KanalTürk – AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri’nin Türkiye’yi Ziyareti

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
Kanal Türk’e verdiği mülakat
7 Mart 2005

Sayın Dışişleri Bakanı ile görüştükten sonra Avrupa Birliği Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn Sayın Genel Başkanımızı ziyaret etti. Bizimle yaptığı konuşmada da Dışişleri Bakanı ile görüşürken dünkü olaylara değindiğini söyledi ve şiddet eylemlerini tasvip etmediğini, ancak şiddetle mücadele ederken devlet güçlerinin de daha dikkatli olmalarını, insan haklarına saygılı bir tutum sergilemelerini beklediklerini söyledi. Bizde kendilerine CHP olarak şiddet eylemlerine kesinlikle karşı olduğumuzu söyledik Aynı zamanda polisin de görevini yaparken insan haklarına ölçülerine uymaya özen göstermesi gerektiğini vurguladık.

Ben bugün Sayın İçişleri Bakanına dünkü olaylarla ilgili olarak bir yazılı soru önergesi verdim ve bilgi istedim. Gerçekten güvenlik güçlerinin uyguladığı bu aşırı kuvvet politikasını Hükümetin tasvip edip etmediğini sordum. Bu görüntülerin, Hükümetin, polisinin ve güvenlik güçlerinin şiddete hiçbir zaman başvurmayacağı yolundaki taahhütleriyle bağdaşıp bağdaşmadığını sordum. Sayın Genel Başkan da bizim bu konuda bir soru önergesi verdiğimizi de Olli Rehn’e bildirdi.

Gerçekten bu olay bütün boyutları ile üzüntü vericidir. Eylemcilerin şiddete başvurması üzüntü vericidir. Biz polisin çağdaş ülkelerde olduğu gibi buna benzer eylemlere karşı daha uygarca müdahale etmesini bekliyoruz. Hükümetten de güvenlik güçlerinin şiddet uygulamasına sıfır hoşgörü politikasını sözde bırakmamasını, bunu eyleme geçirmesini bekliyoruz. Yoksa sadece şiddete karşı, işkenceye karşı olduğunuzu söylemek yetmiyor. Bakınız Amerikan Dışişleri Bakanlığının İnsan Hakları Raporu yayınlandı. Orada gördüğümüz şudur: 300’den fazla güvenlik görevlisi sanıklara işkence uyguladığı için bir yıl içerisinde Türk Mahkemeleri tarafından mahkum olmuştur. Peki bunda Hükümetin hiç mi siyasi sorumluluğu yoktur?

Umuyoruz ki Hükümetin şiddete, işkenceye sıfır hoşgörü politikası bir 1 Nisan şakası olmayacaktır. Umarız ki yeni ceza kanunları yürürlüğe girdikten sonra da Hükümet güvenlik güçlerini uygarca çalıştırmanın bir yolunu bulacaktır. Ama kimse unutmasın ki burada esas sorumlu olan siyasi makamdır. Güvenlik güçlerinin davranışları, tutumları siyasi makamın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Siyasi makam güvenlik güçlerini bu gibi olaylarda doğru biçimde, uygar biçimde hareket etme konusunda eğitmekle yükümlüdür. Yoksa polis böyle yapıyor biz ne yapalım diye İçişleri Bakanı elini yıkayamaz. İçişleriyle Adalet Bakanı arasındaki sürtüşmeler de polisimizi bu konularda daha uygar bir standarda ulaştırmamıza yardımcı olmaz.

Sizin de yakından izlediğiniz gibi Hükümeti çeşitli konularda eleştirmekten hiç geri durmuyoruz. Her vesileyle yanlışlarını saptayarak kamuoyuna duyuruyoruz. Demokratik eleştiri görevimizi yapıyoruz. Ama Türk Hükümeti Türkiye’nin Hükümetidir, bizim de Hükümetimizdir. Yabancı ülkelerde Türk Hükümetine aşağılayıcı, küçültücü, gülünç durumuna düşürücü eleştiriler yapılmasına biz de tepki gösteririz.

Bir önemli gazetenin önemli bir yazarı kısa bir süre önce Türk Hükümetini Nazi Almanyasına benzetti. Biz ona da tepki gösterdik. Şimdi XIV. Lui benzetmesini de gerçekten çok yadırgıyoruz. Bildiğiniz gibi XIV. Lui’nin sonu pek iyi olmamıştı, o nedenle biz Sayın Başbakanın öyle bir felakete uğramasını hiç arzu etmeyiz. Bu çok ağır bir yorumdur. Çok tatsız ve gereksiz bir yorumdur. Böyle şakalar gerçekten politikada pek kullanılmayan yöntemlerdir. Almanların en bariz vasıfları şakacılık değildir. Bu işe kalkıştıkları zaman anlaşılan yüzlerine gözlerine bulaştırıyorlar. Marie Antoinette’in, onu da hatırlıyorsunuzdur, ‘ekmek bulamayanlarsa pasta yesinler’ sözü vardır. Sonunda idam edilmiştir. Bunlar çok kötü benzetmelerdir. Güneş kral denilen XIV. Lui, kendini her şeyin hakimi gördüğü için önce parlak bir dönemden geçip, ondan sonra bir felaketle karşılaştığı için bu yakıştırmayı, bu tatsız şakayı yapmış olacaklar ama biz gerçekten bir muhalefet partisi olmamıza rağmen bu gibi ölçüsüz, haksız, seviyesiz eleştirileri kınıyoruz. Türkiye Hükümetinin eleştirilecek çok tarafı vardır. Biz de onları eleştiriyoruz.

Ama şu da dikkatimizi çekiyor: Yakın bir zamana kadar Sayın Başbakanı ve Türk Hükümetini göklere çıkaran Amerikan basını, Avrupa basını bir anda saldırıya geçmiştir. Türkiye’ye karşı ve Hükümete karşı çok büyük, çok haksız saldırılar yapıyorlar. Bunun sebebi nedir acaba? Bizim geçmiş tecrübelerimiz şunu gösteriyor eğer büyük devletler sizden bir şey isterler ve siz onu yapmazsanız size karşı basın yolu ile saldırıya geçerler. Sizden istediklerini alana kadar basın yolu ile sizi baskı altına alırlar. Sizi bunaltırlar. Ve size şu mesajı verirler ki, bizim istediğimizi yapmazsanız biz sizi gözden çıkarırız. Size kötülük yapabiliriz. On isteklerin dokuzunu yaparsınız, birini yapmazsınız sizi yerin dibine batırırlar. Son dört hafta içerisinde olanlara bakınız. Kalkıyor Wall Street Journal, Türkiye Avrupa’nın hasta adamıdır diye manşet atıyor. Kalkıyor Rubin, önemli bir yazar, Türkiye’ye, Sayın Başbakana, yakın çevresine çok ağır suçlamalarda bulunuyor. Amerikan Savunma Bakan Yardımcısı Feith, Türkiye hakkında iki ülke arasındaki ilişkilere sığmayacak yakışıksız suçlamalarda bulunuyor. İngiliz Reuters ajansı Türk Hükümetinin cilaları dökülmüştür diyor. Amerikan Kongresi Türkiye’ye tahsis ettiği bir milyar dolarlık krediyi iptal ediyor. Attan düşen biniciler ben zaten inecektim derler. Bu da onun gibi oldu.

Dubai’de 23 Eylül 2003 tarihinde Türk Hükümeti bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşmaya Amerikalılar bir de siyasi şart koştu. Bizimkiler bu antlaşmayı pek farkına varmadan imzaladılar. O anlaşmada diyordu ki Türk tarafı da Kuzey Irak’a asker göndermemeyi taahhüt eder. Biz o zaman CHP olarak  buna çok kuvvetli tepki gösterdik. Dedik ki, Cumhuriyet tarihimizde bunun örneği yoktur. Kredi almak için siyasi koşul kabul edildiğinin örneği yoktur. Onun üzerine Hükümet de yanlış yaptığını anladı. Bunu Meclise getiremedi. Amerikaya bunu değiştirin diye müracaat ettiler ama Amerikalılar değiştirmedi. Şimdi Sayın Başbakan diyor ki, biz bunu zaten uygulamayacaktık, çünkü siyasi şart içeriyordu. Bu anlaşmayı imzalarken o siyasi şartın olduğunu bilmiyor muydunuz? Bunlar bizim Hükümetin gerçekten en hafif tabiri ile tecrübesizlikten kaynaklanan  bir takım hatalarıdır. Ama daha önce de söyledik Dış politika hata kaldırmaz. Türkiye hem önemli bir krediden yoksun kalmıştır hem de başlangıçta buna bir siyasi koşul eklenmesine razı olarak büyük bir diplomatik gaf yapmıştır.

Bu umut ışığı sayılamaz. Bu belki bir deniz feneri sayılabilir. Sizi ikaz ediyorlar. Kendileri açısından bizim istediğimizi yapmazsanız başınıza daha kötüsü gelir diyorlar. Yalnız biz Hükümete şu mesajı vermek istiyoruz: Yabancıları tatmin ederek, onların her istediğini yaparak, nabza göre şerbet vererek sürekli olarak taviz vererek bir hükümetin başarılı olması mümkün değildir.

Diplomaside bir söz daha vardır, basınla gelen basınla gider derler. Yabancı basının desteğine çok fazla güvenerek iktidarda oturamazsınız. Yabancı basın sizin ülkenizdeki iktidarı kendi çıkarlarına hizmet ettiği sürece destekler. Bir anda, bir konuda onların çıkarlarına karşı bir vaziyet alırsanız, mesela İran konusunda, Suriye konusunda onların hoşuna gitmeyecek bir söylem benimserseniz, İsrail’i terörist devlet ilan ederseniz, Amerika’ya karşı yakışıksız beyanları basın aracı ile yaparsanız her şey söylenir.

Şurası muhakkak ki, iktidara oy veren vatandaşlarımız siz iktidar olun da Türkiye’nin bütün politikalarını alt üst edin, her konuda taviz verin dememiştir. O bakımdan Hükümetin halkın mesajını yanlış yorumlamaması lazım. Yabancılara dayalı politika yapmaktan vazgeçmesi lazım. Bütün Türk Hükümetleri, Cumhuriyet döneminde, daima Türk halkına dayalı politika yapmışlardır. Türk halkının beklentileri, özlemleri, çıkarları, itibarı doğrultusunda politika üretmişlerdir.

Bakın ben size bir şey söyleyeyim, beni çok etkiledi. Dün ben Giresun’daydım. Orada bir seminere katıldım. Orada Irak’ta olup bitenler tartışılırken Türk askerinin başına çuval geçirilmesi olayı söz edildi. Bunu anlatan bir emekli Korgeneralimiz  orada hüngür hüngür ağladı. Yani Türk halkını bu duruma düşürmeyeceksiniz. Türk halkının haysiyetini koruyacaksınız ve böyle bir hakaretamiz  olayla karşılaşınca bunu protesto etme cesaretini göstereceksiniz.

Sayın Başbakan nota konusunda herhalde çok derin bir tecrübe sahibi değil. Çünkü nota diplomatik yazışmaların adıdır. Biz her gün yüzlerce nota veririz. Onun için bir ülkeye bir nota verdiğiniz zaman bu, ertesi sabah savaşa giriyorsunuz demek değildir. O zaman da uyarmıştık. Hükümetin çok yanlışları oldu, eksikleri oldu. Biz bunların hepsini eleştiriyoruz. Ama Türk hükümetine hiçbir yabancı ülkenin, hiçbir yabancı gazetenin hakaret etmesini içimize sindiremeyiz.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.