Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

Halk TV – Ermenistan’la İmzalanan Protokol ve Abhazya’nın Sorunları hakkında
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
HALK TV’ye Verdiği Mülakat
21 Ocak 2010
Sunucu: Bugün bir son dakika gelişmesi oldu. Askere sivil yargı yolunu açan kanun Anayasa Mahkemesi’nde oybirliği ile iptal edildi. Bu konuyu Sayın Onur Öymen’e sormak istiyorum. Sizin bu konudaki görüşleriniz nelerdir?
Onur Öymen: Biz en başından beri bu gece yarısı değişikliğinin Anayasaya aykırı olduğunu söylüyorduk. Anayasamızın askeri yargı ile ilgili olan hükümlerine taban tabana zıttı. Biz de onun için konuyu Anayasa Mahkemesi’ne götürmüştük. Gördük ki, mahkeme bu kararı oybirliği ile reddetmiştir ve biz de bunu memnuniyetle karşılıyoruz. Hükümetin hukuk karşısında saygılı olmayan ve hukukun temel ilkelerini çiğneyen davranışlarına son örnek buydu ve bu girişimleri de Anayasa Mahkemesi tarafından durdurulmuştur. Bu önemli bir gelişmedir. Fakat tek gelişme değildir. Şimdiye kadar 40’tan fazla yasayı mahkeme iptal etti ve bu da gösterir ki, bu hükümet Anayasayı ve maddelerini tanımayan, hukukun üstünlüğünü tanımayan bir yaklaşım içindedir. Hükümet sözcülerinin açıklamalarını dinledik az önce, Anayasa Mahkemesi’ne çatıyorlar nasıl böyle bir karar alabilir diye. Biz iktidarın aleyhine alınıp da, iktidarın saygı gösterdiği bir karar görmedik bugüne kadar. Ne zaman iktidarın aleyhine bir karar alınırsa, o kararı alan mahkemeye, yargıca karşı hemen bir saldırıya geçiyorlar. Bugüne kadar bu böyle oldu. Anlaşılıyor ki, yapmak istedikleri ve bizim de şiddetle karşı çıktığımız husus şu ki, yapılacak anayasa değişikliğinin de esas amacı yargıyı hükümetin denetimi altına alma çabalarıdır. Buna izin vermeyeceğiz. Buna karşı çıkacağız. Böyle bir uzlaşma ortamı ne mecliste, ne kamuoyuna vardır. Zorla götürmek istiyorlar referanduma. Bütün amaçları hukukun denetiminden sıyrılmak. Bu son karar da hükümetin yargı denetiminde olduğunun ve Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının hükümetin icraatlarını engelleyebileceğinin kanıtıdır. Anayasa ve hukukun üstünlüğünü gösterdi. Ülkede hala hakimler var ve iktidarın bunu bilmesi lazım.
Sunucu: Sayın Öymen, tam da bu konu gündemdeyken bir gazetede ortaya atılan iddia da kamuoyunu meşgul etti. Bir darbe iddiasıydı bu. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?
Onur Öymen: Bu konuda bizim söyleyecek bir şeyimiz yok. Genelkurmay gerekli cevabı vermiştir. Yalnız, hükümet sözcüsünün yaptığı açıklamadan Genelkurmayın verdiği cevaptan pek de tatmin olmadıkları anlaşılıyor. Daha önce de böyle yapmışlardı. Islak imza meselesi ya da başka iddialar. Hiçbirinden bir şey çıkmadı ama hükümet bunların sürekli ciddiye aldı. Ne zaman Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratacak bir iddia ortaya atılırsa, ne kadar akla aykırı bir iddia olursa olsun, hükümet hemen üzerine atlayıp bu iddialar gerçekmiş gibi bir tavır takınıyor, Sayın Arınç’a suikast iddialarında da olduğu gibi. Anlaşılıyor ki, TSK’ya karşı asimetrik bir operasyon uygulandığı yolunda Genelkurmay Başkanının yaptığı açıklama hükümeti ikna etmemiş olacak ki, ne zaman böyle bir iddia ortaya atılsa gerçekmiş gibi algılayıp ortaya çıkıyorlar. Bu iddiada da camilerin bombalanması, Türkiye’nin kendi uçağını düşürmesi filan akla aykırı. Bu gibi tatbikatlarda çeşitli senaryolar düşünülür, tartışılır hatta en kötü senaryodan bile bahsedilir ama bir devletin ordusunun, kendi halkını, kendi dini kuruluşlarını, kendi uçaklarını tahrip edeceği varsayılan bir tatbikatı hiç duymadım. Ne Türkiye’de duyduk, ne de NATO tatbikatlarında duyduk. Bu gibi iddialar TSK’nın itibarını sarsmaktan başka bir amaç taşımıyor.
Fakat Genelkurmay gereken cevabı verdiği için bizim ilave edeceğimiz bir şey yok. Yalnız bizim şaşırdığımız, hükümetin bu iddiaları gerçek gibi algılayarak üstüne atlamasıdır. İlk yapmaları gereken şey, Genelkurmay gereken açıklamayı yapmıştır bizim de Genelkurmay’a itibarımız tamdır deyip bu meseleyi durdurmaktı. Sayın Çiçek’in açıklamaları bu doğrultuda değil. Demokrasinin faziletlerinden bahsediyor, sanki insanların tereddüdü varmış gibi. Demek istiyor ki, bunlar demokrasi karşıtı eylemlerdir, biz de bunların ciddiyetini görüyoruz, bunların mağduruyuz filan. Sistemli bir şekilde ortaya atılıyor bu gibi iddialar. Biz hiçbir ülkede silahlı kuvvetlerin kendi basını tarafından bu kadar tahribata maruz bırakıldığının örneğini görmedik. Onun için bunun tespit edilmesi lazım. Eğer bunun gerçekdışı olduğu kanıtlanabilirse, o zaman da bu gibi iddiaları kimin ortaya attığının bulunması lazım. Buna benzer neler çıktı ortaya ama bir türlü tespit edilemiyor bunları kimin yaptığı. Hükümetin esas görevi budur. Eğer Sayın Başbakan inanmıyorsa bunlara ki, ben varsayıyorum inanmıyor, o zaman ilk görevi kim bu gerçekdışı iddiaları hangi amaçla ortaya atmıştır. Bunun araştırılması lazım.
Sunucu: Ermenistan’la protokol krizi de bu haftanın önemli gündem maddelerinden. Ermeni Açılımı çok büyük bir adım gibi yansıtıldı kamuoyuna. Onaylanmak için hala TBMM’ye gelmedi ancak Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin aldığı gerekçeli karar Türkiye’de büyük yankı uyandırdı. Muhalefet liderlerinden tepkiler geldi Ermeni Açılımının fiyaskoya döndüğü yönünde. Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı da tepkilere rağmen protokolleri Meclisten çekmeyeceklerini söylediler. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Onur Öymen: Aslında Sayın Elekdağ da anlattı Anayasa Mahkemesi’nin kararını. Yalnız şunu da söyleyeyim, 4. maddeye ilaveten bir de 6. madde var. Bu madde diyor ki, Ermenistan bu protokollerle üstlendiği yükümlülükleri yerine getirirken Anayasasının ve Bağımsızlık Bildirgesinin koşullarını da göz önünde bulunduracaktır diyor. Hiçbir manevra hakkı tanımıyor Ermenistan bu konuda. Sayın Başbakan diyor ki, “Anayasa Mahkemesi kararını gözden geçirsin”. Böyle bir şeyi biz duymadık. Anayasa Mahkemesi’nin kararları kesindir ve devleti için bağlayıcı niteliktedir. Ermenistan’ın mahkeme kararını göz ardı etmesi beklenemez. Başbakan diyor, “biz hiçbir maddesini değiştirmedik bu protokollerin olduğu gibi Meclise sevk ettik”. Tutun ki, Ermenistan’da böyle bir Anayasa Mahkemesi kararı yok. Bu metinler bizim övüneceğimiz metinler mi? 17 yıldan beri bütün Türk Hükümetleri diyor ki, Ermenistan işgal ettiği Azerbaycan topraklarından çekilmedikçe ki, %20’sini işgal ediyor, Karabağ meselesi halledilmedikçe, biz Ermenistan sınırını açmayız, diplomatik ilişki kurmayız diyor. Bütün Türk Hükümetleri bunu söyledi. Şimdi siz iki protokol imzalıyorsunuz ve tek kelimeyle bahsi geçmiyor bu dediklerimizin. Ermenistan Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı defalarca açıkladılar, Türkiye nasıl olur da bu iki meseleyi birbirine bağlayabilir, protokollerde böyle bir husus yok, bizden ne hakla bunu talep edersiniz diye. Protokole koyduramadığımız bir meseleyi Başbakanın konuşmalarıyla uygulanabilir bir hale getirmeye çalışıyoruz. Yanlış olan budur.
Aynı hatayı bu hükümet Kıbrıs olayında da yaptı. O zaman uyardık. 2004 yılı Aralığında Sayın Genel Başkanımız onları uyardı sakın öyle bir taahhütte bulunmayın binin uçağınıza gelin diye. Dinlemediler. Orada Beşir Atalay imzasıyla taahhütte bulundular, 29 Temmuz 2005’te de Ek Protokolleri imzaladılar ve dediler ki, biz bu protokolleri imzalıyoruz ama Kıbrıs konusundaki görüşlerimiz bunlardır ve bu görüşler kabul edilirse biz bu protokolleri uygularız. AB de dedi ki, sizin bu deklarasyonunuzu reddediyoruz. Anlaşmayı imzaladığınız metin neyse odur. Onun dışında hiçbir şeyi kabul etmiyoruz. Sonra ne oldu? Siz o deklarasyonları onaylamadığınız için AB bazı müzakere başlıklarınızı bloke etti ve bütün müzakere başlıklarının da sonuçlandırılmasını engelledi. Niye? Çünkü siz yazılı taahhüdünüzü onaylamadınız ve sonuçlandırmadınız. Burada yaptığınız iş de aynısıdır. Siz yazılı bir taahhüt de bulunuyorsunuz ama esas beklentiniz bu taahhütte yok. Hata bu. Biz o zaman, Sayın Elekdağ’da, ben de, Sayın Genel Başkanımız da defalarca söyledik ve bunu açıkladık. Bugün de Dışişleri Komisyonunda dedik ki, bunu çekin ve hükümete geri gönderin ve hükümet Ermenistan bizim sunduğumuz koşullara uymayı kabul ettiği zaman yeni bir antlaşma imzalar. Ama bu koşullarda bu antlaşma geçemez Meclisten. İktidar partisi diyor ki, ha Mecliste olmuş ha hükümette olmuş ne fark eder? Bizde durur, onlar gereğini yapmazsa biz de geçirmeyiz.
Burada ince nokta şu: Hükümet sorumluluğu kendi üzerine alacağına Meclise atıyor. Niye Kıbrıs ile ilgili ek protokolü sevk etmediniz Meclise 4,5 senedir? Demek ki tutabiliyorsunuz. Bunu niye tutamadınız? Çünkü baskılara maruz kalacaksınız. Bu baskılara maruz kalmamak için topu Meclise atıyorlar. Biz Meclise gönderdik, gidin onlarla konuşun diyorlar. İnce bir taktik bu. Bu taktik de tutmadı. Elimizde Ermenistan Anayasa Mahkemesi kararı varken saatli bomba gibi bu metin Meclisin elinde. Neden bu metni hala tutarsınız? Gayet tabi çekilmelisiniz. Hükümet de Ermenistan’a demelidir ki, eğer siz Azerbaycan topraklarından çekilmeyi kabul etmiyorsanız ve Anayasa Mahkemenizin kararı da buyken bizim bu koşullarda böyle bir protokolü imzalamamız söz konusu değildir. Bunu yapacak cesaretleri var mı? Hiç zannetmiyorum.
Sunucu: Anayasa Mahkemesinin kararı bu metni geçersiz kılar mı?
Onur Öymen: Sayın Elekdağ, az önce anlattı. Biz baştan bu görüşleri söylediğimiz zaman, bu metin şu anlama geliyor ve karşı tarafta bunu böyle yorumlayacaktır, bu metne dayanarak Kars Antlaşması’nın hala geçerli olduğunu söyleyemezsiniz onun için bu yanlış yapılmış bir antlaşmadır dediğimiz zaman karşı çıktılar bize. Mahkeme kararı bizim en baştaki tutumumuzun doğru olduğunu söylüyor. Şimdi ne yapacaksınız? Başbakanın söylediği, Ermenistan Anayasa Mahkemesi gözden geçirsin kararını filan. Bunlar tutarlı şeyler değil. Bu antlaşmanın tutarlı bir tarafı, savunulur bir tarafı yoktur. Aynen Dubai Antlaşması’nda yaptığı gibi, hükümet bu antlaşmayı da geçersiz hale getirecektir. Ermenistan, demin söylediğimiz Kars Antlaşmalarının maddeleri dâhil olmak üzere, sınırlar dahil olmak üzere, Azerbaycan ile arasındaki ihtilaf ile bu protokoller arasındaki ilişkiyi kesme politikasından vazgeçmediği sürece siz bu protokolleri onaylamayacaksınız. Sayın Baykal’ın söylediği gibi şu an gelinen nokta bir fiyaskodur. Hani biz komşularımızla sıfır sorun politikası izliyorduk? Ne Ermenistan ile böyle bir politikayı başarabildiniz bir de üstüne Azerbaycan ile aranızı bozdunuz. Hani bizden daha başarılı dış politika izleyen başka bir ülke yoktu? Hani en iyisi bizdik?
Şimdi maalesef, iktidar partisi mensupları bugün dışişleri komisyonunda bunu hükümete iade etme önerimize yanaşmadılar. Hükümet isterse çekebilir yani hükümetin bileceği iş dediler. Hükümet kaldır parmağını derse kaldıracak, indir parmağını derse indirecekler.
Maalesef, iktidar hatadan geri dönme faziletini de gösteremiyor. Bir şeyi yanlış yaptınız. Nasıl ki Dubai Antlaşması’nda attığınız yanlış adımdan sonra geri çektiyseniz metni burada da aynısını yapacaksınız. Burada da yanlış bir adım attınız. Belli ki dış telkinler oldu, dış baskılar oldu. Türk-Ermeni yakınlaşması için bir komite kuruldu ve bu kurulun vardığı sonuç şu: Türkiye koşulsuz olarak Ermenistan sınırını açmalıdır. Bu iş böyle başladı, arkasından gizli görüşmeler. Sonuç gene sınırın açılması ama koşul yok. Baktılar Azerbaycan büyük tepki gösteriyor, aynı zamanda Rusya ile bizim menfaatlerimize zarar verecek şekilde doğalgaz antlaşmaları imzalıyor. Bunun üzerine Başbakan apar topar Bakü’ye gitti ve dedi ki, biz bunu kesinlikle kabul etmeyeceğiz Ermenistan Karabağ’dan çekilmeden. Peki, o zaman neden imzaladınız. Anlaşılan Azerbaycan’ın tavrı yüzünden geri adım attınız. Fakat şimdi ortaya çıkan tablo şu ki bu haliyle bile muhafaza edemezsiniz. Neden çekiniyor hükümet? Çünkü antlaşmayı geri çektikleri zaman Amerika’dan gelecek bir baskıyla karşılaşacaklar. Biz de o zaman kongreden bir soykırım tasarısı geçiririz diyecekler.
Sunucu: Bu korkular ortadan kalkmadıkça çekebilir hükümet?
Onur Öymen: Maalesef hükümette bu cesaret örneğini göremiyoruz. Hükümette bir cesaret eksikliği var. Kıbrıs konusunda olduğu gibi, patrikhanenin talepleri ve Kürt Açılımı konusunda olduğu gibi, Ermeni Açılımı konusunda da hükümette çok çekingenlik var. Yani yabancı ülkeler ne der görüşü her alanda yansıyor. Hiçbir konuda ağırlığınızı hissettiremiyorsunuz. Yani bu konuda hükümet ben protokolü geri çekiyorum derse ben çok şaşırırım. Hiç beklemediğim bir adım olur. Ama maalesef, sıfır ihtilaf politikası Türkiye’yi sıfır noktasının altına indiriyor.
Sunucu: Cevap olarak genel kurula getirmemeyi ve sadece bekletmeyi tercih ederse ne olur?
Onur Öymen: Bu anayasa mahkemesinin Ermeniler açısından bağlayıcı tarafı ışığında hiçbir zaman sizin düşüncenizle bağdaşmayan ve Dışişleri Bakanının ifadesiyle gerçekten geçersiz hale gelmiş olan bu antlaşmayı siz orada durdurmakla ne elde etmiş oluyorsunuz? Sadece gelecek olan daha fazla baskıyı bertaraf etmiş oluyorsunuz. Bu mudur amaç? Mecliste kaldığı sürece büsbütün davet edersiniz baskıları çünkü sizin Mecliste çoğunluğunuz var, ne için onaylatmıyorsunuz bu antlaşmayı diyecekler o zaman.
Hiç kimse bizim gibi satır satır incelemeyecektir bu Anayasa Mahkemesi kararını. En son cümlesi bu anlayışlarla protokollerin onaylanması Anayasaya uygundur. İnce nokta bu anlayışla kısmıdır. Ama onlara bakarsınız, Ermenistan Anayasa Mahkemesi son cümlesiyle bu protokollerin uygunluğunu belirtti. Gerisi işin teferruatı diyecektir.
Sizin şu an bunu geri çekme gerekçeniz var. 1 ya da 2 ay sonra geri çekmeniz daha da zorlaşacak.
Sunucu: “Diplomaside Görünüm” devam ediyor. Başbakanın Rusya ziyareti ile ilgili kısa bir değerlendirme almak istiyorum sizden. Kamuoyunda deyim yerindeyse ticari olarak algılandı.
Onur Öymen: Bu gibi görüşmelerin elbette ki ticari, ekonomik boyutları olur ancak dış politika boyutu da vardır. Sadece ticari iş konuşmaya başbakanlar görüşmeye gitmez. Netice itibariyle, orada nükleer santral inşasını Ruslara vermeyi açıkça ortaya koymuşlar. Bir de buna karşılık Ruslarda Samsun-Ceyhan Boru Hattı’na Başbakanın da desteklediği bir işadamının üstleneceği anlaşılan bu hatta petrol vermeyi kabul ettiğine dair bir antlaşma bu. Daha önce de bizimkiler Nabucco Projesi’ne rakip olan Rusya’nın Güney Akım Projesine destek vermişlerdi. Karadeniz’den geçmesine izin vermişlerdi. Rusya da bu 2 projeyi rakip olarak görüyor ve burada da bir çelişki oluşuyor. İtalya’nın projede bir ilgisi var. Neticede Türkiye Nabucco’ya rakip olan bir projeye de destek veriyor ve işin ekonomik ve ticari boyutu bu. İşte ticareti arttıralım, işadamlarını destekleyelim filan, burası iyi. Ama dış politika konusunda bizim en önemli beklentimiz Rusya’nın bu konuda Ermenistan’ı işgal ettiği Azeri topraklarından çekilmesi konusunda Başbakanın Putin’i ikna etmesiydi ama bunu başaramadığı ortada. Tam tersine, Enis Berberoğlu’nun yazdığı gibi Türkiye eli boş döndü Moskova’dan.
Ertesi gün, Başbakanın ziyaretinden sonra Rusya Dışişleri Bakanı Ermenistan’a gitti ve orada, “Türkiye’nin Ermenistan sınırını açması ile Ermenistan’ın işgal ettiği topraklardan çekilmesi bir arada düşünülemez” dedi. Bizimkiler oldukça iyimser. İyimserlik bizim dış politikamızın yeni damgası. Bu kadar zaman geçti bir şeyin olduğu yok ve bu göstergeler de açıkça ortaya koyuyor ki Ermenistan’ın görünen bir gelecekte bu topraklardan çekilmeye niyeti yok. Bunun testi ne zaman olacak? 24 Nisan’da olacak. 24 Nisan yaklaştıkça Türkiye üzerindeki baskılarda artacak. Biz eğer şu anda hemen Anayasa Mahkemesinin kararları ışığında bu protokolleri geri çekmediğimiz sürece baskılar artacaktır. Yapmadığımız takdirde Başkan Obama soykırım olaylarını gündeme getirecektir. Böyle bir karar tasarısını çıkarmaya çalışacaklar 1915–1923 yılları arasında yaşanan olaylarla ilgili. Ermenistan muhtemelen bunu bekliyor. Türkiye bu baskılara direnemez ve bu protokolleri bu şekilde kabul eder diyorlar ama Ermenistan haksız çıkarsa Türkiye gerçekten direndi demektir. Ama haklı çıkarsa bu konuda maalesef hiçbir konuda direnme noktamızın olmadığı ortaya çıkacak. İşin Rusya boyutu böyle. Abhaz konusunu görüşürken de Rusya’nın bu konuyla bağlantısını ele alacağız. Ama gazetelerden gördüğümüz kadarıyla başbakanın bu gezisinde diğer Kafkas ülkelerindeki sorunların açıkça ele alındığına dair bir belirti duymadık.
Sunucu: Sayın Öymen bu konuyu daha önce soru önergeleri ile gündeme getirmiştiniz. Bu sorunun çözülmesini istemiştiniz. Bu konudaki değerlendirmeleriniz nasıl?
Onur Öymen: İşin birkaç tane boyutu var. Siyasi boyutu şu, bu meseleler BM çok uzun yıllardır ele alınıyor. Son genel kurul kararında iki şey isteniyor. Bir tanesi, Gürcü asıllı olup da, Abhazya’dan Gürcistan’a göç edenlerin geri dönmesi ve ikinci istenen ise Gürcistan ile Abhazya arasındaki yetki paylaşımı. Bunun için bir komite var. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Dostları Komitesi. Bu komite ile Rusya beraber çalışıyor. Bu komitede Türkiye var mı? Yok. Kimler var? Amerika, İngiltere, Fransa ve Almanya. Türkiye devre dışı. Bu meseleleri insani boyutuyla gündeme getirme hakkımız var.
İnsani boyutu şu açıdan önemli: Soğuk savaşın bitmesinden bu yana hem Rusya, hem Gürcistan, hem Türkiye Avrupa Konseyi’nin üyesi. İnsan hakları boyutuyla girerseniz meseleye kimse size bir şey diyemez. En önemli boyutu işin insani boyutu. Orada yaşayan insanları temel insan haklarından mahrum edemezsiniz. En başında ulaşım hakkı geliyor. Ulaşım hakkı olmazsa Türkiye’de yaşayan en az 4 milyon insan var Kafkas kökenli, akrabalarını ziyaret edemiyorlar. Buradan Rusya’ya gidecekler, oradan 5 saat sürüyor. Hava ulaşımı lazım. Abhazya’da havaalanı var mı? Var. Ama sivil uçakların inişi yasak. Ambargo var. Bu yasağın kaldırılması için Türkiye’nin bir girişimi var mı? Efendim, orası bağımsız bir devlet değil. Kosova bağımsız olmadan önce de Kosova’ya sivil uçaklar inip kalkıyordu. Sırbistan oradaki haklarından vazgeçmemişti ama uçuşlar vardı. Ya da Tayvan tanınmıyor ama oraya da uçak seferleri var. İlk yapılacak iş İKAO ile görüşmek, Gürcistan ile görüşmek. Burnumuzun dibinde bu problem. Gidip anlatacaksınız bu işin insani boyutunu, siyasi boyutunu. Tabii ki görüşeceksiniz BM’de. Fakat işin insani boyutu var. Biri hava ulaşımı. Diğeri deniz ulaşımı. İstanbul’dan petrol götüren tekneye Karadeniz’de el koyuyorlar. Bizim yaptığımız en büyük başarı bu kaptan ve mürettebatı serbest bıraktırmak. Peki bu teknenin ve mürettebatın açık denizde el konması ve başka bir ülkeye götürülmesi Uluslar arası Deniz Hukukuna, Uluslar arası Hukuka uygun mu? Bunu söyleyeceksiniz, bunu anlatacaksınız. Oturup dostluk mesajları vermekle dış politika olmuyor. Bir sorun varsa oturup konuşup çözeceksiniz. Ama bizimkiler siyasi bir proje ile çıktılar ortaya. Kafkas Platformu kuracağız dediler ama duyan oldu mu acaba? Önce İstikrar Paktı sonra Platform dediler ama bunların hiçbiri sonuç vermedi. Hiç değilse insani boyutuna eğilelim.
Bu Abhazya’dan gelenler Çerkezler çok büyük ıstırap çekmişler. 1,5 milyon insan topraklarından sürülmüşler. Türkiye’ye gelirlerken denizden, birçoğu hayatını kaybetmiş. Kimisi denizde boğulmuş, kimisi hastalıktan, salgından hayatını kaybetmiş. Bir kısmı Türkiye’ye çıkabilmiş. 1871 yılında çıktıkları bir yer var. Mağaralara sığınmışlar, duvarlarına durumlarını anlatan yazılar yazmışlar. Mezarlık var orada yaklaşık bin kişilik. Bunların hatıralarına bizim de sahip çıkmamız lazım. Türkiye’de çok uyumlu bir şekilde hiçbir sorun yaratmadan, bütün taleplerini demokratik yollarla dile getirerek hiçbir olay çıkarmadan yaşamışlar. Birçok açıdan örnek alınabilecek bir hayatları var. Bu insanların akrabaları var orada. Bu akrabaları ile ilişkilerinin bizim devlet olarak kolaylaştırmamız lazım. Ben soru önergesi verdim ve Ulaştırma Bakanlığı bana cevap verdi, THY orada bir araştırma yapmış ve oraya uçak seferleri yapılabilmesi için orayı ‘feasible’ bulmamış. Yani ekonomik açıdan yeterince müşteri bulamam diye diyor. Hâlbuki farkında değiller, havaalanı kapalı. Peki, havaalanının açılması için sizin bir girişiminiz var mı? Hiçbir girişiminiz yok. Bizim şöyle bir şeyimiz var, sonuç alınması çok kolay bir ülke ile ilgili bir problemin çözümünde her türlü antlaşmalar yapılıyor, çözüm önerileri hemen geliştiriliyor ancak bu gibi büyük problemlerde, çözüme ulaşmanın zor olduğu yerlerde gereken en basit adımlar bile atılmıyor. Neden? Çünkü başarısız olursanız içeride bunun hesabını vermekte güçlük çekmeyesiniz diye. Dış politika böyle bir şey değil.
Meselelerin çözümünün bir bölümü Türkiye dışındaki ülkelerle ilgili, diğer kesimi ise doğrudan Türkiye ile ilgilidir. Mesela, hükümet bir karar aldı, devlet televizyonundan Kürtçe yayın yapmaya başladılar. Bunun üzerine benim bildiğim Çerkez Dernekleri de harekete geçti ve biz de Çerkezce yayın yapmak istiyoruz dediler ve TRT onlara cevap verdi programımızda yoktur diye. Bazı diller ölüyor. Bu dilleri üniversitelerde canlı tutmak bizim kolaylıkla yapabileceğimiz bir şey. İkincisi çifte vatandaşlık. Bizim mevzuatımıza göre çifte vatandaşlık mümkün. Bunlara da tanımak lazım o zaman bu hakkı. Aynı zamanda diplomaların eşitliği. Burada doğmuş adam ama gidip orada çalışacak diplomasının tanınması lazım ya da aynı şekilde oradaki diplomasının da burada tanınması lazım. Bunlar çok basit şeyler ama bu konularda bile mesafe alamıyoruz. Biraz da ilgisizlikten bu benim gördüğüm kadarıyla. Oysa, bizim burada bitin etnik gruplara bütün vatandaşlarımıza eşit davranmamız lazım. Demokratikleşmenin bu kadar adı geçiyor ama eylemde de gerçekleşmeli. Bütün insanları kucaklayıcı bir davranış sergilememiz lazım. Özellikle Kafkaslardan gelen grupların ne kadar çağdaş yaşadıklarını, kadın-erkek eşitliğini, müzik ve yemek kültürlerini, sorunları kuvvete başvurmadan çözme girişimlerini biz gözlerimizle gördük. Türkiye için bunlar büyük bir kazanç. Bu kadar kaliteli bir topluluk var ülkede ama bunların en basit taleplerini reddediyorsunuz. İlgi göstermiyorsunuz. Sudan’a gösterdiğiniz ilginin onda birini oraya gösterseniz yol kat edebileceğiz. Biz bütün bu topluluklarla daha samimi daha sıcak ilişkiler kurmak istiyoruz.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.