Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

TBMM Genel Kurulu, Terör Konusunda Gündem Dışı Konuşma
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in TBMM’de Yaptığı Konuşma
23 Ekim 2007
Okunan metin geçerlidir
Sayın Başkan,
Değerli Milletvekilleri,
Ülkemiz son aylarda giderek şiddetlenen PKK terör örgütünün saldırılarıyla karşı karşıya bulunmaktadır. Çok sayıda askerimizin, polisimizin ve sivil vatandaşlarımızın hayatına mal olan veya yaralanmasına yol açan bu saldırıları şiddetle ve nefretle kınıyoruz, şehitlerimize Allahtan rahmet, yakınlarına ve milletimize başsağlığı diliyoruz.
Değerli arkadaşlar,
Son yıllarda terörist saldırılar sonucunda hayatını kaybeden güvenlik kuvvetleri mensuplarının sayısında önemli bir artış görülmektedir. 2002 yılında sadece 6 güvenlik mensubumuz şehit olmuşken bu sayı 2007 yılının ilk 7 ayında 91’e yükselmiştir. 2002 yılında 45 sivil vatandaşımız yaşamını yitirmiş veya yaralanmışken bu sayı 2007 yılının ilk 7 ayında 472’ye ulaşmıştır. Son üç ayda bu rakamlarda büyük artış olmuştur. Irak Harekatına fiilen katılan İngiltere’nin dört yılda, kazalarda ölenler de dahil, verdiği zaiyatın toplamı 171 askerdir. Bu sayıyla karşılaştırdığımız zaman Türkiye’nin uğradığı kayıpların büyüklüğü ortaya çıkar. PKK terörünün başladığı 1984 yılından bu yana şehit olan güvenlik güçleri mensuplarımızın sayısı New York’ta ikiz kulelere yapılan terörist saldırıda ölenlerin iki mislini aşıyor. Sivil kayıplarla birlikte düşünüldüğünde New York’taki saldırı kurbanlarının 10 mislinden fazla şehit verdik.
Her saldırıdan ve her şehit haberinden sonra milletçe haklı bir tepki gösteriyoruz, infial duyuyoruz, terörü lanetliyoruz. Ancak şimdi düşünme zamanıdır. Terör niçin ülkemizin başına musallat oldu ve biz zamanında bu terörü önlemek için gerekli tedbirleri alabildik mi?
Değerli arkadaşlar,
Ülkemize yönelik örgütlü terörist saldırıların başlangıç tarihi 1975’dir. O tarihte ASALA Ermeni terörü ortaya çıktı ve önce Viyana Büyükelçimiz Daniş Tunalıgil’i öldürdü. Onun arkasında Büyükelçi ve Elçilik mensubu 40’dan fazla değerli insanımız bu terörist saldırılar sonunda hayatını kaybetti. Bir çoğu da yaralandı. Bu saldırıların sebebi neydi? Türkiye o tarihte Ermenilere ne yapmıştı? Hiç birşey yapmamıştı. Ama 1974 yılında gerçekleştirdiğimiz Kıbrıs harekatından sonra Kıbrıs Rum EOKA teröristleri bir bildiri yayınlayarak bütün dünyadaki Türk hedeflerini vuracaklarını ilan ettiler. Ermeni terörünün bu tehditten hemen sonra başlaması bir tesadüf sayılabilir mi? ASALA terörü 1984 yılında fiilen sona erdi. Ondan hemen sonra PKK terörünün başlaması acaba tesadüf müdür? Ermeni, Rum ve Kürt asıllı terör örgütlerinin nasıl yakın bir işbirliği içinde olduklarının belgeleri devletimizin arşivlerinde mevcuttur. Atina’da 1970’li yılların ortalarında Rum, Ermeni ve Kürt terör örgütlerinin kurduğu “Küçük Asya Halkları Kurtuluş Derneği” bu işbirliğinin odağı olmuştur.
Değerli arkadaşlarım,
Terör örgütünün dış bağlantılarını dikkate almazsak bugün Türkiye’de cereyan eden kanlı terör saldırılarının sebeplerini anlamakta güçlük çekeriz. Hatırlayınız. PKK terör örgütünün lideri bir NATO müttefikimiz olan Yunanistan’ın Nairobi’deki Büyükelçiliğinde yakalandı. Cebinde Kıbrıs Rum pasaportu vardı. Duruşmada Yunanistan’ın kendisine nasıl yardımcı olduğunu açıkladı. Yunanistan’da bazı yetkililer bu nedenle yargılandılar. Bir Yunan Parlamento heyetinin Öcalan’ı Şam’da ziyareti sırasında çekilen fotoğraflar da elimizdedir. Kıbrıs Rum Kesimindeki bazı yetkililerin de PKK’ya açık destek verdiklerini bilmeyen kalmamıştır. PKK’ya başka ülkelerin de nasıl doğrudan veya dolaylı destek verdiklerini biliyoruz. Teröristlerin kullandıkları silahlar nereden geliyor? Sayın Başbakan bu örgütün elinde tanklar ve toplar olduğunu açıkladı. Bu bilgi doğruysa birilerinin PKK’yı kullanarak Türkiye ile örtülü savaş yaptıklarına hükmetmek lazımdır.
Değerli arkadaşlar,
Bu bilgiler ortadayken PKK’nın sadece Güney Doğu Anadolu’daki yoksulluktan, evvelce yöre halkının maruz kaldığı bazı sıkıntılardan, baskılardan kaynaklandığını düşünebilir miyiz? Gayet tabii, eğer hiç terör olmasaydı da bu yoksulluğu, bu sıkıntıları gidermek görevimiz olacaktı. Bölgeden gelen veya bölgeyi gezen arkadaşlarımız orada bugün de geçerli olan yoksulluğu ve çaresizliği gözleriyle görüyorlar. Devletin resmi belgelerini okuyanlar ülkemizin Batısıyla Doğusu ve Güneydoğusu arasındaki gelişmişlik farkını dehşetle fark ediyorlar. Eğitimde, sağlıkta, alt yapıda, kalkınmada bu bölgelerin bu kadar geri bırakılması hepimiz için utanç vericidir. Siz Güzey Doğu illerimizle Kuzey Batı illerimiz arasında ortalama yaşam beklentisinde 16 yıl fark olduğunu biliyor musunuz? Doğu ve Güney Doğu illerimizdeki köy okullarının hala tezekle ısındığını biliyor musunuz? Arkadaşlar bu bölgelerin kalkınması için mutlaka süratle harekete geçmeliyiz. Ama bu sorunlar terörü izah etmeye tek başına yeterli değildir. Türkiye’de başka fakir bölgelerimiz de var, neden orada terör olmuyor. Terörün İspanya gibi ülkelerin en zengin bölgelerinde ortaya çıkmasını nasıl izah edeceksiniz? Avrupa’da terörün yıllarca kasıp kavurduğu Fransa, Almanya, İtalya, İngiltere fakir ülkeler miydi? Terörist Aun tarikatının çok sayıda insanı öldürdüğü Japonya fakir bir ülke midir?
Değerli arkadaşlar, kendimizi aldatmayalım. Başka ülkelerde olduğu gibi terör, belirli siyasi amaçları olan, bu amaçları gerçekleştirmek için örgütlenen ve bir çok halde dış mali ve siyasi destek bulan bir oluşumdur. PKK terör örgütü de aynı şekilde, Türkiye’yi bölüp parçalamayı, Türkiye’nin bir bölümünü topraklarıyla ve halkıyla ele geçirmeyi amaçlayan, bu hedefine ulaşmak için yurt içinden ve dışından destek bulan bir örgüttür. Yoksulluk ve devletin kültürel alanda, sosyal alanda, başka alanlarda yapmış olduğu bazı baskıları biz de her zaman kınadık ve kınıyoruz. Unutmayınız ki, Kürt asıllı vatandaşlarımızın maruz kaldıkları sıkıntıları yansıtan ilk raporu CHP yazmıştır. Ama bu sıkıntıların hiç biri bir terör örgütünün bölgede Kürt bebeklerini, kadınlarını, imamları, öğretmenleri, mühendisleri öldürmesini haklı çıkartmaz. Daha fazla özgürlük istiyoruz diye bebekler öldürülmez.
Değerli arkadaşlar,
Kuşkusuz bölgenin kalkındırılması, oradaki gençlere iş sahaları yaratılması terör örgütüne katılımları azaltır. Halkın refaha, daha iyi sağlık ve eğitim koşullarına kavuşturulması birçok sıkıntıyı giderir. Ama sadece bu yöntemlerle terörü önleyemezsiniz, onun dış kaynaklarını kurutamazsınız.
Bugünkü durum nedir? Kuzey Irak’ta bir terör örgütü serbestçe konuşlanıyor. Karargah kuruyor, mensuplarına eğitim sağlıyor, propaganda yapıyor, silahlanıyor, mali kaynak buluyor, şehirlerde bürolar kuruyor, Türkiye’den evvelce kaçırdığı 12,000 yurttaşımızı Mahmur kampında denetimi altında tutuyor ve hiç kimse buna engel olamıyor. Dünyada bunun başka örneğini bilen var mı? Dünyanın hangi ülkesinde bir terör örgütü varsa onu bertaraf etmekle görevli bir güvenlik gücü vardır. Bir tek Irak hariç. Evvelce, birinci Körfez Harekatından sonra 32. paralelin Kuzeyine Irak devlet güçleri giremiyordu. Oradaki tek güç yerel aşiretlerdi. Ama o zaman bu aşiretler, bugünkü gibi PKK’yı himaye etmiyor, onu resmi bildirilerle açıkça kınıyor ve hatta PKK ile çatışmaya giriyorlardı. Bu 1990’ların sonuna doğru değişmeye başladı. 1990’ların ortalarında Kuzey Iraktaki durumu yönlendiren Ankara süreci çerçevesinde KDP, KYB, Türkmen Cephesi, Türkiye, Amerika ve İngiltere’nin başkanlığında uyum içinde çalışıyorlardı. Kuzey Irak’taki Kürt aşiretleri Türkiye’ye büyük saygı duyuyorlardı. Türkiye’nin güvenlik çıkarlarına destek oluyorlardı. Sonra ne oldu? Ankara süreci sona erdirildi. Bu temaslar Vaşington’a kaydırıldı, Türkiye ve Türkmenler devre dışı bırakıldı ve bu günlere öyle gelindi. Bu nasıl oldu? Hükümet bizden önce olanlar bizi ilgilendirmez diyemez. Araştıracaksınız, öğreneceksiniz, değerlendireceksiniz ve gelip Meclise bilgi vereceksiniz.
Sizden önceki Hükümetler teröre karşı çok güçlü bir mücadele verdiler. Çok sayıda terörist yurt içinde ve Kuzey Irak’ta devlet güçlerinin yaptığı operasyonlar sırasında etkisiz kılındı. Almanya ve Fransa gibi ülkelerde PKK yasaklandı. Bazı üyeleri tutuklandı, yargılandı, cezalandırıldı. Bu ülkelerden bazılarıyla terörle mücadele anlaşmaları yapıldı. İşte bu sayede AKP iktidarı iş başına geldiğinde terör en düşük düzeyine inmişti. Eksikler vardı, başarıya ulaşılamayan alanlar da vardı ama terör tehdidi çok azalmıştı. İşte biraz önce rakamlarını verdim. Bir yılda 6 güvenlik görevlisini şehit veriyorduk. Bu bile fazla ama şimdi bir günde bunun iki misli vatan evladını kaybediyoruz.
Neden böyle oldu? İşte oturup serinkanlılıkla bunu araştırmamız lazım. 2002 yılı sonundan itibaren Türkiye’nin terörle mücadele politikası değişti. Başarılı bir politikayı değiştirmek kadar büyük yanlış olamaz. Hele böyle bir konuda… Sizi başından beri uyardık. Sayın Genel Başkanımız 2003 yılının Şubat ayında yaptığı konuşmalarda AKP Hükümetinin, daha önceki hükümetlerin yaptığı gibi Kuzey Irak’a sınır bölgesine yeterli miktarda asker göndermesini, sınır güvenliğini sağlamasını ve terörle mücadele etmesini önerdi. Hükümet 20 Mart 2003 tarihinde bu amaçla Meclisten altı ay için yetki aldı, ama bu yetkiyi kullanamadı. Asker gönderemedi. 7 Ekim 2003’de bu defa bir yıllık yetki aldı ama gene bu yetkiyi kullanamadı. Sayın Devlet Bakanı Cemil Çiçek, yetki dolapta tutulmak için alınmaz buyuruyor. Ne yazık ki, 4 yıl önce aldığınız yetkiler hala dolaptadır. Bu arada Amerika’nın o zamanki Dışişleri Bakanı Colin Powel o zamanki Sayın Dışişleri Bakanı Gül’e 6 Kasım 2003’de telefon ederek asker gönderilmesini engellemeye çalıştı mı? Sayın Gül ne cevap verdi? Bu soruların cevabını Hükümetten bekliyoruz. Bir sorunun daha cevabını istiyoruz. Bugünkü Sayın Dışişleri Bakanı Ali Babacan Dubai’de Amerikan Hazine Bakanı ile 1 milyar dolarlık hibe anlaşması imzalarken o anlaşmaya “Türkiye Kuzey Irak’a asker gönderirse bu anlaşmanın uygulanması durdurulacaktır” ibaresinin konulmasına nasıl müsaade etti. Niçin bu anlaşmayı imzaladı? Sonra ne oldu da bu anlaşmayı Meclise getirip onaylattırmaktan vaz geçtiniz? Paraya ihtiyacımız kalmadı gibi gerekçeler aklı başında insanları ikna etmez. Gerçek nedenini söyleyin. Anlaşmayı değiştirmek için Amerika’ya baş vurdunuz mu? Amerika ne cevap verdi?
Değerli arkadaşlarım, işte hatalar böyle birbirini takip etti. Eve dönüş yasası çıkarttınız. Öyle anlaşılıyor ki, size, böyle bir yasa çıkartırsanız dağdaki teröristler gelip teslim olur diyenler çıktı. Onların lafına bakıp bu yasayı çıkarttınız. Sonra ne oldu? Dağdakiler inmedi, hapishanedekiler dağa çıktı. Bu yasa tam bir fiyasko oldu.
Sonra terörle mücadele yasasını Meclise getirdiniz. Tavsiye ederim, bu yasanın Meclise geldiği şeklini bulunuz, 6. maddesini ve gerekçesini okuyunuz. Orada açıkça terör örgütü kurucularının pişmanlık yasasından yararlandırılacağı yazılıdır. Bizim tepkimiz üzerine bu maddeyi geri çektiniz ama amaç belliydi.
Bütün bu yaklaşımlarınızın özeti şuydu: Terörle mücadele için sınırın ötesine asker göndermeyelim. Teröristleri yumuşatıcı, ikna edici yöntemlerle onları silah bırakmaya ikna edelim. Hep bunu yaptınız. Türkiye ile Amerika özel temsilciler atasın, onların çabalarıyla bu işi çözelim dediniz. Üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti. Ne oldu? Türk özel temsilcisi emekli Orgeneral Edip Başer bu yöntemin başarıya ulaşamayacağını söyledi. Onu hemen görevden aldınız. Ama aynı şeyi Amerikalı emekli Orgeneral Joseph Ralston da söyledi ve istifa etti. Yani bu yöntem de fiyaskoyla sonuçlandı. Sayın Başbakan ancak bugün özel temsilcilik mekanizmasının başarısızlığını kabul ediyor, “14 ay üçlü mekanizma ile oyalandık” diyor. Bunu şimdi mi anladınız.
Bu arada geçen yaz aylarında terör faaliyetlerinde artış olunca CHP olarak Meclisi olağanüstü toplantıya çağırdık. Gelmediniz. Bu konuların Mecliste görüşülmesine yanaşmadınız. Oysa burada birlik mesajı verecektik. Olmadı.
Sonra ne oldu? Kuzey Irak’taki yerel liderler PKK’ya arka çıkıp Türkiye’ye karşı tehditkar söylemlerde bulundular. Türkiye asker gönderirse bizimle savaşacaklarını söylediler. Amerika’nın bu kadar etkili olduğu, bu liderlerin üniformalarıyla Başkan Bush tarafından kabul edildikleri bir ülkede Amerika’nın bölgedeki tek müttefiki Türkiye’ye karşı bu sözler söylenebilir miydi? Söylendi. Siz ne yaptınız? Hiçbir şey yapmadınız. Sayın Genelkurmay Başkanı bu sözlerin sahipleriyle görüşmeyiz dedi. O zamanki Dışişleri Bakanı “asker sussun, asker süngüyle konuşur, biz herkesle görüşürüz, insan düşmanı ile bile görüşmeli” dedi. Şimdi yeni sıfatıyla ne diyor? “Ben onları muhatap almam” diyor. Bravo. Önemli bir terakki var demek.
Sayın Başbakan bu arada, 25 Temmuz 2006’da bir demeç verdi. “NATO nasıl Afganistan’da teröre karşı bir ortak mücadele için devreye girdiyse, NATO Kuzey Irak’ta da teröristlerle savaşsın” dedi. Peki bu doğrultuda NATO’da bir girişim yaptınız mı? NATO’nun en büyük ülkesi Amerika Irak’taki 150,000 askeriyle PKK ile savaşmazken hangi NATO ülkesi savaşacak? Portekiz mi? Belçika mı? Estonya mı? Gerçekçi olalım arkadaşlar. Halkımızı böyle hayali beklentilerin içine sokmayalım.
Bitmedi. Sayın Başbakan son kanlı saldırıdan iki gün önce, “PKK’lılar silahı bıraksın siyasete girsin” dedi. Bir hukuk devletinin Başbakanı bunu söyleyebilir mi? Sizin af ilan etme yetkiniz var mı? Diyeceğiniz şuydu: “Teröristler silahı bıraksın, Türk adaletine teslim olsun.” İşte bunu söylemeniz gerekiyordu.
Sayın Başbakan Londra’ya giderken dün havaalanında verdiği demeci de hayretle karşıladık. Başbakan, “öfkemiz büyüktür” dediğinde biz teröristlere duyduğu öfkeden bahsediyor zannediyorduk, meğerse teröristlerin yanı sıra muhalefete de öfke duyuyormuş. Sayın Genel Başkanımız hakkında dün sarf ettiği sözleri çok yadırgadık. Öyle anlaşılıyor ki, Sayın Başbakan her türlü eleştiriye kapalıdır ve ülkenin dikensiz bir gül bahçesinden ibaret olmasını istemektedir. Demokratik ülkelerin liderleri eleştiriye açık olmalıdır ve o eleştirilerden yararlanmayı bilmelidirler. Başbakanın muhalefete ders vermeye çalışmasını kabul edemeyiz. CHPlilerin milli konularda kimseden alacak dersi yoktur.
Bir hafta önce Hükümet Meclisten tezkereyi çıkarttı. O toplantıda iktidar sözcülerinin söylediklerine bakınız: Viyana bozgunundan bahsediyorlar, Sarıkaşmış bozgunundan bahsediyorlar. Şimdi bunun sırası mı? Ne demek istiyorsunuz? Kuzey Irak’a girersek askerlerimiz bozguna uğrar mı demek istiyorsunuz? Bu sözler askerimizin moralini nasıl etkiler, düşündünüz mü?
Kanlı saldırılardan sonra Sayın Başbakan 5 Kasımda Vaşington’a gidip Başkan Bush’la bu konuyu görüşeceğim diyor. Size ne diyecek? Dört yıldır ne dediyse onu diyecek. Irak’la anlaşın, PKK işini öyle çözün diyecek. Irak’ın kendi Başkentini koruyacak gücü yok. 300 kilometrelik Türk sınırını nasıl koruyacak? Artık PKK ile mücadelede Amerika’dan medet ummanın anlamı kaldı mı? Başbakan hala stratejik ortaklıktan bahsediyor. İnsaf edin, en hayati konunuzda size destek olmayan, tek bir teröristi yakalayıp size teslim etmeyen ülke stratejik ortak sayılır mı? Amerika’ya sırtını dayamasa, ondan destek almasa Talabani, size bir tek Kürdü teslim etmem, bir kediyi bile teslim etmem diyecek kadar ölçüyü kaçırır mı?
Sayın Milli Savunma Bakanı iki gün önce Kiev’de Avrupa Savunma Bakanları Toplantısı çerçevesinde Amerikan Savunma Bakanı Robert Gates ile görüştü. Bu görüşmede Sayın Gönül hükümetin sınır ötesi operasyon için hazırlık yaptığını; ancak bunun için acele etmeyeceklerini söylemiş. Görüşme sonrasında, Amerikalı Bakan ise basına yaptığı açıklamada Türkiye’nin böyle bir operasyona tek başına girişmeme arzusundan memnun olduğunu söyledi. “Türk bakan tek taraflı harekete geçme konusunda isteksiz olduklarını ima ediyor ki, bu iyi bir gelişmedir. Bundan cesaret alıyorum” diyor. Bunları söylemekle kalmıyor, bir de “Irak’a girişilecek bir harekat Ermeni tasarısının kabul ihtimalini arttırır” diyerek Türkiye’yi üzeri kapalı tehdit ediyor.
Sayın Dışişleri Bakanımız, son kanlı terör saldırısından sonra, terörle mücadelede hükümetin önceliğinin diplomatik yolları denemek olduğunu buyuruyor. Bunu beş yıldır denemediniz mi? Hangi diplomatik yolu kiminle görüşerek deneyeceksiniz?
Değerli arkadaşlar, bu demeçleri okuyanlar Türkiye ipe un seriyor, bir şey yapacağı yok, iç kamuoyundaki infiali teskin etmeye çalışıyor demez mi?
Terörle mücadelenin altın anahtarı kararlı tutum sergileyerek terör örgütünü caydırmak, terör liderlerinin kafasında Türkiye’nin her an müdahale edebileceği inancını yerleştirmektir. Siz üç yıldan beri Meclisten yetki istememişseniz, daima alttan alıp teröristleri teskin ve ikna etme yöntemi izlemişseniz. Terör örgütünü destekleyen televizyon yayınlarının bir NATO ülkesinden yapılmasını engelleyecek kadar bile ağırlık koyamamışsanız. Terörü destekleyenleri hizaya getirememişseniz, terörün merkezine tek bir operasyon bile düzenleyememişseniz size kim inanır?
O bakımdan değerli arkadaşlarım, şimdi artık harekete geçme zamanıdır. Meclisten yetki almak yetmez, silahlı kuvvetlere siyasi direktif vereceksiniz. Meclis yetkiyi Hükümete verdi. Şimdi Hükümet Genelkurmaya siyasi talimat verecek. Bildiğimiz kadar bu hala yapılmadı. Sayın Başbakan askeri koşullar gerçekleşince harekat yapılır diyor. Demek ki, Hükümet hala askeri koşulların gerçekleşmediğine inanıyor. Bu sözler öyle anlaşılır.
Değerli arkadaşlar,
Şu anda sınır ötesi operasyon yapılıyor mu? Evet yapılıyor ama teröristler tarafından yapılıyor. Biz niye yapamıyoruz? Hukuk mu izin vermiyor, hukuk bizden yana, Hükümetin yetkisi mi yok? Yetki verdik. Silahlı kuvvetlerimizi gücü mü yetersiz? Hayır, NATO’nun ikinci en güçlü ordusu Türk ordusu. O zaman neyimiz eksik. Maalesef siyasi irademiz eksik. O yüzden bu hükümet beş yıldan beri bu konuda cesaretli bir adım atamıyor. Kendisinden önceki hükümetlerin yaptığını yapamıyor. Şimdi halkın tepkilerini kamuoyundan saklamak için RTÜK kanalıyla sansür uygulaması başlattı. Bunu şiddetle kınıyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
Türk milletinin daha fazla beklemeye tahammülü kalmamıştır. Kuzey Irak’taki terör örgütünün merkezinin bertaraf edilmesi için kimseden icazet beklemeden Türkiye’nin harekete geçmesinin zamanı gelmiştir. Bununla eş zamanlı olarak alınacak orta ve uzun vadeli önlemleri görüşmek üzere milli bir politika oluşturulmalıdır. Biz CHP olarak böyle bir milli politikanın oluşturulmasının fevkalade önemli ve acil bir görev olduğuna inanıyoruz. Bu çerçevede alınabilecek bütün askeri, siyasi, ekonomik, sosyal önlemleri görüşebiliriz. Artık gün harekete geçme günüdür. Kaybedecek zamanımız kalmamıştır. Böyle bir günde görevden kaçanlar millete de tarihe de hesap veremez.
Bu vesileyle Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.