Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

Başkent TV – Onur Öymen’in Konuşması Sırasında Meclis TV Yayınının Kesilmesi Hakkında
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur ÖYMEN’nin Başkent TV’ye verdiği mülakat
7 Ekim 2005
Sunucu: Bir kaçı dışında hangi gazeteyi açsanız bir başarı tablosu çıkıyor. Avrupa yolunda tüm pürüzler giderilmiş, bizi sıkıntıya sıkacak hiçbir çekince kalmamış, tüm karşı direnişler yıkılmış, biz de AB ailesinin bir ferdi olmuşuz. Yazılanlarla yaşadıklarımızı karşılaştırınca acaba bizim bilmediğimiz bir başka Türkiye mi var diye düşünmekten insan kendini alamıyor. Gazetelerde karşı söze yer yok. Televizyonlarda öyle. Bırakın kendi çıkarları için iktidarı mahkum yazılı ve görsel basını Meclis TV bile muhalefete sansür uyguluyor. Önceki gün meclis kürsüsünde Dışişleri Bakanının anlattıklarına yanıt vermek üzere kürsüye gelen CHP Genel Başkana Yardımcısı ve İstanbul milletvekili Onur Öymen’in konuşması elektriğin kesilmesi gerekçe gösterilerek Meclis TV’de yayınlanmadı. Biz de programımızı bugün bu konuya ayırdık. Sayın Öymen’i konuk edip sansürlenen karşı tezlerini siz izleyenlerimizle paylaşmasını rica ettik.
Meclis yayını kasıtlı olduğu çok bariz anlaşılır durumda size sansür uyguladı. Gerçi sonra geç saatlerde galiba konuşma yayınlandı ama bir kere olan olmuştu. Siz Dışişleri Bakanının konuşmasına yanıt veriyordunuz bir teknik arıza, bir elektrik kesintisi dediler halbuki o saatlerde ne Meclis çevresinde ne de Ankara’nın herhangi bir yerinde elektrik kesintisi yoktu. Altında bizim art niyet aramıza neden olan anlattıklarınız nelerdi?
Öymen: Evet. Öyle anlaşılıyor Hükümetin gerçeklerin halk tarafından, kamuoyu tarafından duyulmasına tahammülü yoktur ve hiç kalmamıştır. Şimdi bu bir tek örnek olsa diyeceğiz ki bu bir tesadüftür. Bir teknik mesele olabilir filen. Ama başından beri Hükümet karşı görüşlerin, eleştirirsel görüşlerin, muhalif görüşlerin kamuoyuna yansımasını engellemek için her türlü gayreti sarf ediyor. Bakınız kaç tane gazeteci, kaç tane yazar Hükümeti eleştirdiği için gazetesindeki işinden oldu, televizyondaki işinden oldu. Kaç tane televizyon programı kaldırıldı sırf Hükümeti eleştiriyorlar diye. Bunlar tesadüf olamaz. Dün bizim yayınımız TRT tarafından engellendi. Fakat yazılı basının temsilcileri oradaydı. Yazılı metni aldılar. Zabıtlar ortada. Bakıyorsunuz bugünkü büyük gazetelerin bazılarında bir tek satır yok. Sadece Hükümet ne dedi o var. Sayın Dışişleri Bakanı ne dedi o var. Buna karşı muhalefet ne dedi bir kelime yok. Şimdi rica ediyoruz. Basın hürriyeti bu mudur? Basın özgürlüğü bu mudur? Biz yıllarca bunun için mi çalıştık? Basın özgürlüğü için elbirliğiyle bunun için mi mücadele ettik? Basının sansüre uğramasını biz engel olduk. Yıllarca CHP Hükümetin basına karşı yaptığı baskılarla mücadele ettik. Şimdi basın CHP’ye sansür uyguluyor. Bunu çok ayıplıyoruz.
Hükümetin televizyonlara filanca insanı çıkartmayın diye doğrudan doğruya baskı yaptığını duyduk. Bazı gazetelere, yöneticilere, gazetelerin sahibi olan holding başkanlarına telefon ederek “niye öyle manşet atıyorsunuz? Niçin bizi övmüyorsunuz” diye baskı yaptıklarını duyduk. Yani Türkiye’de basının durumu bugün mütareke basınının durumunu aratacak hale gelmiştir. Şimdi yeni bir tabir çıkmış. ‘Müzakere basını’ diyorlar. Müzakereleri böyle göklere çıkaran, içeriğini vermeyen fakat sadece başarıyı veren metinler görüyoruz.
Bugün ben Başbakana yazılı bir soru önergesi verdim. Dedim ki “bundan önce hangi TRT kanalı bu kadar uzun bir kesinti yaşadı? TRT’nin bir takviye sistemi veya bir yedekleme sistemi yok mudur?” Nasıl oluyor da yıllardan beri böyle bir kesinti yaşamamış bir TRT kalkıyor en kritik konuda muhalefet iktidara cevap verirken bütün muhalefet sözcülerin sesini kesecek şekilde arızaya uğruyor? Dün akşam benim de görüşlerimi alan bir kanalda şunu açıkladılar. Dediler ki “TRT çalışanları bize telefonla aradılar ve bunun bir teknik arıza olmadığını söylediler.” Buyurun. Ben şimdi resmen Başbakana yazılı bir soru önergesi verdim. Bakalım ne cevap verecek. Çok merak ediyorum. Açılamak zorundalar. Türkiye demokratik bir ülke. O kadar böyle ucuza bu işin peşini bırakmayız. Biz bu işin peşini bırakmayacağız. İktidarı demokratik kurallara uymayı mecbur edeceğiz. Türkiye demokratikse muhalefetin eleştirilerine tahammül edeceksiniz. İktidar da tahammül edecek, basında iktidarı çok seven gazetelerde tahammül edecek. Muhalefetin görüşünü yazacaksınız. Kuşaklar öncesinde Türk basının yaptığı gibi ondan sonra siz başka görüşteyseniz köşenizde eleştireceksiniz. Ama bırakın halk duysun. Halkın haber alam özgürlüğüne engel olmayın. Yani basının sansür uygulaması demokratik ülkelerde hiç örneği görülmemiş bir şeydir. Türkiye bu noktaya gelmiştir.
İşin esası neden tedirgin oldurlar? Şundan tedirgin oldular. Bizim onlara söylediğimiz bir takım temel unsurlar var. Bir kere işin yani belgenin hazırlanış biçimi. Bu konu Türkiye’nin AB’ye üyeliği konusu sadece bir Hükümetin döneminde başlayıp bitecek bir konu değil. Kırk yıl önce başlamış. Ve bu Hükümetten çok daha sonra devam edecek bir önemli milli projemiz bu. Milli davamız. Siz böyle bir davayı muhalefete bilgi vermeden yürütemezsiniz. Bugün iktidarda siz varsınız yarın biz varız. Ve bu işi biz yürüteceğiz. Yani siz bizi bu işin oluşumundaki en önemli safhada nasıl devre dışı bırakırsınız? Bakın ben Meclis’te onları rahatsız eden bunu anlattım işte. Onları rahatsız edenler bunlar. Hırvatistan’da bu iş nasıl olmuş? İktidar partileri ve muhalefet partileri bir araya gelmişler ve bu AB’yle nasıl müzakere edeceğiz diye ortak bir görüşe varmışlar ve ortak bir açılama yapmışlar “işte Hırvatistan’ın pozisyonu budur” diye. Sonra meseleyi Meclis’e götürmüşler ve orada kapsamlı olarak tartışmışlar ve Meclis’te ortak bir deklarasyon yayınlanmış “Hırvatistan şu görüşleri savunuyor. AB müzakerelerinde tutumumuz bu olacak” diye. Aynı şeyi Polonya yapmış. Orada da Meclis’e tarihleriyle anlattım hangi tarihte Polonya Meclis’te genel görüşme yaptı diye. Bunları anlattım. Bizde ne oldu? Biz birkaç ay önce bu AB ilişkiler konusunda Genel Görüşme önergesi verdik biz muhalefet olarak ama Hükümet reddetti. Yani Meclis’te görüşmek istemiyor. Peki Dışişleri Komisyonunda görüşüldü mü? Hayır, orada da görüşülmedi. Peki AB Uyum Komisyonumuz var. Orada görüşüldü mü? Hayır. Yani kendi parlamenterlerinden de saklıyorlar. Hiç kimsenin haberi yok. Peki kime bilgi veriyorlar? İşte onu anlattım. Baktık ki gazetelerden öğrendiğimize göre ABD’nin Dışişleri Bakanına bilgi vermişler. Onunla işbirliği yapmışlar. Onun desteğini sağlamaya çalışmışlar. Kendi Meclis’inizin ağırlığına ve desteğine ihtiyacınız yok ama ABD’nin desteğine ihtiyacınız var. Onlarla tartışıyorlar.
Dışişleri Bakanı Meclis’te diyor ki “efendim siz koalisyon ortağımızsınız ki size bilgi verelim?” Ben de kendisine hatırlattım 2004 ayının Aralık ayında biz koalisyon ortağı mıydık? Nasıl oldu o zaman Sayın Başbakan kalktı ana muhalefet partisinin Genel Başkanını ziyaret etti? Brüksel zirvesine gitmeden ona bilgi verdi ve onun görüşünü aldı? O zaman Türkiye’de koalisyon mu vardı? Amerika sizin koalisyon ortağınız mı? Nasıl siz onlara danışıyorsunuz? Hiçbir şey söyleyemedi. Zaten kalkıp da bize cevap bile vermedi. Yani bizim eleştirilerimize Dışişleri Bakanı kalkıp orada cevap vermesini beklerdik. Çeşitli konuları dile getiriyoruz. Çeşitli somut eleştirilerimiz var. Kalkıp da kürsüden bir tanesine cevap vermedi.
“Müzakere Belgesini biz size gönderdik” diyor. Daha önce Lüksembourg’a giderken televizyonda açıkladı. Diyor ki “biz Sayın Cumhurbaşkanımızla ve ana muhalefet partisi Başkanımıza bilgi verdik.” Siz ne anlarsınız bundan? Bu metnin içeriği hakkında bilgi verdik. Sayın Baykal açıkladı “bana bilgi filen vermedi” diyor. Seyahate çıkarken sadece üç dakika işte “biz görüştük. Bunu sonuçlandırdık. Ben gidiyorum” demiş. Bir iki maddesi hakkında umumi laf etmiş ama metin yok. Yani bitmiş bir metni bile bildirmiyor bize. Bir faks gönderin. Yok. Ondan tam 48 saat sonra Meclis’e geldiğinde diyor ki “biz size gönderdik.” Ne zaman gönderdiniz? Metin ortada yok. Sayın Baykal sekreterini arıyor. “Geldi mi” diyor. gelmemiş. Meğersem biz Meclis’e giderken öğlen saatlerinde birsi gelip partinin güvenlik memuruna bir zarf bırakmış. Gönderdik dediği bu. İş bittikten 48 saat sonra. Bu gayri ciddilik. Demokraside bu örneği görülmemiş bir şey. Başbakan diyor ki “internet sayfalarından arasaydınız.” Biz internet sayfalarından bulduk zaten. Biz dünkü konuşmayı nasıl yaptık? Elimizde resmi belge yok. İnternet sayfalarından bulduk da konuştuk? Nereden konuşacağız. Ama bu daha açılanmadan Müzakere Belgesinin sonuçlanma aşamasında bu konuyla en yakından ilgili internet sayfalarının müdürlerine telefon ettik ve “elinizde metin var mı” dedik. Siz vermezseniz nereden olsun? O bakımdan, muhalefetten ve Meclis’ten bilgi saklayarak bu işi yürütmeye çalışıyorlar ki bu durum gayet gayri ciddidir.
İşin esası şu. Bu Müzakere Belgesini değerlendirirken şunu dikkate almak lazım. Avrupa’da bazı Hükümetler, bazı önemli siyasi partiler ev bazı politikacılar Türkiye’nin üyeliğini kesinlikle istemiyorlar. Avusturya örneğinde çıktı ortaya. Avusturya resmen AB toplantısında “Türkiye’nin üyeliğini istemiyorum” dedi. “Ancak Türkiye’ye özel bir statü verilmesini kabul ederim” dedi. Ve belki 24 saatten fazla yani biz ne yaparsak Avusturya tatmin olur diye bunun tartışması cereyan etti. Ve tek Avusturya değil. Arkasında başka güçler var. Daha iki hafta önce Danimarka Başbakanı Rasmussen televizyonda demeç verdi ve biz de işittik ve orada diyor ki “Türkiye’ye biz özel statü verelim. Tam üyelikten daha uygun olur.” Birkaç gün sonra Almanya’da Hükümeti kurması beklenen Hıristiyan Demokrat Partisi lideri Merkel bir yıldan beri Avrupa’da ‘Türkiye’yi AB’ye almayalım’ diye kampanya yapıyor. Fransa’da iktidar Cumhurbaşkanlığının en kuvvetli adaylarından Sarkozy açıkça Alman Hıristiyan Demokratlar gibi biz Türkiye’nin üyeliğine karşıyız diyor. Şimdi Avusturya bunları temsil ediyor. Böyle bir tablo var karşımızda. Çoğunluk olması gerekmiyor çünkü siz AB’ye üye olabilmeniz için bütün ülkelerin oy vermesi lazım. Yani bir ülke hayır dese üye olamayacaksınız. Sonra ne oldu? Sonra “anlaştık, uzlaştık”dediler. En çok itiraz eden Avusturya Başbakanı Schüssel kalktı dedi ki “ben böyle bir metnin çıkmasından gurur duyuyorum. İstediğimizi içine koydurduk. Sindirme kabiliyeti kavramını sokturmak istiyorduk sokturduk.” Bu ne demek? Yani Türkiye bütün koşulları yerine getirse ve her istenileni yapsa bile bir AB ülkesi derse ki “ben Türkiye’nin üyeliğini içime sindiremiyorum” o zaman üye olamıyorsunuz. Sindirme maddesi bu. “Efendim Kopenhag’da 1993’te de bahsedilmişti.” Evet. 1993 metninde böyle sindirim lafına küçük bir atıf var ama bu genel olarak konulmuş. Daha sonra bakıyoruz ülkelerin üyelik sürecinde bu kullanılmamış. Başka ülkelere karşı onlar üye olacağı zaman kimse dememiş “biz sizi sindiremiyoruz” diye. Bize koyuyor. Üstelik iki kere iki ayrı maddeye koyuyor. Hem ikinci madde de var hem üçüncü madde de var. Niçin? İşte Türkiye’nin üyeliğini istemeyenleri tatmin etmek için.
Bu şimdi yetmiyor. Başka maddeler de koymuş içine. Bir kısmı 2004 yılının 17 Aralık tarihindeki zirve kararının metninde olan maddeler hepsi bunların Türkiye’nin üyeliğini zorlaştıracak ve Türkiye’yi üye yapmamak isteyenlerin eline koz verecek maddeler. Mesela diyor ki “bu metnin veya müzakerenin amacı Türkiye’nin üyeliği olacaktır.” Şimdi orada bıraksa iyi ama bırakmıyor. Diğer ülkelerde bırakmış ama biz de bırakmıyor. Altından “ama” diyor “üye olmaya bilir Türkiye. Garantisi yok. Müzakerelerin ucu açık olacak. Eğer üye olamazsa bile Türkiye’yi Avrupa’ya sıkı bağlarla bağlayacağız.” Yani üye olamama ihtimalini kuvvetli bir unsur olarak koyuyor oraya. Diyorlar ki “ucu açık müzakere. Bunu herkese söyleriz.” Niye daha önce aday olanlara söylemediniz? Niye onlara söylemediniz de bize söylüyorsunuz madem bu kadar doğal? Niçin Türkiye olunca aklınıza geliyor? Biz bu itirazları geçen aylarda yapınca şimdi baktık son olarak hazırladıkları Hırvatistan belgesinde küçük bir atıf var. Ama orada farklı yazmış. Orada diyor ki “doğası gereği müzakerelerin ucu açık.” Yani bütün müzakereler böyle olur. Peki bize de onu yazın. Hayır yazmıyor. Bize doğası gereği olduğu için değil.
Başka buna benzer bir çok unsur var. Mesela sürekli hak kısıtlamazı getiriyor. Böyle bir şey yok. AB sisteminde bu yok. Bunun tam yabancı dilde ifadesi ‘permanent safeguard’ yani sürekli kısıtlama veya koruma tedbiri. Hükümet izah ediyor onları koruyarak “efendim onların kastettiği sürekli koruma tedbirinden her an ellerinde askıya alma ihtimali bulunsun.” Peki bizden başka herhangi bir ülkeye kullandınız mı? Hayır. Bir tanesinde var mı? Yok. Bir tek bize söylüyor. Neyi sürekli kısıtlayacak? Mesela Türk işçilerinin serbest dolaşımını kısıtlayacak. Her üye ülkenin işçileri, vatandaşları serbestçe dolaşabilecek ama Türkiye’ninki dolaşamayacak. Bugün bize AB Genişlemeden Sorumlu Komisyon üyesi Olli Rehn geldi ve ona sorduk bunu. Ve dedi ki “benim kanaatimce Türkiye daha erken üye bile olsa 2020 yılın kadar Türklerin serbest dolaşımı olmayacak. Ondan sonra da olup olmayacağı Avrupa Çalışma piyasasının durumuna bağlı” diyor. Piyasa imkan vermezse ondan sonra da serbest dolaşım hak olur.Peki bunu kime yaptınız şimdiye kadar? Kimseye yapmadınız. En son gelen Polonya, Çek Cumhuriyeti, Kıbrıs, Malta bunların herhangi birine bir kısıtlama yapmadınız. Herhangi birinin belgesinde var mı? Yok. Bir tek bize koyuyor. İşte biz bunlara teki gösteriyoruz. Bunlara itiraz ediyoruz. Bunları anlattım Meclis’te. Buna benzer başka kısıtlamalar var. Diyor ki :’’ Türkiye AB’ye uymayan uluslararası antlaşmalarını iptal edecek. Hangi antlaşmalar onlar belli değil. Sorduk onları biz biraz önce ucu açık:’’Biz bu lafları her zaman kullanırız .’’ diyor. “Daha çok aklımızda ekonomik, teknik antlaşmalar var.” diyor. Biz dedik ki:”Bizim bir Kıbrıs antlaşmamız var. Mesela Londra –Zürich antlaşmaları var. Ya onun da iptalini isterseniz ne olacak? Bizim dayanağımız. Oradaki askeri gücümüzün dayanağı o antlaşma. “Biz onu düşünmedik.” diyor. Buna benzer başka şeyler var içinde. Mesela diyor ki: ”Türkiye AB mevzuatına uymak zorunda.” diyor. AB mevzuatı güzel. Altında AB mevzuatını anlatıyor. AB mevzuatı nedir? Mesela diyor, “ AB hukuku, AB ‘in yaptığı antlaşmalar. Ayrıca diyor : ” Bağlayıcı olsun veya olmasın AB’nin organlarının çeşitli tavsiyeleri, beyanları vs. AB’nin müktesebatının içine girer.” Diyor. Yani mesela “Avrupa Parlamentosu’nun Ermeni Soykırımı’nı Türkiye kabul etmeden üye olamaz.” Yolundaki karar da buna giriyor mu? Metni okursanız bir hukukçu kursa giriyor der. Buna karşılık :’’ Biz bunları düşünmedik. Bunlar bizim umumi laflarımızdır. ” Başka şeyler var. Diyor ki mesela:” Üye bir ülke uluslararası bir kuruluşa girmek isterse ,AB de bunu destekliyorsa Türkiye buna itiraz etmeyecek.Yani Türkiye’nin veto hakkı olan bir kuruluşa girmek isterse veto etmeyecek. Türkiye itiraz etmiş NATO falan diye.Bu sefer oraya bir deklarasyon koymuşlar. Tabi diyorlar “Milletlerarası kuruluşların iç mekanizmasını biz etkileyemeyiz. Orada ülkelerin karar verme mekanizmalarına biz karışamayız.” vb. Zaten karışamaz. NATO’yu kuran Washington antlaşması var. AB bugün çıkarttığı bir antlaşmayla Washington antlaşmasını ortadan kaldırabilir mi? Türkiye’nin üye ülke olarak Washington Antlaşması’ndan kaynaklanan haklarını ortadan kaldırabilir mi? Tabi ki kaldıramaz. Malumu ilan etmek.Ama Türkiye’yi tatmin etmek, kamuoyunu tatmin etmek için böyle bir madde koymuşlar. Bugün biz bunu sorduk. Diyor ki : ” NATO üyeliği bizim işimiz değil.” diyor. Ben kendisine söyledim. Dikkat edin dedim. Türkiye NATO’ya AB arasındaki işbirliğini bozan ülke olarak ilan ediyorlar, bu konu üzerine makaleler yazıldı diyorum.Bilmiyor musunuz? “Görmedim.” dedi. Orada açıkça diyor ki:” Türkiye Kıbrıs’ta ve Rumların NATO AB işbirliğine katılmasına engel olduğu için NATO AB’nin etkili bir işbirliği yapmasını da engelliyor.” diyor ve baskı yapıyor bize. Bunlar çıkacak karşımıza Biz bunları biliyoruz Biz çok yaşadık bunları geçmişte. Buna benzer daha birçok şey var.Mesela bir belge var. Bu belge 6 Ekim 2004 tarihinde yayınlanan komisyonun Türkiye ilerleme raporuna ek bir belge. Bunun başlığı şu:” Türkiye’nin AB’ye Üyeliğinin AB’ye Etkileri Belgesi.” O zaman baktık ki biz o belgeye. Bizi çok rahatsız edecek maddeler var o belgede. Mesela Türkiye’de Kürtler, aleviler azınlıktır. Türkiye’de Dicle ve Fırat nehirleri üzerindeki barajlar ve sulama tesisleri uluslararası yönetime sokulabilir. Çünkü diyor:” Bu nehirler stratejik öneme sahiptir. “ Aynen kelimesini de kullanıyor: “İsrail’i de ilgilendirir “ diyor. “Diğer bölge ülkelerini de ilgilendiriyor. Bu yüzden uluslararası yönetime sokulmalıdır.” Bu Avrupa hukukunda yok. Bu hiçbir Avrupa ülkesinde böyle bir uygulama yok. Bize yapacak bunu. Biz o zaman itiraz ettik. Dediler ki : “Siz onunla ilgilenmeyin. Bu AB’nin iç belgesi. Sizinle ilgili belgemiz AB’nin ilerleme raporu. Bu başka bir belge bu bizim iç işimiz. Bu sizi ilgilendirmez.” Bu defa ne görüyoruz. Bu defa kabul edilen çerçeve belgesinde bunu bu belgeye atıfta bulunuyor. Bu sizi ilgilendirmez denilen belgeye atıfta bulunuyor. O belgeyi de diyor : “Komisyon bu süre içerisinde göze almalıdır.” diyor. Bunu da sorduk : ”Evet” diyor. “Onu da koyduk. O belgeye bakacağız. “ diyor Olli Rehn. “Bu belgeye de bakacağız ve o belgedeki unsurları da dikkate alacağız.” diyor . Biz dedik ki : ” AB sindirme kabiliyetinden bahsediliyor. Bunun bir tarifi var mıdır ? Bunun bir yerde tanımı var mıdır? Bir yerde bunun ilkeleri var mı? Biz ne yapmasak sindirilmeyeceğiz veya Türkiye’den beklenen hangi hususu yerine getirmezsek AB Türkiye’yi sindiremeyecek? “ Bunu tarif etmek mümkün değil. Bunu size söyleyemeyiz ; ama sizin için hazırladığımız belge var ya bunu yerine getirmezseniz sizi sindiremeyiz diyor. Ne isteyecek? Alevileri azınlık yapmamızı isteyecek. Kürtleri azınlık yapmamızı isteyecek. Dicle ve Fırat üzerindeki bu talepleri ve başka bir sürü şeyi isteyecek. Bir de esas ilerleme raporu var. İlerleme raporunda diyor ki : “Ermenistan konusunda tarihte cereyan eden trajik olaylarla ilgili olarak Türkiye Ermenistan’la uzlaşmaya varsın. Nasıl varacağız? yani soykırımı tanımamızı istiyor Ermenistan. Nasıl uzlaşmaya varacağız. Ermenistan vazgeçecek mı bu isteğinden? Başka Öcalan’la ilgili bir talebi var. 6 Ekim tarihli raporda diyor ki : “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararına göre Öcalan’ın yeniden yargılanmasına imkan vermek için “Türkiye yasalarını değiştirsin.” diyor. “Patrik’in ‘ekümenlik’ sıfatının tanınmaması bir hatadır.” diyor. Bunun tanınmasın istiyor. Bizim endişemiz şu: Bilsek ki hükümet bütün bu konularda sıkı duracak. Türkiye’nin çıkarlarını, temel haklarını , itibarını koruyacak. AB’nin gerçek mevzuatı yani hukuk sisteminin dışındaki diretmeleri kabul etmeyecek. Kıbrıs ile ilgili dayatmaları kabul etmeyecek. İçimiz rahat edecek; ama ilk günden görüyoruz ki hükümet taviz vermeye teşni olduğunu ortaya koydu. Bugün açın gazeteleri eğitim bakanı diyor ki : “Ruhban Okulu’nu 24 saatte açarız.”. Sizden önceki hükümetler 24 senedir açmıyor siz açmaktan bahsediyorsunuz. Niye açacaksınız . Biz dedik ki Türkiye olarak : ” Bu ruhban okulu yüksek Ortodoks din adamı yetiştirme okulu mu?” “Evet.Açalım” dedik. “İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne bağlı olarak açalım.” “Hayır onu istemeyiz.” diyorlar. Ne istersiniz? “Patrikhaneye bağlı olacak.” Bizim hükümetimiz bu kadar Müslümanlığı kimseye bırakmayan hükümet hemen açarız diyor. Anayasamız diyor ki eşitlik ilkesine bağlı olarak : “Dini ve askeri özel yüksek okul açılamaz .” Siz onu ihlal edeceksiniz. Anayasamız eşitlik ilkesi getiriyor. Birisi de kalkacak ertesi gün diyecek ki : “Ben de özel bir ilahiyat fakültesi açmak istiyorum.” Ona ne diyeceksiniz? Hıristiyanların özel yüksek okul açması serbest; Müslümanların özel okul açması yasak. Olur mu böyle şey? Bu sefer ona da izin vereceksiniz, ve anayasamızın bu özel dini ve askeri okul açılamaz kuralını deleceksiniz. İstediğiniz bu.Ayrıca Batı Trakya’daki Türklerin dini haklarını bu kadar kısıtlanıyor. Biz temmuz ayında gittik AKP milletvekilleriyle Trakya’ya . Gözümüzle gördük kendimiz konuştuk.Müftü var orada. İki tane Türk müftüsü var. Bir tanesi Gümülcine Müftüsü diğeri İskeçe Müftüsü. İkisi de halk tarafından seçilmiş .
Türk vakıfları var Batı Trakya’da. Başına 1967 ‘de cunta idaresinde kayonları. Hala kayon var. Türklerin seçtiği vakıf yöneticileri yok. Onlar bu kadar sınırlama getirecek bizim dini haklarımıza biz onların her istediğini yapacağız. Ne için? Çünkü adamın boynu bükük . Hükümet direnemiyor. Cesaret edemiyor . Diyemiyor ki : “Siz onları halledin biz sonra konuşalım.” U uluslararası ilişkilerde karşılık kuralı var. Bundan daha ciddi bir durum Kıbrıs’ta var. Şimdi Olli Rehn bize çok açık bir şekilde dedi ki:” Siz bu uyum protokolünü Meclis’te onaylamaz ve uygulamaya koymazsa müzakereler başlamaz. ” dedi. AB bu konuda bunu bir zorlama olarak uyguluyor . Biliyorsunuz Aralık ayında başbakanımız Brüksel’de baskılara maruz iken sayın genel başkanımız Deniz Baykal basın toplantısı yaptı. “Bu dayatmadır kabul etmeyin. Binin uçağa gelin. ” dedi. “ Birkaç ay sonra müzakere ederiz daha uygun bir platformda konuşuruz.” dedi. “Hayır” sayın başbakanımız razı oldu bu ek protokolü imzalamaya. Hatta orada devlet bakanı sayın Atalay’ın imzasıyla belge verdi. Yazılı taahhüt biz bunu imzalayacağız diye ve 29 Temmuz’da da sayın Dışişleri Bakanı bu uyum protokolü imzaladı. Fakat halkın tepkisini, kendi partisinin tepkisini biliyor. Onun için deklarasyon koydular . Diyorlar ki:” Biz bunu İmzalıyoruz ; ama Kıbrıs’ı tanımıyoruz. Kıyamet koptu. AB bir karşı deklarasyon yayınladı . 21 Eylül tarihinde bir karşı deklarasyon. Buna karşı deklarasyonda ne diyor? Madde 1) “Siz Rum gemilerini Türk limanlarına Rum uçaklarını Türk havalimanlarına sokmak zorundasınız. Gümrük birliği antlaşması bunu gerektirir.” diyor. Bunu yapmazsanız sizinle müzakerelere başlamayız diyor. Bu 21 Eylül tarihli belge. “Biz sizin deklarasyonunuzu tanımıyoruz.” diyor. “Bu deklarasyonunuzun hiçbir hukuksal geçerliliği yoktur ve Türkiye’den başka hiç kimseyi bağlamaz diyor. Biz Kıbrıs Rumlarını Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanıyoruz. Siz de bunu yapacaksanız. Siz de normalleştireceksiniz ilişkileri ve bunları 2006’da gözden geçireceğiz. Biran önce normalleştirin.” diyor her ikisinde de. Ne demek normalleştirmek ? Normal olmayan şeyleri düzeltip diğerlerinin durumuna getirmek. Mesela her AB ülkesinin Türkiye ‘de büyükelçiliği var Rumların yok; niye? Çünkü biz onları tanımıyoruz. Normalleştirin demek bırakın onlar da açsın demeye geliyor. Bizden bunları istiyor . Dahası da var. Kıbrıs problemi nasıl çözülecek? “ BM Güvenlik Konseyi kararları ve AB normlarına göre “ diyor. Tam Rumların istediği formülü koyuyor. Biz nasıl istiyorduk. Kıbrıs Devleti’ni kuran antlaşmalara göre çözülsün. Veya Kıbrıs’ta Türklerle Rumlar arasında hep olan antlaşmalara göre çözülsün . O da yok . Annan’ın planına bile atıf yok . Rumlar onu bile az buluyor. Kıbrıs’ta böyle bir duruma geldik. Olli Rehn çok açık bir şekilde dedi ki: “Bunu hemen onaylayın. Yeni bir kriz çıkartmayın. Yoksa yok. Onaylarken deklarasyon da olmasın.” dedi. Biz baştan dedik ki: “Bunu yapmayın. İlle de bunu yapacaksanız deklarasyonunu hiçbir hukuki değeri olmaz. Onu yerine bir rezerv koyacaksınız. “ dedik. Yani ben bu antlaşmayı imzalıyorum; ama Kıbrıs açısından bu antlaşma ancak Kıbrıs meselesi çözümlenince yürürlüğe girecektir. Buna böyle rezerv koysanız herkesi bağlayacak. Koyamadılar. AB itiraz etti koymadılar. Şimdi bu durumla karşı karşıyayız. Özetle öyle bir tablo var ki önümüzde biz her istenileni her dayatılanı kabul etmek zorundayız. Diğer ülkelerden istenmeyeni de kabul etmek zorundayız. AB’nin gerçek hukukunda yer almayanı da kabul etmek zorundayız. “Bunu yapmadığınızda ben müzakereleri keserim.” diyor.
Sunucu: Müzakerelerde çok büyük pazarlıklar oldu ve Türkiye diretince bütün isteklerini elde etti. Ama sizin anlattıklarınızda ortaya çıkan tabloya göre ikna edilmiş hiçbir şey yok.
Öymen: Halep oradaysa arşın burada Onu biraz iç tüketim için yaptı hükümet . Biz onlara sert çıkıyoruz vs. diyerek kamuoyunun tatmin etmeye çalışıyor. Fakat sonra oyun bitti ve perde kapandı. Metin geldi gördük. Hangisini kabul ettirmişsiniz? Meclis’te bunları anlatırken yayını kesiyorlar, çünkü tahammülleri yok. Bunların Halk tarafından bilinmesini istemiyorlar. Çok açık bir şekilde 17 Araklık belgesi ve bunun mahsurları ortada. Hükümet gelsin bize desin ki : “17 Aralık’taki mahsurlardan şu maddeleri biz iyileştirdik.” Bir örneği var mı , yok. Daha kötüsü var. 17aralık’ta ismen Kıbrıs’tan , hazım ve sindirim kabiliyetinden bahsetmiyor. Burada var. O söylediğim Türkiye’nin etkisi belgesinden bahsetmiyor. Burada var. Orada olmayan birçok maddeden burada bahsediyor ki orada yoktu burada var. Peki siz sert çıkarak rest çekerek ne sağladınız . Bir de rest çekmeseydik bakın neler gelecekti başımıza bir de biz bilelim. Bu tamamen iç politikaya yönelik bir propaganda saldırısı milletin aklını karıştıracaksınız. Yalan yanlış bilgiler vereceksiniz. Sizin destekçiniz olan birtakım yazarları, gazetecileri çıkaracaksınız televizyon programlarına. Bunlar bütün haksızlıkları çok doğru işlenmiş gibi halka anlatacaklar. Her şeyin üstünü örtecekler, AB’nin sözcüsü gibi konuşacaklar. AB’nin sözcüleri bizimkilerin söylediklerinin söylemiyor. Biz AB’nin yetkilileriyle konuştuğumuz zaman çoğunlukla : “Hakkınız var.” diyorlar. “Hakikaten burada bir güçlük var bir sıkıntı var .” Biz bunu resmen sorduk :” Niçin bunları koydunuz metne? Avusturya’yı tatmin etmek için mi koydunuz?” dedik. Bize dediler ki:” Biliyorsunuz bu metinlerin hazırlanmasındaki güçlüğü.Bir “bilinçli muğlaklık”diye bir terim vardır diplomaside “kast muğlaklık”. Bir metni yazarken öyle yazarsınız ki herkes kendisini tatmin edecek şekilde okur, herkes tatmin olur. Biz bu şekilde yazdı metni.” Dedi. Onlar bile itiraf ediyor bu işin zorluğunu , sıkıntısını , mahsurlarını . Onlar bile bize itiraf ediyor Ama Türkiye’de televizyonlara çıkan arkadaşlara bakıyoruz kraldan çok kralcı. Yani bize yapılan bütün haksızlığın savunuculuğunu yapıyorlar. Gayet tabi diyor. “Türkiye büyük ülke Türkiye’ye farklı davranmak zorundaydılar. ” diyor. “Onların hakkı var.” Peki İngiltere girdiğinde küçük ülke miydi? Niye İngiltere’ye farklı davranmadılar? Büyüklük farkıysa bugün aldıkları Polonya mesela Kıbrıs’ın 40 katı büyüklüğünde Malta’nın 60 katı büyüklüğünde . Polonya’ya ayrı Kıbrıs’a yarı bir büyüklük mü uyguladınız? Ayrıca Aralık 1999 Helsinki zirvesinde açık hüküm var. Türkiye ‘ye diğer adaylarla eşit muamele yapılacak. Hani farklı yapılacaktı? “ Şimdi farklısınız.” diyorlar. O zaman eşit muamele yapacağız diyorlardı. Aslına bakarsanız bütün bunlar bizi üzüyor. Bu memleketin insanı bunu yapmamalı . Hükümet olsun, hükümeti destekleyen basın olsun ,AB’nin sözcülüğünü yapan insanlar olsun bunlar bu toprağın insanları. Hepimiz bu topraklardan çıktık , Hepimiz bu toprağın insanlarıyız, bu ülkenin insanlarıyız, bu ülkenin okullarında okuduk. Bu ülkeye karşı en azından bir vicdan borcumuz var. Şu halkı aldatmayınız . Şimdi hükümet kalksa bize dese ki:” Bakınız bu belgenin mahsurların biz de biliyoruz .Çok uğraştık. Aralık belgesinin mahsurlarını biliyorduk ,hatta nota verdik . Bu mahsurlara işaret eden bunların düzeltilmesini isteyen ; ama beceremedik. Karşımızdaki güçler ağır bastı. Ancak bu kadarını sağlayabildik . Kusura bakmayın. Halktan özür diliyoruz. Belki yapabilirdik ; ama yapamadık . Şimdi elimizdeki tabloyu lütfen işbirliği yapalım elbirliğiyle çalışalım ve bu tabloyla Türkiye’yi tam üyeliğe taşımaya çalışalım. Gelin muhalefet olarak bizi destekleyin . O zaman biz destek olalım . Çünkü biz Türkiye yi üye yapmak istiyoruz. Bu kadar lafı niçin söylüyoruz? Bu kadar eleştiriyi niçin yapıyoruz ? AB’yi istemiyoruz biz AB’ye girmeyelim diye bahane yaratıyoruz diye mi? Bakın Olli Rehn kendisi dün basın toplantısında sayın genel başkanımızla yaptığı basın toplantısında kendisi açıkladı. “Biz Ab komisyonu olarak CHP’nin başından beri AB’ye Türkiye’nin girmesi için çalıştığını biliyoruz ve çok müteşşekiriz. Bundan sonraki çalışmalarda CHP İle AKP’nin diğer partilerin işbirliği yapmasını temenni ediyoruz.” Dedi. Bizimkiler ne diyor ? ” Muhalefet mi ? Geçiniz efendim. Muhalefet olmak için yapıyor. Rant kazanmak için yapıyor.Milliyetçilik yapıyor. Bunlar çağdışıdır.” Yani yabancı farkında bizim yaptığımızın bunlar değil. Veya bilinçli olarak halkın gözünde bizi küçük düşürmek için ; bizi AB karşıtı gösterme için bilinçli olarak yapıyorlar. Çok haksızlık yapıyorlar. Bizim AB üyeliğine verebileceğimiz katkıyı engelliyorlar . Size örnek vereyim :Geçen hafta sayın genel başkanımızla birlikte İngiltere ve İtalya’ya gittik. Niçin gittik? Orada genel başkanımız 3 tane önemli konferansa katıldı. Bir tanesi İşçi partisi sırasında Brighton ‘da onunla eş zamanlı olarak düzenlenen konferanslardan birine Avrupa Parlamentosunun önemli bir üyesiyle birlikte katıldı ve orada baştan sona Türkiye’nin üyeliğini savundu . Bütün teması bu. Ondan sonra İtalya’da 2 konferansa katıldı. orada da bunları savundu. İngiltere’de meşhur haber kanalı BBC’de canlı mülakat verdi. Birçok gazeteciyle konuştu. İtalya’da en büyük Rai televizyonunda 1 saatlik canlı yayın yaptı . Türkiye’de kimsenin haberi yok bunlardan .Haberiniz yok. Öğrenmek isterseniz öğrenirsiniz bizim partimizin web sayfamızdan. Bakıyorsunuz bir köşe yazarı bunu küçümsüyor. “Ne lüzumu vardı? Gittiniz de ne oldu ? Önemsiz toplantılara katıldı. Niye konuştu ki ? “Farkında değil yaptığımız işin . Bunlar çok ayıp. Bir gazeteci bile bile halkı aldatıyorsa bu sıfatı taşımaya layık değil. Siz gazeteciyseniz bir meslek ahlakınız olacak. Meslek sorumluluğunuz olacak. Açın telefonu sorun bize: Kiminle görüştünüz?” Ben de size söyleyeyim. Mesela İtalya’nın en büyük partisi olan Sosyalist Partisi başkanı Pietro Fassino var. Onun davetlisi olarak gittik. Onun düzenlediği üst düzeydeki bir seminere katıldı sayın Baykal. Orada konuşma yaptı. Orada Almanya’dan, başka ülkelerden gelen ünlü profesörler var. Ünlü politikacılar var. Bir sürü önemli insan var. Bunlarla konuştu. Orada çok önemli beyanlar verdi. Başka İtalya’nın gene önemli bir sol partisini genel başkanıyla konuştu. İtalya’nın en önemli televizyonlarında mülakat verdi. Bunları ne için yaptı? Türkiye’nin üyeliğini desteklemek için. Siz ne diyorsunuz :”Halk Partisi Türkiye’yi üye yapmamak için çalışıyor. Ben de aynı seyahatte bulundum. Gözümle gördüm. Ben de mülakatlar yaptım. BBC de yaptı ; İtalyanlar da yaptı ; başkaları da yaptı . Bunu şunun için söylüyorum. Biz parti olarak bu amaç için çalışıyoruz. Hepimiz bunun için çalışıyoruz. Biz defalarca Avrupa’ya gittik; defalarca Avrupa Parlamentolarıyla konuştuk . Hükümetleriyle konuştuk. Hep bunun için konuştuk. Hep bu amaçla konuştuk.Emin olunuz son iki yıl içerisinde bizim zamanımızın CHP genel başkanının, benim, diğer arkadaşlarımızın büyük bir kısmı Türkiye’nin AB iyeliği için çaba sarf etmekle geçti. Konferanslar verdik. Avrupa’nın her yerinde konferans verdik. Her televizyona çıktık. Televizyonda tartışma programlarına katıldık bunun için . Bize diyorlar : “Hayır , siz Türkiye’yi AB’ne sokmak istemiyorsunuz . Genel başkanınız kimseyle görüşmedi. Hiç anlamı olmayan bir ziyaret yaptı. Bunlar çok Ayıp şeyler . Bunlar bize yakışmıyor. Olgun bir ülkeye, belli bir demokrasi kültürü olan bir ülkeye bunlar yakışmıyor. Bu kadar da mı zayıf iktidar bizim karşımızda ki iktidarın destekleyicileri bizi böyle eleştirerek , bizi boy hedefi yaparak iktidara küçücük bir destek sağlamak. Buna mı ihtiyacınız var? İktidar sizin bu payandanız muhtaç mı? Eğer AKP iktidarı bu tip insanların böylesine yalan dolan dolu yazılarına, programlarına muhtaçsa yazıklar olsun bu iktidara. Ben AKP’nin genel başkanı olsam önce bunları sustururum. “ ana zarar veriyorsunuz, partime zarar veriyorsunuz, hükümete zarar veriyorsunuz, Türkiye’ye zarar veriyorsunuz .” derim. Yani Türkiye’nin birçok sıkıntısı olan., Türkiye’ye birçok dayatma olan bu ortamda bir metin söz konusu olduğu zaman siz Türkiye’nin bu konudaki haklı tepkisini dile getireceğinize onların sözcüsü gibi Türkiye’ye baskı yapmaya çalışıyorsunuz. Bu ne rezalettir? Bu ne görülmemiş şeydir? Bunu yapıyorlar ve hükümet de bundan istifade ederek muhalefetle mücadele edecek . Başarılar dileriz. Eğer sizin bütün dayanağınız bu insanlarsa yazıklar olsun size. Bizim önümüzde rüzgarın önündeki bir yaprak kadar direnemezsiniz. Buysa sizin desteğiniz, Buysa sizin dayanağınız, buysa sizin gazetecileriniz yazıklar olsun size. Cesaretiniz varsa gelin bizimle Meclis’te teke tek görüşün, tartışın. Ne yapıyorsunuz sesimiz Meclis’te kesiyorsunuz. Sizin yandaşınız olan gazete patronlarına telefon ediyorsunuz muhalefetin görüşünü yayınlamayın diye , filanca adamı televizyona çıkartmayın diye . Aylarca hükümet anlısı televizyon fişini çekiyor. Bizi hiç çıkartmıyorlar. Evvelce haftada üç defa dört defa çağırıp görüşümüzü alan televizyonlar, bakıyoruz üç ayda bir çağırırsa bir lütuf neredeyse. Türkiye gerçekten bu kadar kötü bir yönetime müstahak değildir. Bu kadar kötü bir basına müstahak değildir. Çok yazıktır. Ben 40 yıldır bu işi içindeyim. Diplomat olarak içindeyim, son birkaç yıldır politikacı olarak içindeyim. Her döneme yakından izledik basını ,siyaseti, partileri iktidarı, muhalefetleri . İyisi oldu, kötüsü oldu; ama bu kadarı olmadı. Bütün bunları söylüyorum vatandaşlarımıza kötümserlik aşılamak için değil. Tam tersine bizim mesajımız şudur: Biz Türkiye olarak bu işi başaracağız. Ama şunu söylüyoruz ki Atatürk’ün Türkiye’si bu çerçeve belgesinin çerçevesine girmez. İkincisi Türkiye AB’ye tam üye olacaktır bunu buradan inanarak söylüyorum. Bütün bu güçlüklere, engellemelere, önümüzdeki Mayın tarlalarına, böyle kısıtlayıcı ve engelleyici metinlere Avrupa’daki lobilere Türk düşmanlığına rağmen biz AB’ye gireceğiz. Çünkü AB’ye girmeyi hak etmiş bir Türkiye’yi birliğe almazsa kendini inkar etmiş olur. Artık bir daha kimse bizim önümüze gelip de Avrupa değerlerinden bahsedemez. Avrupa kendi değerlerini inkar etmeden sırf Müslüman olduğumuz için, sırf Türk olduğumuz için geleneklerimiz dolayısıyla bizi Avrupa’dan dışlayacaksa yazılar olsun Avrupa’ya. Ama bunu yapamayacaklardır. Çünkü Avrupa da kendi değerlerine sahip çıkan büyük bir çoğunluk var. Her şeye rağmen bizim karşımızdakiler azınlıktır. Biz onları yeneceğiz ve başarılı olacağız; ama mücadele ederek. Bu mücadeleyi bugün Türkiye’yi yöneten bu siyasi kadroyla yapamazsınız. Bu mücadeleyi yeni siyasi kadrolarla yapacağız.. Biz bu işe talibiz CHP olarak başka insanla da çıkacak . Bizler geçiciyiz. Başka insanlar gelip Türkiye’nin bayrağını dik tutacaklar ve Türkiye’nin başı dik gururlu bir ülke olarak AB ‘ye şerefimizle sokacağız. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.
Sunucu: Şu sıralarda Türkiye’nin AB’ye girmesini isteyen %70’lik oranın düştüğü yolundaki söylentilere nasıl bakıyorsunuz?
Öymen: Son zamanlarda Avrupa’da maalesef Türkiye lehindeki bazı çevrelerin bu yayınları çok küçültücü incitici sözleri Türk halkında bir soğukluk yarattı. Bu doğrudur. Biraz düştüğünü biz de hissediyoruz. Daha da düşebilir. Ama demin söylediğim çerçevede sağlam, güçlü bir mücadele ile AB’ye girme yoluna gidersek, yeni siyasi kadro ile yeni siyasi ekiplerle , yeni partilerle CHP ile, belki bize destek olacak başka partilerle böyle bir yola gidersek ben inanıyorum ki belki de halkın %100’ü peşimizden gelecek. Ama bu iktidarın Avrupa’dan gelen baskılar karşısındaki çaresiz tutumunu, zayıf ve ezik tutumu , alttan alıcı , her türlü tavizi vermeye hazır olucu, Kıbrıs gibi milli davaları feda etmeye hazır olucu tutumlarını görünce vatandaş soğuyor. Avrupa’dan soğuyor. Bu yazıktır. Çünkü Avrupa Türkiye’nin geleceğidir. Bizim yerimiz Avrupa. Avrupa’ya girmeyeceğiz de nereye gireceğiz? Geçen sene başbakanımız söyledi : “Biz de köklerimize döneriz. İslami ülkelerle ortak pazar kurarız. Orada hangi demokrasiyle buluşacaksın? Avrupa demokratik ülkeler topluluğudur. Laik ülkeler var orada .Ortadoğu’da laik var mı bir tane Türkiye’den başka? Yok . Atatürk’ün bize gösterdiği yol hangi yoldur? Çağdaş uygarlık düzeyi diyor . Nerde var çağdaş uygarlık düzeyi? Yani Avrupa’da bu haksızlıları görünce bu çifte standartları görünce Avrupa düşmanı olmamak lazım. Bu Avrupa’da bazı çevrelerin Türkiye aleyhindeki faaliyetidir. Bizim açıkça tanımlamamıza göre bunlar ırkçı çevrelerdir. Şunu için ırkçıdır bunlar. Şimdi deseler ki bize mesela Alman Hıristiyan Demokratları bize deseler ki : “Siz şu koşulları yerine getirirseniz sizin üyeliğinizi destekleriz. Bu konuda sorun yok tartışırız. o koşulları yerine getiririz onlar da bizi destekler sorun olmaz. Onu demiyor.Gidin Alman Hıristiyan Demokratları partisi başkanına konuşun. Ben konuştum. Yani demiyor ki: “Ancak şu koşulları yerine getirirseniz sizi üye yaparız.” Bunu demiyor. Ne diyor : “Siz ne yaparsanız yapın sizi istemiyoruz ailemizde. Türkiye ne yaparsa yapsın Avrupa ailesine istemiyoruz. Siz de bizi dinimiz, geleneklerimiz, kültürümüz dolayısıyla Avrupa’da istemiyorsanız bunun bir tek sıfatı vardır. O da ırkçılıktır. İster beğenin ister beğenmeyin. Bunu biz söylüyoruz. Hükümetin gücü yetiyorsa o da söylesin . Gücü yetmiyor .Söyleyemiyor; çünkü onların politikası alttan alma politikası. yumuşak davranacaksınız. Ne derlerse “eyvallah “ diyeceksiniz. Böylelikle mesafe alacaksınız. İşte mesafe budur: geriye doğru mesafe . Bizim alacağımız mesafe ileriye doğru olacak. Zorluklar olmayacak mı? Zorluklarımız olacak, mücadele edeceğiz. Engellemeler, kısıtlamalar olacak. Belki ara vermeler olacak ; ama sonunda başaracağız. Çünkü gitmemiz gereken yol budur. Atatürk Türkiye’si böyle gider. Başını eğerek girmez bir yere Atatürk Türkiye’si, başını dik tutarak girer. Biz bunu yapacağız. Biz bunu inanarak yapacağız. Bunu İngiltere de yaşadı. İngiltere’yi iki kere veto etti Fransa. Mücadele etti, girdi. İspanya üye olacağı zaman 4 ülke engellemeye çalıştı ; mücadele ederek yendi. Biz de mücadele ederek yeneceğiz ben de bunu büyük bir inançla ve iyimserlikle söylüyorum. Bunu yapacak güce sahip olduğumuza inanıyorum.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.