Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

Olay TV – Genel Seçimler Hakkında
CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ONUR ÖYMEN’İN
OLAY TV’YE YAPTIĞI KONUŞMA METNİ
6 TEMMUZ 2007
Sunucu: Hoş geldiniz efendim.
Öymen: Hoş bulduk efendim.
Sunucu: Şimdi şöyle bir başlangıç yapmak istiyorum. Bursa’nın seçmen yapısı genelde merkez sağ partilere oy vermiş. 1977 yılında CHP’si belediyeyi kazanmış, 1999’da da DSP’İ belediyeyi ve genel seçimi kazanmış. CHP, SDP’nin kulvarı biraz daha geniş ve biraz daha farklı. Ama sol partiler için Bursa’da çok verimli bir seçmen olmamış. Oysa Bursa’da özellikle merkezde kenti çevreleyen 5 Organize Sanayi bölgesi var. 3 tane sanayi bölgesi var. 2 tane küçük sanayi siyesi var. Atölyeler var. Böyle işçi yoğun kentte Sosyal Demokrat Partilerin seçim patlaması, siyasi patlama yapamaması neden kaynaklanmış olabilir?
Öymen: Önce şunu söyleyelim: ben şahsen Bursa’yı muhafazakâr, tutucu bir şehir olarak tanımadım. Şunu unutmayalım Bursa Kurtuluş Savaşı yıllarından itibaren Atatürk’e gönülden bağlanmış bir ilimizdir. Atatürk’te hayatında defalarca Bursa’ya gelmiştir. Bursa’ya çok önemli katkılarda bulunmuştur. Yani biz Bursa’yı bizim partimizin kurucusu olan Atatürk’e yürekten bağlı bir il olarak görüyoruz. Bursalıları da böyle değerlendiriyoruz. Hiç kimse bize Bursalıların Atatürk karşıtı düşüncelere sahip bir il olduğunu, insanlar olduklarını kabul ettiremezler. Yani biz Bursa’nın Atatürk’e sahip çıkan bir il olduğunu biliyoruz. Ve Bursalıların Atatürk’ün kurduğu CHP’sine gönülden bağlı oldukları izlenimini taşıyoruz. Geçmişte adaylar şöyledir, politikalar şöyleymiş, merkez sağda şöyleymiş de, merkez solda böyleymiş de bunları tartışmak istiyoruz ama…
Vatandaşın bilinçli oy kullandığını kabul etmemiz lazım. Eğer bir ülkede Sosyal Demokrat Parti varsa bu ülkede o Sosyal Demokrat Parti işçilerin, çalışanların, emeklilerin, küçük esnafların, küçük işletmelerin haklarını koruyorsa o işletmelerin sahipleri, işçileri, çiftçileri o partiyi desteklemekten daha değerli hiçbir şey olamaz. Niye Türkiye bazen bu sistem şaşar gibi gözüküyor. Bazen bakıyorsunuz fakir semtlerde çalışanlar, bazen çiftçiler kendilerini değil de bazı zengin grubu destekleyen partileri övüyorlar. Nasıl oluyor bu? Şöyle oluyor maalesef. Son zamanlarda bu örnek daha da bariz bir şekilde ortaya çıktı. Şimdi bazı partiler AKP’si gibi bu kitlelere hizmet götüremiyor. Yeterince maaş veremiyor. Yeterince ücret veremiyor. Çiftçiye destek sağlayamıyor. Yani esnafa yeterince omuz veremiyor. Peki, ne veriyor? Bunların hiçbirini veremediği için öbür dünyayı vaat ediyor. Size bugün bir şey veremedik ama biz çok dindar bir partiyiz. Öbürleri dinsizdir. Dinle imanla hiç alakaları yoktur diyerek tövbeler olsun Allah’ın işini üstleniyor. Size mi düşmüş kimin dindar, kimin dinsiz olduğuna karar vermek. Şimdi böylelikle fakir vatandaşın din duygularını istismar ediyorlar bu bir. İkincisi de onlara sadaka verir gibi onlara kömür dağıtıyorlar, gıda maddesi dağıtıyorlar. İhtiyaç maddesi dağıtıyor. Ve vatandaşa öyle bir izlenim veriyor ki bak ben seni kolluyorum himaye ediyorum ama adama maaş versen. Malını kendisi alsın, ürününü kendisi alsın. Yeterince geçinecek kadar ücret ver. Sadaka verme. Vatandaş sadaka istemiyor senden, emeğinin hakkını istiyor. Ama bazı insanlar insanı duygularla bana maaş vermiyor ama ara sıra uğruyor, gıda maddesi veriyor diye bu gibi politikalara kanıyorlar. Bunlara kanmamak lazım. İşin gerçeği şu: sizin işiniz var mı? Yoksa işsiz misiniz? Ben size bir iki rakam vereyim Bursa’dan şaşacaksınız. Türk-İş’in Bursa temsilciliği rakamıdır. AKP iktidarı sırasında işini kaybedenlerin sayısı tam 169 bin kişidir. Çok ciddi bir rakam. Adam işini kaybetmiş. Şuan bu adam ne yiyiyor, ne içiyor şuanda. Nasıl geçiniyor? Sizin şu kurduğunuz ramazan çadırından mı geçiniyor, oradan mı doyuyor. Ne iş yapıyor bu insan. Şuan Türkiye’de 860 bin kişi gece yatağa aç giriyor. İşin gerçeği budur. Efendi eskiden AKP iktidara geldiğinde 6 olan dolar milyarderi sayısı 26 olmuş Bunları derdi dolar milyarderleri. Onları koruyorlar. VE üstelik kendilerine yakın olacak. Yeşil sermaye mensubu olacak. Efendi dinsel ticareti olacak. Bu insanlara azami destek var. Kendi firmalarını kolluyorlar. Bunun o kadar çok örneği var ki Türkiye’de isim isim bu firmaları bilmeyen yok. Ama buna mukabil 860 milyon insan yatağa aç giriyor ve Türkiye’nin gerçek sanayicisi, çağdaş sanayicisi hiçbir destek göremiyor. Bizim görüştüğümüz sanayiciler öyle şeyler anlatıyorlar ki şaşıp kalıyoruz. Yani ben İstanbul’da görüştüğüm çok önemli sanayici birlikleri temsilcileri bize diyorlar ki: “Türk sanayicisi hiçbir iktidar döneminde AKP iktidar dönemindeki kadar zulüm görmedi. Zulüm görüyor.
Sunucu: Biraz özel inelim şimdi. Bursa emek yoğun bir kent. Öne çıkan sektörler var. İşte tekstil Bursa’yı belki de taşıyan bir sektör. Atölyelerden fabrikalara, sanayi bölgelerine geçildi tekstilde. İhracatta lokomotif oldu ama Bursa tekstilde 2 büyük sıkıntı yaşıyor. Biri; Çin’den gelen haksız rekabet. Bir de içeride oluşan Çinliler var. Bu da elbette tekstil sanayinin küçülmesini gerektiriyor. Verdiğiz rakamlar, fabrikalar daralıyor, iş imkânları daralıyor. Doğal olarak da halk da işsiz kaldığı zaman ekonomik durumu siyaseti etkiliyor.
Öymen: Bakın işin gerçeği o. Bursa Türk tekstilinde öncü bir il Osmanlı İmparatorluğunda beri. Şimdi demek ki Bursa’da tekstil sektörünü desteklersek biz bu sektörde iş yaratacağız. İş imkânı yaratacağız. İstihdam yaratacağız. İnsanlara ekmek parası sağlayacağız. Hem ülke ekonomi kazanacak hem de insanlar ekmek yiyecek. O zaman devlet ne yapacak, Bursa’daki tekstilciyi, otomotiv sanayi mensuplarını, makine sanayini başka hangi sanayi varsa hepsini destekleyecek ki ülke para kazansın, ihracatımız artsın. Ve insanların evine ekmek girsin. Şimdi biz ne yapıyoruz? Biz tekstilcimize burada diğer sektörlerde çalışanlara ceza veriyoruz. Sen niçin Bursa’ya yatırım yaptın? Nerden biliyoruz. Şimdi kalkıyor mesela aynı yatırımı Düzce’ye yapan adama özel teşhir tedbirleri uyguluyoruz. Efendim elektriği ona 4,5- 5 cente veriyoruz kw saatini. Aynı yatırımı Bursa’da yapmış olan binlerce on binlerce insan çalıştıran sanayicimize 10 centten veriyoruz. Şimdi bu revamı? O adam ne yapacak? Yani rekabet gücüne kavuşmak için o insan ne yapacak? Birincisi verimini arttıracak. Verim artırımından tasarruf edecek. İkinci sene biraz karından düşürecek. Üçüncü sen ne yapacak; işçi çıkaracak. Veya ne yapacak? Bazı ürünlerini fason imalatçıya verecek ki maalesef bu fason imalatçıların bir kısmı kayıt dışı ekonomiye sahip.
Sunucu: SSK primlerinde de haksızlık var.
Öymen: SSK primlerinde de haksızlık var. Şunun için var: şimdi istihdam üzerindeki vergiler çok yüksek Türkiye’de. Bir kısmı benim dediğim gibi kayıt dışı ekonomiye kaymış. Bir kısmı da kaymak durumunda kalmış. Çünkü normal vergisini verse hiç yaşayamayacak, firmayı kapatacak. O zaman kayma oluyor. Ne kadar? OECD rakamlarına bakarsanız Türk ekonomisinin yarısı kayıt dışı. Yani yarısı vergi vermiyor. Böyle bir devlet olur mu? Avrupa’da bunlar niye yok. Yani yarısı vergi vermeyen bir devlet olur mu, olmaz. Ama Türkiye’de ekonomi bu durumda. Ürünleri kayıt içine alacaksınız. Nasıl alacaksınız? Şöyle alacaksınız. Bunlar üzerindeki insafsız vergileri düşüreceksiniz. Yani hiçbir Avrupa ülkesinde ödenemeyen vergi alıyorsanız, bunlar ı makul düzeye indireceksiniz. Ama vergi tabanını yayacaksınız. Herkes vergi ödeyecek ama insanlar vergi adaletinden şikayetçi olmayacak. İşte biz bunları yapacağız. Şimdi efendim biz sadece belli illerde yatırım yapmış firmalara destek vermeyeceğiz. Biz Türkiye’nin eğer yatırım yaptıkları sahalar Türkiye’nin çıkarına hizmet ediyorsa hepsine bu desteği sağlayacağız.
Sunucu: Yani içimizde Çin dediğimiz tekstilci bölgeler yerine tüm yurda yayılmış sektörel destek öyle mi?
Öymen: Bütün firmalar bilecek ki Türkiye’nin neresine yatırım yapmış olursa olsun devlet yanındadır. Şimdi biz bu firmalar destek olmazsak bu firmaları hasım gibi görürsek rakip gibi görürsek, yani bugün yapılan budur. Bu firmaları devlet, bürokrasi bir rakip gibi görüyor, bir hasım gibi görüyor. Buna ceza veriyor. Biz bunlara yardımcı olacağız ki adam nefes alsın, daha fazla üretim yapsın, daha fazla yatırım yapsın. Ne yapıyor bu insan? Bu insan sonunda dayanamıyor firmasını yabancıya satıyor. Yani hükümetin de yapmak istediği bu. Maalesef Türklerin varını yoğunu yabancılara sattıracaklar. Şimdi son derece şerefli, son derece dürüst vatansever milliyetçi iş adamlarımız var. Çok da önemli insanlar bunlar. Bize diyorlar ki derin üzüntü duyuyoruz. Bazı firmalar dayanamıyorlar fabrikalarını, tesislerini, yabancılara satıyorlar ve Türkiye kaybediyor. Türkiye’de Türkler bu ülkede sadece işçi olacak. Efendim ufak tefek işleri yapacaklar. Esas ekonominin can damarı yabacıların eli olacak.
Sunucu: Yatırımlar Balkanlara ve Mısır’a kaymaya başladı. Olmayan sermayeleri ihraç ediyoruz.
Öymen: Tabi şimdi bakın ben geçenlerde bir tekstilciyle konuştum. Esas Bursa’da değil yatırımı ama başka illerimizde. Bana dedi ki; bakın dedi o kadar büyük bir baskı ve zulüm görüyoruz ki bu iktidardan artık dedi burada yatırım yapmıyoruz. Ben dedi gittim Ürdün’de bir tesis kurdum dedi. Bir tekstil fabrikası. 1500 kişiyi çalıştırıyorum. Türk yatırımcı orada 1500 Ürdünlüye ekmek veriyor. Türkiye’ye vereceği yerde. Türkiye’de yapsa o yatırımı devlet destek verse, teşvik verse ona biraz anlayış gösterse bu haksızlıklara maruz bırakmasa bürokrasi eğilmese adam yatırımı Türkiye’de yapacak sizin, bizim, benim kadar adam milletini seviyor. Türkiye’yi sevmeyen insanlar değil bizim tanıdığımız insanlar. Ama Türkiye’ye yıllarca büyük yatırım yapmış insanlar artık dayanamıyoruz dediler. Mısır’a itmiş yatırım yapmış. Pek çok yatırımcımız Mısır’a yatırım yapmış.
Sunucu: Olmayan sermayemizi dışarıya veriyoruz.
Öymen: Tamamen veya ne yapıyor yabancıya satıyor. Şimdi Bursa’da tekstil dışındaki bir sektörde çok başarılı bir sanayicimizi ziyaret ettim. Tesislerini gördüm. Avrupa’da ilk beşe giriyor. Bursalı bir firmamız kendi sahasında Avrupa’da ilk beşe giriyor. İftihar edersiniz. Olağanüstü bir mücadele yeriyor fabrikasını yabancılara satmamak için. Biz diyor; babamızda dedemizden aldık bunu, yabancıya teslim etmeyiz. Yani böyle bir milli şuur var. Ama öyle bir kötü bürokrasi, öyle bir baskı, öyle engelle, öyle güçlüklerle karşı karşıya geliyorlar ki yani bu mücadelede çok zorlanıyorlar. Şimdi bunun örnekleri sınırsız. Şimdi böyle olunca ne oluyor? Bu insanlar isteseler de istemeseler de işçi çıkarıyorlar. Biraz önce söyledim. AKP iktidarında Bursa’da 69 bin kişi işten çıkarılmış. Bunun yerine sadene 20bin kişi işe alınmış.
Sunucu: Bu ekonomik sıkıntı seçmenin seçim havasına girememesine sebep olur mu? Önce ekmeğini düşünüyor insan.
Öymen: Öncelikle onu düşünüyor insan ne yapacağını bilmiyor. Akşam evime ekmek götürebilir miyim, götüremez iyim buna bakıyor. Şimdi çiftçi aynı durumda. Türkiye’nin neresine gitsek. Bursa’ya gitsek çiftçi sıkıntıda. Bugün gittik İzmit’te vatandaşlarla konuştuk, çok büyük sıkıntı içindeler. Çok büyük bir toplantı yaptık orada. Vatandaş bize diyor ki; Biz beyim açız. Çiftçi mağdur diyor. Ne üretsek zarar ettik diyor. Paramız yok diyor. Çocuklarımızı besleyemiyoruz diyor. Bunların hiçbiri bizim için önemli değil diyor. Şu terörün kanını durdurun diyor. Vatandaşın bilincini görebiliyor musunuz? Yani kendi açlığını, ızdırabını, fakirliğini unutmaya razı. Yeter ki çocuklarımız daha da şehit olmasın diyor. Yani bu kadar da yüksek vatanseverlik var vatandaşımızda. Şimdi haksızlık değil mi bu halkımıza. Onlar mutasıptır, Bursalılar gericidir demek büyük bir haksızlık değil mi? Bence Bursalılar Türkiye’nin en vatansever insanlarıdır, Atatürk’e bağlı insanlardır. Kimse Bursalılara haksızlık yapmasın, dünde gittik, dolaştık bütün ilçelerini. Her yerde aynı hava. Türkiye’nin Erzincan ilçesinden gelmiş, bizim burada Tunceli’den gelmiş. Efendim biz terörist değiliz diyor. İnsanların ne hakkı var Tunceli’den, Erzincan’dan gelenleri terörist gibi adlandırmalarına. Siz vatanınıza ne kadar bağlıysanız biz de o kadar bağlıyız diyorlar. Ben dedim ki biz de sizi öyle görüyoruz, kesinlikle terörist olarak görmüyoruz. Siz bizim can kardeşimizsiniz. Ama ne yazık ki böldüler. Etnik kökene göre böldüler, dini inanca göre böldüler, mezhebe göre böldüler. Bunlar çok büyük yanlışlar. Şimdi biz ekonomi de dâhil olmak üzere her sektörde birlik olmak zorundayız. Yani devlet ekonomi bürokrasisi, yatırımcı, iş adamı, sanayiciyi, tekstilciyi düşman olarak görmeyecek. Bu insana ne kadar destek sağlarım ona bakacak. Biz bunu yapacağız. Esnafı destekleyecek. Bakın esnaflarla da ilgili bilgi var. Bursa’da esnaflar içinde bir önceki yıla göre icraya gitmek zorunda kalanların % 40 artmış. Ve ödeyemediği senet oranı da %20 artmış. Şimdi bugün esnaflarla konuştuk ve bize açıkça söylediler. Efendim dediler borcumuzu ödeyemiyoruz. Daha ne yapalım. Primimizi ödeyemiyoruz. Bankaya olan borumuzu ödeyemiyoruz. Çünkü para kazanamıyoruz. Cebimize para girmiyor. Nerden ödeyelim borçlarımızı. Şimdi bu devletin derdi değil mi? Ne yaparsan yap, nasıl ödersen öde diyebilir mi? Bu bizim insanımız, bizim vatandaşımız. Devletseniz sanayicinize de hizmet edeceksiniz, esnafınıza da, çiftçinize de, işçisine de… Bu sizin insanınız. Ama bu iktidar küçük zengin bir grubu kollamaktan başka bir şey yapmıyor. Yeşil sermaye korunuyor. Birkaç tane bunların himaye ettiği firma var bunları koruyor. Sonuç 26 dolar milyarderi. 860 bin aç. Ve biz diyoruz ki sıfır açlık politikası izleyeceğiz.
Sunucu: Az önce terör dediniz aklıma geldi. Gündemde bir tezkere olasılığı var. Nedir tezkere olasılığı? Gerçekten meclise girecek mi? Bu kadar liste dışı kalmış milletvekiliyle mecliste bir tezkere sorun olur mu?
Öymen: Efendim şimdi tezkere de sorun şu: biz 2003 yılının başında beri Genel Başkanımız Deniz Baykal bu hükümete diyor ki; Bakın diyor terörün beyni, kökü Kuzey Irak’tadır, PKK. Şimdiki sizden önceki hükümetler bu terörü tasfiye etmek zorunda olduğu için Kuzey Irak’a asker gönderip sınırımızı koruyun. 300 metreden fazla sınırımız var Irak’la. Irak tarafında bir tane askerimiz var. Bir kişi korumuyor sınırı. O yüzden siz gönderin koruyun sınırı. Kabul etmediler, göndermediler. Sonra Amerikan müdahalesi oldu. 1 Mart tezkeresi biliyorsunuz. Sonra bu halk pek bilmiyor. 20 Mart’ta bir tezkere çıkartıldı. Ve bu tezkere diyor ki; Yabancı askerlerin Türkiye üzerinden Irak’a harekât yapma izni veriyor. Ve aynı zamanda Türk askerlerinin PKK’yla mücadele etmeleri için meclisten yetki istiyor. Sonuç; üzerimizden uçan yabancı uçaklar ki tezkerede bu laf yok. Açıkça gittiler. O dönemde görev yapan diplomatlar açıklıyor; Irak’ı bombardıman ettiler. Türkiye’nin üzerinden uçan yabancı uçak Irak’ı bombardıman edebildi ama bir tane Türk uçağı kalkıp ta Kuzey Irak’taki PKK üstünü bombardıman edemedi.
Sunucu: Yani yarısı uygulandı. Yani tezkereye gerek yoktu.
Öymen: Evet yarısı uygulandı. Hayır, süresi bitti. 6 aylık süre için yaptı bunu. Bu tezkerede bir yabancılara fayda sağlıyor. Bir de kendimiz için yetki istiyor ve orada PKK’ya karşı askeri birlik yollayalım. Sonuç; yabancılar kullandığı o tezkerenin yetkisini Türkiye üzerinden uçtular, Irak’taki hedefleri bombardıman ettiler ki yarın Irak halkı bunu hatırlayacak. Biz buna aleyhte oy verdik. Irak halkı hatırlayacaktır. Türkiye’den uçan uçakların kendilerini bombardıman ettiğini. Ve meclise bilgi vermeden yaptılar bunu. Meclise hiçbir şekilde bu uçaklar Irak’ı bombardıman edecektir demediler. Bunlar daha yavaş yavaş çıkıyor ortaya. Halk bunları öğrenecek. Ayrıca kendimize de aldığımız yetkiyi de kullanamadık. Oradan bir uçak sende kaldır, oradaki bir PKK menzilini mahvet. Ne yapacaklar sana. Belli ki sen yabancılara izin veriyorsun. Yabancılar san kendi koruman için izin vermiyor. Süresi bitti 6 ay sonra ne oldu?
Sunucu: Şuan gelir mi böyle bir olasılık var mı?
Öymen: Onu söylüyorum. 7 Ekim 2003’te yeniden yetki aldılar. Onu da kullanamadılar. Şimdi 7 Ekim 2004’te yetkisi bitti hükümetin. Şimdi biz diyoruz ki aylardan beri söylüyoruz. Terör bilhassa son zamanlarda yükselişe geçtikten sonra diyoruz ki yetki isteyin. Meclisten yetki isteyin biz de size oy verelim. Bu milli meseledir, seçimi filan bırakın bir tarafa bu böyle bir iç politikasını kaldıracak bir iş değildir. Orada kan akıyor, bu kanı durduracağız. Beraber durduracağız. İktidar da muhalefette ki olursa olsun tek bir yumruk gibi hareket edeceğiz. Çünkü bu bir milli mesele. Bunlara dedik ki meclis tatile girmeden yetki isteyin, biz de size oy verelim. İsteyemediler. Meclis tatile girene kadar böyle bir yetki isteyemediler. Başbakan bundan daha bir hafta on gün önce diyor ki efendim ne lüzum var ki yurtdışındaki teröristlerle uğraşmaya, öncelikle biz Türkiye’deki teröristlerle savaşacağız. Şimdi üzerinden bir hafta geçmiyor on gün geçmiyor efendim diyorlar ki meclisten yetki isteyeceğiz, müdahale edeceğiz. Yani bu ne perhiz ne lahana turşusu. 3 gün önce sen bilmiyor muydun Irak’a müdahale etmen gerektiğini, o zaman Irak’a müdahale yoktur Türkiye’dir esas mesele dedin de şimdi yetki istememiz lazım. Yani bir dedikleri bir dediklerini tutmuyor. Biz korkuyoruz. Bu yetkiyi seçim yaklaştı biz bu eleştirileri yapınca altında eziliyorlar. Halkın biraz gözünü boyamak için yapıyorlar diye korkuyoruz.
Sunucu: Aslında Türkiye milli konularda hükümetin arkasında duran bir ülke. Sayın Deniz Baykal’da Sosyalist Enternasyonal de toplu konuşmasında devlet yanlısı bir konuşma yaptı. Hatta partisini sollatmak pahasına.
Öymen: Bizim partiyi kimse sorgulayamaz. Bunu AKP’liler uyduruyorlar. Çünkü Cenevre’de bir devlet adamına yakışır bir konuşma yaptı. Barzani’nin ve Talabani’nin nasıl Uluslararası Hukuku ve BM’ler kararını çiğneyerek oradaki teröristlerin kılına dokunmadığını, bunlarla mücadele etmediğini söyledi. Bunun gerçekten terörle mücadele konusunda Uluslararası Hukuk’un çiğnenmesi anlamına geldiğini yüzlerine karşı söyledik. Ve bunu hükümet söylemiyor. Ve biz diyoruz ki; toplayın meclisi yetki isteyin. Biz size oy vereceğiz. Ama bir şartla. Aldığınız yetkiyi kullanacaksınız. 2003 yılındaki gibi milleti kandırmayacaksınız. O zaman yaptığınız gibi yetkiyi alıp da kullanmama gibi cesaretsizliği göstermeyeceksiniz. Cesaret edin kullanın yetkiyi biz sizin yanınızdayız. Ama göz boyamak için yapacaksanız bu millet yarın sizi affetmez. Çünkü orada kan akıyor. Bunu Baykal’da söyledi. Bir ayda 50 kişi öldü. 50 şehit verdik. Bunu yapamazsınız.
Sunucu: O zaman seçimi beklemek gerektiğini düşünüyorsunuz. Daha sağlıklı bir ortam oluşması için öyle mi?
Öymen: Hayır. Biz 1 gün gecikmeyelim diyoruz. Bir gün önce kanı durdurursak.. Kararlı bir tavırla seçimden önce olmuş, seçimden sonra olmuş meselesi değil. Bir gün önce kanı durdurabiliyorsanız hemen durdurun. Ama ben yetki aldım, kullanmaya cesaret edemiyorum. O zaman göz boyamış oluyorsunuz. Aynı şeyi 2003 yılında iki kere yaptınız. Bakın 2003 yılının 7 Ekim’inde yetki aldılar ama daha önce 22 Eylül’ünde anlaşma imzaladılar. Şimdi açıklama yapıyor Dış İşleri Bakanlığı. O anlaşmayı inkâr edemiyor. Yalandır diyorlardı. Ama artık inkar edecek tarafı kalmadı. Çünkü resmi web sayfalarında var. Hem bizim Hazine Bakanının hem de Amerikan Hazine Bakanının. Artık inkâr edemiyorlar. Şimdi diyorlar ki; efendim biz tahaaüt etmedik asker göndermeyeceğimizi. Peki, ne dediniz? Şöyle bir hüküm var diyor anlaşmada. Bu parayı Amerika Türkiye’ye verecek 1 milyar dolarlık hibeyi veya bunun karşılığı 8,5 milyarlık krediyi ama eğer Türkiye asker gönderirse Kuzey Irak’a ne farkı var. Yani siz bunu bile bile asker gönderdiğiniz de yardımın kesileceğini bile bile bu anlaşmayı imzalamışsanız bunun manası şudur; Ban asker göndermeyeceğim. Sen bu parayı bana ver. Sen bu koşulu bile bile bu anlaşmayı nasıl imzalarsın. Nitekim biz tepki gösterince çok korktular. Meclise getiremediler olayı hiç. Ve 14 Nisan’da noter yolladılar, iptal ediyoruz dediler. Bunu önce değiştirelim diye Amerikalıları. Şimdi çıktı ortaya. Yani bunlar gerçekten Türkiye’nin çıkarlarına zarar veriyor. Bakın ben size bir örnek vereyim. Bu hükümetin ekonomik konularda, siyasi konularda yaklaşımına bir örnek vereyim, başka hiçbir örneğe gerek yok. Bütün bu anlattıklarımızdan daha önemli. Şimdi bu hükümet meclise birkaç ay önce bir petrol yasası sundu. Petrol yasasında yabancı şirketlere verilecek yetkiler ve imtiyazlar var. Şaşkınlık verici. Bir sömürge devleti bu kadar etkiler. Dehşete düşersiniz. Sınırsız yetkidir. Yabancı petrol şirketlerine zaman içinde sınırsız yetki veriyor. Bütün ruhsat sahalarını genişletiyor. Türkiye petrollerine daha önce verilmiş yetkiyi alıyor ellerinden, devlet adına araştırma yetkisini kaldırıyor. Yani şaşarsınız. Yabancı petrol şirketleri 1993’de bize mektup göndermiş. Biz bu yetkileri istiyoruz diye. Sizden önceki hükümette vermemiş yetkileri. Bunu bile isteyemiyorlar, daha azını istiyorlar. 1 litre petrolü Türkiye’de bırakmak zorunda değil. Yabancı şirket hepsini alıp götürecek. Eskiden petrol şirketleri bari % 45’ini bırakalım diyorlardı, şimdi hepsini götürme hakkı tanıyor. Bunların hiç biri o kadar önemli değil, gerçi çok önemli de bundan daha vahim işler yok. Daha önce petrol kanununda olan Türkiye’nin milli menfaatleri kurulacaktır cümlelerinin hepsini çıkarmışlar. Teker teker cımbızla ayıklamışlar. Yani manası şu; Biz diyorlar Türkiye’nin milli menfaatini korumayacağız. Ve Cumhurbaşkanı da bu gerekçeyle meclise geri çevirdi. Nasıl yaparsınız bunu diyor. Türkiye’nin milli menfaatini korumaktan nasıl vazgeçersiniz. Biz bütün ülkelerin petrol yasalarını getirdik, hepsinde milli menfaati korumak var. Irak petrolü dâhil. İşgal altındaki Irak’ın petrol yasasında dâhil Irak’ın milli menfaatini koruyacağız diyor. Türk yasasında demiyor. Sanki Türkiye Allah korusun bir sömürge devleti. Olacak iş değil. Şimdi bu petrol yasası bir gösterge. Yani o konuda Türkiye’nin milli menfaatini korumayan bir zihniyet, bir iktidar sanayici konusunda Türkiye’nin menfaatini korur mu? Tarımda, esnafın menfaatlerini korur mu? Ama az kaldı İki hafta sonra her şey değişecek ve Türkiye 23 Temmuz sabahı yeni bir dünyaya uyanacak, Atatürk’ün Türkiye’sine uyanacak. Hepsini değiştireceğiz.
Sunucu: Çok teşekkür ederim. Katılımınızdan dolayı.
Öymen: Sağolun.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.