Bodrum FM – İç ve Dış Politika Genel Değerlendirme

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in Bodrum FM’e verdiği mülakat
23 Ağustos 2007
Sunucu: …

Öymen: MHP’nin yarına kadar düşünmek için vakti var. İşin gerçeği şu ki, Genel Başkan Yardımcılarının ağzından televizyonlarda radyolarda kendileri en kuvvetli ifadelerle Sayın Gül’ü eleştiriyorlar, Sayın Gül’ün cumhuriyetin değerlerine bağlı olmadığını ifade ediyorlar. Ondan sonra da böyle bir zatın cumhurbaşkanı seçilmesi için önünü açıyorlar. Biz bunun mantığını anlayabilmiş değiliz. Toplumda gerginlik yaratmamak gibi gerekçe söylüyorlar fakat bu gerekçe ne kadar önemlidir bilmiyoruz. Yani cumhuriyetin değerlerine karşı bir insanın cumhurbaşkanı olması mı gerginlik yaratır olmaması mı? O olmazsa Türkiye cumhurbaşkanından mahrum kalmaz. O zaman iktidar partisi mecburen bir uzlaşışı bir aday bulmak zorunda kalacaktır diye haftalardan beri aylardan beri söylüyoruz. Ama öyle anlaşılıyor ki MHP bizim kestiremediğimiz bir sebepten bir taraftan Sayın Gül’ü ağır ifadelerle eleştirecek diğer taraftan da adeta onun cumhurbaşkanı olmasını ister tartsa onun yolunu açacak.

Sunucu: …

Öymen: Evet, yani demokrasinin önünün filan açılacağı yok. Bizce demokrasi tehlikeye girecek çünkü Türkiye bir İslam devleti olma yolunda daha da hızlı bir ilerleme içine girecek. Sayın Ahmet Necdet Sezer bunu önleyen çok önemli bir faktördü ve gidince anlayacağız onun ne kadar büyük bir fonksiyon icraat ettiğini. Ne yazık ki biz bu konuda tek kalıyoruz ama tek kalmakla birlikte tepkimize devam ediyoruz çünkü yaptığımızın doğru olduğuna inanıyoruz. Bizim izlediğimiz yöntem parlamenter usullere tamamen uygundur. Başka ülkelerde de sık sık görülür eğer sizin hiç tasvip etmediğiniz bir durum var ise o oturuma katılmazsınız ve bu büyük bir mesaj olur. Eğer sizin katılmamanız sonucu değiştirecekse büsbütün bir önem taşır. İşte biz geçen dönemde bunu yaptık ve çok da başarılı olduk. Anayasamızın ilgili hükümlerinden yararlanarak Meclisin 1/3’ine sahip olmamıza rağmen Sayın Gül’ün cumhurbaşkanı olmasını engelledik. Geçen dönemde daha çok milletvekiliyle AKP seçtiremediği Sayın Gül’ü bu defa daha az milletvekiliyle seçtirecek. Bu akla aykırı geliyor ama bunun bir tek sebebi var: bunu durdurabilecek olan MHP maalesef oylamaya katılma yolunu seçmiştir. Böylelikle 3. turda hiç değilse Sayın Gül’ün cumhurbaşkanı olmasının yolunu açmıştır. Ne yazık ki DSP de biz de aday göstereceğiz gibi bir gerekçe ile aynı yolu izlemiştir. Ne yazık ki onlar da katılarak bu tutumlarında MHP’yi yalnız bırakmamışlardır.

Sunucu: …

Öymen: Bu işin tabii bir gerekçesi oluyor. Biz aday gösterdik artık o adayımızı desteklemek için girmek zorundayız gibi bir gerekçe. Sizin adayınızın hiçbir şansı olmadığını siz de biliyorsun herkes de biliyor. Bunun bir terk anlamı var: ben toplantının dışında kalmak istemiyorum.

Sunucu: …

Öymen: Sayın Cumhurbaşkanının yaptığı jest çok önemli. Çok güzel bir jesttir. Bunun sonu nereye varacak yani Hükümeti eleştiren bütün gazetecileri birere birer tasfiye mi edeceksiniz? Emin Çölaşan’ın hemen arkasından Bekir Coşkun geldi. Bekir Coşkun’a karşı da Başbakan öyle bir ifadede bulundu ki, Emin Çölaşan’a yapılan muameleden belki daha da ağır. Vatandaşlığını bırak git diyor. Niye? Çünkü Cumhurbaşkanını beğenmiyor muş. Bu dünyanın neresinde görülmüş? Bu memleket iktidara hoş görülenlerin cumhuriyeti mi olacak? Yani siz padişah mısınız? Bu seçilmiş bir padişah sendromudur. Yani şu anda gördüğümüz tablo seçilmiş padişah sendromudur. Mademki, halk beni seçti padişahın ne kadar yetkisi varsa benim de o kadar yetkim vardır havasına giriyorlar. İstemediğini vatandaşlıktan uzaklaştıracak. Padişahlar da işte sürgüne gönderirlerdi Fizan’a. Benimsemiyorsan bu ülkede yerin yok. İşte padişahlık döneminde Namık Kemal’in başına gelen, pek çok insanın başına gelen bu olmuştur. Şimdi kendilerini eleştiren muhalefeti, gazetecileri, eleştirenleri görecek gözleri yok. Onlara karşı çok büyük bir husumet havasın içindeler. Yani onlara karşı ne mümkünse yapılmalıdır yeter ki Türkiye bir dikensiz gül bahçesi olsun. Ama Sayın Gül cumhurbaşkanı olsa da Türkiye dikensiz bir gül bahçesi olmayacaktır. Çünkü Türkiye bir demokrasidir. Demokrasiler dikensiz gül bahçesi değildir. Gülü seven dikenine katlanır.

Sunucu: …

Öymen: Vatandaşlıktan atıyor evet. Biz bunun örneğini ancak şeyde görmüştük faşist Yunan juntasının uygulamalarında görmüştük. Onların zamanında kabul edilen bir vatandaşlık yasasının 19. maddesi vardı. Yunan asıllı olmayan Yunan vatandaşları uzun bir süre ülkeyi terk ederse Yunan vatandaşlığından atarız diyorlardı ve 60 bin Türkü vatandaşlıktan attılar. Şimdi Yunan Hükümeti bundan utandı da bu maddeyi birkaç sene önce kaldırdı ama işte zihniyet o zihniyet. Benim hoşuma gitmeyenleri vatandaşlıktan atarım zihniyeti.

Sunucu: …

Öymen: Evet, bu çok ayıp bir şey. Sayın Cumhurbaşkanı kamuoyuna bir görüş açıklayacaksa bunu kendisi açıklar. Yani Cumhurbaşkanı böyle düşünüyor diye açıklamak sizin yetkinizde değil. Size söylenen lafı doğru dürüst anlamamışını belli. Zaten Sayın Başbakan hukukçu olmadığı için hukuki konularda pek kuvvetli değil belki ticari konularda daha kuvvetli olabilir. Belli ki cumhurbaşkanının ne dediğini anlamamış bile. Anlamadığı halde kendi çevresine açıklıyor çünkü biliyor ki, kamuoyuna nasıl olsa yansıyacak ve Cumhurbaşkanını güç duruma düşürecek. Türkiye’de aydınlar, CHP, anaysa mahkemesi bu konuda çok açık bir tavır sergilemişken Sayın Cumhurbaşkanı bunlara ters düşüyor. Bak demek ki, onların dediği yanlış Cumhurbaşkanının dediği doğru diye bir hava içine girmeye kalkıştı. Cumhurbaşkanı teskin edince de ortada kaldılar.

Sunucu: …

Öymen: Bu gibi yanıltıcı haberlerin kamuoyuna basın organları tarafından yayılması da son derce düşündürücüdür. Eğer yalan olduğu bizzat Genel Kurmay Başkanı tarafından açıklanan bir iddiayı siz tam sayfa halinde dünyanın en büyük gerçeğimiş gibi sunuyorsunuz. Atatürk düşüncesini savunan kurumları birbirine düşürmeye kalkışıyorsunuz. Birbirine düşman gibi gösteriyorsunuz. Emekli subayları Genel Kurmaya hasım gibi gösteriyorsunuz. Bunlar son derece yanlış şeylerdir. Üstelik belli ki, haberin kaynağı yok. Sağdan soldan duyulan rivayetlere dayanarak siz tam sayfa haber yapıp bütün Genel Kurmay’ı halkın gözünde bağlayacak şekilde iddialar ortaya atıyorsunuz. Sanki Genel Kurmay gizli gizli görüşmüşte, Abdullah Gül’ü çok seviyormuş da, çok beğeniyormuş da, hiçbir sorunları yokmuş da filan. E o zaman şimdiye kadar yapılan basın toplantılarının anlamları nedir? “Ne mutlu Türküm diyene” lafını eleştirirken Genel Kurmay acaba kimin lafını eleştirdi? “Ne mutlu Türküm diyene” diye diye Türkiye’yi çok kötü duruma düşürdüler diyen Abdullah Gül. Genel Kurmay’ın da o zamanki açıklamasında doğrudan doğruya buna atıf var. Kim ne söylemişte o tarihte asker bir açıklama ihtiyacı duymuş? Biz askerler namına tabii ki konuşmayız. Askerler kendi söyleyeceklerini kendileri belirler. Ama şurası muhakkak ki, hiç kimse Türkiye’de kurumları, siyasi partileri, silahlı kuvvetlerini birbirine düşürmeye kalkışmasın. Şimdi olduğu gibi çok güç durumda kalırlar ve mahcup olurlar.

Sunucu: …

Öymen: Gayet tabii, işlerine geliyor da onun için. Dikkat edecek olursanız belli başlı yazarlar bunlar uzun bir zamandan veri adeta çoğunluğu itibariyle ikinci cumhuriyetçilerin karargâhı haline gelmiştir. Sayın gül’ün de 1992 yılında yaptığı konuşmada ikinci cumhuriyetçileri ve yeni Osmanlılıları övgüyle zikrettiğini unutmayalım. Yani adeta gizli bir koalisyon var. Aşırı dincilerle Türkiye’yi bir din devleti haline getirmek isteyenlerle Atatürk’ün kurduğu cumhuriyeti ortadan kaldırıp onun yerine tanınmaz bir teslimiyetçi ikinci cumhuriyet kurmak isteyenler arasında. Osmanlı ruhunu canlandırmak isteyenler arasında adeta böyle bir koalisyon var Türkiye’de. Televizyonlarda, radyolarda sürekli olarak bunlardan iktidara övgüler dinliyoruz. İktidarın bedava, bedava olup olmadığını bilmiyoruz ama iktidarın sözcülüğüne soyunmuşlardır. İktidar ne yaparsa doğrudur, bütün politikaları doğrudur. Onu eleştiren muhalefet hatalıdır. Muhalefetin her yaptığı yanlıştır. İşte Türkiye böyle bir duruma getirildi.

Sunucu: …

Öymen: bunlar ciddiye alınacak şeyler değil. Açıkça yaptığı mülakatta neler söylediği belli. Bir şeyi ima etme yoluna sık sık gidiyorlar ama halkı böyle kandırmak kabil değil. Kime ne amaçla hitap ettiği çok açıktır. Sayın Başbakan onu değil de bilmem kimi kast etmiş yani şahıslar vatandaşlıktan atılabilir kurumlar atılmaz ki. Yani kimi kast ediyorsunuz siz?

Sunucu: …

Öymen: Tabii canım yani bunlar önemli değil. Sayın Çölaşan olayında da yani efendim 20 seneden daha fazla yazı yazarken Sayın Çölaşan aynı üslubu kullanmış ama o zaman aklınıza onun görevine son vermek gelmemiş. Seçimlerden sonra birden bire üslubundan rahatsız olup ki aynı üslup, onu gazeteden uzaklaştırıyorsunuz. Yazarlar aynı zamanda okuyucuların malıdır. Gazetenin sahibi halktır derler. E halkın onayı var mı bu işte? Bu kadar sevilen, desteklenen bir yazarı sırf eleştirisel yazılar yazdı diye siz görevinden uzaklaştırıyorsunuz. Bu kaçıncı olaydır? Unutmayınız Mümtaz Soysal niye o gazeteden uzaklaştırıldı? Ona benzer kaç tane yazar başka gazetelerden de televizyonlardan da birer birer uzaklaştırıldı. Nedir bunların ortak özellikleri? Muhalif olmaları. Efendim başka muhalifler var diyorlar ama belli ki tahammül edemedikleri bir üslup düzeyi var. O üslupla hükümeti eleştirdiğiniz zaman size yer yok basında. Yani adım adım Türkiye’yi böyle bir demokrasiden uzaklaşan bir Ortadoğu ülkesi haline getirmeye çalışıyorlar. Proje bu. Yani önemli İslam ülkesi diyor. Başbakanın bir tek söylediği doğru söz var, o da şu: ılımlı İslam diye bir şey yoktur diyor. Ya Müslümansınızdır ya değilsinizdir. Bu ne demek? Ya bir İslam devleti olacak Türkiye ya da bir laik cumhuriyet olacak. Ilımlı İslam devleti diye bir şey yok. Ilımlı Kuran radikal Kuran diye bir şey yok. Kuran Kuran. İslamiyet İslamiyet.  Dinde eleştiri bulamazsınız. Dinde kabul var. Bunlar istiyorlar ki böyle dediklerini herkes kabul etsin. Adeta bir din adamı gibi topluma hâkim olmaya çalışıyorlar. Bunun örneğini gördük bazı komşu ülkelerde ama bunun sonucunu da gördük. O bakımdan, böyle kimse laikliği hafife almasın. Din ve devlet işlerini birbirinden ayırmak Atatürk’ün yaptığı en büyük devrimlerinden biridir ve Türk halkı da bunun gerisine gitmek istemiyor. Türkiye yeniden Osmanlı dönemindeki gibi otoriter bir din devleti haline getirmek istemiyor. Yabancılar ne isterse istesin. Türk halkının hiç mi sözü olmayacak? Efendim halk bize oy verdi. O da ayrıca tartışılacak bir konudur niçin oy verdi nasıl oy verdi? Hangi koşullarda ne karşılığında… Seçim yasasının 152. maddesine aykırı olarak verilen seçim rüşvetleri filan bütün bunlar ayrıca tartışılacak. Bu konularda son sözümüzü söylemedik henüz.

Sunucu: …

Öymen: Efendim, bir kere CHP demokrasiye yürekten inanmış bir partidir. Demokrasi dışı güçlerden medet umacak bir parti değildir. Demokrasi uğruna çok büyük fedakârlık edilmiştir. Geçmişte çok büyük acılar çekmiştir. O bakımdan, hiç kimse CHP’yi demokrasiye yürekten bağlı olmayan bir parti, demokrasi dışı güçlerden medet uman bir parti gibi tanımlayamaz. Bir kere bunu kabul etmiyoruz. Reddediyoruz. İkincisi de; muhalefet partilerin her birinin programı, politikaları, yaklaşımları vardır. Yani muhalefet olmak otomatik olarak diğer muhalefet partilerin bütün politikalarını, görüşlerini benimsemek anlamına gelmiyor. Gayet tabii ki, onlara benimsediğimiz görüşümüz olursa söyleriz benimsemediğimiz görüşümüz olursa onu da söyleriz. Bunda yadırganmayacak hiç bir şey. Yalnız MHP’nin değil DSP’nin de bu koşullarda oylamaya katılmasını eleştirdik. Bu bizim tabii hakkımız. Yani CHP’nin eleştiri hakkını kimsenin elinden almaya hakkı yoktur. Bir de bunun demokrasiyle bağdaşmayan hiçbir tarafı yoktur. Diyorlar ki, “efendim toplumu geriyorsunuz, demokrasiyle bağdaşmış, Meclisin işleyişine engel oluyorsunuz.” Hiç böyle bir şey yok. Bizim yaptığımız işlerin hepsi bütün demokratik ülkelerde uygulanan yöntemlerdir ve demokrasimize, anayasamıza aykırı hiçbir tarafı yoktur.

Sunucu: …

Öymen: Biz DSP’yi başından beri kardeş bir parti olarak gördük. Onların 13 milletvekilin Meclise katılmaları için yardımcı olduk. Elimizden gelen her şeyi yaptık. Kendi listelerimizden aday gösterdik. Bir derece kendimize yakın hissettiğimiz bir partidir. O bakımdan böyle bir partinin Cumhurbaşkanlığı seçiminde izlediği tavır bizi büsbütün şaşırtmıştır. Sadece bunu söyleyebiliriz bu noktada. Bunun ötesinde bunu niçin yaptılar? Neden gittiler? Bunun takdiri onlara aittir.

Sunucu: …

Öymen: Bir kere bunlar çok ciddi iddialardır. Bunlara cevap verecek olan YSK’dır çünkü sandık sonuçları çıktıktan mazbatalar imzalandıktan sonraki bütün işlemlerin sorumluluğu YSK’nındır. Yani bu iddialar ortaya atılalı kaç gün oldu? YSK tarafından hiçbir izahatın gelmemesini dikkatle not ediyoruz. Bu bir. İkincisi; CHP ne yapıyor? Daha bu açıklamalar yapılmadan önce seçimlerin ertesi gününden itibaren bize buna benzer ve başka nitelikte çok ciddi iddialar ulaştı. Şimdi biz kamuoyuna henüz başka bir açıklama yapmadıysak bu konulara önem vermediğimiz için değil ama bu konularda biz bütün bilgileri topluyoruz. Bütün il örgütümüze talimat verdik. Bütün arkadaşlarımız, Milletvekillerimiz, örgütümüz, illerimiz, ilçelerimiz tek tek araştırıyor. Sandık mazbatalarıyla YSK’nın bilgisayarda ilan ettiği rakamların bir birini tutup tutmadığını araştırıyor. Öyle yerler var ki mesela bir mahallede 8 tane sandık CHP’nin o mahallede aldığı oylar o sandıklara göre 70–80–60 arasında değişiyor bir sandıkta bakıyorsunuz 0. Aynı mahalle. Nasıl olmuş da insanların hepsi birden CHP’ye oy vermekten vazgeçmiş. Buna benzer şeyler. Öyle sandıklar var ki 300 kişinin oy vermesi lazım 30 kişi oy vermiş. Bir bakıyorsunuz bu sandık hapishanede. Yani mahkûmlar seçimlere boykot ilan ediyor da bizim mi haberimiz olmadı? Bunlar küçük şeyler. Daha önemli daha ciddi iddialar da var. Bunları şimdilik dile getirmek istemiyoruz. Üzerinde çalışıyoruz. Sonuçlarını görüceğiz ama şu kadarını söyleyeyim mesela ilk defa olarak Türkiye’de çok uzun zamandan beri seçmen sayısında çok fazla azalma var. Devlet istatistik kurumuyla YSK’nın rakamları da birbirini tutmuyor ve ilk defa nüfusumuz bu kadar artmasına rağmen seçmen sayısında büyük bir azalma var. Niçin? “Efendim daha önce mükerrer yazı vardı. Nasıl olur da milyonlarca mükerrer… Kendini denetleyecek mekanizması yok muydu devletin? Şimdi bunlar ciddiye alınacak şeylerdir. Ayrıca bu bilgisayarlı sistemin kimin sağladığı, nasıl alındı, nereden alındı, kim finanse etti, bunların yazılım programlarını kime ihale edildi? Buna benzer pek çok soru var biz de intikal eden ama biz CHP olarak kapsamlı bir araştırma yapmadan ve elimizde çok kuvvetli deliller geçmeden kamuoyuna bir açıklama yapmakta acele etmiyoruz. Hele bu konuyla ilgilenmediğimiz anlamına gelmiyor. Hem basında yazılanlarla hem basında yazılmayanlarla çok ilgiliyiz. Öyle yerler var ki, biz 100 oy farkla bir milletvekili kaybettik. Şimdi bizim buralarda inceleme yapma hakkımız yok mu bizim? Seçimlerden sonra ben demiştim zaten “bana bu tablo mantıklı gözükmüyor” diye. Her gittiğimiz yerde vatandaşlar, çiftçiler, esnaf, küçük sanayiciler Hükümeti kuvvetle eleştirecekler sonra bir bakıyorsunuz aynı yerdeki insanlar seçim sonuçlarını okuduğunuz zaman oluk oluk gidip AKP’ye oy vermişler. Bu nasıl oluyor? Bunu araştırmak bizim hakkımız değil mi? Ama bu konuda henüz bir açıklama yapmıyoruz kamuoyuna ama vatandaş şunu bilsin ki, CHP bu konunun üzerine titizlikle gitmektedir. Yani bu işin peşini bırakacak değiliz. Başka ülkelerde de neler olduğunu biliyoruz. Bizim basına yansımasa da şuandaki Yunanistan’daki seçimlerle ilgili tartışmaların, skandalların, dış bağlantılı ciddi iddiaların olduğunu gayet iyi biliyoruz. Onun için Yunan seçiminin niçin erkene alındığını da biliyoruz. Bunları yabancı basın yazıyor ama Türk basının da pek okuyamıyorsunuz.

Sunucu: …

Öymen: Evet, bu iddialar da var. Bunların hepsini biliyoruz. Bu konularda pek çok iddia bize de geldi ama dediğim gibi biz CHP olarak kendimiz yeterli kanıtlara ulaşmadan kamuoyuna yanıltıcı bir açıklama yapmak istemiyoruz ama herkes bilsin ki, bütün bu iddiaların üzerinde çok büyük bir titizlikle çalışıyoruz.

Sunucu: …

Öymen: Şimdi, bu iddiaların hepsinin üzerinde büyük bir titizlikle durmak lazım. Amerika’daki Yahudi kuruluşları öteden beri bu Ermeni soykırımı iddiası konusunda Türkiye’ye destek çıkmışlardır. Geçmişte de benzeri olayları çok yaşadık. O zaman Yahudi lobisinden Türkiye daima destek gördü. Şimdi ne oldu da bunlar Türkiye’ye karşı bir vaziyet aldılar? Yani tarihi olaylar değişmedi. Yahudilerin genel tavrındaki değişikliğin sebebi nedir? Benim gördüğüm kadarıyla şudur: biz Amerika’ya gittiğimizde belli Yahudi kuruluşların temsilcileriyle konuştuk Parlamento heyeti olarak. Bize çok büyük bir düş kırıklığından bahsettiler. AKP’nin özellikle HAMAS’la ilişki kurmasının, HAMAS liderini Ankara’ya davet etmelerini filan Amerika’da özellikle Yahudi çevrelerinde çok büyük bir düş kırıklığı yarattığını gözümüzle gördük ve bize bunu açıkça söylediler. Öyle anlaşılıyor ki, Amerika’da bazı çevreler illa Yahudi kuruluşları değil belki devlet kuruluşları da olabilir Hükümetin İran’la bu enerji konusunda yakınlaşmasından rahatsızlık duyduğunu görüyoruz. Şimdi bunlar tepkilerini her zaman doğrudan doğruya söylemezler. Bazen böyle bu gibi kuruluşlar vasıtasıyla ortaya atarlar. Yani bu bir anlamda bir mesajdır, bir tehdittir. Yani siz bu işleri ileri götürürseniz biliniz ki bu gibi lobilerin etkisiyle kongrede hava değişebilir ve Ermeni soykırımı tasarısı geçebilir. Büyük devletlerin çok sık başvurduğu bir yöntemdir bu. Aracılar vasıtasıyla bir tepki ortaya koymak veya böyle tehditkâr ifadeler kullanmak. Bunu daha önce de çok gördük.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.