TV8 – Cumhurbaşkanlığı Seçimi Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
TV 8’e verdiği mülakat
29 Ağustos 2007

Sunucu: Türkiye’nin 11. Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül oldu. Seçildi ve şuanda görevinin başında ve bu seçim dün gerçekleşti. CHP oylamalara katılmadı. Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen stüdyomuzda. Günaydın efendim. Siz pek beğenmediniz herhalde bu sonucu?

Öymen: Günaydın efendim. Biz önce hayırlı olmasını diliyoruz. Sayın Gül’e başarılar diliyoruz. Ümit ediyoruz ki, bu görevi anayasamızın, yasalarımızın ve Atatürk ilkelerinin doğrultusunda yürütsün. Fakat biz arzu ederdik ki, Türkiye’nin 11. Cumhurbaşkanı sadece iktidar partisinin oylarıyla değil bütün diğer siyasi partilerinin çoğunluğunun oylarıyla seçilmiş bir Cumhurbaşkanı olsun. Yani bir uzlaşmanın ürünü olsun. Ne yazık ki, seçimlerden sonra partiler arası uzlaşmayla Cumhurbaşkanı seçmeyi taahhüt eden Sayın Başbakan daha sonra bu sözlerin arkasında duramadı. Yine tek aday göstererek dayatma yöntemiyle, aynı adayı göstererek, seçtirdi. Aslında işin ilginç tarafı şu ki, geçen defa seçimlerden önce bundan daha fazla milletvekili olan AKP Sayın Gül’ü cumhurbaşkanı seçtirememişti. Çünkü cumhurbaşkanı seçtirecek çoğunluğu yoktu ve bugün de yok. Peki, nasıl seçtirdi? Anayasa Mahkemesinin kararına göre, anayasamıza göre, Meclisteki milletvekillerinin 2/3’ü hazır bulunması gerekiyordu. İşte MHP’nin ve diğer partilerin hazır bulunmaları iktidara bu imkânı tanıdı. Yoksa Sayın Gül’ün seçilmesi mümkün olmayacaktı. Bir tek MHP bile bizim gibi toplantıya katılmasaydı iktidar partisinin kendi adayını cumhurbaşkanı seçtirmesi mümkün olamayacaktı. Şimdi göreceğiz Sayın Gül’ün icraatını. İnşallah biz yanılmış oluruz. O, çok başarılı bir icraat sergiler. Ama yanılmadığımız ortaya çıkarsa ki, bunun işaretleri ilk günden çıkmaya başladı.

Sunucu: Krizden başka bir şey yaratmıyor mu?

Öymen: Krize en çok karşı olan biziz. Uzlaşmayı en çok isteyen biziz. Ne zamandan beri Türkiye’de uzlaşma isteyenler kriz yaratmakla suçlanıyorlar? Biz daha geçen seçimlerden önceki süreçten itibaren sürekli olarak iktidara uzlaşma öneriyoruz. “Gelin “diyoruz “uzlaşmayla sizin partinizden bir milletvekilini cumhurbaşkanı yapalım.” Bu kriz yaratmak mı oluyor?

Sunucu: Bu şu demek mi oluyor: sizin partinizden bizim dediğimiz birini cumhurbaşkanı yapalım.

Öymen: Hayır öyle olur mu? Sizin partinizden, bizim de halkımızın da çoğunluğunun da içine sinecek bir adayı cumhurbaşkanı yapalım diyoruz. Şimdi mesela Sayın Köksal Toptan’ın Meclis Başkanı olmasına itiraz ettik mi? Biz de katıldık ve oy verdik. Her konuda iktidara karşı olmak isteyen, kriz yaratmak isteyen bir parti böyle mi yapar? Niçin? Çünkü Sayın Toptan’ın geçmişinde Sayın Gül’ün geçmişinde olduğu gibi cumhuriyet karşıtı söylemler yok da onun için. Rejime karşı, Atatürk ilkelerine karşı, Atatürk’ün söylemlerine karşı, laikliğe karşı bir ifadesi yokta onun için Sayın Köksal’ı destekledik. Başka üyeler de var AKP grubunda. Niye onlardan birini veya bir kaçını çıkartıp da bize şu arkadaşların içinden gelin sizin de içinize sinecek birini seçelim demediler? Şimdi biz bunu istemekle kriz yaratıcısı mı oluyoruz? Yani dayatmaya karşı çıkmakla CHP kriz mi yaratmış oluyor?

Sunucu: İçinize sinmedi mi Abdullah Gül?

Öymen: İçimize sinmedi. Bunu çok açık söylüyoruz çünkü Sayın Gül’ün öyle sözleri var ki, bunları içimize sindirmek mümkün değil.

Sunucu: Daha ilk günden başladı dediniz.

Öymen: Daha ilk günden başladı. Şimdi laikliğe bağlı olacağım diyor. Buraya kadar çok güzel. Fakat ondan sonra laikliği tarif ediyor. “Laiklik din ve vicdan hürriyetidir” diyor “laiklik insanların kendi istedikleri hayat tarzını yaşamalarını ön gören bir sistemdir.” Laikliğin tarifinde böyle bir şey yok. Laikliğin esası din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Din kutsal bir duygudur. Allah’la insan arasında bir duygudur. Ama devlet işine dini karıştırmayacaksınız. Eğitime karıştırmayacaksınız, adalete karıştırmayacaksınız. “Herkes istediği hayat tarzını sürsün” lafı daha önce defalarca söylendi.

Sunucu: Bu bahsettiği cümleler aykırı mıdır?

Öymen: Gayet tabii. En azından bu yoruma muhtaç çünkü bu Osmanlı Devletinin hayat tarzı. Yani farklı dinlere mensup insanların farklı hayat yaşıyorlar. Farklı hukukları var. Farklı hayat tarzıyla laikliği yan yana zikreden bir konuşmayı ben hiç okumadım be bugüne kadar hiçbir yerde görmedim. Eğer laikliği tarif edecekseniz laikliğin özünü söyleyin. Laikliğin özü: devlet işlerine, eğitime, hukuka dini konuların karıştırılmamasıdır. Şimdi bunu yapmayacaksınız siz ve kalkacaksınız insanların istedikleri hayat tarzını sürdürmeleri yani bir insan şeriat düzeninde yaşamak istiyorsa bırakın yaşasın. Bu mudur? Bu devletin kanunları var ve herkes bu yasalara uymak zorundadır ve laikliğin uluslararası alanda pek çok tarifi var. Hiçbir tarifin içinde böyle bir atıf okumadım şahsen.

Sunucu: Sizin siyasetiniz tedirgin mi ediyor insanları?

Öymen: Bizim siyasetimiz insanları tedirgin etseydi, biz 7 milyon 200 bin oy alamazdık. Yani sadece bu görüş mensupları görüşlerini bildiriyorsa ve siz de sadece onları yayınlıyorsanız bir şey diyemem. Ama işin esası şu ki, biz 7 milyon 200 bin vatandaşımızın itimadını kazanmışız. Desteğini kazanmışız. Daha çok vatandaş bizi desteklesin isterdik ama halkımızın azımsanmayacak bir bölümü bizim görüşlerimiz doğrultusunda oy kullanmıştır. Bir kısmı seçime katılmamıştır. Onların içinde de kuşkusuz bizi destekleyenler var ama biz hiçbir zaman kriz yaratan bir parti olmadık. Cumhuriyetin değerlerine sahip çıktık. Atatürk ilkelerini savunduk. Biz Atatürk’ün kurduğu parti olarak bunu yapmayı görev sayıyoruz. Bunu yaptığımız için de kimseden özür dileyecek değiliz. Hiçbir utanç duymuyoruz. Övünç duyuyoruz. CHP izlediği politikalardan gurur duyuyor çünkü biz Türkiye’yi çağdaş, laik ve demokratik bir ülke halinde görmek istiyoruz. Kalkıp da Türkiye’yi başka hedeflere götürecek görüşlere karşıyız. Sayın Gül’ün öyle sözleri var ki, Atatürk’ün ilkelerine ve yaptıklarına taban tabana zıt. “Laikliği sona erdireceğiz” diyor. “Türkiye’deki bütün kötülüklerden laikler sorumludur” diyor. “Anayasamızın giriş bölümünü yabancı dile tercüme edip bir yabancıya verseniz utanırsınız” diyor. Yabancı basına söylüyor üstelik. Yani Türk basına da söylediği benzer sözler var. Öyle şeyler var ki, “dindarları ordudan atıyorlar” diyor. Yani şeriat görüşünü benimsedikleri için ordudan atılanları dindarlar olarak nitelendiriyor. “Yeni Osmanlıları takdirle izliyorum. Geleceğe güvenle bakıyorum” diyor. Yeni Osmanlıları savunuyor. Şimdi iktidar uzlaşma aramadığı için bu düşünceleri savunan bir insanı Türkiye’de cumhurbaşkanı yaptık. Hayırlı olsun. Ne diyelim?

Sunucu: Siz mi Sayın Gül’ü asıl cumhurbaşkanı yaptınız?

Öymen: Öyle şey olur mu? Şimdi bizim CHP en çağdaş yöntemlerini, dünya görüşlerini savunan bir partidir. Demokrasiye, özgürlüklere en çok bağlı olan parti biziz. O bakımdan hiç kimse kalkıp da CHP’yi böyle yasakçı bir parti olarak yorumlayamaz. Üstelik CHP yalnız da değildir. Cumhuriyet tarihimizde ilk defa milyonlarca insan Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de herhalde Sayın Gül’ün adaylığını desteklemek için gösteri yapmadı. Bunu protesto etmek için yaptı. Yani bizim savunduğumuz görüşler aslında milyonlarca vatandaşımızın açıkça meydanlarda dile getirdiği görüşlerdir.

Sunucu:  MHP beyanı erken yaptığı için mi bu yol erken açıldı?

Öymen: MHP oylamaya katılmasaydı bugün Sayın Gül cumhurbaşkanı değildi ve Sayın Başbakan hem onların hem MHP’nin hem CHP’nin de benimseyeceği bir başka aday aramak zorunda kalacaktı. Aksi takdirde Türkiye’yi yeni seçimlere götürmek zorunda kalacaktı.

Sunucu: Peki, AKP’yi hiç mi dinlemeyelim? AKP’ye oy verenler de Gül’ün aday olmasını istiyorlardı.

Öymen: Uzlaşma demek muhalefetin istediği adayı dikte etmesi değildir. Mesela AKP birkaç tane aday çıkarabilirdi. Bunların içinden gelin birinin üzerinde uzlaşalım diyebilirdi.

Sunucu: Ama AKP’liler Gül’ün olmasını istiyorlar.

Öymen: Onlardan başka da Sayın Gül’e oy veren parti de olmadı. Sadece AKP’nin oylarıyla seçildi. AKP bununla guru mu duyuyor? Eğer hiç değilse birkaç partinin oyuyla seçilmiş bir cumhurbaşkanımız olsaydı bugün fena mı olurdu? Yani halkımızın gerçekten büyük bir çoğunluğunun içine sindireceği bir aday bulsaydık yanlış bir iş mi yapmış olurduk? Yani bunu böyle bir inatlaşarak “bakın ben istediğim adayı seçtiririm. Bakın oylamalara diğer partiler de katılıyor. Kimse bana engel olamaz” demekle AKP ülkeye iyi bir hizmet mi yapmış olur?

Sunucu: Peki, eşinin böyle mutlu gününde sırf başı örtülü diye yanında bulunamaması Sayın Öymen’i çok mu mutlu etti?

Öymen: Bizim ağzımızdan şöyle bir söz duyan oldu mu: “eğer eşinin başı açık olsaydı biz Sayın Gül’ün adaylığını desteklerdik, hiçbir sakınca görmezdik.” Böyle bir şey söyledik mi biz? Demedik çünkü böyle dediğiniz zaman şu anlam çıkar: aslında Sayın Gül cumhurbaşkanı olacak bütün özelliklere sahip de bir tek eşinin türbanı yüzünden biz karşı çıkıyoruz. Böyle bir şey demedik. Türban konusu mahkeme kararlarıyla çözüme bağlanmıştır. Türkiye’de nerde kimin türban takabileceği takamayacağı mahkeme kararlarıyla belirlenmiştir. Biz bunu tartışmaya açmıyoruz. Ve cumhurbaşkanı seçimi sırasında da biz CHP olarak bunun dışında hiç bir şey söylemedik. Ama seçilecek adayın kimliği, kişiliği, geçmişi hakkında bir şey söyledik. Diğer ülkelerde bir insan cumhurbaşkanı adayı olunca bütün geçmişi tartışılır. Bu insan nasıl bir insandır? Geçmişte belli başlı konularda nasıl bir tutum sergilemiştir? Biz de onu yaptık. Hatıralarını kendisi anlatıyor. “Ben” diyor “İslami Büyükdoğu Hareketinin içinden geldim” diyor. Bu ne demek? İslami Büyükdoğu Hareketi Türkiye’yi bir din devleti haline götürmek isteyen, dergileri, gazeteleri defalarca devlet tarafından kapatılmış böyle bir hareket. Şimdi bu hareketten geldim diyor. Pek çok liderimiz muhafazakâr görüşleri savundu ama biz hiç birisi için bunları söylemedik. Sayın Demirel muhafazakâr bir liderdi ama bizim oyumuzla seçildi. Aynı zamanda biz de oy verdik. Yani Sayın Gül’ün muhafazakâr görüşleri savunması değil, Sayın Gül’ün Cumhuriyetimizin temel değerleriyle bağdaşmayan görüşleri savunmasıdır mesele. Sıkıntı buradan kaynaklanıyor.

Sunucu: Sayın Köksal Toptan’ın eşinin de başı kapalı olsaydı onu da istemezdiniz.

Öymen: Şimdi, böyle yargılar doğru değil. Yani bunu açıkça söyledik: biz insanları kendi düşünceleriyle ve söyledikleriyle değerlendiriyoruz. Derler ki bir insan söylediklerinin esiri söylemediklerinin efendisidir. Sayın Gül’ün söyledikleri ortada. “Ne mutlu Türküm diyene” sözüne karşı çıkıyor. “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” lafını dün tekrarladı ama geçmişte yaptığı bir konuşmada bu sözün askeri birliklerde şurada burada duvarlarda yazılı olmasını eleştiriyor. “Bu ne demektir” diyor. Bunu eleştiriyor. Şimdi, biz böyle bir insanı Türkiye2de cumhurbaşkanı yaptık. Ne diyelim? Hayırlı olsun.

Sunucu: Gül bugün geçmişinden vazgeçtiyse yarın da dün ettiği yeminden vazgeçmez mi? Laikler Gül’e güvenmez demiş bir seyircimiz. Laikliği bu ülkede sadece siz mi uyguluyorsunuz? Sokaklarda açık gezenler mi laik? Ölçü bu mudur? Siz ömür boyu iktidar olamazsınız diyor bir seyirci. Ne diyorsunuz?

Öymen: Laikliği biz tanımlamıyoruz. Laiklik yüzyıllardan beri dünyada tanımlanan bir şeydir. Fransa’da dinin devlet üzerindeki etkisini sona erdiren insan bir Kardinal. Bir din adamı. O bile bakmış ki papalık devletin krallıkların üzerinde olağanüstü yetkilere sahip ve buna son vermiş. Kilisenin mallarını eline almış. Kim? Din adamı. Yani bizim savunduğumuz görüş dünyanın savunduğu görüş. Amerikan Cumhurbaşkanı Thomas Jefferson kendisi koyu bir dindar ama “biz” diyor “din ve devlet işleri arasında bir duvar ördük” diyor. Laiklik anlayışı bu. Yani bizim anlatmak istediklerimiz bu. Hiçbir zaman dine karşı değil, hiçbir zaman vatandaşın özgürlüğüne karşı değil. Sokakta başörtüsüyle dolaşıyor diye bir insana hiç tepki gösterdik mi biz? Ama yargı kararları var: üniversitelerde, başka yerlerde, kamu alanlarında insanların başını örtemeyeceği. Bir de şu var: başörtüsü bizim çok uzun nesillerden beri halkımızın, kadınlarımızın, köylerde, şehirlerde örttüğü bir örtü ama bunu siyasi bir simge haline getirmek yanlış. Siz bir giysiyi siyasi simge haline getirirseniz bunun çok ciddi sonuçları olur. Ben hiçbir benzetme yapmak istemiyor kimse yanlış yorumlamasın ama bu yöntemi Hitler uygulardı. Hitlerin gençliği hep kara gömlek giyerdi. Yasak mı bu? Yasak değil. Ama ben Hitler’ciyim demek istiyor. Yanlış anlaşılmasın biz bunları Hitler’le kıyaslıyor değiliz ama bir giysinin siyasi sembol olarak kullanılmasının sakıncalarını anlatıyoruz. Anadolu’da kadınlarımızın örttüğü başörtüsüyle şimdi bu sıkmabaş dedikleri türban aynı şey mi? Saçının bir teli bile gözükmeyecek diyen kural hangisidir? Şimdi biz bir din tartışmasına girmek istemiyoruz ama Kuran-ı dikkatle okuyunuz. Kuran’da böyle bir kelimeye biz rastlamadık.

Sunucu: Peki, bir vatandaşımız dedi ki, CHP kendi gibi düşünmeyen herkesi vatan haini ilan ediyor. Sizden başka herkes hain mi?

Öymen: Biz demokrasiyi getiren partiyiz. İsmet İnönü çok partili rejimi getiren kişidir. Biz nasıl demokrasiye karşı oluruz? Nasıl biz kendimiz gibi düşünmeyenleri suçlarız. Gayet tabii ki bütün bizim gibi düşünmeyenlere saygı gösteriyoruz. Ama bir şartla: devletimizin temel yapısına, kurallarına, anayasamızın temel ilkelerine, cumhuriyetimizin temel ilkelerine saygı göstereceksiniz. Yoksa Türkiye’de demokrasi kalmaz. Laiklik, halkı Müslüman olan bir ülkede demokrasinin teminatıdır. Laikliği çıkarırsanız demokrasi kalmaz. Ama Sayın Gül bu görüşte değildir. Sayın Gül iki sene önce benim önümde, eski konuşmalarından bahsetmiyoruz, iki sene önce Mecliste benim önümde, başkalarının yanında “halkı Müslüman olan bir ülkede laiklik olmazsa da demokrasi olur” diyen insandır. Biz ne diyelim?

Sunucu: CHP Cumhuriyetin bekçisidir. Biz de CHP’nin bekçiyiz. CHP bu katı tutumuyla devam ederse önümüzdeki seçimde barajı bile aşamayacaktır. Ne diyorsunuz?

Öymen: Tabii ki, toplumda çeşitli görüşler olacaktır ama CHP gücünü ortaya koyacaktır. Yeter ki seçimler dürüst bir şekilde yapılsın, kurallarına uygun bir şekilde yapılsın, diğer demokratik ülkelerde yapıldığı gibi yapılsın. Böyle seçimlerden önce yaz ortasında kömür dağıtarak seçim rüşveti vererek yapılan seçimler bir anlamda demokrasinin ruhuna aykırıdır ve bizim seçim yasamıza göre suçtur.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.