Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

ART – Balyoz Darbe Planı İddiaları Hakkında
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
ART’ye Verdiği Mülakat
26 Ocak 2010
Sunucu: Sayın Öymen, son günlerde Taraf gazetesinde yer bulan Balyoz Darbe Planı iddiası ile ilgili korkunç senaryolar ortaya atıldı. Camilerin bombolanmasından kendi uçaklarımızın düşürülmesine ve suikastlara varan çeşitli iddialar gündeme geldi. Siz bunları ilk okuduğunuz zaman zihninizde nasıl bir algı oluştu?
Onur Öymen: Daha önce de buna benzer senaryolar ortaya atılmıştı ve hepsi asılsız çıkmıştı. Biz bu iddiayı son derece abartılı, hayal ürünü olan bir proje gibi algıladık. Nitekim iddiaların gazetede yayınlandığı günden bu yana ortaya bir kanıt çıkarılamadı. Fakat daha çok dikkatimizi çeken, Sayın Başbakan ve kabinesinin bu iddiaları gerçekmiş gibi hemen kabul edip, demokrasinin faziletleri konusunda nutuk atmaları oldu. Yani “Bu iddialar doğrudur. Doğruluğuna biz de inanıyoruz. Bizim partimiz bu olaylar karşısında mağdur duruma düşürülüyor” diyorlar. Üstüne üstlük “Biz demokrasiye bağlıyız ve onu yaşatacağız” gibi laflar söylüyorlar.
Bu iddiaları ciddiye almak için insanın çok geniş bir hayal gücünün olması gerekir. Türk ordusunun camileri bombalayacağını düşünebiliyor musunuz ? Bu, akla hayale gelmeyecek bir iddiadır. Ya da kendi uçağımızı düşürecekmişiz. Böyle bir şey mümkün olabilir mi? Dünyanın hangi yerinde buna benzer bir olay yaşanmıştır? Bir ordu, bile bile kendi alanlarını ve kutsal mekanlarını hedef alacak, onları bombalayacak ve yüzlerce ibadet insanını öldürecek. Niçin? İddia edildiğine göre bunu belirli bir siyasi çıkar sağlamak ve kaos yaratmak için yapacaklarmış. Böyle bir ortamdan yararlanıp darbe yapmayı planlamışlar. Bunlar akla uygun gelmeyen iddialardır.
Bizim asıl sorduğumuz soru; nasıl oluyor da Hükümet bunları ciddiye alabiliyor? Bu iddiaları ortaya atanları ve bunu tezgahlayanları araştıracağı yerde, Hükümet bu iddiları kabul etmeyi tercih ediyor. Esas dikkat çekici olan budur. Biraz önce Genel Başkanımız Meclis grup toplantısında bu konu ile ilgili bir açıklama yaptı. Bir önceki olayla ilgili de ıslak imza iddiasında bulunmuşlardı. Hükümet hemen iddianın üstüne atlayıp suç duyurusunda bulunmuştu. Fakat sonucunda hiçbir şey çıkmadı. O iddiada söz konusu olan kişi şu an görevinin başındadır.
Sunucu: Bu iddiaları ciddiye alan bazı basın mensupları da var.
Onur Öymen: Var ama şimdiye kadar bu iddiaların hiçbirinden bir netice alınamadı. Sayın Arınç’a yapılacağı söylenen suikast iddiasına ne oldu? Kendisi daha ilk günden bu olayı sahiplendi ve doğruluğuna inandı. Genelkurmay’ın tevil yolu ile ikrar ettiği açıklamasında bulundu. Yani Genelkurmay’ın suçunu kabul ettiğini söyledi. Sonrasında günlerce kozmik odalar arandı. Devletin en gizli evrakları incelemeye alındı. Sonunda ne çıktı? Hiç bir şey bulunamadı.
O halde sorulması gereken soru, bunları kimin orataya attığı olmalıdır. Türkye’yi böyle bir kaos ortamına sürüklemekte acaba kimin menfaati vardır? Siz bu olayları gündeme getirerek Türkiye’nin gerçek gündemini gözlerden saklıyorsunuz. Nedir bu gerçek gündem? Fakirlik, işsizlik, açlık, ekonomideki perşanlık, kadın-erkek eşitliğinde dünya ülkeleri arasında düştüğümüz utanç verici durum, eğitimde geldiğimiz acı verici yerdir. Biz bunları konuşacağımız yerde, her gün birilerinin attığı hayali senaryoları tartışır duruma geldik.
Sunucu: Genelkurmay Başkanlığı bu konuda savunma durumunda bırakılıyor. Dün Genelkurmay Başkanı çok sert açıklamalarda bulundu. Bu iddilara inananları ya da bunları gerçekmiş gibi gösterenleri vicdansız olarak nitelendirdiğini ve lanetlediğini söyledi. Tam da böyle bir ortamda Başbakanın yaptığı açıklama da bir hayli dikkat çekiciydi. Başbakan “Biz direksiyondayız. Gaza basıyoruz ama birileri gelip debriyaja basıyor ve freni kucaklıyor” dedi. Bu tartışmalar arasında Başbakandan gelen bu açıklamayı nasıl okumak gerekir?
Onur Öymen: Kendisi çok doğru söylemiş. Başbakan direksiyona oturmuş ve birileri onu durdurmaya çalışıyor. Çünkü bunlar vitesi geriye aldılar. Memleketi geriye götürmeye çalışıyorlar. Yani Türkiye hiçbir zaman, sivil yönetimler zamanında, hem siyasi açıdan, hem dedemokratik haklar açısından bu kadar geriye gitmemişti. Size en son rakamı vereyim: Davos Ekonomik Forumunun, California ve Harvard Üniversiteleri ile birlikte yaptığı araştırmaya göre kadın-erkek eşitliğinde Türkiye, üç sene önce 95. sıradayken, iki sene önce 115. sıraya, şimdi de 129. sıraya düştü. Bu listede bizden bir sıra yukarıda İran, bir sıra aşağıda ise Suudi Arabistan yer almaktadır. İşte, Türkiye’yi bu duruma getirdiniz.
Dolayısıyla biz, demokrasiye, sağ duyuya, çadaşlığa inanan insanlar, frene basıp bu geri gidişi durdurmaya çalışıyoruz. Sizin ülkeyi ileriye götüreceğinizden ümidimiz kalmadı. Biz hiç değilse daha fazla geriye götürmesinler diye çabalıyoruz. Yani hangi alanı açarsanız açın geriye gitmekteyiz. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’ne göre Türkiye, basın özgürlüğü açısından dünyada 121. sıradadır. Türkiye’yi ileriye götürmek bu mudur? Refah endeksinde Avrupa’da sondan üçüncüyüz. Bizim arkamızda Belarus ile Moldova var. Evvelce önünde olduğumuz Avrupa ülkeleri ise bizi geçmişler.
Sunucu: Sayın Öymen, bugünkü Vatan gazetesinde Güngör Mengi, bir hatırlatma yaparak çok önemli bir soru sormuş. Biliyorsunuz, Genelkurmay Başkanı dün yaptığı açıklamada “Allah Allah diye taarruz eden bir ordu cami bombalar mı” diyerek çok sert konuştu. Güngör Mengi, yazısında “Keşke bu sözü Genelkurmay Başkanından önce söyleyecek bir Başbakanımız olsaydı. Ama hayır. O, böylesi olaylardan yararlanmayı daha önemli buluyor” tespitinde bulunmuş. Sizce bu sözü öncelikle neden Başbakan söylemedi?
Onur Öymen: Bizim gördüğümüz kadarıyla, Hükümet ekonomi, işsizlik konuları ile toplum hayatının çeşitli kesimlerinde, iç güvenlik, terörle mücadele, dış politika, Ermenistan ile ilişkilerde içine düştüğü çok sıkıntılı durumlardan kendini kurtarmak içn daha önce de denediği bir yöntemi uyguluyor. Yani mağduru oynuyor. Böylelikle halkın duygularından yararlanıp oy almayı amaçlıyor. Fakat süratle oy kaybediyor. Ciddi kamuoyu araştırmalarına göre AKP İktidarının oy düzeyi % 30’un altına indi. Şu an İktidarla Muhalefet başa baş gözüküyor. Dolayısıyla onlar aşağı inerken, biz yukarı çıkıyoruz.
Sunucu: Bazı gazetelerde CHP’de de aynı oranda düşüş olduğu yazılıyor. Bunun doğruluk payı nedir?
Onur Öymen: Hayır. Ciddi kamuoyu araştırmaları, CHP’nin oy oranının % 28, hatta % 30’lara vardığını gösteriyor. İşte, Hükümet bu gidişten dolayı paniğe kapılıyor ve kendisini bu durumdan kurtarmak için hayal ürünü şeylerle mağduru oynamaya çalışıyor. Bu oyunu, zamanında da çok oynadılar.
Sunucu: Sayın Öymen, bunun yanı sıra sanıyorum ki işin başka boyutu da var. Taraf gazetesinin ortaya attığı iddia, Anayasa Mahkemesinin askere sivil yargı yolunu açan düzenlemeyi iptal etmesinin hemen ardından geldi. Bu zamanlamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Onur Öymen: Zamanlama ilginçtir. Dikkat ederseniz, bu tip iddialar nedense hep İktidarı zor duruma sokacak gelişmelerden sonra ortaya çıkıyor. Bu defa da tam Anayasa Mahkemesinin nasıl bir karar alacağı beklenirken – ki aslında Anayasaya aykırı bu olay hakkında alınacak karar belliydi – bu darbe iddiası patlak verdi. Çünkü askeri yargının yetkileri, Anayasamızda çok açık bir biçimde belirtilmiştir.
Askeri yargı sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok ülkesinde de vardır. Siz askeri yargıyı, sivil yargı gibi güvenilmez bir kurum olarak benimsiyorsunuz ve bunu böyle iddia ediyorsunuz. Ama askeri yargı, bir Kuvvet Komutanını bile yargılayıp mahkum etmiştir. Anayasa tarafından güvence altına alınmış bir yargı kurumunu nasıl olur da töhmet altında bırakabilirsiniz? Artık iyice işlerin çivisi çıktı. Yargıtay Başkanımızın da söylediği gibi, memleket yangın yerine döndü. Dolayısıyla bu Hükümetin yaptığı işleri, attığı adımları artık ciddiye almak kabil değildir. Ciddiye alınacak özelliklerini kaybettiler.
Sunucu: Başbakan Erdoğan CHP’yi birtakım sözlerle eleştirdi. Özellikle bazı sözleri dikkat çekiciydi. Başbakan “Bu ülkede çetelerin avukatlığını kimlerin yaptığı ortadadır. Muhafeletin vekilleri avukatlık için Silivri’den hiç ayrılmıyorlar. Bu ülkede tek parti deyince, akla önce CHP gelir. Önce aynaya bir bakın, kimi göreceğiniz belli olur” sözlerini kullandı. Hem Ergenekon davası hem de Başbakanın size yönelik bu suçlaması ile ilgili neler söylemek istersiniz?
Onur Öymen: Öncelikle, son derece talihsiz bir konuşmadır. Tek parti dönemini kast ederken kimi kastediyorsunuz? Türkiye’de tek parti döneminde iki tane lider vardı. Bunlardan biri Atatürk, diğeri de İsmet İnönü’dür. Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye’yi demokrasiye götürecek Cumhuriyeti kurmuş, devletin bağımsızlığını sağlamış, ülkeyi düşmandan arındırmış, sonrasında da Türkiye’yi çağdaş bir ülke haline getirecek en köklü reformları yapmıştır. Ayrıca, iki defa çok partili rejim denemesi yapmıştır. Yani Terakki Perver Fırka’yı kurmuş ve Serbest Fırka’nın kurulmasına destek vermiştir. Tek partili rejimde bile muhalif bir unsur olması için ikinci grubu kurmuştur. Atatürk, muhalefete bu kadar önem veren bir insandır. Bu durumda Atatürk’ü mü kastediyorsunuz, onu mu suçluyorsunuz? Söylemeye diliniz varmıyor ama tarif ettiğiniz insan Atatürk’tür. İkinci insan ise İsmet İnönü’dür. Peki, İnönü ne yapmıştır? İnönü, Türkiye’yi tek partili rejimden çok partili rejime geçirmiş, İktidarı bırakmayı göze alarak Türkiye’de çok partili rejimi kurmuştur. 1950 yılında serbest seçimleri düzenleyerek, gönül huzuru içinde İktidarı terk etmiştir.
Siz bu insanları suçluyorsunuz. Bu kişiler ülkeyi tek partili rejimden çok partili sisteme geçirmiş olan kişilerdir. Peki, siz ne yapıyorsunuz? Türkiye’yi çok partili demorasiden tek parti diktasına götürüyorsunuz. Türkiye’nin bütün kurumlarına el koyuyorsunuz. Sizi denetleyecek hiçbir kurum olmasın istiyorsunuz. Bu süreci, dayatarak seçtiğiniz Cumhurbaşkanı ile başlattınız. Ayrıca yargıyı hedef haline getirdiniz. Yargıyı, aynı şekilde basını etki altına almak istiyorsunuz. Türkiye’de basın artık nefes alamaz hale gelmiştir. Neredeyse bütün bağımsız basın kuruluşları birer birer İktidar yandaşlarının eline geçmektedir. Bunu çeşitli yöntemlerle yapıyorlar. En son yaptıkları, Doğan Medya Grubunu çok büyük mali baskılarla sindirmeye çalışmak oldu. Bu kurumun yöneticileri bizzat görevden çekildiler.
Peki tüm bunlar durup dururken mi oldu? Hükümetin baskısı sonucu meydana geldi. Türkiye, basın özgürlüğünde dünyada 120. sıralara geriledi. Ne kadar gerilediğimiz ortadadır. Peki, bütün bunları neden yapıyorsunuz? Tek parti diktasını kurmak için yapıyorsunuz. Öyle anlaşılıyor ki, siz aynaya baktığınız zaman bir padişahı görüyorsunuz. Çünkü her şeye sadece bir kişinin hakim olduğu rejim, padişahlık rejimidir.
Fakat demokrasiler böyle çalışmaz. Aksine demokrasilerde bir denge sistemi vardır. Demokrasilerde seçimle iş başına gelirsiniz ama sizi denetleyecek mekanizmalar vardır. Tarafsız, bağımsız kurumlar vardır. Bu kurumların başında yargı gelir. Ancak siz Yargıyı her gün hedef haline getiriyorsunuz. Silahlı Kuvvetler, kendi görevini kendi kuralları içerisinde yürütmesi gereken bir kurumken onu da hedef haline getiriyorsunuz. Muhalefet hakkında söylemediğiniz söz, yapmadığınız eleştiri yok. Çünkü Muhalefete tahammül edemiyorsunuz. Sizin ne Mecliste, ne basında, ne de yargıda muhalefet edenlere tahammülünüz var.
Bunlar her şeye kendilerinin karar vermesini istiyorlar. Sayın Başbakanın bu öfkesi, sinirliliği bundandır. Eğer cesaretiniz varsa, eleştirdiğiniz ismin adını koyun. Sizin yaptığınız, elinizde bulundurduğunuz çağdaş demokrasiyi tek parti sultasına çevirmektir. Başbakanın kendisi “Demokrasi işinize yaradığı ölçüde vardır” dememiş miydi? Bu yüzden aynaya esas kendisinin ihtiyacı vardır. Bugün söylediği sözler, internette yayınlanıyor. Başbakanın demokrasi, laiklik, şeriat konusunda yaptığı konuşmalar her yerde mevcuttur.
Sunucu: Sayın Öymen, sivil vesayet ve askeri vesayet tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Onur Öymen: Askeri vesayetten bahsederken öncelikle şunu söylemek isterim; Biz iki dönemdir Mecliste görev yapıyoruz. Askerler istediği için çıkardığımız bir kanun söylebilir misiniz? 1 Mart tezkeresini askerler istediği için mi reddettik? Herkes biliyor ki, askerler aksi görüşteydi. Yani, Meclisin çıkarttığı kararlardan askerler memnun olmayabilir. Askeri vesayet, her şeye askerlerin karar vermesi anlamına gelir. Ancak askerin telkini ile Mecliste onaylanan herhangi bir karar yoktur.
Sunucu: Fakat sivil vesayete doğru bir gidiş var, öyle değil mi?
Onur Öymen: Sivil vesayet açıkça ortadadır. Bu ülkede yargı gibi basının, üniversitelerin ve diğer bağımsız kurumların getirildiği yerlere bakınız. Şu an bu kurumların diğer demokratik ülkelerdeki gibi çalıştığını kim söyleyebilir? Elimizde, bunun böyle olmadığını gösteren uluslararası endeksler ve istatistikler var. Türkiye, yargı bağımsızlığında dünyada 64. sıradadır. Buna göre, dünyada altmış üç ülkenin yargısı bizden daha bağımsızdır. Çeşitli demokrasi kriterlerine göre yapılmış endeksler var. Bunlar Türkiye’yi demokratik ülkeler arasında bile saymıyorlar. Bunun sorumlusu Muhalefet mi, yoksa ülkeyi her geçen gün geriye doğru sürükleyen İktidar mıdır?
Sunucu: Sayın Öymen, bugün Başbakanın konuşmalarında öne çıkan başka bir konu daha var. Biliyorsunuz, aslında Ocak ayı bizim için hüzünlü bir ay. Abdi İpekçi’den Uğur Mumcu’ya kadar faili meçhul cinayete kurban giden tüm meslek büyüklerimizi sevgiyle ve özlemle anıyoruz. Fakat bugün Başbakan, bu isimleri kast ederek bu cinayetlerin sürekli belli kesimlere fatura edildiğini söyledi. “Tarih gerçekleri ortaya çıkarıyor. Kirli saldırıların üzerindeki sis perdesini kaldırıyoruz” şeklinde konuştu. Sizce Başbakanın iddia ettiği gibi bu perdeler kalktı mı?
Onur Öymen: Hükümetin faili meçhul cinayetleri ortaya çıkarma iradesi varsa, yedi yıldır neden bekledi? Hükümetin görevi, devletin tüm birimlerini ve yargıyı kullanarak karanlıkta kalmış cinayetleri açığa çıkarmaktır. Devlet, Uğur Mumcu cinayetinin arkasında hangi gücün olduğunu bilebiliyor mu? Aynı zamanda, bu Hükümet döneminde de pek çok faili meçhul cinayet işlendi. Ancak Hükümet, bunların sorumlularını da ortaya çıkaramıyor. O bakımdan, Hükümetin hiç kimseye şuç atacak hali yoktur. Üstelik ortaya çıkarıldığını söyledikleri gerçekler, daha önceki tespitlerle çelişen gerçekler değildir.
Başbakana, Uğur Mumcu’nun bu konularla ilgili çok değerli araştırmalarını, kitaplarını okuyup onlardan istifade etmesini tavsiye ederim. Böyle iddialarla ortaya çıkmak hem son derece yanlış hem de kamuoyunu yanıltıcı türdendir. Eğer imkanları varsa şimdiye kadar işlenen bütün faili meçhul cinayetleri ortaya çıkarsınlar. Hem kamuoyu, hem de Parlamento bu konuda kendisine destek olur.
Daha iki ay önce, Uğur Mumcu’nun eşinin başkanlık yaptığı Uğur Mumcu Araştırma Vakfı’na polis sıfatı ile iki kişi gelmiş ve orada birtakım baskılar uygulamaya çalışmışlardı. Ama bunların ne maksatla oraya geldiği hala ortaya çıkarılamadı. İktidara yönelik bir eleştiri ortaya atılınca, bunlar aslan kesiliyorlar ama Muhalefete yönelik bir durum söz konusu olduğunda ise çıt çıkarmıyorlar. Edirne Belediye Başkanının odasına konulan dinleme aletleri ile ilgili olan konu halen açığa kavuşmadı. Dinleme cihazlarını oraya kim koydu? Aynı şekilde savcılık, Gemlik Belediye Başkanının odasına konulan dinleme cihazının sorumlularını aylardan beri bulamayor.
CHP’ye yönelik tüm saldırılara karşı sessiz ihtilaf, ama kendisine karşı olan bir eleştiriye bile aslan kesilebilen bir Hükümetten bahsediyoruz. Orada da elle tutulur bir belge ya da bulgu ile ortaya çıkamıyorlar. Uluslararası kamuoyu Ergenekon davasına son derece eleştirel bir gözle bakmaya başladı. Ünlü İngiliz gazeteci Gareth Jenkins’ın yazdığı Ergenekon raporunu okuyunuz. Vardığı sonuç, Hükümet ve yargı açısından kaygı vericidir.
Sunucu: Biz de tüm ekip olarak Cuma günü Silivri’deydik. Duruşmaları yerinde izledik. ART’ye yapılan baskından sonra aradan tam bir yıl geçmişti. Ne kadar objektif olarak bakmaya çalışılırsa çalışılsın, bana göre tüm hukuk terimlerinin alt üst edildiği bir dava izledik. Biz aslında bu davaları her Türk vatandaşının izlemesi gerektiğini düşünüyoruz.
Onur Öymen: Biz yargıya güveniyoruz. Size bir örnek vereyim; Vaktiyle, yaşlı bir Alman kadın, Alman İmparatoruna şikayetini anlatırken “Ama Berlin’de de hakimler var” demiş. Yani, “Sen bir karar alabilirsin, ancak senin yanlışlarını hakimler düzeltirler” demek istemiş. Biz de diyoruz ki; Anakara’da hakimler var. Yüksek hakimler bütün hataları düzeltir. Ama bu dava yıllarca sürer ve bu insanlar mahkum olmadan yıllarca tutuklu kalırlarsa, o zaman insanların bu süreçte çektiği sıkıntıların bedelini kim ödeyecek?
Geçmişte böyle durumlar askeri rejimler zamanında yaşandı. Üç yıl ceza evinde kalan gazeteci, aydın arkadaşlarımız var. Bu insanlar daha sonrasında beraat etti. Ancak hayatlarının üç senesi zindanlarda geçti. Ergenekon davasından dolayı tutuklu bulunan insanlar Yüksek Mahkeme tarafından beraat ettirilirlerse ne diyeceksiniz? Bu insanların kaybolan yıllarını, onların ailelerinden, mesleklerinden kopartılmasını nasıl izah edeceksiniz? Bunun bedelini ne ile ödeyeceksiniz? Bu yargılamalar usul yönünden dünya kriterlerine uygun mudur? Yapılan işin esasına müdahele etmek, gayet tabi ki kimsenin hakkı değildir. Buna bağımsız yargı karar verecektir. Ama usul açısından hata yapılmamasına dikkat etmek gerekir. İnsanların mağdur olmaması lazım.
Geçenlerde, on altı aydır ceza evinde tutuklu bulunan bir sanığın tahliyesine karar verildi. Peki bu insan on altı aydır neden hapiste tutuldu? Rektörler, ünlü gazeteciler, sendikacılar, siyasi parti başkanı gibi pek çok değerli insan bugün hapiste yatıyor ve neden orada tutuldukları konusunda kamuoyunu ikna edecek bir gerekçe ortaya konulmuş değil. İçişleri Bakanı, bu durumu demokratikleşme olarak nitelendiriyor. Yani, insanda biraz sağduyu olması lazım. Gelişmeleri demokratikleşme diye anlattığınız zaman, yaraya tuz basmaktan başka bir şey yapmamış oluyorsunuz.
Sunucu: Sayın Öymen, programımıza katıldığınızı ve gündemdeki gelişmeleri bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ederiz. İyi çalışmalar.
Onur Öymen: Ben teşekkür ederim.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.