ART – Vakıflar Kanunu Hakkında Mülakat

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in ART’ye verdiği mülakat
20 Şubat 2008

Sunucu: Vakıflar yasası bugün yasallaştı ve genel kurulda oylandı. Yine vakıflar yasası konuşmaya devam edeceğiz çünkü Türkiye açısından tarihi bir dönüm noktası. Türkiye’yi bundan sonra ne bekliyor? Yunanistan’da ve Türkiye’de eş zamanlı olarak çıkıyor olmasının satır aralarını nasıl okumamız gerekiyor? Türk kamuoyu bunu nasıl değerlendirmeli? Niçin aynı zamanda gündeme geldi? Bu bir AB’nin isteğimiydi hem Yunanistan hem Türkiye?

Onur Öymen: AB’nin Yunanistan’dan bir şey isteme gibi bir âdeti yoktur. Ne zaman biz Yunanistan’daki bazı uyumsuzlukları, olumsuzlukları, insan haklarına aykırı durumları dile getirsek AB yetkilileri bize daima derler ki, “siz adaysınız. Aday olduğunuz için Türkiye’deki her şeyi eleştirmek bizim hakkımız. Ama bir ülke üye olduktan sonra onu eleştirmek bizim hakkımız değil.” Onun için ben AB’nin Yunanistan’a herhangi bir baskı yaptığını tahmin etmiyorum. Meselenin esasına bakmak lazım. Biz bazen böyle ayrıntılara kendimizi kaptırıyoruz. İşin esası gözden kaçıyor. İşin esası şu: bu yasa tasarısı Meclise Avrupa uyum paketinin bir parçası olarak geliyor. Yani şöyle bir durum olsa mesela Türkiye’deki vakıflar sisteminin işleyişiyle ilgili bazı düzeltmelere ihtiyaç var. O amaçla Hükümet bir yasa tasarısı sundu gibi bir durum olsa başka. O ayrıca tartışılır. Öyle değil. Avrupa uyum yasarlının bir parçası olarak geliyor. Yani Avrupa’nın Türkiye’den bir talebi olarak geliyor. Avrupa’nın Türkiye’den talebi nedir? Bu gibi durumlarda hep gördüğümüz gibi Türkiye’deki mesela dini kuruluşlar, vakıflar, başka sivil toplum örgütleri AB üzerinden Türkiye’ye baskı yaptırma yolunu tercih ederler. Hep böyle olmuştur. Yani Türkiye’den, Hükümetten bir talebiniz mi var gideceksiniz Brüksel’e diyeceksiniz ki, “bizim haklarımız yeniliyor. İnsan haklarımız ve dini haklarımız kısıtlanıyor Türkiye’ye baskı yapın bu hakları bize tanısın.” Şimdi yapılan iş bu ve Hükümette bu baskılara boyun eğerek bunu getirmiş. Şimdi burada çok ciddi bir mesele var o da şu: bu yasanın diğer yasalardan çok önemli bir farkı var çünkü yasada yer alan cemaat vakıflarıyla ilgili hususlar aynı zamanda milletlerarası antlaşmayla düzenlenmiş. Yani Lozan Antlaşmasıyla düzenlenmiş. Şimdi Lozan Antlaşmasıyla düzenlenen bir hususu siz bir kanunla değiştiriyorsunuz. Bunu yapamazsınız. Uluslar arası Antlaşmalar hukukuna göre bir antlaşma ancak başka bir antlaşmayla değiştirilebilir. Yani Lozan’ı değiştirmek için Lozan’daki bir hükmü, bir yetkiyi, bir imtiyazı değiştirmek için mutlaka başka bir antlaşma yapmanız lazım. Şimdi siz böyle bir antlaşmayı yapmadan bir değişikliğe gidiyorsunuz. Burada işin tehlikeli tarafı şu: şimdi Lozan Antlaşması TBMM tarafından da onaylandığı için bizim hukukumuzun bir parçası. Siz bir anlaşmanın hükümlerini tek taraflı iradenizle değiştiriyorsunuz. Şimdi bu ne sonuç verir? Şu sonucu verir: Lozan Antlaşması’nda bu cemaatlerde dahil olmak üzere, vakıflar da dahil olmak üzere azınlıkların haklarını düzenleyen maddeler var. 37. ile 44. madde. 45. maddede diyor ki: İstanbul’daki Rumlara tanınan haklar aynen Batı Trakya’daki Müslümanlara tanınır, yani Türkler, Pomaklar vs. Siz İstanbul’daki Rumlara tanıyacağınız hakları Lozan çerçevesinde tutmak zorundasınız. Anlaşma böyle. Anlaşma size demiyor ki bu alt sınırdır onun üzerinde ne yaparsanız yapın, öyle değil.

Sunucu: Şimdi o zaman Yunanistan’ın Lozan Antlaşması’na atfen bunu hazırlaması doğru mu?

Onur Öymen: Yunanistan diyor ki, “ben Lozan ile sınırlıyım. Lozan Antlaşması neyi emrederse onu yaparım” diyor Batı Trakya’daki Türk azınlığı için. Sizde hiç Lozan’a atıf yok yani bu hükümetin meclise getirdiği ve meclisten geçirdiği metinde hiçbir atıf yok Lozan’a. Yani sanki Lozan Antlaşması mevcut değilmiş gibi ve siz ona Lozan’ın düzenlediği bir konuda hüküm getiriyorsunuz yani Lozan’ı aşan hüküm. Örnek: İlgili bakan Sayın Yazıcı diyor ki ‘Lozan’dan ne farkı var? Lozan’da verilmeyen hangi hakkı veriyoruz biz?’ Çok fark var. Şimdi size örnek vereyim. Mesela 41. madde var yasada. Diyor ki, “bu cemaat vakıflarının temsilcileri bütün Türkiye’deki vakıfları düzenleyecek, yönlendirecek vakıflar mecliste üye verir” diyor. Peki Yunanistan’daki Türk vakıflarının temsilcileri bulunuyor mu? Bütün Yunan vakıflarını düzenleyen kurulda bulunmuyor. Demek ki orda bir eşitsizlik yarattınız. Madde 2 diyor ki ticaret yaparlar, mal alırlar, mal satarlar yani şirket gibi çalışırlar. Peki Lozan’da böyle bir hüküm var mı? Yok. Yunanistan böyle bir hak tanımış mı? Tanımamış. O zaman siz Yunanistan’ın vermediği, Lozan’ın vermediği bir hakkı vermiş oluyorsunuz. Madde 3 yurtdışında şube açabilirler diyor. İstanbul’da diyelim ki bir Rum vakfı yurtdışında şube açabilecek. Lozan’da böyle bir şey var mı? Yok. Dışarıdan para yardımı alabilir diyor. Lozan’da böyle bir şey var mı? Yok. Lozan’da olmayan birçok imtiyazı siz tek taraflı olarak bağışlıyorsunuz. Niye? Çünkü AB size baskı yaptı, sizi sıkıştırdı. Bugün bu yasayı çıkaracaksınız, yarın 301’i çıkaracaksınız, öbür gün başka bir şey çıkaracaksınız. Türkiye’yi böyle tek taraflı tavizlere zorluyorlar. Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Lozan’ın ölçüsünü bir kere aştınız mı onu tutturmanıza imkan yok ve siz hiçbir zaman diyemezsiniz ki: ‘Ben İstanbul’daki Rumlara bakın şu hakları tanıdım ve Yunanistan da Batı Trakya’daki Türklere aynı hakları tanısın.’ Çünkü 45. madde öyle diyor ama Yunanistan öyle demiyor. Diyor ki Lozan’da yazılı olduğu ölçüde bu eşitliği tanırım diyor. Lozan’da yazmayan şeyleri siz vermişseniz sizin bileceğiniz iş. Şimdi bizde özel nitelikleri olan bazı insanlar var. ‘Efendim diyorlar, bunlar bizim vatandaşımız, soydaş ne oluyormuş. Mademki bunlar bizim vatandaşımız biz onlara her şeyi veririz. Ne var bunda?’ İşte böyle diye diye biz ikinci sınıf bir devlet haline getirdik kendimizi.

Sunucu: Milletlerarası anlaşmaya, hukuka göre de aykırılığı bu noktada TBMM’den geçiyor olması uluslararası bağlamda da bir sıkıntı yaratacak mıdır ileride?

Onur Öymen: Pek çok sıkıntı yaratır. Siz bunu yaptığınız andan itibaren Lozan’ın 45. maddesine bir daha elleri süremezsiniz. Çünkü 45. madde tam eşitlik öngörüyor İstanbul’daki Rumlar ile Batı Trakya’daki Türkler arasında. Bunun ölçüsü de Lozan’da çizilmiş. Yani camilerine bakar diyor, mezarlıklarına bakar vs. Vakıfları tarif ederken vakıfların işlerini böyle tarif ediyor. siz bunun ötesine geçerek Lozan’ın tarif etmediği haklar veriyorsunuz. Ama bu hakların karşılığını isteyemiyorsunuz.. ‘Efendim karşılıklı olur mu?’. Olur. Karşılıklı olmasa niye 45. madde var? O zaman 45. maddeye hiç gerek olmaz. Bazıları bunu bir türlü içlerine sindiremiyorlar çünkü işlerine gelmiyor. Çünkü onların Avrupalılara baskı yaparak Türkiye’den sağlamak istedikleri avantajlar Lozan’ın ötesine geçen avantajlar ve haklar, imtiyazlar. Öyle şeyler ileri sürülmüş ki şimdi size örnek olarak söyleyeyim. Lozan zabıtlarını açın bakın. Bu konu görüşülürken demişler ki İstanbul’daki Rumlar hiç askerlik yapmasın. Bunun için bir vergi ödesinler ama askere gitmesinler. Türkiye reddediyor, fazla üstüne varamıyorlar ama niyet belli. Niyet, bunları Batının himayesinde imtiyazlı bir kitle yapmak. Ben daha fazlasını söylemek istemiyorum. Atatürk Lozan müzakereleri sırasında İsmet Paşaya talimat veriyor. Türkiye’den patrikhaneyi çıkartın diyor. Niçin? Çünkü patrikhane o kadar kötü bir sınav vermiş ki Kurtuluş Savaşı sırasında, İstanbul’un işgali sırasında. 9 Şubat 1919 tarihli bir bildirisi var patrikhanenin. Orda çok açık bir şekilde İstanbul Yunanistan’a bağlansın diyor. Şimdi biz buradan geliyoruz. Türkiye niçin bu konularda bu kadar duyarlı? Çünkü patrikhane boğazına kadar politikaya batmış o devirde. Ondan sonra, eğer Yunanistan’a bağlanmazsa milletlerarası bir kuruluşa bağlansın diyor. İstanbul Türklerin elinden gitsin diyor. oradan biz bu günlere geliyoruz. Nasıl çözülmüş bu iş? İngilizler araya giriyor her zamanki gibi. Diyorlar ki: ‘Siz merak etmeyin. Sadece İstanbul’daki Rumların bir dini kuruluşu olacak. Bir daha ne politikaya karışacak, ne de uluslararası bir görev yapacaklar. Sadece İstanbul’daki Rumların dini işlerine bakacak. Ekümeniklik de talep ediyorlar. Şimdi sayın başbakan diyor ki: ‘Ortodoks alemi isterse niye vermeyelim ekümenikliği’ Şimdi hiç farkında bile değil. Türkiye bunun için 85 yıldır ne mücadeleler vermiş. Bunun evveliyatı ne? Aynı zamanda o 9 Şubat 1919 tarihli bildiride bir de Pontus Rum Devleti kurulsun diyor. bu konularda bu kadar duyarlılık göstermemizin arkasında bunlar yatıyor. Şimdi bütün bunlar geçmiş, biz geçmişe bir sünger çekmişiz, yeni bir sayfa açmışız. Güzel, ama bu beyaz sayfayı açarken bir denge kurmuşuz. Demişiz ki: Yunanistan’daki Türkler Türkiye’ye göç edecek, Türkiye’deki Yunanlar Yunanistan’a göç edecek. İstanbul’daki Türkler ile Batı Trakya’daki Rumlar kalacaklar ama birbirine eşit haklara sahip olarak. Siz bu dengeyi korumakla mükellefsiniz. Bütün Türk hükümetleri Lozan’dan bu yana bu dengeyi korumuş bu hükümet hariç. Bunlar çok bonkör. Başbakan diyor ki: ‘Mütekabiliyet neymiş, biz ecdadımız gibi hareket edeceğiz, ecdadımızı örnek alacağız.’ Yani kapütülasyanları veren ecdadımızı.

Sunucu: Kapitülasyonlar diyebilir miyiz yeni ismiyle bu vakıflar yasasına?

Onur Öymen: Hiç kuşkunuz olmasın. Tek taraflı, karşılıksız tavizin adı bu gibi konularda kapütülasyondur. Başka hiçbir tanımı yok. Çok önemli bir noktaya daha değineyim. Sayın Cumhurbaşkanı’nın gönderdiği mütalaa var. 9 maddeyi geri çevirirken yazdığı mütalaada bu yasanın bir çok maddesinin Lozan’a aykırı olduğunu söylüyor ve Anayasa
Mahkemesi’nin kararı ile Lozan anayasa değerindedir diyor, bir anayasa bloğu oluşturur diyor. Burada bir anayasaya aykırılık var mı yok mu bir de böyle değerlendirelim.

Sunucu: Sayın Sezer’i kastederek söylediniz değil mi?

Onur Öymen: Gayet tabi. Başka türlüsünü düşünebilir misiniz? Bugünkü Cumhurbaşkanımızın böyle alışkanlıkları yok. Bu son derece önemli, hayati bir meseledir. Bunu değerlendirmemiz lazım. Zannediyorum ki başka partiler de bunu değerlendirecektir. Mademki bu bir anayasa bloğudur, Lozan anayasa değerindedir o zaman yapılan işin bu anayasa değerindeki anlaşmaya uygun olup olmadığını, onun sınırlarını aşıp aşmadığını da görmemiz lazım.

Sunucu: Yurtdışındaki Osmanlı Vakıfları’nın tamir edilmesi amacı ile Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde bir devlet dairesi açılması söz konusu. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Onur Öymen: Bu meseleyi daha büyük bir çerçevenin içine oturtmamız lazım. İşin bütünü göden kaçıyor. Biz ne yapmaktayız şu anda? Bu yasanın özü ne? Bu yasanın özü Türkiye’deki bazı gayrimüslimlere tanınacak haklar değil mi? Hükümetin ilgi sahası bundan ibaret. Siz bu hükümetin yurtdışındaki soydaşlarımızın haklarını, çıkarlarını korumak için bir çaba sarf ettiğini hiç duydunuz mu? Size çok somut bir örnek vereyim yurtdışındaki vatandaşlarımızın durumu ile ilgili olarak. Almanya’da iki hafta önce içinde bizim vatandaşlarımızın bulunduğu bir bina yakıldı, içinde dokuz insanımız can verdi. Bu binanın üzerine Naziler nazi harfleri ile ‘nefret’ diye yazmışlar üç ayrı yere. Oradaki herkes diyordu ki inşallah yabancı düşmanlarının eseri değildir. beş tane görgü tanığı var, bir Almanı binayı yakarken gördüklerine dair. Türk hükümetinin oradaki temsilcisi, cenaze töreninde altı kere bu bir kazadır dedi. Düşünebiliyor musunuz? Takibat sonucu açıklanmamış, elli kişilik bir takibat heyete var. Almanlar bile daha bunun bir kaza olduğunu söyleyememiş, biz söylüyoruz. Niye? Çünkü içimizde Türkiye’nin, yurtdışındaki Türklerin, tarihi eserlerimizin korunması refleksi yok. Bu hükümet zamanında bu kalmamış. Sayın Başbakan Almanya’daki konuşmasında bir cümle ile yabancı düşmanlığından bahsetmiyor. Bu olacak şey değil. Oradaki insanlar baskı altında. Bakın, AB’nin yabancı düşmanlığı ile ilgili bir kuruluşu var, onların raporuna göre 2006 yılında bir sene içinde on sekiz bin tane yabancı düşmanlığı saldırısı raporu var Almanya’da. Hiçbir tepki yok. Şimdi bu çerçevede göreceğiz. Biz Türkiye’de ne veririz? Efendim, vatandaşımız, biz bonkörüz, biz karşılık aramayız, ecdadımız gibi yaparız yani versen gitsin. Yaklaşım bu. Kapitülasyonları da öyle vermiş ecdadımız, tek taraflı, hiçbir şey almadan. Halbuki uluslararası ilişkilerde almadan vermek Allah’a mahsustur derler. Hiçbir şeyi vermezsiniz karşılığında bir şey almadan. Vatandaşlarımıza sahip olduğu hakları veriyor değiliz, onlara zaten sahipler. Bizim anayasamıza göre, din, dil, mezhep, etnik köken farkı gözetilmez. Bizim anayasamıza göre, Rum da Türk de Ermeni de herkes eşittir. Azınlık hakkı dediğiniz bunun üzerine verdiğiniz imtiyazdır. Yani normal bir vatandaşın haklarına sahip olacak, bu vakıflar konusu da dahil olmak üzere, ilaveten bir azınlık olduğu için Lozan’dan kaynaklanan hakları var. Bu haklarını kullanacak. Siz bununla da yetinmiyorsunuz, daha fazlasını vereceğiz diyorsunuz. Niye? Vatandaş değil mi? Peki Batı Trakya’daki Türk Yunan vatandaşı değil mi? Yunanistan bırakın böyle imtiyazlar vermeyi, Lozan’ın verdiği hakları tanımıyor. Biz bunu anlatıyoruz. Ben kendi gözümle gördüm. İskeçe’nin Yenice Bucağı’nda iki cami var. bir tanesi gayet güzel, 17. asırdan kalma bir tarihi eser, duvarı yıkılmış, tavanı çökmüş, perişan, berbat bir halde. Oradaki Türk soydaşlarımız diyor ki ‘ Müsaade edin bunu tamir edelim, parasını biz vereceğiz’. Tamirine izin vermiyorlar. Şimdi, kişisel olarak bonkör olmak çok yüksek bir vasıftır ama devlet bonkör olmaz. Uluslararası ilişkilerde bonkörlük yoktur, karşılıklılık vardır. Ne alırsanız onu verirsiniz. Bunun çaresi bu. Hiçkimse şunu tartıştı mı bugüne kadar? Acaba bizim oradaki vakıflarımızın nesi var, nesi yok? ne kadarı başkalarının eline geçmiş? Batı Trakya’da, Kıbrıs’ta veya başka bir yerde ecdadımıza ait vakıflardan kaçına sahibiz bugün? 1967 yılında Yunanistan’da darbe oluyor. İlk yaptıkları iş Türk vakıflarına el koymak. Bütün Türk vakıflarına el koyup kayyuma veriyorlar Yani İstanbul’daki Rum kendi vakıflarını idare edecek tam haklara sahip olarak, Yunanistan’daki Türk idare edemeyecek. Düşünebiliyor musunuz? Şu anda hala kayyumlar idare ediyor bizim vakıflarımızı. Atina’da bir tane cami yok. bu hükümet din, diyanet konularında mangalda kül bırakmıyor kimseye fakat Atina’da iki tane cami var ikisinin de çalışmasına izin verilmiyor. Bir tanesini el sanatları müzesi yapmışlar, diğeri hiçbir şey yapmamışlar. Kapısı kilitli, öyle duruyor.

Sunucu: AB bu konuya nasıl bakıyor?

Onur Öymen: AB bu konuda taraf. Bizim hiç anlayamadığımız, hele hükümetin hiçbir zaman anlayamadığı şu: AB üye bir ülke ile üye olmayan bir ülke arasında hiçbir zaman hiçbir konuda tarafsız olmamıştır. Daima onlardan yana olmuştur. Dünyada insaf sahibi insanlar yok. Bakın, Batı Trakya’yı ziyaret etti 1990 yılının başlarında bir İnsan Hakları Kurumu’nun başkanı ve Batı Trakya’daki Türklerin durumunu görünce dehşete kapıldı. Hemen Danimarka’nın en büyük gazetesine bir başmakale yazdı. Dedi ki Batı Trakya’daki durum bugün Franco İspanya’sından kötüdür. Sonra 35 sayfalık bir rapor hazırladı. Yerden yere vuruyor Yunanistan’ın oradaki uygulamalarını. Eğitim konusunda, vakıflar konusunda, din konusunda oradaki durumun tutulacak yanı yok. ‘Kendi müftünüzü seçemezsiniz, Türkiye’den öğretmen gönderemezsiniz.’diyorlar. Keşke Lozan’ı uygulasalar, daha ne isteriz. Bizim derdimiz Lozan’ı uygulatamamak Yunanistan’da. Siz bütün diplomatik çabanızla mevcut bir uluslararası anlaşmayı uygulatamıyorsunuz karşı tarafa, tam tersini yapıyorsunuz. Kendiniz o anlaşmanın çok ilerisine giden imtiyazlar tanıyorsunuz. Acaba niçin? bir tek izahı var, ikinci bir izahı yok. Dış baskılara dayanamıyorsunuz. Birkaç ay önce kendi çıkarttığınız 301. maddeyi baskılar geldiği için gelecek hafta değiştireceksiniz. Niye? Dayanamıyorsunuz. Ne karşılığında? Biri size ‘Vakıflar Yasası’nı çıkarırsanız sizi AB’ye üye yapacağız’ diyor mu? Demiyor. Fransa Cumhurbaşkanı size diyor ki: ‘Siz hiçbir zaman üye olamazsınız. Çünkü siz Avrupalı değilsiniz, siz Asyalısınız’ diyor. sizi üye yapmayacaklarını bile bile siz onların istediği bütün tavizleri veriyorsunuz. Bu nasıl bir duygudur? Bu Cumhuriyeti kuranlar böyle mi kurdular? Bu anlayış ile mi kurdular? Ulusal çıkarları korumakta bu kadar zaaf olabilir mi? Kosova’ya gidelim. Osmanlıların yaptıkları camileri yıkmışlar. Bir Arap kuruluşu camiyi yıkıyor, onun yerine vahabi uslübu ile cami yapıyor. Nedir tepkiniz? Tepki yok. Yani devlet olarak bu tepkilerimiz çok zayıf kalıyor. Kıbrıs’a gidelim. Maraş bölgesinde toprakların büyük çoğunluğu Lala Mustafa Paşa Vakfı’na ait. Ne yapmışlar İngiliz yönetimi zamanında. Çeşitli yöntemlerle bizim oradaki mallarımızı teker teker alıp Rumların üstüne yazmışlar. Bizde belgeleri var. Bizim Kıbrıs Türk Vakıflar Dairesi’nin yetkilileri bir süre önce geldiler.

Sunucu: Bir de orada Türkiye bir tazminata mahkum oldu değil mi?

Onur Öymen: Türkiye hep ödeyen ama hiçbir zaman hakkını alamayan bir ülke. Yani hep tek taraflı olarak veren, verdikçe daha fazla vermesi istenen bir ülke. Yüzyılı aşkın zamandan beri belki iki yüz yıldır biz bunu yaşıyoruz. Devamlı olarak azınlıklar konusu Türkiye üzerinde baskı konusu yapılıyor. Yabancı devletler azınlıkları himaye altına alacağız diye birbirleri ile yarışıyorlar. Bir gün Fransa bir gün İngiltere bir gün Rusya azınlıkları Türkiye’deki kendi uzantıları gibi görüyorlar. Bizim dinimizden, bizim kültürümüzden Türkiye’de yaşayan insanlar diyorlar. Onlar, bunlar da Türk vatandaşıdır, Türklerle aynı ülküyü, aynı ideali, aynı devlet hedefini paylaşan insanlardır demiyor. Bunlar bizim oradaki uzantımızdır diyor. Bakın AB raporuna, AB raporlarında birçok yerde şu geçer: Türkiye’de şunu yanlış yapıyorsunuz, eksik yapıyorsunuz. Avrupa’da öyle değildir böyledir diye bize ders vermeye kalkarlar. Bir tane istisnası var o da azınlıklar konusunda. Azınlıklarla ilgili taleplerini yazarlar. Hiçbir noktasında Avrupa’da bu iş böyle oluyor demezler. Çünkü biliyorlar. Biz de defalarca dile getirdik ki mesela bir Avrupa ülkesi olan
Yunanistan’da durum hiç de öyle değildir. Bizden bekledikleri tek taraflı taviz. İşte bu Sevr Anlaşması’dır. Sevr ile Lozan’ın farkı şu: Sevr Anlaşması’nın bir 151. maddesi var. Bu maddede diyor ki azınlıklar konusunda galip devletler ne yapılması gerektiğini Osmanlı Devleti’ne bildireceklerdir ve Osmanlılar da aynen bunu yerine getireceklerdir. Getirmezse başka tedbirler uygularız diyor ve karşılığı yok. Tek taraflı taviz istiyor sizden azınlıklar konusunda. Lozan’ın farkı şu: 37. ve 44.madde ile İstanbul’daki Rumlara hangi haklar tanınacak anlatıldıktan sonra 45. maddesinde diyor ki aynısını Batı Trakya’da da Yunanistan oradaki Müslüman azınlıklıklara uygulayacaktır diyor. Şimdi siz bu dengeyi bozuyorsunuz. Türkiye bu kadar büyük mücadeleler ile en zor koşullarda bunları kabul ettiriyor, kazanımlar elde ediyor. Siz ondan fedakarlıkta bulunuyorsunuz. Niçin? Ne uğruna? Yani bunun bir tek izahı var ben size açık söyleyeyim. Şimdi bazı şeyleri biraz üstü örtülü konuşuyoruz Türkiye’de o yüzden insanlar işin esasını göremiyorlar. Bunun bir tek izahı var. Bundan önce aynı çizgideki hükümetler, daha önceki yıllarda Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmışlar. Şimdi kapatılmamak için meşruiyet kazanmak lazım. Nasıl kazanacaksınız? Avrupalılar, Amerikalılar sizi destekleyecekler, sizi meşru sayacaklar, sizi el üstünde tutacaklar. Bunu durup dururken yaparlar mı? İşte karşılığında sizden taviz isteler.

Sunucu: Köşkün bu konudaki tavrı ne olur sayın Öymen?

Onur Öymen: Doğrusunu isterseniz biz şu ana kadar Köşkün geri çevirdiği bir metin görmedik. Üstelik Köşkün yetkisi de sınırlı. İnsaflı da olalım Köşke karşı. Çünkü Köşk en çok bir kere geri çevirebilir.bir daha ısrar ederseniz Köşkün yapacağı bir şey yok, imzalamak zorundadır. Ama burada işin bir hukuk boyutu var. Bunu şimdi inceliyoruz biz.

Sunucu: Anayasa Mahkemesi’ne gidecek misiniz?

Onur Öymen: İşte onu değerlendiriyoruz. Çünkü Lozan’a açıkça aykırı bir hüküm. Türkiye bir hukuk devleti. Mecliste benim çoğunluğum var, parmak hesabına göre istediğim bütün kararları çıkarırım diyemezsiniz. Kaç tane yasa Anayasa Mahkemesi’nden dönmüştür geçmişte bizim müracaatımız üzerine. Neticede şuna biz güveniyoruz ki Türkiye bir hukuk devleti ise bunu, bu şekilde fütursuzca götüremezsiniz. Bu kadar fütursuzca bir devleti idare edemezsiniz. Sizin tabi olacağınız kurallar var. Bunların başında anayasa geliyor. Bunların başında Türkiye’nin imzaladığı uluslararası anlaşmalar geliyor ve hepsinden önemlisi devletimizin temel taşını oluşturan Lozan geliyor. Yani siz Lozan’ın çerçevesini dilediğiniz gibi değiştiremezsiniz veya dilediğinizi yaparsınız o zaman hukuk devletiyiz diyemezsiniz. Yani bu kar ciddidir bu konular. Şimdi vakıflar vesilesi ile bunlar tartışılıyor ama meclis konuşmalarını dinlediyseniz kürsüye çıkan hemen hemen bütün konuşmacılar Lozan’dan bahsediyor. Neden acaba? Bu metni okuyun bir tek kelime ile Lozan yok içinde. Yunan yasasında bizim yasamızda yok. Çünkü kendinizi Lozan ile sınırlı tutmak istemiyorsunuz. Lozan çerçevesinde uygulanır dediğiniz anda Lozan’ı aşamazsınız. Ama amaç Lozan’dan daha fazlasını vermek. İşte mesele bu. Bir de öyle insanlar türedi ki Türkiye’de ‘Efendim, verelim az bile’ diyor.

Sunucu: Bütün bunlar özgürlük adı altında yapılıyor Sayın Öymen. Bu gerçekten gayrimüslim vatandaşlarımıza özgürlük müdür?

Onur Öymen: Bazı çevreler Türkiye’yi tahrip edecek ne kadar iş varsa hepsini özgürlük kılıfına sokuyorlar. Peki yabancı ülkelerde hiç mi özgürlük yok? Onlar da özgürlük adına niye benzeri işler yapmıyorlar? Biz yabancılara vakıf hakkı tanıyoruz diyorsunuz. Gidin Almanya’da bir vakıf açın bakalım, açabiliyor musunuz? Biz orda beş sene uğraştık fakat Türk Hukuk Vakfı açtıramadık. Şimdi siz bütün Alman vakıflarına gelip Türkiye’de şube açtıracaksınız. Yabancılar için hiçbir sınır yok. Hangi ülkeden gelecek? Ne amaçla açacak? Hangi siyasi hedefin peşinden koçacak? Bunları bilmiyorsunuz. Türkiye özgürlük adına sınırsız bir ülke oldu. Dünyada hiç mi özgürlüğü seven, özgürlüğe saygı gösteren bir ülke yok? Niçin her ülkede de bütün bunlar belli kurallara tabi de siz özgürlük adına bütün frenlerini koy vermiş bir kamyon gibi gidiyorsunuz. Hükümetin bu fren tutmayan tutumu Türkiye’ye çok pahalıya mal olacak. Sayın Cumhurbaşkanı ne kadar engelleyebilir bilmiyorum. Ne süre engelleyebilir? Engellemek ister mi istemez mi onu da bilmiyorum. Ama onun ötesinde bu süreci durduracak olan yalnız vakıflar değil, yargı ve halktır. Hiçbir hükümet halkın tepkisine karşı duramaz. Halkın demokratik tepkisi dünyanın pek çok ülkesinde iktidarları daha görev süreleri bitmeden istifa etmek zorunda bırakmıştır. Bu yasa bunların tartışılmasına fırsat vermiştir çünkü çok tipik bir örneğidir yaptıkları. Yani ulusal çıkarları bir kenara bırakarak, Türkiye’nin Cumhuriyetin kazanımlarını bir kenara bırakarak fütursuzca taviz verme durumunun tipik bir örneğidir. Çok açık söylüyorum, bu bir kapitülasyon yasasıdır. Başbakanın sözleri de tam o anlama gelmektedir. Diyor ki ‘Biz ecdadımız gibi yapacağız, mütekabiliyet istemiyoruz’ diyor. her şeyi yapmak serbesttir demokrasilerde, bedelini ödemek kaydıyla.

Sunucu: Sayın Öymen çok teşekkür ediyorum. İnceliyorsunuz, Anayasa Mahkemesi’ne gidebilirsiniz. İlave etmek istediklerinizi alalım.

Onur Öymen: Evet, inceliyoruz şu anda bütün hususlarını dikkate alarak. Biz son derece yanlış bir iş yapıldığı kanaatindeyiz. Hareket noktası ile amaç arasında uyum yoktur. Hareket noktası Türkiye’nin AB üyeliğini kolaylaştırmak için bir taviz vermek ise, bu yaptığınız taktirde sizi AB üyesi yaparız diyen yoktur. O bakımdan amacı olmayan bir girişimdir bu. Bizim görebildiğimiz kadarı ile tek izahı dış baskılardan kurtulmaya çalışmaktır. Ama şunu da bilmek lazım ki bu baskılar bitmeyecektir. Azınlıklar ile ilgili baskılar iki yüz yıldır bitmedi. Daha dünkü bir programda bir Patrikhane temsilcisi bu kanun da bizim için yeterli değil diyor. Daha bunun da sağlamadığı pek çok şey var. bu kanunla da alamadıkları başka talepleri olduğuna göre yarın geleceklerdir, yine AB üzerinden bunu yapacaklardır. Yine bir Patrikhane temsilcisi dedi ki ‘ Avrupalılar bize geliyorlar, bizimle tartışıyorlar’. ‘Türkiye’den ne isteyelim? Hangi kanunların değişmesini isteyelim?’ şeklinde bizimle konuşuyorlar diye televizyonda itiraf etti. Türkiye dış baskılara karşı Cumhuriyeti kurduğumuz dönemdeki direnme refleksini kaybediyor. Bu hükümet zamanında bizim en çok üzüldüğümüz nokta burasıdır. Bundan önce çok sağcı hükümet gördük biz, çok muhafazakar hükümet gördük ama rejimin, Cumhuriyetin temel değerleri, kazanımları,Lozan vs gibi konular tartışmaya bile açılmazdı hiçbir zaman. İlk defa bunları tartışıyoruz biz. Şimdiye kadar işbaşına gelen hükümetlerin hiçbirinin aklı yok muymuş da böyle bir yasa getirmemiş? Niçin bunu siz yapıyorsunuz? Niçin bu kadar her isteneni verme eğilimi içine giriyorsunuz? Lozan burada bizim temel direğimizdir ve vazgeçemeyeceğimiz bir unsurdur. Vergiler konusu var mesela. Batı Trakya’daki Türk vakıflarının yönetiminde Türkler olmamasına rağmen milyonlarca euroluk vergi getiriyorlar. Sekiz milyon euro vergi isteniyor Türk vakıflarından. Siz de istiyor musunuz? Çok hazin tablodur ortadaki, iş ciddidir. Umut ediyorum ki bu bir yerde duracaktır.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.