Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

Beşiktaş Belediyesi Akatlar Kültür Derneği – “Cumhuriyetçi İktidar Seçeneği” Konulu Söyleşi
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in Beşiktaş Belediyesinin düzenlediği söyleşide yaptığı konuşma
22 Haziran 2007
Bu servetin bir bölümünü de bu iktidarla paylaşanlardır. Bu nedenle bu iktidar muazzam bir parasal güç sahibi olmuştur. Yetmiyor, ayrıca basının büyük bir bölümü de destek. Niçin? Çünkü bu hükümet medya patronlarına o kadar büyük bir baskı yapıyor ki. Eğer bizi desteklemezseniz, artık ölümlerden ölüm beğenin; 40 katır mı 40 satır mı istersiniz diyorlar. Başbakanın kendisi söylüyor; daldaki meyvenin olgunlaşmasını bekliyoruz, olgunlaşınca koparacağız dalından, tadına doyum olmayacak diyor. Bu ne demek? Medya patronlarını tehdit ediyor. Benim istediğim gibi, benim çıkarlarıma uygun yorum yapmazsan ben seni çok ağır cezalandırırım diyor. Bir de bakıyorsunuz ki cumhuriyet tarihinde hiç görülmemiş şekilde medyalar bir anda böyle bir iktidarın peşine takılıyorlar, o iktidarı sürekli destekleyen ve muhalefeti sürekli olarak yeren bir yayın politikası izliyorlar. Medyaların çok önemli bir bölümü doğrudan doğruya devlet denetiminin eline geçiyor. Bazı yolsuzluklar olmuş gerekçesiyle büyük bir medya grubu televizyonlarıyla, gazeteleriyle, dergileriyle bugün fiilen devletin denetimi altındadır. Bunun örneği geçmişte hiç olmadı. Hiçbir seçime girerken medyaların bir bölümü devletin eline geçmedi.
Bir ay önce uluslar arası basın enstitüsü İstanbul’da bir toplantı yaptı. Türk basının sorunları filan görüşüldü. Orada dokuzuncu cumhurbaşkanı Süleyman Demirel bir konuşma yaptı ve bu konuşmada açıkça böyle şey olmaz dedi. Medya kuruluşları devletin malı olmaz, böyle bir basın ortamında demokrasiden söz edilemez dedi. Basının muhalefetin görüşlerine yer vermemesini eleştiriyor, muhalefetin görüşlerini çarpıtarak yazmasını eleştiriyor. Siz bunları duydunuz mu? İstanbul’da uluslar arası basın enstitüsünün toplantısında Türkiye’nin eski cumhurbaşkanının yaptığı konuşmayı da sansür ettiler. Muhalefete tahammülleri yoktur. Duydukları her yerde muhalefetin görüşlerinin sansür edecekler, özgür basını susturmaya çalışacaklar. Değerli arkadaşlar bu seçim bunun için önemlidir. Bu seçimlerde Türk halkının yanlış karar vermesi ve onları tekrar desteklemesi için aklınıza gelecek ve gelmeyecek her türlü yola başvuruyorlar. Yetmiyor. Onlar da biliyorlar ki Türk halkı onları artık desteklemiyor, desteklemeyecek. Biz Anadolu’nun her tarafında dolaşıyoruz, Türkiye’nin her yerine gittik, vatandaşlarımızla konuştuk. Vatandaşlarımız büyük bir tepki içindedir.
Türk nüfusunun çok büyük bir bölümü tarımdan hayatını kazanıyor, gidin bakın. Tarım sektöründe çalışanlardan kaç kişi çıkacak da ‘çok memnun kaldık, cebimize para girdi, çocuğumuzu rahatça yaşatabiliyoruz’ diyecek? Kaç kişi diyecek? İşte biz bu soruyu her gittiğimiz yerde soruyoruz. Bu iktidardan çok memnun olan bir tek vatandaşla karşılaşmadık. O zaman tarım kesimi size niye oy versin? Esnaf bu tarım kesiminin yoksulluğundan en büyük darbeyi yemiş kesimdir. Ankara’da büyük bir esnaf kurultayı yaptık, esnafın tepkilerini gözümüzle gördük. Anadolu’nun her yerinde görüyoruz. Esnaf büyük bir tepki içinde.
Ben geçenlerde Afyon’a gittim. Oradaki esnaf kuruluşlarını ziyaret ettim. Orada Kasaplar Odası var. Dediler ki sizi çarşıya götüreceğiz. Çarşıya gittik. Kasapların, sucukçuların olduğu bir bölüm var. Dükkânların yarısından fazlası kepenk indirmiş, çalışmıyor. Geri kalanın yarısı kepenk indirmemiş fakat çalışamıyorlar. Çarşıda in cin top oynuyor. Sorduk, siftahı yapamadılar. Bir tanesi 4 kilo sucuk sattım onu da veresiye sattım dedi. Millette 4 kilo sucuk alacak para yok. Şimdi bu esnaf size niye oy versin?
Küçük sanayiciyle konuşuyoruz. Bize söylediklerini aynen size söylüyorum; ‘Türk sanayicileri şimdiye kadar hiç böyle bir zulüm görmedi.’ Bir sanayici diyor ki ‘ben elimi presin altına koyacağım’. Niye dedik? AKP’ye bu elimle oy verdim dedi. Sanayici büyük bir ızdırap içinde. Kur politikasını biliyorsunuz. Kurlar değişiyor ve bir sanayici yurt dışına mal ihraç ediyorsa, o malın yurt dışındaki satış fiyatı artmıyor ama yurt içinde %10’u aşan enflasyon var. Sanayicinin maliyeti artıyor ama sattığı malın bedeli artmıyor. Bunu nereden çıkaracak? Neticede ne oluyor? Kayıt dışı ekonomi. Bir kısmı fabrikasını kapatıyor, gidiyor yurt dışına açıyor fabrikayı. Küçük sanayici zulüm altında büyük bir sıkıntı içinde. İşçiler, emekliler, memurlar sıkıntı içinde.
Peki değerli arkadaşlar anketlerde sözü edilen %40–42 oy nereden alınacak? Kimden oy alacak? İşte vatandaşları etkilemek için akıllarında bir tane çare vardır; o da yurt dışından destek sağlamak. Yurt dışından destek sağlayacaksınız ve bu desteği sizin baskınız altında, hep sizin yönünüzde yayın yapan gazetelerde, televizyonlarda yayınlatacaksınız, halk diyecek ki; ‘bunlar bunlardan bu kadar memnunsa demek ki bunlar çok başarılı.’ Stratejileri bu. Gidiyorsunuz ABD’de basının önünde diyorlar ki; ‘biz 6–7 sene daha iktidarda kalmak istiyoruz, lütfen bizim başbakanımızı delikten aşağı süpürmeyin, onu kullanın’. Kendine saygısı olan hangi ülkenin temsilcisi gider de ‘başbakanımızı kullanın der? Cumhuriyet tarihinde böyle bir an hiç yaşadınız mı? Hadi boş bulundu, gaflet içine girdi, böyle bir laf söyledi. Geldiği gün görevini sona erdir. Yok, onu da yapmadılar. Demek ki bu sözleri söylemesi, sayın başbakanı rahatsız etmemiş.
Geçenlerde beni bir toplantıya davet ettiler. Bonn şehrinde ve çok üst düzey generaller var NATO ülkelerinden ve politikacılar var. ABD’den en yüksek rütbeli bir subay var. ‘Dünyada 1,3 milyar Müslüman yaşıyor. Eğer yüz Müslümandan bir tanesi şiddet yanlısı ise, radikal İslama mensupsa, demek ki bizim ABD olarak dünyada 13 milyon düşmanımız var. Biz bu 13 milyon düşman ile nasıl baş edeceğiz? Bunun bir tek yolu var o da ılımlı İslamı, radikal İslama karşı silah olarak kullanmak. Biz bunu nasıl yapacağız, hangi ülke bize destek olacak bu konuda? Birinci sırada Türkiye var’ dedi. Yani sizi bir ılımlı İslam ülkesi haline getirecekler veya öyle görüyorlar ve sizi de radikal İslama karşı bir silah gibi kullanacaklar. Manzarayı görüyor musunuz? Neticede ılımlı İslam, radikal İslamı yenecek ve neticede ABD bölgede istediği politikaları güdebilecek. Bunu açıkça ifade ediyorlar. Bunları o sırada aklına gelen bir fikir gibi söylemiyor. Bu radikal İslama karşı gerçek silah, panzehir laikliktir. Ilımlı İslam ve Radikal İslam arasına bir çizgi çizemezsiniz. İran böyle miydi, Afganistan böyle miydi? Demek ki böyle bir çizgi çizemezsiniz. Ama bir din devleti ile bir laik devlet arasında bir çizgi çizersiniz. ABD’nin cumhurbaşkanlarından Thomas Jefferson diyor ki; ‘biz Amerikan anayasasını hazırlarken din ve devlet işleri arasına duvar ördük’ diyor. Kendisi koyu bir Hıristiyan. Devleti din esasına göre yürütmemeyi kararlaştırdık, din ve devlet arasına çizgi çizdik diyor. Atatürk’ün yaptığı da bu. Aynı işi Avrupalılar da yaptı. 17. yüzyılın başlarında Katolikler ve Protestanlar arasında 30 yıl süren savaştan sonra kilisenin devlet üzerindeki etkisine son verdiler. Fransa’nın o dönemdeki başbakanı din adamı, görüyor ki kilise devlet üzerinde etkili olmaya devam ederse olmaz. Papalığın devlet üzerindeki egemenliğine son verdiler. Neticede 1905’te Fransa’da din ve devlet işleri kesinlikle ayrılıyor ve gerçek anlamada laiklik yerleşiyor. İşte Atatürk’e ilham kaynağı olan din ve devlet işlerinin ayrılması fikrinin arkasında bunlar var. Biz cumhuriyeti kurarken çağdaş bir devlet olarak kurduk ama ilk kurulduğunda devlet laik değildir. Birinci günden itibaren laikliği geliştiremedik, biraz zaman aldı. Bir yıl kadar halife iş başındaydı biliyorsunuz. Ondan sonra halifeyi yurt dışına çıkardık, din ve devlet işleri birbirinden ayırt edildi ve zaman içinde 1937 yılında biz anayasamıza laikliği vazgeçilmez bir madde olarak koyduk. Türkiye böyle bir aşamadan geçerek bugüne gelmiş. Biz CHP olarak çok partili rejime geçmenin gururunu taşıyoruz. 1946’da başladık 1950’de gerçekten çok partili, çağdaş bir demokrasi haline geldik. İsmet Paşa hiçbir rahatsızlık duymadan iktidarı Celal Bayar’a teslim etmiştir. Celal Bayar’ı ziyaretinde söylediği şey dikkatimi çekti; ‘Sayın cumhurbaşkanı bu devleti siz yöneteceksiniz ama sizden özellikle rica ediyorum devletimizin laiklik ilkesini zedelemeyin.’ Celal Bayar da ‘hiç korkmayın paşam sizin kadar özen göstereceğim’ diyor. CHP’den çok farklı görüşleri yok ama bu konuda İsmet Paşa’ya söz veriyor.
Bugün cumhuriyetimiz tehlikededir. Cumhuriyet gazetesinin aylarca ‘tehlikenin farkında mısınız?’ diye manşet atmasının sebepsiz olmadığını düşünüyorum. Bu gerçekten pek çok insanın içindeki ciddi bir kaygıdır. Sayın Tuncay Özkan’ın ve arkadaşlarının milyonlarca insanın meydanlara toplamasının ve o insanların da o meydanlara gitmesi sebepsiz değil. Vatandaş farkında, cumhuriyet tehlikededir. O büyük mitinglerden sonra dünyada çok büyük yankılar oldu, çok şaşırdılar. Bana telefon üzerine telefon geldi İngiltere’den, Amerika’dan. Dünyanın her tarafından. Türkiye’de ne oluyor dediler. Hiç örneği görülmemiş şekilde milyonlarca insan sokağa dökülüyor. Onlara dedik ki ‘Türkiye’de demokrasi tehdit altındadır çünkü demokrasinin Türkiye’de vazgeçilmez şartı laikliktir ve bu iktidar laikliği tahrip etmeye yöneldiği için Türkiye’de demokrasi tehlikeye giriyor. Siz bunun hala farkına varamıyorsunuz. Değerli arkadaşlarım bu iktidar gerçekten demokrasiyi tehdit altına sokmuştur ve en önemli sebebi de demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olan cumhuriyetin temel değerlerine ve laikliği tehdit altına sokmuş olmaktır. Bazıları soruyorlar; bunları nereden çıkarıyorsunuz diye. Böyle diyenlere birkaç örnek veriyorum çok şaşırıyorlar çünkü daha önce duymamışlar. Bir kez daha söylüyorum basın hükümetin baskısı altında gerçekleri yazamaz hale getirilmiştir. Bu iktidar bir antlaşma imzaladı duydunuz mu bilmiyorum. İslam Kalkınma Bankası ile bir antlaşma imzaladı. Getirdiler Dışişleri Komisyonu’na bir de baktık ki bu antlaşma diyor ki bir fon kurulacak ve bu fonla Türkiye’deki özel sektörü destekleyeceğiz. Ama hangi özel sektörü? Sadece İslami usulle çalışan özel sektörü. Çağdaş, laik bir ülkede, anayasasında laiklik ilkesi temel olarak bulunan bir ülkede eşitlik esasının anayasasında yer aldığı bir ülkede siz sadece İslami usulle çalışan firmaları destekleyen bir antlaşma imzalıyorsunuz ve devletimizin kasasından 10,5 milyar dolar fona aktarıyorsunuz. . Kim tayin edecek bir Türk firması İslami usulle çalışıyor mu çalışmıyor mu? Mekke’de bir heyet var ve o bir Türk firmasının İslami usulle çalışıp çalışmadığını tayin edecek. İtiraz çıktı, kim karar verecek? Mekke’deki İslami Adalet Divanı. Antlaşmada yazıyor bunlar. Biz de böyle müthiş bir tepki gösterdik. Buna rağmen iktidar partisinin oylarının çoğunluğu ile dışişleri komisyonundan geçirdiler ama genel kurula getiremediler. Bunu getirirseniz dünyayı başınıza yıkarız dedik çünkü laik ve çağdaş bir ülkede bunu yapamazsınız. Getiremediler. Buna benzer kaç tane olay var. Yalnız öyle laiklik, çağdaşlık meselesi değil. Bunun kadar önemli olan teslimiyetçiliktir. Bu teslimiyetçiliğin çok fazla örneği var. Kıbrıs’ta, Irak’ta çok var ama bir örneği var ki belki duymamışsınızdır. 1993 yılında çok büyük uluslar arası yabancı bir petrol şirketi birkaç mektup yazıyor ve bunda açıkça diyor ki, biz Karadeniz’de petrol tespit ettik bir milyar varil rezerv var ayrıca günde 25 milyon metreküp doğal gaz üretilebilir. Ama bunu çıkartmak için petrol yasanızı değiştireceksiniz diyorlar. Bir yabancı petrol şirketi size yasa dikte ediyor. Yapmazsan bu petrolü çıkarmam diyor. O hükümetler bunu kabul etmemişler böyle şey olmaz demişler ama bu hükümete gelinceye kadar. Bu hükümet bir petrol yasası çıkardı, biz açıp baktık aynen o yabancı şirketler ne istemişlerse eksiği yok fazlası var. Yabancı şirket diyor ki Türkiye’de ürettiğimiz petrolün %45’ini Türkiye’de bırakalım, gerisini yurt dışına ihraç edelim. Bizimkilerin çıkardığı yasada tamamını ihraç edebilirsin yani 1 litre petrolü Türkiye’de bırakma mecburiyeti yok. Ruhsat alanlarını haddinden fazla genişletmişler. Ruhsatlarımızın süresini uzatın diyorlar yetmiyor 30–40 yıl. Bizimkiler öyle bir uzatmışlar ki adeta sınırsız. Tarihi yok. Sanki Türkiye egemen bir devlet değil de Atlantik’in ortasında bir ada. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı Türkiye adına petrol arayamayacak. Buna benzer kurallar koymuşlar. En önemlisi şu; daha önceki yasada Türkiye’nin milli menfaatleri koruncaktır cümlelerinin hepsini çıkartmışlar. Yani Türkiye milli menfaatlerini koruyamayacak. Bundan daha vahim bir durum olamaz. Bir hükümet kendi ülkesinin menfaatlerini korumaktan vazgeçiyor, işte bu yasayı bizim bütün itirazımıza ve tepkimize rağmen onların oyları ile meclisten geçirdiler ama cumhurbaşkanı gerisin geriye gönderdi meclise. Bu kadarını yapamazsınız. Nasıl siz Türkiye’nin milli menfaatlerini korumaktan vazgeçersiniz? Bunlar ‘cumhurbaşkanı da kim oluyor, istediğimiz yasayı geçiririz’ gibi şeyler dediler ama yapamadılar. Komisyondan geçirdiler, meclisin önüne koyacak gibi oldular, mecliste tartışmaya açamadılar ve onaylayamadılar. Meclis tatile girdi ve bu yasayı engelledik. Kıyameti kopardılar.
Biz dünyanın çeşitli ülkelerinden petrol yasalarını inceledik. Baktık oralarda bu iş nasıl. Hepsinde ‘milli menfaatler korunacaktır’ diye hüküm var. Şu anda işgal altındaki Irak petrol yasasını inceledik. İki gün önce üzerinde anlaştılar biliyorsunuz. İşgal altındaki ülke petrolün %70’ini yabancıların işletmesine veriyor petrolünü ona rağmen bakıyorsunuz 11/c maddesi var: Irak’ın milli menfaatleri korunacaktır diyor. Irak gibi bir işgal altındaki ülke milli menfaatlerini koruyabilecek ama Türkiye koruyamayacak. Değerli arkadaşlar insaflı olalım, sömürge miyiz biz? Nasıl böyle bir kanun geçirebilirsiniz? Nasıl bu kadar fütursuz olabilirsiniz? İşte biz böyle bir iktidar ile mücadele ediyoruz. 1954 yılında Suriye sınırındaki arazi mayınlanıyor. Bu arazi iki Kıbrıs adası büyüklüğündedir, 500 bin hektar. Bir önceki hükümet bu arazinin mayından temizlenmesine karar vermiş. Genelkurmay başkanını çağırmışlar, bu iş ne kadara mal olur demişler, 35 milyon dolara çıkar demiş. İki senede temizleriz ve tarıma açarız. Seçim oluyor, bu iktidar geliyor. Milli Savunma Bakanı’na geçenlerde sorduk; onlar da bu işi askerlere yaptırmaktan vazgeçtiklerini söylediler. Kime yaptıracaksınız dedik, onu Sayın Unakıtan’a havale ettik dediler. Biz de ‘eyvah’ dedik. Yakında piyasada pastörize mayın filan görürseniz hiç şaşmayın. Unakıtan iki tane gizli kararname çıkarmış, ne olduğunu bir ay sonra filan açıklayacak. İktidara geçince bakalım neymiş bu gizli kararnameler öğreneceğiz ve size de anlatacağız. Şimdi bir yönetmelik var ne diyor; uluslar arası ihale açacakmış, yabancı firmalara açık. Bu dendi mi İsrail’i anlayacaksınız. Türkiye’de bunu yapan firma yokmuş. Yabancı firma 3 yılda bunu temizleyecekmiş, 49 yıllığına bu araziyi o firmalara teslim edeceksiniz. Yarım yüzyıllığına o araziyi yabancılara devrediyorsunuz. Arazi Suriye sınırına sıfır noktada. Bu kadar stratejik değeri olan bir araziyi siz yabancılara teslim edeceksiniz. Şimdi iki ihaleyi de açmış biri Şırnak’ta biri Mardin’de. Biz kıyameti kopardık yine, büyük bir tepki gösterdik bunu iptal ettiler çok korktular. Sonra da Danıştay’a dava açtık ve bunu da kazandık. Aşağı yukarı bir hafta önce Danıştay bir yürütmeyi durdurma kararı aldı. Konya milletvekili arkadaşım sayın Atilla Kaplan bir basın toplantısı yaptı ve Danıştay’ın bu kararını açıkladık. Siz de gazetelerde okumuşsunuzdur. Bir tek Cumhuriyet gazetesi yazdı, öbürleri niye yazmıyor? İşine gelmiyor.
İçerde gerici, dışarıda verici olan bu iktidarın ülke çıkarlarına aykırı faaliyetini durdurmaya çalıştık bu 4 senede.
Bu iktidar içerde gericidir, dışarıda vericidir, yakında gidicidir. Bu iktidarı destekleyenler var. Kıbrıs Rum Meclis Başkanı gibi. Çok seviyor bu iktidarı. ‘Aman bu seçimde AKP kazansın.’ Kıbrıslı Rumlar AKP’nin kazanmasını istiyorlarmış. Başka, Barzani istiyor. Barzani açıklama yaptı; bu iktidar iş başında kalsın diye. Barzani kim? Genel Kurmay başkanının açıklamasına bakarsanız bunlar PKK’ya açık destek veren kişiler. Bunlar malzeme ve teçhizat yönünden PKK’yı destekliyorlar. Dora Bakoyannis de destekliyor.
Biz sözde Ermeni soykırımı tasarısı meselesi için ABD’ye gittik 4 AKP’li 2 CHP’li milletvekili. Dışişleri Bakanlığı bakan yardımcısı bize bu konuda bilgilendirme verdi. Biz 14 Nisan tarihinde düzenlenen mitingin mesajını aldık dediler. O mitingde verilen mesajı aldık dediler. Biz Türk halkı kimi seçerse onunla çalışırız dediler. Bizim tercihimiz yoktur. Biz oralarda ne yaptığımızı basın toplantısında açıkladık. Kıyamet koptu. Nasıl söylersiniz bunu dediler. Biz de bunun gizli bir bilgi olarak vermediğini söyledik. Bunu açıkça söyledi biz de basına duyurduk, bunda ne var dedik. Orada bütün gazetecilerin temsilcileri var ama yazılan bir satır yok. Ama ne oldu? Hemen AKP’liler bütün kanallarını kullandılar, aman Amerika bizi desteklesin, biz sizin için bu kadar şey yaptık, bize desteğinizi çekiyor musunuz dediler. Hemen demeçler verdiler. Biz hiçbir ülkenin düşmanı değiliz, Amerika’nın da düşmanı değiliz. Atatürk’ten beri bizim CHP olarak politikamız bütün dünya ülkeleri ile dostluk. Ama ABD’nin Ortadoğu ve Irak politikası konusunda ne düşündüğümüzü biliyorsunuz, genel başkanımızın açıklamalarını duydunuz. Bizim ABD’nin Irak politikasına karşı tepkimizi de biliyorsunuz. ABD ne diyecek diye dış politika yapılmaz, Türk halkı ne diyecek diye politika yapılır. Türk halkının çıkarını düşünürüz, Türk halkının çıkarını düşündüğümüz için hiç kimseden korkmadan 1 Mart tezkeresini reddettik. 99 tane AKP’Lİ milletvekilini de ikna ettik. Bu iktidarın dış destekleri var ve bunlarla iktidara gelmeyi düşünüyorlar. Değerli arkadaşlarım size şunu hatırlatayım. Bir süre önce dedik ki Atatürk’ün koltuğuna bir karşı devrimciyi oturtmayız. Atatürk ilkelerini benimsememiş bir insan o koltuğa oturursa Türk milleti bunu içine sindiremez. Oturtmadık, meclisteki milletvekillerinin üçte birinin oyuna sahibiz ama hukuk bizden yana. Hukuk bizden yanaydı ve bu iktidarın bunu yapmasına engel olduk. Ne sayın başbakanı oturttuk ne de onun dayatmak istediği Sayın Gül’ü oturttuk ve ilk defa olarak Türkiye’de cumhurbaşkanı seçilemediği için meclis doğrudan doğruya seçime gitme durumunda kaldı. Böyle olmasın diye de sanki kendileri önerdiler de Türkiye onun için seçime gidiyormuş gibi bir hava yarattılar. İçine sindiremedi. Bize mani oldular, mecliste seçtirtmediler diyor. Mağduru oynayacak. Çok üzülüyoruz. Bu milletin çoğunluğunu oluşturdukları mecliste onlara cumhurbaşkanını seçtirtmemişiz. Düşünebiliyor musunuz? Biz yeni bir anayasa çıkarırız ve bununla istediğimiz adayı dayatırız dediler. Ama çıkaramadılar ve çıkaramayacaklar. İki tane sandık koyarız dediler ama koyamayacaklar çünkü orada da yaptıkları hukuka aykırıdır. Orada da yaptıkları anayasanın ihlalidir ve biz de anayasa mahkemesine gidip bunu durdurduk. Ümit ediyoruz ki yakında Anayasa Mahkemesi onların aldığı kararı bozacaktır çünkü anayasamıza ve anayasa mahkememizin bazı kararlarına göre bir tek maddede bile yeterli çoğunluk yoksa bütün karar sakatlanır. Bunlar da bu anayasa değişikliğinde bir maddede çoğunluğu tutturamadılar ve anayasa mahkemesi yine bunu bozacaktır ve bunlar bu işte de başarısızlığa uğrayacaktır.
Türk halkını mağdur ettiler. İşte biz onlara bu seçimde çok büyük bir ders vereceğiz. Bakalım Atatürk ilkelerinden bu milleti saptırmaya çalışmanın bedeli neymiş, bakalım teslimiyetçiliğin bedeli neymiş? Ulusal çıkarları feda etmenin, yurt dışından destek alarak seçim kazanmaya çalışmanın bedeli neymiş? Göreceksiniz değerli arkadaşlar 23 Temmuz sabahı bu iktidar gidecektir ve bir daha gelmeyecektir. Bundan kuşkunuz olmasın. Bunun için de CHP yöneticileri başta sayın genel başkanımız, CHP üyeleri ve partiye gönül veren arkadaşlarımız gece gündüz dağ taş Türkiye’nin her yerinde dolaşıyoruz, vatandaşlarımıza bunları anlatıyoruz. Bu iktidar bu halkın karşısında direnemeyecektir. O zaman meydanlara toplanan milyonlarca insanımızın mesajı seçim sandığından çıkacaktır.
Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.