Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

ART – AB, Kıbrıs, Yeni Petrol Yasası, Ortadoğu ve Cumhurbaşkanlığı Seçimi Hakkında
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in ART’ye verdiği mülakat
12 Mart 2007
Sunucu: Uzman Görüşü’nde bugünkü konuğumuz CHP İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Sayın Onur Öymen. Öncelikle dilerseniz dış politikadaki gelişmelerden başlayalım. AB ile ilişkilerimiz her ne kadar gündemin alt sıralarına doğru itildiyse de AB dediğimiz zaman aklımıza hemen Kıbrıs politikası ve aslında Kıbrıs’ta verdiğimiz tavizler geliyor. Bunlardan belki de yenisi kapıda gibi görünebilir çünkü güney Kıbrıs Rum yönetimi tarafından Lokmacı barikatının yıkılmasının ardından başka bir sorun daha gündemde o da Yeşil Irmak kapısının Papadopulos tarafından açılması istemi. Bu ne anlama gelir öncelikle bunu soralım. Yani nedir oradaki kapının açılması?
Öymen: Orada Papadopulos bir taraftan Avrupalılara Kıbrıs konusunda adımlar attığını, olumlu mesajlar vermeye çalıştığını anlatmak istiyor, onlara yapıcı bir lider görüntüsü sergilemek istiyor. Fakat bir taraftan da Kıbrıslı Türkleri ile askerleri birbirine düşürmeye çalışıyor. Mesela Lokmacı barikatını yıktı, fakat bir taraftan da diyor ki ben buradan adam geçirmem. Adam geçirmek için askerin oradan çekilmesi lazım. Yani oradan Rumların geçip Türk tarafında alışveriş yapmasını isteyen Türkler diyecekler ki şu asker çekilsin de biraz para kazanalım. Sanki asker orada keyfinden duruyormuş gibi. Orada asker duruyorsa bunun bir güvenlik nedeni vardır. Şimdi bunu bir koz olarak kullanıyor Papadopulos Türklerle Türkiye’deki silahlı kuvvetleri birbirine düşürmek için. Bu oyunları görmek lazım. Buna benzer oyunları şimdi Yeşil Irmak’ta da yapacağı anlaşılıyor. Yani işin özüne bakarsak, Kıbrıslı Rumlar iki tarafın da eşit olarak temsil edileceği bir ortak Kıbrıs hükümeti oluşturulmasına karşı çıkıyorlar. Bunu gördüğümüz için biz diyoruz ki, böyle hayaller peşinde koşmayalım; Kıbrıslı Rumlara yamanarak bir çözüm arama yaklaşımını terk edelim ve orada iki ayrı devlet olduğu gerçeğini dünyaya da kabul ettirmeye çalışalım. Sayın Genel Başkanımız bunu açıkladı zaten. İki ayrı devlet yaklaşımı ile biz ancak Kıbrıs meselesini biz ancak çözüme götürebiliriz. Eğer ilerde Rumlar tek bir devletin çatısı altında egemen eşitlik esasını da kabul ederek uzlaşmaya yanaşırlarsa onu o zaman değerlendiririz. Ama bugün Rumların peşinden koşarak, yaltaklanarak, onlardan gelebilecek sadaka niteliğindeki bir adımı bir kurtarıcı melekmiş gibi karşılayarak biz bir yere gidemeyiz. Herkes ölçüsünü bilmeli ve Kıbrıslı Türkler de şimdi bunu daha iyi anlıyorlar. Son yapılan kamuoyu yoklamasında Kıbrıslı Türklerin %65’i izlenen politikaya karşı olduklarını dile getirdiler. Yani onlar da bizim dediğimiz gibi Kıbrıs’ın, Kıbrıs Türklerinin ulusal çıkarlarını koruma doğrultusunda bir tavır sergilediler. Şimdi bu tavrın arkasında durmak lazım. Siyasetçiler olarak herkesin halkın nabzını iyi tutması lazım, teslimiyetçi politikalar ile Kıbrıs’ta hiçbir yere varamayız. Olsa olsa Kıbrıs’I Girit gibi feda ederiz. Biz bunu aylardan, yıllardan beri söylüyoruz. Bugün geldiğimiz nokta da bunu teyit ediyor. Bununla da kalmıyor. Papadopulos Kıbrıs’ın kıta sahanlığına hâkim olmak istiyor. Oradaki petrolü sadece Kıbrıs Rum Kesimi olarak çıkartmak istiyor. İhale açtı 15 Şubat’ta Türkiye’nin bütün itirazına rağmen. Bu itirazları ciddiye almadı. 15 Şubat’ta törenler yaparak ihale sürecini başlattı. Birkaç aya kadar bu teklifleri alıp karar verecek ve o sularda resmen petrol araştırmasına ve üretilmesine başlanacak. Norveç ve Çin şirketlerinin araştırmalarına göre Kıbrıs’ın kıta sahanlığında sekiz milyar varil petrol olduğu hesaplanıyor ve bunun değerinin de 450 milyar dolardan fazla olduğu düşünülüyor. Bu kadar büyük bir servetin üstüne oturuyor. Hangi yetki ile? Kıbrıs devletini kuran antlaşmalar onlara bu yetkiyi veriyor mu? Vermiyor. Fiilen devlete el koydular ve bazı yabancı devletlerin desteği ile bu yola gidiyorlar. Fransızlar ile askeri antlaşma yaptılar, Türkiye buna da bir şey diyemiyor. Orada bir hava alanı ve deniz üssünü Fransızlara verdiler ve orada Fransızlar bunları serbestçe kullanabilecekler. Hâlbuki Kıbrıs devletini kuran antlaşmalara göre bu mümkün değil. Bir tek İngiliz egemen üsleri var antlaşmalarda böyle başka ülkelere üs verileceğine dair bir işaret yok.
Kıbrıs NATO üyesi değil ve Fransa’nın da NATO üyesi olması bir şeyi değiştirmiyor çünkü Kıbrıs’ı kuran antlaşmalar da NATO ülkelerine böyle imtiyazlar verilir diye bir hüküm yok. Bu doğrudan doğruya Kıbrıs devleti ile ilgili bir askeri imtiyaz antlaşmasıdır. Böyle bir antlaşma yapmaya hakkı yok Rumların Kıbrıs devletini kuran temel antlaşmalara göre. Türkleri zorla devletten çıkarttılar ve şimdi sadece Rumlardan oluşan bir devleti böyle diledikleri gibi kullanıyorlar, Türkler yokmuş gibi sanki hareket ediyorlar ve sanki garantör devlet Türkiye hiç yokmuş gibi, Türkiye’nin hiç sözü geçmezmiş gibi dilediklerini yapıyorlar. Bakın daha önceki hükümetler zamanında Rumlar yine Rus S–300 füzelerini getirdikleri zaman, Türkiye öyle bir tepki gösterdi ki bunları geri göndermek zorunda kaldılar. Şimdiki hükümet ise her şeyi sineye çektiği için bu teslimiyetçi politikaların bir icabı olarak, buna da ses çıkaramıyorlar. Yani şu anda Kıbrıslı Rumlar, kıta sahanlığı ve hava sahasında, denizlerde ve karada böyle tertipler içine girerek, Kıbrıs’ın yegâne egemen devleti olduğu izlenimini dünyada güçlendirmeye çalışıyorlar, bundan maddi avantajlar sağlıyorlar ve AB üyeliğini bu politikalarını güçlendirmek için kullanıyorlar. Buna karşı Türkiye hiçbir şey yapamıyor, sesi bile çıkmıyor hükümetin. Bunu protesto edecek cesareti bile yok. Kıbrıslı Rumların bu emrivakileri karşısında Türkiye’nin sesi bile çıkmıyor, hiçbir ağırlığı yok, Türkiye acaba ne der diye kimse düşünmüyor. Fransızlar böyle bir askeri antlaşma imzalarken Kıbrıslı Rumlarla, acaba Türkiye buna ne tepki gösterir, Türkiye bundan rahatsız olur mu, Fransa’ya karşı tedbir alarak bir tepki gösterir mi filan hiç böyle bir endişeleri yok çünkü Türkiye’nin hiçbir şey yapamayacağını biliyorlar. Bu kadar çaresiz hiç olmamıştık biz. Türkiye bugün çaresiz bir ülke görünümü sergiliyor. Hiç olacak iş değil. O bölgedeki devletler hiç çekinmiyorlar Türkiye’den. Mısır, Kıbrıslı Rumlarla kıta sahanlığı antlaşması yapıyor, umurunda değil Türkiye’nin tepkisi. Başbakana bakarsanız Lübnan Türkiye’ye çok saygılı, bizden çok şey bekliyor ama Lübnan’ın umurunda değil Türkiye ve Rumlarla kıta sahanlığı antlaşması yapıyor. Lübnan Kıbrıslı Rumlarla işbirliği yapıyor ve Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığının büyük bir bölümünü Kıbrıslı Rumlar, Lübnan, Mısır, Yunanistan paylaşıyorlar. Türkiye de seyirci. Bu kadar olmaz. Türkiye’yi geçmişte hiçbir hükümet bu kadar aciz duruma düşürmemişti. Şu halimize bakın. Buna karşı bazıları hala; Lokmacı barikatı açılırsa ne kadar mutlu olacaklarını açıklıyorlar. Bu kadar büyük resmi göremiyorlar da küçücük bir sokaktan 3 tane Rum turist gelecek de oradan alışveriş yapacak diye büyük bir sevinç içinde bazıları Kıbrıs’ta. İnanılır gibi değil. Bu tabloyu göremiyorlar. Rumlar sizi dışlamış, devlette yeriniz yok, kimse sizin sözünüzü dinlemiyor, fiili durum yaratmış, stratejik üstünlük sağlamış size karşı. Hiçkimse bununla meşgul değil, 3 tane Rum geçsin de bizim kesime alışveriş yapsın, bundan çok mutlu olacaklar.
İktidarın parolası ‘versek versek hemen şimdi ne versek?’. Yabancılar da bu iktidarın sona ermekte olduğunu belki görüyorlar, aman bunlar gitmeden ne mümkünse alalım ellerinden diye uğraşıyorlar. Bizimkiler de vermeye hazır, tam seçim zamanı yabancılardan aferin alarak bunun basına olumlu yansımasından yararlanıp iç politikada bunu bir sermaye haline getirmeyi mi düşünüyorlar ya da başka düşünceleri mi var bilmiyoruz ama şu anda içinde bulunduğumuz tablo dış politikada gerçekten hüzün vericidir. İnsanın içi sızlıyor, bu duruma Türkiye’yi düşürenler Türkiye’ye çok büyük kötülük yapıyorlar. Türk milleti bunu hak etmiyor, bunlara oy verenler bin pişman. Bizim milletimizin içinde ulusal çıkarlara sahip olma içgüdüsü var. Başkalarının esiri, sömürgesi olmamış, işgali altına girmemiş bir ülke Türkiye, ulusal çıkarları korumak bizim için namus meselesi. Türklerin ikinci bir tabiatı ulusal çıkarlara sahip olmak. Ulusal çıkarların birer birer feda edilmesi Türk milletini çok rencide ediyor. Vatandaşınızın duygularını biraz ölçmeye çalışın. Hiçkimse sizin bu politikalarınızdan memnun değil. Biz Türkiye’nin her yerinde birçok insanla konuşuyoruz, bir insan çıkıp da bu iktidar dış politikada çok başarılıdır demedi. Herkesle konuşuyoruz, herkes bu politikalardan son derece rahatsız ve tedirgin.
Sunucu: Başarıyı AB ile olan ilişkilerde lanse ettiler. Dış politikada öncelikler belirlendi ve Irak şu anda öncelikli politikamız ama orada da durum pek iç acıcı değil ciddi bir güvenlik tehdidi altındayız.
Öymen: AB’de Türkiye ile ilişkiler fiilen dondurulmuş sayılıyor. 8 maddeyi dondurduk diyorlar ama geri kalan bütün maddelerin daha geçici sonuçlanma aşamasına gelmeden önce Türkiye’nin Kıbrıs meselesinde taviz vermelerini bekliyorlar. Metne resmen bunu yazdılar. Daha ne istiyorsunuz? Ya Kıbrıs’ı feda edeceksiniz ya da müzakere sürecini ilerletmeyeceğiz. Bunu görmüyor musunuz? Hala işler iyi gidiyormuş gibi halkı kandırmaya çalışıyorlar, AB konusunda. Irak’ta durum daha da ciddi. Irak Türkiye için bir güvenlik sorunu. Başından beri anlatıyoruz. Orada bir terör örgütü var, 3500 tane terör örgütü mensubu var Kuzey Irak’ta ve bunlar her an sınırı geçiyorlar, Türkiye’de eylem yapıyorlar, insanları öldürüyorlar, bomba koyuyorlar. Genelkurmay başkanımız açıklıyor ki Kuzey Irak’taki yerel liderler bunlara destek oluyor. Silah, patlayıcı veriyorlar ve sınırın güvenliği bunlara bırakılmış diyor. Böyle bir tablo var karşınızda hiçbir şey yapamıyorsunuz.
Sunucu: Hatta o liderlerle görüşmek istiyorsunuz.
Öymen: Size yönelik terör faaliyetinde bulunan veya bunu destekleyen insanlarla masaya oturup ne konuşacaksınız? Bakın İspanyollar bu hatayı yaptılar bir kere; ETA’yı destekleyen siyasi örgüt var Batasuna diye, onlarla görüşmeye kalktılar, ondan sonra başbakanları çıktı mecliste halktan özür diledi. Bu bir hataydı çünkü o sırada bombalar patladı, insanlar öldü. Başbakan bu bir hataydı bir daha yapmayacağız dedi. Siz bu tecrübeyi göre göre hala görüşürüz diyorsunuz. Dışişleri bakanı ‘düşmanla da görüşülür diyor. O zaman gidin Papadopulos ile de görüşün. Ne duruyorsunuz? Niye İmralı’ya gidip oradakiyle görüşmüyorsunuz? Bu politikalar Türkiye’ye gerçekten rahatsızlık veren politikalar. Kerkük Türklerinin durumu perişan. Kerkük’te adım adım referanduma gidiliyor. Kerkük kuzey Irak’ta oluşturulmaya çalışılan bir suni devlete bağlanmak için tertipler içinde. Kuzey Irak’ın nüfus yapısı değiştiriliyor, saldırılar her gün birbirini izliyor, bir sürü insan ölüyor, insanlar evsiz kalıyor. Şehrin ve bölgenin yönetimi oradaki Kürt liderlerin eline geçirilmeye çalışılıyor. Bizim Kürtlere karşı insan olarak bir tepkimiz yok. Kürtler bugün baskı altında olsa Kuzey Irak’ta biz onlara da destek oluruz. Kim baskı altında olursa insani açıdan, insan hakları açısından ona destek olmak lazım. Kürtlere baskı oldu, Halepçe’de kimyasal silah kullanıldı. O sırada binlerce Kürt Türkiye’ye iltica etti, biz onlara kucak açtık. Daha sonra gene bir Saddam Hüseyin’in harekâtında 15 günde 450 bin Kürt Türkiye’ye geldi mülteci olarak Türkiye’de hiç kimse Kürt asıllı olmayan vatandaşlarımızdan bile bir kişi kalkıp niçin bu Kürtlere yardımcı oluyorsunuz demediler. Şimdi biz bugün baskı altındaki Türkmenlere yardımcı olalım dediğimiz zaman Kürt asıllı vatandaşlarımız da bundan tedirgin olmasın. Bu da bir insan hakları meselesi. Orada Türkmenler baskı altındaysa gayet tabii ki sahip çıkacağız. Türkiye sahip çıkmazsa kim sahip çıkacak? Orada Kürt unsurunu kullanıp politika yapmak isteyen bazı aşırı radikal yerel insanlar Türkiye’nin bu Kerkük’teki Türkmenlerin maruz kaldığı baskılara karşı bir tavır koymasından rahatsız oluyorlar. Niye Kürtlere sahip çıkmıyorsunuz diyorlar. Kürtlere sahip çıkmaz olur muyuz, Kürtler bizim kardeşimiz akrabamız neden sahip çıkmayalım? Güneydoğu Anadolu’da Kürt asıllı vatandaşlarımızın maruz kaldığı sıkıntıları en çok biz dile getiriyoruz, bizden başka kimse söylemiyor.
Geçenlerde arkadaşlarımızla oralara gittik. Oradaki vatandaşlarımızın, Kürt asıllı insanlarımızın içinde bulunduğu ızdırabı, sıkıntıyı en çok biz gördük. Meclise soru önergeleri verdik, devamlı bunu takip ediyoruz. Ama bu böyledir diye kuzey Irak’ta Türkmenler baskı altına alınınca, öldürülünce, evleri yakılınca, nüfus kayıtları imha edilince Türkiye ağzını açmasın çünkü oradaki yerel Kürt yöneticiler üzülür. Böyle mi diyeceğiz? Bu kadar haksızlık yapamayız. Yani insan haklarıysa, insan hakları herkes için var. Bakın Türkiye’de bazı insan hakları dernekleri var, ağızlarından biz Kerkük ile ilgili bir şey duymadık bugüne kadar. Siz sadece belli bir etnik grubun haklarını korumayı insan hakkı olarak anlıyorsanız, bu insan haklarına yapabileceğimiz en büyük kötülüktür. İnsan hakkı dediğiniz zaman herkesin hakkını koruyacaksınız; etnik kökeni, dini, mezhebi ne olursa olsun hakları ezilen kim varsa onun haklarını koruyacaksınız. Biz Kerkük’teki insanların haklarını korumakla, insan haklarına hizmet etmiş oluyoruz o zaman buna itiraz edemezsiniz. Hiç kimse bundan rahatsızlık duymasın. Dediğim gibi; dün Kürtlere baskı yapıldığı zaman onlara da sahip çıktık. Yani hiçbir zaman bizim partimiz ‘niçin Kürtlere yardımcı oluyorsunuz, bu fakir halimizle devlet bütçemizden 225 milyon doları nasıl harcarsınız Kürtlerin sağlığı, barınması ve eğitimi için’ dememiştir. Tam tersine biz de destekledik, insani duygularla. Şimdi insaflı olalım. Şu anda Kuzey Irak’ta çok büyük bir insanlık dramı yaşanıyor. Burada da en büyük bedeli Türkmenler ödüyor. Türkiye bunlara sahip çıkmazsa kim sahip çıkacak? Ne zamandan beri onlara sahip çıkmak Kürt düşmanlığı sayılıyor? Böyle şey olur mu? Kuzey Irak’ta yaşayan Kürt asıllı insanlara karşı bizim ne gibi bir duygumuz olabilir? Genelkurmay başkanımızın açıkladığı gibi onların bazılarının liderleri, teröristlere açıkça silah ve patlayıcı veriyorsa buna karşı bir tavır koymak da bizim hakkımız ve görevimizdir.
Sunucu: İlerde oluşacak tehlikeyi görerek de aslında hem Türkmenlere yani Iraklı Türklere destek verip, onların arkasında olup hem de aslında bizim kendi sınırlarımız içinde güneydoğu bölgesindeki insanların arkasında olmamız lazım çünkü o bölgede de bir Barzani ya da Talabani hayranlığı baş göstermiş durumda çünkü.
Öymen: tablo şu; teröristler bir taraftan adam öldürüyor, bir taraftan oradaki ekonomik hedeflere saldırıyorlar. Orada petrol üreten tesislere saldırıyorlar, fabrikalara ve tavuk çiftliklerine saldırıyorlar. Yani oradaki insanların ekonomik kalkınmasına engel oluyorlar. Kürtlere karşı bir politika bu. Oradaki Kürt asıllı insanlarımız gelişmesin, kalkınmasın, refaha ulaşmasın istiyorlar. Bu nasıl bir politika? Türkiye’de Kürt asıllı insanlara karşı sevgi duyan vatandaşlarımızın ki hepimiz öyleyiz, bunu sineye çekmesi mümkün mü? Orada siz bir kalkınma süreci başlatacaksınız; en fakir insanlarımızı kalkındırmak için projeler geliştireceksiniz ve bir terör örgütü kalkacak bu projeleri engelleyecek, tahrip edecek, imha edecek ve oradaki sözüm ona yerel Kürt politikacılar buna hiç tepki göstermeyecekler. ‘Sayın’ dedikleri terör liderinin peşinden gidecekler fakat orada Kürt asıllı insanlarımızın hayatını, çocuğunun hayatını, geleceğini, kalkınmasını tahrip eden teröristlere karşı gık demeyecekler. Bu korkudan mı? Yoksa onlarla aynı düşünceyi mi paylaşıyorlar? Bilemeyiz. Toplantılarına, beyanlarına bakıyorsunuz, sanki gönülleri o taraftaymış gibi bir izlenim uyanıyor. İşte bu yanlış. Siz demokratik bir ülkede, demokratik olmayan çözümlerin peşinden koşamazsınız. Hangi demokratik ülkede siyasi partilerden herhangi biri bir terör örgütünün sembollerini, liderlerini filan kullanır? Nerede var bu? İspanya’da vardı Batasuna, mahkeme kapattı bunları, iki kere kapattı üst üste. Dediğim gibi bir kere İspanya hükümeti bunlarla görüşecek oldu daha sonra halktan özür diledi. Nerede var bu? Bazı çevreler bunu demokrasi açısından çok hoşgörü ile karşılıyorlar, demiyorlar ki siz o yörenin insanları olarak oradaki vatandaşlarımıza yönelik terör saldırılarına karşı niçin tepki göstermiyorsunuz? Niçin tavır almıyorsunuz? O yörenin insanlarının kalkınmasını engelleyen terör örgütünü niçin suçlamıyorsunuz? Bunu soran insan yok Türkiye’de. Medyada bazı çevrelere bakacak olursanız bunları çok büyük bir hoşgörü ile, demokrasinin icabı gibi görüyorlar. Yabancılar Türkiye’ye geldiklerinde soluğu orada alıyorlar, onlarla görüşüyorlar. Sanki bunlar Türkiye’de demokrasinin havarileriymiş gibi. Yani bunların teröre karşı yaptıkları açılımların, yakınlaşmaların, sempatik duruşların sanki farkında değillermiş ya da bunu umursamıyorlarmış gibi. Bir de başka boyutu var. Öyle anlaşılıyor ki ABD bize gidin Kuzey Irak’taki Kürt liderlerle görüşün diye boyuna telkinde bulunuyor. Hükümet bir iki defa tekzip etti ama ben bir kere daha sizin aracılığınızla soruyorum hükümete, resmen soruyorum; siz Amerikalıların son zamanlarda Türkiye’nin Kuzey Irak’taki liderlerle görüşmesini tavsiye ettiklerini inkar edebilir misiniz? Peki, şimdi Amerika ne yapmak istiyor? Türkiye’nin Genelkurmay Başkanı düzeyinde teröre destek olduğunu ilan ettiği insanlarla bizi masaya oturtmak mı istiyorsunuz? Onu bırakın Amerikalılara biz soruyoruz; siz nasıl oturursunuz bu insanlarla masaya? Yani biz şimdi El-Kaide’ye destek veren gruplarla masaya otursak ABD bize ne der? Şimdi siz nasıl oturursunuz bunlarla masaya? Bazıları kalkmış diyorlar ki Amerika’nın özel temsilcisi Ralston bunlarla masaya oturabilir, otursun. Ama onu eleştireceksiniz siz; nasıl oturursunuz bunlarla masaya? Türk Genelkurmay Başkanının sözlerine itibar etmiyor musunuz? Rubin, düşünce kuruluşu üyesi yazar, daha yeni yazdı Kürt liderlerin PKK’ya destek olduğunu. 30 bin insanın ölümünden sorumu bir insanı mağdur gibi göstereceksiniz fakat terörün saldırısından mağdur olan Türkiye’yi de suçlu gibi göstereceksiniz. Oyun böyle oynanıyor. Propaganda mekanizmalarını kullanarak Türk devletini sanık sandalyesine oturtacaksınız fakat bu kadar büyük bir katliamdan sorumlu bir terör liderini de mağdur duruma getireceksiniz. Strateji bu ve Türkiye de bu oyunlara karşı hiçbir şey yapamıyor, sesini çıkaramıyor. Masum olduğunu ispat etmek için böyle tertiplere girişiyor. Bu gibi propagandaları elinin tersi ile iteceğine sanki bir haklılık payı olabilirmiş gibi bu iddialarda, öyle bir yaklaşım sergiliyorsunuz. Siz kendinize güvenmiyor musunuz? Oradaki devlet görevlilerine güvenmiyor musunuz? Sizin kontrolünüz altında, devletin güvenliğine teslim edilmiş bir insana böyle bir şey yapılabileceği ihtimali varmış gibi sanki bir takım araştırmalar, tertipler içine giriyorsunuz ve sonra da yokmuş diyorsunuz. Yarın başka bir iddia atacaklar ortaya bu sefer onun peşinden koşup; biz orada da burada da masumuz diyeceksiniz. Yani sanık sandalyesinde oturan bir Türkiye sürekli olarak masumluğunu ispat etmeye çalışıyor ve karşı taraftaki insanlar da kedinin fare ile oynadığı gibi sizinle oynuyor.
Sunucu: Efendim bu petrol yasası ile ilgili bir çözüm bulunabilecek mi?
Öymen: Görüyoruz ki dış politikada hükümet tam bir teslimiyetçilik içindedir ve bu yalnız dış ülkelerle temaslarda değil, yabancı şirketler karşısında da kendisini göstermektedir. Yabancı şirketlere karşı da direnemiyorsunuz. Hele böyle büyük yabancı petrol şirketleri karşısında hükümetin hiçbir direncinin olmadığı anlaşılıyor. Yabancı petrol şirketlerinin istediği doğrultuda yasa yapıyorsunuz Türkiye’de. En azından bu izlenimi veriyorsunuz. Eğer gerçek bu değilse çıkın açıklayın. Bize birisi izah etsin. Eski yasada da bizim eleştirdiğimiz taraflar çoktu. O zamanki yasa da 1954’te yabancıların telkini ve hatta onların katılımı ile hazırlanmıştı. Yasayı kaleme alan zat bir Amerikalı uzmanmış o zaman Max Ball adında ve Türkiye o zaman ayağa kalkmıştı çıkarlarımızı bu kadar zedeleyen bir yasayı nasıl çıkarırsınız diye. Şimdiki yasaya bakıyoruz, eskisine rahmet okutuyor. Eski yasada hiç değilse bir yerinde milli menfaatler korunacak diye bir laf vardı, bu hükümet bunu bile çıkarttı biliyor musunuz? Bu yeni yasada Türkiye’nin milli menfaatlerinin korunacağının sözü yok. Yani siz milli menfaatlerinizi koruma ilkesinden vazgeçiyorsunuz. Nedir bu? Biz sömürge miyiz? Ne yapmak istiyorsunuz siz? Biz bu petrol meselesinin peşini bırakmayacağız, bunu Anayasa Mahkemesine götüreceğiz. Türkiye’de hakimler var, herkes bilsin. Burası kimsenin çiftliği değil. Türkiye okyanusun ortasında bir ada değil. İstediğiniz gibi feda edeceksiniz Türkiye’nin doğal kaynaklarını yabancılara ayıp olmasın ve onların baskılarına direnemiyorsunuz diye ne isterlerse yapacaksınız. Türkiye’de ürettikleri petrolün son litresine kadar yurtdışına istediği yere satmasına izin veriyor bu kanun. Nerede görülmüş? Devletin payının %2’ye indiriyor. Sanki Türkiye’de bulunmuyor da bu petrol, Atlas Okyanusunun ortasında sahipsiz bir adada bulunuyormuş gibi. Bu memleket sahipsiz değil, herkes bunu böyle bilsin. Siz gideceksiniz; bu millet ve bu vatan kalacak. Bizim ilk işimiz iktidara gelince sizin bu millete yaptığınız kötülükleri temizlemek olacak. Türk milleti bunlar bir an önce gitsin istiyor. Biz her Allah’ın günü Anadolu’nun dört bucağında konuşuyoruz; köylülerle, çiftçilerle, esnafla, vatandaşla, memurlarla, işçilerle ve işsizlerle. Yani her kesimin bir tek beklentisi var o da bu iktidarın gitmesi. Kim hariç? Büyük sermaye, yeşil sermaye, bazı aşırı dinci çevreler, tarikatlar ve bu hükümetten dış politikada daha fazla taviz alabileceğini düşünen bazı dış çevreler ve onların denetimindeki basın. Öyle bir hava yaratılıyor ki basın ve bazı büyük iş çevreleri ve kuruluşları, ‘bunlar Türkiye’ye çok faydalı oluyorlar aman biraz daha kalsınlar’ şeklinde. Bunun manası şu: bize faydalı oluyorlar yani bizim daha çok para kazanmamızı sağlıyor, gerisi bizi alakadar etmez. Türkiye nereye gidiyor, Türkiye’nin ulusal çıkarları peşkeş çekiliyormuş, dış politikada Kıbrıs’ı feda ediyormuşuz, Irak’ta savaş tehlikesi varmış, Türkiye dış borçlarda dünyanın beşinci ülkesi olmuş umurunda değil. Kendi cebine giren paraya bakıyor. Benim cebime para giriyorsa, kalsın bunlar, destekleriz. Ama Türkiye’ye büyük hizmetler yapacak yeni bir hükümet gelecekse ama ben o hükümetten bu kadar özel avantajlar sağlama ümidi taşımıyorsam aman sakın onlar gelmesin. CHP’ye karşı yürütülen kampanyaların arkasında bu yatıyor. CHP’nin iktidara gelerek adil, eşit, bütün özel sektöre eşit muamele yapan, kimseye kayırmacılık yapmayan ve özel imtiyaz tanımayan bir yönetim sergilemesinden rahatsız oluyorlar, bunu istemiyorlar. Yabancılar biliyor ki CHP iktidarında Türkiye kendi çıkarlarını koruyacak..Dünyadaki bütün ülkelerin yaptığı gibi Türkiye de kendi ulusal çıkarlarını koruyacak. Dünyaya mı kapanacağız? Hayır tam tersine dünyaya daha da açılacağız, daha barışık olacağız devletlerle ve daha yakın işbirliği yapacağız ama kendi çıkarlarımızı koruyarak. Bugün dünyanın bütün devletleri nasıl kendi çıkarlarını koruyorsa biz de o kadar koruyacağız. Bunda bir şey yok. Bunda ne ırkçılık var, ne faşizm var. Biz diyoruz ki ulusal çıkarları Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, ABD, Japonya nasıl koruyorsa biz de o kadar koruyacağız. Bundan rahatsızlar. İstiyorlar ki onların koruduğu gibi biz korumayalım menfaatlerimizi, Türkiye’nin kaynaklarını peşkeş çekelim herkese ondan sonra Türkiye’de herkes her istediğini serbestçe yapsın, Türk halkını koruyacak tedbirler alınmasın, halkımızın çoğunluğu yine fakir kalsın ama zenginler daha da zenginleşsin, milyarderler listesinde üç kişi vardı 28 olduk, inşallah 58 olsun. Halkı da düşüneceksiniz. Fakirleri düşüneceksiniz. Biz sosyal demokrat bir partiyiz; sosyal demokrat partiler önce fakirden yana tavır alırlar, biz bunu yapacağız ama bunu istemiyorlar. Yani yoksulu kollayacak; işsizi, işçiyi, memuru, emekliyi kollayacak politikalar izlememizden rahatsızlar. Onun için istemiyorlar bizim gelmemizi. Ama kararı onlar vermeyecek, seçimler sandıkta halkın oyuyla kazanılıyor. Halk bunu görüyor. Türk halkı kendisinin nereden nereye geldiğini biliyor. ‘Nereden nereye geldik’ diyor başbakan. Bir de halka sorun, halk nereden nereye gelmiş. Çiftçiye, esnafa, gece yatağa aç giren 1 milyona yakın vatandaşımıza sorun bakalım. O bakımdan biz diyoruz ki bu izlenen politikalar; petrol başta olmak üzere, Türkiye’ye büyük zararlar veriyor. Bunları hemen düzelteceğiz. Ama onu beklemeden yargıya gideceğiz ve yargı kararı ile biz inanıyoruz ki bu teslimiyetçi politikaya dur diyeceğiz. Bu kadar olamaz. Siz şimdi kalkıp bütün bu yaptıklarınız yetmiyormuş gibi 7 sene daha devletin kaderine hükmetmek için cumhurbaşkanını ben seçerim diyeceksiniz. Olmaz. Uzlaşma ile seçilecek. Demokrasi varsa, demokrasinin altın kurallarından biri uzlaşma. Halkın çoğunluğunun duygularını temsil etmek için iktidar ve muhalefet uzlaşacak bir aday üzerinde. Bu kişi halkın içine sinecek, Atatürk’ün ilkelerine sahip çıkacak bir aday olacak. Vatandaş sokaklarda bağırıyor; ‘Çankaya laiktir, laik kalacaktır’ diye. Bu ne demektir? Ne mesaj veriyor size? Halk oraya laik olmayan bir adamı çıkartmayız diyor. Bunu iyi görmek lazım.
Sunucu: Cumhurbaşkanını halkın seçmesine yönelik bir adım atmayı düşünür müsünüz CHP olarak?
Öymen: Bu seçim için bu seçenek gündemde değil. Uzun vadede tartışılacak bir konudur. Bunu savunanlar var, Sayın Demirel gibi. Bu tartışmaya açık bir konu ama şu anda anayasamız cumhurbaşkanının meclis tarafından seçilmesini öngörüyor. Biz de dedik ki yeni bir seçim yapalım cumhurbaşkanı seçiminden önce, yeni seçilecek parlamento seçsin. Yanaşmadılar. Hani siz çok kuvvetliydiniz, bütün kamuoyu yoklamaları sizi çok güçlü gösteriyordu? O zaman niye kaçtınız seçimden? Eğer kamuoyu yoklamalarının dediği doğruysa daha güçlü gelirdiniz, niye istemiyorsunuz seçimi? Çünkü korkuyorsunuz. Siz de biliyorsunuz ki kamuoyu yoklamalarının birçoğu düzmecedir ve sizi desteklemek isteyenlerin ürünüdür. Geçen seçimde yapılan bir kamuoyu yoklaması mesela CHP’nin fiilen aldığı oydan %70 daha az alacakmış gibi gösterdi. Bunları biz gayet iyi gördük ve yaşadık. Bunlara hiç itibar etmeyeceksiniz. Bu iktidar gidicidir, herkes bunu bilsin. Seçimlerden sonra bir daha AKP iktidarı yoktur Türkiye’de. Herkes hesabını öyle yapsın. Ondan sonra da yüz yüze bakacak haliniz olsun. Siz bütün varınızı yoğunuzu prestijinizi bu iktidarın peşine takarsanız veya bunlar çoğunluğu sağlayamayabilir bunlara payanda olacak başka bir partiyi daha destekleyelim de o parti bunlara koalisyon ortağı olsun da seçimleri birlikte kazansınlar. Bu tertiplere girmeyin. Size söylediğim bu sözleri en üst düzeyde yabancı yetkililerin yüzüne söyledik. Dedik ki karışmayın. Türk iç politikasına, seçimlere karışmayın Türkiye başka ülkelere benzemez turuncu boyunbağı takan iktidar olmaz Türkiye’de. Burası Atatürk’ün Türkiyesidir ve burada halk karar verir. Demokrasi kurallara uygun işler, halk seçimde özgürce iradesini kullanır. Siz medyayı ve belli akademik çevreleri etkileyerek, Türk halkının temel tercihlerini yabancıların menfaati doğrultusunda etkilemeye çalışmayın sonunda çok şaşırırsınız. Türk halkı hiç ummadığınız zamanda ummadığınız tepkiyi gösterir mahcup olursunuz. Yarın yüz yüze bakacağız. CHP iktidarında karşımıza gelip oturacaksınız, bizimle görüşeceksiniz ve bu iktidara bütün ümitlerinizi bağlamayın, bütün yumurtalarınızı bu sepete koymayın ve tarafsız kalın. Bize dediler ki biz tarafsızız ve hiçbir zaman AKP ve CHP arası tercih yapmıyoruz. İnşallah öyledir dedik. Bunu çok açık söyledik yabancılara; iç politikaya katiyen karışmayın dedik. Bunun bazı işaretlerini alıyoruz güneydoğuda. Arkadaşlarımız gitti o bölgeye. Bazı baro seçimlerinde yabancıların etkili olduğuna dair işaretler var. Bir daha uyarıyoruz sakın böyle şeyler yapmayın Türkiye’de yani dostluğumuza zarar vermeyin. Zaten Türk halkının size desteği en alt düzeye inmiştir, daha da aşağı indirmeyin. Türk halkının desteğini büsbütün kaybetmeyin. Yani ülkeler arasında dostluk ilişkileri, ekonomik işbirliği için biz de çalışacağız ama Türkiye’yi kendinizden uzaklaştırmayın ve içişlerimize de karışmayın. Böyle yaparsanız Türk halkının duygularını büsbütün incitirsiniz. Yabancılara ve iş çevrelerine söylüyoruz politikadan uzak durun, iç politikada taraf tutmaya çalışmayın, cumhurbaşkanlığı seçimi de dâhil olmak üzere kendinizi bir taraf gibi göstermeyin sonra mahcup olursunuz. Bu iktidar kaybedince bir daha yüzümüze bakamazsınız. Aynı şey basın için de geçerli. Varınızı yoğunuzu bu iktidarın peşinde sokarsanız sonra elini sıkacak adam bulamazsınız Türkiye’de. Bu iktidar gidicidir. Herkes bunu böyle bilsin ve hesabını da ona göre yapsın.
Sunucu: Sayın Öymen, teşekkürler.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.