Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

TV8, Başkent Sohbetleri Programı
TV 8 / BAŞKENT SOHBETLERİ
16.02.2004
SORU: Müzakerelerin başlaması geri dönülemeyecek bir süreci mi işaret ediyor ? Olmazsa olmazlar konusunda tavır değişikliği gündeme gelecek mi ? Gelirse bunun sonuçları ne olacak? Kıbrıs’ın ardından sırada Ege Sorunu mu var? Ege Sorunu ve sonrasında Türkiye’nin karşına neler çıkartılabilir? CHP Genel Başkan Yardımcısı , emekli Büyükelçi Sayın Onur Öymen Başkent sohbetlerinde konuğumuz hoş geldiniz efendim.
ÖYMEN: Hoş bulduk efendim.
SORU: İsterseniz bu Newyork’daki zorlu görüşmelerde gelinen noktayı sizden bir değerlendirmenizi isteyelim.
ÖYMEN: Biz görüşmelerden önce dedik ki sonucu değerlendirirken üç noktaya dikkat etmek lazım . Bu üç temel noktada ne aldık ne verdik ona göre durumu değerlendiririz dedik . Bunlar bir tanesi şuydu : Türkiye, Sayın Genel Sekreter Kofi Annan’ın önerilerini bir müzakara zemini olarak kabul etmiyordu. Bir referans belgesi olarak kabul ediyordu. Kıbrıs’ın gerçeklerinden hareket eden bir çözümü istiyordu Türkiye. Cumhurbaşkanlığından sonra yapılan açıklama bunu gösteriyor. MGK’den sonra yapılan açıklamada da buna ilaveten Kofi Annan belgesinin bir referans belgesi olabileceği söyleniyordu. Şimdi biz bunlara atıfta bulununca bazı köşe yazarları bunu esef verici buluyorlar. Nedense? Sanki Türkiye’de bir anayasal kurumun altında Cumhurbaşkanı ve Başbakanımızın da imzası bulunan bir belgeye atıfta bulunmak bir suçmuş, bir ayıpmış gibi. Bunları yadırgıyoruz. Şimdi bu noktada ne sonuç aldık Newyork ‘dan bir sonuç alındı mı alınmadı mı? En son açıklanan anlaşma metninde görüyoruz ki Türkiye’nin daha önce savunduğu tutumun aksine burada bir gerileme yapmış Türk tarafı ve bunu müzakere zemini olarak kabul etmiş. İkinci ölçümüz neydi? Taraflarım müzakere sonucunda varacakları metinde uzlaşmazlıklar olursa bu boşlukları Kofi Annan dolduracak diye önerisi vardı Genel Sekreterin. Türk tarafı bunu kabul etmiyordu. Biz boşlukların tek başına Genel Sekreter tarafından doldurulmasına razı olmayız. Şimdi taraflar görüşecekler sonra Türkiye ile Yunanistan de Genel Sekreterle birlikte devreye girecek yani böyle bir ara kademe geldi. Fakat onlarında en sonunda anlaşamayacakları hususları yine Kofi Annan dolduracak. Yani yine burda da geri adım attık. Üçüncüsü neydi biz sadece tarafların üzerinde mutakabata varacakları bir metni referanduma gideceğini söylüyorduk şimdi ise Kofi Annan’ın dolduracağı şekli ile bir metnin referanduma sunulması söz konusu burada da geri adım atmış olduk. Ne kazandık : Müzakerelerin başlamasını kazandık bu olumludur, bunu biz de memnuniyetle karşılıyoruz. Müzakerelerde bulunmadan çözüme ulaşamayız. Müzakereler olumludur fakat müzakerelere başlamak için daha masaya oturmadan Türk Tarafı önemli tavizler vermiştir. Biz bunu söylüyoruz.
SORU: Şimdi Sayın Denktaş da diyor ki :Türkiye’nin garantisini içeren bir mesele olacaktır . Bu konularda Türkiye’nin bize verdiği kati garantiler alındıktan sonra Newyork’a gidilmiştir. Diyor ki Rumların isteklerinin pek anlaşılır bir dilde olmadığını ,Lefkoşe’de başlayacak müzakerelerde bunu anlamaya çalışacaklarını söylüyor ve diğer taraftan Papadopulos diyor ki Kıbrıs ‘ın AB üyeliği konusu kapanmıştır. Geriye Türklerle mi yoksa Türklersiz mi AB’ye giriş konusu vardır , bu da önemli değildir .Çünkü avantaj bizdedir diyor. Sayın Talat da diyor ki , KKTC Başbakanı , Rumlar anlaşma istemiyor aslında.
ÖYMEN: Herkes meseleye farklı açıdan bakıyor. Fakat burada unutulmaması gereken çok önemli bir nokta var Kofi Annan ‘ın 4 Şubat tarihinde Sayın Denktaş’a yazdığı mektupta diyor ki Türkiye Başbakanı diyor Kofi Annan Planın’ın ana parametrelerini kabul ettiğini sadece sınırlı sayıda değişiklik önereceğini söylüyor Türk Tarafının. Demek ki biz kabul etmişiz. Biz de o zaman şu soruyu sorduk yani Türkiye’nin daha önce kamuoyuna sunulan pozisyonuna aykırı olan bu hususu nasıl kabul ettiniz. Meclise danışmadan nasıl kabul ettiniz diye sorduk. Şimdi Rumlar şunu yapacaklar diye endişe ediyoruz. Nasıl oturulduğunda Türk Tarafı Sayın Denktaş’ın kırmızı çizgiler dediği ana unsurlarla ilgili beklentilerini görüşlerini taleplerini dile getirecektir . Fakat Rumlar diyeceklerdir ki bunlar Kofi Annan Planının özüne aykırıdır. Zaten Papadopulos da bunu söylemiş adaya dönünce özüne aykırıdır bunu masada konuşamayız bile diyecek .Zaten işin ince noktası burasıdır. Biz onun için diyorduk ki Kofi Annan Planını müzakere zemini olarak kabul etmek hatalıdır. Çünkü bizim planın özüyle ilgili itirazlarımız var. En önemlisi iki kesimliliği fiilen ortadan kaldırması , güneyde bir Rum Devleti yaratırken kuzeyde Türk Rum Devleti yaratması. İşte Genel Başkanımızın da dün ifade ettiği gibi en can alıcı noktası budur. Bu noktada Planın özüne bizim itirazımız var. Şimdi varılan mutabakata göre özünü görüşemeyeceksiniz . Biz böyle yorumluyoruz. Ama Sayın Denktaş’a Genel Sekreter başka bir teminat verdiyse o yüzden Sayın Denktaş bunun görüşülebileceğini düşünüyorsa bunu memnuniyetle karşılarız. Eğer biz masada her şeyi tartışabileceksek Rumlarla iki kesimliliği , güvenlik konularını , Türkiye’nin garantörlük haklarını. O zaman bizim Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda yönlendirmek mümkün olabilir.
SORU: Şimdi KKTC Başbakanı Sayın Talat şöyle bir açıklamada bulunuyor. Milliyet Gazetesinden Sayın Derya Sazak ile olan röportajında . Kıbrıs Sorunu esas da bir mülk sorunudur. Şimdi siz biraz önce söylediniz bir tarafta Rum Devleti , bir tarafta Türk Rum Devleti yaratılmaya çalışılıyor diye. Kıbrıs sorunu esasında mülk sorunudur yaklaşımı ne kadar doğru bir yaklaşımdır.
ÖYMEN: Şimdi önce şunu söyleyim bizim şu sırada yapabileceğimiz en büyük hata kendi içimizde polemik yapmaktır. Birbirimize düşmektir. Birbirimizi ulu orta eleştirmektir. Onun için ben KKTC Başbakanıyla polemiğe girmek istemiyorum. Bizim görüşlerimiz bellidir. CHP’nin ne söylediği bellidir. Ama bu tip karşılık atışmaların zamanı değildir. Bu iş bittikten sonra muhasebesi yapılır.
SORU: Şimdi bu iş bittikten sonra geç olmaz mı?
ÖYMEN: Geç olabilir. Fakat biz bu arada bu tip iç tartışmalara girmek istemiyoruz. Görüşlerimizi belirtiyoruz. Bizim için Kıbrıs ‘da en önemli sorun şudur. Türklerin Kıbrıs’da en önemli sorunu geçmiştede öyle olmuştur, bugün de öyledir; güvenlik sorunudur.
SORU: Çok nazik ve diplomatca yaklaştınız konuya ama Sayın Talat’ın pek aynı şekilde yaklaştığını söylemek mümkün değil. Yine aynı mülakatda sayın Sazak diyor ki bu tehlikeyi görmeyen partiler var diyor tehlikede şu AB kurumlarında Rumların tek başına Türkler olmadan temsil edilebilmesi tehlilesi. Bu tehlikeyi görmeyen partiler var. Örneğin CHP’nin tepkisi sizi şaşırtıyor mu? Talat da diyor ki CHP Kıbrıs sorununda son derece statükocu bir çizgi sürdürüyor. Aynı diplomatik nezaketi örneğin bu cümlede görmüyoruz.
ÖYMEN: SayınTalat’ı kendi düşünceleriyle başbaşa bırakıyoruz .Daha sonra da Sosyal Demokrasi konusunda CHP’yi de eleştirdiğini de biliyoruz. Yalnız 80 yıllık bir partinin Türkiye’de devleti kuran bir partinin dış politika konularında en az KKTC’deki arkadaşlarımız kadar bilgi ve tecrübe sahibi olduğunu kabul ederler. Belki biraz daha fazla tecrübemiz var. Biz neyin ne olduğunu biliyoruz. Bu Türkiye’nin AB’ye girişinin de Kıbrıs meselesiyle doğrudan doğruya bağlı olmadığını düşünüyoruz . Çünkü AB de Türkiye’nin üyeliğini gerçekten isteyenler Kıbrıs meselesinin seyrine göre karar vermeyecekler .Türkiye’nin stratejik konumuna ,önemine ,stratejik konumuna ,ekonomik durumuna bakarak karar verecekler. Türkiye’nin üyeliğine karşı olanlar ise serbest dolaşım, dini ve kültürel sebeblerden dolayı karşı çıkıyorlar. Onların da itirazlarının kökünde Kıbrıs yatmıyor. AB’de Türkiye’nin üyeliğine karşı olan siyasi partilerden bir tanesi bile Kıbrıs meselesi çözülürse biz tutumumuzu değiştiririz demedi. Biraz sonra Hristiyan Demokratlarla görüşecez eğer bu sözlerimden bir tanesine karşı çıkarsa ben konuda yanılmaktan büyük bir mutluluk içinde size bunu açıklarım.
SORU: Kıbrıs konusunda CHP’nin statükocu olduğunu sadece Sayın Talat söylemiyor. Çeşitli çevrelerden bu eleştiriler CHP’nin üzerine yönlendiriliyor. Statükocu musunuz?
ÖYMEN: CHP’nin statükocu olduğunu iddia etmek CHP’nin görüşlerini hiç anlamamak demektir. Yani siz teslimiyetci değilseniz statükocusunuzdur . Bu mudur? Yani Türkiye ‘de bir cereyan var son zamanlarda yabancıların her istediklerini verelim böylelikle sıkıntılardan kurtulalım. AB’ye üye olalım ama Avrupalıların , Amerikalıların , batılıların hiç bir taleplerine itiraz etmeyelim. Ederseniz demek ki siz çözüm istemiyorsunuz, Türkiye’nin AB’ye üyeliğini istemiyorsunuz. Benim gibi Türkiye’nin AB’ye üye olmasını savunan içerikli kitap yazmış bir insanı AB’ye karşı olmakla suçluyorlar. Yani inanılır gibi değil yine başka bir kitabımda Kıbrıs meselesinin çözümünü kuvvetle savunuyorum. Bütün haksızlıklara rağmen ve Kıbrıs’da çözüm istememekle suçlanıyorum. Buna yabancılar niyet yargılaması diyorlar. Karşı tarafa bir niyet atfedeceksiniz siz şu niyetdesiniz diyeceksiz sanki o niyetdeymiş gibi o insanı yargılamaya kalkacaksınız. Şimdiye kadar CHP hangi konuşmasında, nerde, ne zaman biz hiç çözüm istemiyoruz dedi? Statükodan uzaklaşmayalım dedik mi? Hiç böyle bir görüşümüz yok. Bizim çözümün adil ,kalıcı, Kıbrıs Türklerinin can güvenliklerini tehlikeye düşürmeyecek ,Türkiye’nin Londra ve Zürih Anlaşmalarından kazandıkları garantörlük haklarını tehlikeye düşürmeyecek bir çözüm istemek çözüme karşı olmak mıdır? Statükoculuk mudur? Yani sizden başka insanları suçlamadan önce iki kere düşünmek gerekir. Eğer sizin suçladığınız insan sizin ona atfettiğiniz düşünceler sahip değilse, onu o düşüncelerle eleştirirseniz sonra çok mahçup olursunuz. Bunu herkes için söylüyorum CHP’yi boy hedefi olarak algılama hedefleri var bu aralar bu belki de tezlerimize görüşlerimize cevap verememekten kaynaklanıyor. Bir tek konuda da desinler ki siz şöyle diyorsunuz ama yanılıyorsunuz. Bunu diyeceklerine sizin niyetiniz bozuk, siz AB’yi istemiyorsunuz siz kıbrıs’da çözüm istemiyorsunuz Neden istemeyelim? Kıbrıs ‘da çözüm herkesden çok Türkiye’nin işine yarar biz bunu bilmiyormuyuz? Ama biz diyoruz ki herhangi bir çözüm değil teslimiyetçilik yoluyla bir çözüm değil. Bakın yoksa bazı yazarlar yazmaya başladı Kıbrıs Girite döner. Girit gibi kaybedersiniz. Kıbrıs sadece Türk toprağı değil ama Yunan toprağı da değil. Biz Kıbrıs’ın sadece Yunan Devleti olmasını istemeyince siz statükodan yanasınız diyorlar. Biz onlara diyor muyuz siz Kıbrıs’ın Yunan Devleti olmasından yanasınız diye? Birbirimizi itham etmeyelim. Şimdi iç tartışma zamanı değildir, birlikte olma zamanıdır. Biz Kofi Annan Planının özünü olduğu gibi kabul ederseniz hata yaparsınız dersek statükocu mu oluyoruz? Yoksa Kıbrıs’ın haklarını çıkarlarını korumuş mu oluyoruz? Bizim görevimiz CHP olarak Türkiye’nin çıkar ve itibarını korumaktır. Biz Atatürk’den , İsmet Paşa’dan bu dersi aldık. Biz onların mirascısıyız. Hiç kimse CHP’ye ulu orta eleştiri yöneltmeye kalkmasın. Bunlar bizi hiç etkilemez ve yolumuzdan hiç çevirmez.
SORU: Şunu net olarak söylüyorsunuz Annan Planı temelinde bir anlaşma sağlanırsa bu bazı kırmızı çizgilerin ortadan kalkması anlamına gelir.
ÖYMEN: Gayet tabii, siz tabii ki kuzeyde karma bir devlet oluşturacaksınız. Zaman içinde kuzeyin nüfusunun %40’ı Rum olacak. Güneyde ise tek başına bir Rum devleti oluşacak. Bu muydu bizim politikamız iki kesimli bir politika isterken?
SORU: Sayın Denktaş’da diyor ki son söz KKTC halkının olacak böyle bir anlaşma sağlanırsa ve Kıbrıs halkının onayına sunulur ve bu da olumlu olursa o zaman ne olacak?
ÖYMEN: Önce referandumda halk sonra TBMM karar verecek doğrusu bu. Şimdi ne olur çeşitli ihtimaller var .Türk tarafı kabul eder Rum tarafı reddeder veyahut Rum tarafı kabul eder, Türk tarafı reddeder. Bu olasılıklar var. Bu neye bağlı bu yürütülecek müzakere sürecinde alınacak karara bağlı. Eğer siz bu müzakerelerde karşı tarafı kaskatı görürseniz karşı taraf statükocu olursa, karşı taraf hiçbir taviz vermeye kalkışmazsa Kıbrıslı Türklerin beklentilerini karşılayacak bir adım atmazsa o zaman Kıbrıs Türk halkının olumlu oy vermesini bekleyebilir misiniz? O zaman Kıbrıslı Türk yöneticiler biz istediklerimizi elde edemedik ama yine de siz buna olumlu oy verin mi diyecekler? Bunu göreceğiz. Ondan sonra TBMM var. Bu meclis ki şimdiye kadar 6 karar almıştır 1992’den bu yana Kıbrıs konusunda ve hepsini de oy birliğiyle almıştır. Sayın başbakan bu kararların hiç birine atıfta bulunmuyor. Kendi hükümeti zamanında alınan 6 Mart kararına da atıfta bulunmuyor. Hatta Meclis Başkanı bu kararı küçümseyici bir beyanda bulunmuş. Şimdi bu önemlidir. Kimse meclisin iradesini küçümsemesin kimse 1 Martı unutmasın. 1 Mart tezkeresinin nasıl reddedildiğini unutmasın. Biz sadece kendi grubumuzu değil AKP grubunu da düşünüyoruz. Orada da Türkiye’nin çıkarlarını düşünen, çok önemli bir değer olarak gören insanların olduğunu biliyoruz. O bakımdan kimse referandumda ve Mecliste alınacak kararları kimse cebinde bilmesin . Bu müzakerelerde alınacak sonuca bağlıdır. Eğer iyi bir sonuç alınırsa, bizim temel beklentilerimizi karşılarsa biz olumlu oy veririz, neden vermeyelim. Ama bakarsınız ki bütün bu haklı beklentilerimize karşı olumsuz tepkiler alıyoruz, o zaman Türkiye’den kim çıkıp ta bu onaylansın diyecektir?
SORU: Peki Kıbrıs’a burada bir nokta koyalım . Çünkü Kıbrıs’tan sonra Türkiye’nin önüne konulacak başka sorunlar var ve bunun da başında Ege sorunu geliyor. Nedir bu Ege Sorunu?
ÖYMEN: Ege sorunu son derece önemlidir. Bana göre çok yakında da önümüze gelecektir. Çünkü 1999 Helsinki Zirvesinde AB’nin bir taraftan Kıbrıs’a atıfta bulunurken bir taraftan da bu Ege sorunların atıfta bulunuyordu. Eğer müzakerelerle bir sonuca ulaşılmazsa Adalet Divanına gidilmesinden söz ediliyordu. Şimdi zannediyorum ki Yunanistan Türkiye’yi Adalet Divanına gitmeye zorlayacaktır. Başta kıta sahanlığı olmak üzere başka konuları götürmeye razı olacaklar mı olamayacaklar mı bilmiyoruz. Ama burada Adalet Divanına gidilmesi önümüze bir emri vaki gibi getirilecek Kıbrıs’ta istediklerini ceplerine koyduktan sonra diyeceklerdir ki Adalet Divanına gitmezseniz eğer Ege sorunlarında sizin üyeliğiniz için oy veremeyiz. Bunu da yeni bir baskı unsuru olarak üzerimize yıkacaklar. Şimdi hükümet orada direnebilecek mi yoksa Kıbrıs’ta olduğu gibi yelkenleri indirecek mi? Ondan endişe ediyoruz yani bu endişemiz boş bir endişe değildir. Biz bunu söylerken bir şeyi bilerek söylüyoruz. Onun için korkarız ki hükümet orada da Yunanistan’ın baskılarına boyun eğecektir. Böylece Ege meselelerinin en azında Kıta Sahanlığı meselesinin, yani öbür meselelerin bunun ile ilerlemesini geçmişte Türk Hükümetleri önerdi, Yunanistan reddetti. Zannediyorum ki şimdi kıta sahanlığı meselesi Adalet Divanına gönderilmesi Yunanistan’ın istediği gibi gündeme gelecektir. Buna da Türkiye boyun eğecektir.
SORU: Şimdi bunları önümüzdeki dönemde yaşayıp göreceğiz ama bilgilenmek açısından soruyorum, nedir bu kıta sahanlığı sorunu?
ÖYMEN: Kıta sahanlığı deniz altındaki toprakların Türkiye ile Yunanistan arasında nasıl paylaşılacağı meselesidir. Türkiye’nin burada tezleri var yıllardan beri savunduğu Anadolu’nun Ege’nin altındaki uzantıları vs. Yunanistan da Ege’deki bazı adalarına dayanarak Anadolu kadar ,küçük adalarında kıta sahanlığında hak sahibi olduğunu söylüyor. Adil bir paylaşımdan yana olmuyor. Bundan sonra karasuları meselesi var. Yunanistan Karasularını 12 mil genişletme hakkını elinde bulundurmak istiyor. Hava sahası meselesi var. Yunanistan dünyada hiçbir örneği olmayan bir şekilde karasuları 6 mil iken onun üzerindeki hava sahasının 10 mil olduğunu iddia ediyor. Ciddi bir ihtilaf konusudur. Ege adalarının uluslar arası anlaşmalara aykırı olarak Yunanistan tarafından silahlandırılması durumu var. Şimdi Yunanistan bu sorunların mevcudiyetini kabul etmiyordu şimdi bir değişiklik var mı göreceğiz. Adalet Divanına gidilmesi söz konusu olunca Türkiye bunları bir paket olarak götürelim demişti. Mesela aidiyeti belirsiz adalar sorunu var: Kardak gibi.Bunları götürelim dediğinde karşı çıkmışlardı, bizim böyle bir sorunumuz yok diye. Bunların hepsinde biz haklıyız sadece kıta sahanlığı konusunda siz gideceksiniz diye Türkiye’ye baskı yapıyordu. Bakalım şimdiki hükümet diğer Türk hükümetlerinin direndiği bu konuda direnebilecek mi? Bizin gözlemimiz şu : bu hükümetin dış politikadaki direnç noktası sıfıra yakındır. Biz herhangi bir dış politika konusunda bu hükümetin direnebildiğini görmedik. Ne Irak’ta ne Kıbrıs’ta ne de AB’de gördük.Haksızlıklara , çifte standartlara “hayır” deme cesaretleri yoktur.Biz bunları Sayın Başbakanın tahmin ettiği gibi iç malzeme konusu olarak söylemiyoruz. Sizi temin ediyorum biz İsmet Paşadan bu yana daima muhalefetin sorumlu bir anlayış içinde olmasını savunduk. Hiçbir zaman dış politikayı iç politika malzemesi yapmadık, bugün de yapmıyoruz. Kimse bize haksız suçlamalarda bulunmasın. Biz devletin çıkarlarını parti çıkarlarının üstünde görüyoruz. Bunun için çalışıyoruz ve eğer bunun için sesimiz kesmeye çalışanlar varsa , medyalarda, televizyonlarda , basında bilsinler ki bunu başarmayacaklar. Türkiye bir demokrasi olarak yaşadıkça CHP sesini halkına duyuracaktır. Kimsenin bunda kuşkusu olmasın.
SORU: Sayın Öymen çok teşekkür ediyorum ve bundan sonraki süreçte de kolaylıklar diliyorum .
ÖYMEN: Ben teşekkür ediyorum.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.