ART – Abdullah Gül’ün Amerika Ziyareti, PKK, Mahmur Kampı, 301. Madde ve Ermeni Soykırım Tasarısı Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in ARTV’ye verdiği mülakat
7 Şubat 2007

Sunucu: Programısın başında izlediğiniz gibi, apar topar Meclis’ten geçen petrol yasası Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer tarafından iade edildi. Ve aynı şekilde petrolle alakalı olarak Kıbrıs’ta sıcak gelişmeler yaşanıyor. Kıbrıs’taki bu petrol durumu sizce hangi noktaya gidiyor?

Öymen: Öncelikle şunu söyleyeyim: Sayın Cumhurbaşkanımızın bu petrol yasasını iade etmesi çok isabetli olmuştur. Çünkü örneği kolay kolay görülmeyecek bir şekilde bugünkü AKP Hükümeti petrol yasasından “milli menfaatler” lafını çıkartmıştır. Yani biz artık petrol işinde milli menfaatleri korumayacağız diyor. Bu görülmemiş bir olaydır. Siz orada Türkiye’nin menfaatini korumak için oturuyorsunuz. Başka hiçbir sebebiniz yok. Bütün hükümetlerin görevi Türkiye’nin haklarını, çıkarlarını, menfaatini korumak. Siz onu çıkarıyorsunuz ve yabancı devletlerin ve yabancı şirketlerin menfaatini koruyacak hükümler koyuyorsunuz. Diğer petrol yasalarını değiştiren ülkeler ne yapıyorlar? Tam tersini yapıyor. Yabancı ülkelerin şirketlerin haklarını kısıtlayıp kendi milli şirketlerinin ve devletlerin menfaatini koruyacak hükümler koyuyorlar. İşte Cezayir, işte Bolivya, Kazakistan, Rusya vs. herkes bunu yapıyor. Türkiye hariç.

Şimdi Kıbrıs’taki durum da gerçekten çok dikkat çekicidir. Kıbrıslı Rumlar AB üyesi olduklarından beri Türkiye’nin tepkisizliğinden, tavır koyamamasından cesaret aldılar. Şimdi bütün Kıbrıs adasını çepeçevre saran ekonomik bölgede kıta sahanlığındaki petrolü, doğal kaynakları bulup çıkartmak için ihale açmaya karar verdiler. 15 Şubat’ta bu ihale süreci başlayacak. Düşünebiliyor musunuz? KKTC’nin sularında dahi, bitişik bölgesinde dahi Kıbrıslı Rumlar petrol arayacak. Bazı bölgelerde Türkiye’nin egemenlik haklarıyla çakışıyor hem de KKTC’nin temel haklarıyla çelişiyor. Onlar fiilen haklarına el koyuyor. Yani KKTC’de bağımsız bir devlet var ama onu yok farz ediyor. Ve ne yazık ki Türkiye’den buna yeterli tepki gelmiyor. Buna mukabil AB temsilcileri açıklamalar yapıyorlar, en son Almanya açıklama yaptı “Rumların böyle anlaşma yapmaya hakkı vardır” diye. Lübnan’la bu konuda anlaşma yapmış. Mısır’la anlaşma yapmış. “Böyle anlaşmalar yapmaya hakkı vardır. Egemen bir devlettir” diyor. Rumlar devleti silah zoruyla ele geçirmiş, bütün Türkleri devletten kovmuş bir yönetimi bütün Kıbrıs’ın meşru devleti olarak sayıyorlar. Ve Türkiye’nin bunlara tepkisi duyulmuyor. Çok cılız çıkıyor sesimiz. İşte bunlara tepki göstereceksiniz, bunlara izin vermeyeceksiniz, devlet ağırlığınızı koyacaksınız. Sayın Genel Başkanımız dünkü grup toplantısında da açıkladı, açıkça görülüyor ki Kıbrıslı Rumlar sizinle anlaşmaya niyetli değil. Aynı çatının altında ortak bir devlet kurmaya niyetli değil. Türklerle Rumlar arasında eşitliğe dayanan ortak egemen bir devlet yapılanmasına arzulu değil. O zaman ne yapacaksınız? Bugünkü durum nedir? İki ayrı devlet var Kıbrıs’ta. “İşte” diyeceksiniz “bizim politikamız iki ayrı devlet politikasıdır Kıbrıs’ta.”artık bundan sonra onu da versek Rumları tatmin eder miyiz, şu tavizi de versek tatmin eder miyiz, şu barikatı da açsak içimize biraz daha Rum alsak Rumlar tatmin olur mu? Böyle arayışlarda bulunmaktan vazgeçeceksiniz. Yani ben Kıbrıslı Türk olsam bugünkü koşullar altında eğer şu veya bu nedenle geçmişte Rumlardan pasaport almışsam “alın başınıza çalın” diye o pasaportu iade ederim. Size Kıbrıs Rum Dışişleri Bakanı açıkça söylüyor “bizim gözümüzde Kıbrıslı Türkler bir azınlıktır” diyor. “O yüzden onlara pay bile vermeyiz” diyor. “Onlar orada fiili bir durum yaratmıştır, devletimize el koymuştur.” diyor bir de size hakaret ediyor. Hem haklarınızı ve çıkarlarınızı elinizden alıyor hem size böyle hakaret dolu sözler söylüyor. Siz hala onların peşinden koşup “efendim Kofi Annan Planı masanın üzerinde olsun. Biraz daha taviz versek bize yanaşır mısınız? Şunu da versek bizi içinize alır mısınız” diye arayışlar içine giriyoruz. Çok ayıptır. Çok hazindir. Bize yakışmıyor. Nitekim KKTC kesiminde yapılan bir kamuoyu yoklaması halkın %65’inin bu politikaları reddettiğini ortaya koyuyor. Onlar da artık görüyorlar ki bağımsızlıktan başka bir seçenek yoktur. Biz de onlara şunu tavsiye ediyoruz: iki devlet seçeneğinden başka yollara hiç gitmeyiniz. Hiçbir sonuç alamazsınız. Bu ancak sizi küçültür. Türkiye’yi küçültür. O bakımdan bizim Hükümetimize tavsiyemiz de odur. Artık bundan sonra başkalarına hangi tavizi verirsek bize yanaşırlar politikasından vazgeçiniz. Kıbrıs’ta da başka yerlerde de Türkiye’nin haklarını menfaatini dirençli bir şekilde koruyunuz. Bizim CHP olarak önerimiz budur. Türkiye’ye yakışan da budur.

Sunucu: Sayın Öymen, bir diğer konuya geçelim. Bir diğer konuda 301. madde tartışmaları. Hrant Dink suikastıyla tekrar gündeme geldi ve şu anki iktidar “bize önerileri getirin biz de bakalım” işte “yapabiliriz, değiştirebiliriz”diye açıklamalarda bulunuyorlar. Son olara sivil toplum kuruluşlarının hazırladığı ortak metin kamuoyuna açıklanacak. Sizce 301. maddeyle ilgili tartışmalar hangi boyutlara ulaşacak?

Öymen: Bu konuda Hükümetin bir dediği bir dediğine tutmuyor. Bu da çok hazin bir durumdur. Bu maddeyi Meclise getiren bu hükümet. Biz mi çıkarttık yani muhalefet mi çıkarttı? Hükümet getirdi Meclise biz de tartışmalara katıldı8k. Neticede bir madde çıktı ortaya. Ne diyor 301. madde? Türklüğü, cumhuriyeti, devleti, hükümeti, orduyu aşağılamayacaksınız diyor. Aşağılarsanız bu suçtur diyor. Aynen diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi devlete, millete hakareti suç sayan bir madde. Ama bir hükmü daha var. Diyor ki “eleştiri amacıyla yapılacak açıklamalar ve beyanlar bunun dışındadır. Yanı eleştiri serbest. Şimdi devleti mi eleştirmek istiyorsunuz? Eleştirebilirsiniz. Türklüğü mü eleştirmek istiyorsunuz? Eleştirebilirsiniz. Cumhuriyeti, orduyu her şeyi eleştirebilirsiniz. Ama bazıları diyorlar ki “hayır bu madde kalksın.” Yani eleştiri yetmiyor size. Ne istiyorsunuz? Aşağılama hakkı istiyorsunuz. Yani ben Türklüğü aşağılama hakkı istiyorum. Cumhuriyeti aşağılama hakkı istiyorum. Meclisi, hükümeti, orduyu aşağılayayım ama bunun bir cezası olmasın. Bunun başka bir izahı var mı? Yani eleştiri yapmak istiyorsanız eleştiriye izin veriyor bu madde. “Efendim uygulamada böyle oluyor öyle oluyor.” Uygulamayı düzeltirsiniz. Savcılarınızı daha iyi eğitirsiniz. Adalet reformu yaparsınız. Biz de bunu öneriyoruz zaten. Yargı reformu yaparsınız. Ama onların istediği o değil. Aşağılama hakkı istiyorlar. Hiçbir uluslar arası sözleşmede aşağılama özgürlüğü diye bir şey yok. AHIM’in 10. maddesinin 2. fıkrasına bakın. Diğer kısıtlayıcı unsurlar arasında ifade özgürlüğümüz şan ve şerefi korumak diye yazıyor. Yani insanların da şan ve şerefini korumak devletlerin de kurumların da şan ve şerefini korumak için kısıtlama getirile bilinir diyor. Nitekim bütün AB ülkelerinde hemen hemen var buna benzer bir madde var ve yüzlerce insan bu maddeden mahkum olmuş. Ama bize diyorlar ki “hayır bunu kaldırın.” Şimdi sivil toplum örgütleri, basına yansıyan bilgilere göre, ne gibi değişiklikler getireceklermiş? Efendim Türkçe’sini çıkartıp Arapça’sını koyalım. Yani gene metin aynen kalsın ama aşağılama demeyelim, tahkir ve tezyif diyelim. Yani bunun Arapça’sını koymakla neyi değiştirmiş oluyorsunuz? Aşağılamak da zaten hakir görmek demek. Tahkir de düşük görmek demek. Yani bu aslında neyi değiştiriyor? Bütün mesele eleştiri özgür mü değil mi? Eleştiri özgürlüğü varsa daha ne istiyorsunuz? Çok derece anlamsız bir tartışma. Yani yabancılar baskı yapıyor diye Hükümet hemen yelkenleri indire verdi. Yabancılardan bir istek gelince hemen “baş üstüne”. Hiç haklı mı haksız mı bakmadan madem ki yabancılar bunu istiyor hemen yapalım da onları tatmin edelim. Bütün yaklaşımları, refleksleri bu.halbuki diyeceksiniz ki “ben burada bir şey yasaklamıyorum ki. Ben burada eleştiri yasaklamıyorum ki. Ben sizin memleketinize hakaret edebilir miyim? Edemem. Siz de benimkine edemezsiniz.” Söyleyeceğiniz bundan ibaret. O bakımdan bu aşağılık kompleksinden biraz kurtulalım.

Sunucu: Seçimler yaklaştıkça iç politikada da derin devlet ve milliyetçilik tartışmaları da gündemde. Bu konularda neler söyleyeceksiniz efendim?

Öymen: Bu konularda şunu söyleyeceğiz: Hükümet maalesef kusuru, eksikliği, kabahati ortaya çıktığı zaman bunları üzerinden atacak birilerini arıyor, bir kurum, bir kuruluş arıyor. Bu Hrant Dink cinayetinde Hükümet bir anlamda suçüstü yakalanmıştır çünkü bu cinayetinin işleneceğine dair 11 ay önceden devlete ihbar yapıldı ve devletin bunun gereğini yapmadığı Hrant Dink’i korumadığı çıkmıştır ortaya. Yani bu cinayette devletin düpe düz siyasi sorumluluğu var. Onun için biz Başbakan ve İçişleri Bakanı aleyhinde bir Meclis soruşturması önergesi veriyoruz bu hafta. Şimdi bu kusurunuz ve suçunuz ortaya çıkınca örtmek için kabahati atacak yer arıyorsunuz. Bir gün derin devlet diyorsunuz. Bir gün muhalefet diyorsunuz. Ne yapacağınız şaşırmışını. Siz bu işin hesabını vereceksiniz. İlk önce onu konuşalım. Siz burada yani derin devlet diyerek derin devlet kavramının arkasına saklanarak buradaki kusurunuzu gideremezsiniz ki. Devletin içinde sizi rahatsız eden unsurlar varsa bunu düzeltmek sizin göreviniz. Kimi şikayet ediyorsunuz siz? Yani Başbakan olmak demek bu devletin sorumluluğunu taşımak demek. Bütün makamların düzgün işlemesini sağlamak sizin göreviniz. Yani siz kendi memurunuzdan mı şikayet ediyorsunuz? Bunlar sizin memurunuz. Devletten maaş alan insanlar. Sizin siyasi sorumluluğunuz altında çalışıyorlar. Bunları siz yasalara uygun çalıştıramıyorsanız yine siyasi sorumluluk gene sizindir. Yani bir devlet adamı bir Başbakan nasıl olurda kendi memurundan şikayet eder? Yani işin esası şudur: derin devlet var mı yok mu bu çok tartışılır ama şurası muhakkak ki sığ bir Hükümet var. Hükümet sığ. Devlet derin de olsa olmasa da bu sığ Hükümet devlet işlerini beceremiyor. Güvenlik işlerine hakim olamıyor. Otorite kuramıyor. İhbarları değerlendiremiyor. İnsanları koruyamıyor. Ondan sonra da suçu atacak adam arıyor. Milliyetçilik bizim devletimizin kuruluşundan bu yana 1924 Anayasasından başlayarak bugüne kadar bütün anayasalardan yer alan temel maddelerden biridir. Ve bugüne kadar hiç kimse hiçbir politikacı, milliyetçilik kavramından şikayet etmemiştir. Hepsi içinde milliyetçilik olan en son anayasada Atatürk milliyetçiliği diye 2. maddesine yazan bu anayasalara and içmiştir. Yani hiç kimse kalkıp da bugün bir milletvekili herhangi bir partiden ben milliyetçiliğe karşıyım diyemez. Sen o anayasayı korumaya and içmişin. O anayasanın temel maddelerinden biri Atatürk milliyetçiliği. Milliyetçiliği böyle suçlanacak, utanılacak bir kavram gibi gösteriyor. Bizim anladığımız, Türkiye’nin anladığı, Atatürk’ün anladığı milliyetçilik anlayışı, yayılmacı olmayan, ırkçı olmayan, kafatasçı olmayan, başka ülkelerin topraklarında menfaatlerinde ve kaynaklarında gözü olmayan, yapıcı bir milliyetçilik. Sadece Türk ulusunun haklarını ve çıkarlarını koruyan, tam bağımsızlık ilkesine sahip çıkan milliyetçilik. Biz bunu savunuyoruz. Bizim partimizin temel ilkelerinden biri milliyetçilik. O bakımdan, bu milliyetçilik kavramını boy hedefi haline getirilmesini çok yadırgıyoruz. İnsan hem milliyetçi olabilir, bizim partimizde olduğu gibi, hem sosyal demokrasiden yana olur. Hem dünyada açık olur. Bütün ülkeler bugün dünyada kendi ulusal çıkarlarını koruyorlar. Benim en son yazdığım Ulusal Çıkarlar kitabına bakınız. Her devletin kendi ulusal çıkarını nasıl koruduğunu göreceksiniz. Bütün sosyalist partiler, İngiliz İşçi partisi nasıl kendi milli menfaatlerini koruyor orada yazılı. Yani Türkiye2de biz CHP olarak milli menfaatlerimizi koruduğumuz zaman, işte bu son petrol yasası olsun, Suriye sınırındaki arazilerin 49 yıllığına yabancılara verilmemesi gibi, bütün bu konularda biz duyarlılık gösterdiğimiz zaman Türkiye’deki bazı çevreler rahatsızlık duyuyorlar. Müthiş tepki gösteriyorlar “nasıl olur da ulusal çıkarlarınızı korursunuz?” Yani her ülke kendi ulusal çıkarını koruyacak bir tek Türkiye koruyamayacak. Niye? Çünkü küreselleşme var.küreselleşme bir tek Türkiye için mi icat edildi? Niçin Amerika için bunu söylemiyorsunuz? Niçin Amerika vermiyor limanların idaresini ve reddediyor bu konudaki teklifleri? Niçin İngiltere için, İtalya için söylemiyorsunuz? İtalya vermiyor bankalarını yabancılara. Niçin onlara söylemiyorsunuz? bir tek onlara söylüyorsunuz. “Efendim ırkçılık” diyorlar. Şimdi ırkçılık Türkiye’de yok ama bazı başka ülkelerde var.siz biliyor musunuz ki dün Sayın Genel Başkanımız bahsetti grupta Yunan Anayasasının 31. maddesine göre Yunan Cumhurbaşkanı olmak için Yunan vatandaşı olmak yetmiyor. Babanız Yunan soyundan gelecek. Öyle yazıyor. Anneniz de yetmiyor. Babanızın Yunan soyundan gelmesi sizin temel şartınız Yunan Cumhurbaşkanı olmak için. İşte o ülkelerde böyle etnik esasa dayalı yasalar var. Üç çocuktan fazla nüfusunuz varsa devlet size prim veriyor Yunanistan’da ama bir şartla etnik Yunan soyundan geleceksiniz. Düşünebiliyor musunuz? Şimdi bu ilkeler onlarda var. Bizde yok. Bizde kafatasçı insan yok. Bizde ırkçılığı savunan yok. En azından ben CHP için söyleyebilirim; bizde bir tek üyemiz yoktur ırkçı ve kafatasçı diyebileceğimiz. Partimizin temel görüşlerine taban tabana terstir. Ama hepimiz milliyetçiyiz biz ama Atatürk’ün gösterdiği doğrultuda milliyetçiyiz, ulusal çıkarlarımızı koruma doğrultusunda milliyetçiyiz.

Sunucu: Diğer bir konuda Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün de Amerika ziyareti var. Ama ondan önce gündeme gelen konular PKK, Kerkük, terör, Mahmur kampı ve Ermeni soykırım tasarısı. Bu arada efendim Ermeni soykırım tasarısıyla ilgili parlamentodan bir heyet gidecekti. Bu heyetle ilgili son durum hakkında bizi biraz bilgilendirebilir misiniz?

Öymen: Sizi bilgilendirmemiz için önce bizim bilgi sahibi olmamız lazım. Maalesef bizim bu konuda en son gelişmeler hakkında hükümet tarafından hiçbir bilgi verilmemiştir. Halbuki bu fikri aylarca önce biz ortaya attık. Aylarca önce dedik ki “bakın Amerika’da bu sene Ermeni soykırımı yasa tasarısının gündeme gelmesi ihtimali kuvvetli. Mutlaka Meclis Dışişleri Komisyonundan bir heyet gönderelim. Amerikan Dış ilişkiler Komisyonuyla görüşsün. Onlar Amerika’da çok yetkilidir, etkilidir. Onlara anlatalım görüşlerimiz. Yaptıklarımızı anlatalım. Meclisin geçen yıl yaptığı çağrıyı anlatalım.” Bunu biz önerdik. Hatta bizzat kendim Dışişleri Bakanıyla konuştum ve bunu anlattım. O diyor ki “işte biz 3 ayrı heyet göndermeyi düşünüyoruz. Şudur budur.” İşte dedik “doğrusu Dışişleri Komisyonundan bir heyet göndermektir.” “İşte bakalım, edelim” filan…sonra baktık kendi başlarına heyetler oluşturmuşlar. Hiç bize danışmadan. Hiç bize bilgi vermeden. Bir iki arkadaşımıza telefon etmişler “siz de gelir misiniz” diye. O arkadaşlar demiler ki “partimize sorun.” Burası aşiret değil tek tek seçeceksiniz. Muhalefetten istediğiniz adamı götüreceksiniz veya götürmeyeceksiniz. Yani keyfi bir uygulama. Padişahlık mısınız siz? Yani böyle durumlarda bir parlamento heyeti gideceği zaman gruplara sorarsınız, kimin gönderileceğini gruplar size söyler. Biz hep öyle yapıyoruz. Mecliste bir heyet gönderileceği zaman bize sorarlar ve biz de onlara deriz ki “şu arkadaş şu arkadaş gidecek.” Usul bu. Ama bu sefer bize hiç birlgi bile vermiyor. Şimdi en son öğrendiğimiz doğruysa eğer sadece AKP’lilerden oluşan bir heyet göndereceklermiş şimdi. Yani bizim kaygımız şudur: yaklaşan seçimler dolayısıyla bu işi iç politikaya karıştırıyorlar. Yaklaşan seçimler dolayısıyla Amerika’dan iç politikada destek arayışı içindeler işte. Başbakanın bir danışmanı söylemedi mi “biz 6-7 sene daha iktidarda kalmak istiyoruz. Başbakanımızı delikten süpürmeyin. Efendim onu kullanın” dedi. İşte bu zihniyet. Yani Amerika’dan iç politikada destek arama zihniyeti. Biz böyle görüyoruz. Yani Ermeni tasarsıyla bu kadar ilgileniyorsanız şimdiye kadar aklınız neredeydi? Aylardan beri siz bunu söylüyoruz niye geciktiniz? Dedik ki “resmen bu gündeme girmeden bu girişimleri yapalım.” Ama girdi bile gündeme. Aylardan beri bu işi sümen altı ettiniz. İkinci palnda bıraktınız. Hiçbir iş yapmadınız. E şimdi yapıyorsunuz yüzünüze gözünüze bulaştırıyorsunuz. Bali geciktiniz doğru dürüst yapın. Muhalefetle istişare edin. Ortaklaşa tespit edelim nasıl bir heyet olacak, niçin gidecek, kiminle konuşacak, amacı nedir, ne mesajlar vereceğiz vs. “Hayır. Biz kendimiz biliriz ne yapacağımızı ve size danışmaya da ihtiyacımız yoktur.” Bunlar demokrasi kültürünü, parlamenter çalışma kültürünü hazmetmediklerini gösteriyor.

Sunucu: Peki bu Sayın Gül’ün Amerika ziyaretinden bu Ermeni konusunda sizce olumlu bir adım çıkacak mı?
Öymen: Valla verdiği demeçler pek iyimser değil. “Bu Türk-Amerikan ilişkilerini çok bozar” gibi szöler ediyor. Şimdi bu hazırlanan tasarının özelliği şu: Amerikalılar bize de gönderdiler tasarıyı, bu kongrenin eğilimi denilen “Sens of Congress” denilen bir cins tasarıdır, başkanın onayına ihtiyacı yok. Sadece kongrenin oyuyla geçiyor. Kongre başkanı da buna kendini iyice angaje etmiş. Yani oradaki Ermeni lobilerine bu tasarıyı geçirmeye söz vermiş. Ve Sayın Gül’ü kabul bile etmemiş. Sayın Dışişleri Bakanımız Meclis Başkanıyla görüşme imkanı bile bulamamış. Oralarda Türkiye’nin düştüğü durumu düşünebiliyor musunuz? Yani bu ziyaretten önce bunlar planlanır, randevular alınır. Önemliyse sizin için Meclis Başkanıyla görüşmek “efendim programı uygun değil. uygun olduğu zaman giderim” dersiniz. Bunlar da yapılmamış. Ayni nereden baksanız son derece alaturka. Hiç bizim diplomasimizin kalitesine yakışmayan. Bizim gördüğümüz kadarıyla bunlar Amerika’yla ilişkilerde birinci önceliği iç politikada destek almaya veriyorlar. İşte basında da görüyorsunuz, Amerika’da da bazıları “efendim hangi partiyi desteklesek” filen…yani Türkiye’de Amerika mı karar verecek kimin iktidar olacağını? Türk halkı karar veriri. Burası bir demokrasi, bir aşiret değil. Bir sömürge devleti değil. Siz bir düğmeye basacaksınız istediğiniz adam iktidar olacak. Öbür düğmeye basacaksınız onu devireceksiniz. Bu Türkiye’ye yakışmayan bir şeydir. Türkiye böyle bir devlet değil. Yabancılardan siz destek arayarak iktidara gelecekseniz hiç gelmeyin daha iyi. Siz Türk halkının desteği ile gelirseniz geleceksiniz. Yoksa yabancıların himayesiyle gelinen bir iktidardan hiç kimseye hayır gelmez.

Sunucu: Sayın Öymen, bu tasarı eğer geçerse senatodan sizce bundan sonraki süreç nasıl şekillenecek. Şimdi tabii bu Türk-Amerikan ilişkileri üzerinde çok ağır etkileri olur. Hemen bunun arkası gelir. Bunun üzerine tazminat isterler. Türkiye’den toprak isterler. Çünkü bu taleplerin sonu yok. Ermeniler bazı sigorta şirketlerinden daha şimdiden tazminat almaya başlamışlar. O bakımdan bizim gördüğümüz kadarıyla bunların taleplerinin sonu yoktur. Siz ilk noktada durduramazsanız bunların nereye kadar gideceğini kestiremezsiniz. Böyle bir ortam içinde bazıları kalkıyor Türkiye’de “biz hepimiz Ermeni’yiz” diyor. Bunlar olacak şeyler değil. yani duygusal tepki başka şey, bir cinayetin işlenmesine duyulan tepki başka şey fakat kendinizi Türkiye’ye karşı bu kadar hasmane politikalar içinde olan yurt dışındaki Ermenistan’daki Ermenilerle, Azerileri evlerinden barklarından süren Ermenilerle kendinizi özleştirmeniz başka bir şey. Yani bütün ölçüleri kaçırıyoruz. Bunlar çok yanlış şeyler. Ve neticede Ermeni tasarısı eğer geçerse çok ciddi olumsuz yansımaları olacaktır Türk-Amerikan ilişkilerinde de ve bunu anlatmak içim gerekli çalışmayı hükümet yapamamıştır. Bütün uyarılarımıza rağmen aylardan beri savsaklamıştır. Dışişleri Komisyonunda bunu defalarca anlattık.

Sunucu: Mahmur kampıyla ilgili bir soru yöneltmek istiyorum: BM ile Türkiye arasında bu kampla ilgili bir anlaşma yapılması şuanda gündem de. Sizce bu anlaşma yapılırsa ileride ne gibi sorunlar çıkaracak efendim?

Öymen: Bu Mahmur Kampı meselesini bildiğiniz gibi ilk biz ortaya attık. Defalarca aylardan beri, yıllardan beri bunu anlatıyoruz. 12 bin civarında vatandaşımız orada PKK’nin etkisi altında, baskısı altında, yönetimi altında yaşıyor. Düşünebiliyor musunuz? Dünyada böyle bir şeyin örneği var mı? Ve Hükümet bu konuya hiç değinmedi. Açın bilgisayardan google’i, yazın Başbakan’ın adını ve Mahmur kampını, Dışişlerinin adını ve Mahmur kampını bir tek referans bulamazsınız. Bir kere ağızlarını açmadılar bu konuda. Sizin 10 binden fazla vatandaşınız yurtdışında bir terör örgütünün esiri olacak siz bu meseleyi yok farz edeceksiniz. Çözemedikleri meseleleri yok farz ediyorlar. Şimdi bizim bu kadar söylememiz üzerine Amerikalılar biraz devreye girdi. Onların zorlamasıyla Irak makamları bir arama yaptı kampta ve oradaki yerel yöneticiler dedi ki “efendim bir mermi bile bulunamadı.” Yalan. Buraya geçen hafta gelen Ralston’la görüştük, Amerikan özel temsilcisi benim eski dostumdur NATO Başkomutanlığı sırasında, açıkça bize söyledi “Hayır efendim., orada havan topu mermileri bulduk” dedi. “Çocukların bile ceplerinde fişekler var” dedi. “Ve aramadan önce herhalde haber almışlar PKK’lılar kaçmış kamptan” dedi. “Şimdi onların tekrar gelmesine mani olmaya çalışıyoruz.” Sayın Gül’ün de bu konuda pek bir sonuç alamadığı anlaşılıyor. Bazı basının böyle iyimser haber pompalama merakını biliyoruz ama kendisi diyor “işte sağladığımız en iyi sonuç Amerikalıları mahcup etmek oldu.” Mahcup etmiş. Şunu diyemiyorsunuz: “bu teröristleri ya siz bertaraf edin yada biz edeceğiz.” Bu kadar basit ama diyemiyorsunuz. Ama bunu yapmak için Meclisten yetki isteyeceksiniz. Yetki bile almadılar. Şu ana kadar Meclisten yetki alamadılar. Daha önce 2 kere almışlardı ama kullanamadılar süresi geçti.

Sunucu: Bu kadar önemli konularda neden ihmalkarlık söz konusu?

Öymen: Efendim biz öteden beri şunu anlatıyoruz, yani bizi en çok üzen odur, ulusal çıkarları koruma konusunda bu hükümet son derece yetersizdir. Son derece duyarsızdır. Yani hangi ülke kendi güvenlik çıkarları, kendi sınır güvenliği konusu söz konusu olduğunda bu kadar duyarsız olabilir? Sınırınızı koruyamıyorsunuz. Çok basit. Sadece Türkiye’den koruyun deseniz koruyamazsınız çünkü 3000 metre yükseklikteki dağların tepesinden geçiyor. Iraktan koruyacaksınız. Kim koruyacak? Ya Irak Hükümeti koruyacak ya Amerikalılar koruyacak veya siz koruyacaksınız. Irak ve Amerikalılar koruyamadığına göre siz koruyacaksınız, bundan önceki hükümetlerin yaptığı gibi. Gerektiğinde asker göndereceksiniz. Sınırın güvenliğini sağlayacaksınız. Tabii ki Amerikalılarla savaşarak yapmayacaksınız. Haber vereceksiniz, koordinasyon sağlayacaksınız. Orada sonucunda gereksiz bir çatışma olmaması için tabii ki koordinasyonu sağlayacaksınız. Şimdi diyor ki “Amerika karşı değil bizim asker kullanmamıza.” Peki niye duruyorsunuz o zaman? Yani bir dedikleri bir dediklerini tutmuyor. Bir yaptıkları bir yaptıklarını tutmuyor. Yani emin olunuz Türkiye’nin Cumhuriyet tarihinde dış politika konularında, ulusal çıkarları koruma konularında bu kadar zayıf kalan bir Hükümet hiç olmamıştır. Bir kere daha söylüyorum: petrol yasasından “ulusal çıkarlar korunacaktır” cümlesini çıkarıyor. Ulusal çıkarlarımız korumayacağız diyor. Bu cümleyi çıkartırsan bu anlam taşır. Ama yabancı devletlerin Türkiye’de petrol aramalarını himaye edeceğiz, destekleyeceğiz, koruyacağız diyor. Yani Genel Başkanımız dün söyledi Mecliste “bütün devletlerin Türkiye’de petrol arama haklarını koruyacaksınız bir tek devlet hariç o da Türk devleti.” Şuanda böyle bir Hükümet yönetiyor Türkiye’yi. Ve ümit ediyoruz ki bu son aylarıdır. Çok yakında bu Hükümet tarihe karışacak ve bir daha böyle bir Hükümet Türkiye’ye gelmeyecektir. Biz inanıyoruz ki Türk halkı bütün bunların farkındadır. Ve böyle seçim rüşvetiyle kömür dağıtarak yok bilmem gaz yağı dağıtarak bir daha oy alamayacaklar kimseden. Türk halkı bunlara notunu vermiştir. Bunlar gidicidir. Bunu bu vesileyle bir kere daha söyleyelim çünkü Türkiye bu kadar kötü bir Hükümete laik değildir. Bu Hükümet gidecektir. CHP gelecektir ve o zaman Türkiye’de nelerin değiştiğini göreceksiniz. Başkaların çıkarını değil Türkiye’nin çıkarına hizmet eden bir hükümetin neler yapacağını göreceksiniz. Bunu engellemek isteyen bazı yabancı uzantısı olan çevreler Türkiye’de boşuna uğraşıyorlar. Hiçbir şansları yoktur. Ve yarın gelip bu yaptıkları için bizden özür dileyecekler. Yüzümüze bakamayacaklar.

Sunucu: Irak ve Kerkük hakkında da son bir iki cümle alabilir miyiz?

Öymen: Kerkük konusunda da durum son derece ciddidir. Yani Irak anayasasına göre orada bir referandum yapılması söz konusu. Oranın nüfus yapısını bozdular. 600 bin kişiyi kaydırdılar Kerkük’e. Bin yıldan beri Türkmen kenti olan Kerkük’ün demografik yapısı değişti. Ve bu sene referandum olursa amaçları Kerkük’ü Kürdistan bölgesine dahil etmektir. Ve Irak’ın bölünmesi halinde Irak petrolünün %40’ını üreten Kerkük kurulması öngörülen Kürdistan devletinin doğal kaynaklarının merkezi olacak. Amaç bu. Unutmayalım ki, bizim hiçbir toprakta gözümüz yok ama, bu konuda Türkiye Lozan anlaşmasıyla sınır çizilemediği için ondan sonra yaptığı 1926 Anlaşmasında Türkiye birçok hususu kabul ettirmişti. Bunlardan bir tanesi mesela sınırın 75 km derinliğine kadar eşkıyanın barındırılmamasıdır. Bu konuda işbirliği yapılmasıdır. Ondan sonra hudut komisyonu kurulmasıdır. Bunlar yapılmadı. Bir de Kerkük’te olan durum çok vahim. Bir insan hakları ihlalidir. Yani siz bunu insan hakları boyutu ile dünyanın bütün kuruluşlarına taşıyabilirsiniz. Taşımalısınız. Türkiye ağzını açıp bir kelimeyle Kerkük’ten bahsedince Amerikan Büyükelçisi kalkıyor Bağdat’ta “siz bizim Irak’ın içişine karışmayın.” Ne zamandan beri insan hakları ihlali dünyada içişleri olarak sayılıyor? O zaman Amerika niye karışıyor Türkiye’deki insan hakları meselelerine? Şimdi Türkiye ağırlığını koyabilse çok şey yaptırır. Ama Türkiye kendini kağıttan kaplana dönüştürdü. Hiçbir ağırlığı olmayan tribünde maç izleyen bir seyirci haline geldi. Görüyorsunuz işte başbakan bir iki laf etti. Çok şiddetli tepki görünce Amerikan Büyükelçisinden sustu şimdi oturdu. Ne değişti de şimdi sustunuz. “Efendim Başkan Bush’la görüşmek için Amerika’ya gitmek istiyormuş Sayın Başbakan.” E Dışişleri Bakanınızı yeni yolladınız? Daha orada Bakanınız. Yani Dışişleri Bakanınızın söyleyemediği neyi söylemeye gidiyorsunuz siz? Ne yapmaya gidiyorsunuz? Ne sonuç almaya gidiyorsunuz? 8 defa gitmişiniz. Ne sonuç aldınız? Hiçbir sonuç alamdınız. Ne Kerkük’te, ne Irak’ta, ne Kıbrıs’ta, ne başka herhangi bir konuda hiçbir sonuç alamdınız. İşte Amerika’ya yakın görünme telaşı. İşte basında yazılar çıkacak, işte Amerikalılar ne kadar seviyor bizim Başbakanımızı filan diye. Bunlar okumamışlar geçenlerde New York Post gazetesinde bir yazı çıktı ve Türkiye’yi yerin dibine batırıyor. Ve “Türkiye” diyor “bugün bir Arap ülkesi olma yolundadır” diyor. “İslam ülkesi olmasının ötesinde bir Arap ülkesi olma yolundadır. Atatürk’ün koyduğu bütün ilkeler tahrip edilmektedir” diyor. Sayın Başbakan çıkıyor diyor ki “bütün dünya basını bizi övüyor.” Farkında değil. Bunları herhalde tercüme etmiyorlar Başbakana zannediyorum. Açıkçası çok ağır bir yazı yayınlandı bugünlerde. Amerika’da bu hava da var ve bunu da görmek lazım.

Özetlenecek olursa: maalesef Hükümet hem Kıbrıs’ta hem Irak’ta hem Amerika’yla ilişkilerde, hem AB’de son derece başarısı sınav verdi. Ve biz onun için diyorduk ki biran önce erken seçim yapalım ve bu yönetime son verelim. Taze bir başlangıç yapalım. Bu yeni parlamento bu yeni Cumhurbaşkanını seçsin. Ve Türkiye sağlıklı bir zemine otursun. Ama ne yazık ki buna da yanaşmadıkları anlaşılıyor. Birkaç ay daha Türk Milleti dişini sıkacaktır, sabredecektir. Fakat sandıkta bu Hükümete çok ağır bir ders verecektir. Bir daha da ülke çıkarlarına böyle sırt çeviren Hükümetleri iktidara getirmeyecektir.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.