Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

Antalya VTV – İç ve Dış Politikadaki Son Gelişmeler Hakkında
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in Antalya VTV’de “Yüksek Tansiyon” programında yaptığı konuşma
23 Mart 2007
Değerli arkadaşlar, dün yaşadığımız çok üzücü olayla ilgili düşüncelerimi arz etmek istiyorum. Hrant Dink’in öldürülmesi son derece acı ve vahim bir olaydır. Bunu şiddetle kınıyoruz. Sayın Genel Başkanımız da bir açıklama yaptı. Bu konuda biz de her vesileyle değerli arkadaşlarımla birlikte basına görüşlerimizi açıklıyoruz. Şimdi olayın son derece düşündürücü bazı boyutları var. Türkiye’de cumhuriyet döneminde benim bildiğim hiçbir Ermeni gazeteci veya siyasetçi saldırıya uğramamıştır, öldürülmemiştir. O kadar ki Türkiye’de yaklaşık 50 bin civarında Ermeni var, Türk diplomatları Ermeni teröristleri tarafından öldürüldüğü dönemde bile ki 40’tan fazla büyükelçimiz ve diplomatımız Ermeniler tarafından öldürülmüştür, Türkiye’de hiç kimse İstanbul’daki Ermenilere karşı en küçük bir saldırıya girişmemiştir, bir tepki göstermemiştir. Niçin? Bu bizim geleneğimizdir, bu bizim hoşgörü anlayışımızdır.
Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin bu güzel geleneklerine sıkılmış bir kurşundur. Yalnız bir gazeteci öldürülmemiştir, Türkiye’nin değerlerine, hoşgörü geleneğine kurşun sıkılmıştır. Bunu şiddetle kınıyoruz. CHP olarak yapan kim olursa olsun, hedef kim olursa olsun, gerekçesi ne olursa olsun biz her türlü şiddet eylemine, terör eylemine karşıyız. Hiçbir terör eylemi, hiçbir şiddet eylemi mazur görülemez. O bakımdan bu saldırılara dünkü saldırıya yurtiçinden ve yurtdışından tepki gösteren herkesin görüşlerini anlayışla karşılıyoruz, paylaşıyoruz, destekliyoruz. Bir şartla. Terör eylemlerine tepki gösterirken ayrımcılık yapmayacaksınız. Kim bir terör örgütünün saldırılarına hedef olmuşsa onun yanında yer alacaksınız. Ona saldıranları kınayacaksınız. Bir olayda gösterdiğinizi duyarlılığı, hassasiyeti bütün olaylarda göstereceksiniz. Saldırıya uğrayan kim olursa olsun, saldıran kim olursa olsun. Değerli arkadaşlar, bu memlekette 3 gün önce bir astsubayımız teröristler tarafından öldürüldü en son örnek. Küçücük bir haber gazetelerde. Kaç köşe yazarı bu konuda yazı yazdı? 0. O insan değil miydi? Ona saldıranda terörist değil miydi? O insan bu ülke için çalışmıyor muydu? Canını vermeye hazır bir şekilde cephede değil miydi? Teröristlerle mücadele etmiyor muydu? İşte biz o vatandaşımıza onun gibi teröristlerce öldürülen bütün vatandaşlarımıza bütün insanlara rahmet diliyoruz, yakınlarına ve ülkemize baş sağlığı diliyoruz. Yabancılara gelince. Yabancılar bu olaya çok kuvvetli tepki gösterdiler. Hakları var. Herhangi bir ülkede bir gazeteci öldürüldüğünde bizde tepki gösteririz. Ama dikkat edelim, bu tepkide de ayrımcı olmayacaksınız. Bu gün Hrank Dink’in öldürülmesine tepki gösterenlerden yurtdışında acaba kaç tanesi değerli bir Danıştay üyemiz öldürülünce bir terörist tarafından sessiz kalıyor? Hablemitoğlu öldürüldüğünde kaç kişi tepki gösterdi? Muammer Aksoy öldürüldüğünde kaç kişi tepki göstermişti yurtdışından? Uğur Mumcu öldürüldüğünde kaç kişi tepki göstermişti? Şimdi eğer bu tepkinizi sadece kendinize yakın hissettiğiniz himayeniz altında olduğu izlenimi verdiğiniz insanlara saldırıldığı zaman gösterirseniz, o zaman insan haklarına hizmet etmezsiniz, insan haklarına kötülük yaparsınız. Herkese göstereceksiniz. Kim ki saldırıya uğruyor herkese göstereceksiniz, ve bütün teröristler ve saldırganlar bilecek ki hedefleri kim olursa olsun dünyada kimse kendilerini desteklemiyor. Kimse arka çıkmıyor. Terör ciddi bir sorun. Müsaadenizle buradan Kuzey Irak’taki terörizme geçmek istiyorum. 11 Eylül saldırıları olduğunda Amerikan Başkanı Bush bir şey söyledi. Son derece ilginçtir, dedi ki, bütün dünyaya hitap ediyor ‘Ya bizden yanasınız veya teröristlerden yanasınız, gri sahamız yoktur’. Biz bunu alkışladık. Ben NATO’da o sırada büyükelçiydim. Biz bunu alkışladık. Ve çıktım NATO’da aynen şunu söyledim. Bizde aynı söylüyoruz Türkiye ‘de çok ciddi bir terör tehdidi var ve bütün dünyaya söylüyoruz, ya bizden yanasınız, yada teröristlerden yanasınız. Bizim de gri sahamız yok. Şimdi bakıyoruz Irak’ta olup bitenlere bazıları gri sahada oynamaya çalışıyor. Bir türlü açıkça vaziyet alamıyorlar. PKK terör örgüt müdür? Evet, terör örgütüdür. Açıkça ilan ediyorlar. Listeleri var. Amerika da Avrupa da terör örgütü sayıyorlar. Güzel. Peki bu terör örgütünün bulunduğu yer, şu sırada sizin 150 bin askerinizin bulunduğu ve uluslar arası hukuka göre sorumluluk taşıdığınız bir yer midir? Evet öyledir. Peki bunlara karşı şimdiye kadar herhangi bir operasyon yaptınız mı? Hayır, yapmadınız. Bir tanesini yakaladınız mı? hayır. Şimdi biz bunu nasıl anlayacağız? İşte bu gri sahada oynamak. Geçenlerde Amerikan Kongresi’nin Senato heyeti geldi. Senato Dış İlişkiler Komisyonu heyetinin başkanı çok kıdemli bir senatör. Bir hayli yaşlı. Dedi ki, ben Kore’de askerlik yaptım ve Türk askerlerine çok büyük bir hayranlık duyuyorum. Türk askerleri son derece cesurdur, gözü pektir,canını vermekten kaçınmaz. Biz bunu orada gözümüzle gördük. gerçekten çok mutlu olduk, büyük bir dostluk bağıyla bağlandık Türkiye’ye o sayede. Ve dedi ki, ‘Türk askeriyle beraber olduğumuz zaman cephede biz geceleri rahat uyurduk. Çünkü onlar bizi koruyacaktır diye düşünürdük’. Ben sözü aldım ve dedim ki çok mutlu oldum, çok teşekkür ediyoruz. Sayın Başkan şimdi bizim de karşımızda bir terör belası var Irak’ta. Orada 147 bin Amerikan askeri görevli. Ama biz geceleri rahat uyuyamıyoruz dedim. Çünkü siz terörle mücadele için Türk askerinin Kore’de yaptığını yapamıyorsunuz, risk alamıyorsunuz. Bir tek askerinizi tehlikeye atamıyorsunuz. Ama biz binden fazla askerimizi Amerika’ya yönelik terörizmle mücadele etmek için Afganistan’da görevlendirdik. İşte bu olmaz. Eğer siz gerçekten sözünüzün arkasında duruyorsanız o zaman Türkiye’ye yönelik terörizme karşı da açıkça vaziyet alacaksınız dedim. Efendim biz özel koordinatör tayin ettik. Ne kadar güzel. Özel koordinatör ne yapacak? Türkiye’nin de bir özel koordinatörü olacak, ki seçtik, bunlar beraber oturacaklar terörizmi çözecekler. Nasıl çözecekler? Askeri müdahaleyi mi organize edecekler? Hayır. Askeri müdahale son seçenektir. Peki ilk seçenek nedir? askeri sonuncuysa ilk seçenek demek ki siyasi seçenek. Siyasi seçenek ne demek? Açık konuşalım, siyasi seçenek teröristlerle müzakere etmektir. Efendim, biz katiyen müzakere yapmayacağız diyor bizimkiler. Peki o zaman askeri seçeneğin dışında hangi seçenek var bize anlatır mısınız? Teröristlerle ya mücadele edersiniz ya müzakere edersiniz. Bunun 3. bir yolu yoktur. Ya müzakere edeceksiniz, ya mücadele edeceksiniz. Müzakere şöyle oluyor. Bizim koordinatörümüzle Amerika’nın koordinatörü görüşüyor. Türkiye’nin görüşlerini beklentilerini öğreniyor, buradan kalkıyor gidiyor Barzani’yle konuşuyor, ki gitti konuştu, Talabani’yla konuşuyor. Onlar gidiyor PKK’yla konuşuyorlar. Talabani’nin sözcüsü Kandil Dağı’na çıktık diyor PKK lıllarda görüştük diyor, itiraf ediyor. ondan sonra onların görüşlerini alıyorlar aynı yoldan Türkiye’ye duyuruyorlar. İşte değerli arkadaşlarım, bunu adına diplomasi de dolaylı aracılı müzakere diyorlar. Siz isteseniz de istemeseniz de adını koysanız da koymasanız da bu özel temsilciler vasıtasıyla PKK ile dolaylı müzakere ediyorsunuz. Nereden belli? Şuradan belli. Öcalan her nasılsa kaldığı hapishane hücresinden dışarıya mesaj yolluyor. Eğer diyor mayıs ayına kadar Türkiye bizim koşullarımızı yerine getirmeze yeniden terörist saldırılara başlayacağız. Düşünebiliyor musunuz? Demek ki şartlarını bildirmişler. Nasıl bildirmişler? İşte böyle bildirmişler. Bu durum bu kadar ciddidir. Buna karşı Türkiye hiçbir ülkenin insafına merhametine sığınamaz. Teröristlerle mücadele etmek hem hakkımızdır, hem görevimizdir. Nasıl yapacağız bunu? Şimdi önce bir kere sınırınızı koruyacaksınız. maalesef Türkiye ile Irak arasında 300 km daha uzun olan sınırı koruyamıyorsunuz. Niye? Çünkü bu sınır vaktiyle İngilizler tarafından o şekilde çizilmiş ki, İngilizlerin zorlamasıyla çizilmiş ki, 1926 Anlaşmasıyla 3000 m yükseklikteki dağlardan geçiyor. Isı – 30. – 25. ve 3000 m yükseklikteki dağlardan geçen sınırı koruyacaksın. Mantıken mümkün değil. O zaman ne yapacaksınız? Sınırı güneyden koruyacaksınız. Yani Irak tarafındaki yamaçlardan koruyacaksınız. kim koruyacak? Kimin görevi? Irak hükümetinin görevi. Çünkü her ülkenin temel görevlerinden biri sınırlarını korumak. Yabancıların girmesine mani olmak, ülkedeki teröristlerin gidip yabancı ülkeye saldırmasını engellemek. Irak hükümetini görevi, yapabiliyor mu? Yapamıyor. Başka kimin görevi? Amerika ‘nın görevi. Çünkü Amerika Irak’ta asker bulundurarak oraya askeri müdahale yaparak uluslar arası hukuka göre sorumluluk üstlenmiştir. Yani Irak’taki güvenlik meselelerinden Amerika sorumlu. Yapıyor mu? Yapamıyor. Oradaki aşiret liderlerinin bazı güçleri var, askerleri var onlar yapabiliyor mu? Yapamıyor. Kaç asker var Türkiye’nin Irak sınırının Irak tarafında. 0 asker. Peki kim koruyacak burayı? Birleşmiş Milletler kararı var birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 28 kasım 2006 tarihinde 1720 sayılı bir karar kabul etti. Bu kararda diyor ki, Irak’a yabancı ülkelerden asker girişini önlemek Irak’tan yabancı ülkelere teröristlerin sızmasını önlemek bütün devletlerin görevidir. Yani size hukuki zemin de veriyor. Biz diyoruz ki hükümete 4 yıldır, şimdi söylüyoruz zannediyorlar geçen gün mecliste söyledik sanki ilk defa duymuş gibi bazıları nerden çıkarttı Cumhuriyet Halk Partisi bunu. 4 yıldır söylüyoruz. Sayın Genel Başkanımız taa Amerika’nın askeri müdahalesinden önce söyledi bunu. Dedi ki hükümete siz de ihtiyaç olduğunda derhal Kuzey Irak’a asker göndermekten çekinmeyin sınırı korumak için. Kalkıp da kılıcı elinize alıp saldırmak yok Kerkük’e gidin diyen yok. Kerkük 460 km bizim sınıra. Bunu da biliyoruz. Ama diyoruz ki şu sınırı koruyun. 5 km mi 20 km mi kaç km gerekiyorsa gideceksiniz orada yaylalardan teröristlerin girişini önleyecek şekilde sınırı koruyacaksınız. ve teröristlerle mücadele edecesiniz. Bunu söylüyoruz. Şimdi hükümet 2 defa yetki aldı meclisten. Bir defa yetki aldı 20 mart 2003 tarihinde. Kullanamadı. İkinci defa yetki aldı 7 ekim 2003 tarihinde. Yine kullanamadı. Ne oldu? Bir ay sonra Amerika Dış İşleri 6 kasım 2003 tarihinde bizim Dış İşleri Bakanına telefon ediyor bu konuyla ilgili olarak. Bir günde Türkiye politikasını değiştiriyor, ertesi gün açıklama yapıyorlar, yeni bir değerlendirme yaptık. Yani artık bu yetkiyi kullanmayacağız. Ve kullanmıyorlar. Bir yıl kullanmadılar. Ve şimdi yetki bitti. Şu anda Başbakan konuşuyor, asarız, keseriz, sessiz kalamayız. Yapmıyor. Kalamazsın da ne yaparsın? Müdahale mi edersin? Hangi yetkiyle? Elinde yetki yok. Onun için biz diyoruz ki hükümete önce gelin meclisten yetki isteyin. Cebinizde yetki olacak, meclisten alacağınız bir yetki ile gerekli gördüğünüz anda hemen askerinizi yollayacaksınız. isteyemediler. Geçen günkü oturumda da isteyemediler. Şimdi bakalım önümüzdeki Salı günü yapacağımız oturumda bu yetkiyi isteyecekler mi? Çok merak ediyoruz. Biz dedik Cumhuriyet Halk Partisi olarak size yetki veririz. Size oy veririz yeter ki bu yetkiyi isteyin, başka bir koşula başka bir meseleye bağlamayın. Bunların öyle marifetleri de var. Seçmen yaşını 25 e indireceğiz diyorlar, bu aynı paketin içine 2B yasasını da koyuyor. Yani ya ikisini birden kabul edeceksin ya da ikisini birden reddedeceksin. Böyle bir şey yapmasınlar diye uyarıyoruz onları. Sadece Irak’a sınırı korumak için ve terörle mücadele etmek için asker gönderme yetkisi isteyin, mecliste söz verdik size oy vereceğiz dedik. İsteyemediler henüz. Bakalım isteyecekler mi? Sınır bölgesinde Irak’ta bu teröristler sınırımızı geçiyor, insanlarımızı öldürüyor, demir yollarına bomba koyuyor. Tam 1 ton c4 patlayıcı maddeleri var. Bu kadar patlayıcı bir şehri havaya uçurur. Bu kadar ciddi bir tehlike karşısında Türkiye ve biz hala tartışıyoruz ‘Kuzey Irak’a asker göndersek, kan mı dökülür?’. Değerli arkadaşlar biz kan dökülmesini ister miyiz? Biz barışçıl ve şiddete karşı bir partiyiz. Ama ne kadar barışçı olursanız olun, barışı korumak için güçlü olmak ve sınırlarınızı korumak zorundasınız. ‘Ben çok barışçıyım, sınırlarımı korumam. Teröristler gelir benim insanlarımı öldürür.’ Bu mu barışçılık? Irak’ta kan dökülmesin, Türkiye’de dökülsün mü diyeceğiz? Ne yapacaksınız?
Terörle müzakere edilmez dedik. Siz diyorsanız ki Irak’a asker göndermek yanlıştır, teröristlerle mücadele etmek de yanlıştır, kan dökülmesi de yanlıştır. Doğru olan nedir? O zaman dilinizin altından baklayı çıkaracaksınız. Yani demek ki siz teröristlerle müzakere edelim diyorsunuz. Öyle mi istiyorsunuz? Açık konuşacaksınız. Teröristi dağdan indirelim, siyasete sokalım, onlara kravat takarak terör meselesini halledelim. Bunu mu demek istiyorsunuz? Açık söyleyeceksiniz. Türkiye terörle mücadele etmemelidir, ona teslim olmalıdır demek istiyorsanız hiç çekinmeden, sözünüzü esirgemeden bu açıklıkla söyleyin de İspanya’nın durumuna düşelim.
Bakın İspanyalılar ne yaptılar? Baktılar ki terörle mücadele edemiyorlar, epeyce uğraştılar ve gizli görüşme yapmaya karar verdiler. Ve yaptılar. Nerede yaptılar? Fransız bir ajansa göre Türkiye’de yapmışlar. Ben bunu mecliste söyledim, sayın bakan hayır dedi, kesinlikle bu gerçekdışıdır ve Türkiye’de böyle bir müzakere yapmadılar diyor. Ben araştırdım bakan öyle deyince, nereden almış bu dünya çapındaki haber ajansı bu bilgiyi. İspanya’da ETA teröristlerinin bulunduğu Bask bölgesindeki yetkililerden almış. 12 Aralık 2006 tarihinde, Ankara’da üstelik, İspanyol hükümeti yetkilileri ile teröristler görüştü diyor. Bakan ise görüşmediler diyor. İspanya’nın en üst mevkilerine sordum bu haberin doğruluğunu. Böyle haberler çıkınca bizim politikamız ne evet ne de hayır demektir dediler. Diplomaside bu, evet demenin kibarcasıdır.
Bu müzakereyi yaptıktan 3-4 gün sonra bu teröristler gittiler Madrid’de bir havaalanına bomba koydular ve patlattılar. İnsanlar öldü, birçoğu yaralandı sonra İspanya başbakanı İspanyol meclisi kürsüsüne çıktı dedi ki ‘İspanyol halkından ve meclisten özür diliyorum, biz yanlış iş yaptık. Teröristlerle müzakere etmek bir hataydı, bir daha bu hatayı yapmayacağız.’ Biz de sorduk sayın bakana; ‘siz böyle bir müzakereye ev sahipliği yaptığınız için çıkıp bu kürsüden özür dileyecek misiniz?’ Kendiniz hükümet olarak HAMAS’ı resmen terör örgütü olarak kabul ediyorsunuz. Siz bu teröristlerle Türkiye’de müzakere masasına oturduğunuz için çıkıp kürsüye milletten özür dileyecek misiniz? Dileyemedi. Bir tek söyleyebildiği şey; HAMAS’tan hiç bahsetmiyor bile, müzakere yok demeye getiriyor.
Şimdi değerli arkadaşlar, burada kamuoyuna pek yansımayan, belki bir çoğunuzun sadece iki gün önce duyduğu bir şeyden bahsedeceğim. Mahmur kampı. Biz bunu defalarca mecliste gündeme getirdik, defalarca söyledik. Mahmur kampı denilen Iraklıların mesuliyetindeki bir yerde, 12 bin Türk vatandaşı yaşıyor. Bu vatandaşlar PKK tarafından kaçırılmış ve kandırılmış. Önce Atruş denen bir kampa bunlar yerleştirilmiş ve bunlar masum göçmenlermiş gibi takdim edilmiş. BM’den yardım alınıyor, tepesine BM bayrağı dikilmiş. PKK burayı Kuzey Irak’ta kuracağı kendi denetimindeki bir coğrafi bölgenin merkezi yapacak. Hedef bu. Biz bunu o zaman BM’ye söyledik; ‘bu çok ciddi bir iştir. Burası bir terör örgütünün kampıdır burada BM bayrağı dalgalanamaz. Biz de BM üyesiyiz ve o bayrak bizim bayrağımız aynı zamanda. Bu kampı dağıtacaksınız’ dedik. Ben o zaman Dışişleri Bakanı Müsteşarıydım ve UNHCR ile görüştüm. ‘Önümüzdeki hafta Çarşamba gününe kadar bu kampı boşaltmazsanız, biz bu kampı bombardıman ediyoruz’ dedik. Hemen boşalttılar. Devlet dediğiniz böyle bir şey. Devletseniz böyle olacaksınız. Bir mermi sıkmadık ama kampı boşalttırdık. Devlet olarak ağırlığımızı koyduk. Siz ne yapıyorsunuz? Hiçbir şey. İşte bu vatandaşlarımızı Mahmur kampına götürdüler, orası Saddam’ın denetimindeydi. Saddam gitti, şimdi Irak devletinin ve ABD’nin sorumluluk alanında. Bugüne kadar bu kamptan kimse bahsetmedi. Biz bunu mecliste defalarca söylüyoruz. Dışişleri bakanı bir konuşmasında, BM’de, Avrupa Konsey’inde, AB’de veya mecliste bir tek kere ağzından Mahmur lafı çıkmamıştır. Bizim vatandaşlarımız yabancı bir ülkede, baskı altında, teröristlerin kontrolü altında yaşayan Türk vatandaşları bunlar. Nasıl sahip çıkmazsınız? Amerikalılara söyledik bir şey yapmıyor diyorlar. Neticede biz o kadar bastırdık ki bunu, hiç değilse göstermelik bir şey yapalım dediler. Amerikalılar kampa girip dolaşmışlar filan, bir açıklama geliyor ‘burada her şey mükemmel hiçbir şey bulamadık, bir tane bile mermi bulamadık.’ Demek ki orası turistik bir bölgeymiş. Bu sabah bir de açtık baktık ki Washington Times gazetesi ‘orada havan topları bulundu’ diyor. Havan topları bulunuyor ama bir mermi bulunmadı diye açıklama yapıyorlar. Bu ne iştir? Peki ne oldu, bu kamp dağıtıldı mı? Hayır. Oradan Türkiye’ye dönmek isteyenlere izin verildi mi? Hayır verilmedi. Ve hala Mahmur kampı öyle duruyor.
Kerkük biliyorsunuz bin yıldan beri Türkmenlerin çoğunlukta olduğu bir vilayettir. Bin yıldan beri yapılan bütün sayımlarda, birinci en büyük nüfus Türkmenlerdir. Saddam Hüseyin bundan biraz rahatsız olmuş vaktiyle, Türkmenleri, Kürtleri çıkarmış ve bir miktar Arap yerleştirmiş ama bütün bunların toplam sayısı 50 bin civarında filan. Şimdi Irak anayasası hazırlanıyor 2005 yılında, bakıyoruz anayasada bir Kerkük maddesi var. Kerkük için özel madde var, böyle anayasa olur mu? Başka hiçbir şehir için yok. Niçin acaba? Çünkü Kerkük Irak petrollerinin %40’ını üretiyor. Herkesin gözü Kerkük’te, Kerkük’ü ele geçirecekler. Kim ele geçirmek istiyor? Barzani ve Talabani aşiretleri Kerkük’ü Kürdistan dedikleri bölgeye dahil edecekler, olay bu. Baskı yapıyorlar ve anayasaya Kerkük ile ilgili hüküm koyuyorlar. Hüküm ne diyor; üç aşamalı bir plan uygulanacak Kerkük için. Birinci aşama normalleşme, ikinci aşama nüfus sayımı, üçüncü aşama referandum. Normalleşme şöyle olacakmış, ilk aşamada nüfus dairelerini basacaksınız, nüfus kayıtlarını yakacaksınız. Oradaki bütün nüfus kayıtları yakıldı. Şimdi Kerküklü Türkmenler Kerkük’te kayıtlı olduklarını kanıtlayamıyorlar. Sonra oraya bir belediye başkanı tayin edeceksiniz,bir Kürt. Başka? Bir vali tayin edeceksiniz, bir Kürt. 24 üyeli il yönetim konseyinde Türkmenlere tek bir yer vereceksiniz; eğitim dairesi başkanlığı. Geri kalan 23 daire Türkmenlerin dışındakilere, çoğunlukla Kürtlere verilecek. Oradaki terör örgütü tarafından öldürüldü o başkan da. Bir soydaşımız, oradaki tek Türkmen şehir denetiminde ve öldürülüyor ama Türkiye’de kimsenin ruhu duymuyor. Kimse de tepki göstermiyor. Hrant Dink’e gösterilen tepkinin yüzde birini göstermediler. İşte bu yanlış. Normalleşme bu. Ondan sonra sayım ve referandum olacak. 2007’de referandum olacağı ne zamandan beri belli? 2005 yılından beri. Biz daha o zamandan beri defalarca bunu söylüyoruz. Peki hükümet ne diyor? Hiçbir şey demiyor, hiç! Bu referandumla ilgili olarak bir-iki hafta öncesine kadar ne başbakandan ne dışişleri bakanından hiç ses yok. İki haftadır başbakan ‘müsaade etmeyiz, çok kızarız’ gibi demeçlerde bulunuyor. Neyi kastediyorsunuz diye sorduğunuzda ‘ben Amerika’yı kast ediyorum’ diyor. Güya bir de strateji ortak olacak. Stratejik ortak olduğunuz Amerika ile Irak politikamız, İran politikamız örtüşmüyor. Siz HAMAS’la, Hizbullah’la masaya oturuyorsunuz, Amerika çok kızıyor. Amerika Güney Kıbrıs’ı Kıbrıs’ın tek temsilcisi sayıyor, ona da siz kızıyorsunuz. Başbakan şimdi diyor ki ‘güya stratejik ortaktık, bu ne biçim ortaklık?’ Biz baştan diyorduk ki Amerika ile birçok konuda hiç örtüşmüyor politikamız, nasıl stratejik ortak oluruz. Şimdi siz söylüyorsunuz bunu. Biz söylediğimiz zaman bunu, Türkiye’nin çıkarlarını savunduğumuz zaman, başbakan ABD’ye gidiyordu, ABD’de gazetecilerin huzurunda CHP’yi şikayet ediyor. CHP’yi Türk-Amerikan ilişkilerini bozmakla suçluyor. Türkiye’nin çıkarını savunan sözleri söylememizi suç sayıyor idi, şimdi bizim söylediklerimizle başbakanının söylediklerini karşılaştırınız, kelime kelime aynıdır. Bir yerlerden bulmuş, birileri eline tutuşturmuş. CHP’nin söylediği laflar halk tarafından benimseniyor demişler herhalde, çünkü kelime kelime aynı lafları söylüyor. Böyle şey olur mu?
Türkiye’nin mutlaka ağırlığını ve etkinliğini ortaya koyması lazım. Bunun birinci koşulu meclisten yetki almaktır.
Bu hükümet zamanında dış politika tek kelimeyle iflas etmiştir. Kıbrıs’ta Türkiye resmen duvara çarpmıştır. AB zirvesinde alınan kararın özeti bir cümledir. Size diyorlar ki ‘ya Kıbrıs’ı feda edeceksiniz ya da AB’yi feda edeceksiniz.’Bunu başka türlü anlamak kabil değil. 8 maddenin müzakeresini tamamen dondurduk, masaya bile oturmayız. Geri kalan maddelerin hepsi geçici kapama aşamasına bile gelmeden önce sizin Kıbrıs’ta vereceğiniz tavizlere bağlı olacak. Siz Kıbrıs’ta taviz vermezseniz, bir tek maddenin geçici sonuçlandırılmasına bile geçmeyeceğiz diyor. Bu ne demek? Yani bütün ilişkilerimizi Kıbrıs’a bağladık. Bu bir yenilgidir. Türkiye için son derece utanç ve üzüntü verici bir durumdur. Ne hale getirilmiş Türkiye? Bütün haksızlıkları, çifte standartları, ucu açık müzakereleri ve bütün kısıtlamaları sineye çekiyoruz. Mecliste biz dedik ki ‘Türkiye’ye yapılan bütün bu haksızlıkları, bütün bu çifte standartları sineye çeken bu hükümeti biz sineye çekemeyiz. CHP olarak sineye çekemiyoruz, Türk milleti sineye çekemiyor.
Biz bunları söyleyince, söyleyecek laf bulamıyorlar. Başka taraflarda kendilerini başarılı gösterecekler. Neymiş başka taraf? Kıbrıs’ı biz kalkındırdık. Kıbrıs perişandı biz iktidar olmadan önce, Kıbrıs’a bütün yatırımları biz yaptık, bizden önce hiçbir şey yoktu. Şimdi kuzey Kıbrıs zengin oldu. Değerli arkadaşlar ben Kıbrıs’ta 1974-78 yılları arasında görev yaptım. Bundan daha insafsızca bir söz daha hiç duymadım. CHP’nin iktidarda olduğu dönemde yapılan müdahaleden hemen sonra, Türkiye kendi boğazından kesti ve o kıt imkanlarıyla bütün yatırımları Kıbrıs’ta gerçekleştirdi. Ben orada görevliydim, Kıbrıs’ta bir tane havaalanı yoktu, ben Kıbrıs’a vapurla gittim. Başka yol yok. Biz 9 ayda hava alanı yaptık. Kıbrıs’ta nasıl yaptıysak 9 ayda havaalanı, Ordu-Giresun havaalanını da öyle yapacağız, haberiniz olsun. İkinci havaalanı yaptık, yedek. Elektrik santrali yaptık. Su getirdik. Su sistemleri kurduk, yol yaptık. Yollar Rum kesiminden geçiyordu, hiçbir bağlantı yoktu. Duble yol yaptık. Liman yaptık. AKP iktidarı iş başına geldiğinde, KKTC’de iki kişiye bir otomobil düşüyordu. Bu refah düzeyine getirdik ve şimdi kalkıyorsunuz, hiç çekinmeden, sıkılmadan ‘bizden önce hiçbir şey yoktu, her şeyi biz yaptık’ diyorsunuz. Yani yine onların anlayacağı tabirle söyleyelim; insaf dinin yarısıdır derler eskiler. Bunlar öbür yarısındalar galiba.
’Türkiye’nin ekonomisini o kadar iyi bir duruma getirdik ki. Son derece başarılıyız’ diyorlar. Bir takım rakamlar veriyorlar. Başbakan çıkıyor meclis kürsüsünden hükümetin ekonomik başarılarına örnek olarak hangi şehre kaç tane alt geçit, kaç tane üst geçit yapmış bunları anlattı. Yani sanki Antalya belediye başkanı gibi. Ben de size bir takım rakamlar vereceğim, bakalım nereden nereye gelmişiz. Nereden nereye geldik lafı boş laf. Dünya nerede biz neredeyiz böyle bakmak lazım. görüyoruz ki ekonomiyi sürdürebilir bir şekilde yaşatacak parametrelere sahip değiliz. Bugün gördüğümüz sanal durumu sürdürecek koşullar elimizde yok. Çünkü aşırı bir borçlanma politikası izliyoruz. Bu hükümet işbaşına geldiğinden bu yana alınan ilave borç 120 milyar dolardır. Bunun altından kalkacak durumda değiliz. Türkiye’nin bunları düzenli bir biçimde ödeyecek kapasitesi yoktur. Kamu borçlanma gereğine baktığımızda bu kötüye gidiyor. Cari açık 30 milyar doları geçti, ticaret açığı 52 milyar dolar. Bu tablo ile ekonomiyi yaşatamayız. İstedikleri kadar pembe resimler çizsinler bunu sürdüremeyiz.
Teşekkürler arkadaşlar.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.