Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

Kanal B – Sınırötesi Operasyon ve Terörle Mücadele Hakkında
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
Kanal B’ye verdiği mülakat
22 Ekim 2007
Sunucu: Vatandaşın içi kan alıyor. Gözleri yaşlı, moralleri bozuk. Muhalefetin sesi yükseliyor, sert tepkiler veriyor. Medya elinden geldiğince olayları yansıtmaya ve yorumlamaya çalışıyor. Hükümetse bütün bunlar bir tarafa dışarıya karşı kuzu görünümünü devam ettiriyor ve tam tersine hem muhalefeti hem de medyayı suçlayıp sorumluluğu onların üstüne atmaya çalışıyor. Şu an bulunduğumuz noktayı siz nasıl yorumluyorsunuz efendim?
Öymen: Evet, maalesef Hükümet bu son acı olaydan sonra da halkın beklediği kararlılığı gösterememiştir. Ne yazık ki, bu olaydan sonra yapılması gereken işler yapılmamıştır. Hükümet çok değerli bir zamanını kaybetmiştir. Bir güne yakın beklendikten sonra ancak toplantılar yapılmıştır. Oysa bu toplantıların bu gibi saldırılardan çok daha önce yapılması gerekiyordu. Türkiye hangi durumda ne yapacağını daha önceden tespit etmeliydi. Böyle bir saldırı olunca hükümetin yapması gereken tek şey bir düğmeye basmak olmalıydı ama bu yapılamamıştır. Bundan Türkiye büyük bir zarara uğramıştır çünkü terörle mücadelede zamanlama çok önemlidir. Bir saldırıya uğradığınız zaman derhal tepki göstereceksiniz. Bunu yapmayıp da işi zamana yaydığınız zaman o tepkiyi gösterme şansınızı kaybedersiniz veya çok güçleştirirsiniz. Bunu dünyada savunması da çok güç hale gelir. İşte çeşitli yayın organlarında da haber olarak yayınlanıyor şimdi PKK yeni bir ateşkes ilan edebilir diye. Muhtemelen Amerikalıların çalışmaları bu doğrultuda olacak. Onlar ateşkes ilan edip birkaç gün saldırıda bulunmazsa siz o dönemde nasıl müdahale edeceksiniz? Yani yapılacak iş gerçekten demiri tavında dövmektir ama Hükümet bunu yapamamıştır. Üstelik bunu yapamayacağını da hissettirmiştir. Sayın Başbakanın konuşmaları, Sayın Milli Savunma Bakanının konuşmaları, Sayın Devlet Bakanının konuşmaları Türkiye’nin bir müdahaleye hazır olmadığı izlenimini vermiştir. Sayın Başbakan ne diyor? “Askeri şartlar gerektirirse müdahale yapılır” diyor. Bunun düzgün Türkçeye tercümesi şudur: askeri şartlar bugün gerektirmiyor. Aksi takdirde böyle bir şey söylenmezdi. Yani askeri şartların gerektirmesi için daha kaç şehit vermemiz gerekecek? Belli ki, bu konularda Hükümet yeterince hazır değildir. Hatta bir milli politika oluşturulması gerektiğini biz söyledik. Genel Başkanımız tekrar açıkladı bugün. İktidarıyla, muhalefetiyle, bütün ilgili kuruluşlarıyla, askeri ve sivil makamlarıyla bir araya gelip devletin bir ortak politika tespit etmesi lazım. İktidarlar değişse de ileride bu politika devam edecek. Ama böyle bir politika oluşturulamıyor. Bizim bütün önerilerimize rağmen buna şu ana kadar olumlu bir karşılık almış değiliz. Sizin de değiniz gibi Sayın Başbakan sadece muhalefeti suçlamakla yetiniyor. “Birileri” diyor “siyasi rant elde etmek istiyor.” Yani terörde rant elde edilebilir mi? Terörle mücadele konusu ucuz iç politika tartışmalarına kurban edilebilir mi? Söyleyecek başka sözü yok onun için suçlayacak insan ve kurum arıyor. İşin gerçeği şu: Hükümet terörle mücadele konusunda çok uzun zaman gereğini yapmamıştır. Bakın, 2003 yılında Hükümet Kuzey Irak’a asker göndermek için 2 kere Meclisten yetki aldı. Biri Mart ayında diğeri Ekim ayında. Sonra ne oldu? Bu yetkiyi kullanabildi mi? Hayır, kullanamadı. Hiçbir operasyon yapılamadı. Niye? Çünkü Amerika baskı yaptı ve Hükümeti caydırdı ve Hükümetin de hayır demeye cesareti olmadı. Şimdi 2004 yılının Ekim ayından bugüne kadar Hükümetin yetkisi yoktur. Bizim de zorumuzla ısrarımızla ilk defa olarak Meclisten şimdi yetki istedi ve yetki aldı. Sonra ne oldu? Bu yetkiyi almak yetmiyor ki. Bu yetkiye dayanarak silahlı kuvvetlere bir siyasi direktif vereceksiniz. Yani şu koşullarla, sınırı şu olmak kaydıyla, şöyle bir zaman dilimi içinde böyle bir operasyon yapınız diye siyasi bir direktif vereceksiniz. Bildiğimiz kadarıyla bu yok. Ve askerler sadece Meclis Hükümete yetki verdi diye geçemezler. Sorumlu Hükümettir. Hükümet de silahlı kuvvetlere yetki verecek. Şimdi yapılması gereken iş bu. Bu yapılmamış. Belli.
Peki, şimdi ne diyor Sayın Başbakan? “Efendim, Amerika Dışişleri Bakanı Condeliza Rice telefon etti ve birkaç gün süre istedi” filan bunu söylüyor. Peki, siz ne cevap verdiniz? Onu söylemiyor. Yani, siz ne dediniz? “Evet” mi dediniz? “Baş üstüne” mi dediniz? Yoksa “efendim, 4 senedir sizin bu oyalamalarınıza artık biz kabul edemeyiz. Harekete geçme zamanıdır. Kusura bakmayın” mı dediniz? Bunu demediğiniz anlaşılıyor. Muhtemelen “peki” dediniz, “evet” dediniz, “aman işimizi zorlaştırmayın, kolaylaştırın” dediniz filan. Belli ki, orada kararlı bir tutum sergileyemiyorsunuz. Sizden önceki Hükümetler böyle mi yapmıştı? Türkiye’nin her yurtdışı askeri harekâtında yabancılar engel olmaya çalışmıştır. Kıbrıs harekâtında Amerika ısrarla Türkiye’nin müdahalede bulunmamasını istemiştir. En haklı olduğumuz durumda dahi. Joseph Sisko’yu Amerikan Bakan Yardımcısını Türkiye’ye yolladılar. Israrla Sayın Ecevit’i ikna etmeye çalıştı. Sayın Ecevit o zaman karalı bir tutum sergiledi ve bu dış baskılara kulak asmadı, boyun eğmedi. Kardak olayında yine Türkiye Kardak’a operasyon yapmaması için gene Amerika’dan ve Avrupa’dan büyük baskılar oldu. Ama o zamanın hükümetleri de cesaret gösterdiler ve bu baskılara direndiler. Bir tek siz gösteremiyorsunuz. Acaba neden? Sizden önceki Hükümetlerin gösterdiği kararlılığı siz bir türlü sergileyemiyorsunuz. Acaba neden? Bakın, bu kararsızlığınızın ve cesaretsizliğinizin bedelini askerlerimiz canlarıyla ödüyorlar. En güç şartlarda teröristlerle mücadele ediyorlar ama terörün beynine geçemiyorlar, gidemiyorlar çünkü izin vermiyorsunuz. Bakınız, şu son zamanlarda Sayın Başbakanın söylediği sözleri alt alta yazınız. Neler dedi Başbakan? “Efendim” diyor “terörün esas ağırlık merkezi Türkiye’nin içindedir. Küçük bir bölümü Irak’tadır. Biz niye Irak’a gidelim?” Bir kere bilgi yanlış. “Türkiye’de 3500 terörist var. Irak’ta 500 var” diyor. 3500 terörist Irak’ta. Birkaç gün sonra sözlerini düzelti ama başta yanlış söyledi. Sonra diyelim ki, sayısı daha az Irak’takilerin ama beyni orada. Bilmiyor musunuz? O zaman da söyledik. İnsan beyni 250 gr ama vücudu o kontrol ediyor. Yani siz beyin küçüktür diye vücudun diğer organlarına nazaran beyne önem vermemezlik edebilir misiniz? Buda onun gibi. Terörün beyni Kuzey Irak’ta ve sizin hedefiniz o beyni etkisiz kılmak olacak ama bunu yapamıyorsunuz. Bir ara da dedi ki, “NATO gitsin orada mücadele etsin ve teröristleri önlesin” filan. Yani olacak şey değil. NATO’nun en büyük müttefiki Amerika ve en büyük üyesi Amerika, Amerika’nın 150 bin askeri var Irak topraklarında, bir tek bomba atmış değil PKK merkezlerine. Bir teröristi yakalayıp Türkiye’ye teslim etmiş değil. Siz başka NATO üyelerinden nasıl medet umarsınız? Yani Portekiz mi yapacak? Belçika mı yapacak? İtalya mı yapacak? Danimarka mı yapacak? Kim yapacak Amerika’nın yapamadığını Kuzey Irak’ta? Bunlar boş sözler. Yani o an için aklına gelen her şeyi söylüyor Sayın Başbakan ama uygulama kabiliyeti yok. Daha geçenlerde, bu saldırılardan 2 gün önce Sayın Başbakan diyor ki, “efendim, insinler teröristler dağdan siyasete girsinler.” Şimdi bu söylenecek söz mü? Bu insanların eli kanlı. Bunlar terörist. Bu insanlara söylenecek söz “gidin adalete teslim olun. Silahı bırakın ve Türk adaletine teslim olun” diyeceksiniz. Suçluysa bu insanlar mahkeme bunlara ceza verecek. Suçlu bir insanı siyasete nasıl sokarsınız? Mahkeme ceza verecek. Suçlu değilse zaten beraat edecek. Sizin söylemenize gerek yok. O zaman kendiliğinden toplumla bütünleşir. Ama bunları söyleyeceğinize bırakın dağı gelin siyasete girin. Yani bunlar en olmayacak işler. Bunlar zaaf alameti. En azından karşı taraf yani teröristler bunları zaaf alameti olarak değerlendirirler. Yani siz Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak gerekli tedbirleri alamayacak durumdasınız ve teröristlere taviz vererek bu işi çözmeye çalışıyorsunuz yorumu çıkar ortaya ve bu çıktı. Şimdi biz bunu söyleyince “vay efendim muhalefet rant elde ediyor.” bunun rant neresinde? Yani bu söylediğimiz sözlerde gerçek olmayan hangi nokta var?
Sunucu: Sayın Öymen, şimdi askeri bir operasyonun bölücü terör örgütüne bir darbe vuracağı kesin ama bunun dışında yalnızca askeri operasyonla çözülecek bir mesele değil terör. Her kesimden sesler de bu yönde. Daha farklı politikalar uygulanması gerektiğini siz de belittiniz az önce. Ortak politikalar belirlenmesi gerektiğini hem muhalefet hem iktidar olarak. Hükümet neler yapmalı? Bu ortak politikalar neler olmalı?
Öymen: Efendim, şimdi ortak politikalar dediğimiz unsur şudur: bir, terörle mücadelede kararlı davranacaksınız ve durumun gerektirdiği askeri müdahaleyi hiç çekinmeden yapacaksınız. Madde iki, teröristleri destekleyen dış kaynakları bulacaksınız ve o dış kaynakları etkisiz kılacak politikalar izleyeceksiniz. Teröristleri kim kullanıyor? Bakın Öcalan davasında kendisi açıkladı. “Yunanistan” dedi “bizi kullandı, bizi besledi sonra yaya bıraktı” dedi. Kendisi bile itiraf ediyor bunu. Yakalandığı yer Nairobi’de Yunanistan’ın Büyükelçiliği ve cebinde Kıbrıs Rum pasaportu var. Şimdi bugün teröristlerin arkasında kim var? Bunu tespit etmek devletin görevi. Tespit edince terörü hareketlendiren, besleyen, silahlandıran, cephane veren, siyasi destek verenlere karı tedbir alacaksınız. Bugün teröristlerin yayın organına hangi NATO ülkesi yayın hakkı veriyor? Bunu biliyorsunuz. Buna karşı ne tedbir alıyorsunuz? Hiçbir tedbiriniz yok. Yani diyeceğim yapılacak iş çok. “Efendim, bölgeyle ilgili ekonomik tedbirler.” Gayet tabii ama hiç kimse şu izlenimi almasın ki, sadece bölgeye yönelik sosyal ve ekonomik tedbirler aldığınız için terör bitmez. Terörün projesi başka. Terörün projesi Türkiye’yi bölmek ve Türkiye topraklarının bir bölümünü Türkiye’den kopartmak. Orada bağımsız bir devlet mi ilan etmek dersiniz, Kuzey Irak’taki bölgeyle birleştirip daha büyük bir devlet kurmak mı dersiniz ama belli ki bunların hedefi budur. Sadece bu insanlar orada fakir de onun için silaha sarılıyorlar gibi izlenim edinirseniz yanlış olur. Dünyadaki örneklerine bakın: İspanya’da ETA terörizmi var. Bask bölgesi İspanya’nın en zengin bölgelerinden biridir. Nasıl oluyor orada bu iş? Japonya’da AUN tarikatı var. Japonya fakir olduğu için mi yapıyor bunları? Buna benzer dünyanın pek çok ülkesinde Almanya’da Baider Meinhoff terör örgütü faaliyet gösterdiğinde Almanya çok mu fakirdi? Fransa’da Action Direkte faaliyet gösterdiğinde Fransızlar sefalet içinde miydi? Bu iki işi ayırmak lazım ama bu terör boyutunun dışında düşünecek olursak Güneydoğu perişandır. Biz gittik ta Hakkâri’ye kadar bütün o bölgeyi gezdim. Bitlis’e gittim. Van’a gittim. Ağrı’ya gittim. Halk perişan. Büyük bir açlık, yokluk ve büyük bir sefalet içinde. Devletin oraya hiç el uzatmadığını görüyoruz. Yani orada Hakkâri’de bir tane tesis yok. Bir tane varmış Özel İdareye ait tavukçuluk tesisi ve 12 bin tavuğu var içinde. PKK saldırıyor, yakıyor ve bütün tavukları öldürüyor ve bu yüzden şu anda o da yok. Devlet elini uzatıp da orada bir yatırım yapamıyor. Yapmıyor. Bir sürü çinko madeni var Hakkâri’de İran sınırından Şırnak’a kadar ama işletemiyorsunuz. Bir tanesi zor bela işliyor. Diğer madenleri açamıyorsunuz. Hakkâri Van yolunda Petrol bulunmuş. Üstü kapatılmış işlenmiyor. Terörizm ekonomik hedeflere de saldırıyor çünkü. “Efendim, biz ekonomiyi geliştirelim terör biter.” Ekonomiyi geliştirememenin sebeplerinden biri terörizm. Yani terör olmasa özel sektör de belki gidecek oraya yatırım yapacak. Turizm yatırımı yapacak, madencilik yapacak, hayvancılık yapacak. Bunu niye yapamıyorlar? Çünkü teröristler bu ekonomik hedeflere saldırıyorlar. 3 tane petrol mühendisimiz öldürdüler. Baraj inşaatında Batman’da çalışan insanlarımızı öldürdüler. Yani bunları unutmamak lazım. Bazılarının kafasında öyle bir fikir var ki, “efendim, bu devlet ekonomik yatırımlar yapmadığı için terörizm oluyor.” Hayır, terör olduğu için bu yatırımlar yapılamıyor. İşin gerçeği budur. Halkı orada bezdirmişlerdir. Korkutmuşlar. Vatandaş dağa çıkıp yaylalarda hayvanlarını otlatamıyorlar. O bölgeyi terk ediyor ve başka şehirlere gidiyor.
Yani bütün bu gerçekleri görmek lazım. Yoksa umumi laf kolaydır. “Efendim, ekonomik, sosyal tedbirler alalım terör bitsin.” Kolay mı? Hangi ülke bunu şimdiye kadar yapmış da terörü bu yolla bitirmiş? Şimdi teröristlerin hedefi belli. Bunu açıkça ortaya koyalım. Türkiye’ye yönelik bir siyasi projeleri var. Bunun için bebekleri, kadınları, çocukları, imamları, öğretmenleri öldürmekten çekinmiyorlar. Şimdi bu insanları siz diğer ülkeler nasıl tedbir alarak engellediyse siz de öyle yapacaksınız. Başka yolu yok.
Sunucu: Diğer ülkelerden bahsettiniz. Tedbirler aldıklarından bahsettiniz. Şimdi diğer ülkeler böyle tedbirler alıyor ama bize yönelik de çeşitli telkinlerde bulunuyorlar biliyorsunuz. Daha hala şu aşamada şu koşullarda bu fotoğrafta bile demokrasi ve diplomasi yoluyla bir takim şeyleri çözmemiz gerektiğini ifade ediyorlar. Özellikle AB ülkelerinden ve ABD’den bu tarz telkinler geldi zamanında. Siz de biliyorsunuz.
Bu arada size bir izleyeceğimizin sorusunu size aktarmak istiyorum: diyor ki izleyeceğimiz “sizce fazla demokratik değil miyiz? Hapisten terörist çıkarıp milletvekili yapıyoruz, maaş bağlıyoruz. Bu demokrasi nasıl bir şey ki, sadece terör örgütünün işine yarıyor. Türk milletini gözeten bir demokrasi yok mu?” diyor izleyeceğimiz.
Öymen: Evet, aslında çok doğru bir sorudur. Benzeri bir durum İspanya’da yaşandı. İspanya’da ETA teröristlerini destekleyen Heri Batasuna diye siyasi bir parti var. İspanya’nın ünlü savcılarından Baltazar Garzon geçenlerde bu Heri Batasu örgütünün 23 üyesini tutukladı ve bir süre sonra yeniden işte baktılar davaya ve 17’sinin tutukluluk kararının devamına karar verdiler. Diğer ülkeler böyle yapıyor. Onlar bu tedbiri aldı diye bir Avrupa ülkesi kalkıp da İspanya’ya “siz demokrasiye karşı hareket ediyorsunuz, bu insanların eli silahlı değil. Niye bunlara karşı tedbir alıyorsunuz” demedi. Türkiye’de yasalarımıza göre etnik esasa göre parti kurulamaz. Fiilen var mı? Var. Mecliste mi? Mecliste. Türkiye’de dini esasa göre parti kurulamaz. Fiilen var mı? Var. Mecliste mi? Mecliste. E siz yasarlınız işletemezseniz, yürürlükteki kanunlarınızı uygulayamazsanız ondan sonra bunun sıkıntısı gayet tabii çekeceksiniz. Bunlar demokrasiye ait değil ki. Demokrasinin icadı terörü destekleyen siyasi partilere bütün kapıları açmaktır. Böyle bir kural yok. Yani siz demokrasinin yaşaması için gerekli olan hukuk kurallarını işletmek zorundasınız. Bakınız geçenlerde eski bir Cumhuriyet Başsavcımız açıkladı: “ben” diyor “filana parti aleyhine 4 yıl önce dava açmıştım bu dava hala rafta, görüşülemiyor” diyor. Düşünebiliyor musunuz? Biz hiçbir partiye yargı yoluyla devre dışı bırakalım diye bir görüş savunuyor değilim ama şunu da söylemekten kendimi alamıyorum ki bir ülkede hukuk işlemezse, yargı işlemezse, hukukun gereği yerine getirilmezse o ülkede demokrasi yaşatılamaz. Seçimler için de böyledir bu. Seçim kanununuzda çok açık hüküm var. 152. madde. Diyor ki “seçimlerde maddi yardım yapılamaz, oy vaadiyle hiç bir şey verilemez, vaatte bile bulunamaz vs.” Şimdi bu kanun bunu yapanları 1-2 yıl hapis cezasına mahkum ediyor. Şimdi Türkiye’de bilmeyen kalmadı ki, milyarlarca lira harcandı bu seçimlerde sırf seçim rüşveti olarak. Bir tek dava açıldığını duydunuz mu? Daha dün referandum yapılıyor, ben Bursa’daydım, kendim gezdim sandıkları, birçok yerde kanuna aykırı biçimde bu referandum yapıldı. Sandık kurulu oluşmamış. En az 3 üye lazım bir sandık başkanı bir de memuru var referandum başlamış. Hukuka aykırı. Zabıt tuttuk. Şikâyet ediyoruz, söylüyoruz hiç aldıran yok. Yani Türkiye’de hukuk işlemez hale gelmiş. Şimdi hukuk işlemez hale gelince terör destekçileri de Meclise girer, efendim onun dışında ki din unsurunu siyasette kullanalar da meydanı boş bulur ve her türlü faaliyeti gösterirler. Açıkçası, hukuk adamlarımıza, yargıya çok büyük görevler düşüyor Türkiye’de. Üzülerek söylüyorum kendi hesabıma ki yargının bu alanda tam olarak işlediğini ben şahsen söyleyemiyorum. İçime sindiremiyorum bu durumu. İşin gerçeği budur. Terörle mücadele için önce yurt içinde hukuku geçerli kılacaksınız. İki; dış politikada gerekli tedbirleri cesaretle alacaksınız. Yani bir ülke terörü destekliyorsa ona karşı tavır koyacaksınız. Bir ülke teröristleri himaye ediyorsa ona tavır koyacaksınız. Kalkıp da o ülkeyi stratejik müttefik ilan etmeyeceksiniz. Stratejik ortak ilan etmeyeceksiniz. Bir komşu ülkede bir terör odağı varsa oraya operasyon yapmaktan çekinmeyeceksiniz. Başkaları ne der diye korkmayacaksınız. Başkaları ne der diye ürkmeyeceksiniz. Siz büyük bir devletin mirasçısısınız. Siz TC’nin sorumluluk taşıyan hükümetisiniz. Siz kimden korkacaksınız? Kimden korkacaksınız? Küçücük devletler korkmuyor da siz mi korkacaksınız? Ama korku dağları bekliyor. Kalkıp da askerimizin başına çuval geçirenleri protesto etmeye cesaret edemeyenler böyle bir operasyona nasıl cesaret edecek? Merak ediyorum.
Sunucu: Biz terörle mücadelede başta olmak üzere haklı olduğumuz pek çok konuda dışarıdan kendimize müttefik bulamıyoruz. Çok yalnız kalıyoruz. Acaba bu noktadan sonra Türkiye kendine nasıl müttefikler edinebilir? Hem geçmişten hem yeni müttefikler de olabilir. Neden bu kadar yalnız kalıyoruz?
Öymen: Efendim, terörle mücadelede işin gerçeğini söylemek gerekirse hiçbir ülke başkasının hesabına kendi askerini tehlikeye atmak istemiyor. Kendisini başka bir ülkeye desteklemek için boy hedefi haline getirmek istemiyor çünkü teröristler onlara diyorlar ki “bakın biz Türkiye’ye saldırıyoruz. Düşmanımız Türkiye. Ama siz Türkiye’nin yanında yer alırsanız bize karşı tedbir alırsanız siz de düşman ilan ederiz. Sizin de insanlarınıza, turistlerinize saldırırız.” Bu şekilde onları tehdit ediyorlar ve korkutuyorlar ve hiç kimse risk almak istemiyor. O zaman görev bize düşüyor. Terörle mücadelede görev bize düşüyor. Ama bir ülke teröristleri barındırsa, beslerse, terör örgütlerinin televizyon yayınları yapmasına topraklarından izin verirse gayet tabii ki bu meselenin getirileceği yerler var. Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan gidiyor Avrupa Konseyinde konuşuyor niye bunları söylemiyorsunuz? Söylenecek yer orası. O bakımdan BM Genel Kurulunda konuşuyorsunuz niye bunları anlatmıyorsunuz? Yani başka bir ülkenin haksız Türkiye’nin can alıcı menfaatlerine zarar veren tutumlarını uluslar arası alanda dile getirmekten çekiniyorsunuz? Niçin? Size ne kötülük yapabilirler? Siz bu gerçekleri anlatsanız dünya size ne der? Bilakis belki pek çok insan sizi haklı bulur. Ama siz Türkiye’ye bu alanda kötülük yapanları bile teşhir edemiyorsunuz. Bir yabancı basın mensubuna bir demeç veremiyorsunuz bu konuda. Cesaretiniz yok. Condeliza Rice “3 gün bekleyin” diyor. Siz de muhtemelen “baş üstüne” diyorsunuz. Yani diyemiyorsunuz ki “4 yıldır bizi beklettiniz. Hiç bir şey yapmadınız. Artık bekleyemeyiz.” Desenize. Diyemiyorsunuz. Gerçekten hükümetin bu konuda çok çok büyük eksikleri var zaafları var. Biz bunu büyük bir üzüntüyle söylüyoruz. Biz birlik ve dayanışma içinde olmamız gereken günlerde yaşadığımızı biliyoruz ama bu akan kanı durduracak irade göremeyince Hükümette bunları da halkımızla paylaşmak zorunda hissediyoruz kendimizi.
Sunucu: Peki efendim, dünkü hain saldırının ardından hemen bir toplantı gerçekleştirilmedi. Yaklaşık 20 saat sonra böyle bir toplantı gerçekleştirildi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? İkinci olarak, toplantının ardından sonunda yayınlanan bir bildiri var basına açıklanan bir bildiri var. Bunu yeterli buluyor musunuz? Türkiye’nin duruşunu yansıtan bir bildir miydi bu?
Öymen: Birincisi, Sayın başbakan diyor ki “ben bunu gece yarısı öğrendim.” Peki, gece yarısı öğrendiniz, emrinizde devletin size tahsis ettiği uçak var. Ankara’ya gitmek için 10 saat niye beklediniz? Niye beklediniz? Hadi gece gidemediniz, sabah erkenden kalkıp Ankara’ya gitmek, bütün ilgilileri bir araya getirip atılacak adımın, tepkinin talimatını vermek gerekmez miydi? Siz öğlen vakti geliyorsunuz Ankara’ya ondan sonra akşam saat 8’de Cumhurbaşkanıyla toplantı yapılıyor, ondan sonra yayınlanan bildiriyi okuduğunuz zaman görüyorsunuz ki burada kararlılık sözleri var ama eylem yok. Bu operatif kısım derler. Bu konuşmalarda, bu açıklamalarda bir uygulamam bölümü olur. Yani “şunu yapacağız.” O yok. Sadece kararlılıkla mücadele edeceğiz. Üstümüze düşeni yapacağız. Gereğini yapacağız filan. Bunlar karın doyurmuyor. Bunlar karşı tarafa da mesaj oluşturmuyor. Gayet kısa bir bildiri yayınlayacaksınız o yeter. Gerekli tepki derhal gösterilecektir. TSK bu tepkiyi gösterecek güçtedir, hazırlıktadır ve Hükümet de kendilerine gerekli siyasi direkleri vermiştir. Bunu diyebiliyor musunuz? Diyemiyorsunuz. Demediğiniz sürece onun dışında söylediğiniz bütün sözler fazla anlam ifade etmez. Yani bildiri yayınladığınız zaman içini dolduracaksınız. Üstelik terörle de bildiriyle mücadele edilmez. Başka ülkeler ne yapıyor? Önce tedbirini alıyor, müdahale ediyor sonra bildirisini yayınlıyor. Burada dikkat edilmesi gereken şey şudur: bu teröristler Türk vatandaşlarını hedef alıyor. Öldürdükleri 30 binden fazla insanın büyük bir bölümü o yörede yaşayan insanlarımızdır. Kadınlar, çocuklar, bebekler. Niye? Çünkü korkuyla devletten kopartılması ve devletten uzaklaşıp terör örgütüne yakınlaşmasını sağlamaya çalışıyorsunuz ve buna karşı devletin çok kararlı tepki göstermesi lazım. Böyle umumi laflar sosyal, ekonomik tedbirler filan onu almanız için terör olması gerekmiyor. Terör olmasa onu zaten yapacaksınız. Yapmanız lazım ama onu da yapamıyorsunuz. Ben Hakkâri’ye gittim birkaç ay önce 60 bin vatandaş yaşıyor bir tane doktor yok. Hazin tablo bu. Hakkâri’nin girişinde 3 km’lik yolu devlet iki senedir bitiremiyor. Devlet orayı ihmal etmiş. Bütün sınavlarda ÖSS gibi Hakkârili çocuklar en sonuncu. Günah değil mi? Yani bu çocuklar Türkiye2nin en az akıllı çocukları mı? Hiç söz konusu değil. Eğitememişiniz. Doğru dürüst öğretmen gönderememişiniz. Gerekli eğitimi verememişiniz ve o yüzden o bölgenin insanları hep mağdur. Bakın Hakkâri, Bitlis gibi illerimizde ekonomik ve sosyal yaşam standartları Diyarbakır’ın bile ¼ düzeyinde. Düşünün. Ortalama hayat Şırnak’ta 59 yıl. Bursa’da 76 yıl. Türkiye’nin gerçekleri bunlar. Bunları biz aylardır anlatıyoruz ama kimsenin dinlediği yok.
Sunucu: Yalnızca doğu illerimizde değil terör. Aslında Türk halkı olarak çok çabuk unutuyoruz ama zamanında İstanbul’da bombalar patladı. İzmir’de geçtiğimiz ay. Keza Ankara’nın ortasında Ulus’ta 9 vatandaşımız bir terör saldırısı nedeniyle yaşamını yitirdi ve bunun ardından neler yapıldığı pek fazla sorgulanmadı aslında. Meclis bir araştırma komisyonu kurdu ama bunun ardından ne tarz bilgiler ele geçirildi, neler yapıldı bunu pek bilmiyoruz. Hatta geçtiğimiz ay yine Ankara’nın ortasında bir patlama engellendi. Şimdi aslında çok ciddi şeyler yaşıyoruz. Bunları unutuyoruz ama bu konuda şu güne kadar ne tarz çalışmalara yapıldı ve ne tür bilgiler ele geçirildi?
Öymen: Bu konuda biz geçen sene daha Ağustos ayında Meclisi olağanüstü toplantıya çağırdık sırf bunları görüşmek için ama AKP’liler gelmediler. Yanaşmadılar. Bu konuların Mecliste görüşülmesine tahammülleri yok. Mecliste çeşitli vesilelerle bütün bu söylediğiniz konuları dile getirdik ve anlattık ama hiçbir tatminkâr cevap alamadık. Niçin alamadık? Çünkü bütün bu anlattıklarınızın çözümü bu terörün beyninin etkisiz kılınmasına bağlı. O beyin de Türkiye’nin dışında. Siz o Türkiye’nin dışındaki beyni etkisiz kılacak cesarete, iradeye sahip değilseniz Türkiye’de tek tek eylemleri engellemeye çalışmak çekiçle sinek avlamaya benzer. Siz bataklığı kurutacaksınız. Bataklığı kurutamıyorsunuz. Pek çok köşe yazarımız filan da aman gitmeyelim aman bize zarar verir. Aman borsa düşer filan diyorlar. Yani borsa düşmesin diye bizim askerlerimiz şehit mi düşsün? Bizim bir askerimizin hayatı borsadan daha değerlidir. Bunu açıkça görelim. Bu insanlar kolay yetişmiyor. Bunlar Ana-Baba evladı. Bu insanları böyle bile bile tehlikeli ortamda nasıl bırakırız? Onun için onlara ve ülkemize yönelik tehdidin kaynağına ve beynine gitmek zorundayız. Bunu açıkça konuşalım. Sizin bunu yapacak cesaretiniz var mı yok mu? 5yıldır bunu yapamadınız ama sizden önceki bütün hükümetler yaptı. Bakın 24 operasyon yapılmış sizden önce. Sizin zamanınızda kaç tane yapıldı? Sıfır. Hükümetin tek bir politikası var: alttan alarak, taviz vererek terörü durdurmaya çalışmak. Nasıl? “Eve dönüş yasası çıkaralım.” E ne olacak? “Teröristler dağdan inecek biz onları evlerine göndereceğiz.” Ne oldu? Hiç kimsenin dağdan filan indiği yok herkes hapisten çıktı ve dağa çıktı. Dağa çıkış yasası oldu bu. Terörü önleme için bir kanun getirdiniz Meclise 6. maddesi var diyor ki “bir terör örgütü kuranlar pişmanlık yasasından yaralanır.” Yani Öcalan’a af getiriyorsunuz. Biz işaret ettik filan da sonunda geri çekmek zorunda kaldılar. Niyet bu. Hep alttan almak. İşte en son söylediği” inin dağdan siyasete girin” diyor. Bu ne demek? “Benim sizi etkisiz kılacak cesaretim yok. Yabancılar elimi kolumu bağlıyor. Yapamıyorum. Bari siz insafa gelin de gelin burada silahı bırakın siyaset yapın.” Bu denilir mi? Demin de söyledim: bu af çıkartmak demektir. Sizin af çıkartmaya yetkiniz var mı? Ne yazık ki, bu konularda Hükümetin tutumu son derece üzüntü vericidir ve bizi millet olarak tatmin etmekten çok uzaktır. Bütün bu söylediklerimin hiç birine cevap veremiyorlar. Çeşitli televizyon programlarına bizimle birlikte davet ediliyorlar adam gönderemiyorlar. Karşımıza çıkamıyorlar. Söyleyecek lafları yok çünkü. Geçen gün bir tanesi diyor ki bizim bu tepkilerimizden sonra “siz de 1 Mart teskeresine aleyhte oy verdiniz ondan oldu bunlar.” Şimdi bu sözün akılla mantıkla bir irtibatı var mı? 1 Mart teskeresini biz engelleyerek 65 bin Amerikan askerinin gelip Türkiye’ye konuşlanmasını mani olduk. Bununla onun ne alakası var? Yani şunu mu demek istiyorsunuz: siz Amerikalıların istediğini yapmadığınız için Amerika şimdi terörü himaye ediyor yani Türkiye’yi terörle terbiye ediyor. Bunu mu demek istiyorsunuz? Bunu demek istiyorsanız açık söyleyin. 1 Mart teskeresinin bununla ne ilgisi var? Hiçbir alakası yok. Son derece doğru bir iş yaptık 1 Martta. Meclis 1 Mart teskeresini reddederek tarihinin en doğru kararlarından birini verdi. Türkiye’yi bir savaşa alanı olmaktan kurtardık. Daha ne istiyorsunuz? Şimdi onu bize fatura ediyorsunuz. “Siz” diyorsunuz “buna karşı çıktınız. O yüzden terör azdı. Amerika o yüzden teröristlerle mücadele etmiyor.” Yani terörü bir koz olarak Türkiye’ye karşı kullanıyor. Eğer bir NATO ülkesi başka bir NATO ülkesine karşı terörü kullanıyorsa NATO bitmiştir demektir. Bu NATO’nun sonu demektir. Bazıları da diyor ki, “efendim, Türkiye oraya girerse Amerikan askerlerini karşısında bulur.” Amerika silah zoruyla Türkiye’yi durduracak ve PKK’yı himaye edecek. Bu da NATO’nun sonudur. Bir NATO ülkesi kendini teröre karşı savunun bir başka NATO ülkesini silahla durduruyorsa bu NATO bitmiştir demektir. Hiçbir manası kalmamıştır demektir. Amerika 11 Eylülde terörist saldırılarına uğradığında biz öyle mi yaptık? Biz NATO’nun 5. maddesini çalıştırdık. Ben o zaman NATO’da daimi temsilciydim ve ilk defa bütün NATO ülkeleri bu saldırıyı kendilerine yapılmış saydılar ve her türlü imkânla bu saldırının def edilmesinde katkıda bulunmaya hazır olduğunu söylediler. E şimdi durum nedir? Siz meseleyi NATO’ya bile götüremiyorsunuz. Orada dile getiremiyorsunuz ki en büyük NATO ülkesi bizim orada terörle mücadelemizde yardımcı olmuyor köstek oluyor. Bunu bile söyleyemiyorsunuz. Bütün bunları niçin yapıyorsunuz acaba? Çok mu ihtiyacınız var Amerika’nın desteğine iç politikada veya başka yerde? Onun için mi yapamıyorsunuz? Gerçekten tablo hazindir. Bugünkü durumun izahı son derece zordur. Ben açıkça söylüyorum: Cumhuriyet tarihinde terörle mücadelede olsun, yabancıların baskılarına direnmede olsun bu kadar zayıf bir iktidar hiç gelmemiştir.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.