TBMM Genel Kurul, Yurt Dışında Yaşayan Vatandaşların Sorunlarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Verilen Önerge Konuşması

-    TBMM Genel Kurul Tutanağıdır –
CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ ONUR ÖYMEN’in Yurt Dışında Yaşayan Vatandaşlarımızın Sorunlarının Araştırılarak Alınması Gereken  Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Verilen Meclis Araştırma Önergesinin Görüşülmesi Vesilesiyle Yaptığı Konuşma Metni
15 Nisan 2003
İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek ve 20 milletvekilinin, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/8)
- Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa ve 26 milletvekilinin, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/48)
BAŞKAN – Hükümet?.. Burada.
Sayın milletvekilleri, daha önce önergeler üzerinde, Hükümet ve siyasî parti grupları adına, yapılan konuşmalar tamamlanmıştı.
Şimdi, söz sırası, önerge sahiplerinden, İstanbul Milletvekili Onur Öymen’e aittir.
Buyurun Sayın Öymen. (Alkışlar)
Konuşma süreniz 10 dakika.
ONUR ÖYMEN (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunları hakkında bir Meclis araştırması açılması için sunulan önergeleri desteklemek için söz almış bulunuyorum.
Aslında, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sadece sorunlarından bahsetmek, kanaatimce, doğru bir yaklaşım değildir. Bu vatandaşlarımız, bulundukları ülkelerde, Türkiye’yi şerefle temsil etmekte, dürüstlükleri, çalışkanlıkları ve yüksek insanî meziyetleriyle, ülkemiz için bir gurur kaynağı olmaktadırlar ve aynı zamanda Türkiye için büyük bir potansiyel teşkil etmektedirler. O bakımdan, bu önerge çerçevesinde yapılacak araştırmanın, yalnız sorunları değil, vatandaşlarımızın katkılarını da dikkate almasını, incelemesini öneriyorum.
Yurt dışında dört milyona yakın vatandaşımız yaşıyor. Bunların 1,2 milyonu işçi statüsündedir ve Avrupa Birliği ülkelerinde yaşayan vatandaşlarımızın sayısı 3,4 milyona yükselmiştir.
Şunu bilhassa hatırlatmak istiyorum: Örneğin, Almanya’da yaşayan Türklerin sayısı, o ülkede yaşayan toplam AB üyesi ülkeler vatandaşlarından fazladır. Yani, Türkiye’nin yurt dışındaki mevcudiyeti, bu insanlarımız, bu vatandaşlarımız sayesinde gerçekten son derece önemlidir.
Bazıları diyorlar ki: “Türkiye Avrupa Birliğine girerse, serbest dolaşım dolayısıyla Türkiye’deki bütün işsizler Avrupa’ya akın edecektir.” Bu yüzden, Türkiye’nin üyeliğine sıcak bakmayan siyasî partiler var, politikacılar var. Onlara şunu hatırlatmak istiyorum ki, 1960 yılından bu yana, yurt dışına işçi göndermeye başladığımızdan bu yana Almanya’dan geri dönen vatandaşlarımızın sayısı 2 milyonu bulmuştur. O bakımdan, oradaki bütün vatandaşlarımızın sürekli olarak orada kalmak isteyecekleri iddiası doğru değildir. Aynen İspanya’da olduğu gibi, Türkiye’nin Avrupa Birliğine üye olmasından sonra, muhtemelen, oradaki vatandaşlarımız büyük ölçüde geri döneceklerdir. Geçen gün bu konuda yapılan konuşmada Sayın Gülçiçek’in ve Sayın Fatsa’nın değerli görüşlerini dinledim. Pek çoğuna katılıyorum. Yalnız, Sayın Fatsa bir yerde, yurt dışındaki vatandaşlarımıza devlet görevlilerinin yeterince ilgi göstermediklerini söyledi. Yurt dışında görev yapmış bir arkadaşınız olarak devleti iktidara karşı belki savunma mecburiyetini hissediyorum. Gerçek şu ki, yurt dışındaki devlet görevlileri -belki pek nadir istisnalar bir yana- vatandaşlarımızın sorunlarının çözümü için hiç dinlenmeden, hafta sonu tatili yapmadan, bayram tatili yapmadan gece gündüz çalışıyorlar. O bakımdan, o arkadaşlarımızın hakkını vermemiz gerekiyor. Ben kendileriyle her zaman gurur duydum. Bu vesileyle onu ifade etmek istiyorum.
Bir de, vatandaşlarımızın yurt dışında bürokratik engellerle karşılaştıkları iddiası belki bazı münferit durumlarda doğrudur; ama -size bir rakam vereyim- beş altı yıl önce bilgisayar sistemine geçildikten sonra, genelde, artık yurt dışındaki vatandaşlarımız için işlem süresi ortalaması 4 dakikaya inmiştir. O bakımdan, bir başkonsolosluğa giden vatandaşımız, normal bir işlemi varsa 4 dakikada işini bitirip çıkmaktadır. Eleştirilerimizi yöneltirken, bu olumlu tarafları da dikkate almamız gerekiyor diye düşünüyorum.

Bir de, bazı ideolojik nedenlerle, birkısım vatandaşlarımızın devlet dairelerinde yurt dışında dışlandıkları gibi bir iddia ortaya atıldı. Ben de bu iddiayı paylaşmakta zorluk çekiyorum; tam tersine, biz, Türkiye olarak, çizgiyi daima terör örgütlerinin altından çizdik. Teröre bulaşmamış bütün örgütlerimizin, bütün vatandaşlarımızın çalışmalarına devlet destek olmuştur, kapılarımız hep açık olmuştur.
Sayın Fatsa, geçen gün, bazı örgütlerin de katılımıyla Köln’de düzenlenen bir gösteriden bahsetti, çok doğru söyledi; yalnız, eksik söyledi; çünkü, bu gösteri sayesinde, ondan üç hafta sonra, Almanya’nın Türkiye’ye uyguladığı askerî ambargo kaldırılmıştır ve bütün örgütlerimizin bunda büyük katkısı olmuştur. Ben de, buna katılan bütün örgütlere, o vesileyle şükranlarımı sunmuştum.
Tabiatıyla, bazı örgütlerimizin, yurt dışında Anayasamızın çizgisini zorlayan faaliyetleri olduğunu biliyoruz. Bilhassa, laiklik ilkesine uymayan veya Anayasamızdaki diğer bazı temel ilkelere uymayan faaliyeti olan örgütlerimiz var. Tabiatıyla, bunları uyarmak, devlet görevlilerinin görevidir. Nasıl, Türkiye’de bütün vatandaşlarımız, Anayasamızın, temel yasalarımızın kurallarına uymak zorundaysa, yurt dışına çıkan vatandaşlarımızın da aynı özeni göstermeleri gerekiyor. Biz ümit ediyoruz ki, bütün siyasî partilerimiz aynı yolda telkinde bulunsunlar.
Şimdi burada önemli bir noktaya değinmek istiyorum. Biz, yurt dışında vatandaşlarımızın sorunları derken, çoğu zaman, Türkiye’den kaynaklanan sorunlarını düşünüyoruz. Yani, biz, devlet kurumları olarak, kuruluşları olarak, yurt içinde yurt dışında ne eksiklik yapıyoruz ki, bu vatandaşlarımız sıkıntıya uğruyorlar?
Şimdi bu doğrudur; aslında eksiklerimiz var, Türkiye’de de yurt dışında da eksiklerimiz var, bu eksiklerimizi gidermeye çalışmalıyız; ama, mesele bundan ibaret. Aynen Kıbrıs meselesinde olduğu gibi, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde olduğu gibi, meselelerin büyük bir bölümü karşı taraftan kaynaklanıyor. Yani, yurt dışındaki vatandaşlarımız söz konusu olduğunda, bulundukları ülkelerden kaynaklanan çok sorun var. Bizim bunların üzerine dikkatle eğilmemiz gerekiyor. Çifte standartlar var; mesela Hollanda gibi, Danimarka gibi bazı Avrupa Birliği ülkelerinde yaşayan Türk vatandaşları yerel seçimlere katılma hakkına sahipler; ama, başka Avrupa Birliği ülkelerinde değiller. Niçin değiller? Hani Avrupa Birliği her konuda birlik içindeydi, uyum içindeydi; niçin bu ayrım yapılıyor? Bu, önemli bir konudur.

İkincisi, çifte vatandaşlık… Bazı ülkelerde -Türkiye dahil- çifte vatandaşlık yasalarca kabul edilmiş, bazı ülkelerde edilmiyor. Bu yüzden, mesela Almanya’da istisnaî hallerde kabul ediliyor veya bazı grup insanların çifte vatandaş olması kabul ediliyor. Mesela, diyelim ki, Kazakistan’dan Almanya’ya göç etmiş bir Alman vatandaşıysanız, sorgusuz sualsiz iki vatandaşlığı da muhafaza edebiliyorsunuz; ama, Türkiye’ye yerleşmiş bir Almansanız, hem Türk hem Alman vatandaşı olamıyorsunuz veya Almanya’ya yerleşmiş bir Türk`seniz, çifte vatandaşlık yine, istisnaî hallerde veriliyor. İşte, bu araştırma komisyonu kurulduğunda, bu gibi konuların üstüne eğilmelidir, üstüne gitmelidir. Çünkü, çifte vatandaşlık, pek çok sorunu çözebilecek bir anahtardır. Biz, bunu yıllardan beri savunuyoruz; ama, karşı taraf kabul etmediği için, gerçekleştirmekte zorluk çekiyoruz.
Diğer bir konu şudur: Yurt dışındaki vatandaşlarımızın, Türkiye’deki seçimlerde oy kullanmaları. Biz, Türkiye olarak, bunun için anayasa değişikliğini yaptık; ama, yıllardan beri gerekli yasa değişikliğini yapamıyoruz. Niçin; çünkü, Avrupa’da bazı ülkeler, vatandaşlarımızın oradaki konsolosluklarda konulacak sandıklarda oy kullanmalarına izin vermiyorlar, “toplum düzenimiz bozulur” diyorlar. Halbuki, aynı ülkelerde yaşayan başka ülkelerin vatandaşlarına seçme hakkı tanınıyor bu şekilde, sandık koyuyorlar, Türkler koyamıyor. İşte, bunların üstüne gitmek lazım. Size şu kadarını söyleyeyim: Türkiye’de yasadışı terörle bağlantılı bir örgüt, bir sözde parlamento aynı ülkelerde seçim yapacağı zaman, sandık koymasına izin veriliyor; ama, Türkiye’deki seçimler için oy kullanacak Türk vatandaşlarımıza sandık koyma izni verilmiyor. Sıkıntı buradan kaynaklanıyor. İşte, bu örnekleri şunun için söylüyorum ki, Bu Meclis araştırması, ümit ediyorum ki oyçokluğuyla, oybirliğiyle kabul edilecektir; sadece Türkiye’den kaynaklanan sorunları incelemekle kalmasın, başka ülkelerden kaynaklanan sorunları da incelesin.
Değerli arkadaşlar, bu vesileyle, üzücü bir olayı da size hatırlatmak istiyorum. İçinde bulunduğumuz yıl, içinde bulunduğumuz günler, Almanya’da bazı vatandaşlarımızın ırkçı saldırılar sonucunda hunharca öldürüldükleri günlerin onuncu yıldönümüdür. Ne yazık ki, vatandaşlarımız, Türk olmaktan başka hiçbir kusurları olmadığı halde, bazı ırkçı saldırganların şu insanlık dışı saldırılarına uğradılar ve hayatlarını kaybettiler. O tarihten sonra da hem Türklere hem başka yabancılara karşı bu gibi saldırılar sürdü. Niçin bu saldırılar?.. Bu Türkler ne günah işlediler, ne kusur işlediler;

Yabancıların ne kusuru vardı?.. Niçin Türkiye gibi ülkelerde hiç yabancı düşmanlığı yok da bize insanlık dersi vermeye çalışan ülkelerde var?.. Bunları araştırmamız lazım. O bakımdan, sanıyorum ki, bizim araştıracağımız en önemli konulardan biri de bu yabancı düşmanlığı olmalı, bunun sebepleri olmalı, bunun çareleri olmalıdır diye düşünüyorum.
Şunu da bu vesileyle söyleyeyim; bu saldırıya uğrayan vatandaşlarımızın aileleri olağanüstü bir insanlık dersi vermişlerdir yaşadıkları ülkelerde. Solingen’de…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Öymen, size, 1 dakika eksüre veriyorum.
Lütfen, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
ONUR ÖYMEN (Devamla) – Teşekkür ediyorum.
Evlatlarını, torunlarını kaybeden Mevlüde Genç, Almanlar tarafından yılın annesi seçilmiştir; çünkü, Almanlara dostluğun, insanlığın, hoşgörünün ne olduğunu anlatmıştır, on yıldan beri de anlatmaktadır. Bu vatandaşlarımızla gurur duyuyoruz.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bu konularda çok daha kapsamlı bir şekilde görüştüğümüzü ifade edebiliriz. Yalnız, sözlerimi bitirmeden bir noktaya daha değinmek ihtiyacını hissediyorum; o da şudur: Yurt dışındaki vatandaşlarımızın en önemli sorunlarının -belki de- başında eğitim sorunu geliyor. Şu anda yalnız Almanya’da 503 000 Türk çocuğu eğitim görüyor Alman okullarında; çok da başarılı bir şekilde bu eğitime katılıyorlar; yalnız, şunu görüyoruz ki: Üniversiteye gitme oranında, üniversitelere öğrencileri hazırlayan okullara gitme oranında Alman çocuklarının üçte 1′i oranında Türk çocuğu bu okullara, yani gymnasiumlara gidiyor,
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ONUR ÖYMEN (Devamla) – Bitiriyorum.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Öymen.

ONUR ÖYMEN (Devamla) – Acaba, niçin Türk çocukları Alman çocuklarından üçte 1 oranından daha az bu okullara kabul ediliyorlar? İşte, bunları araştırmamız lazım. Kusurun Türklerde olduğuna inanmıyoruz. Türk çocuklarının yeteneklerinin, zekalarının Almanlardan daha düşük olduğuna inanmıyoruz. O zaman bunun sebebini araştıralım.
Geçen gün Sayın Gülçiçek de Sayın Fatsa da bahsettiler, zihinsel özürlü çocukların gittiği okullara giden Türklerin oranı dünya standartlarının iki mislidir. Türk çocuklarının, dünya çocuklarının iki misli zihinsel özürlü olduğunu kabul etmemiz mümkün değildir. Burada da çok ciddi bir sorun var ve benim bildiğim kadarıyla 30 000 civarında çocuğumuz zihinsel özürlüler okuluna gidiyor. Mutlaka bunun üzerine gitmemiz lazım ve bizim tecrübeyle gördüğümüz şu: Bu okullara gidenlerin içinden bazılarının, bırakın normal zekada olmalarını, üstün zekalı oldukları tespit edilmiştir ve geri zekalı çocuklar okulundan çıkarılıp, bazıları üstün zekalı çocuklar okuluna gönderilmişlerdir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun.
ONUR ÖYMEN (Devamla) – Demek ki, bu konuların mutlaka üzerine gitmemiz gerekiyor.
Son olarak da bir cümleyle belirteyim: Yurt dışındaki iş adamlarımızın olağanüstü bir potansiyeli var. Türkiye’nin, şu sırada, ekonomik sıkıntı içinde olduğu, kaynak aradığı bir dönemde bu kaynakları mutlaka değerlendirmeliyiz. Dünyanın en çok yabancı sermaye yatırımı alan Çin’de bu dış yatırımların yüzde 70′i yurt dışındaki Çinliler tarafından yapılıyor. Hintlilerin yurt dışında oluşturduğu bir dernek 11 milyar dolar ciro yapıyor. İşte, biz de yurt dışındaki vatandaşlarımızın bu büyük ekonomik kaynağından yararlanmalıyız.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum; bu Meclis araştırması önergesinin oybirliğiyle kabul edilmesini ümit ediyorum ve bundan, yurt dışındaki vatandaşlarımızın da Türkiye’nin de çok kazançlı çıkacağına inanıyorum.
Saygılar sunarım. (Alkışlar)


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.