TBMM Plan-Bütçe Komisyonu, Dışişleri Bakanlığı Bütçesi

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI SAYIN ONUR ÖYMEN’İN PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONUNDA, DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI BÜTÇESİ GÖRÜŞMELERİ VESİLESİ İLE 15 KASIM 2005 TARİHİNDE YAPTIĞI KONUŞMA

ONUR ÖYMEN (İstanbul) – Çok teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, Sayın Bakan, çok değerli milletvekilleri, çok değerli Dışişleri Bakanlığı mensupları; hepinizi saygılarla selamlıyorum.
Sayın Bakanın sunuşundaki iyimser ifadeyi paylaşmayı çok isterdik. Ne yazık ki, ülkemiz dışpolitika alanında çok zor, çok sıkıntılı, engellerle dolu bir dönemden geçmektedir. Bütün temennimiz, hükümetin bu alanda başarılı olmasıdır; çünkü, hükümetin başarısı, Türkiye’nin başarısı olacaktır. Biz, her türlü içpolitika düşüncesini bir tarafa bırakarak, hükümetin, Türkiye’nin bu sıkıntıları başarıyla aşmasına katkıda bulunmayı, Cumhuriyet Halk Partisi olarak kendimize görev sayıyoruz. Bu vesileyle, çok değerli ve yüksek bir vatanseverlik duygusuyla çalışan diplomatlarımızın Sayın Bakan için büyük bir şans olduğunu belirtmeyi de görev sayıyorum.
Değerli arkadaşlar, Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizde çok zor bir döneme girmiş bulunuyoruz, işin gerçeği budur. Geçen yıl bugünkü duruma nazaran kıyasladığımız zaman, Avrupa’da koşullar değişmiştir, siyasî koşullar değişmiştir. Türkiye’nin üyeliğini kuvvetle destekleyen Alman Hükümeti gitmiştir, Türkiye’nin üyeliği aleyhine bir yılı aşkın zamandan kampanya yapan bir zatın başbakanlığında yeni bir koalisyon hükümeti oluşturulmaktadır. Koalisyon protokolünde, Türkiye’nin üyeliği konusunda Almanya’da şimdiye kadar hiç duymadığımız ifadeler yer almaktadır, özel ilişkilere atıfta bulunan ifadeler yer almaktadır, bunları üzüntüyle karşılıyoruz.
Geçen yıl bu vakit olmayan Fransa’daki anayasa değişikliği bu yılın başlarında yapılmıştır ve bu değişiklik, Türkiye bütün reformları yapsa da, kendinden beklenen bütün tavizleri verse de, Türkiye’nin üyeliğini Fransız Halkının referandumuna sunmayı kararlaştırmıştır, öngörmektedir. Şimdi, hükümetimizin bu konuda girişim yapıp yapmadığını bilmiyoruz, yaptıysa da, Fransa’nın bu anayasa değişikliğini yapmaktan Fransa’yı vazgeçiremediğini görüyoruz. Ne yazık ki, Parlamentodan da hükümet bu konuda yeterli desteği istememiştir.
Değerli arkadaşlar, Avusturya, açıkça, 3 Ekim müzakerelerinde Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkan, Türkiye için özel statüyü öngören bir yaklaşım sergilemiştir. Yani, özetleyecek olursak, siyasî tablo şu anda bir yıl öncesine nazaran daha aleyhimizedir, daha ağırdır, daha zordur. Bunlar görmezlikten gelmemiz mümkün değildir.
Şimdi, metinlere bakıyoruz, metinlere baktığımız zaman da şunu görüyoruz ki, 6 Ekim 2004 tarihinde kabul edilen İlerleme Raporu, o tarihe kadar olan bütün belgelerin gerisindeydi. Yani, özellikle Aralık 1999’da kabul edilen ve Türkiye’ye eşit haklar veren zirve kararın gerisindeydi. Ne yazık ki, 6 Ekimden bu yana Avrupa Birliğinin kabul ettiği kararların hepsi, giderek ağırlaşan bir şekilde Türkiye’nin aleyhine hükümler ifade etmektedir, hiçbir iyileşme olmamıştır, biz görmedik. 17 Aralık zirve kararı ortadadır, 25 Nisan tarihli ortak tutum belgesi ortadadır, 21 Eylül tarihli karşı deklarasyon ortadadır, 3 Ekim tarihli Çerçeve Belgesi ortadadır ve 9 Kasım tarihli İlerleme Raporu ve Katılım ortaklığı ortadadır. Biz bunları, değerli arkadaşlarım, satır satır inceledik ve sizinle her istediğiniz ortamda, bu görüşlerimizi paylaşmaya hazırız. Özellikle -değerli arkadaşlarım söyledi, tekrarlamayacağım- sürekli hak kısıtlaması öngören maddeler, bizim üyelik şansımızı azaltmaktadır. Sayın Dışişleri Bakanımız, Meclis kürsüsünden “efendim, biz değişiklik yaptırdık, sürekli hak kısıtlamaları değil de, sürekli olarak elde bulundurulacak kısıtlamalar lafını koydurduk, bu daha iyidir” demişti; fakat, kendisini, kendi bakanlığının yazdığı notayı okumaya davet ediyorum. O notada diyorlar ki, ister sürekli hak kısıtlaması olsun ister sürekli olarak elimizde bulunacak hak kısıtlaması olsun, bunlar tam üyeliğe aykırıdır, Türkiye’yi tam üyeliğe götürmez ve biz bu hususları müzakere parametresi olarak kabul etmiyoruz diyorlar, çok da iyi söylemişler, tebrik ediyoruz; ama, sonra ne oluyor, bu notamız üzerine bir iyileşme oldu mu, olmadı. Bu notanın üzerine hiçbir iyileşmeme olmamasına rağmen, 3 Ekim tarihinde aynı ifadeleri içeren müzakere çerçeve belgesini büyük bir başarı ve tarihe bir hediye olarak Sayın Bakan nitelendiriyor, bunları yadırgıyoruz. Gerçekten, bu belgeleri okuduğumuz zaman, bizim çok rahatsız olduğumuz, hiçbir zaman kabul edemeyeceğimiz bazı unsurlar içeriyor.
Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakan –yazılı metninde de var, hayretle okuduk- diyor ki: “Dikkatli bir dille yazılmıştır bu metin.” Değerli arkadaşlarım, bizce, bu metin çok ağır bir dille yazılmıştır ve kendine saygısı olan hiçbir hükümet bu metni kabul edemez. Size diyor ki “devlet kuruluşlarınız işkence yapan insanları himaye ediyor” metinde bunu yazıyor, metni var elimde, isterseniz okuyayım. Bunu, dikkatli yazılmış bir metin kabul edebilir misiniz?! Size diyor ki “Lozan’da kabul edilen azınlıklar eksiktir, başka grupları azınlık yapın” diyor, içimize sindirecek miyiz bunu?! Hükümet bunu kabul ediyor mu?! Sivil-asker işbirliği bölümünü okuyorsunuz, orada çok açık bir şekilde, askerlerin Parlamentonun üzerinde etkili olduğunu yazıyor, siyasî kararları askerlerin etkilediğini yazıyor, doğru mudur?! Siz, Büyük Millet Meclisi üyeleri olarak askerlerin emriyle mi hareket ediyorsunuz?! Biz etmiyoruz, eminim ki siz de etmiyorsunuz. Böyle ifadeler içeren bir raporu, siz, nasıl dikkatli yazılmış olarak vasıflandırabilirsiniz?! Bunu, büyük bir üzüntüyle ve endişeyle karşılıyoruz. Hükümet bunları için esindirmemeli, bizden çok tepki göstermelidir. Bunlar bazı örnekler, başka örnekleri de var. İlk defa olarak bu raporda, daha öncekilerde yok, Türk jandarması hakkında çok suçlayıcı ifadeler yer alıyor, içinize sindiriyor musunuz?! Sizce doğru mudur bu ifadeler?! Haklı diyorsanız, buyurun söyleyin, biz de bilelim; ama, haksızsa, bunlar sanki haklıymış gibi bir izlenim yaratmayınız. Buna benzer, metinde bizi çok rahatsız eden ifadeler var. Sayın Bakan diyor ki, sularla ilgili, Dicle, Fırat’la ilgili “nereden çıkarıyorlar bunları, böyle laflar yok metinde” diyor. Buyurun, metin burada, size isterseniz okuyayım. Türkiye etki raporunun 6 ncı sayfasında yazıyor bunlar ve aynen, Dicle ve Fırat sularının üzerindeki sulama sistemlerinin ve barajların uluslararası yönetime sokulabileceği -yönetime, denetim de değil, yazıyor- burada, metinde yazıyor, bunu görmemek kabil mi. Efendim, bu, AB’nin iç belgesi diyorlar. Demek ki, 3 Kasım tarihli Çerçeve Belgesini dikkatli okumamışsınız; çünkü, o belgenin 3 üncü maddesinin son cümlesinde, işte bu sözünü ettiğim belgeye de uyacaktır Türkiye diyor. Bakın, Oli Rehn geldi, genişlemeden sorumlu komiser ve bize çok açıkça “eğer bütün bu belgede yapılanları aynen kabul etmezseniz, biz üyelik müzakerelerine başlamayacağız, yani, maddelerin müzakeresine başlamayacağız. Kıbrıs’la ilgili olarak, gemiler ve uçakların Türkiye’ye sokulmasını kabul etmezseniz müzakerelere başlamayacağız” dedi, Dışişleri Komisyonunda söyledi. Değerli arkadaşlarım, bu gerçekleri halktan gizleyemeyiz, gerçekler bunlardır, fazlası var, eksiği yok.
Raporda her şey olumsuz mu; hayır. Birçok olumlu ifade var. Sayın Bakanın konuşmasında onlara değinmemesi benim dikkatimi çekti. Mesela, milletvekilleri dokunulmazlığı kaldırılsın diyor, biz de aynı şeyi söylüyoruz. Hâkim ve Savcılar Kurlundan Adalet Bakanı ve müsteşarı çıkarılsın; doğrudur, biz de aynı şeyi söylüyoruz. Birçok konuda, eğitim konusunda, sağlık konusunda, gıda güvenliği konusunda, balıkçılık konusunda, tarım konusunda 100’ü aşkın eleştiri ve önerisi var, pek çoğunu biz de paylaşıyoruz. İlginç şeyler var; mesela, 2004 yılında kabul edilen bir kanun AB mevzuatına aykırıdır diyor. Niye kabul ettiniz? Niçin AB uyum komisyonuna getirmediniz? Getirdiyseniz, niçin orada doğru bilgi vermediniz? Şimdi, o bakımdan, bu raporu çok dikkatli okumamız lazım. Biz, satır satır, kelime kelime okuduk; her konuda, bilgi isteyen arkadaşımız varsa, hangi partiden olursa olsun, partiler dışı, partiler üstü bir anlayışla her kelimesini tartışırız, hükümet hangi noktada hangi eksikliği yerine getirmek için bizden destek istiyorsa, Türkiye’nin çıkarlarına olmak kaydıyla derhal destek vereceğimizi burada ilan ediyorum; ama, orada haklı eleştirilerin gereğini de yapın.
Kadroculuktan şikâyet ediyor. İdare kötüdür diyor. Yönetim, bürokrasi kötüdür, eksiktir diyor, belki on yerinde, belki onbeş yerinde, çeşitli kuruluş ve bakanlıklarımızda idarî kadro yetersizdir diyor. İşte, biz de onu söylüyoruz öteden beri, kadroculuk yapmayın, her göreve en ehliyetli insanı getirin diyoruz. Değildir diyor, rapor bunu söylüyor. İşte bu konularda hükümeti biz de uyardık ve uyarıyoruz bugün.
Değerli arkadaşlarım, Avrupa Birliğiyle ilgili durum budur.
Irak’la ilgili olarak arkadaşlarım söyledi, son derece endişe verici bir durumla karşı karşıyayız. Size özetle, bir tek cümleyle söyleyeceğim, bugün dünyanın hiçbir yerinde…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Toparlar mısınız Sayın Öymen.
ONUR ÖYMEN (Devamla) – Sayın Başkan, toparlıyorum.
… bir terör örgütü, yerel güçlerin veya dış askerî birliklerin takibatına masun değildir, tek örneği Kuzey Irak’tır ve Türkiye’nin bütün girişimlerine rağmen, bugüne kadar bir tek terörist Kuzey Irak’ta yakalanıp Türkiye’ye iade edilmemiştir. Bunu, bir başarı tablosu olarak kabul edebilir miyiz?! 9 800 Kürt asıllı Türk vatandaşı, bugün, şu anda, Mahmur kampında, PKK’nın denetiminde, dikenli tellerin içinde yaşıyor. Bunlardan isteyenlerin Türkiye’ye gelmesini sağlayabildik mi; sağlayamadık. PKK Bağdat’ta büro açıyor, Kerkük’te büro açıyor, Musul’da büro açıyor, kapattırabiliyor muzuyuz; kapattıramıyoruz. Türkmenlerin durumu perişan, can güvenlikleri yok, demokratik hakları kısıtlanıyor; ne yapabildik; hiçbir şey yapamadık. Telafer’deki durum felakettir; ne yapabildik; hiçbir şey yapamadık. Kırmızı çizgilerimiz kayboldu. Değerli arkadaşlarım, bunları görmek zorundayız.
Kıbrıs’ta, bundan önceki hükümetleri suçladı hükümet, otuz yıldır yanlış iş yapıldı dedi, ne yazık ki, bu dönemde yapılan yanlışların sonuçlarını birer birer alıyoruz. Hükümetin telkiniyle Türkler Kofi Annan Planını kabul etti, Rumlar reddetti. Sonunda, Türkler cezalandırıldı, ambargolar devam ediyor, Rumlar mükafatlandırıldı, AB’ye üye yapıldı. Sayın Başbakan dedi ki “bizden bir daha hiçbir taviz istemeyecekler bunu kabul edersek.” Bütün tavizler Türkiye’den isteniyor. Açıkça bize diyorlar ki, biz hepimiz Rum kesimini Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanıyoruz, siz de normalleştirin, yan isiz de tanıyın. Bunu istiyor Türkiye’den. “Ne mutlu” diyor ki Sayın Bakan, Birleşmiş Milletlere atıfta bulunuyor. Değerli arkadaşlarım, ben mi yanlış anladım acaba; orada yazılan ifade tamamen Rumların görüşüdür. Kıbrıslı Rımlar, öteden beri, Kıbrıs meselesinde, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına ve AB normlarına göre uyulmasını söylüyor. Açın 21 Eylül tarihli karşı deklarasyonu, kelime kelime bunu yazmış. Biz ne istiyoruz; biz, Kıbrıs devletini kuran uluslararası anlaşmalara ve Kıbrıs’ta Türkler ile Rumlar arasında yapılan anlaşmalara uygun olarak çözülsün diyoruz. Bunlara atıf var mı , yok ve biz çok seviniyoruz. Yani, bu olumsuzluklara şaşırmıyoruz, belli tutumları; ama, sevincimize şaşırıyoruz. Yani, bu kadar olumsuz bir şeyi sevinçle karşılamak için çok gayret sarf etmek lazım.
Değerli arkadaşlarım, Yunanistan’la ilişkiler böyledir. Batı Trakya konusunda gerçekten, Sayın Bakan diyor ki, ilerleme kaydedildi. Biz, bir Parlamento heyetiyle Batı Trakya’ya gittik, Batı Trakyalı soydaşlarımızın durumu perişandır. Siz oradaki okullardaki ders kitaplarında “inşallah, insanoğlu yakında aya gidecek “diye yazıldığını biliyor musunuz. O kadar eski kitapları okutuyorlar. Din adamlarımız, hükümetimiz, dinî konuda büyük duyarlılık içindedir: Niçin, Batı Trakya’daki seçilmiş müftülerin uğradığı felaketi hiç dile getirmiyorsunuz, hiç onlara destek olmuyorsunuz. Hapse attılar, bizim seçtiğimiz, halkın seçtiği müftüyü, görevini yapmaya başladı diye hapse attılar, altıbuçuk ay hapiste yattı. Üzerine adam saldılar, onüç yerinden yaralandı İskeçe Müftümüz. Gümülcine Müftümüz İnsan Hakları Mahkemesine gitti, haklı çıktı, uygulanmıyor karar. Beraber camiyi ziyaret ettik AKP’li arkadaşlarımızla, 17 nci Asırdan kalma Osmanlı Camii yerle bir edilmiş, tamirine izin vermiyorlar. Batı Trakya’da durum bu ve biz diyoruz ki, işler iyiye gidiyor. Batı Trakya’da eğitim durumu felaket, dinî durum felaket, halkımızın yaşamı felaket.
BAŞKAN – Sayın Öymen, toparlayalım efendim.
ONUR ÖYMEN (Devamla) – Toparlıyorum.
60 000 soydaşımızı vatandaşlıktan atmışlar, geri almıyorlar. Biz diyoruz ki, işler iyiye gidiyor.
AKP’li bir sayın milletvekilimiz, Gökçeada’ya Yunanlı milletvekillerini getirmiş, ileri adımlar atacağız filan diye sözler vermiş, bizim haberimiz yok. Uluslararası ilişkilerde, değerli arkadaşlarım, karşılıklılık esastır. Sizden bir şey istendiği zaman, siz de ondan isteyeceksiniz. Biz ne istedik ve ne aldık, ki bizden talepleri yerine getireceğiz.
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Hangi milletvekili?..
BAŞKAN – Bakan cevap verecek, sabredin.
ONUR ÖYMEN (Devamla) – Aynı şey, ekümeniklik sıfatı, nasıl kabul edersiniz?! Cumhuriyetten bu yana hiçbir hükümet kabul etmemiş. Sayın Millî Eğitim Bakanı, ruhban okulu konusunda yirmidört saatte çözerim diyor. Sizden önceki bütün hükümetler bu konuda duyarlılık göstermediler mi?! Niçin onların gösterdiği duyarlılığı biz şimdi göstermeyeceğiz?!
Değerli arkadaşlarım, sözlerimi tamamlıyorum. Bu ve buna benzer konularda hükümetin daha dikkatli olmasını tavsiye ediyoruz, daha duyarlı olmasını tavsiye ediyoruz ve ulusal çıkarlar doğrultusunda atacağı her adıma destek vermeyi, şu anda, huzurunuzda taahhüt ediyoruz.
Dışişleri Bakanlığımız mensuplarını kutluyoruz bu çalışmaları dolayısıyla ve şunu da söylemek istiyorum, Dışişleri Bakanlığı mensuplarımızın haklarını uluslararası standarda getirmek için Sayın Bakanı, daha çok gayret göstermeye davet ediyoruz. Özellikle çocukların eğitimi konusunda dünyada en geri durumda olan Dışişleri mensupları, Türk Dışişleridir.
Çok teşekkür ediyorum, Bakanlık bütçesinin hayırlı olmasını diliyorum.


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.