Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

Kanal B – Genel Seçimler ve Dış Politika Hakkında
CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ONUR ÖYMEN’İN KANAL B’YE VERDİĞİ MÜLAKAT – 6 HAZİRAN 2007
Sunucu : Efendim hoş geldiniz. Hayırlı olsun, Bursa’dan aday oldunuz.
ÖYMEN : Teşekkür ederim. Bursa’ya Cuma günü gideceğim. İstanbul’dan geldim bugün parti çalışmaları dolayısıyla. Cuma günü Bursa’ya gideceğim ilk defa olarak oradaki partililerimizle, hemşehrilerimizle tanışacağım. Çok güzel işler yapacağım Bursa’da, çok güveniyoruz, örgütümüze de vatandaşımıza da. Bursa’yı Türkiye için örnek bir il haline getireceğiz her açıdan.
Sunucu: Bu arada hemen hatırlatalım sayın seyirciler, konuğumuz ayağının tozuyla geldi Meclise, bir basın toplantısı yaptı ve bizi kırmadılar sağ olsunlar konuk oldular programımıza. Efendim, belki siz yüzlerce kere dış politika konusundaki sıkıntılarla ilgili konferanslar verdiniz, programlara konuk oldunuz, kürsüden konuştunuz ve tam da şimdi iktidarın değişebileceği bir fırsat var. Şu anda bütün bu sorunlara Balkanlar, Ege, Kıbrıs, Amerika gibi.. baktığımızda Türkiye tam bir sorunlar yumağı gibi görünüyor, sizce de böyle midir?
ÖYMEN : Evet. Türkiye’nin bulunduğu coğrafyanın son derece önemli olduğu kuşkusuz. Türkiye’nin ve bölgesinin stratejik önemi biliniyor. Ama Türkiye’nin dış politikada bu kadar fazla baskı altına alınması hükümetin zayıflığından kaynaklanıyor. Çünkü, uluslararası ilişkilerde böyle bir ihtilaf olduğu zaman haksız tarafa baskı yapılıp haklı taraf desteklenir diye bir kural yok. Uluslar arası ilişkilerde hangi ülke baskı karşısında taviz vermeye yatkın gözüküyorsa ona baskı yapılır. Onun için Türkiye’ye bu kadar baskı yapılıyor. Türkiye Atatürk zamanında da aynı coğrafyadaydı, neden böyle baskılar yoktu? İsmet Paşa’nın Başbakanlığı zamanında da bu coğrafyadaydık, Amerika ile İngiltere bizi 2. Dünya Savaşı’na sokmaya çalıştılar, baktılar ki Türkiye çok büyük bir direniş gösteriyor, ısrar etmediler. Gördüler ki, Türkiye’de devlet adamları var, baskı ile onlara iş yaptırmak kabil değil. Daha çeşitli örnekleri var geçmişte Ecevit dönemini hatırlayınız, efendim, Türkiye’ye baskı yaparak Kıbrıs’ta harekat yapmasını engellemeye çalıştılar, hiçbir faydası olmadığını görünce geri adım attılar. Yani Türkiye ciddi bir devlet olduğu, haklarını, çıkarlarını kararlılıkla savunan bir devlet olduğu görüntüsünü dünyaya sergilediği zaman göreceksiniz ki, bu baskılar kalkacaktır. Bu seçimlerden sonra iktidara gelecek olan bir CHP iktidarında, çok şeyin değiştiğini göreceksiniz. Bu baskıların hiçbiri böyle sürmeyecektir, çünkü göreceklerdir ki, Türkiye’de baskılar karşısında taviz verecek bir hükümet yok.
Sunucu : Şöyle söyleyebilir miyiz efendim, baskılar güçsüz iktidarlara yapılır?
ÖYMEN : Tamamen doğru.
Sunucu : Fakat Türkiye’deki iktidar aslında güçlü bir iktidardı, oldukça fazla bir sandalye sayısı vardı.
ÖYMEN : Sandalye sayısıyla ilgili değil bu. Ülkelerin, hükümetlerin ülke çıkarlarını korumadaki kararlılığı ile ilgilidir. İstediğiniz kadar çoğunluğunuz olsun Mecliste, eğer siz dış baskılar karşısında boyun eğen bir yaklaşım sergiliyorsanız, işte ‘çözümsüzlük çözüm değildir’, ‘biz bir adım önde olacağız’ derseniz, bunların hepsi taviz vermeye hazır olduğunuzun işaretleridir. İşte Kıbrıs’ta yaptığınız, Kofi Annan planını gözü kapalı kabul etmeniz, direnememeniz, Irak’ta baskılara boyun eğmeniz ve Irak’ta teröristlerle mücadele için, sınırı korumak için asker göndermeye cesaret edememeniz, AB’nin her baskısı karşısında evet demeniz, boyun bükmeniz, işte bu ek protokolü imzalamanız, bütün bunlar alt, alta yazıldığı zaman, herkes görüyor ki, bu hükümetin Türkiye’nin çıkarlarını menfaatini koruyacak cesareti ve kararlılığı yok. Bunu gördüğünüz andan itibaren bu ülkeye baskı yaparsınız, işte onlar da bunu yapıyor şimdi.
Sunucu : Siz Türkiye Atatürk dönemindeki gibi, İnönü dönemindeki gibi kendi çıkarlarını ön planda tutan politikasını uygulamalı diyorsunuz, çok taraflı bir politika ile ulusal çıkarlarını korumalı diyorsunuz. Bu çok taraflı ne demek?
ÖYMEN : Yani, dünyaya açık olacaksınız; Atatürk de, İsmet İnönü de, daha sonraki siyasetçiler de dünyaya kapalı politika izlemediler. Biz dünyaya açık olacağız, biz kimseye düşman değiliz. Atatürk’ün Meclis konuşması var 1931 yılında, orada çok açıkça söylüyor, “biz bütün ülkelerle dostluk ilişkisi kurmak isteriz” diyor. Biz de CHP olarak, Atatürk’ün kurduğu parti olarak, bütün ülkelerle dostluk ilişkisi kurmak isteriz. AB üyeliğini biz de isteriz ama bir şartla; Türkiye’nin haklarına ve çıkarlarına herkes saygı gösterecek, eşit şartlarda. Diğer adaylara ne muamele yaptıysanız bize de o muameleyi yapacaksınız. Yani AB’de Türkiye’yi dışlamak isteyen ülkeler varsa onlarla mücadele ederiz. Türkiye’ye çifte standart uygulamak isteyen varsa mücadele ederiz. Haksız baskılar yapmak isteyen varsa mücadele ederiz. Ama Türkiye’yi diğer adaylarla eşit koşullarda tam üye yapmaya razı olurlarsa biz buna niye karşı çıkalım? Türkiye’nin lehine olduğunu düşündüğümüz için daha 1963’te müracaat etmişiz, İsmet İnönü imzalamış müracaatını Türkiye’nin ve bu antlaşmanın içinde açıkça tam üyelik hedefi var. Biz 1963’ten beri sürekli olarak, aynı doğrultuda çalışmışız ama şimdi ne diyoruz, eğer Türkiye’yi istemiyorsanız, dışlayacaksanız, şu veya bu sebepten, Avrupa’ya özgü nedenlerden dışlayacaksanız o zaman biz bu milleti Avrupa’nın bekleme odasında otuz-kırk sene tutamayız. O zaman bize bugünden açıkça söyleyeceksiniz, biz de kendi yolumuzu bulacağız.
Sunucu : Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi hazmetme kapasitesinden söz ediliyor, bu ne demektir?
ÖYMEN : Şimdi, aslında bunun özü şudur, AB’de mekanizmalar, Avrupa Parlamentosuna gidecek milletvekillerinin sayısı, AB Konseyinde oy verme usulleri, bunların hepsi nüfus esasına göre tespit edilmiş şeyler. O bakımdan Türkiye AB’ye girerse, bir büyük devlet olarak girecek. O zaman AB’ye yön veren büyük devletler arasındaki dengeler değişecek, en çok milletvekili olan ülke Türkiye olacak Avrupa Parlamentosunda, kararlarda en ağırlığa sahip olan devlet Türkiye olacak. Yani biz sıradan bir devlet olarak değil büyük bir devlet olarak gireceğiz. Fransa, Almanya gibi bazı büyük devletler bunu hazmedemiyor. ‘Türkiye gelecek bizim buradaki ağarlığımız bozulacak, dengeler değişecek’ diye çekiniyorlar; bu, bir. Bazılarında bir din ve kültür faktörü var, yani farklı dine ve kültüre sahip bir millet nasıl böyle gelir de Avrupa’da etkili bir rol oynar. Bazılarında işte, işçilerin serbest dolaşım hakkı olacağı için bir endişe var, bazılarında ticari rekabet gücü, aslında Türkiye’nin çok büyük bir ticari rekabet gücü var, bazıları bundan çekiniyor. Ama farklı sebeplerden de olsa, şu anda kalkıp da, “aman Türkiye bir an önce üye olsun” diyen yok. En çok destekleyen bile “zamana ihtiyacı vardır” diyenlerdir. Yani böyle bir sıkıntısı var Avrupa’nın.
Bir de Avrupa’nın kendi iç sorunları var, daha anayasasını sonuçlandıramadı. Başka iç meseleleri var, mali konuları var, bir de bunları tespit edemedi, çözümleyemedi. Türkiye bugün üye olsa Avrupa’ya büyük bir mali yük yükleyecek. Şu anda Türkiye üye olsa bu sene 11,5 milyar Euro para girecek Türkiye’nin kasasına Avrupa bütçesinden; ama Avrupa bütçesinde Türkiye’ye verecek 11,5 milyar Euro yok. Nereden gelecek bu para? Bütçeyi arttırmama kararları var. O zaman, başka ülkenin payından kesip Türkiye’ye vereceksiniz, bunu da kimse istemiyor. Böyle sebepleri var, şimdi, bu sebepleri açıkça söylemek yerine, Avrupalıların büyük bir bölümü sanki Türkiye’nin bazı eksikleri var da o yüzden Türkiye’yi dışlıyorlarmış gibi bir izlenim veriyorlar.
Sunucu : Bu söylediğiniz çifte standardın da somut örnekleri sanırım Sırbistan ve Hırvatistan’dı.
ÖYMEN : Evet, “bunlar küçük devletler, diyorlar, bunları kolaylıkla hazmedebiliriz, maliyeti düşük, Avrupa’nın karar mekanizmalarını etkilemeyecekler, serbest dolaşım hakkına sahip olsa ne olacak olmasa ne olacak”. Küçük ülke olunca sıkıntı çekmiyorlar, Baltık ülkeleri, Slovenya vesaire; ama Türkiye büyük ülke, onu onlar da görüyorlar. NATO’nun en büyük ikinci askeri gücü Türkiye, ekonomik açıdan, satın alma gücüne göre Avrupa’nın altıncı ülkesi Türkiye. Nüfusu açısından bakarsanız, Avrupa’da ikinci ülke Türkiye, 2014 yılında Almanya’yı da geçeceğiz, birinci ülke olacağız. Şimdi böyle bir ülke girince tabi işler değişiyor, bütün dengeler değişiyor. Büyük bir unsur Avrupa’nın dengelerinin içine giriyor. Onun için de çekiniyor bazıları, bazıları itiraz ediyor, bazıları ‘aman girmesin’ diyor. Bir kısmı da mümkün olduğunca bu işi geciktirmek için çeşitli bahanelerle Türkiye’de eksik buluyorlar. Bunların hepsi bahane: işin esası şu: büyük bir devlet olarak Türkiye’nin girmesi bunları rahatsız ediyor.
Sunucu : Türkiye’nin AB üyesi olması ABD tarafından samimi bir şekilde destekleniyor mu?
ÖYMEN : Şimdiye kadar Amerika bunu hep söyledi, hep istediğini söyledi. Amerika açısından Türkiye’nin AB’ye üye olmasının bir olumsuz tarafı yok. Amerika ile iyi ilişkiler içinde olan bir Türkiye’nin AB üyeliği Amerika’yı niye rahatsız etsin? Ama bazı Avrupa ülkeleri bundan rahatsız. Çünkü Fransa gibi ülkeler Türkiye’yi Amerika’nın bir Truva Atı gibi görüyorlar. AB’nin içine Amerika’ nın neredeyse bir ajanı gibi girecek Türkiye, Amerika’nın menfaatlerini AB içinde koruyacak ve AB ile Amerika arasındaki dengeleri Amerika lehine olumsuz etkileyecek. Aynı gerekçe ve endişe ile Fransa De Gaulle zamanında İngiltere’nin üyeliğini de iki kere veto etmişti, çünkü İngiltere’yi de Amerika’nın Truva Atı gibi görüyorlardı. Yani, aslında Türkiye girecek ama atın içinde Amerikalılar var, böyle düşünüyorlar.
Sunucu: Size göre Türkiye’nin AB üyeliği gerçekleşir mi? Gerçekleşirse ne kadar zamanda olur bu?
ÖYMEN : Bu Türkiye’deki hükümete bağlı, yani bugünkü hükümet gibi bir hükümet oldukça, gerçekleşmesi imkansız denecek kadar zordur ve çok, çok uzun zamana yayılır ve Türkiye hep böyle horlanır, aşağılanır, küçümsenir ve Türk Milleti de bundan çok rahatsız olur, rencide olur. Ama CHP iktidara gelince çok şey değişecek. Geçmişte bunun örneklerini gördük. Türkiye’nin haysiyetini, şerefini, çıkarlarını kararlılıkla koruyan bir hükümet olunca bugün bu hükümete söyledikleri lafların hiçbirini bize söyleyemeyeceklerdir. Çünkü her lafın cevabı var. Bunu bildikleri için bugün de biraz çekiniyorlar bizimle konuşurken. ‘Efendim, siz milliyetçisiniz’ filan diyorlar, bizim milliyetçiliğimiz Atatürk milliyetçiliği. Cumhuriyet kurulduğundan beri anayasamızda olan milliyetçilik. Yani kimsenin çıkarlarında gözü olmayan, başkalarının topraklarında gözü olmayan sadece Türkiye’nin çıkarlarını koruyan bir milliyetçilik anlayışı, ulusal çıkarları koruma anlayışı. Bu dünyanın bütün ülkelerinde var. Ama biz savununca menfaatlerimizi bunlar rahatsız oluyorlar. Her ülke çıkarını savunacak İngiltere’si, Almanya’sı, İtalya’sı,Belçika’sı; ama Türkiye’ye gelince “yok, diyecekler, biz ne dersek siz onu yapacaksınız”. İşte Atatürk’ün, İsmet Paşa’nın değiştirdiği bu, Lozan ile değişen bu. Biz Lozan ile eşit bir ülke olma statüsü kazandık, işte bunu hala Avrupa’da ve dünyada hazmedemeyenler var. Türkiye’yi hala ikinci sınıf bir devlet gibi görmek isteyenler var. biz bunlarla mücadele ediyoruz.
Sunucu : Aslında bugün Türkiye ile AB arasındaki ticaret had safhada AB bizi istemiyor ise gelen Avrupalı şirketlerle bir tezat oluşturuyor değil mi bu?
ÖYMEN : Tabii, bu işe de bakmak lazım. Pek çok firma bugün küreselleşmenin etkisi ile başka ülkelerde yatırım yapıyor. Burada dikkat etmemiz gereken şey şudur; yabancı sermaye de geleceği zaman belli ölçüler koyuyorlar, bu ölçülerin bir tanesi, mesela yeni yatırım yapacaksınız, yani hazır bir yatırımı satın almak için gelene çok da sıcak bakmıyorlar. İstihdam garantisi vereceksiniz, yeni teknoloji getireceksiniz, ihracata yönelik olacak, vs. Bütün bu gibi kriterlere göre özelleştirmeleri ve yabancılara satışları düzenliyorlar. Bir de kilit mevkideki kilit önemdeki kuruluşların altın hissesini vermiyorlar. Mesela Fransa’da böyle önemli milli kuruluşların altın hissesi daime devlete aittir, vermezler veya milli kuruluşlara aittir devlet onları etkiler. O bakımdan, bizimkilerin“baba baba satarız” “her istediklerini herkes alabilir Türkiye’den” dediği gibi olmuyor bu işler. Türkiye böyle haraç mezat satılık bir ülke değildir. Ciddi iş adamlarımız var İnan Kıraç gibi mesela, kaç defa bunları söyledi, iş adamlarına çağrıda bulundu, varınızı yoğunuzu yabacılara gözü kapalı satmayın, diye. Onlar da milli sermayenin, milli ekonominin ne kadar önemli olduğunun farkındalar. Biz böyle kaskatı bir yaklaşım içinde değiliz, yabancı sermayeye de kapalı değiliz. Biz de yabancı sermayeyi çekmeye çalışacağız ama yeni yatırımlara. Türkiye’nin en kilit en stratejik kuruluşlarının satışlarında dikkatli olacağız. Böyle gözü kapalı satış bize çok şey kaybettirir.
Sunucu : Bir yazar sizi CHP’nin şahini olarak tanımlamıştı ve bu da Avrupalı diplomatların ve yazarların gözünden kaçmamıştı. Siz kendinizi nasıl görüyorsunuz?
ÖYMEN : Öyle diplomaside de, siyasette de şahinlik, güvercinlik yoktur. Ulusal çıkarları koruyanlar vardır, koruyamayanlar vardır. Şimdi, Türkiye’nin bu söylemle konuşması bazılarını rahatsız ediyor çünkü onlar sizi kendilerine eşit bir devlet gibi görmüyorlar, ikinci sınıf bir devlet olarak görüyorlar, neredeyse -adını koyalım- bir sömürge olarak görüyorlar. Size her istediklerini kabul ettirecekler, Kıbrıs’ ta şunu verin, vereceksiniz, Ruhban okulu açın, açacaksınız, Patrikhanenin şu isteği var, yapacaksınız, ne isterlerse hepsini yapacaksınız. İşte bunları yapmayız, biz Türkiye’nin çıkarını koruruz, karşılıklı ve dengeli olarak bu meseleleri sizinle görüşürüz. “Bir mesele çözülecekse her iki taraf da adım atmalıdır, ortak bir zemine gelinmelidir” diyen insanlar bunları çok rahatsız ediyor. O zaman, “bu insanlar veya bu partiler aşırı milliyetçidir” diyorlar çünkü bunların dişine göre değiliz.
Bakın yabancıların hepsi AKP’ yi destekliyorlar; Kıbrıslı Rumlar AKP’yi çok seviyor, Barzani çok seviyor, Yunanistan çok seviyor. Amerikan Dışişleri Bakanı Rice çok seviyor. Niçin? Çünkü o AKP’den alabilecekleri tavizleri başka bir Türk hükümetinden alamayacaklarını biliyorlar. Taviz verilmez mi? Verilir, ama dengeli olacak, karşılıklı olacak. Tek taraflı taviz vermeyiz biz. Onlar veriyor, onun için onları çok severler. Bundan da daha doğal bir şey olamaz. Ama taviz verdiği için sevilmek utanç vericidir. Ben AKP’li olsam yabancıların böyle sevgi gösterisinden ve desteğinden çok rahatsız olurum, çok utanırım. Şimdi gidip de seçmenlere nasıl anlatacaklar bunu? Kıbrıslı Rumlar benim hükümette kalmamı istiyorlar diye. Barzani beni çok seviyor. Kim o Barzani? Genelkurmay Başkanının tabiri ile PKK’yı destekleyen bir aşiret lideri. Barzani’nin desteği şimdi AKP’ ye güç mü katacak? Rumların, Yunanistan’ın desteği güç mü katacak? Amerika’ya bu kadar halkımız tepki gösteriyor Kuzey Irak politikası dolayısı ile , kalkıp da Amerika’da Rice AKP lehine laf etti diye bu vatandaş gidip AKP’ye mi oy verecek? Türkiye’de Amerika’ya verilen destek % 7. Vakti ile % 50’ymiş, bugün % 7’ye düşmüş. Şimdi böyle bir devlet sizi desteklediği için halk sizi iktidar mı yapacak? Milyonlarca insan sokağa döküldü, bu insanlar AKP’yi desteklemek için mi sokağa döküldü? Sizin Cumhuriyetin değerlerine, laikliğe, çağdaşlığa karşı politikalarınıza karşı sokağa döküldü. Dış politikalarınıza tepki gösteriyorlar.
Sunucu : Hem ABD’ye hem AB’ye karşı bir tepki var ama medyada tam tersi bir hava var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
ÖYMEN: Şimdi, medyayı hem yabancılar hem de Türkiye’de bu iktidarı destekleyen bazı sermaye çevreleri de, yeşil sermaye de, bazı dinci çevreler de kullanmak istiyorlar. AKP’yi iktidar da tutmak istiyorlar. AKP iktidara geldiğinde aşırı dinci yayınların günlük sayısı, 400 binmiş, bugün 1,1milyon. Bu, bu dönemde aşırı dinci yayınlar ve aşırı dinci sermayenin desteklediği medya kuruluşlarının çok fazla destek aldığını gösteriyor. Diğer medya organlarına bakıyorsunuz, hükümetin çok büyük baskısı altındalar. Medya kuruluşlarının sahibi olan iş adamları, holdingler hükümetin müthiş baskısı altında, onun için tarafsız yayın yapamıyorlar. Hükümeti kollamak zorunda kalıyorlar, muhalefeti eleştirmek zorunda kalıyorlar, aksi taktirde hükümetten çok büyük tepkiler göreceklerinden çekiniyorlar, ticari menfaatlerinin hükümet tarafından zarara uğratılacağından çekiniyorlar; bu yabancılar için de böyle.
Dikkat ederseniz, bir kitap çıktı geçenlerde Overthrow isimli, hükümet darbesi anlamında. Ünlü gazeteci, İstanbul’da Newyork Times’ın muhabirliğini yapmış Stephen Kinzer’in kitabı, burada açıkça anlatıyor, “Amerika bir ülkede hükümeti devirmek istediği zaman önce basını satın alır” diyor. Ve hangi gazeteleri satın almış, Şili’de, başka ülkelerde kaç para vermiş, hangi gazeteciye kaç para vermiş hepsi var, yazıyor. Yani geçmişte basının satın alınması hükümet değişikliğinde veya belli bir siyasi partinin iktidara getirilmesinde daima etkili rol oynamış, bunun somut örnekleri var ve yazan da Amerikalıların kendileri. Bizim bir şey söylememize gerek yok, açın bakın okuyun.
Sunucu : Aslında Amerika’ nın bu adeti İran’ da başladı.
ÖYMEN : Tabii, İran’da eski cumhurbaşkanı Roosevelt’in torunu Kim Roosevelt’i görevlendirmişlerdi, CIA’in ünlü bir ajanı. Orada İngiliz petrollerini, millileştirdiği için Musaddık’ı bir CIA operasyonu ile devirmişler. Kendilerine bağlı bir başkasını Zaidi’yi başbakanlığa getirmişler ve o dönemde tekrar, yabacı şirketler bu petrol çıkarlarına sahip olmuşlar. Yani, bu oyunlar dünyada çok oynanıyor; ama Türkiye’nin o ülkelerin hepsinden farklı bir tarafı var. Türkiye’den Atatürk geçmiş, Atatürk’ün geçtiği bir ülke diğer ülkelere benzemiyor. Çünkü Atatürk insanın içine bir özgüven koymuş. Milli çıkarları savunma refleksi koymuş. Türkiye’nin milli değerlerine sahip olma refleksi koymuş. Türk insanları, Türk milleti böyle, yabancıların komplosu ile bir partiyi iktidara getirecek millet değil. Efendim, yabancıların veya belli iş çevrelerinin desteklediği basının etkisi ile gözü kapalı oy verecek bir millet değil. Bu millet Atatürk’ün milleti, Atatürk’e sahip çıkan bir millet, işte onun için onlar, Atatürk’ ün kurduğu partiyi, CHP’yi iktidara getirecekler.
Sunucu : Kıbrıs konusunda, bu AB müzakerelerinin uzaması demek Kıbrıs konusunun da çözümünün gecikeceği anlamına gelir mi?
ÖYMEN : Tabii, Kıbrıs bir bahane, Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkan, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, Alman Cumhurbaşkanı Merkel, Avusturyalılar, bunların hiç biri bugüne kadar “Kıbrıs meselesi çözülürse, biz de tutumumuzu değiştiririz ve Türkiye’nin üyeliğini destekleriz” demediler. Onların gündemi farklı, Kıbrıs’ı bizim önümüze Kıbrıslı Rumlar çıkarıyor, Yunanlılar çıkarıyor ve biraz da İngilizler çıkarıyor; fakat diğer ülkelerin gündeminde Kıbrıs önemli madde değil. Hiçkimse hayal kurmasın Kıbrıs çözülse, Türkiye bütün tavizleri verse Kıbrıs’ı teslim etse Girit gibi, gene Türkiye’nin üyeliğine karşı olanlar karşı olmaya devam edecekler. Çünkü onların sebebi başka. Onun için kimse kendini aldatmasın, “Kıbrıs’ ta taviz vermediğimiz için bizi AB’ye almıyorlar” diye, bazı iş çevrelerinin kaygıları beyhudedir, boştur. O zaman da söyledik, bugün de söylüyoruz; sakın ola ki Kıbrıs konusundan dolayı bizi almıyorlar sanmayın, zaten Kıbrıs’ta daha fazla ne vereceksiniz? Kofi Annan planını çıkarttılar, bu hükümetin baskısı ile bizce yanlış olarak Kıbrıslı Türklere baskı yaptılar ve planı olduğu gibi kabul ettiler. Daha ne istiyorsunuz? Bizden istenenin hepsini verdik; daha ne istiyorsunuz? Hala Kıbrıs önümüzde bir engel, bu yetmedi. Yani, her istediklerini yapmamız yetmedi. Daha fazlasını istiyorlar, neymiş efendim Ek Protokol imzalayın, yani Güney Kıbrıs’ı Fransa, Almanya gibi meşrulaştıracağız biz, bunu istiyorlar. Ve ilişkileri normalleştirin diyorlar.
Şimdi bu hükümet Ek Protokolü imzaladı maalesef. Ama öyle bir tepki gösterdik ki biz CHP olarak, cesaret edip de onay için Meclise getiremediler. Bu yüzden de Avrupa bunları cezalandırdı şimdi, “Meclise niye götürüp de onaylamadın?” diyor, “onaylayana kadar biz de ilişkileri dondururuz sekiz maddede, geri kalan bütün maddelerin görüşmesini Kıbrıs’a bağlarız” diyor, bağladılar da. Ne zamana kadar? CHP iktidara gelene kadar. Bakın niçin söyleyeyim size; biz Almanya’ ya gittik. Almanya dış işleri devlet sektörü bize dedi ki, “seçimler olduğu için, size bir fırsat verdik Kıbrıs konusunda; ama seçimler biter bitmez, çok büyük baskı yapacağız, getireceğiz bunu gündeme tekrar ve bu Ek Protokolü onaylatmadıkça hiç bir şey yapmayacağımızı göreceksiniz; bugünkünden daha beter olacağız. Sekiz maddeyi dondurduk, hepsini donduracaktık, sırf seçim olduğu için yapmadık” dedi. Ben de onlara dedim ki, “boşuna seçimleri beklemeyin, size bu günden ilan ediyoruz, onaylamayacağız” Seçimde Türk milleti hangi parlamentoyu iş başına getirirse getirsin Kıbrıs’ın teslimi anlamına gelen bu Ek Protokolü Türkiye Büyük Millet Meclisi onaylamayacaktır. Adam mosmor oldu. “Siz Türkiye’ yi tanımıyorsunuz, Türk halkı hiçbir zaman teslimiyetçi bir halk değildir, Kıbrıs bizim milli davamız ve Kıbrıs’ın Rumlar’a teslimi anlamına gelecek hiçbir belgeyi Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisi onaylamaz. Seçime kadar boşuna bekleyip uykunuzu kaçırmayın” dedim.
Sunucu : Buna yanıt sadece tepkisizlik mi oldu?
ÖYMEN : Biraz morarma oldu, kızarma oldu. Bir şey diyemedi konuyu değiştirdi, çok şaşırdı.
Sunucu : Kıbrıs konusunda tek bir devlet olmazsa iki ayrı tanınan devlet olur diyor CHP.
ÖYMEN : Doğrusu bu. Kıbrıs Rum cumhurbaşkanı eşitlik esasına göre bir çözüm istemiyor, Kıbrıslı Türkler ile Rumların egemen eşit devletler olarak bir çatı altında, yeni bir devlette buluşmalarını istemiyor. Bunu çok açık, defalarca söyledi. Rum kesimindeki çoğunluk bu görüşte. O zaman biz kendimizi aldatıyoruz, o tavizi versek razı olur mu, bu tavizi versek razı olur mu, Lokmacı barikatını açsak razı olur mu, işte Annan planına ilaveten bir iki taviz daha versek acaba lütfedip kabul eder mi, peşinden koşuyoruz, diz çöküyoruz, çok yanlış! Koskoca 73 milyonluk Türkiye, Kıbrıs Rum cumhurbaşkanının önünde diz çökecek bir millet midir? Maalesef bu hükümet bu hale getirdi Türkiye’yi. Taviz verelim de çözelim çözümsüzlük çözüm değildir, Denktaş yanlış iş yaptı, otuz yıldır bütün Türk hükümetleri yanlış iş yaptı. Doğrusu ne? Doğrusu bizim yaptığımız. Sizin yaptığınız ne sonuç verdi, çözüldü mü? Hani çözümsüzlük çözüm değildi? İşte bugün de çözümsüzlük var. Demek ki, sizin iktidar da olmanız bir şey değiştirmedi. Denktaş’ın iktidardan gitmesi de bir şeyi değiştirmedi. Niçin? Çünkü karşı taraf istemiyor, bir türlü anlayamadılar bunu. Bir anlaşmazlık çözülemiyorsa, mutlaka Türkiye kusurludur. Türkiye’de bazı ikinci cumhuriyetçiler var, bazı iş adamları var, bazı köşe yazarları var, bunların da bazı danışmanları var, başbakanın kafasına sürekli bunu soktular. Türkiye’nin karşı, karşıya olduğu bir uluslar arası ihtilaf varsa, başta Kıbrıs, çözümsüzlükten hep Türkiye sorumludur, hep bizimkiler yanlış yaptılar, katı davrandılar, aşırı milliyetçi davrandılar, taviz vermediler, adım atmadılar, bilmem ne yapmadılar, bu yüzden çözülmüyor. Siz biraz esnek davranın bakın nasıl çözülecek, her şeye evet deyin, Annan planına evet deyin şuna evet deyin, buna evet deyin. İşte bunlar hepsine evet dedi, gene çözülmedi. Demek ki bu değilmiş sebebi, şimdi hepsi utandılar sustular. Bakın Kıbrıs’ ta taviz verelim diyen iş adamlarından bir tanesi ağzını açıyor mu şimdi? Ne oldu onlara? Kıbrıs’ta verelim diye her Allah’ın günü makale yazanlar niçin bir tane Kıbrıs yazısı yazmıyor, niçin acaba? Çünkü gördüler ki, yanlışmış söyledikleri yanlışmış. Bu hükümeti de yanlış yöne sevk ettiler, AKP iktidarı ilk başladığında, bizim politikamızı, yani Türkiye’nin başından beri savunduğu politikayı savunuyordu. İki-üç ayda bunların etkisi ile tavizci bir çizgiye girdi. Sonunda da duvara çarptı, hiçbir sonuç alamadılar. Hükümetin Kıbrıs politikası tam bir başarısızlık oldu, sebebi de taviz vererek bu işi çözebileceklerini zannetmeleridir. Bu çevreler hükümeti yanılttılar hükümet de bize Meclise, muhalefete danışmadı, aklı başında gazetecilere bilim adamlarına danışmadı, bu tavizci ekibin esiri oldu. Sonuç budur. Şimdi gidip halka nasıl anlatacaklar bakalım Kıbrıs politikalarını çok merak ediyorum. Kıbrıs’ta neler yaptılar ve ne sonuç aldılar? Sıfır, aldıkları sonuç sıfır.
Sunucu : Efendim, Güney Rum kesiminin Akdeniz’de petrol araması konusundaki son durum nedir?
ÖYMEN : Lübnan bizim çok yakın dostumuzdur diye herkese ilan ettiler. Hep Türkiye’yi destekliyor diye oraya asker gönderdiler. Sonunda gördüler ki, bu Lübnan bir taraftan bunları oyalarken bir taraftan da Rumlarla anlaşma yapmış. Oradaki deniz sahasını bölüşmüşler. Rumlar şimdi uluslar arası ihaleye çıktılar, Eylül ayında bu ihale sonuçlanınca, yabancı petrol şirketlerine o petrol kaynaklarını işletme hakkı verecekler. Kıbrıs Türklerinin de bunda hakları var, bu hükümet ona da ses çıkartamıyor. Sekiz milyar varillik petrol olduğu anlaşılıyor, 450 milyar dolar değerinde. İşte Mısır’la, Lübnan’la, Yunanistan’la anlaşmalar yaparak o bölgeyi kendi istedikleri gibi kullanıyorlar, Lübnan bir taraftan bunu yaptı, bir taraftan da parlamentosundan oy birliği ile bir Ermeni Soykırım tasarısı çıkardı. Üstelik 1915 ile 1923 yılları arası, yani Cumhuriyetin kurulduğu yıla kadar, Türkiye’nin soykırım yaptığını iddia ediyor. Bu kararı oybirliği ile almış, yani bir kişi bile hayır dememiş. Şimdi, bu Lübnan’a Türk hükümeti boyuna çiçekler atıyor, Başbakan gidiyor geliyor oradaki iş adamlarına Türkiye’den projeler veriyor, askerimizi yolluyoruz oraya. Yani yaptıkları yanlışların haddi hesabı yok. Bir tek konu söyleyin ki, bana dış politika alanında yani şu alanda da bu hükümet doğru iş yapmıştır diyelim.
Sunucu : Ve Türk Telekom’u Lübnanlı bir iş adamına verdiler.
ÖYMEN : Mesela değil mi, bu kadar stratejik bir kuruluşu Lübnanlı bir iş adamına veriyor.
Sunucu : Peki, Türkiye’nin ya da KKTC’nin bölgede petrol arama hakkı saklı mı?
ÖYMEN : İşte, görüyoruz şimdi, bırakınız petrolü biz Türkiye’den Kıbrıs’a su götüreceğiz, bunun için bir deniz altı borusu döşenecek, bu boruyu döşemek için bir sismik gemi kiralandı İtalyanlardan, denizin altının profilini çıkartıyor. Kıbrıs sularına yaklaşınca Rumlar İtalya’yı “burası bizim denizimizdir” diye protesto etti. İtalyanlar gemiyi hemen çektiler ve Mısır’a götürdüler. Proje yarıda kaldı ve bizimkilerden çıt çıkaramadılar, tepki gösteremediler, protesto edemediler, gemiyi tutamadılar, hiçbir şey yapamadılar. Bunları biz hep söyledik, ama basın yazmıyor işte. Hükümetin bir eksiği hakkında bilgi verdiğiniz zaman basında bir satır yok. Bakın şimdi, Danıştay’ın güneydoğuda Suriye sınırında mayınların temizlenmesi ile ilgili olarak, hükümet aleyhine yürütmeyi durdurma kararı verdiğini bugün basın toplantısı ile açıkladılar. Yarın merak ediyorum kaç gazete yazacak bunu.
Sunucu : Bush ile Putin arasında bir sürtüşme yeniden başladı gibi. Silahlanma konusunda yeniden bir yarış başlamış gibi görünüyor. Sizin görüşünüz nedir?
ÖYMEN : Putin döneminde Rusya ikinci sınıf bir devlet olmayı hazmedemedi. Tek kutuplu dünyada Amerika tek süper güç olarak kaldı, SSCB’nin yıkılmasından sonra Varşova Paktı’nın çökmesinden sonra bütün dünyada Amerika’ nın sözü geçer yaklaşımı egemen oldu. Rusya özellikle Putin döneminde buna tepki gösterdi çünkü Rusya her şeye rağmen ekonomik açıdan Amerika’nın çok gerisinde; ama elinde iki tane önemli kozu var. Bir tanesi, nükleer silahlar; Soğuk Savaş bitince bu kozu kullanmamayı kabul etti ama gördü ki, o nükleer silahlara sahip olmak bir işe yaramıyor. Kağıttan kaplan durumuna düştü Rusya. İkincisi de, petrol rezervleri var, doğalgaz, kaynakları var. Batı Avrupa doğalgazda Rusya’ya bağımlı. Şimdi bu iki kozu ön plana çıkartarak Rusya kendisinin de ihmal edilemeyecek bir güç olduğunu kanıtlamaya çalışıyor ve Amerika’nın her alanda her dediği kuraldır yaklaşımını reddediyor. Bir taraftan, ‘biz nükleer başlıklarımızı yeniden Avrupa’ya yönlendirebiliriz’ diyor. Çünkü Soğuk Savaş bitince nükleer başlıkların hedeflerini değiştirdiler. Yani, Avrupa’yı hedef almayacak hale getirdiler. Ama şimdi çeviririz, diyorlar; niçin? Çünkü Amerika Macaristan’da ve Çek Cumhuriyeti’nde füze savar füze sistemleri kurmaya başladı, Rusya aynı zamanda konvansiyonel silah antlaşması AKKA’yı iptal etme yoluna gitti. Halbuki, bu konvansiyonel silah dengesi açısından çok önemli bir antlaşmaydı. İşte bütün bu gelişmeler gösteriyor ki, Avrupa’ da dengeler yeniden değişebilir gözden geçirilebilir. Türkiye gibi bu bölgeye çok yakın olan Rusya’ ya fiilen komşu olan ülkelerin bunları çok iyi değerlendirmesi lazım.
Sunucu : ABD’nin Irak’ı işgali öncesinde Karadeniz’e asker yerleştirmek istediğini biliyoruz.
ÖYMEN : Evet, öyle laflar çıktı, fakat Türkiye her şeye rağmen Montrö’yü deldirmeyeceğini gösterdi, zaten 1936’ dan beri Montrö’nün imzalandığı tarihten bu yana Türkiye bu sözleşmeye çok titizlikle riayet ediyor, Amerika da fazla üstüne gelmedi doğrusu. Amerika’ da bazı neo-conlar anlaşılan, o 1 Mart tezkeresinden önceki dönemde, Karadeniz’e Trabzon’a da bir güç yerleştirmeyi düşünmüş olabilirler. İşte bu çerçevede bu konular görüşüldü; ama şimdi gündemden çıktı.
Sunucu : Ama, turuncu dönemde Ukrayna’da, Gürcistan’da Rusya ile iyi ilişkiler kurmak isteyen hükümetler yıkıldı.
ÖYMEN : Yalnız, orada da durumlar değişti gene, seçimlerde Ukrayna’da özellikle başka dengeler oluştu, Rus yanlıları da güç kazandı. Yani, o bölgede henüz daha taşlar yerine oturmuş değil.
Sunucu: Rusya’nın yeniden ben varım demesinden sonra, Ortadoğu’da dengeler değişebilir mi efendim?
ÖYMEN : Evet, şimdi Gürcistan’da Ruslar daha bütün üslerini boşaltmadılar. İstanbul toplantısında söz vermelerine rağmen daha henüz bütün üslerini boşaltmadılar, Ermenistan’da çok önemli askeri güçleri var. Ermenistan’la Azeri ihtilafının çözülememesinde Rusya’nın da rolü olduğu anlaşılıyor. Çözüm için Rusya biraz gayret gösterse Ermenistan fazla direnemezdi. O bakımdan, Rusya’nın bütün bu bölgedeki mevcudiyetini Türkiye hafife almamalı. Bakü, Tiflis, Ceyhan boru hattının açılması Rusları çok rahatsız etti. İlk defa olarak Kafkas petrolleri, Rusların denetimi olmadan Türkiye üzerinden dünya pazarlarına açıldı ve Rusya bunu hazmedemedi bir türlü. Ortadoğu’ya gelince Rusya Ortadoğu ile ilişkisini kesmedi. Eskisi kadar, yoğun temas belki yok ama, İran, Irak, Suriye, Lübnan bütün bu bölge Rusya’nın ilgi alanı içinde olmaya devam ediyor. Rusya’da bu bölgede dengeleri değiştirebilecek bir varlık gösteremiyor ama biliniz ki ilgileri kesilmemiştir.
Sunucu : Türkiye’nin Kuzey Irak politikası değişecek mi sizin iktidarınızda?
ÖYMEN : Gayet tabii, bunda hiç kuşkunuz var mı? Türkiye bugün bu hükümetin kararsız, cesaretsiz politikası nedeni ile kendi sınırını koruyamayacak bir ülke durumuna gelmiştir. Her Allah’ın günü şehit veriyoruz. Daha iki gün önce Pülümür’de yedi askerimiz şehit oldu. Ankara’daki bombalama olayında masum insanlarımız öldü, yaralandı. Her gün bir yerde kan akıyor, mayınlar döşüyorlar, bomba patlatıyorlar. Şimdi bu olayları sineye çekip bekleyebilir miyiz? Niye oluyor bunlar? Çünkü Kuzey Iraktaki terör gücü dilediği gibi, vızır vızır Türk tarafına geçiyor. Sadece Türk tarafından koruyamıyorsunuz coğrafi özelliğinden dolayı, Irak tarafından da koruyacaksınız. Kim koruyacak? Ya Irak hükümeti koruyacak ya Amerika koruyacak. Amerika diyor ki, Irak koruyamıyor, kendini koruyacak durumu yok, bizim de koruyacak askerimiz yok. Tamam, diyoruz biz koruyalım sınırı. Hayır siz de korumayın diyorlar, böyle bir şey olur mu? Biz Amerika’nın bu gelişmelerde çok büyük sorumluluğu olduğunu düşünüyoruz. İşin hazin tarafı şu ki, biz bunu defalarca anlattık. Bugün Cumhuriyet’te Sayın İlhan Selçuk’u okudum, “hiçbir parti Kuzey Irak’la ilgili olarak Amerika’yı eleştirmedi” diyor. Biraz insafsızlık etmiş CHP’ye. Bizim sözlerimizi, açıklamalarımızı duyamamış demek ki. Tabii basın yazmazsa nereden okuyacak? Biz bunları Amerika’da da söyledik: nedir sizin politikanız, biz anlayamıyoruz. Türkiye sizin en büyük müttefikiniz, siz PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmişsiniz, terörü dünyadan temizleyeceğiz, diye söz vermişsiniz, devletlere çağrıda bulunmuşsunuz, ya bizden yanasınız ya teröristlerden diye. Şimdi Kuzey Irak’taki teröristlerin kılına dokunmuyorsunuz. Böyle bir politika olur mu, dedik. Geçenlerde Amerika’daydık, orada yüzlerine söyledik bunu. “Biz de Kuzey Irak’ta istikrarın bozulmasını istemiyoruz” dediler. İyi ama bunun bedelini Türk halkı canı ile ödüyor. Böyle şey olur mu? Kuzey Irak’ta istikrar bozulmasın diye Türkiye’de bozulsun yani, bunu mu istiyorsunuz? Hiçbir şey diyemiyorlar. Ben özel temsilci Ralston ile konuştum; o da çok rahatsız. “Ben, üst makamlara anlatıyorum ama karar veren adam ben değilim ve her söylediğimi yaptıramıyorum” diyor. Durum bu.
Sunucu : Bir taraftan böyle derken çok sayıda Türk iş adamı orada iş yapıyor, Barzani’ye sınırdan geçerken vergi ödüyor.
ÖYMEN: Bu iktidarın kriz yönetim kabiliyeti yok. Kriz yönetim tecrübesi yok. Bu bir kriz durumudur. Kriz yönetiminin özel kuralları var. Bakacaksınız, tehdit nereden geliyor, bu tehdit unsurlarının elindeki imkanlar neler, sizin elinizdeki imkanlar neler, sizin elinizdeki kozlar nedir, bunların hangisini ne zaman nasıl kullanacaksınız, kriz yönetimi bu. Mesela Türk sanayicisi 10 cent’e elektrik alıyor kw/saatini, siz Kuzey Irak’ a 4,5 cent’e veriyorsunuz, bu olur mu yani bunda bir mantık var mı? Bu elektrik verdiğiniz insanlar her gün size hakaret ediyor. Kafanıza vura vura size hakaret edecekler, her gün Türkiye’yi tehdit edecekler. Barzani kalkıyor Vatan gazetesine röportaj veriyor, “Türkiye’deki Kürtler ayrı millettir” diye, cevap bile veremiyorsunuz. “Diyarbakır’daki Kürtleri ayaklandırırım” diye tehdit savuruyor, siz cevap bile veremiyorsunuz. Asker “ben bunlarla konuşmam” diyor, Abdullah Gül, “asker sussun insan düşmanı ile de görüşür” diyor. O zaman gidin Kıbrıs Rum lideri Papadapulos ile de görüşün! Herkesle görüşüyorsanız onunla da konuşun. Yani bunların tutar tarafı yok. Şimdi Habur sınır kapısı ne sağlıyor, ne zarar veriyor bakacaksınız. En büyük faydayı Amerika’ya sağlıyor çünkü Amerika’nın Irak’taki lojistik ihtiyacının yüzde 72’si Türkiye üzerinden Habur sınır kapısı vasıtası ile karşılanıyor. Şimdi kapattığınız anda Amerika’nın lojistik desteğini keseceksiniz, gücünüz var mı? Cesaretiniz var mı? Hiçbir şeye cesaretleri yok. Bunu nasıl yapacaksınız? “Habur’u kapatırız” diye demeç veriyor Abdullah Gül, kuru sıkı. Bunu yapacak gücün cesaretin olsaydı, bak hükümetin bitiyor, dönemin bitiyor, ne bekledin bu güne kadar, geçen sene eylülde demeç verdi, elektriğini keseriz, Habur’u kapatırız diye, hadi yap bakalım. Yapamadılar, yapamayacağınızı söylemeyeceksiniz. Söyleyince yapacaksınız, sizin ciddi olduğunuzu görecekler. O zaman diyecek ki, ben ne yiyeceğim, ne içeceğim, Türkiye kapıları kapattı. O tehdit ediyor, Kuzey Irak’taki Türk firmalarının kontratlarını uzatmıyorlarmış iptal ediyorlarmış sudan bahaneyle, yani Türkiye’ye mesaj veriyor ben senin firmalarının çıkarlarına zarar veririm diyor. O yapabiliyor o elindeki kozu kullanıyor manivelaları kullanıyor, siz hiçbir şeyi yapamıyorsunuz çünkü korku dağları bekliyor. Egemen Bağış demiş ki, “efendim bunları Onur Öymen seçim kampanyası olarak söylüyor, iktidarı seçimde güç durumda bırakmak için söylüyor, alakası yok. Bizim bütün söylediklerimiz zabıtlarda, aylardır yıllardır kendisine aynı şeyi söylüyoruz.” Bizim iç politika ile dış politikayı karıştırma adetimiz yoktur. Kaç kere söyledik, genel kurulda, basın toplantılarında, konferanslarda söyledik, her zaman söyledik bunu.
Sunucu : CHP iktidarında bir operasyon olur mu peki?
ÖYMEN : Hiç kuşkunuz olmasın. Bunu biz söylüyoruz zaten 2003 yılının şubat ayından beri. Sayın Genel Başkanımız “gidin sınırı koruyun, yetki isteyin, mücadele edin, destekleyelim” diyor. Şimdi, biz bu lafı 4,5 senedir söyleyip iktidar olunca bundan çekinir miyiz? İktidar olur olmaz hemen Meclisten yetki isteyeceğiz. Herkes görecek cesaretli bir hükümet işbaşına gelince Türkiye neler yapabilirmiş. Onun için istemiyor bazı çevreler bizim iktidar olmamızı, aman bunlar gelirse başımıza iş açarlar, diye. Ama bir herkesi severiz herkesle dostluk isteriz; ama önce kendi halkımızı severiz kendi milletimizi severiz, Türk halkının haklarını çıkarlarını koruruz. Bizim kanını feda edeceğimiz bir tek askerimiz, vatandaşımız yoktur böyle körü körüne feda edecek bir tek insanımız yoktur bizim. Herkes bunu çok iyi bilsin, Türkiye’de iktidar değişiyor ve ciddi devlet adamları geliyor iktidara onlar bakın neler yapacak, Türkiye nasıl değişecek bunu herkes görecek. Mustafa Kemal Atatürk bize şerefli haysiyetli kararlı cesaretli bir ülke devretti. Biz bu ülkeyi devraldık ve iktidara geldiğimizde bu anlayışı egemen kılacağız. Biz tekrar Atatürk’ün anlayışını Türkiye de egemen kılmak için iktidar oluyoruz. Hiçkimse hayal kurmasın, 23 Temmuz günü CHP iktidardadır. Bu anlayışı hayata geçirmek içindir bunlar. Çünkü, Türk halkı bıkmıştır, bezmiştir ve bu iktidara karşı büyük bir tepki içindedir. Milyonlarca insan Ankara, İstanbul, İzmir, Denizli, Samsun sokaklarında bu iktidarı alkışlamak için toplanmadı.
Sunucu : Bu açıklamalarınızdan sonra size çok eleştiri gelecektir, buna hazır olun efendim.
ÖYMEN : Bize hiç eleştiri gelmiyor bu konuda vatandaşlardan.
Sunucu : Vatandaşlardan değil belli kesimlerden.
ÖYMEN : Belli kesimlerin eleştirilerine biz hazırız. O kesimler, bu iktidarı çok yanlış yönde yönlendirdiler, yüreklendirdiler. Şimdi hem bu iktidar onun cezasını çekecek, hem o kesimler çekecek. Türkiye’de halkın menfaatinden daha yüksek bir hedef olamaz, bir değer olamaz. Şu veya bu kesimin baskısı altında CHP politika yapmaz. CHP’nin bir tek hedefi vardır, Türk halkının çıkarına hizmet etmek, bir tek rehberi vardır Atatürk’ün politikaları ve bir tek temel sosyal ve ekonomik politikası vardır, sosyal demokrasi. Hiç kimse bizi bu çizgilerimizden ayıramaz, şu veya bu çevrelerin etkisi ile fincancı katırlarını ürkütmeyelim diye politika yapacak parti CHP değildir.
Sunucu : Kadınlara çok yer verilmediği konusunda çok eleştiri var bütün partilerde. Acaba talep mi olmadı kadınlardan?
ÖYMEN : Çok değerli kadın arkadaşlarımız talepte bulundular doğrusu. Bir kısmının, çoğunun hemen hemen aday olamaması bizi üzdü. Ben şahsen çok üzüldüm bazı kadın arkadaşlarımızın aday olmamalarına. Bir kısmı da kendiliğinden aday olmak istemediler, mesela çok değerli bir hukukçumuz var Sayın Oya Aras, biz onun mutlaka listede olmasını isterdik. Kendisi, kişisel ve ailevi sebeplerden dolayı istemedi; fakat gene partiye her türlü hizmette bulunacağını söyledi. Şimdi böyle arkadaşlarımızın listede olmaması bizi çok üzdü ama bizim yapabileceğimiz bir şey yok. Onun dışında yeni aday olanların içinde çok değerli kadın arkadaşlarımız var, parti meclisi üyelerinden var, dışarıdan var. Kendi sahalarında gerçekten Türkiye çapında, dünya çapında uzman insanlar var. İşte, tesellimiz Nur Serter gibi, Necla Arat gibi, Güldal Mumcu gibi çok değerli arkadaşlarımızın listelere girmesidir. Fakat yine de eksiğimiz var. Biz inanıyoruz ki, listelere giren kadın adaylarımız, giremeyenlerin eksikliğini hepimize unutturacaktır. O kadar başarılı çalışacaklardır ki, diğer eksikleri unutacağız ama hep yerel seçimlerde bundan sonra, hem de gelecek genel seçimlerde kadınlara daha çok yer verme görevimizin de bilinci içindeyiz.
Sunucu: Efendim çok teşekkür ederim size, kırmadınız bizi yol yorgunu olduğunuz halde.
ÖYMEN : Rica ederiz. Bu vesile ile de söyleyeyim bizim partimizde, yorulmak yasaktır. Biz yorulmayanların partisiyiz.
Sunucu : Çok teşekkür ediyorum.
ÖYMEN : Ben teşekkür ediyorum.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.