Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

ATA TV – MGK’nın Açıklamaları, Terör, Kuzey Irak’a Sınırötesi Operasyon, AB ve Kıbrıs Hakkında
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in ATA TV’ye verdiği mülakat
20 Haziran 2007
Sunucu: Sayın Öymen, merhaba hoş geldiniz.
Onur Öymen: İyi akşamlar, hoş bulduk. Hayırlı olsun.
Sunucu: Teşekkür ederiz, efendim. Az önce, arkadaşımızla, Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonunda yapılan açıklamayı değerlendirdik. Arkadaşımızın şöyle bir tespiti var: Kuzey Irak’a operasyona yeşil ışık anlamına gelebilecek ifadeler var, diyor. Bunun başında da ‘halkla birlikte’ ifadesinin yer alması önemli diyor. Siz ne düşünüyorsunuz, nasıl bu açıklamayı değerlendiriyorsunuz?
Onur Öymen: Açıklama Milli Güvenlik Kurulu’nun daha önceki açıklamaları gibi genel ifadelerle kaleme alınmış. Biz bu metne baktığımızda, hükümetin mutlaka meclisi toplantıya çağırarak yetki isteyeceği gibi bir izlenimi açıkça alamıyoruz. En azından bu aşamada. Ama önümüzdeki günlerde göreceğiz. Eğer hükümet meclisi toplantıya çağırıp da bir askeri müdahale için yetki isterse, anlaşılacak ki MGK’da hakim olan düşünce budur. Şimdiye kadar hükümetin izlediği politika bu doğrultuda olmadı. Bu saldırılar devam ederken, çok vahim saldırılar olurken, Ankara’daki saldırı olurken, daha sonra çok sayıda askerimiz öldürülürken, Pülümür’deki karakol baskını olurken hükümet Irak’a bir müdahale ihtiyacı hissetmedi. Biz meclis tatile girmeden gelin meclisten yetki isteyin, biz de size yetki verelim, dedik. İstemediler. Yani son olarak, sizin de dediğiniz gibi, birkaç gün önce sayın başbakan, yurtiçindeki teröristler bitti mi ki yurtdışına müdahale edelim, dedi. Yani niyeti yok. Niçin niyeti yok? Çünkü bazı ülkeler Türkiye’nin oraya müdahalesini istemiyorlar. Başta Amerika, Irak, oradaki yerel bazı güçler olmak üzere. Bizim değerlendirmemize göre, hükümet de bunları karşına almamak için oraya bir askeri müdahale yoluna gitmiyor. Daha önce, 2003 yılında, meclisten iki kere yetki almıştı. 2003 yılının Mart ayında 6 ay için, sonra Ekim ayında 1 yıl yetki aldı ama bu yetkileri hiç kullanamadı. O bakımdan önce meclisten yetki alacak, sonra bu yetkiyi kullanma iradesi olacak. Bu iradeyi göremedik şimdiye kadar. Önümüzdeki günlerde görecek miyiz, görmeyecek miyiz? Hükümetin görev süresinin bitmesine çok az zaman kaldı. Gerçekçi olarak, tahmin ediyorum ki bu konuda önemli kararları almak, bundan sonraki hükümete düşecektir. Yani Cumhuriyet Halk Partisi hükümetine düşecektir.
Sunucu: 22 Temmuzdan sonra diyorsunuz. Şimdi, önümüzdeki günlerde göreceğiz dediniz. Yarından sonra birtakım şeyler kuşkusuz netleşecek. Ancak, Genelkurmay başkanı daha önce açıkladı: Halkın terörle mücadele konusunda kararlılığını göstermesini istiyoruz, dedi. Sayın Cumhurbaşkanı açıladı: Her ne pahasına olursa olsun terörle mücadele edeceğiz ve bunu yenmek zorundayız, dedi. Ama sayın başbakan da çok fazla sesinizi çıkartmayın, istikrar bozulur, dedi. Şimdi acaba bu MGK’dan sonra da bu tavır devam edecek mi, etmeyecek mi? Ya da edebilir mi? Yani bu ısrar devam edebilir mi?
Onur Öymen: Hükümetin temel bir tutumu var. Bu konuda bunu çok iyi görmek lazım. Hükümetin tutumunun özü şu: Türkiye’ye maliyeti ne olursa olsun bazı devletleri karşısına almamak. Niçin böyle yapıyorlar? Çekindikleri için mi, korktukları için mi? Cesaret mi edemiyorlar, yoksa o devletlerden beklentileri mi var? Sayın başbakanın başdanışmanı Amerika’da basının önünde bizim başbakanımızı delikten aşağıya süpürmeyin, kullanın, dedi. Yani bunu diyen bir yaklaşım, zihniyet böyle bir ülkeye karşı nasıl tavır koyar? Size çok açık bir şekilde Amerika mesajını veriyor. Buraya etmeyin, diyor. Ona rağmen müdahale ederim. Bu cesaret ister. Bu cesarete de sahip olmadığınızı kanıtladınız.
Sunucu: Sayın Öymen, bu galiba cesaretin ötesinde, oturup sorunun ne olduğunu doğru dürüst anlatmak ve karşı tarafı ikna etmek sorunu.
Onur Öymen: Evet, bu kadar zamanda ikna edemedilerse bir daha ikna edemezler. Çünkü durum çok açık. Biz Amerika’ya gittik, Amerikalılara anlattık. Burada da çeşitli vesilelerle anlatıyoruz, basına da anlatıyoruz. Söylediğimiz gayet basit: Dünyanın neresinde bir terör örgütü varsa orada o terör örgütüyle mücadele etmekle görevli bir güvenlik gücü vardır, diyoruz. Dünyadaki tek istisnası Kuzey Irak’tır. Biz Amerikalılara dedik ki şu anda Kuzey Irak’ta PKK’yla mücadele etmekle görevli güvenlik gücü hangisidir? Bize dediler ki hiçbiri değildir. Peki o zaman, bu nasıl bir şey oluyor? Bir güvenlik örgütünün takibatından masun olan, serbestçe faaliyet gösterme durumunda olan bir terör örgütü olacak sınırımızda. Ve o Türkiye’nin sınırını geçerek askerlerimizi öldürecek, mayın döşeyecek, bombalar patlatacak. Siz ona müdahale etmek isteyince de en büyük müttefikiniz, hayır edemezsiniz, diyecek. Böyle bir şey olabilir mi? Yani o zaman NATO’nun anlamı nedir? NATO teşkilatının anlamı, ülkelerin birbirlerinin güvenliğini desteklemesidir, ortak güvenlik ihtiyaçlarını karşılamasıdır. Bunun için dayanışma içinde olmasıdır. Bakın, ben, 11 Eylül saldırıları sırasında, NATO’da büyükelçiydim. 11 Eylül saldırıları oldu. Öğle saatlerinde biz bunu NATO’da öğrendik. Aynı akşam, NATO konseyi olarak, NATO büyükelçileri olarak, özel bir toplantı yaptık. Ve derhal bütün NATO ülkelerinin NATO anlaşmasının 5. maddesini, NATO tarihinde ilk defa, işletmesine karar verdik. Bu ne demek? Amerika’ya yapılan saldırıyı bütün NATO ülkelerine yapılmış saydık. Şimdi, bir kere bu yöntem var. Türkiye bunu hiç denemedi, işletmedi.
Sunucu: Bir de kabiliyet diye bir şey, herhalde, bu son 5 yılda diplomasi sözlüğünden çıkarıldı.
Onur Öymen: Olmaz olur mu. Türk pilotları Amerika’nın o dönemde teröristlerin saldırısında korunması için ‘erken uyarı uçaklarıyla’ Amerika’nın üstünde uçtu. Başka ülkenin pilotlarıyla birlikte NATO uçaklarında. NATO ciddi bir örgüt. Bu örgütte terör konusu görüşülüyor ve bu gibi tedbirler alınabiliyor. Hadi bunu alamadınız. Bir 4. madde var. Özellikle, yeni stratejik konseptte bir hüküm var. O da diyor ki bir ülke terörist saldırıya uğrarsa NATO konseyini danışma için toplantıya çağırabilir. Bunu da kullanmadınız. Şimdi, gideceksiniz, orada anlatacaksınız. Böyle böyle bir durum var. Benim komşumdan ülkeme yönelik terörist bir saldırı var. Ve bu saldırıyı Türkiye sınırını sadece içeriden koruyarak önleyemiyoruz. Coğrafi durum dolayısıyla, sınırın Irak tarafını korumak lazım. Irak koruyamıyor, kendini koruyacak hali yok 300 kilometrelik sınırı nasıl korusun? Ya Amerika koruyacak ya da biz koruyacağız. E Amerika korumayınca biz koruyacağız. Peki, siz bize nasıl kendi sınırınızı korumayın diyebilirsiniz? Bunu NATO’da tartışacaksınız. Yani siyasi açıdan yapılacak şeyler var, hükümet bunu da yapamıyor.
Sunucu: Yapamıyor ya da yapmıyor.
Onur Öymen: Yapmıyor. Yani karşımızda öyle bir tablo var ki sanki hükümetin eli kolu bağlı.
Sunucu: Ve sonucunda ne oluyor? Sayın Öymen hemen söyleyeyim, bugün gene bir şehidimizi toprağa verdik. Şehitler birbiri ardına geliyor. Ve korkarım ki, hepimizin endişesi budur, fakat olacak olan da budur, birbiri ardına gelmeye devam edecek.
Onur Öymen: Ama böyle yaşayamazsınız. Bu sürdürülebilir bir durum değildir. Biz diyoruz ki neye mal olursa olsun, bu terörün kaynağı kurutulmalıdır. Terörün kaynağının nerede olduğu bellidir. Başbakan diyor ki içeride daha büyük terör grupları var, dışarıda daha küçük terör gruplarıyla niye mücadele edelim? Önce içeride mücadele edelim. Bir kere sayıyı bilmiyor. Yani bu Türkiye’nin bu kadar ciddi bir konusunda brifing almadığı, güvenlik güçlerinden yeterince bilgi almadığı aşikar. Bu vahim bir tablo.
Sunucu: Sayın Öymen, bir siyasetçi olarak, şu soruya nasıl bir yanıt verirsiniz, ben bunun içinden çıkamıyorum. Şimdi, insanların yürekleri kan ağlıyor. Şehit cenazeleri birbiri ardına geliyor. Fakat her kesimden birileri de çıkıp biz şehit kanı üzerinden siyaset yapmayız, yapmayacağız, bunu yaparsak toprağın altına biz girelim gibi bazı söylemlerde bulunuyorlar. Şehit kanı üzerinden siyaset nedir? Bunun siyasi karşılığı nedir?
Onur Öymen: Bu sözü anlamak kabil değil. İşin özü şu. Bu seçimlerle, iç politikayla hiç alakası olmayan bir konudur. Biz aylardan beri, yıllardan beri bu kanı durdurmak lazım diyoruz. Bu kanı mutlaka durdurmak lazım ve bunun için biz iktidar-muhalefet işbirliğine hazırız. Hükümete diyoruz ki bu terörün merkezi,beyni Irak’tadır. Başbakan diyor ki, demin söylediğimiz gibi, büyük kütle içerde, küçük kütle dışarıda. Bir kere bu yanlış. Bir an için doğru olduğunu düşünün. Geçen gün başka vesileyle de söyledim, beyin 250 gram, vücut 80 kilo. Şimdi vücutta bir arıza olunca, siz beyin mühim değildir, beyinle ilgilenmem diyebilir misiniz? Vücudu yönlendiren beyin. Bu terör örgütünün beyni de Kuzey Irak’ta. Onu orada etkisiz kılmaya mecbursunuz. Terörü tescil ederek, terörle pazarlık yaparak çözüm bulamazsınız. Biz bunları başından beri anlatırken hükümet devamlı terörü tatmin ederek çare aradı. Ne yaptı? Eve dönüş yasası. Eve dönüş yasası ne demek? Yani, ben af çıkaracağım, teröristler dağdan inecek, onlar bir daha silaha başvurmayacaklar, terörü bitireceğim. Bu amaçla çıkarıyor.Biz o zaman uyardık, dedik ki dünyada bunun örneği yok. Yani terörü tatmin ederek, teskin ederek, bu şekilde sonuç alamazsınız. Neticede ne oldu? hapishanedeki teröristler dışarı çıktı, dağdaki teröristlerden hemen hemen hiç inen olmadı. Demek ki yanlış bir iş yaptınız. Sonra ne yaptınız? Terörle mücadele yasası getirdiniz. Terörle mücadele yasasına bir 6. madde koydular. 6. madde diyor ki ‘bir terör örgütünü kuranlar pişmanlık yasasından yaralanabilirler.’ Düşünebiliyor musunuz? Yani Öcalan’ı pişmanlık yasasından yararlandırmak için yasa getiriyorsunuz. Gene af niteliğinde, yani hep böyle teröristleri tatmin ederek ikna edeceksiniz. Bununla da yetinmediler. Terörle mücadele için askeri müdahale son seçenektir. E ilk seçenek nedir? Özel temsilciler atamak. Özel temsilci atadınız, bu da hiçbir sonuç vermedi. Sonunda özel temsilciniz görevinden ayrılacağını söyledi, siz, onu hiç de şık olamayan bir şekilde, görevinden uzaklaştırdınız. Bütün bunlar gösteriyor ki terörle mücadele konusunda hükümetin başından beri izlediği politikalar yanlış. Eğer sizin politikalarınız doğru politikalar olsaydı, Amerika da aynen sizin dediğinizi yapardı Afganistan’da veya Irak’ta. Teröristlerle mücadele için bir özel temsilci tayin ederdi, af çıkarırdı, dolaylı müzakere yöntemleri denerdi.
Sunucu: Öyle bir şey yok.
Onur Öymen: Niçin yapmıyorlar? Yani her ülke kendine saldıran teröristlerden korumak için kendini korumak için ciddi, etkili yöntemlere başvuracak Türkiye haricinde. Niçin? Çünkü Türkiye’nin bu müdahalesini bazı ülkeler istemiyor. Bunlar olamaz. Bizim tarihimizde böyle olaylar yok, dünya tarihinde de yok. Bana bir örnek gösterin ki bir ülke kendisine saldıran teröristlerle mücadele etmek istesin, başka bir ülkede buna izin vermesin, mani olsun. Bu açıkça terörizmi himaye etmek demek. Yani bir ülkenin, hele bir müttefik ülkenin, terörle mücadelesine mani olmak demek o terörizmi, adına ne derseniz deyin, himaye etmektir. Bu başka türlü anlaşılamaz. Yani, siz bir terör örgütü lideri olsanız bunu nasıl yorumlarsınız? Ben bir ülkeye saldıracağım, o ülke kendini korumak için bana müdahale edecekken büyük bir devlet onu durduracak. Bunun manası ne? Biz Amerika’ya, Washington’a gittik bunu sorduk. Bu ne demek oluyor, bunun mesajı nedir, dedik. Biz, Amerika PKK terörünü Türkiye’ye karşı kışkırtıyor, himaye ediyor, destekliyor, besliyor demek istemiyoruz. Ama siz bize bir izah edin. Ben, Amerikalılarla kırk senedir çalışırım dedim. Çeşitli vesilelerle, krizleri çözdük beraber. Anlaştığımız konular oldu, anlaşamadığımız konular oldu. ama en azından birbirimizi anladık. Ben ilke defa sizleri anlayamıyorum, dedim. Siz ne yapmak istiyorsunuz, bana bir anlatır mısınız, dedim.
Sunucu: Sayın Öymen, ne dediler peki?
Onur Öymen: Hiçbir şey diyemiyorlar. Bütün dedikleri, efendim biz de onları terör örgütü olarak kabul ediyoruz, onları etkisiz kılmak istiyoruz. Türkiye’yle işbirliği yapıyoruz. Ama Kuzey Irak’ta istikrarın bozulmasını istemiyoruz. Niçin? Çünkü istiyorlar ki Bağdat, Bakuba, Tikrit bölgelerinde yaşanan olaylar Kuzey Irak’ta yaşanmasın. Amerika birliklerini Orta ve Güney Irak’tan çekerse Kuzey Irak’a belli miktarda asker göndesin. Ama o bölge de çatışma alanı olmasın ki o askerler güvenlik içinde yaşasın. Dedik ki bakın, Genelkurmay başkanımız bir açıklama yaptı ve size dedi ki ‘siz birliklerinizi kuzeye taşırsanız terörü de oraya çekersiniz.’ Nerde bir Amerikan birliği var, terörizm oraya gelir. Onun için bu bir çıkış yolu değil. Amerikalılara Kuzey Irak’ta istikrar olsun hedefinizin bedeli Türkiye’deki istikrarın bozulmasıysa buna razı olabilir misiniz, dedim. Yani böyle bir çözüm sizi tatmin eder mi, gece rahat uyuyabilir misiniz, dedim.
Sunucu: Siz bunları sordunuz…
Onur Öymen: Bunları sordum. Cevap yok, veremiyorlar. Amerikan diplomatlarının, uzmanlarının, yetkililerinin, milletvekillerinin, senatörlerin yerinde olmak istemezdim. Bir tanesi bile bizi tatmin edecek, bize makul gelecek bir cevap veremedi.
Sunucu: Aslında, bu sorular, acaba, Türkiye’de yönetimdeki insanlar tarafından bu şekilde Amerikalılara sorulmuş mu?
Onur Öymen: Doğrusunu isterseniz, hükümetin Amerikalılarla bu temasları nasıl yaptığını bilmiyoruz. Ama bir şeyi biliyoruz, maalesef hükümet bu konularda, başka konularda bu temasları bizim bildiğimiz diplomasi kanallarından çok özel temsilciler, özel danışmanlar vasıtasıyla yapıyor. Özel danışmanların bu konuda bilgi birikimi, tecrübeleri sınırlıdır.
Sunucu: Yani Türk Dışişleri bir tarafa bırakılıyor, yeni bir konsept ortaya konuluyor.
Onur Öymen: Biz öyle bir izlenim alıyoruz. Nereden biliyoruz? Çünkü bizzat başbakanın danışmanlarından biri geçenlerde açıkladı: ‘Ben İngiliz büyükelçisiyle 51 kere görüştüm, Amerikan büyükelçisiyle 58 kere görüştüm.’ Bu ne demek? Bu demek ki başbakanla bu büyükelçiler arasındaki temasları ben sağlıyorum. Siz büyükelçi olsanız, başbakanla böyle bir kanal bulsanız, bir daha hariciyeye gider misiniz? Yani, ciddi bir konuyu hariciyeyle konuşur musunuz? Başbakana mesaj vereceksiniz, bu kanalı kullanırsınız. Başbakan size mesaj verecek, bu kanaldan. E devlet ne oldu? devlet devre dışında kaldı. İşte bunlar aslında Türkiye’ye çok zarar veriyor, Türkiye’nin çıkarlarını zedeliyor.
Sunucu: Sayın Öymen, o zaman ABD açısından şöyle bir tablo mu ortaya çıkıyor? Bir yanda Irak ve tabii ki Irak’ın kuzeyi, bir yanda Türkiye. İki tarafta da bir otorite boşluğu söz konusu. Amerika bildiğini yapıyor. Böyle bir tablo mu var?
Onur Öymen: Tablo şu. Amerika’nın kendi menfaatleri var. Amerika kendi menfaatlerini her şeyin üstünde tutuyor. Bize, bazı öteden beri tanıdığımız dostlarımız Amerika’nın Irak’ta PKK’yla mücadele etmek öncelikler listesinin üst sıralarında yer almıyor, dedi. Amerika ne yapmak istiyor? Amerika, Irak’taki petrol kaynaklarını askeri güç kullanarak denetim altına almak istiyor. Ve oradaki terörle mücadelede bu kadar askerini kaybetmeyi göze alıyor, yeter ki o bölgede güvenlik açısından istediği hedeflere ulaşsın.
Sunucu: 50 yıllık rezervin üstüne oturmak istiyor.
Onur Öymen: Hedefi yürütürken kurduğu bir komutanlık var, Florida’da. Bunun adı da merkezi komutanlık. Carter devrinde kurulmuş, bu güçlenerek hala devam ediyor. Bütün Kuzey Afrika, Ortadoğu, Afganistan, Irak, tüm bu operasyonları bu komutanlık yürütüyor. Ve bu komutanlığın öncelikleri arasında PKK’yla mücadele yok. Oysa Türkiye’yle Amerika arasındaki askeri işbirliğinin 50 yıldan beri yönlendirildiği komutanlık, aynı zamanda NATO’nun da komutanlığı olan, Sakor denilen Brüksel’deki komutanlıktır. Ama şimdi, bu Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Irak’taki gelişmeler Sakor’un görev alanının dışında kalıyor. Ve öyle anlaşılıyor ki bizim bu merkezi komutanlık denilen komutanlıkla ilişkilerimiz yıllardan beri Sakor‘le sürdürdüğümüz ilişkiler düzeyinde değil. Yani oranın başındaki askerler bu konuda Türkiye’ye karşı yeterince anlayışlı davranmıyorlar, sıcak bakmıyorlar.
Sunucu: Bakmalarını gerektirecek, karşıdan, bir tepki gelmiyor.
Onur Öymen: Gelmiyor. Amerika’ya gittiğimiz zaman bir de şu izlenimi aldık. Amerika diye bir kavramdan bahsetmek her zaman kolay değil. Amerika’da çeşitli kurumlar var. Dışişleri var, Pentagon (Savunma Bakanlığı) var, Ulusal Güvenlik Konseyi var, başkanlık var. Başkan yardımcısı Dick Cheney var, CIA var. Bunların her biri ayrı bir güç odağıdır. Amerika’da kararlar alınırken bu kuruluşlar arasında uzlaşmayla alınır. Öyle anlaşılıyor ki Türkiye’nin PKK’yla mücadelesi konusunda yeterince uzlaşma oluşmuyor.
Sunucu: Ama bizim de danışmanlarımız var çünkü.
Onur Öymen: Amerika’ya en son gidişimde Rallston, özel temsilci biliyorsunuz, bu Sakor’ün, yani Amerika’nın NATO’daki en üst düzey komutanıydı, NATO başkomutanıydı. Benim de NATO’dan dostumdur, orada aynı zamanda görev yaptık. Ona sorduk ve tatmin edici bir cevap alamadık, nedir mesele? Valla, açık söyleyeyim, ben burada karar verecek durumda değilim, karar verici adam ben değilim, dedi. Ben karar verecek durumda olsam, başka türlü hareket ederdim, dedi. Ama üst düzeyde temaslar yapıyorum, ve eğer ben de başarılı olamazsam, bu işi bırakacağım, dedi. Yani, düşünebiliyor musunuz? Şimdi, bu kadar karmaşık. Bütün bunlar nereden kaynaklanıyor? Şuradan kaynaklanıyor. Türkiye hükümet düzeyinde bu konudaki temel çıkarlarını koruyacak iradeye, kararlılığa, cesarete sahip değil.
Sunucu: Maalesef, şimdi, bütün bunları söyleyince de terörden yarar umuyorsunuz, şehit kanı üzerinden siyaset yapıyorsunuz, deniyor.
Onur Öymen: Bu sözü ciddiye almak kabil değil. Yani bu çok haksız bir ithamdır. Bu şehitler hepimizin evladıdır, bu memleketin çocuklarıdır. Bu kanı durdurmak hükümetin görevidir. Siz bu kanı durdurmayacaksınız, sonra, niçin bunun gereğini yapmıyorsunuz, diyenlere de şehit kanı üzerinden siyaset yapıyorsunuz, diyeceksiniz.
Sunucu: Sayın Öymen, bugün, Genelkurmay başkanlığından bir açıklama geldi. Aslında, geçtiğimiz gün, Meclis başkanı sayın Arınç’ın yaptığı bir açıklama vardı, Genelkurmaydan açıklama bekliyorum diye. O açıklamaya bir yanıt niteliğinde, anlaşılan. Ve ifadeler bir hayli sert. Genelkurmay Başkanlığı, ‘oradaki toplantıyı hiç kimse konuşmuyor, sadece hayali bir senaryo üzerinden gidiyor Hudson toplantısı. Böyle bir senaryodan yola çıkılarak yapılan açıklama ve yorumların hangi amaca hizmet ettiği üzerinde düşünülmesi gereken bir husustur’, diyor. Ne diyorsunuz, nasıl yorumluyorsunuz? Son dönemde alıştık artık, bunu dile getirmek de çok yanlış değil. Askerle AKP hükümeti arasında bir şeyler senkronize gitmiyor, doğal olarak. Ve çoğu zamanda bir çatışma ortaya çıkıyor.
Onur Öymen: Bu gerçekten son derece yanlış bir durumdur. Hangi ülke hükümeti vardır ki askerini bu kadar itham eder, suçlar. Yani olacak şey değil. Bunu niçin yapıyorsunuz? Hele böyle Türkiye’nin terörle mücadele gibi zorlu bir dönemeçten geçtiği bir dönemde, moralini en yüksek seviyede tutması gereken silahlı kuvvetlerimizi niçin böyle boy hedefi haline getiriyorsunuz? Akıl almıyor.
Sunucu: Niçin?
Onur Öymen: Niçin? Çünkü silahlı kuvvetlerin, bizim gördüğümüz kadarıyla, genel tutumu aynen sokaklara dökülen vatandaşlar gibi Türkiye’nin cumhuriyet değerleri konusuna sahip çıkması doğrultusundadır. Laikliğe, çağdaşlığa, Atatürk ilkelerine sahip çıkma doğrultusundadır. Ve benim gördüğüm kadarıyla hükümeti en çok bu rahatsız ediyor. Çünkü hükümetin politikası da Türkiye’yi Atatürk’ün kurduğu laik, demokratik cumhuriyetten uzaklaştırıp bir Ortadoğu ülkesi haline getirmek, bir din devleti haline getirmek. Askerleri bunların önünde bir engel olarak görüyorlar. Başka bir izahı olabilir mi? Cumhurbaşkanı için de aynı rahatsızlığı sergiliyorlar, yargı için de, muhalefet için de, YÖK için de, üniversiteler için de. Herkesten şikayetçiler. Nedir bu kurumların ortak özelliği? Ortak özelliği, bunlar cumhuriyete sahip çıkıyorlar. Siz cumhuriyete sahip çıkanlardan rahatsızsınız, çünkü cumhuriyetin temel değerlerinden rahatsızsınız. Bir gün geçmiyor ki laiklik karşıtı bir söylemi dile getirmeyin, bir gün geçmiyor ki Türkiye’yi bir din devleti haline getirmek arzunuzu dile getirmeyin. O zaman buna karşı çıkan herkesi bir hasım gibi görüyorsunuz. Şimdi bu Hundsen Institute’deki olaya bakalım. Böyle bir haber gazetede yayınlanınca ne yapılır, siz hükümet olarak ne yaparsınız? Washington büyükelçiliğimize bir talimat gönderirsiniz, gazetede böyle bir şeyler çıkıyor, bunun aslı var mı, hemen bir araştırın, Hudson Institute yetkilileriyle görüşün. Ne imiş bu senaryo, bu olay neyin nesidir, diye sorarsınız. Ve ondan cevap gelince bir tepki koyarsınız. O arada da dersiniz ki biz bunu son derece sevimsiz, tatsız, gayrı ciddi bir haber olarak görüyoruz, araştırıyoruz. Aslı varsa gerçekten, Amerika hükümeti nezrinde tepki göstereceğiz dersiniz. E şimdi, Hudson Institute’un yetkilisi açıklama yapıyor, böyle bir şey hiç olmadı, diyor. O zaman olmayan bir olay dolayısıyla siz askerinizi suçluyorsunuz. Bu işin ne kadar gayrı ciddi olduğunu düşünebiliyor musunuz? Bu Hudson Institute’a geçenlerde biz de gittik. Orada, Amerika’ya en son gittiğimizde, Yaşar Yakış, AKP’nin önde gelen bir milletvekilidir, Avrupa Komisyonu başkanıdır, Hudson Institute’de siz bir konuşma yapar mısınız, demişler. Sayın Yakış, ben orada bir konuşma yapacağım, siz de benimle birlikte aynı zamanda gelip konuşur musunuz, görüşlerinizi anlatır mısınız, dedi. Ben de olur, dedim. Gittik. Orası tanınmış bir enstitü. Yaşar Yakış konuştu, sonra ben konuştum. Sorulara cevap verdik. Hiç böyle bu anlama gelebilecek bir öneri, görüş, eleştiri ya da bir ima olmadı. Ve şimdi, o kuruluşun en yetkili sorumlularından biri Zeyno Baran, o toplantıyı biz düzenledik ve o toplantıda hiç böyle bir senaryo görüşülmedi, diyor. O zaman kim çıkarıyor bu haberleri? Acaba, hedef hayali senaryolar üreterek askerini hedef haline getirmektir, suçlamaktır. Yoksa buna benzer hayali senaryolar üreterek Türkiye’nin geleceği konusunda kuşkular yaratmak mıdır? Türk halkını tedirgin mi etmektir? Niçin böyle senaryolarla ilgili uydurma haberler başka ülkeler için çıkmıyor? Niçin Yunanistan için çıkartmıyorlar, Portekiz için, İspanya için, Belçika için böyle senaryolar üretilmiyor da Türkiye için üretiliyor? Bunu düşünmek lazım.
Sunucu: Bunu düşünmek lazım. Bunu, sizi şu anda izleyen, dinleyen herkesin bir düşünmesi lazım. İsterseniz, izleyicilerimizi bu konudaki düşünceleriyle baş başa bırakalım. Bu çelişki, çatışma konusundaki düşünceleriyle. Sayın Öymen, çok kısa olarak, Avrupa Birliği’nde Brüksel’de yarın yeni bir zirve toplanacak, Türkiye’nin bundan beklentisi müzakere başlıkları. Ama Fransa ve Rum kesimi iki konuda ısrarlı. İki başlık mı olacak, üç başlık mı olacak, tek başlık mı olacak? Zannediyorum, zirve başladıktan sonra netleşecek. Nafile bir beklenti haline geldi, kamuoyunda artık AB diye bir şey yok. Gazete manşetlerinde yok, televizyon haberlerinde yok. Uçtu gitti. Ne olacak bundan sonra?
Onur Öymen: Evet, maalesef, bu hükümet Türkiye-AB üyelik sürecinin Kıbrıs meselesine bağlanmasına engel olamadı. Hatta buna yeşil ışık yaktı, bunun için imza attı. Ek protokolü imzaladı. Ve AB’ye Kıbrıs’la ilgili olarak taviz verme taahhüdünde bulundu. Fakat ondan sonra, Türk halkının tepkisini görünce, bizim tepkimizi görünce, kendi partisinin içindeki milletvekillerinin tepkisini görünce bu taahhüdünü hayata geçirmek için imzaladığı anlaşmayı onay için meclise getiremedi. Bunun sonucunda ne oldu? AB bu Hükümete bir ceza verdi. Nasıl bir ceza verdi? 8 maddelik müzakere başlığını dondurdular, geri kalan başlıkların tümünü de Hükümetin Kıbrıs konusunda taviz vermesine bağladılar. Olay orada bitti. Bir de işin başka tarafı var. Türkiye’nin üyeliğine karşı olan çevreler, siyasetçiler, Fransa Cumhurbaşkanı, Alman Başbakanı, Avusturya Başbakanı vs. bunlardan hiç biri bir kere bile Kıbrıs meselesi çözülürse, Türkiye Kıbrıs’ta şu tavizi verirse biz de Türkiye’nin üyeliği konusundaki politikamızı değiştiririz ve Türkiye2nin üyeliğini destekleriz demediler. Bambaşka sebeplerden dolayı Türkiye’nin üyeliğine karşılar. O zaman siz nereden çıkarttınız bu kadar zamandır Kıbrıs meselesi üyeliğimizi engelliyor lafını? İşte özel sektör, TÜSİAD vs. yıllardan beri öyle bir izlenime kapıldı ki “efendim Türkiye Kıbrıs’ta bir taviz verse bütün kapılar açılacak.” İşte siz de görüyorsunuz ki bir tane bile Türkiye karşıtı siyasetçi size demiyor ki Kıbrıs meselesi çözülürse politikamı değiştiririm. O zaman demek ki bütün bu hesaplarınız yanlışmış. Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy şimdi diyor ki, “biz Türkiye’yi hiçbir zaman üye yapmayız. Niye? Çünkü Türkiye bir Asya ülkesidir.” Sanki Kıbrıs’ı üye yaptıkları zaman bir Avrupa ülkesini almış gibi. Hangi atlasta Kıbrıs Avrupa ülkesi olarak gösteriliyor? Ayrıca diyor ki, “müzakere sürecini donduralım.” Açıkça söyledi bunu. Şimdi 2-3 maddenin açılması tartışılıyor. Ona bile engel oluyorlar.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.