Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

Trabzon İl Başkanlığı – Kıbrıs ve Irak Konulu Panel
Trabzon İl Başkanlığının Düzenlediği Kıbrıs ve Irak Paneli –
25 Ocak 2003
Öncelikle davetleri için Trabzon İl Başkanı Sn. Cafer Hazaroğlu’na içtenlikle teşekkür ediyorum. Ayrıca, Trabzon Milletvekilleri Sn. Şevket Arz ve Sn. Akif Hamzaçebi’ye gösterdikleri ilgi dolayısıyla çok teşekkür ediyorum.
Bu toplantı Türkiye’nin dış politikada önemli kararlar arifesinde olduğu bir döneme rastgelmiştir ve böyle bir dönemde görüşlerimizi Trabzon’daki hemşerilerimizle paylaşmak benim için özel bir anlam taşımaktadır.
Zira Trabzon daima milli davalara sahip çıkmış bir ilimizde ve Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Trabzon Milletvekilleri Türklerin ulusal çıkarlarının korunmasında daima ön safhada yer almıştır.
Trabzon’nun benim için de özel bir önemi var. Bildiğiniz gibi benim ailem de Trabzon kökenlidir ve bununla her zaman gurur duymuşumdur.
Halen ailemin bazı fertleri bu güzel ilimizde yaşamaktadır ve Trabzonlu olmanın mutluğunu taşımaktadırlar. Bugün sizlerle Kıbrıs ve Irak’daki son görüşmeler hakkında bazı görüşlerimi paylaşmak istiyorum. Bu görüşler CHP tarafından bizzat Sn. Genel Başkanın ağzından TBMM’de ve CHP grubunda ifade edilen temel politikalar doğrultusunda oluşturulmuş düşüncelerdir. CHP diğer milli konularda olduğu gibi Kıbrıs ve Irak konularında da büyük bir duyarlık içindedir ve Türkiye’nin çıkarlarının korunması için büyük bir çaba göstermektedir.
Soru: Efendim siz Dışişleri Bakanlığında yıllarca hizmet ettiniz. Türkiye’nin dış politikasının belirlenmesinde görev aldınız. Şu anda da bir Milletvekili olarak olayları Parlamento’dan izliyorsunuz. Kıbrıs konusunda AKP yönetiminin farklı farklı açıklamaları oldu. Bülent Arınç bazı insanların satın alındığını, Denktaş’a destek çıkmak gerektiğini söylerken, Sn. Tayip Erdoğan statükocu anlayışın değişeceğini Kıbrıs’da farklı bir politika izleneceğini söyledi. Ya da AB Kıbrıs konusu bir bütünlük içinde ele alınmalıdır gibi sözler oldu. Siz bunları değerlendiriyorsunuz? Politika nasıl gidiyor? 28 Şubat’a kadar ne olacak?
O.Öymen: Evet, şimdi dış politikada en önemli hususlardan biri tutarlılık ve sürekliliktir. Hükümetler değişir ama dış politikaların ana unsurları değişmez. Çünkü dış politikanın ana unsurları ülkenin çıkarlarına dayalıdır. Ülkenin çıkarlarından kaynaklanmaktadır. Ülkenin ulusal çıkarları değişmeyeceği için iktidarların değişmesiyle dış politikalarda önemli değişiklikler görülmez. Bütün dünya’da bu böyledir. Ve hiçbir hükümet işbaşına gelince daha önce izlenen temel dış politika yaklaşımlarının dışında hareket etmemiştir.
AKP iktidarı maalesef böyle bir yanlış yapmıştır ve kendisinden önce gelen iktidarların Kıbrıs gibi milli bir davada izledikleri politikaların yanlış olduğunu söylemiştir. 30-40 yıl yanlış iş yapıldığını söylemiştir. Bence bu çok büyük bir hata olmuştur. Karşı tarafa koz vermiştir. Kıbrıs Türk tarafının müzakere pozisyonunu zayıflatmıştır. Bazı çelişkiler de ortaya çıkmıştır. Bazı açıklamalarda Milli Güvenlik Kurulu açıklamasındaki olan Sn. Başbakan, Milli Savunma Bakanı ve Dışişleri Bakanı da katılmaktadır. MGK açıklamasında Türkiye’nin Kıbrıs politikasının değişmeyeceği belirtilmiştir. Değişmediği belirtilmiştir. Sn. Denktaş’a destek olunacağı belirtilmiştir. Dışişleri Bakanı Meclis Dışişleri Komisyonunda Kıbrıs politikasının değişmediğini söylemiştir. Fakat ondan birkaç gün sonra Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Kıbrıs politikasının yeni ve gerçekçi bir zemine oturacağını belirtmiştir. Ve Kofi Anan planının esasına göre Kıbrıs politikasının gözden geçirileceğini söylemiştir. Bunlar çok ciddi çelişkilerdir. Ve bunlar dış politikada hükümeti yıpratmaktadır. O bakımdan biz hükümetin daha dikkatli , daha ciddi bir yaklaşım belirlemesini istiyoruz. Kıbrıs konunda Türkiye’nin temel yaklaşımları TBMM’nin 1997 ve 1999 yıllarında oybirliğiyle aldığı bazı kararlarla dünya’ya ilan etmiştir. Şimdi bu kararların, bu temel politikaların ayaküstü verilen demeçlerle, basın toplantılarıyla değiştirilmesi mümkün değildir. Eğer hükümet şu veya bu nedenle dış politikada, Kıbrıs politikasında belli değişiklikler yapmayı düşünüyorsa yapılacak iş Meclis’e gelmektir, bunu Meclis’de tartışmaktır ve gerekiyorsa Meclis’de yeni bir karar almaktır. Ama bu yapılmadan ayaküstü basın toplantılarıyla Türkiye’nin en temel politikalarından biri olan Kıbrıs politikası değiştirmeye çalışmak son derece yanlıştır. Bir noktayı daha işaret edeyim. Bu konu biraz gözardı edildi. Sn. AKP Başkanı şimdiye kadar izlenen Kıbrıs politikalarının yanlış olduğunu söyledi. Bunu nereden biliyor? Acaba şimdiye kadar Kıbrıs konusun da devletin gizli evraklarını okumuş mudur? Milli siyaset belgelerini okumuş mudur? Bir Milletvekili olmayan, Bakan olmayan, Hükümet sorumluluğu taşımayan, devletin üst kademelerinde bulunmayan birisinin bu belgeleri okuması yasalara göre mümkün değildir. Eğer okumuşsa yasaları ihlal etmiştir. Okumamışsa devletin politikalarını ve ona onay veren ana unsurları bilmeden bütün izlenen politikaların yanlış olduğunu nasıl söyleyebilir. Bütün bunlar ciddi sorulardır ve üzerinde durulması gereken noktalardır.
Soru: Efendim 28 Şubat’a kadar sizce ne olacak?
O.Öymen: 28 Şubat’a kadar bir çözüm bulunması ihtimali zayıftır. Çünkü BM Genel Sekreterinin planının ana felsefesi, temel yaklaşımı Türk tarafınca kabul edilebilecek nitelikte değildir. Çünkü bu planın en önemli eksikliği şimdiye kadar Kıbrıs meselesinin görüşüldüğü, hemen hemen bütün toplantılarda, bütün anlaşmalarda, forumlarda kabul edilen iki kesimlilik ilkesini ortadan kalkmasıdır. İki kesimlilik 1975 yılında Denktaş ile Klerides arasında yapılan bir anlaşmayla tesis edilmiştir. Kuzey’di Rumlar güneye, Güneydeki Türkler Kuzeye gönderilmiştir. Böylelikle iki toplum yan yana barış içinde yaşama olanağına kavuşmuştur. Şimdi ise Kofi Annan Planı gene yeniden iki toplumu iç içe yaşama zorunda bırakmaktadır. Bazı kantonlar oluşturulmasını önermektedir. Bunlar şimdiye kadar izlediğimiz politikanın ana unsurlarıyla taban tabana zıttır. Ve şimdiye kadar Denktaş- Makarios, Denktaş-Kipriyanu gibi Kıbrıs konusunda yapılmış olan birtakım anlaşmalara da ters düşmektedir. O bakımdan bu temel özelliği değiştirilmeden, toprak düzenlemeleri ile ilgili aşırı önerileri düzeltilmeden, makul seviyeye indirilmeden Kıbrıs Türklerinin güvenlik çıkarlarını, Türkiye’nin güvenlik çıkarlarını, Türkiye’nin 1960 anlaşmalarından kaynaklanan garantörlük haklarını tam anlamıyla koruyacak bir yapıya kavuşturulmadan bu planın kabul edilmesi mümkün değildir.
Soru: Efendim, bir de şu söyleniyor. Bu Kofi Annan Planı uygulandığı takdirde, Kıbrıs’ın bir Kosova örneğinde olduğu gibi ya da bir Bosna örneğinde olduğu gibi karışacağı, yine eski katliamların yaşanacağı söyleniyor. En iyi çözümün şu andaki çözüm olduğu söyleniyor.
O.Öymen: Doğrudur. Eski Kıbrıs Rum Dışişleri Bakanı Rolandis bile birkaç yıl önce Kıbrıs televizyonuna verdiği bir mülakatta iki toplumun iç içe yaşamak zorunda bırakılmasının çatışmalara yol açacağını hatta ölümcül çatışmalara yol açacağını söylemiştir. İki toplum arasında kin ve nefret duygularının yerleşmesine yol açacağını söylemiştir. O bakımdan bu planın bu yönü iki toplumu yeniden iç içe yaşatama önerisi son derece sakıncalıdır. Ve Kıbrıs Türklerinin güvenlik çıkarlarına zarar verecektir. Maalesef Kıbrıs Rum kesiminde bir uzlaşma kültürü gelişmemiştir. Tam tersine 1974 yılından beri Makarios’un önerdiği yol Kıbrıs Rumlarına Türklerle uzun vadeli mücadele yoludur. Daima Türkiye’nin uluslararası alandaki menfaatlerini tahrip etmeye çalışmışlardır. Kıbrıslı Türkleri baskı altına almaya çalışmışlardır. Tüm lobileri vasıtasıyla Amerikan Kongresinin Türkiye’ye dört yıl süreyle askeri ambargo uygulamasını sağlamışlardır. Ve yeni kuşakları Türk düşmanlığı ile yetiştirmişlerdir. Burada en büyük sorumluluk taşıyan kurumlardan biri de Kıbrıs Rum Ortodoks kilisesidir. Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesinin Başkanı Rusosdomos sürekli olarak bir federasyon fikrine karşı çıkmakta, farklı dinlere ve ırklara mensup insanların aynı federasyon çatısı altında yaşayamayacağını savunmaktadır. Aynı zamanda Atina’daki Yunan Ortodoks kilisesi de bir yakınlaşmayı güçleştirecek katı, radikal bir yaklaşım içindedir. Daha birkaç gün önce Yunan Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Hristodulu verdiği bir demeçte Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine açıkça karşı çıkmış, Türkiye’nin Avrupa kültürüne verecek hiçbirşeyi olmadığını iddia etmiş ve geçen Pazar günü Atina’da bir ayinde yaptığı konuşmada Türkiye’nin Avrupa’daki varlığının sadece barbarlık, kan ve yağmalama şeklinde olduğunu iddia etmiştir. Karşı taraftaki yaklaşımlar bunlardır. Ve Kıbrıs Rum halkını Türkiye’ye karşı yönlendiren bu odaklar mevcut oldukça, hala Eoka mensupları Güney Kıbrıs’da serbestçe örgütlendikçe bunların yayın organları serbestçe faaliyet gösterdikçe, Enosis yanlıları hala aktif bir şekilde çalıştıkça iki toplum arasında bir uzlaşma son derece zor olacaktır. O balımdan şimdi artık her şeyin değiştiğini, özellikle Kofi Annan Planından sonra iki toplumun iç içe yaşayabileceğini savunanların Kıbrıs Rum Kesiminde son günlerde yapılan mitinglerde söylenen sözlere de kulak vermeleri lazımdır. Bu mitinglerde Rum militanlar sınırımız Girne’dedir. Kıbrıs Elendir. Federasyonu imzalayacak olanları tarih utançla yazacaktır gibi sloganlar atmışlardır. İşte Kofi Annan Planı bu gibi düşüncelere sahip insanların da Kuzeyde Türklerle iç içe yaşamasına olanak verecektir. Üstelik haritada gözüken sınır tamamen sanal bir sınır olacaktır. Bu sınırı hiçbir kuvvet korumayacaktır. Bugün bu sınırı korumakla görevli olan Kıbrıs Barış Kuvvetleri, Kıbrıs Türk Güvenlik kuvvetleri lağvedilecek, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri de sayıları bugünkünün 6/1 ne yaklaşık indirilerek kışlaların içine hapsedilecektir. Böyle bir yaklaşımla Kıbrıs meselesini çözmek mümkün değildir.
Soru: Efendim bu Güney Kıbrıs Rum kesiminin artık Avrupa Birliğine alınacağı kesinleşti. Bunun Gümrük Birliği Anlaşması döneminde sürecinde bu kararın önünün açıldığı söyleniyor. O zamanki Dışişleri Bürokratları ya da o günkü hükümet suçlanıyor. Böyle bir hata yapılmış mıdır acaba efendim?
O.Öymen: Şimdi Kıbrıs’ın Türkiye’den önce Avrupa Birliğine üye yapılması Kıbrıs Devletini kuran 1960 tarihli Londra ve Zürih anlaşmalarının açık bir ihlali olacaktır. Çünkü bu anlaşmalar Kıbrıs’ın Türkiye ve Yunanistan’ın aynı zamanda üye olmadığı bir milletlerarası kuruluşa üye olamayacağını söylemektedir. Bu konuda elimizde görüşme zabıtları vardır. Uluslar arası hukukçuların raporları vardır. AB’nin bunu hiçe sayarak bunları Türkiye’den önce üyeliğe kabul etmesi hukuka aykırıdır, anlaşmalara aykırıdır. İşi bir bu tarafı var. İkinci tarafı şudur: Eğer Rumlar AB zirvesinde alınan karar uyarınca Türkiye’den önce üye yapılırsa ilerde Türkiye’nin üyeliğinde hatta Türkiye’ye müzakere tarihi verilmesinde veto hakkına sahip olacaklardır. Yani Türkiye’nin üyelik süreci tanımadığımız, meşru saymadığımız bir yönetimin insafına terk edilmiş olacaktır. Bu da yanlıştır ve bu konuda Türkiye şimdiye kadar demin söylediğim gibi Kıbrıs’ın üyeliğine karşı çıkmakla birlikte bu konuda maalesef yeterince devletin ağırlığını koyarak bir mücadele ettiğimizi söyleyemeyiz. Bu bizim öncelikli hedeflerimizden biri olmalıydı. Nasıl devlet ağırlığını koyarak S-300 füzelerinin Kıbrıs’a yerleştirilmesine karşı çıktıysa buna da karşı çıkmalıydık. Dolayısıyla şunu da ilave edeyim demin söylediklerime Kıbrıs Rum tarafının bir uzlaşmadan ziyade bir çatışmaya bir mücadeleye hazırlandığının bir mücadeleye hazırlandığının işaretlerinden bir de son zamanlarda Kıbrıs Rum kesiminin Rusya’dan saldırı helikopterleri alması olmuştur. Türkiye buna itiraz etmiştir. Fakat bu itirazlara rağmen bu helikopterler alınmıştır. Kimse bunları engelleyememiştir. Kimse bunları durduramamıştır. Bu kötü onların niyetlerini ortaya koyuyor. Şimdi Kıbrıs’ın Kofi Annan planı ile silahsızlandırılacağından söz ediliyor ve bu gibi sakıncaların olmayacağı söyleniyor. Şu unutulmasın ki Ege adaları da uluslar arası anlaşmalarla silahsızlandırılmıştı. Zaman içinde Yunanistan bunları silahlandırdı ve Türkiye için bir tehdit unsuru haline getirdi. Şimdi Rum kesiminde kalacak bölgelerin Kıbrıs’ın Karpaz burnu eğer Rumlara bırakılırsa Kofi Annan planındaki gibi ilerde silahlandırılmayacağının hiçbir garantisi yoktur. Türk hükümetinin bu konularda çok dikkatli, çok duyarlı olması lazım.
Soru: Gümrük Birliğinde hata var mıydı efendim Anlaşma sırasında?
O.Öymen: Gümrük Birliği sırasında Türkiye benim bildiğim kadarıyla Rumların üyeliğine razı olacağını söylememiştir. Tam tersine o zamanki Dışişleri Bakanımız Sn. Murat Karayalçın’ın aksi yönde yapılmış beyanı var Gümrük Birliği’nin imzalanması sırasında. Onay sırasında Dışişleri Bakanlığı’nın benim Müsteşarlığım dönemimde yapmış olduğu açıklamalar var. Türkiye’nin Kıbrıs politikasında hiçbir şekilde değişmediği ve AB ile Gümrük birliğinin bunu değiştirmeyeceği yönünde çeşitli beyanlarımız var. Aksi yöndeki iddiaları savunanların bunu belgelemesi gerekiyor. Bizim bildiğimiz hiçbir yerde, hiçbir belgede biz görmedik. Türkiye’nin buna razı olduğunu belirten bir işaret yoktur. Ama AB’nin kendisi yani Türkiye’nin onayı olmadan aldığı kendi kararların başka yönde olduğunu zaten biliyoruz. Çünkü AB yetkilileri Kopenhag Zirvesi öncesinden önce de, Kıbrıs meselesi çözülmese de Rumların üye yapılacağını söylemişlerdir. Bu da bir çelişkidir. Çünkü Kıbrıs meselesinin çözülmesi bazı AB ülkelerince Türkiye’nin üyeliği önünde bir engel oarak gösterilirken Kıbrıslı Rumlar için bir engel gösterilmemiştir. Yani ve Rumların ve Yunanistan’ın doğurduğu Kıbrıs meselesi vaktiyle Yunanistan üye olurken de engel sayılmamıştır. Bugün Kıbrıs rumlarının üye yapılmasına engel sayılmamaktadır. Ama Türrkiye’nin üyeliği gündeme gelince bir engel olarak gösterilmek istenmektedir. Bu çok açık bir çifte bir standardır, haksızlıktır, insafsızlıktır ve Türkiye bunu kabul edemez. Bu gibi haksızlıklarla mücadele edecek gücü olmalıdır Türkiye’nin. İradesi olmalıdır, cesareti olmalıdır. Ne yazık ki son zamanlarda iktidar mensuplarının verdiği bazı beyanlar Türkiye’nin bu gibi haksızlıklara, bu gibi çifte standardlara, bu gibi baskılara ve dayatmalara karşı yeterince mücadele azminin olmadığı izlenimini uyandırmaktadır. İnsallah bu izlenim yanlıştır ve Hükümet Türkiye’nin çıkarlarının ve kıbrıs Türklerinin çıkarlarını koruyacak cesarete sahip olduğunu kanıtlar.
Soru: Efendim bu söylediklerinizden şöyle bir sonuç çıkartıyorum, bilmiyorum yanılıyor muyum? Türkiye AB trenini son olaylardan sonra kaçırdı gibi bir sonuç çıkıyor.
O. Öymen: Şimdi Türkiye eeğer gerçekten kendi tarihine yakışan bir yaklaşımla, özellikle cumhuriyet döneminde kararlılıkla, cesaretle dış politikasını sürdürmelidir. Haksızlıklara mücadele edebileceğini gösterirse tren kaçmış sayılmaz.
Soru: Ama 28 Şubat’a kadar bir süre var.
O. Öymen: 28 Şubat süresi tamamen hayali bir süredir. 28 Şubat tarihinin AB ile hiçbir ilişkisi yoktur. 28 Şubat Klerides’in görevinin sona ereceği tarihtir ve öyle anlaşılıyor ki burada amaç Klerides’i kurtarmaktır, Klerides’i Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturtmaktır ve bunun için o tarihten önce bir çözüm bulunması öngörülmektedir. Zira plan mevcut Cumhurbaşkanlarıyla kurulacak, başlayacak bir mekanizmadan söz etmektedir. Bunu dışında 28 Şubat AB açısından yaklaşan bir tarih değildir. AB ile Genişleme Anlaşması 16 Nisan tarihinde imzalanacaktır.
Soru: Efendim ben farklı bir konuya geçmek istiyorum. Irak. Irak’a muhtemel bir operasyondan bahsediliyor. Başbakan Abdullah Gül bir barış turuna çıktı, müslüman ülkeleri ziyaret etti, toplam beş ülke ve İstanbul’da dün bir deklarasyon yayınlandı. Bunlar nasıl efendim? Bu iyi bir sonuç verir mi?
O.Öymen: Şimdi barışın korunması için Türkiye’nin aktif bir politika izlemesi doğrudur. Türkiye tribünde oturarak, sadece barıştan yana olduğunu söyleyerek bir çözüme katkıda bulunamaz, barışın korunmasına yardımcı olamazdı. Biz evvelce bunu defalarca söyledik. Bu bakımdan Sn.Başbakan’ın bazı ülkeleri ziyaret ederek aktif biçimde çözüm arama gayretine girmesi ilke olarak önemlidir. Yalnız burda bu çalışmayı yaparken dikkat edilecek nokta; temas edilen ve işbirliği yapılması öngörülen ülkelerin gerçekten Irak üzerinde etkili ülkeler olması ve kendielrinin de füzelerin ve kitle tahrşp silahlarının üretimi ile itham edilen ülkeler arasında bulunmamasıdır. Aksi takdirde yapacağınız etki sınırlı etkidir. İstanbul’da yapılan toplantıda Irak’a doğru mesaj verilmiştir. Irak’ın BM Güvenlik Konseyi kararlarına uyması istenmiştir. BM Denetçileri ile işbirliği yapması istenmiştir. Bu doğru bir mesajdır ama İstanbul toplantısının başarılı olup olmadığı ne sonuç vereceğine bağlıdır. Eğer bu çağrı gerçekten Irak üzerinde etkili olurve Irak BM ile tam bir işbirliği yaparak bir savaşın ortaya çıkmasını veya meydana gelmesini önleyecek adımlar atarsa bu Türkiye açısından da, İstanbul Konferensına katılan ülkeler açısından da bir başarı sayılabilir. Ama Irak bu bildiriyi yeterince önemsemezse, eğer orada önerilen şekilde adımlar atmazsa o zaman bu iyi niyetli bir barış çağrısı olmaktan öteye gitmeyecektir. Bu gibi konferansların toplanması önemlidir, yararlıdır ancak bunların ne dereceye kadar etkili olduğu vereceği sonuçlardan anlaşılır.
Soru: Efendim İstanbul Konferensında Irak’ın birtakım adımlar atması gerektiği söylendi. Ancak ABD’nin herşeye rağmen Saddam olduğu sürece orayı vuracağı ifade ediliyor. Buna bir çözüm olarak Saddam’ın sürgüne gönderilmesinin söz konusu olduğu söyleniyor. Sizce Irak bunu, Dışişlerinde bu kadar çalışmışsınız, öngörülü olarak soruyorum. Saddam Irak’dan gider mi? Yoksa ABD Irak’ı vurur mu herşeye rağmen?
O.Öymen: Şimdi, ABD’nin büütn politikasını Saddam Hüseyin’in gidip gitmemesine bağlaması kendisiyle çelişkiye düşmesi anlamına gelir. Çünkü ABD’nin iddiası Irak’ın kitle tahrip silahlarını ve menzili 150 km’yi aşan füzeleri BM kararlarına aykırı bir biçimde elinde bulundurduğu iddiasıdır. Eğer Irak bu liderle veya başka liderliğin altında ABD’nin iddia ettiği şekilde, eğer doğruysa bu iddia, aynı silahları muhafaza ederse ABD’nin gerekçesi değişmiş olmayacaktır. Yani bütün bu operasyon, bütün bu çalışmalar birtek kişinin görevde olması veya olmaması ile bağlantılı kılınırsa burada bir öelişki ortaya çıkar. Şimdi burada önemli olan şudur; Irak gerçekten BM Kararlarını şimdiye kadar ihlal ettiyse, ki 1441 sayılı Güvenlik Konseyi Kararı bunu söylüyor. Bunun düzeltilmesi lazım, yani Irak’ın tam bir işbirliği yapması lazım. Ve elinde hala sakladığı silahlar ve füzeler varsa bunları BM’e deklare etmek lazım. Bunu yapmadığı takdirde, lider kim olursa olsun, Irak BM Güvenlik Konseyini ihlal etmeye devam edecektir. Yok eğer, BM’lerin yazdığının aksine Irak ihlal etmiyorsa o zaman bunu kanıtlamak durumundadır. BM denetçileriye tam bir işbirliği yapılmasına bağlıdır. BM kararında mesela bu silah üretşimi programında çalışan bilim adamlarıyla Irak’da ve yurt dışında serbestçe görüşülmesi öngörülmektedir. Bu tam olarak sağlanmış mıdır? Bunları göreceğiz, bütün bu konularda bir yargıya varmadan önce. Burada önemli olan BM denetçilerinin 27 Ocak’da verecekleri rapordur. Bu raporu görmeden bir yargıya varmak mümkün değildir.
Soru: Efendim bir de Kuzey Irak’dan veya ABD’nin Kuzey Irak’a olan ilgisinden bahsediyor. İşte bir fotoğrafın olduğu söyleniyor ABD’liler ile PKK’lıların birlikte. Size böyle duyumlar birtakım geldi mi efendim?
O.Öymen: Bize bu konuda bilgi gelmedi. Hükimetin elinde böyle bilgiler olup olmadığını bilmiyoruz. Ama varsa bizimle bu bilgileri paylaşmamıştır. Bu bakımdan bizim açımızdan bu gibi iddialar sadece basında yer alan birtakım iddialardan ibarettir. Biz ABD’nin PKK ile mücedele konusunda şimdiye kadar Türkiye ile işbirliği yaptığını biliyoruz. PKK’yı Avrupa ülkelerinden önce yasaklayan ABD’dir. HADEP zira yasaklanmıştır, bunların mallarının dondurulması kararlaştırılmıştır. Şimdi ABD kendi yasalarıyla yasaklığı bir örgüt ile ilişki içine girerse önce kendi yasalarını ihlal etmiş olur. Biz ABD Hükümetinin bu yöne gideceğine ihtimal vermek istemiyoruz. AB’den daha yakın bir işbirliği göstermiştir ABD son zamanlarda Türkiye ile terörle mücadele konusunda. Bu bakımdan bir taraftan bunu yaparken bir taraftan da terör örgğtleriyle temas ve işbirliği yoluna gitmesi çok şaşırtıcı olur. Biz ABD’den bunu beklemiyoruz.
Efendim çok teşekkürler.
.
Ben çok teşekkür ediyorum.
Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.