlar. Irak diyor ki “gücüm yetmiyor”. Amerika diyor ki “yapamam”. Barzani zaten “yapmam” diyor. Peki kim koruyacak sınırı? Biz koruyacağız, başka çaresi var mı? Bundan önceki hükümetler nasıl koruduysa, siz de koruyun dedik bu hükümete. İki defa Meclise gittiler, yetki aldılar, fakat bu yetkiyi kullanamadılar ve bir tane birlik geçiremediler sınırımızın güvenliğini korumak için. İşte değerli arkadaşlar Amerikalılarla biz bunları konuşuyoruz. Gelecek hafta Amerika’ya, Washington’a gideceğiz. Amerikan Kongre üyeleriyle hem Ermeni tasarısını hem de bunu konuşacağız. Ve bunu yüzlerine karşı söyleyeceğiz, siz bunu nasıl yaparsınız diyeceğiz. Bütün dünyada teröre karşı mücadele sözü vermediniz mi siz? Verdiniz. Terör listenize PKK’yı yazdınız mı? Yazdınız. Peki niye yapmıyorsunuz? Bir Amerikan kongre heyeti geldi, Savunma komisyonu Başkanı ve üyeleri. Başkan yaşlıca bir adam, dedi ki bize: “Arkadaşlar ben Kore’de savaştım. Türk askerinin kıymetini çok iyi bilirim. Fedakarlığını, cesaretini yerinde gördüm. O kadar ki biz Türk askeriyle beraber olduğumuz zaman cephede geceleri rahat uyurduk. Çünkü bilirdik ki Türk askeri icabından bizim hayatımızı korumak için kendi hayatını feda etmeye hazır.” Kore’de biz 1,132 şehit verdik. Ama anlaşılan bu insanları da korumuş ki adam Türk askerini göklere çıkarıyor. Ben ona “Sayın Başkan, şu anda bizim güney sınırımızda 150,000 Amerikan askeri var ama biz geceleri rahat uyuyamıyoruz. Çünkü siz oradaki teröristleri bertaraf etmek için hiçbir şey yapmıyorsunuz” dedim. Adam gık diyemedi. İşte gideceğiz, bunları yüz yüze konuşacağız Amerikalılarla.
Bir de dediğim gibi Ermeni meselesini konuşacağız. Diaspora dedikleri Ermeni yanlısı lobiler kalkmışlar bir tasarı sunmuşlar Amerikan Kongresine, en büyük destekçileri de Kongrenin yeni seçilen başkanı Kaliforniya’dan bir bayan milletvekili, Nancy Pelosi. Bu tasarı da diyecek ki Türkler Ermenilere karşı soykırım suçu işlemişlerdir. Fransa gibi bazı Avrupa ülkeleri, böyle tasarılar çıkarttı ya Amerika’da da bunu çıkartmaya çalışıyorlar. Arkadan ne gelecek? Arkadan tazminat isteyecekler. Arkadan ne gelecek? Arkadan toprak isteyecekler. Onun için bunun durdurmak lazım. Aylardan beri hükümete diyoruz ki, bu Kongre üyelerini davet edelim, bunları ikna edelim, Türkiye’nin gerçeklerini anlatalım. Kongre üyeleri Türkiye’nin gerçeğini bilmiyor. Vaktiyle yine böyle bir girişim olmuştu. Biz, değerli arkadaşlar, 1,5 sene tam 150 tane senatör, milletvekili ve danışmanı Türkiye’ye getirdik. Ve Türkiye’de bunlarla oturduk, toplantılar yaptık, seminerler yaptık, bunları ikna ettik ve oylama bizim lehimize döndü, geçiremediler. Şimdi biz aylardan beri bu hükümete diyoruz ki “Siz de bunu yapın. Çağırın bu Kongre üyelerini”. Çağıramıyorlar. Buna gerek görmediler. Şimdi diyorlar ki bize “İşte biz bir iki heyet yollayalım, siz gidin Amerika’ya ikna edin”. Son dakikada kolay mı ikna etmek. Gene de biz üçüncü heyet olarak gideceğiz ve bunun mücadelesini vereceğiz. Ermeni meselesinin özü ne? Bunu sizden iyi kimse bilmez, Maraş’ta biliyorsunuz Fransızlar Ermenilere mal vermek üzere, Fransız ünite yapısını kurdular ve binlerce insanımızı burada katlettiler. Sonra Kahramanmaraşlılar da tarihi bir mücadele verdiler, bu madalyayı hakkedecek bir mücadele verdiler ve Fransızları, işgali ordularını, Maraş’tan püskürttüler. Boşuna bir ile Kahraman denmez. Kahramanmaraş bu sıfatı bileğinin hakkıyla kazanmıştır.
Değerli arkadaşlar, Ermeni meselesinin özü şu: Birinci Dünya Savaşında İngilizler, Almanlarla ve Türklerle savaşırken Amerika’yı bir türlü savaşa sokamıyorlar. Bunu yapabilmek için bir propaganda ihtiyaçları var. 25 tane yazarı, çizeri toplayıp diyorlar ki: “Size gizli bir görev vereceğiz. Bize öyle kitaplar yazacaksınız ki, bu kitapları okuyan adam Türklere ve Almanlara karşı nefret duyacak. Bu kitapları biz Amerika’da dağıtacağız, Amerikan halkı hükümetini zorlayacak ve Amerikan hükümeti de bizden yana Türklere ve Almanlara karşı savaşa girecek”. Bunu yapan da Propaganda Bakanlığı, Wellington House. Bunların belgesi bulan da bir Amerikalı profesör Justin McCarthy. Biz bunu parti olarak Ankara’ya davet ettik. Bildiklerini bize anlattı, bir propaganda oyunundan ibaret. Ne diyor bu kitaplarda? Bir tanesinde diyor ki Almanlar Belçika’ya girdiklerinde bütün bebeklerin elini kestiler. Bütün papazları çan kulesine astılar. Türkler yakaladıkları bütün Ermenileri öldürdüler. Bir buçuk milyon Ermeni öldü. Kim söylüyor bunu? Bu gizli söyleyemeyiz diyorlar. Bay X, bay Y, bay Z. Bunların kaynakları bunlar. Bu Amerikalı profesör bunun şifre kitabını buldu, İngiliz arşivlerinde. Kimmiş X, Y, Z? Bunların hepsi Ermeni militanları veya misyonerler. Bir tane tarafsız kaynak yok. Biz bunlarla uğraşıyoruz. Bizim atalarımızın katil olduğunu bize ispat etmeye çalışıyorlar ve biz de bunu kabul etmiyoruz. Uluslar arası hukuka göre de bunu yapamıyorsunuz, çünkü mahkeme kararı olmadan soykırım suçu iddiasında bulunamıyorsunuz. Ama bunlar mahkeme filan dinlemeden parlamentolardan böyle kararlar çıkarıyorlar. Geçenlerde İsviçre’de bir mahkeme Doğu Perinçek’i mahkum etti, tek suçu Ermeni soykırımı olmamıştır demesi. Geçen Mayıs ayında Fransız Parlamentosuna gittik, orada da böyle bir karar çıkardılar Meclisten. Senatodan geçerse Fransa’da Ermeni soykırımı olmamıştır diyen bir vatandaşımızı bir sene hapis cezasına, 43.000 euro para cezasına mahkum edecekler. Ermeni soykırımı yalanı budur, işin gerçeği de size anlattığımız gibidir. Bu propagandaların sonucunda Amerika’yı savaşa sokuyorlar. Amerika Almanya’yı yeniyor, sonunda Birinci Dünya Savaşında, Almanlarla birlikte Türkiye’de mağlup oluyor. Savaştan sonra ne oluyor? Biz Kurtuluş Savaşımızı yaparak, Lozan’da bu zaferimizi tescil ederek bağımsız bir Cumhuriyet kuruyoruz. Almanlara karşı da İngiliz Dışişleri Bakanı Mecliste diyor ki “Almanlar için yazdığımız kitaplar savaş propagandasıdır. Bu olayların hiçbiri olmadı”. Yalan söylediklerini itiraf ediyorlar. CHP’nin önerisi üzerine, Meclisten bizim için de böyle bir açıklanmanın talep edilmesi için bir karar çıkarttık. İngiliz hükümeti cevabında diyor ki: “Bu İngiliz Parlamentosunun işidir, onlar cevaplasın”. Parlamentodan cevap geldi, Meclis Başkanı “bu hükümetin işidir, onlar cevaplandırsın” diyor. Ama cevapta şunu yazıyor: kabul ediyoruz ki bu kitap bir propaganda kitabıdır.
Değerli arkadaşlarım, işte Ermeni meselesi böyle, Irak meselesi böyle, Kıbrıs’ı hiç anlatmayayım iştahınız kaçar yemekten önce. Kıbrıs’ta durum maalesef son derece kötüdür. Kıbrıs’ta büyük oyunlar oynanmıştır, Türkiye üzerine çok büyük baskılar yapılmıştır. Ve Kıbrıs Türklerini orada eriterek, Girit gibi, Rumlara Yunanlılara teslim etme oyunu oynanmıştır. Türkiye buna yıllarca direnmiştir, en zor şartlarda baskılara göğüs germiştir, ama maalesef bu hükümet bütün bu politikaları değiştirmiştir “çözümsüzlük, çözümsüzlük, biz bir adım önde gideceğiz” diye diye teslimiyetçi bir politika izlemiştir. Neticede ne olmuştur? Bir plan çıkartılmıştır Birleşmiş Milletler kararıyla, biliyorsunuz Kofi Annan planı. O planda diyor ki, Türk kesiminin büyük bir kesimi Rumlara terk edilecektir. Yetmiyor. Geri kalan Türklere bırakılacak toprakların içine de 80.000 Rum sokulacak. Peki Türkleri kim koruyacak? Kimse korumayacak, Türk askerini de 30.000’den 600’e indiriyor. Türk askerine Türkleri koruma görevi de vermiyor. Böyle bir planı bu hükümet baskıyla Kıbrıslı Türklere oylattı. Şimdi Türkler pişman. Türkler buna evet dedi, Rumlar hayır dedi. Niye hayır diyor? Daha fazlasını alırız diye. Nasıl olsa Türkler vermeye hazır, daha fazlasını alırız Türklerin cebinden diyor. Neticede Rumlar hayır diyor ama mükafaten A.B.’ye üye oluyor. Türkler evet diyor fakat Türklere hiçbir şey verilmiyor, ambargolar devam ediyor. Kıbrıs’ta durum bir felakettir. Geçenlerde basında da çıktı, belki görmüşsünüzdür; Kıbrıs’ın etrafındaki bütün suların altındaki toprakta, kıta sahanlığında bulunan petrol benimdir diyor Rumlar. Bir Norveç şirketiyle bir Çin şirketi bir araştırma yapmış orada, 8 milyar varillik petrol bulmuşlar. 450 milyar dolar değerinde. Bu petrolü ben çıkaracağım diyor. 15 Şubatta uluslar arası ihale açtı, Türkiye’nin gıkı çıkmadı. Çok üzüldük, yapamazsınız, böyle bir iki boş laf söylendi, bu hükümet buna mani olamadı. Şu anda ihale tekliflerini alıyorlar ve birkaç aya varmadan orada kuyular delip petrol çıkaracaklar. Türklere de zırnık vermeyeceğiz diyorlar. Kıta sahanlığının bir bölümü Türk kesiminindir, ve en önemli kaynaklarından bir bölümü Türk kesiminde. Sen çıkartamazsan ben çıkartırım diyor. Bu kadar büyük haksızlık yapılamaz. Türkiye dahil bütün Doğu Akdeniz’in hava sahasını kontrol etmek için bir Hava Kontrol Merkezi inşa ediyorlar. İnşaata başladılar. Bunu Avrupa Hava Örgütü, Eurocontrol destekliyor, para veriyor. Biliyor musunuz ki bu Eurocontrol’un üyelerinden biri de Türkiye. Türkiye’nin ödediği aidatın da bir bölümü oraya gidiyor. Rumlar bizim paramızla Türkiye üzerindeki sivil ve askeri uçuşları kontrol edecek bir merkeze sahip olacak. İşte bunlarla uğraşıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bunlardan başka da size çok anlatacaklarımız var ama şunu da söyleyerek sözümü bitireyim. Bütün bunlardan kurtulmanın yolu var. Nasıl kurtulacaksınız? Türkiye’nin çıkarlarını korumak için savaşarak, mücadele ederek, hazmederek değil. Hedefimiz milli menfaatleri korumak. Siz ne yapıyorsunuz? Başbakanın baş danışma Amerika’ya Washington’a gittiğinde “biz altı-yedi sene daha iktidarda kalmak istiyoruz. Başbakanımızı delikten aşağı süpürmeyin, onu kullanın” diyor. Duyulmuş şey değil. Hiçbir ülkenin tarihinde böyle bir belgeyi göremezsiniz. Başbakanını kullandırmayı teklif ediyor. Biz buna büyük bir tepki gösterdik. Biz muhalefet partisiyiz, Başbakanı en kuvvetli biz eleştiririz. Eleştiriyoruz da. Ama Türkiye’nin Başbakanıdır o. Siz kullandırır mısınız bilmiyoruz ama biz kullandırmayız. Kim olursa olsun bir Türkiye’nin Başbakanını kullandırmayız.
Bana sorarsanız bütün bunları yapmalarının bir tek sebebi var, o da çok açıktır: Türkiye’nin yapısını değiştirmek istiyorlar. Hedefleri Türkiye’yi Atatürk’ün kurduğu laik Cumhuriyetin özelliklerinden çıkarıp bir Arap ülkesi, bir din devleti haline getirmektir. Sadece bunun için çalışıyorlar. Amerika’da geçenlerde, New York Post gazetesinde, “bu hükümetin hedefi Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyeti tahrip ederek Türkiye’yi Araplaştırmaktır” yazıyor. Bunu Amerikalı söylüyor, ben söylemiyorum. Bize düşen görev ne? Bize düşen görev Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyete sahip çıkmaktır. Bunu siz yapacaksınız. Kurtuluş Savaşına nasıl sahip çıktıysanız, nasıl ona öncülük yaptıysanız, demokratik haklarınızı kullanarak, Türkiye Cumhuriyetine sahip çıkacaksınız, hepimiz sahip çıkacağız öncülüğü Maraşlılar yapacak, öncülüğü Elbistan’lılar yapacak. İşte bu yüzden fahri milletvekilliliğinizi kabul ediyorum. Biliyorum ki bunu siz yaparsınız. Çünkü bu insanlar gökten zembille inmedi. Bu insanlar vatandaşın oyuyla geldi. Vatandaşı kandırarak geldiler, biz değiştik dediler, biz çağdaş olduk, modern olduk, Türkiye’nin menfaatini koruyacağız diyerek geldiler. İşte bakın, Türkiye’nin menfaatini koruma lafını çıkarıyor kanundan. Maraş’ta vatandaşlara sorduk, bu kanunu destekliyoruz diyen çıkmadı. O bakımdan size diyoruz ki, artık bu yıl bu kötü gidişi durdurma yılıdır, bu gidişten kurtulma yılıdır. Ve bunu sizinle beraber yapacağız. El ele yapacağız. Biz tek başımıza iktidar olsak bir kıymeti olmaz. Siz vatandaşlar iktidar olacaksınız. Sizin ihtiyacınız, beklentiniz, kararınız doğrultusunda Türkiye kalkınacaktır. Atatürk böyle yapmış. İmparatorluğu yıkıyor, 1300 yılından beri işbaşında olan keyfi yönetimi, padişahlık yönetimini yıkıyor. Ne getiriyor yerine? Milli iradeyi getiriyor. Sizin oyunuzla bu devlet kuruluyor. Bakınız dünyada bunun örneğini bulamazsınız. Daha Kurtuluş Savaşını bitirmemiş, 1920 yılında Büyük Millet Meclisini kuruyor. Vatandaşlarımızın seçimle gelmiş temsilcilerinin oyuyla savaşı yürütüyor. Savaşı yürütürken Atatürk’ü Meclis denetliyor. Halkı iktidar yapıyor. İşte 1920 yılından bu yana Türk halkı Türkiye’de iktidardır. İktidarda o parti bu parti değil, iktidarda siz olacaksınız. Sizin haklarınızı, çıkarlarınızı, ülke menfaatini koruyan bir parti iktidar olacak. Bunun için de siz oyunuzla kendi temsilcilerinizi tayin edeceksiniz. Biz inanıyoruz ki önümüzdeki seçimler bir çıkış noktasıdır, Türkiye bu kötü gidişten kurtulacaktır.
Size Maraş’ta söylediğimi de söyleyeyim, biraz önce Afşin’de de söyledik, size de söyleyeyim: bütün bu anlattıklarımın hepsi aklınızda kalmayabilir. Ama bir cümle kalır: AKP iktidarı içeride gericidir, dışarıda vericidir, yakında gidicidir.
Çok teşekkür ederim.
Değerli arkadaşlarım sorularınıza hemen cevap vereyim: bir arkadaşım diyor ki “şu sosyal demokratların yüzü hiç mi gülmeyecek?”. Sosyal demokratların yüzünün gülmesi mühim değil, vatandaşın yüzünün gülmesi mühimdir. Sizin yüzünüzü güldürmeye çalışıyoruz biz. Kendimiz için bir şey istemiyoruz. Demirel ne demişti? “Kendim için bir şey istiyorsam namerdim” demişti. Biz öyle konuşmuyoruz, diyoruz ki vatandaşın yüzünü güldüreceğiz.
Bazı arkadaşlar “halka inin” diyorlar. Biz halka inilmez, halka çıkılır diyoruz. Biz halka çıkacağız. Atatürk ne diyor? Köylü milletin efendisidir diyor. Efendiye inilmez, efendiye çıkılır. Halkımızı aşağıda görmüyoruz, kendimizin altında görmüyoruz. Bu anlayışla hareket ediyoruz.
Değerli arkadaşlarım, “solda ittifak yapın” deniliyor. Nasıl yapalım? Anayasamız izin vermiyor. Seçim yasamız da izin vermiyor. Nasıl yapalım? Birleşelim. Nasıl birleşeceğiz? Çok değerli arkadaşımız İsmail Cem’in yaptığı gibi yapacağız. Yani partimize katılmak isteyenler olursa kollarımızı açacağız, partimizi açacağız, bütünleşeceğiz. O gerçeği gördü, bunu yaptı. Keşke öbür partiler de yapsın. Seçim ittifakı yasak bizim yasalarımıza göre. O zaman birleşme yapacağız. Birleşmeye de hazırız. Ama nasıl olacak bu iş? Sayın Murat Karayalçın davet etti bizi: “gelin Ankara Belediye Başkan adayımız siz olun, sizi seçelim” dedi. Sonra gazeteyi bir açtık ki DEHAP’la anlaşmış, yerel seçime birlikte girdiler. DSP’yle birleşelim. Genel Başkanımız bize fikir olarak en yakın partinin DSP’nin olduğunu söylüyor, gelin birleşelim diyoruz. Gelmiyor. Geldi de biz mi reddettik? O bakımdan solda birleşme çok güzel bir laf ama millet zannediyor ki CHP istese bütün solu birleştirecek. Şunun yolunu bileniniz varsa bana da anlatsın. Birleşmeyi biz de istiyoruz ama İtalya’daki gibi seçim ittifakı yapılamıyor. Birleşme bir partinin çatısı altında olacak. Bazıları, çok akıllılar ya, adaylarımızı sizin partiden gösterelim diyorlar. Yani ben Maraş’tan Mehmet Parlakyiğit’i göstermeyeyim başka bir partinin adayını göstereyim. Sonra? “Ama Meclise girdikten sonra ben istifa edeyim, kendi partime döneyim”. Türkçede bir laf var “alam da kaçam mı” derler. Bunu kim kabul eder? Ne olabilir? CHP bayrağı altında, Atatürk’ün bayrağı altında bütünleşelim, seçime birlikte girelim, başımızla beraber. Keşke. Birer birer gelen çok var haberiniz olsun.
Değerli arkadaşlarım buna benzer sorular var, birbirinin aynı; solda kaç parti var açıklayabilir misiniz diye. Açıklayamam çünkü kendini sol sayan çok parti var ama seçimlerde barajı aşma şansı olan, şimdiye kadar göstergeler gösterdi ki bir tane parti var, o da CHP. Yani seçime bizimle birlikte katılmayacaksınız ne yapacaksınız? Kim kazançlı çıkacak bundan? AKP kazanacak. Zonguldak’ta biz belediye başkanlığı seçimlerini 600 oyla kaybettik. Eğer SHP ayrı girmeseydi, biz belediye başkanı olacaktık. Girdiler 1.800 oy aldılar. O oyların üçte biri gelseydi biz belediye başkanı olacaktık. İnat ettiler, kazanmayacaklarını bile bile. Ne onlar kazandılar, ne biz kazandık. Bunlar yanış işler. Birçok yerde aynı şey oldu, Sinop’ta da öyle oldu. Bir oy farkla seçimi kaybettik. Bunlara karşı gerçekten tepki göstermemiz gerekiyor.
Demin size anlattım, Kıbrıs konusu Türkiye’ye karşı büyük bir oyundur. Kıbrıs’ın çok büyük stratejik önemi var. Yabancı ülkeler Kıbrıs’ı kullanıyorlar. Ruslar diyor ki Kıbrıs batırılması mümkün olmayan bir uçak gemisidir. İngilizlerin Kıbrıs’ta üsleri var. Hiç unutmayın ki, Kıbrıs meselesi ufak tefek tavizlerle çözülecek iş değil. Büyük bir strateji koyun. En büyük sıkıntılar nedir? Türk ordusunun Kıbrıs’ta olması. Bize askerinizi çekin diye baskı yapıyorlar. Asker seni niye rahatsız ediyor? Asker oraya gittiğinden beri bir kişiyi öldürmemiş, bir metre arazi işgal etmemiş, bir harekat yapmamış. Bir barış gücü görevi görüyor, insanları koruyor, seni niye rahatsız ediyor Türk askeri? Çünkü Kıbrıs’ın stratejik üstünlüğünü Türkiye’yle paylaşmak istemiyorlar.
Evet, Kadın Kolları olarak çok şey yapmak istiyoruz, maddi yönden çok zenginiz diyorlar. Fakat değerli arkadaşlarımız, sizin servetiniz karşı tarafın cebindeki paradan daha büyüktür çünkü sizin servetiniz içinizdeki güçten geliyor. İnançtan geliyor, kararlılıktan geliyor, kadınlarımıza çok güveniyoruz, gençlerimize çok güveniyoruz. Biz biliyoruz ki bu seçimleri kadınlarımızın ve gençlerimizin büyük gayretiyle başarıyla sonuçlandıracağız.
Alevilerle ilgili sorular var. Değerli arkadaşlarım, Aleviler de bizim çok saygın vatandaşlarımızdır. Biz hiçbir din ayrımı, mezhep ayrımı ve etnik köken ayrımı yapmıyoruz. İlk Anayasamızı 1924 yılında kabul ettik. 1924 yılında kabul edilen Anayasa aynen şöyle diyor: “Etnik kökeni ne olursa olsun, dini ne olursa olsun, mezhebi ne olursa olsun, Türkiye’nin ahalisine Türk denir”. Atatürk’ün Türk tarifi bu. Kimseyi dışlamıyor. Ne Kürt’ü, ne Alevi’yi, ne Abaza’yı, ne Çerkez’i, ne Gürcü’yü, ne Ermeni’yi, ne Rum’u, ne Yahudi’yi, kimseyi dışlamıyor. İşte Türkiye onun için büyük devlet. Biz bunu yaptık. Türkiye’nin bu Anayasayı çıkartmasından 15 yıl sonra sadece Yahudi olduğu için 6 milyon insanı öldürdüler Avrupa’da. Bize bugün medeniyet dersi vermeye çalışanlar, azınlıkları nasıl koruyacağımızı bize öğretmeye çalışanlar tam 6 milyon Yahudi’yi gaz odalarında öldürdüler. Geçenlerde sayın Genel Başkanımızla Münih’e gittik. Bizi oradaki konsantrasyon kampına götürdüler, orada gördük nasıl gaz odalarında öldürüyorlar, insanları attıkları fırınları gördük. Felaket. Şimdi bunu yapan insanın çocuğu bana diyecek ki “sen azınlıklara nasıl muamele yapılacağını bilmiyorsun, gel ben sana öğreteyim”. İsmet Paşa böyle durumlarda “hadi canım sen de” diyor. Bana öğretecek azınlığa ne yapacağımı! Ben ki Yahudileri İspanya’da engizisyondan kurtarmışım, yıl 1492. Gemiler göndermiş, onları getirmişim Türkiye’ye. 500 yıldan beri Yahudiler Türkiye’de özgürlük içinde yaşıyor, güvenlik içinde yalıyor ve yabancı gelecek bunları nasıl koruyacağımı öğretecek. Kızdırma beni diyor Muammer Karaca.
CHP olarak Cumhurbaşkanlığı seçiminin kanunu açıklar mısınız? Açıklıyorum. Çok basit. Kimin Cumhurbaşkanı olacağını seçim gösterecek. Kimin olmayacağını size açıklayabilirim. Çok açık söylüyoruz, hiç tereddüdünüz olmasın, biz Atatürk’ün koltuğuna bir karşı devrimciyi oturtmayacağız.
Alevileri nasıl gördüğümüzü soruyorlar, Alevilere büyük saygı gösteriyoruz. Gittiğimiz her yerde Cem evlerini ziyaret ediyoruz. Onların da inançlarını yerine getirme hakları vardır. Geçmişte ülkemizde maalesef onlara karşı bugün hatırlamaktan utanç duyduğumuz olaylar olmuştur, bir daha olmayacaktır. Bir daha hiç kimse Türk milletini hiç kimseye karşı kışkırtamayacaktır. Ne Alevilere karşı, ne Kürtlere karşı, ne başkasına karşı. Hepsi bizim kardeşimizdir, evladımızdır, annemizdir, babamızdır, bacımızdır. Onlara sahip çıkmak boynumuzun borcudur. CHP iktidarında onlar da hakkettikleri özgürlüklere kavuşacaklardır.
Atatürk’ün Cumhuriyetini yobazlarını elinden kurtarın diyorlar. Yobaza dur diyeceğiz. Yeter söz milletindir diyordu Demokrat Parti. Biz de diyoruz, yobaza dur! Bir daha yobazlar Türkiye’de iktidar olamayacak haberiniz olsun.
Amerika’nın Irak politikasını anlattım.
Ön seçim olacak mı? Biliyorsunuz bazı yerlerde seçim oluyor, bazı yerlerde merkez ataması oluyor. Ama size şu teminatı veririm ki hangi yöntem uygulanırsa uygulanasın, bizim vatandaşlarımızın, örgütümüzün tercihleri doğrultusunda seçim yapacağız. Herkes geçmişten ders alıyor, biz de aldık. Biliyorsunuz geçen seçimde seçilen bazı arkadaşlarımız partiyi terk ettiler, bir daha öyle arkadaş seçmeyeceğiz. Yani partimize, Atatürk’e, altı oklu bayrağımıza sadık olan arkadaşlarımızı aday göstereceğiz bundan kuşkunuz olmasın.
Birbirini tekrarlıyor bazı sorular.
Genç milletvekilleri mutlaka olacak. Gençler de olacak, kadınlar da olacak. Daha önce bir şaka yapmıştım, kadınlar erkeklerin bu işi beceremediğine kanaat getirirlerse, onlar Meclise girecek erkekleri mutfağa yollayacaklar. Mutfağa gitmek istemiyorsanız çok çalışın.
Gümrük Birliğini soruyor arkadaşlar. Deniz Baykal’ın Dışişleri Bakanı olduğu zamanda Gümrük Birliği anlaşması onaylandı. Genel Başkanımız çok uğraştı, ben de o sırada Dışişleri Müsteşarıydım. Ama o zaman bize şöyle söylediler. Gümrük Birliğine gireceksiniz, bu çok kısa sürede tam üyelikle sonuçlanacak, Türkiye tam üyelik koşullarını yerine getirince Gümrük Birliği de zaten tam üyeliğin bir icabı olarak yürürlüğe girecek. Şimdi bize ne diyorlar? Diyorlar ki, “siz 50 sene üye olamazsınız”. Fransız iktidar partisi başkanı Sarkozy diyor ki: “Türkiye Asya ülkesidir, Avrupa’da ne işi var?”. Biz Gümrük Birliği yaparken bunları söylemiyorlardı. Şimdi eğer buysa politikanız, biz de Gümrük Birliği’ni gözden geçiririz, tek taraflı bağlı kalmayız. Bundan hiç kuşkunuz olmasın.
Bankaların özelleştirilmesi, Yunanlılara verilmesi. Bu bizim içimize sızmaktır. Devlet bankalarını, Türkiye’nin bankalarını yabancılara satmak bizim içimize sızmaktır. Milletvekili heyeti olarak Atina’ya gittik, dedik ki: “Türkiye’de Yunan bankaları bazı bankalarımızı satın alıyor. Biz Yunanistan’dan banka satın almak istesek, satar mısınız bu Yunan bankalarını?” Cevap hayırdı. Yunanlı milliyetçi çıkarlarına sahip, kendi bankasına sattırmıyor. İtalyan da sattırmıyor. Ben sattıracağım. Niye sattıracağım? Bunlar satıyor. Ziraat Bankasını da satacaklar. Mecliste açıkladık, sizin de haberiniz olsun, satılırsa geri alırız. Türkiye’nin malını mülkünü, varını yoğunu en değerli servetini yabancılara peşkeş çektirmeyiz. Biz onun için iktidara geleceğiz. Tarım topraklarını yabancılara sattırmayız. Sizin malınız bu. Sizin toprağınız.
Değerli arkadaşlarım, aday arkadaşlarımızla ilgili sorular var. Gayet tabii ki buraya aday seçimi için gelmedik, ama aday tespitinin de zamanı gelecek, hiç merak etmeyin Kahramanmaraş’ı, Elbistan’ı, Afşin’i en iyi şekilde temsil edecek arkadaşlarımızı göndereceğiz. Değerli milletvekilimiz tek başına olmasına rağmen Kahramanmaraş’tan Mehmet Parlakyiğit çok başarılı çalışmalar yapıyor, biz de parti olarak kendisine şükranlarımızı sunuyoruz.
Değerli arkadaşlar biliniz kalbimi Elbistan’da bırakarak gidiyorum. Sizin bu coşkunuz, bu ülke severliğiniz ve burada konuşmalarda bize açıkladığınız yüksek irade, azim, çalışma arzusu bizi büsbütün yüreklendirdi. Bunu Genel Başkanımıza, parti yöneticilerimize anlatacağım. Dün akşam televizyon programında Mehmet Parlakyiğit “bu seçimde Kahramanmaraş’tan üç milletvekili çıkaracağız” diyordu. Bizim bu konuda parti içinde görüş ayrılığımız var, biz dörtten aşağısını kabul etmiyoruz!
Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.