Kanaltürk – AB ile İlişkiler ve NATO Zirvesi Hakkında

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ONUR ÖYMEN’İN KANALTÜRK’E VERDİĞİ MÜLAKAT- 3 Nisan 2008

AB terör örgütleri listesine aldığı PKK’yı Avrupa Adalet Divanının itirazını kabul edebilir mi ve ettiği takdirde PKK’yı siyasi oluşum olarak görmüş olmaz mı?

Öncelikle bu kararın ne olduğunu çok açık ve net görmek lazım. Sayın Başbakan “daha durum belli değil” diyor ama. Karar burada elimizde ve 21 sayfalık bir karardır. Karara esas teşkil eden unsur şudur; 2002 yılında PKK’yı terör örgütleri listesine eklerken AB Konseyi bunun gerekçelerini yeterince belirtmemiştir ve açıklıkla ortaya koymamıştır. Mal varlığını dondurma kararı alırken bunun neden kaynaklandığını açıklıkça belirmemiştir. Bu gibi iddialar ve öyle anlaşılıyor ki Osman Öcalan PKK adına açmış bu davayı. Neticede tüm bunları tartıştıktan sonra mahkeme diyor ki; “PKK’yı AB’nin terör örgütleri listesine ekleme kararını iptal ediyorum. Ve Osman Öcalan’ın mahkeme masraflarını da AB ödeyecektir” diyor. Kararın esası budur. Bu karar temyiz edilir, AB tekrar koyar listeye, bunlar ayrı işler. Ama işin bu noktaya gelmesi hazin. İşin ikinci tarafı ise siyasi tarafıdır. Yani ilk bakışta tamamen teknik hukuki bir metin gibi gözüküyor olsa da bir terör örgütü muhatap oluyor. Mesela diyelim ki El Kaide bir avukat vasıtasıyla İngiltere’yi Avrupa Adalet Divanına şikâyet etse El Kaideyi de muhatap alacak mısınız? Şimdi bu soruları sormak lazım. Hükümetten beklenen böyle çıkışlar. Bu kararı haksız, isabetsiz bir karar olarak nitelendirecek misiniz? Son derece yanlış terörü cesaretlendirici bir karar olarak vasıflandıracak mısınız? Ses yok hükümetten. İşte bunları söylemek lazım. Artı içinde bazı yerlerde PKK’nın faaliyetlerini değerlendiriyor, şu kongrede ateşkes kararı aldılar diye ama konuyla alakası yok. Mahkemeye yapılan şikâyet ve alınan kararla hiç alakası yok. İşte ateşkes ilan ettiğini yazıyor, Türkiye’nin Güney Doğusundan bir yerde ‘Kürdistan’ diye bahsediyor, bir başka yerde Kürt asıllı vatandaşlarımızdan ‘Kürt azınlığı’ diye bahsediyor, yani bu terminoloji nereden çıkarıyorsunuz? Türkiye’de olmayan bir bölgeye nasıl böyle bir sıfat verirsiniz? Yani bu kararın tartışılacak çok tarafı var. Bu kararı herkes okuyabilir bizim okuduğumuz gibi ve şimdiye kadar okumaları lazımdı. Ve tepkilerini göstermeleri lazımdı. Bir başka nokta bu karar hazırlanırken, müzakeresi safhasında Türkiye acaba AB ile temas etti mi, onlara gerekli bilgi ve belgeleri verdi mi, onlarla istişare etti mi, AB’nin gerekli müdahaleyi yapmasını sağladı mı? Bu konuda da bilgimiz yok. Bu sanki Avrupa Adalet Divanı ile AB arasında yürütülen bir dava ve sonunda AB haksız bulunmuş. Nerde haksız bulunmuş, PKK’yı listeye alma konusunda haksız bulunmuş. Son derece üzüntü vericidir ve bu korkarım ki Avrupa’da da başka yerlerde de PKK yandaşlarına cesaret verecektir. Sanki bir terör örgütü değil de haksızlığa uğramış ve terör örgütü sayılamayacak bir örgütmüş gibi. Şimdi AB Konseyi durumu kurtarmak için “bizi bağlamaz, listede kalacak” diyor, belki listeye yeniden koyacaklar ama bunlar işin başka tarafı. Ama meselenin şu ana kadar ki seyri ve bu noktaya gelmiş olması Türkiye hesabına son derece üzüntü vericidir.

Başbakan Erdoğan “henüz net bir gelişme yok” diye açıklama yaptı, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Demek ki Başbakana bunu tercüme etmediler. Ya da hepsini tercüme etmeye vakitleri olmadı. Bunun en sonundaki 73.maddeden sonraki sonuç bölümünü tercüme edebilirlerdi. Orada çok açık bir şekilde söylüyor. “17 Haziran 2001 tarihli ve 2002/460/EC sayılı ve PKK’yı terör örgütleri listesinin ekine dâhil eden kararı iptal ediyoruz” diyor. Ondan sonraki cümlesinde de mahkeme masraflarını da suçlu taraf olarak gördüğü AB Konseyine ödettireceğiz diyor ve ayrıca İngiltere de bir dava açmış AB’ne ülke ve İngiltere de kendi masraflarını ödeyecek diyor. Karar bu kadar açık. Bunun müphem bir tarafı yok. Ama bu ne sonuç verir ona bakmak lazım. bu karara dayanarak PKK mal varlığının dondurulması için bazı AB ülkelerinde kararlar alınmış da bunları iptal etmeye mi çalışır, bunlara karşı hükümetlerin tavrı ne olur, AB ülkelerinin mahkemeleri bu kararı nasıl yorumlarlar, bağlayıcı yorumlarlar mı yorumlamazlar mı? Aslında Adalet Divanı kararları bağlayıcı herkes için ama uygulamada neler olacağını göreceğiz. Şu ana kadar ortaya çıkan durum Türkiye açısından son derece üzüntü verici bir durumdur. Bunu bu vesileyle açıkça ortaya koymak ve tepki göstermek lazım. Ne yazık ki hükümet Türkiye aleyhindeki gelişmelere tepki göstermekte çok yavaş ve yetersiz kalıyor. Bir terör örgütüyle muhatap kılmak istiyorlar sizi. Bazıları diyor ki “oturun PKK ile masaya”. Amerika’da da Avrupa’da da var böyle diyenler. İşte böyle diyenlere koz verecek bu karar. AB’nin düpedüz terör örgütü ilan ettiği bir örgütle sizi masaya oturtmak isteyenlere koz verecek. Son derece yanlıştır.

Emekli Büyükelçimiz olarak NATO zirvesi hakkında düşüncelerinizi de almak istiyorum; bu muhalif asker konusu NATO için bu kadar önemli ve ısrarla Türkiye’den isteniyor?

Önce bu füze kalkanı, füzesavar sistemi ile ilgili olarak bir şey söyleyeyim. Çek Cumhuriyeti ve Polonya’ya bu füze sistemlerinin yerleştirilmesi konusunda NATO içinde genel mutabakat var fakat Batı kaynaklarını izlerseniz Türkiye’ye de buna benzer füzelerin yerleştirilmesi niyetinin olduğu anlaşılıyor. Amerika’nın esas muhatap aldığı İran’a en yakın NATO ülkesi Türkiye’dir. İşte biz bunu çok sakıncalı görüyoruz. Yani Türkiye’nin kendi elinde kendi amaçlarında kendi kontrolüyle kullanacağı bir füzesavar füze sisteminin olması başka şey ki bunu bizde destekliyoruz, bunun eksikliğini bizde hissediyoruz. Türkiye bu sistemleri NATO’dan istemişti ama NATO vermemişti. Sürekli olarak Türk ordusunun kontrolünde ve komutasında olacak sistemleri şimdi Amerika’nın komutasında olacak şekilde Türkiye’ye yerleştirilmesi gündeme gelebilir. Buna çok dikkat etmek lazım. Geçmişte Jüpiter füzelerini Amerika Türkiye’ye biliyorsunuz. Fakat Küba krizi sırasında Amerika ile Rusya anlaştılar SSCB ve Türkiye’ye haber bile vermeden bu Jüpiter füzelerini çekmeye karar verdiler. Yani Türkiye sadece araziyi veriyor, füzeler yerleşecek mi yerleşmeyecek mi, geri mi çekilecek, kullanılacak mı kullanılmayacak mı buna başkası karar veriyor. Yani Türkiye’nin bağımsızlığıyla bağdaşmayan bir durum olur diye düşünüyoruz. Afganistan meselesine gelince, Afganistan’da NATO birliklerinin asıl görevi Kabil’in ve Bagram Hava Alanının korunmasıdır. İlk başta böyle yola çıkıldı. Amerika geriye kalan operasyonları NATO çerçevesinde yürütmeyi arzu etmedi, kendisi yürütecek. İşte arzu eden ülkelerin koalisyonu adı altında güneyde Kandar bölgesinde teröristlerle Amerikan birlikleri Kanada birlikleri Avustralya birlikleri çarpışıyor. İşte oraya birlik istiyorlar. Orada zorluk çektiği için Amerikalılar ve diğer ülkeler oraya Türkiye gibi ülkeler asker göndersin ve teröristlerle göğüs göğse çarpışsınlar. Talep budur. Şimdi Türkiye’nin buraya asker göndermeme kararı doğru bir karar. Fransa’nın askerlerinin tam nereye gönderileceği ne iş yapacağı açıklık kazanmış değil. “Doğuya göndereceğiz” diyor. Doğuda nereye? Doğuda teröristlerle mi çarpışmak için yoksa Afgan ordusunu eğitmek için mi burası belli değil. Almanya’dan da benzer talepler var. Bizim Alman yetkililerden aldığımız bilgiye göre onlar da teröristlerle çarpışacak birlik göndermek istemiyorlar. Türkiye’nin başında yeterince bir terör tehdidi var. Başka bir terör tehdidine Türkiye’yi muhatap yapmak son derece büyük bir hata olur. Şimdilik Türkiye’nin buna direndiği anlaşılıyor. Gelinen nokta burası.

‘Sağduyu çağrıları’ ile ilgili olarak neler söyleyeceksiniz?

Bu çağrıların biraz havada kaldığı anlaşılıyor. Esas itibariyle bu itilaf Türkiye’de siyasi partiler arasındaki bir sorun değil, iktidar ile muhalefet arasındaki bir tartışmanın ürünü değil ortaya çıkan sıkıntı. Doğrudan doğruya iktidar partisi ile yargı arasındaki bir meseledir. Yani iktidar ile yargı arasındaki meselenin çözümünde muhalefet ne rol oynayabilir? Bizim bu konuda bir tek söylediğimiz şey “herkes yargıya saygı göstersin, yargıya, Cumhuriyet Başsavcısına saldırıda bulunmak son derece yanlıştır” diyoruz. “Adalet ve Kalkınma Partisi kendini savunsun aklanmaya çalışsın ve anayasamızın çerçevesinin dışında çıkmaya kalkışmasın.” Söylediğimiz bundan ibaret. Buradan nereye geri adım atacağız? Kaldı ki esas bu konularda muhatap olan Başbakan “biz geri adım atmayız” diyor. O bakımdan bana öyle geliyor ki bu çağrılar biraz havada kaldı. Sağduyu çağrısı gibi beklentiler böyle sadece iyi niyet beklentileri şeklinde kaldı. Bu meselenin çözümü yargının verdiği kararla ortaya çıkacak, herkes onu saygıyla bekleyecek. Ne yurtiçinde ne yurtdışında hiç kimsenin yargıyı etkileyecek beyanda bulunmaması lazım. Ama görüyoruz ki hem iktidar partisi mensupları daha ilk günden itibaren yargıya çok ağır bir saldırıda bulundular hem de yurtdışında Türkiye’deki iktidarı şu ya da bu nedenle destekleyen gruplar, politikacılar, AB vs. onlar da yargıya karşı çok ağır suçlamalarda bulunuyorlar. Bu konuları kendileriyle yarın görüşeceğiz. Burada, Ankara’da yarın Türkiye-AB Parlamentolar Arası Ortak Karma toplantısı var. Onlara bu size söylediklerimi söyleyeceğiz. “Herkes Türkiye’ye saygı göstersin”. Hem Türkiye’nin daha da demokratikleşmesine katkıda bulunacağız diyeceksiniz hem de Türk demokrasisinin temel taşlarından biri olan yargıyı boy hedefi yapacaksınız, “yargı darbesi” diyeceksiniz. Bunları kabul edemeyiz. Türkiye bağımsız bir ülkedir ve Türkiye’nin bağımsızlığına ve Türk yargısına insanların böyle ulu orta dil uzatmasına hiçbir şekilde müsaade edilemez. Türkiye’yi çok incitici ve küçültücü sözler söylüyorlar ama biz yargıçlarımıza güveniyoruz. Yargıçlarımızın şu veya bu yönde yurtiçinden ve yurtdışından gelen bu gibi saldırılara karşı gerekli ve yürekli duruşu sergileyeceğine inanıyoruz. Zaten yargıya güvenmediğiniz takdirde Türk demokrasisine de güvenmiyorsunuz demektir, rejimimizin geleceğine de güvenmiyorsunuz demektir. Biz Türk yargısına güveniyoruz. Meselenin özüyle ilgili beyanda bulunmuyoruz. Zaten yasalarımıza göre de bunu yapamazsınız ve yargının en doğru en sabitli kararı alacağına inanıyoruz.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.