Marmara Üniversitesinde Kamunun Yeniden Yapılandırılması ve Kamu Yönetim Reform Yasa Tasarısı Konferansı

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ONUR ÖYMEN’İN
MARMARA ÜNİVERSİTESİNDE
KAMUNUN YENİDEN YAPILANDIRILMASI VE
KAMU YÖNETİM REFORM YASA TASARISI ÜZERİNE YAPTIĞI KONUŞMA METNİ
6 ARALIK 2003

Hükümetçe hazırlanan Kamu Yönetimi Temel Kanun Tasarısı birçok bakımdan yetersiz ve Türkiye’yi çağdaş bir kamu yönetimi yapısına kavuşturma niteliğinden uzaktır. Raporla birlikte sunulan “Değişimin Yönetimi için Yönetimde Değişim” başlıklı belgede yer alan diğer ülkelerden örnekler, son derece sathi, kısıtlı ve içerikten yoksundur. Hükümetin hazırladığı yasa tasarısının esas amacının merkezi yönetimde görünüşte bazı iyileştirmeler yapmak, fakat esas ağırlığı merkezi hükümetin birçok alandaki yetkilerini il özel idarelerine ve belediyelere devretmektir. Pek çok alanda merkezi hükümetin taşra teşkilatları kaldırılmakta, özellikle kültür ve çevre gibi alanlarda merkezi hükümet, hemen hemen tamamen işlevsiz hale getirilmektedir.

Bu genel yaklaşım, Türkiye’nin üniter yapısını zedeleyici, adeta eyalet sistemine veya federal yapıya yönlendirici bir eğilimin başlangıcı sayılabilir.

İl özel idarelerinde veya belediyelerde yetki sahibi olacak siyasi güçlere birçok alanda merkezi hükümetten bağımsız olarak karar alma ve faaliyette bulunma yetkisi tanınmaktadır. Merkezi hükümet ile şu veya bu bölgedeki belediyelerin veya il özel idarelerinin farklı politikalar ve yaklaşımlar benimsemeleri halinde ciddi uyuşmazlıkların ortaya çıkması ve merkezi hükümetin zaafa uğraması ihtimali mevcuttur.

Türkiye, üniter devlet sisteminin yerine yerel yönetimlerin ağırlık taşıdığı bir devlet sistemine geçme yönünde siyasi bir karar vermiş değildir. Ancak bu yasa tasarısı sanki böyle bir siyasi tercih yapılmışcasına bu siyasi tercihin hayat geçirilmesini öngören bir yaklaşımla hazırlanmıştır.

Tasarı bu haliyle yasalaştığı takdirde ileride devletimizin başına çok ciddi sıkıntılar açması ve bazı bakımlardan devletin yönetilemez hale gelmesi tehlikesi mevcuttur. Özellikle, eğitim alanında merkezi yönetimin yetkilerinin kısıtlanması, cumhuriyetin temel gereklerinden biri olan “eğitimde birlik” ilkesini zedeleme istidadındadır.

Bu gözlem ve değerlendirmeler kamu yönetiminde reform ihtiyacı olmadığı anlamına gelmemektedir. Ancak, bu reformun çağın gerekerine, Türkiye’nin katılmak istediği AB’nin temel normlarına ve Atatürk’ün koyduğu temel devlet anlayışına uygun olması gereklidir.

Bu açıdan bakıldığında, yapılması gereken reformun temel özellikleri şunlar olabilir:
•    Reform bir defalık bir yasa değişikliği ile gerçekleştirilecek bir iş değildir. Bunun sürekli olmasını sağlayacak mekanizmalar kurulmalıdır. Örneğin, Fransa’da Başbakanın başkanlığında bütün bakanların katıldığı bir Devlet Reformu Komitesi vardır. Bu komite, her bakanlığın kendi alanındaki reform önerilerini değerlendirerek gerekli yasal düzenlemeleri hazırlar. Ayrıca, sürekli görev yapan bir Devlet Reformu Bakanlığı vardır.

•    Devlet reformu başka ülkelerin bugün ulaştığı düzey hedef alınarak yapılırsa yakın bir gelecekte tekrar çağın gerisinde kalma tehlikesi mevcutur. Zira bu ülkelerde reform süreklidir ve biz onların bugünkü düzeyine ulaştığımzda onlar daha ileri bir düzeye ulaşmış olacaktır. O bakımdan ölçümüz, onların bugünkü standartları değil, ilerisi için öngördükleri hedefler olmalıdır.

•    Merkezi hükümetin çağdaşlaştırılması ile yerel yönetimlere yetki devrinin eş zamanlı olarak yapılması sakıncalıdır. Zira, merkezde gerekli iyileştirmeler tam olarak tamamlanmadan yapılacak yetki devri bazı idari hastalıkların ve eksikliklerin yerel yönetimlere taşınması sonucunu verir. Bunların düzelmesi daha zor ve zahmetli olabilir.

Kuşkusuz, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve daha etkili kılınması Avrupa’daki genel eğilimlere uygundur. Küreselleşmeye paralel olarak yerelleşme de çağdaş anlayışın bir gereğidir. Ancak, bu yapılırken, devletin temel yapısının zedelenmemesi ve tarihten gelen birikimlerinden doğan görev ve sorumluluklarının gözardı edilmemesi gerekir. Bu nedenle, birçok konuda birleşen Avrupa ülkeleri yerel yönetimlerin yetki ve sorumlulukları alanında birbirinden çok değişik yapılanmalara sahip bulunmaktadırlar.

•    Bir devlet reformunda öncelikle yapılması gereken şey, bürokratik formalitelerin azaltılmasıdır. Yasa tasarısında buna yönelik somut hedefler yer almamaktadır. Örneğin, Fransa’da devlet reformunun temel hedeflerinden biri değişen dünya koşulları ve teknolojik olanaklar ışığında artık gereksiz hale gelmiş bazı formalitelerin kaldırılmasıdır. Bu yaklaşımla, Fransızlar bir yıl içinde 300 civarında kamunun önceden izninin alınmasını gerektiren formaliteyi kaldırmıştır. Evvelce, izne bağlı pek çok formaliteyi de sadece bildirime bağlı hale getirmiştir. Örneğin, evvelce Fransa’da bir fabrika kurmak için itfaiyeden ön izin alınması gerekirken şimdi sadece itfaiye teşkilatına bilgi verilmesi yeterlidir.

İtalya gibi AB ülkelerinde çıkarılan reform yasalarında güdülen hedeflerden biri, yatırım kararlarının hızlandırılması için yatırımcıların 40’ı aşkın devlet dairesinden izin alma zorunluluğunun kaldırılması, bütün başvuruların tek bir makama yapılması ve devlet içindeki koordinasyonun o makam tarafından gerçekleştirilmesidir. Böylece, bir yandan yatırım işlemleri hızlanmakta, bir yandan da rüşvet ve suiistimal suçlamaları en aza indirilmektedir.

Hükümetin hazırladığı yasa tasarısında buna benzer sarih ifadelere rastlanmamaktadır.

•    Şeffaflık ve bilgi edinme gibi konulara metinde genel ifadelerle yer verilmekte, bunun hayata nasıl geçirileceği belirtilmemektedir. Oysa, örneğin, Meksika’da bütün kamu ihalelerinin internetle yapılması zorunluluğu getirilmiş ve bu şekilde, rüşvet ve yolsuzlukların büyük ölçüde önüne geçilmiştir.

OECD ülkelerinin tümünü kapsayan bir kamu reformu süreci mevcuttur. Bu çerçevede, her üye ülkenin neler yaptığı ayrıntılarıyla izlenebilmektedir. Diğer ülkelerle kıyaslandığında, Türkiye’nin bu alanda en geri kalan ülkelerden biri olduğu gözlenmektedir.

•    Yasa tasarısında, performans denetimi, ilgili birimlerin bir iç meselesi gibi sunulmakta ve bunun nasıl yapılacağı konusunda hiçbir somut işaret bulunmamaktadır. Oysa, diğer OECD ülkelerinde performans denetimi yasalarla ayrıntılı biçimde saptanmıştır. Örneğin, İngiltere’de kabul edilen sisteme göre her kamu birimine yıllık hedefler verilmekte ve başarı ölçüsü olarak yıl sonunda o hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığı esas alınmaktadır. Hedefe ulaşan yöneticiler ödüllendirilmekte, ulaşamayanlar ise çoğu zaman görevlerini bırakmak zorunda kalmaktadırlar.

Aynı veya benzeri işi yapan kamu kuruluşları arasında kıyaslamalar yapılmakta, başarılı ve başarısız birimler buna göre saptanmaktadır. Ayrıca, özel sektörde geçerli olan toplam kalite standardı ölçüsü devlet kuruluşlarında da uygulanmaktadır.

Yasa tasarısında buna benzer hükümlere rastlanmamaktadır.

•    Kamu yönetiminde verimliliğin arttırılması ve suiistimallerin önlenmesinin en etkili yollarından biri devlet teşkilatında kilit mevkilerde görev yapacak kamu personelinin kalitesinin ve gelir düzeyinin yükseltilmesidir. İngiltere’nin gerçekleştirdiği en önemli kamu reformlarından biri budur. Çıkarılan bir yasa ile beş önemli devlet kuruluşunda görev yapacak kamu görevlilerinin üniversitelerin en başarılı öğrencileri arasından seçilmeleri, çok yüksek maaş almaları, çok kısa zamanda terfi ettirilerek genç yaşta kilit mevkilere getirilmeleri öngörülmektedir.

Böyle bir yaklaşım hükümetin hazırladığı yasa tasarısında mevcut değildir.

•    Tasarıda dikkat çeken başka unsurlar da vardır. Örneğin, bölgeler arasında gelişmişlik farklılığını gidermeye yönelik projelerden bahsedilmekte, ancak Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri olan fertler arasında gelir dağılımı uçurumunu gidermeye yönelik önlemler tasarıda yer almamaktadır. Oysa, devletin en önemli görevlerinden biri gelir dağılım farklılıklarını giderici önlemler almaktır. Bu sayede, AB ülkelerinde fakirlik sınırının altında yaşayanların oranı ortalama %30’dan %7-8’e düşürülmüştür. Bunun için devletin gelir kaynaklarının arttırılması gerekmektedir.

Türkiye’de devletin küçülmesi konusunda yapılan çalışmalar devletin fakirleşmesine yol açmamalıdır. Fakirleşen bir devletin bu önemli sosyal görevini yerine getirmesi mümkün değildir. Merkezi idare birimlerinin, yerel yönetimlerin sorumluluk alanına giren görev ve hizmetler için yerel düzeyde teşkilat kurmaları, ihale ve harcama yapmaları yasaklanmıştır. Bu, federal devletlerde bile örneği pek az bulunabilecek aşırı bir kısıtlamadır. Örneğin, bu yaklaşım benimsenirse,  merkezi hükümetin ülkenin herhangi bir bölgesindeki bir çevre sorunun giderilmesi veya yerel yönetimlerin yetersiz kaldığı bir kültür faaliyetinin düzenlenmesi için harcama yapması olanaksız hale getirilecek; özellikle fakir bölgelerde devletin kültür faaliyetlerini desteklemesi olanaksız hale gelecektir. Böylece ülke içinde zaten büyük bir sorun olan kültür farklılıklarının düzeltilmesi mümkün olamayacaktır.

Yurt dışı hizmetlerinin yürütülmesi ilgili 23. madde de gerçeklikle bağdaşmamakta ve uygulanma şansına sahip bulunmamaktadır. Örneğin, çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarının hangi ülkelerde yurt dışı hizmeti sunacağının Bakanlar Kurulu tarafından belirleneceği ifade edilmekte, bu görevlere Dışişleri Bakanlığı görevlilerinin atanamayacağı veya görevlendirilemeyeceği ifade edilmektedir. Oysa, dünyanın pek çok bölgesindeki dış temsilciliklerimizde sadece Dışişleri elemanları görev yapmakta ve bunlar bütün kurum ve kuruluşlarımızın görevlerini üstlenmektedirler.

•    Halk denetçisi yani Ombudsman sistemi sadece yerel yönetimler için öngörülmektedir. Oysa, AB ülkelerinin hemen hemen hepsinde vatandaşların merkezi yönetimden şikayetlerini dinleyip karara bağlamak üzere kurulmuş halk denetçileri vardır. Türkiye bu sistemi kurmadığı takdirde, yarın AB’ye girdiğimizde vatandaşlar merkezi hükümetten şikayetlerini kendi halk denetçilerimize değil, Avrupa Parlamentosunun Ombudsmanına iletmek gibi bir durumla karşı karşıya kalacaklardır. Yasa tasarısındaki Halk denetçilerinin seçim yöntemi de AB ülkelerininkinden farklıdır. Halk denetçileri oralarda genellikle Parlamentolar tarafından  sadece eski Anayasa Mahkemesi üyeleri veya hukuk bilginleri arasından seçilmektedir. Halk denetçilerinin Avrupa ülkelerinde görevleri sadece idarenin eylemlerinin, hükümetin tasarısında belirtildiği gibi, hukuka uygunluğunu denetlemek değil, aynı zamanda uluslararası andlaşmaları, diğer ülkelerin uygulamalarını ve bu eylemlerin aklın ve sağduyunun ölçülerine uyup uymadığını araştırmaktır. Öyle anlaşılıyor ki, Hükümet tasarısı diğer ülkelerin mevzuatı yeterince incelenmeden hazırlanmıştır.

Tasarıda bazı maddi hatalar da vardır. Örneğin, 53. sayfadaki yazım şekli, Dışişleri Bakanlığı da dahil olmak üzere bütün kuruluşların yurt dışı teşkilatlarının kaldırıldığı ve kadroların iptal edildiği yolundadır. Burada bir maddi hata olduğu anlaşılmaktadır.

•    Diğer ülkelerin yasa tasarılarında kadın-erkek eşitliği her vesile ile vurgulanmaktadır. Bu tasarıda buna yeterince yer verilmediği görülmektedir.

Diğer ülkelerde kamu reformu çalışmalarının en önemli maddelerinden biri bu reformun gerektirdiği finansmanın nasıl sağlanacağı ile ilgilidir. Özellikle, yerel yönetimlerin gelir kaynakları ve bunların yurt içinden ve yurt dışından borç almada tabi olacakları esaslar yasalarla düzenlenmektedir. Bu kanun tasarısında ise bu hükümler bulunmamaktadır. Finansman boyutu sağlam esaslara bağlanmadan herhangi bir kamu yönetimi reformu yasa tasarısının hayata geçirilmesi mümkün değildir.

Özetle, bu yasa tasarısı bir reform kanunu niteliği taşımamakta ve idarenin cumhuriyetin temel yapısı ile ilgili sıkıntılarını bertaraf etme amacı ile gündeme getirdiği bir metin görünümü taşımaktadır. Tasarının baştan aşağıya yeniden yazılması, çağdaş ülkelerdeki reform tasarıları ile uyumlu hale getirilmesi, kamuoyunda ve sivil toplum örgütlerinin katılımıyla kapsamlı olarak tartışılması ve bu şekilde olgunlaştırıldıktan sonra Meclisin gündemine getirilmesi gerekmektedir.


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.