ATA TV – Başbakanın Latife Hanım Benzetmesi ve Yaptığı Açıklamalar Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in Ata TV’ye verdiği mülakat
16 Ağustos 2007

Sunucu: Böyle bir benzetmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öymen: Çok yersiz ve yakışıksız bir değerlendirmedir, bir benzetmedir. Atatürk’ün eşi dönemimin en çağdaş kadınlarından biriydi. Tahsili, görgüsü, dünya görüşü itibariyle Türkiye’nin en uygar kadınlarından biriydi. Öyle olmasaydı herhalde Atatürk onunla evlenmezdi. Netice itibariyle Atatürk’le evlenmeden önce başının açık olduğu biliniyor. Latife Hanım kitabının yazarı Sayın İpek Çalışlar da bugün açıklamıştır Atatürk’ten ayrıldıktan sonra da sürekli olarak başı açık yaşamıştır. Yani dinin gereği budur diye başını örten bir kadını değildir. Türkiye’nin o günkü koşullarında Atatürk’e dışarıda refakat ederken zaman zaman başının örttüğü doğrudur ama peçeyi takmadığı için o devrinin yobazları tarafından eleştirildiğini de biliyoruz. Pantolonla ata binen bir hanımdır Latife Hanım. Rejimin en çağdaş kadınlarından birini Sayın Başbakan şimdi kendi tezlerine örnek gibi göstermekle çok büyük bir hata işlemiştir. O devirde bırakınız Latife Hanımı dün de ifade ettiğim gibi son Halifenin bile eşinin başı açık fotoğrafları vardır. Halife kendi yetişmiş kızlarının yağlı boya portresini yapmıştır ve kızların başı açıktır. Yani o devirde bile bu kadar böyle taassup içinde bir yaklaşım sergilenmemiştir. Dindarlık başka bir şeydir dini bu şekilde katı kurallara bağlamak başka şey. Yani bunların yaklaşımına göre eğer türban takmak dinin bir gereği ise İlahiyat profesörü olan Hükümet üyesi Sayın Mehmet Aydın’ın eşi ki kendisi de İlahiyat profesörüdür başının açık olmasını nasıl izah edeceksiniz?

Sunucu: Bu arada Gül’ün eşinin türbanlı olması nedeniyle de tartışmalar devam ediyor ama bu arada TSK’den de sürpriz bir karar geldi ve Genel Kurmay Bakanlığı geleneksel olarak 30 Ağustos Resepsiyonunu Gazi Ordu Evinde değil de Kara Kuvvetleri Karargâhında yapmayı kararlaştırdı. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Öymen: Valla o konuda bir yorumda bulunmayacağım. Önemli olan bizim CHP olarak üzerinde durduğumuz nokta Cumhuriyet değerlerine karşı düşüncelerini defalarca açıklamış olan bir insanın Atatürk’ün koltuğuna oturmaması meselesidir. O koltuğa oturduktan sonra böyle sembolik bazı jestlerle tepki göstermemizin tabii bir anlamı vardır ama işin esası bizim öteden beri savunduğumuz tez Atatürk’ün koltuğuna oturacak bir insanın Cumhuriyetin değerleriyle barışık olmasıdır. Cumhuriyete, laikliğe açıkça karşı çıkmış olan, anayasanın başlangıç bölümünü yabancı dile tercüme edip yabancılara verirseniz utanırsınız diyen bir insan anayasayı korumakla görevli olacak. Bunlar gerçekten bizim içimize sinmeyen şeylerdir. Onun dışındaki tabii ki biz de tepki göstereceğiz. Kuşkusuz sosyal temaslara katılmayacağımız söylüyoruz. Bunların hepsi önemlidir ama işin özü; Atatürk’ün koltuğuna bu düşüncede bir insanın oturtulmamasıdır.

Sunucu: Bugünün gündemine oturan bir başka konu da Sayın Erdoğan saat 15.30’ta Çankaya Köşküne çıkarak yeni Bakanlar Kurulu listesini Cumhurbaşkanı Sezer’e sunacak. Siz nasıl bir kabine bekliyorsunuz?

Öymen: İsmet Paşa’nın bu gibi durumlarda ^bir sözü var: şimdiye kadar ne yaptılarsa bundan sonra da onu yapacaklardır diyor. Şimdiye kadar izlenen politikaya bakınız; 5 yıldan beri dış politikada tam bir teslimiyetçi bir politika izlenmiştir. Aynı şekilde ekonomi politikalarında Türkiye tamamen dışa bağlı ülke haline getirilmiştir. Borsamızın %70’i yabancıların eline geçmiştir. Bankalarımızın %42’si yabancıların eline geçmiştir ve bu tablo Sayın Erdoğan’ın başındaki Hükümetin izlediği politikaların sonucudur. Şimdi aynı Erdoğan’ın başındaki bir yeni Hükümetin farklı politikalar izleyeceğini biz nasıl bekleyebiliriz? Belli ki aynı politikaları izleyecektir. Türkiye giderek daha bağımlı ve bir din devleti yolunda duraksamadan adımları atan bir konuma gelecektir diye çok ciddi endişemiz var. Onun için seçimlerden önce bu uyarılarımız yaptık ve bu Erdoğan Hükümetinin iş başına gelmesinin ülkemiz açısından ne kadar büyük sakıncalar doğurabileceğini anlatmaya çalıştık. Fakat bugünkü tablo ne yazık ki ortaya çıkmış ve bu tablo aslında Türkiye’yi maalesef Atatürk’ün özlediği doğrultuda geliştirecek bir tablo değildir.

Sunucu: Bir taraftan Hüsamettin Cindoruk’un açıklamaları var: Bu Meclis bu anayasayla Cumhurbaşkanını seçemez ifadesini kullanmıştı. Diğer yandan da özellikle Sayın Kılıçdaroğlu’nun bir ifadesi var: Sayın Gül’ün kayıp trilyon davasında dokunulmazlık nedeniyle yargılanamadığını söyleyerek Gül’ün seçilmesi durumunda da milletvekilliği dokunulmazlığının kalkacağını ve yargılanabileceğini ifade etmişti. Bu görüşleri nasıl değerlendirirsiniz?

Öymen: Bir kere Hükümetin Meclisin erken seçim kararı almasından sonra apar topar çıkarttığı yeni anayasa değişikliği metininde 11. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçileceği söyleniyor. 11. Cumhurbaşkanı şimdi Meclis tarafından seçiliyor. O bakımdan anaysa oylamasına sunulacak metinde 11. Cumhurbaşkanı halk tarafından seçileceği yönündeki ifadeler tamamen bir maddi yanlışlık niteliği taşıyor. Yani böyle bir referanduma gidilemez. Onun için mutlaka bu maddenin değiştirilmesi lazım yoksa bu seçimin anlamı kalmayacak. Zaten Meclis tarafından seçilmiş bir Cumhurbaşkanının ayrıca halk tarafından seçileceğini ön gören bir maddenin halkın onayına sunulması akla aykırı. Onun için bunun mutlak düzeltilmesi gerekir. Sayın Cindoruk’ta sanırım en çok bu nokta üzerinde duruyor. Bunun düzeltilmesi için de Mecliste bu anayasa değişikliği paketinin hiç değilse bu bölümünün yeniden görüşülüp yeni bir maddeye yeni bir yazılıma kavuşturulması gerekecektir. Ama onun dışında şuanda mevcut anayasaya göre yapılan bir seçimin meşru olmadığını iddia etmek tabii hukuken bizim açımızdan zordur.

Sunucu: Dün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan MYK Toplantısından sonra bir basın açıklaması yaptı ve burada uzlaşma çağrılarını bir şekilde yanıt verdi ve yanıtında özellikle “biz uzlaşma aradık. Biz uzlaşma ararız dedik ve bunu da devam ettirdik çünkü Sayın Gül parti parti geziyor, sivil toplum kuruluşlarını da geziyor ve destek talebinde bulunuyor ama uzlaşma arıyorum diyen CHP bize randevu talebini vermedi. Reddetti. Biz nasıl bir uzlaşma arayalım? Aslında kendileri bir uzlaşma istemiyor. Bizim amacımız büyük bir uzlaşma ortamı sağlamaktır” ifadesini kullandı. Size bu ifade ne kadar gerçekçi geliyor?

Öymen: Bunu biz bir kara mizah olarak vasıflandırıyoruz. Cumhurbaşkanlığına seçilecek insanın siz tayin edeceksiniz, tespit edeceksiniz, ilan edeceksiniz ve ondan sonra diyeceksiniz ki “uzlaşma için partileri arıyor.” Yani sizin uzlaşmadan kastınız sizin dayattığınız ismin diğer partiler tarafından kabul edilmesidir. Zaten diyor ki “herkes aldığı oy kadar konuşsun.” Yani “senin oyun bir uzlaşma talebi için değildir hiç konuşmayın” diyor. Biz tayin ederiz Cumhurbaşkanın kim olacağını ve ondan sonra gidip parti parti adayımızın dolaşmasını biz uzlaşma olarak sayıyoruz. Neyi uzlaşıyorsunuz? Kiminle uzlaşıyorsunuz? Uzlaşma demek; parti liderlerinin oturup bir Cumhurbaşkanı adayı üzerinde mutabık kalmalarıdır. Uzlaşma kelimesinin tarifi bu. Sayın Başbakan herhalde laikliği olduğu gibi uzlaşmayı da yeniden tarif etmek istiyor. O bakımdan, bu çok yanlış bir yaklaşım. Genel Başkanımıza kendisi bizzat telefon etmiştir ve kendisini ziyaret edeceğini söylemiştir. Kamuoyuna da uzlaşmayla Cumhurbaşkanı seçileceğini söylemiştir ama bu sözün arkasında duramamıştır. İşin gerçeği bu. Böyle çeşitli laf oyunlarıyla kimse milleti kandırmaya kalkışmasın. Sayın Başbakan sözünün arkasında duramamıştır. Uzlaşma vaadinde bulunmuş ama bunu gerçekleştirememiştir. Geçen defa olduğu gibi aynı adayı dayatma yoluyla seçtirmeyi tercih etmiştir. Şimdi bu uzlaşma arayışı gibi halka takdim etmeye kalkışması bir kara mizahtır.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.