Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

CHP İzmir Balçova Örgütü – Cumhuriyet ve Karşı Devrim Konulu Konferans
CHP Genel Başkan Yardımcısı ONUR ÖYMEN’in İzmir Balçova’da yaptığı konuşma
28 Ekim 2006
Teşekkür ediyorum arkadaşlar. Şimdi ikinci dünya savaşının sonunda Marshall planı niye ortaya atıldı. Truman Doktrini nasıl ortaya çıktı. Bunun cevaplarını kısa bir reklam arasıyla vereyim size. Bunu Ulusal Çıkarlar kitabımda ve Silahsız Savaşta uzun uzun anlatıyorum. İşin özü şu; Amerika savaştan bir süre sonra Sovyetler Birliğinin ciddi bir tehdit oluştuğunu gördü ve ona karşı Avrupa’yı ekonomik açıdan güçlendirmeyi, bir denge unsuru haline getirmeyi planladı. Önce bu Marshall planı ve Truman Doktrini ortaya atıldı. Bu çerçeveye Türkiye ve Yunanistan’da dahil edildi. Daha sonrada 1949’da biliyorsunuz NATO kuruldu. 52’dede Türkiye ve Yunanistan NATO’ya girdi. Şimdi yani bu Marshall planının özünde Sovyetler Birliğinin muhtemel bir yayılma hevesine karşı Avrupa’yı güçlendirme yatıyor.
Değerli arkadaşlarım, bu sözü çok duyuyoruz, çok işitiyoruz. Yani buradan şu mesaj verilmek isteniyorsa, bütün sol partiler bir araya gelsin daha büyük bir sol parti oluşsun ve CHP buna öncülük yapsın. Buna kim hayır diyebilir. Biz der miyiz? Sayın Genel Başkanımız defalarca söyledi. Mesela dedi kendimize en yakın parti olarak DSP’yi görüyoruz. Buyursunlar dedi, birleşelim. Yanaşan olmadı. Yani sizin tek taraflı iradenizle nasıl bir evlendi ortaya çıkmazsa tek taraflı arzunuzla da sol birleşmez. Karşı taraf bu niyeti taşıyor mu? Kim kaldı geriye SHP. Biz SHP Genel Başkanına Ankara Belediye Başkanlığını teklif ettik resmen. Daha ne yapabilirdik? Şimdi bakıyım, düşünüyüm filan diye çıktı. Ertesi gün gazeteyi açtık DEHAP’la anlaşmış. Şimdi DEHAP’la kader birliği yapan bir partiyle CHP niye birleşmiyor diye bizi suçlayabilir misiniz, bizi eleştirebilir misiniz? Yani kim kalıyor geriye? %0,3 – 0,5 olan küçücük partiler. Yani bu konuda çok ciddi olmak lazım. Böyle bir kamuoyunda bir hava yaratılıyor. Ondan sonra herkeste bunun peşinden koşuyor. İşte basınında çok olumsuz rolü oluyor. Ciddiye alın, yani kim bizimle birleşmek istedi de biz hayır dedik. İşte YTP çıktı Sayın İsmail Cem birleşmek istedi derhal kollarımızı açtık. Hem kendisini aldık, hem arkadaşlarını aldık, partiye yönetici yaptık. Partisini bizim partiyle birleştirdik, bütünleştirdik. Demek ki, kapalı değilmişiz başkasına. Yani başka kim geldi de biz istemeyiz dedik. Hayır siz gidin, siz onların önünde diz çökün ve onlar sizi kabul etsin. Bu akla aykırı değil mi? Siz solun en büyük partisi olacaksınız, %20 oy alacaksınız, %2 oy almış partinin önüne gideceksiniz, diz çökeceksiniz aman bizi kabul edin. Böyle şey olur mu? Bize resmen teklif ediyorlar açık oturumlarda filan. Efendim seçimlerde siz bizi aday gösterin, biz CHP’den aday olalım ama seçimden sonra serbest olalım eski partimize dönme hakkımız olsun. Bunu kim kabul eder. Medeni bir ülkede böyle şeyler olur mu? Birden çok sol parti olur mu? Olur. Almanya’da yok mu? Var. Almanya’da nasıl oluyor Türkiye’de de olur maalesef. E orada da eski parti genel başkanı gitti başka kurdu. Başka bir grupla birlikte seçimlere katıldı. %8 oy aldılar. Katılmasaydı, eski partide kalsaydı belki bugün sosyal demokratlar iktidardaydı Almanya’da. Başka ülkelerde de oluyor. İnsanlar bir türlü liderlik tutkusundan kurtulamıyorlar işin gerçeği budur. Zamanında nasıl bu söylediğim partiler arasında Kıbrıs konusunda hangi görüş farkı var. AB konusunda hangi görüş farkı var. Ekonomi politikası, çalışma politikası hakkında, IMF politikaları hakkında hangi görüş farkı var bileniniz varsa beni de aydınlatsın. Hiçbir fark yok. Ama ne? Ben lider olmak istiyorum. Buyurun olun. Yani bunun sorumlusu da biz değiliz.
Yani bu partilerin birleşmesi fikri çok güzel, çok cazip gözüküyor. Bizde isteriz, istemez miyiz? Ama gerçekçi olalım bu partiler istemediği için bunu yapamazsınız. Yani onlara bunu söyleyeceksiniz. Niçin koskoca CHP dururken siz hala onlardan oy kopartmaya devam ediyorsunuz. Seçim olacak adam %2 oy alacak. Belki o yüzden ben 15 tane milletvekili kaybedeceğim. İyi bir şey mi olacak. O da hiçbir şey kazanamayacak. Bir tane çıkaramayacak, bende 10 tane, 15 tane, 20 tane kaybedeceğim. Sonuç bu. Hala ısrar ediyor, hala inat ediyorlar. Yanlış olan bu inattır. Diyeceksiniz ki, arkadaş gelin en büyük partinin bayrağı altında birleşin. Zaten hepiniz oradan geliyorsunuz. Hepimizin kaynağı orası. O ona küsmüş ayrılmış, bu buna küsmüş ayrılmış. Şimdi siz ana kaynağa diyorsunuz ki, git onların önünde diz çök, pazarlık yap. Biz mi yapacağız. Yani siz olsanız yapar mısınız? Ne hakla anlaşmış partiyle ben hangi ortak noktada anlaşacağım. İşte o bakımdan bu konular söylenmesi kolay ama yapması o kadar kolay olmayan şeyler.
Biz iktidara geldiğimizde ülkeyi Amerika’dan ve Brüksel’den yönettirmeyeceğiz dediniz. Bakış açınız nedir AB’ye? Değerli arkadaşlar, AB ile tam üyeliği hedefleyen anlaşmayı imzalayan insan bizim eski Genel Başkanımız İsmet İnönü’dür. Bu bizim 1963 yılından buyana izlediğimiz politikadır. Bu politikada güçlükler olmadı mı? Oldu. İnişler, çıkışlar olmadı mı? Oldu. Biz gayet tabi ki, AB’ye eşit haklara sahip, şerefli bir ülke olarak girmek isteriz. Teslim olmuş, en önemli çıkarlarını hiçbir ülkenin vermediği tavizleri vererek teslim etmiş bir ülke olarak girmek istemeyiz. Bu kadar açıktır. AB’nin hukuku neyse uyarız diyoruz. Ama onun dışında bireysel dayatmaları tatmin edeceğiz diye biz ulusal çıkarlarımızdan ve itibarımızdan fedakarlıkta bulunmayız. Yani şu Kıbrıs’ın istediklerinin hiçbiri AB’nin temel mevzuatının gereği değildir. Bize zorla dayatmaya kalkışırlarsa reddedeceğiz bu kadar basittir. Sonunda ne olur? İngiltere’nin başına gelen gelir en kötüsü. De Gaulle iki kere veto etti İngiltere’yi, sonunda İngiltere direndi ve De Gaulle gitti yerine gelen kişi politikayı değiştirdi ve İngiltere girdi.
Olacak budur. Direneceksiniz. Dış politikanın anahtarı direnmektir. Direnemiyorsanız dış politika yapamazsınız. Hiçbir şey anlamıyorsunuz demektir. Yani şimdiki hükümetin en büyük eksikliği o. Direnme gücü yok. Cesareti yok. Hiçbir konuda kararlılık gösteremiyor. Yani bir konuda hayır bu olmaz diyemiyor. Her konuda bakarız, ederiz, yapabiliriz. İşte biz bir adım ilerde gideceğiz, çözümsüzlük çözüm değildir. Bunlar boş laf. Diplomaside böyle laflar yok. Açın bakın diplomasi litaretürünü bundan başka bu kişi söylüyor mu lafları. Çözümsüzlük çözüm değildir diyen bir kişi çıkmış mı? Gayet tabi ki, çözümsüzlük tek başına çözüm olmaz. Meğer ki, daha iyi bir çözüm olanağı olsun. Yani bugünkü durumdan daha iyi bir çözüm olanağı olursa hangi aklı başında insan reddeder. Bugünkündün daha kötü bir duruma bizi götürecekse hangi insan sırf çözüm olsun diye bugünkü kazanımlarını feda eder. Yani diplomasiden hiç anlamayan bir insan bile size bunu söyler. Yani çözüm daha iyi bir çözüm varsa kabul edelim. Daha kötü bir çözüm bugünkünden daha kötüye götürecek çözüm sırf çözümdür diye ben feda etmem. Taviz verilmez mi diplomaside? Verilir. Bir şartla karşılıklı olacak ve dengeli olacak. Sadece siz taviz vereceksiniz, sadece onlar istifade edecek. Böyle şey olmaz. Yani siz kendinizi ikinci sınıf bir devlet gibi görürseniz, bir parya devlet gibi görürseniz. Yani teslim olmaya mecburum ben yoksa suyun üstünde kalamam. Ne isterlerse vermeye mecburum. Onlar büyük devlettir, ben küçük devletin, beni mahvederler. Böyle düşünürseniz bu işi yapmayacaksınız. Başka meslekler var dünyada. Tahsilinize göre bir meslek bulursunuz. Ama siz bu direnci gösteremeyecekseniz bu makamda oturmayacaksınız.
Ne diyor başbakan? Biz diyor Kıbrıs’ta bizden önceki politikaları izleseydik biraz önce anlattım. Nasıl Suriye Lübnan’dan kuzu kuzu çekildiyse bizde Kıbrıs’tan kuzu kuzu çekilirdik. Şu lafa bakın. Cumhuriyet tarihinde bir başbakan çıkmış mıdır kendine kuzu devlet diyen. Kuzu kuzu çekilirmişiz baskı karşısında. Direnirdik diyemiyor. Siz olsanız ne yapardınız arkadaşlar soruyor. Biz olsaydık bizden önceki liderlerin yaptığını yapardık. Türkiye’nin Kıbrıs harekatından sonra Amerika askeri ambargo uyguladı bize ve tam 3,5 yıl biz bu ambargoya direndik. Hemen Türk üslerinden Amerika’nın yararlanmasını yasakladık bir günde. Ve iktidarda Süleyman Demirel bu cesareti gösterdi. Bunlarda hiçbir cesaret yok. Ve sonunda CHP’nin iktidarında Amerika geri adım attı ve bu ambargoları kaldırdı. Almanya bize askeri ambargo uyguladı Alman silahlarını PKK’yla mücadelede kullanıyoruz diye. Biz ne yaptık? 30 bin Türk Köln’de yürüdü. 30 bin Türk. Türkler, Kürtler el ele. Sonra ne oldu? Üç hafta sonra gençler hareket etti dışişleri bakanlığından ve ambargo kalktı. Türk esnafı bu arada vitrinlerden Alman mallarını kaldırdı.
Efendim siz Fransa konusunda, Fransa’nın bu ermeni yasası konusunda ne yapardınız diye soruyorlar arkadaşlar? Size bir örnek daha vereyim. Türkiye ne yapmıştır onu bilin bizim ne yapacağımızı anlarsınız. Tam o sırada Fransa’da Ermeni terörü var, asala diplomatlarımızı, büyükelçilerimizi öldürüyor ve Fransızlarda himaye ediyor bunları açıkçası. Tam o sırada Fransa Türkiye’ye büyük bir proje öneriyor bir milyar dolarlık. Bir nükleer santral projesi. Çok uygun kredi şartları, uygun teknoloji her şey mükemmel. Dışişleri bakanına o zaman gidiyorlar Vahit Hanifioğlu’na bu projeyi sunuyorlar. O da diyor ki, bakın diyor çok güzel proje, tebrik ederim sizi. Fakat diyor siz bu kapıdan çıktığınız anda bende sizin bu projenizi çöp sepetine atacağım. Bunu hükümete teklif bile edemem. Niye? Çünkü diyor siz, Türkiye’ye karşı bu terörü himaye ettiğiniz sürece biz size hiçbir proje vermeyeceğiz diyor. Sonra ne oluyor? 15 gün sonra Fransa eski Galatasaray hocası Cumhurbaşkanın özel temsilcisi olarak gönderiyor Türkiye’ye. Diyor ki, sizden özür dileriz. Cumhurbaşkanı adına söylüyorum yanlış politika izledik. Politikamızı değiştireceğiz. Bundan sonra tek bir diplomatımızı öldürmeyecektir. O günden sonra bir tek diplomatımız öldürülmedi. İşte devletseniz bunu yapacaksanız. O zaman Türkiye’de devlet adamları vardı. Şimdi bunun eksikliğini çekiyoruz. Bugün sizin çektiğiniz bizim çektiğimiz ıstırabın altında bu yatıyor. O devlet adamları gittiler. Bir daha da gelmediler. İşte Türkiye’ye devlet adamı lazım. Her şeyden önce devlet adamı. Sayın Oğuz Oyan’ın söylediği çok değerli düşünceleri not almışsınızdır eminim. Bunları yapacak insan devlet adamıdır. Devlet adamı ancak bunu yapabilir. Ama IMF’den korkacaksınız, AB’den korkacaksınız, ABD’den korkacaksınız, Barzani’den korkacaksınız, herkesten korkacaksınız. O zaman devlet adamı vardı. Atatürk’ün cumhuriyetine çok yazık olur. Devlet adamıysanız korkmayacaksınız. Cesaretiniz olacak. Risk almasını bileceksiniz. Atatürk’ün aldığı riskleri düşününüz. Devletin varını, yoğunu riske atmıştır. Bu riskleri almasaydı bu başarıya ulaşamayacaktı. Sizde risk alacaksınız. Ondan korkarım, bana baskı yaparlarsa çok kötü yaparlar filan. Bunları yapmayacaksınız.
Değerli arkadaşlarım, neden AB Atatürk’ü, Atatürkçülüğü fazla sevmemişti. Bundan sevmiyor. Çünkü Atatürk ve Atatürkçülük Türkiye’nin başkasının çıkarını değil, öncelikle kendi çıkarını korumasını öngörüyor da onun için. Onlar ise teslim olacak adam arıyorlar. Ne zaman bir iktidar iş başına gelecekse o iktidar onların adamı olacak onu isterler. Atatürkçü insan kimsenin adamı olmaz. Türk milletinin adamı olur. İşte biz öyle bir partiyiz. Onun için bizim iktidar olmamız pek çok ülkenin tatlı rüyası değildir. Biz iktidar olursak bu tavizleri verir miydik? Tek taraflı taviz verir miyiz, Türkiye’yi bu duruma düşürür müyüz Kıbrıs’ta, AB’de, Irak’ta, Afganistan’da bu duruma düşürür müyüz? Düşürmeyeceğimizi biliyorlar onun için istemiyorlar. Bakın toplum mühendisliği diye bir şey vardır. Size zannediyorum biraz bahsettim. Toplum mühendisliği başka ülkeyi yönlendirme demektir. İkinci dünya savaşından sonra İtalya’ya üst üste 46 sene Hıristiyan Demokratlar iktidar oldu. Acaba neden? Kendi kendine mi oldu? Orada demokrasi yok muydu, seçim yok muydu? Başka siyasi parti yok muydu? İtalyan halkının gözü kör müydü? Niye 46 sene üst üste sadece Hıristiyan demokratlar iktidar oldu. İşte bunun için. Çünkü onlar büyük bir dış destekten yararlandılar. Japonya’da biliyor musunuz 1958 yılından beri aynı parti iktidarda. Yarım yüzyıl olmuş. Bir türlü rakip parti gelemiyor iktidara. Sosyalist parti bir kere gelecek gibi oldu, içinden böldüler. Bu Sarıgül lafının Japonca’sı nedir bilmiyorum ama orada da böyle işler oldu. Neticede sosyalistler bir türlü iktidara gelemediler. Şimdi muhalefet orada iktidarda liberal parti, muhalefette muhafazakar parti. Şimdi dünyada böyle. Ben Almanya’da büyükelçiyken 16 sene üst üste Hıristiyan demokratlar iktidar oldu. Nasıl oluyor bu? İşte böyle oluyor. Onun için gözümüzü dört açacağız. Dış baskılarla Türkiye’de devletin yönlendirilmesine izin vermeyeceğiz. Atatürk’ü istemiyormuş, Atatürk’ün resminin indirilmesini istiyormuş. Bir tek şey söylersiniz. Hadi canım sende dersiniz yolunuza devam edersiniz.
Gümrük Birliğiyle ilgili bir soru var. Çok haklı bir soru aslında. Gümrük Birliğinin ne hale geleceğini doğrusu Türkiye’de kimse tahmin ediyor. Gümrük Birliği 20-25 sene önce esasları tespit edilmiş bir mutabakattı ve dilimler halinde 22 senede uygulandı, hayata geçirildi ve neticede biz istedik ki, bu gümrük birliğiyle birlikte aynı zamanda yan sanayide, iç hizmetlerde ve tarımda da gümrük birliğine girilme yararı olsaydı. Sayın Oyan’ın biraz önce anlattığı krizler, yatırımlar olmayacaktı. İstemediler, çok direndik biz. Gümrük birliğini yaparken hiç kimseye bizim inşaat firmalarımızda yararlansın, nakliyecilerimizde yararlansın. Bütün AB ülkelerini ikna ettik biri hariç Almanya. Kesinlikle bunu kabul etmediler. Çünkü bizim ne kadar büyük bir rekabet gücüne sahip olduğumuzu biliyorlar. Ben Almanya’da büyükelçiyken bir de baktım ki, Polonya’yla bunlar bir anlaşma imzalamış. Neymiş o? İstisna akdi diyorlar. Yani Polonyalı müteahhit firmalar getirip Almanya’da kendi işçisini getirerek iş yapacak, iş alacak, proje bitince işçisini geri yollayacak. Dedim ki, gittim Almanlara bizde dedim bunu istiyoruz. Olur mu, olmaz mı filan sonra artık Polonya’ya vermişler bu hakkı bize hayır diyemediler. Anlaşma imzaladık. Ama bunlar bir şartla. Aynı anda Almanya’da sizin inşaat firmalarınızın bulundurduğu toplam işçi sayısı 7 bini aşkınca. Topu topu 7 bin kişi koskoca Almanya. 82 milyonluk Almanya’da 7 bin Türk işçisi Türk firmalarında çalışmak üzere Türkiye’den gelecek. Yaptık anlaşmayı. Bir ay içinde bir baktık 60 Türk firması geldi. Takır takır işleri aldılar, inşaatlara başladılar. Bir tanesi 50 milyon marklık, bir tanesi 40 milyon marklık filan. Üzerinden birkaç ay geçti beni davet ettiler dediler ki, kusura bakmayın bu devam edemeyecek. Niye? Alman firmaları çok itiraz ediyor sizin çok yüksek rekabet gücünüz var. E ne olacak? Bu 7 bini 2 bine indireceğiz. 2 bin işçiniz olacak ancak. İşte büyük mücadeleler filan sonunda 2 bin işçiyi kabul ettik çaresiz. Birkaç ay geçti bir daha çağırdılar dediler ki, 2 bin de çok geliyor. Rekabetinden çok şikayet edecekler, bu anlaşmayı sona erdireceğiz. İşte Türkiye bu. Bu kadar büyük bir ülkeyiz biz. Bu kadar büyük bir rekabet gücümüz var bizim. Hiç aşağılık duygusuna kapılmayacağız. Türkiye meyvesi olan bir ağaçtır. Bu kadar saldırıya uğruyorsak meyvesi olan bir ağaç olduğumuz için. Bizim rekabet gücümüzden korktular. Tarımda veriyorlar mı gümrük birliği. Bize vermiyorlar. Hizmetlerde vermiyorlar. İşte tam üye olursak bunların hepsini alacağız. Tarım ürünlerini gümrüksüz satacaksınız. Bugün biliyor musunuz siz Avrupa’ya bir kilo demir ihraç edemiyoruz bir kilo. Peynir sokmak için ödeyeceğiniz gümrük vergisi Danimarka peynirinin, Yunan peynirinin Türkiye’de satışı fiyatından daha yüksekte onun için. Düşünebiliyorsunuz, sokturmuyorlar, yaptırmıyorlar. Bir tek peynir piyasası Avrupa’nın bir milyar dolar bizim için, Türkiye için. Bunu yaptırmıyorlar.
İşte değerli arkadaşlar bunlarla biz mücadele ediyoruz ve edeceğiz. Bu nasıl edilir. Elinizdeki kozları kullanacaksınız. Yani kalkıp da şefaat dileyerek, rica ederek, yalvararak, diz çökerek diplomaside sonuç almanın imkanı yoktur. Hiç kimse almamıştır. Yapacağınız şu; bunu sana vermiyorum. Ha öyle vermiyor musun peki çok teşekkür ederim diyeceksin. İşte üçüncü köprü yapılacakmış o üçüncü köprü ihalesini bizim firmalara verin siz filan. A istiyor musunuz geçen gün siz bir şeyi reddetmiştiniz neydi o filan. Ondan sonra biz halledelim de ondan sonra bunu düşünelim diyeceksiniz. Diplomasi böyle, böyle işler. Kıbrıs’ta bana baskı yapıyorlar. A çok güzel. Sizde o baskı yapan devletin çok önemli bir talebini yerine getirmeyeceksiniz. Uluslararası ilişkilerde kurallar böyle çalışıyor. Manivela yapacaksınız. Manivelanız yoksa en küçük bir taşı yerinden oynatamazsınız. Varsa en büyük kayayı da oynatırsınız. İşte Cumhuriyet döneminde biz manivelayla en büyük taşları oynattık. Şimdiki iktidar ise önünde hiçbir manivela yokmuş zannediyor cesaretle yürüyor. Hiçbir ülkeye, hiçbir konuda ağırlığını koyamıyor, koz kullanamıyor ve Türkiye’yi bugünkü perişan duruma düşürüyor. Hazin olan tablo budur. Kuzey Irak’ta teröristlerle mücadele etmeyelim. Ne kadar güzel etmiyoruz, etmiyor. Bende Habur sınır kapısını kapatıyorum. Sana Türkiye’den lojistik destek sağlamıyorum bu kadar basit. Yapabiliyor musunuz? Yapamıyorsunuz. O zaman konuşmayın. Abdullah Gül diyor ki, mazotunu keseceğiz. Evet direneceğiz. Hadi kes bakalım. Hiçbir şey yapacakları yok. Çünkü cesaretleri yok. Cesareti olan ülkeler daha evvel başarı kazanır. Bu gereksiz kavgacı olmak demek değil. Durup dururken olay çıkartmak değil. Cesaret sahibi olmak, haklı olduğu yerde hakkını korumasını bilmek demektir. Biz bunu yapacağız. Ekonomide de bunu. Arkadaşım anlattı. Cesaret sahibiyseniz bu sorunların hepsini çözersiniz. Bakın demin söyledim bir kere daha söyleyeyim biz kurtuluş savaşından sonra olağanüstü ekonomik güçlükler altında yılda ortalama %10 büyüme hızı sağladık. Dış ticaret açığımız sıfır, cari açığımız sıfır, bütçe açığımız sıfır. Böyle bir ekonomi yönettik ve bunu yapan insanları şimdi kötülüyorlar. 1930 kafası diyorlar. Keşke sizin kafamız 1930 kafası kadar çalışsa keşke.
Değerli arkadaşlar, biz de laf çok ama sizin bütün vaktinizi almayalım. Biz daha buradan Ankara’ya döneceğiz, yarında 29 Ekim’i kutlamak üzere Sayın Cumhurbaşkanımızın davetine katılacağız. Değerli arkadaşlarımla birlikte ve orada Türkiye’yi şerefle temsil eden, Türkiye’nin çıkarını ve itibarını en yüksek değer veren Cumhurbaşkanımızın son Cumhuriyet Bayramı davetine iştirak edeceğiz ve bu bizim için çok büyük bir gurur günü olacaktır. Umarım ki, onun yerine aynı derecede şerefli, Türkiye’nin çıkarlarını aynı cesaretle koruyan ve Atatürk’ün ilkelerini ve dünya görüşünü içine sindirmiş bir Cumhurbaşkanı seçilsin.
Şunu şimdiden bilesiniz ki, oradaki Atatürk’ün koltuğuna biz bir karşı devrimciyi oturtmamak için elimizden gelen bütün gücü kullanacağız. Çok teşekkür ederim.
Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.