Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

Habertürk – Terör ve Son Gelişmeler Hakkında
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
Habertürk’e verdiği mülakat
20 Haziran 2007
Sunucu: Terörün dışarıdaki bağlantıları hakkındaki yorumunuz nedir?
Öymen: Terörün iç ve dış boyutlarını birbirinden ayırmak kolay değildir. Özellikle Türkiye’ye yönelik terörün dış boyutunu anlamadan değerlendirmeden genel olarak Türkiye’ye yönelik bu terörist saldırıları anlamak yorumlamak da mümkün değildir. Dikkat edecek olursanız Dünya’da büyük bir terör dalgası başladığında 1970’li yılların başında, altmışlı yılların sonlarında Türkiye’ye yönelik hiç terörist faaliyet yoktu. 1937 Dersim isyanından sonra Türkiye’de organize terör olaylarını ilk defa 1975’te görüyoruz. Bir tek 1973’te Los Angeles başkonsolosunu ve yardımcısını öldürmesi olayı var, münferit bir olay. Örgütlü terörist faaliyetlere biz 1975 yılının ocak ayından itibaren tanık oluyoruz. Acaba neden, neden daha önce değil? Çünkü 1975 yılının başı Türkiye’nin Kıbrıs harekâtından hemen sonraki bir dönemdir. O devirde başladı bu. Biz bunu nereden biliyoruz, harekâttan hemen sonra Kıbrıs Rum terör örgütü çıktı bir tane dedi ki “şu anda Kıbrıs adası Türkiye’nin işgali altındadır. Bizim Kıbrıs’ta bu Türk ordusuyla baş edecek gücümüz yok ama Dünya’nın her yerinde Türkiye’nin hedeflerini vuracağız” dedi. Bir kaç ay sonra baktık ki, Ermeni terörü çıktı ortaya. Bu terör bizim Viyana Büyükelçimiz Daniş Tunalıgil’i öldürdü sonra Paris Büyükelçimizi öldürdü ondan sonra pek çok büyükelçimizi diplomatımızı öldürdü ve bu olaylar birbirini takip etti. Bunun üzerine gittiğimiz zaman hemen anladık ki, Ermeni terörüyle Kıbrıslı Rum teröristler arasında çok yakın bir bağ var, bir süre sonra şunu keşfettik ki merkezi Atina’da olan bir dernek kurulmuş. Bu derneğin adı “Küçük Asya Halkları Kurtuluş Derneği.” Bunun içinde Rumlar Kürtler Ermeniler var, terörist gruplar. Bunlar orada işbirliği yapıyorlar ve Türkiye’ye yönelik terörü örgütlüyorlar. Yıllarca devam etti bu ve 40 diplomatımızı teröristler öldürdü. Sonra ne oldu? Sonra bir anda, sebepleri malum tekrar anlatmayalım aynı hikâyeyi, Ermeni terörü bitti, PKK terörü başladı. Daha ermeni terörü bitmeden Kıbrıslı Rumlar İsveç’ten bazı Kürt militanları getirdiler ve bir basın toplantısı yaptılar Lefkoşa’da, Türkiye’de bir terör hareketi başlatacaklarını ilan ettiler. O basın toplantısına katılan gazeteciler bugün hala hayattadır. Herkesin içinde söylenmiş sözlerdir bunlar. Biz dediler önce Lübnan’a orada Suriye’ye oradan Türkiye sınırını geçerek Güney Doğu Anadolu’ya gideceğiz, orada örgütleyeceğiz ve bir terörist eylem başlatacağız. Böyle başladı her şey. Ermeni terörü bitti aynı anda PKK terörü başladı. Biz bu boyutları göremezsek, anlayamazsak, değerlendiremezsek hiçbir yere varamayız. Devletin elinde bu konuda çok kaynak var, belge var, fotoğraf var.
Sunucu: Peki bu aradan geçen 32 yıla rağmen neden bitmedi bu terör?
Öymen: Türkiye uzun süre Suriye’yi PKK’nın merkezinin orda olması dolayısıyla ve terörist başının da orada bulunması dolayısıyla diplomasi yoluyla ikna etmeye çalıştı. Üst üste ziyaretler oldu en üst düzeyde temaslar oldu fakat Suriye sular meselesini terörün önlenmesi için bir koz olarak kullandı. Ne zaman Türkiye terörden bahsettiyse Suriye bakanları da “Bizim de Fırat nehrinin suları meselemiz var” yani demek istiyor ki siz bizi su meselesinde tatmin etmezseniz biz de size karşı bu terörü durdurmayız. Terörü silah gibi kullanıyor Türkiye’ye karşı. Uzun süre Türk hükümetleri bunun üzerine fazla gidemedi. 1995 yılında bir nota verdik Suriye’ye. Elimizdeki bütün bilgilere göre PKK lideri sizin topraklarınızdadır derhal onu sınır dışı edeceksiniz bunu sizden istiyoruz. Onun dışında bizim sizinle görüşecek hiçbir konumuz yoktur, dedik. İşte devletseniz böyle yapacaksınız. Bize rica ettiler efendim, Dışişleri bakanının gelsin Şam’ı ziyaret etsin, hayır dedik gidemez. Bizim bakanımız gelsin Türkiye’de temas etsin dediler. Hayır dedik bizim sizinle konuşacak hiçbir konumuz yoktur, bir tek terör konusunu konuşuruz. Çok ciddi bir baskı yaptı Türkiye ve sonucunu da aldı.
Sunucu: Peki bugün Suriye’nin yerinde kim var?
Öymen: Suriye devreden çıkınca, APO Suriye’ den çıkarıldı. Birkaç ülkeyi dolaştıktan sonra, ABD’nin de desteğiyle öyle anlaşılıyor, Nairobi de yakalandı. Barındığı yere dikkatinizi çekerim bu çok kolay unutuluyor, yakalandığı yer Yunanistan’ın Büyükelçiliği. Türkiye’nin bir NATO müttefikinin büyükelçiliğinde barınıyor. Cebinde ne pasaportu var? Kıbrıs Rum pasaportu var. İşte terörün dış bağlantısı budur. Sonra mahkemede beni kandırdılar, beni destekleyeceklerini söylediler sonra ortada bıraktılar beni diyor.
Sunucu: Rahmetli Ecevit’ in bir lafı vardı, neden Amerikalılar bize bu adamı teslim ettiler anlamış değilim diye, Amerikalıların rolü nedir bütün bunlarda?
Öymen: Bunun ayrıntıları zaman içinde anlaşılacak. Belki Amerika Öcalan’ın Yunan büyükelçiliğine sığınması İtalya’da sorunlar yaratması gibi olayların çok ciddi sıkıntılar yaratacağını düşünmüş olabilir, hem kendisi için hem başka ülkeler için hem Türkiye için. Ama ne düşündüyse onun yakalayıp Türkiye’ ye iade edilmesinde önemli bir rol oynamış. Bir şey daha hatırlatayım, Türkiye bazı şeyleri dile getirmekte çok çekingen davranıyor. Gerçekleri söylemezseniz anlatmazsanız üstüne gitmezseniz, sizin aleyhinizdeki bütün bu oyunlar artarak devam eder. Siz biliyor musunuz Yunanistan meclis başkanı bir parlamento heyetiyle gidiyor Şam’da APO’yu ziyaret ediyor. Birlikte resim çektiriyorlar. Türkiye bunlara tepki gösteremedi. Yeterince tepki gösteremedi. Ama gerçekler bunlar. Bırakınız geçmişi şimdi bugüne gelelim, bugün oynana oyunlar yine aynı oyunlar. Ne görüyoruz ortada? Kuzey Irak’ta bir terör örgütü var, PKK. Bu terör örgütünü tasfiye etmekle görevli hiçbir güvenlik gücü yok. Dünyada bunun başka örneği yok. Dünya’ nın herhangi bir yerinde bir terör örgütü varsa, o terör örgütüyle mücadele etmekle görevli bir devlet güvenlik gücü var. Devletin gücü yetmiyorsa bir yabancı devletin destek gücü var. Biz Amerikalılara sorduk, dedik ki şu anda Kuzey Irak’ ta PKK’yla mücadele etmekle görevli güvenlik gücü hangisidir? Cevap: “Hiç kimse değildir.” Böyle şey olmaz. Bu olmaz. Böyle bir şey olamaz. Bu ortamda siz terörle mücadele edemezsiniz. Bu tablo neyi gösteriyor, biz diyoruz ki sınırımızın güvenliğini koruyalım aramızda antlaşma var. 1926 yılında imzalanmış bir antlaşma var Irakla. Diyor ki bu anlaşmaya göre sınırın kendi tarafındaki 75 kmlik araziyi korumak zorunda Irak. Yapamıyor. Gücü yetmiyor. Kendini koruyacak hali yok. Irak koruyamayınca kim koruyacak Amerika. Orada 150 bin civarında askeri var uluslar arası hukuka göre Irak’ta güvenlikten sorumludur. Amerika diyor ki ben de koruyamıyorum, başka önceliklerim var. O zaman bırakın biz koruyalım. Hayır, siz de korumayın. İşte burada film kopuyor. Siz bir NATO müttefikiniz terörist saldırıya maruz kalmışken, büyük askeri güç bulundurduğunuz toprakta o terör örgütüne hiçbir şey yapmazsanız veya yapamazsanız daha kötüsü Türkiye’nin de müdahale etmesini önlerseniz bu çok ciddi bir sorun yaratır. Çok ciddi bir sorun yaratır. Siz devlet olarak bunun üzerine gitmek zorundasınız. Bu ne demektir? Siz oturun hiçbir şey yapmayın ve kaderinize razı olun. O zaman Türkiye buna müdahale edecek hakkını koruyacak. Terör örgütünü bertaraf edecek.
Sunucu: Sayın Öymen, deniyor ki eğer 1 Mart tezkeresi çıkmış olsaydı biz bugün bu tabloyla karşı karşıya olmayacaktık. Ne düşünüyorsunuz siz?
Öymen: Size önce şunu söyleyeyim. 1 Mart tezkeresinin reddedilmesi bugünkü TBMM’nin aldığı en doğru en şerefli karardır. Ben bu kararı alan bir mecliste görev yaptığım için gurur duyuyorum. Aksi takdirde Türkiye büyük bir savaş batağının içine girecekti. Ülkemizin topraklarında Güney Doğu Anadolu’da ne zaman gideceği belli olmayan on binlerce yabancı asker sürekli olarak kalacaktı ve Türk hukukuna da tabi olmadan kalacaktı. Türkiye bir karargâh ülkesi cephe ülkesi olacaktı. Atatürk’ ün yurtta sulh cihanda sulh ülkesi rafa kaldırılacaktı. 83 yıldan beri barış içinde yaşayan bir ülke savaş batağına sokulacaktı. İkincisi, 1 Mart tezkeresini biz kabul etseydik o zaman biz PKK’yla mücadele etme hakkına sahip olacaktık. Ne demek bu? Eğer biz Amerikalılara gelin topraklarımızda cephe açın deseydik onlarda bizim PKK’yla mücadelemize izin vereceklerdi. Bu o manaya geliyor başka manası yok. Size şu soruyu soruyorum, Dünya’ nın neresinde bir ülke kendisine saldıran teröristlerle mücadele etmek için başka bir ülkeden izin almak zorundadır? Yani, ben teröristlerle mücadele etmek için Amerika’dan izin alacağım. Amerika’ nın istediği bir işi yapacağım ki o da bana müsaade etsin ben teröristlerle mücadele edeyim. Yahut izin vermezsem Amerika bana ceza verecek teröristlerle mücadele etme hakkımı elimden alacak. Böyle bir şey olabilir mi? Türkiye Amerika askerini Türkiye’den Irak’ a sokmadı diye terörle mücadele edememe cezasına mı çarptırılmıştır? Herkes açık konuşsun. Böyle bir şey olabilir mi? Olamaz. Böyle bir şey olamaz. Bunu kabul edemezsiniz. Şerefli bir devlet bunu kabul edemez! Ancak sömürge devletleri bunu yapar. Ancak sömürge devletleri başkalarından izin almadan parmağını oynatamazlar. Biz sömürge miyiz? Atatürk’ ün cumhuriyeti ne zamandan beri sömürge oldu? Atatürk’ ün cumhuriyeti ne zamandan beri sömürge oldu? Hiç kimseden izin almazsınız. Sınırınızı korumak hakkınızdır teröristlerle mücadele etmek hakkınızdır. Türkiye’de olanlara bakın, 2003 yılının şubat ayında genel başkanımız Sayın Deniz Baykal açıkça iki ayrı demeç verdi, iki ayrı konuşma yaptı mecliste, başbakana dedi ki sizden önceki hükümetler nasıl Irak’a asker gönderdiyse siz de göndereceksiniz. Kuzey Irak’a Irak’ ta savaşmaya değil. Sınırı korumak için. Çünkü sınırınızı Türkiye tarafından korumanız kabil değil. Türkiye Irak sınırı 3000 m yüksekliğinde dağlardan geçiyor. Hakkâri ilimizin sınırları içinde 32 tane 3000 m’ den yüksek dağ var. Yapamazsınız. Ve 300 km’ den uzun bir sınır var. Nereden koruyacaksınız Irak tarafından. Kim koruyacak? Irak devleti. Korumuyor. Amerika koruyacak. Korumuyor. O zaman siz koruyacaksınız. Biz bu çağrıları yaptık kabul etmediler. Sonra ne oldu 1 Mart tezkeresi reddedildi. 20 Mart’ta başka bir tezkere getirdiler. O 20 Mart’ta getirdikleri tezkere diyor ki Kuzey Irak’ ta terör odakları var PKK var Türkiye’nin güvenliği için çok tehlikelidir. Bunun için yetki verin diyor, biz de asker gönderelim teröristlerle mücadele edelim. Ama aynı tezkereye bir madde daha koymuş, Türkiye’nin hava sahasını yabancı uçaklar için kullandıracağım onun içinde izin istiyoruz diye. Biz dedik ki bu iki işin birbiriyle alakası yok. Hiçbir biri ile alakası olmayan iki iş için aynı pakette izin istiyorsunuz o iki işi ayırın Kuzey Irak’ a asker gönderme önerinize biz de oy vereceğiz. Ayırmadılar. Neticede onların oyundan bu geçti. Fakat yine de gönderemediler. 7 Ekim 2003’te tekrar yetki istedi. Bu sefer bir yıllık. Bu yetki gene asker gönderme, aynı zamanda Irak’ ta koalisyon güçleriyle birlikte çarpışmak için yetki istiyor. Bu defa daha ileri gidiyor. Amerikalılarla beraber savaşacak Bağdat’ta, Bakuba’ da. Biz bunu da reddettik. Bunu da kabul ettirdi kendi grubuna gene gönderemedi. Bu yetkiyi aldıktan bir ay sonra, tam altı Kasım 2003 tarihinde Dışişleri bakanımıza Sayın Abdullah Gül’ e ve caydırıyor. Sakın asker göndermeyin diyor. Ertesi sabah dışişleri bakanı bir açıklama yapıyor ayın 7’sinde biz diyor son gelişmelerin ışığında politikamızı gözden geçirdik. Süre yine doluyor, gene asker gönderemiyoruz.
Sunucu: Yani bizi ABD’ mi yönetti?
Öymen: Siz bunu yorumlayın. Daha kötüsünü söyleyeyim. Bu arada 22 Eylül 2003 tarihinde bir anlaşma imzalıyorlar. Devlet bakanı Sayın Ali Babacan ile Amerika Hazine bakanı Dubai’ de. Anlaşma diyor ki Amerika Türkiye’ ye 1 milyar dolarlık hibe yardımında bulunacak buna mukabil Türkiye’de Kuzey Irak’a asker göndermemeyi taahhüt ediyor. Düşünebiliyor musunuz? Bu basına sızınca biz kıyameti kopardık. Cumhuriyet tarihinde böyle bir şey yok. Para karşılığında siyasi taviz vermenin örneği yok. Nasıl yaparsınız bunu dedik. Cesaret edemediler onay için meclise getiremediler. Yürürlüğe girmedi o yüzden anlaşma. Ama imzalamış. Yani niyeti belli. Ben 1 milyarlık hibe alacağım karşılığında asker gönderemeyeceğim. Ben Sayın Ali Babacan’ a yazılı soru önergesi verdim. Dedim ki şu anlaşmanın metnini gönderin bize. Gönderemediler. Aylar geçti göndermediler.
Sunucu: ABD’nin ne çıkarı var ki PKK’ nın orada yaşaması için bu kadar çaba harcıyor ve Türkiye gibi bir büyük gücü ve müttefikini bu kadar sor bırakıyor hem de göz ardı ediyor?
Öymen: Bu sorunun cevabı yoktur. Biz Amerika’ ya gittik. Aynı soruyu Amerikalılara sorduk. Ben kendilerine dedim ki, ben 40 yıldır mesleğim icabı Amerikalılarla çalışırım. Anlaştığımız konular oldu, anlaşamadığımız konular oldu. Tartıştığımız konular oldu. En azından birbirimizin politikasını anladık. Ne yapmak istediğimizi anladık. Bugün biz ilk defa sizin ne yapmak istediğinizi anlayamıyoruz. Türkiye’nin PKK’yla mücadelesini en çok destekleyen Amerika’dır. Avrupalılardan önce PKK’yı terör listesinde kaydeden de Amerika’dır. 11 Eylül saldırılarından sonra Dünya’ nın her köşesindeki bütün terör örgütlerini sona erdirene kadar mücadele edeceğiz diyen de Amerika’dır. Bizzat başkan Bush’ un ağzından bütün Dünya ülkelerine çağrıda bulunup “Ya bizden yanasınız ya teröristlerden yanasınız. Bizim gri sahamız yoktur.” diyen de Amerikalılardır. Bugün Kuzey Irak’ ta PKK’ nın kılına dokunmayan da Amerika’dır. Türkiye’nin müdahalesine engel olan da Amerika’dır. Dedik ki, lütfen bize izah ediniz ne yapmaya çalıştığınızı. Bir şey diyemediler. Dışişleri bakanlığıyla konuştuk. Parlamenter heyetiyle konuştuk. Biz altı kişiyiz 2 CHP’ li 4AKP’ li bunları açıkça söyledik. Siz neden yapıyorsunuz bunu? Dışişleri bakanlığıyla konuştuk. Savunma bakanlığıyla konuştuk. Senatoyla konuştuk. Temsilciler meclisiyle konuştuk. Bize söyleye, söyleye, biz Kuzey Irak’ta istikrarın bozulmasını istemiyoruz. Güzel ama Kuzey Irak’ta istikrarın bozulmamasının bedeli sizin en yakın müttefikinizin istikrarının bozulması olacak dedik. Biz şunu hissediyoruz, Amerika’ nın orada başka öncelikleri var kendine göre. Amerika’ nın öncelikleri içinde PKK’yla mücadele ön sıralarda yer almıyor. Diyor ki ben orada petrol yataklarını denetim altına alacağım, bir. Orada güvenliği sağlayacağım, iki. İş başına getirdiğim yönetimi koruyacağım, üç. Orada yeni bir yapılanmaya gideceğim, dört. Ve kendi askerlerimi koruyacağım, beş. 3500 askerini vermiş, her gün askerleri ölüyor Amerikalıların, yani PKK’yla mücadele için tahsis edeceğim askerim yok demeye getiriyor. Güzel, o zaman bırakın biz yapalım. Hayır, siz de yapmayın. İşte orada, o noktada film kopuyor. Şunu görüyor Amerika, bu politikayı izlediği zaman Türk hükümeti ne yapıyor? Yani Türk hükümeti Amerika’yı o kadar sıkıştırabilir ki Amerika mutlaka bir şey yapmak zorunda kalır. Türk hükümeti hiçbir şey yapmıyor. Size örnek vereyim, Türk hükümeti ne yaptı? Türk hükümeti eve dönüş yasası çıkardı gene dış telkinlerle. Niçin? Bu yasa çıkınca dağdaki terörist inecekmiş ve terörle baş edecekmiş. Bu kadar çocukça bir politika olamaz. Yapılamaz. Biz mecliste dedik ki bu bir af yasasıdır ve Dünyada hiçbir ülke teröristlere af çıkararak teröristlerle mücadele etmiyor. Bunun örneği var, İspanya’da Franco öldükten sonra teröristlere af çıkardılar. Ne oldu peki? 4 yıl içinde İspanya’ da terörizm 10 misline çıktı. Biz bunu mecliste kaç kere anlattık. Yapmayın dedik. Yaparsanız terörizm azacak. İşte azdı. Dinlemediler. Ne oldu sonunda? Bu yasayı çıkarttılar. Hapishanedeki teröristler çıktı dağdan da kimse inmedi. Biz böyle teröristi teskin ederek tatmin ederek mücadele edilemeyeceğine inanıyoruz.
Sunucu: Peki hükümeti korkutan bir şey mi var neden ulusal çıkarların dışında hareket ediyor hükümet? Hareket ederseniz savaş uçaklarını yollarız mı deniyor, napalmları tepenize bırakırız mı deniyor hükümete?
Öymen: Böyle bir şey olabilir mi. Bunun cevabını vermeden bir şey daha söyleyeyim izninizle. Bu hükümet bir terörle mücadele yasası getirdi meclise. Bir açtık yasayı, başbakanın imzası var hükümet üyelerinin hepsinin imzaları var. Bu yasının bir de 6. maddesi var. Orada diyor ki: “Bir terör örgütünü kuranlar pişmanlık yasasından yararlanabilirler.” Yani Öcalan’ı pişmanlık yasasından yararlandıracak madde var içinde. Biz buna büyük bir tepki gösterdik. Geri çektiler. Utandılar. Ama niyet bu. Neden çekiniyor hükümet? Türkiye komşu ülkeden kendisine saldıran teröristlerle mücadele etti diye Amerika Türkiye’ ye savaş mı açacak? Türkiye’nin hedeflerini bombardıman mı edecek? Böyle olursa ne olur? Bu NATO’nun sonu olur. Çünkü NATO teşkilatı üye ülkelerin güvenlik çıkarlarını birlikte korumak için kurulmuş bir örgüttür. Temeli üye ülkeler arasında dayanışmadır. Ben teröriste müdahale ettim diye benim müttefikim bana müdahale edecek, saldıracak beni engelleyecek. Niçin? Teröristi korumak için. Sonra gidecek NATO’da bunu nasıl anlatacak?
Sunucu: Hükümeti korkutan nedir?
Öymen: Hükümet dış politikada herhangi bir vesileyle bir kere bile cesaretli bir adım atamamıştır. Nedeni şu, bizim yorumumuz şu, yabancı ülkelere karşı herhangi bir tepki göstermekten çekiniyorlar çünkü onlara çok ihtiyaçları var. İktidar da kalabilmek için. Bir başbakanın baş danışmanı gidiyor Amerika’ da gazetecilerin önünde diyor ki, “Biz altı yedi sen daha iktidar da kalmak istiyoruz, bizim başbakanımızı delikten aşağı süpürmeyin kullanın.” Bunu diyen bir zihniyet kalkıp da o ülkeye karşı herhangi bir konuda direnebilir mi?
Sunucu: CHP ne yapacak ki bu terör konusunda biz bunları önümüzdeki yıllarda hiç konuşmayacağız?
Öymen: Biz seçim bildirgemizi yayınladık. Bütün bunların cevabı var. bir kere dışarıdan gelen teröre karşı bu iktidarın yapmadığını yapamadığını yapacağız. Yani cesaretli hareket edeceğiz. İktidara geldiğimizden meclisten hemen yetki alacağız. Güvenlik kuvvetlerimizle işbirliği halinde güvenlik kuvvetlerimizin verdiği istihbaratı dikkate alarak AKP’ ye yılladır söylediğimiz ve onların yapamadığınız biz yapacağız. Herkes bunu bilsin. İki siyasi açıdan bu konuyu NATO’ ya götüreceğiz. BM’nin ilgili terörle mücadele komitelerine götüreceğiz.
Sunucu: Efendim hem NATO hem BM ABD’nin denetiminde değil mi?
Öymen: Hayır canım. Olur, mu öyle şey. Ben NATO’ da beş sene büyükelçilik yaptım.
Sunucu: Efendim ben bilemeyebilirim tabii siz anlatın bize.
Öymen: NATO’da oy birliği sistemi var. NATO’ da bu iş için özel komiteler var. NATO’da konsey var. Büyükelçilerin oluşturduğu bir konsey var. NATO’da askeri komiteler var. Bütün bunlarda bu meseleleri görüşeceksiniz ve diyeceksiniz ki bu bizim birlikte üye olduğumuz örgütün amacı ortak güvenlik çıkarlarını korumaktır. Ve Türkiye’ ye yönelik böyle bir güvenlik sorunu var. Hiçbir NATO ülkesi Türkiye’nin terörle mücadelesine engel olamaz. Aksine destek olmak zorundadır. Bunu anlatacağız. Neticede buralarda çok şeyler yapılabilir. Bakınız Türkiye’ de bir iktidar değişsin sırf iktidar değişikliği ne sonuç verecek. Size bir örnek vereyim, 1995–96 yıllarında bu durum tam tersiydi. Bütün bu Irakla ilgili olarak bir Ankara süreci vardı, ben de onun eş başkanıydım. Amerikalılar ve İngilizlerle beraber eş başkanıydım. Bir tarafımız da Barzani’nin ekibi oturuyor. Bir tarafta Talabani’nin ekibi oturuyor. Bir tarafta Türkmenler oturuyor. O devirde Barzani ve Talabani PKK’yla savaş ediyordu. Resmen dağda vuruşuyordu. Şimdi Türkiye’ yi tehdit ediyor PKK’yla savaşmak için sınır geçersen karşında beni bulursun diyor. Başbakanın tabiriyle nereden nereye geldik. Şehirdeki asayişsizlik, iç işleri bakanlığı maalesef çok perişan vaziyettedir. Tarikat çatışmaları yüzünden profesyonel yöneticiler polisler ve uzmanların önemli bir bölümü görevlerinden uzaklaştırdılar. Bu görevi en iyi yapacak insanlar şu anda görevlerinde yoklar. Biz tekrar içişleri bakanlığını geleneksel bu işin uzmanı olan bir örgüt haline getireceğiz. Politikaya sokmayacağız. Bu işi mutlaka halledeceğiz. Bu işin sosyal tarafını da halledeceğiz. Yoksulluk ve yolsuzluk. Bunun kökeninde yatan unsurlardan biri yoksulluk ve yolsuzluk. Türkiye’ de 1 milyona yakın insan gece yatağa aç giriyor bunu önleyeceksiniz. Terörü konuştuk ama bir de Güney Doğu Anadolu’nun insan hakları boyutu var. Güney Doğu Anadolu’da çok vahim bir insan hakları ihlali yaşanıyor. Batı illerimizde ortalama ömür 75 yıl. Şırnak’ta 59 yıl. 16 yıl az yaşıyor bu insan. Ne için? Devlet oraya sağlık hizmeti götürememiş. Devlet oraya eğitim altyapı götürememiş. İnsanları az yaşatıyorsunuz. On beş yıl az yaşatıyorsunuz. Ben geçenlerde Hakkâri’ye gittim ben gittiğimde Hakkâri’nin 60.000 nüfuslu çukurca ilçesinde bir tane doktor yoktu. Bir doktoru olmayan bir ilçede insan nasıl yaşar? Kış aylarında kar yağıyor yolları kapanıyor. Dünya’ da kar bir tek Türkiye’ de mi yağar. Devletseniz çözümünü bulacaksınız. Ben Norveç’ e gittim. Türkiye’nin iki misli kar yağıyor ama karın üzerinde giden araçlar çalıştırıyorlar. Mesele nüfus meselesi değil. Bir vasıta koysanız o insanı taşırsınız. Siz de bir tane yok. Bir tane sağlık helikopteri olmadığını biliyor musunuz siz? Sağlık bakanlığının elinde bir adet sağlık helikopteri yoktur. Altyapımız perişandır. Bu yüzden Güney Doğu Anadolu’da yaşayan insanlarımız açtır, yoksuldur ve sağlık koşulları eğitim koşulları perişandır. Siz biliyor musunuz ki Hakkâri Lisesinden mezun olan çocuklar bütün üniversite sınavlarında hep sonuncu sıradadır. Bunlar Türkiye’nin en az zeki çocuklarımıdır acaba? Zekâ eksikliği mi var Hakkâri’de doğan çocuklarda? Hayır. Yok. Eğitiminiz yok. Doğru dürüst öğretmen gönderemiyorsunuz. Gönderdiğiniz öğretmenlerin %99’ u geçici görevli. Böyle devlet idare edilmez. Bu insanlarımız perişandır. Kürt asıllı vatandaşlarımız olsun, Kürt asıllı olmayan bu bölgelerde yaşayan insanlarımız olsun, yanlış Güney Doğu Anadolu’ da değil, Ordu gibi illerimizde yaşayan insanlarımız olsun, bunlar perişan. Niçin? Çünkü devlet kötü yönetiliyor. Bu insanlar bunun bedelini hayatını yaşayamamakla ödüyor. Bu terörü maruz gösterir mi? Göstermez. Çünkü terörün projesi başka. Çünkü terörün projesi Türkiye’nin belli bir bölgesini koparıp onu başka bir devlet haline getirmektir. Bu terörü maruz göstermez. Fakirlik teröre haklılık kazandırma. İspanya’da terörün en yoğun olduğu Bask bölgesi İspanya’ nın en zengin bölgesidir. O bakımdan teröre haklı sebep çıkarmaya kalkışmasın bu sorunlardan. Ama benim anlattığım şu mesajım şu: biz de bugün açıkladığımız pusula dediğimiz seçim bildirgemizde diyoruz ki biz güneydoğuyu devlet eliyle kalkındıracağız devlet oraya yatırım yapacak. Devlet o insana sahip çıkacak. Yalnız orası da değil. Nerede fakirlik varsa biz oraya yatırım yapacağız. Aç insan bırakmayacağız. Yoksul insan bırakmayacağız. Türkiye’ yi kalkındıracak kaynağımız var zenginliğimiz var.
Sunucu: Siz iktidar olduğunuzda Genelkurmay sizden izin isterse Kuzey Irak’ a operasyon için izin verecek misiniz?
Öymen: Hükümet izin vermez. Talimat verir. Biz bunu dört senedir söylüyoruz iktidara geldiğimizde yapmayacaksan niçin söyleyelim. Biz göreve geldiğimizde Genelkurmaya talimat vereceğiz Kuzey Irak’ a girmesi için.
Sunucu: O zaman sizin söylediğinize göre hükümet görevini yerine getirmiyor.
Öymen: Biz her seferinde söyledik. Gelin yetki isteyin meclisten biz de verelim dedik. Daha yeni söyledik. Şu anda destek isteyin dedik istemediler.
Sunucu: 3 milyon yeni oy kullanacak genç neden CHP’ ye oy versin?
Öymen: Çok çeşitli sebepleri var ama. Önce şunu söyleyeyim. Biz Atatürk’ ün partisiyiz. Atatürk’ ün partisi gençlere en çok sahip çıkan partidir. Biz gençlerin günlük hayatını bugün çektikleri sıkıntılardan kurtaracağız. ÖSS’yi kaldıracağız. Çünkü diyoruz ki bunun çağdaş ülkelerde örneği yok. Biz bunu yıllardan beri söylüyoruz. Lisede çocuğa bir şey öğretiyorsunuz ÖSS’ de bambaşka bir şey soruyorsunuz. Üç zorunlu eğitimi 10 yıla çıkartacağız. Gençlerimizin üçte ikisini mesleki ve teknik eğitime yönlendireceğiz.
Sunucu: Sayın Öymen neden gerçek olan 12 yıla çıkarmıyorsunuz da.
Öymen: İşte onuncu yıldan sonra üçte ikisine mesleki ve teknik eğitim vereceğiz üçte birini üniversiteye göndereceğiz ve üniversiteye sınırsız girecekler. Ve gençlerimize en az 250 milyon YTL vereceğiz. 1 milyon gencimize. Bütün bunların hesabını kitabını yaptık kaynağını da biliyoruz. Yurt vereceğiz. Bugün tarikat yurtlarına mahkum olan gençlerimizi kurtaracağız. Devletin yurtlarına gidecek gençlerimiz. Gençlerimizi iş sahibi yapacağız bunun içi projelerimiz var. iş kurma projelerimiz var.
Sunucu: Ekleyecek başka bir şeyiniz var mı?
Öymen: Çok şeyimiz var. Sizin vaktiniz yok. Biz de laf çok. Vakit yok. Ama bilesiniz ki Türk gençliği CHP iktidarında bugün karşılaştıkları bu zulümden kurtulacaklardır ve hak ettikleri yaşam tarzına eğitime ve çağdaş bir ülkenin vatandaşı olma gururuna kavuşacaklardır. Biz gençlerimizle iftihar ediyoruz. Onlara bu bizim büyük bir borcumuzdur. Bu borcu yerine getireceğiz.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.