ART – Cumhurbaşkanlığı Seçim Süreci Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in ART’ye verdiği mülakat
28 Ağustos 2007

Sunucu: Türkiye Cumhuriyetinin 11. cumhurbaşkanı seçildi. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öymen: Hayırlı olsun diliyoruz, başarılar diliyoruz sayın cumhurbaşkanına. Biz cumhurbaşkanı seçiminden önce görüşlerimizi, uyarılarımızı ve eleştirilerimizi yaptık, o bakımdan görevimizi yapmış olduğumuzu hissediyoruz. Böyle bir duygu ve düşünce içindeyiz. Ümit ediyoruz ki Sayın Gül cumhurbaşkanlığı döneminde bizim bu uyarı ve eleştirilerimizi de dikkate alır. Eğer dikkate alır ve gerçekten bütün Türkiye’nin cumhurbaşkanı olduğunu sözleriyle değil eylemleri ile de kanıtlarsa gayet tabii ki Türkiye bundan kazançlı çıkar ve biz de bundan kendimize bir övünç payı çıkarırız. Ama maalesef dile getirmek zorunda kaldığımız bazı düşünce ve kaygılarımız gerçekleşir de Türkiye’nin Atatürk’ten bu yana çizdiği çağdaşlık doğrultusundan sapmalar olursa, laik ve demokratik cumhuriyetten sapmalar olursa ve Türkiye bir din devleti olmaya yönelirse o zaman da uyarı görevini yapmış olmanın huzurunu taşıyacağız. Bu noktadan sonra artık daha önceki eleştirilerimizi tekrarlamakta bir yarar görmüyoruz. Söylenebilecek her şey söylenmiştir. Demin dediğim gibi sayın Gül’e başarılar diliyoruz. Biz bundan sonra çok dikkatli bir politika izleyeceğiz, şimdiye kadar olduğu gibi bütün eylemlerini, faaliyetlerini sözlerini ve kararlarını çok yakından izleyip değerlendireceğiz. Kamuoyu ile de izlenimlerimizi paylaşacağız. Bu aşamada söyleyeceklerimiz bunlardır.

Biz bunu çok istedik ve çok da önerdik. Bizzat başbakan da sayın genel başkanımıza seçimlerden sonra telefon etti, kendisini ziyaret edeceğini söyledi ve cumhurbaşkanı adayının bir uzlaşma ile tespit edileceğini ifade etti. Daha sonra kamuoyuna da bu görüşlerini açıkladı. Biz gerçekten sayın başbakanın genel başkanımızı ziyaret ederek bu konuda bir görüş alışverişinde bulunmasını çok arzu ediyorduk. Eğer sayın cumhurbaşkanı bu şekilde değil de meclis başkanımızın seçildiği gibi bizim de katılımımızla diğer partilerin de oyları ile seçilmiş olsaydı, Türkiye bundan çok kazançlı çıkacaktı ve hepimiz huzur içinde olacaktık. Ama maalesef sayın başbakan sonra görüşünü değiştirdi. Sayın genel başkanımızı ziyaret etmedi, uzlaşma yöntemine de kapıyı kapattı ve tek bir aday çıkardı. Geçen defa çok ciddi sıkıntılar yaratılmasına vesile olan yöntemi izledi. Bunu üzüntü ile karşıladık. Türkiye’nin şu sırada huzura ve istikrara çok ihtiyacı var; hem ekonomide, hem güvenlik konularında terörle mücadelede, sosyal alanda ve dış politikada var. Türkiye’nin şu sırada en çok ihtiyaç duyduğu şey toplumda huzur ve istikrardır. Bunu sağlayacak olan da mecliste iktidar ve muhalefet arasında gerçekleştirilecek bir uzlaşma kültürüdür. Demokrasilerde oy çok önemlidir, seçimler çok önemlidir ama demokrasi bundan ibaret değildir. Hele böyle ülkeye cumhurbaşkanı seçeceğiniz zaman bir uzlaşma kültürü ile hareket etmeniz, birbirinizi dinleyerek, birbirinizden görüşünüzü öğrenerek elbirliği ile omuz omuza çalışmamız ülkeye çok şey kazandırır ve biz de bunu anlatmaya çalışıyoruz. Ama herhalde yeterince anlatamamışız.

Sunucu: AKP bir anayasa hazırlığı içinde bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Öymen: Aslında birçok konuda endişemiz var. Geçmiş tecrübelerimiz ne yazık ki her defasında bu endişelerimizi haklı çıkartıyor. Başka ülkelerde cumhurbaşkanı seçileceği zaman o cumhurbaşkanının geçmişte bütün izlediği tutumlar, söylediği sözler hepsi mercek altına alınır. ABD’de cumhurbaşkanı seçilecek mesela, Vietnam Savaşı’nda tutumu neydi ona bile bakarlar. Veya halkın duyarlılık gösterdiği bir konuda nasıl bir tavır göstermiş, buna bakarlar. O bakımdan bizim de sayın Gül’ün laiklik konusunda, cumhuriyetin değerleri konusunda daha önce söylediği sözleri göz önüne çıkartmamız kimse tarafından yadırganmamalı çünkü netice itibariyle bir insan daha önce söylediği sözlerle birlikte değerlendirilir. Ben o zaman onları söylemiştim ama artık bambaşka bir insan oldum derseniz kimse size inanmaz. Sözler kişiliğin ve kimliğin bir parçasıdır. Yani ‘ben değiştim, düne kadar öyleydim, bugün böyleyim’ dersiniz ama kimse fazla inanmaz. O bakımdan biz istiyorduk ki geçmişinde bu gibi sorunlar ve söylemler olmayan bir adayı AKP’den seçelim ve bulabilirdik de. Sayın Köksal Toptan nasıl bulunduysa öyle bir aday bulunabilirdi. Bizi endişeye sevk eden bir ikinci unsur da sayın Gül aleyhine henüz sonuçlanmamış bir davanın olmasıdır. Bunlar ciddi işler. Sayın cumhurbaşkanının meclis üyeliğinden ayrıldıktan sonra dokunulmazlığı kalkacağı için aynı zamanda yargılanabilecek bir insan konumunda olmasını istemezdik. Başka ülkelerde de örneği görüldü. Fransa’da mesela bir cumhurbaşkanı seçildikten sonra yargılandı eski bir suçu dolayısı ile. Şu anda yürürlükte olan anayasaya göre milletvekilliğinden ayrılanlar dokunulmazlığı kaybediyorlar, cumhurbaşkanı bile olsalar. Eski anayasamızda cumhurbaşkanlığı dokunulmazlığı vardı ama şimdi yok. Şimdi de öyle bir durum var.

Yeni anayasa konusuna gelince burada da çok dikkat etmek gerek. İlk tecrübe güzel olmadı. Daha seçimler biter bitmez AKP’den bir sayın milletvekili ‘anayasa taslağı hazırlıyoruz oradan Atatürk ilkelerini çıkaracağız.’ Yani ilk yapacağınız iş bu mudur? Türkiye gibi Atatürk ilkelerine dayalı olarak 80 yıldan beri ayakta duran bir ülkede ilk yapacağınız iş bu devletin temel direklerini mi ortadan kaldırmak. Bu nasıl bir düşüncedir? Niye sizi rahatsız ediyor Atatürk ilkelerinin anayasada olması? ‘Onun kişisel görüşüdür’ filan denir ama bu kadar önemli bir konuda bir milletvekilinin kendi genel başkanına, parti yetkililerine danışmadan konuşma ihtimali düşüktür. Şimdi de çeşitli şeyler söyleniyor; ‘şunu yapacağız, bunu yapacağız’ gibi. Ortada henüz bir anayasa yok. Yalnız şunu özellikle belirtmek lazım; bir seçimde iktidarın değişmesi rejimin değiştiği anlamına gelmiyor. Dünyanın her yerinde iktidarlar değişiyor; ama madem ki biz iktidara geldik anayasayı değiştirelim diyen yok. Mevcut anayasadan sıkıntılarımız yok mu; elbette var. AKP’nin de var bizim de var. Anayasamızın öyle maddeleri var ki zannediyorum AKP bunları değiştirme niyetinde değil; aynen AİHS’den alınan hükümler var. Nesini değiştireceksiniz?

Biz anayasa konusunda niçin duyarlılık gösteriyoruz? Çünkü bu anayasada değiştirilmesi mümkün olmayan maddeler var. Bunlar devletimizin temel yapısı ve omurgası ile ilgilidir. Özellikle anayasamızın ilk üç maddesi son derece önemli, başlangıç bölümü son derece önemli. Atatürk ilkelerine ve laikliğe değinen maddeleri çok önemli. Siz ‘anayasayı yeni baştan yapacağız’ dediğiniz anda bu maddelerin geçerliliğini koruyacağı kuşkulu. Sayın Gül diyor ki; ‘ben anayasaya bağlı kalacağım’. Hangi anayasaya? Şu anda sizi cumhurbaşkanı yapan anayasaya mı bağlı kalacaksınız, yoksa şu ana kadar üyesi olduğunuz partinin baştan aşağı değiştireceği anayasaya mı bağlı kalacaksınız? Biz sayın Cumhurbaşkanına başarılar diliyoruz. CHP şimdiye kadar izlediği çizgiyi sürdürecektir. Biz cumhuriyetin, cumhuriyetin temel değerlerinin ve Atatürk ilkelerinin sonuna kadar savunucusu olacağız. Hangi koşulda olursa olsun bu çizgimizden fedakarlıkta bulunmayacağız.

Maalesef gerek demin anlattığım sebeplerden, gerek 5 yıla yakın zamandır izlediği dış politika nedeni ile sayın Gül’ün Türkiye’nin başına geçecek ideal siyasetçi olduğu izlenimini taşımıyorum. Keşke öyle olsaydı. Birçok AKP’li arkadaşımızı ben bu göreve layık görürdüm ama maalesef sayın Gül için iyimser değilim. Biz isterdik ki böyle bir günde bir umut mesajı verelim fakat çok üzülerek söylemek zorundayım bizim bugün vereceğimiz mesaj bir umutsuzluk mesajıdır.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.