KanalTürk – Ana Haber, AB-Türkiye İlişkileri ve 6 Mart’ta İatanbul’da Yaşanan Olaylar

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Onur ÖYMEN’in
Kanal Türk’e verdiği mülakat
9 Mart 2005

Sunucu- Sevgili seyirciler Ankara stüdyomuzda Avrupa Birliği ve Kıbrıs  konularında çok deneyimli diplomatlarımızdan CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Onur Öymen var. Hoşgeldiniz Sayın Öymen. Bu ciddi konularda sizin görüşlerinizi alıyoruz, çünkü bu konuda yurtdışında teoride ve pratikte yetişmiş insan bulmak çok önemli. Sağduyunun sesi olarak değerlendirmeleriniz bizim için son derece önemli oluyor. Sormak istiyorum, Türkiye ile AB ilişkileri kopmak üzere mi? Bir başka deyişle, Türkiye ile AB ilişkilerinin bir dayaklık canı mı vardı?

Onur ÖYMEN- Türkiye-AB ilişkilerinde bazı sıkıntılar yaşandığı anlaşılıyor. Polisin birkaç gün önceki kadın eylemindeki sert tutumu, insan haklarıyla bağdaşmayan davranışları, öyle anlaşılıyor ki, Avrupa’da ciddi tepki uyandırmıştır. Fakat bundan daha önemlisi var. Biz bu olayları sadece Avrupa ölçüsüne göre değerlendirmek durumunda değiliz. Öncelikle kendimiz bunu içimize sindirebiliyor muyuz? Avrupa faktörü olmasa, Avrupa’nın tepkisi olmasa biz bunu doğal mı karşılayacağız?

Sunucu- Bu dayağa göz mü yumacağız diyorsunuz.

Onur ÖYMEN- Biz insan haklarını Avrupa için istemiyoruz, kendimiz için istiyoruz. O dövülen insanlar bizim insanlarımız. İnsan haklarını ihlal ederek bunları dövenler bizim polisimiz. O bakımdan bu öncelikle bizim meselemiz. Bunu Avrupa boyutunun dışında kendi meselemiz olarak görmemiz lazım. Ben şahsen İçişleri Bakanlığı’na bir yazılı soru önergesi verdim. Bu olay hakkında bilgi istedim. Sorumluların yakalanıp cezalandırılmasını istedim. Fakat şunu unutmayalım ki, hükümetin bu olayda büyük sorumluluğu var. Polisi eğitecek olan sizsiniz. Polisin eyleminden hükümet sorumludur. Polis hükümetten bağımsız bir unsur değil, hükümetin emrinde olan bir unsurdur.

Sunucu- 3 Ekim’e kadar polis değiştirilebilir mi diyorsunuz?

Onur ÖYMEN- Yıllardan beri biz bunu söylüyoruz. Polisin şimdiye kadar çoktan eğitilmesi lazımdı. Bu hükümet 2,5 yıldır iktidarda, neredeyse 2,5 yıldır bu polisi eğitecek zamanınız mı olmadı? Bunu eğitecek insan mı bulamadınız? Polisin böyle olaylar karşısında nasıl davranması gerektiğini, çağdaş normların ne olduğunu, Avrupa normlarının ne olduğunu polise öğretemediniz mi?

Sunucu- Peki bu ilişkiler polis ile ilgili konuların ötesinde Türkiye ile AB ilişkilerini kopma noktasına getirir mi? Gerçekten bu kınama önemli. Kınamanın ötesinde diyorlar ki, 3 Ekim tarihi askıya alınabilir. İlk defa böyle bir şey söylüyorlar galiba.

Onur ÖYMEN- Şimdi AB size şu mesajı verdi. Hem 6 Ekim tarihli Avrupa Komisyonu raporunda hem de 17 Aralık tarihli zirve kararında dedi ki, biz insan hakları alanındaki uygulamalarınızı sürekli olarak izleyeceğiz. Siz bunu biliyorsunuz ve bile bile yapıyorsunuz. Yani az önce milli boyutunu anlattık. Konunun bir de Avrupa boyutu var. Siz Avrupalıların gözünün üzerinizde olduğunu biliyorsunuz. Avrupa’da bazı grupların Türkiye’nin üyeliğini engellemek için fırsat kolladığını da biliyorsunuz. AB içinde Alman Hıristiyan Demokratları, Fransız iktidar partisi UMP gibi, Avusturya’daki bazı partiler gibi pek çok siyasi parti Türkiye’nin üyeliğini hala hazmedemiyor ve Türkiye’nin üyeliğine karşı her fırsatı değerlendiriyor. Bahane arıyor. Siz bunlara bahane vermeyeceksiniz. Bunu her zaman söylüyoruz.

Şimdi yalnız bu olayda değil başka bir olayda da Avrupa’yla ciddi bir gerginlik yaşanıyor. AB’nin Türkiye temsilcisi, Büyükelçisi Kretchmer’in beyanları var biliyorsunuz. Hükümetin biraz gevşek davrandığı, reformları biraz geciktirdiği yolunda eleştirileri oldu. Onun üzerine bizim Dışişleri Bakanımız çok sert bir demeç verdi. ‘O da kim oluyor?’ anlamına gelen sözler söyledi ve bu sözlere bugün AB’de hem Hıristiyan Demokrat grubundan, hem de Sosyalistlerden çok şiddetli tepki geldi. Şimdi bunlara gerek yok. Öyle anlaşılıyor ki, AB ile aramızda en azından bir iletişim sorunu var.

Sunucu- Şimdi az önce 6 Mart’taki kadın gösterilerindeki İstanbul’daki olaylara polisin tutumunu eleştirdiniz, polisin eğitiminden söz ettiniz. Diğer tarafta çok eğitilmiş bir insan var. Türkiye’yi dışarıda temsil ediyor Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül var. Bir taraftan polisin eğitimi ve eğitim eksikliğini eleştirebilirsiniz ama Türkiye’nin eğitimli Dışişleri Bakanı diyor ki, Kretchmer’de kim oluyor? Yani Dışişleri Bakanını da mı eğitmemiz gerekiyor?

Onur ÖYMEN- Dışişleri Bakanlarının görevi gereği diplomatik bir dille konuşması lazım. Bu söylenen sözler diplomasi diline uymuyor. Eleştiri yapacaksanız diplomatik dille eleştiri yapmak da mümkündür. Ama bu kullandığınız dil diplomatik bir dil değildir.

Sunucu- Dış politikada tavırlar bile bazen çok ağır olabiliyor değil mi? Çok ince tavırlar var, tepkiler var.

Onur ÖYMEN- Şöyle söyleyeyim size, yabancı bir ülkenin büyükelçisi Alman Büyükelçisi, Fransız Büyükelçisi, Amerikan Büyükelçisi, AB’nin Ankara’daki Büyükelçisi aldıkları talimatla hareket ederler. Bir şey söylemişlerse belli ki kendi merkezlerinden onu söylemeleri için talimat almışlardır. O bakımdan büyükelçinin şahsını hedef alarak böyle küçültücü beyanlarda bulunmak çok yanlıştır.

Sunucu- Bu sözler bir anlamda AB kim oluyor anlamına mı geliyor?

Onur ÖYMEN- O anlama geliyor. Yani şimdi sizin burada yapacağınız şey şudur; bir büyükelçi görevini yerine getirmiyorsa, görevinin hududunu aşan işler yapıyorsa gerektiğinde onu sınır dışı bile edebilirsiniz. Ancak asla ona hakaret edemezsiniz.

Sunucu- Peki niye hükümet bu noktaya geldi? Yani bir Dışişleri Bakanı da, Başbakan vekilliği yapan bir politikacımız da Kretschmer kim oluyor diyebiliyor. İlişkiler niye sertleşiyor? Acaba bu bir danışıklı dövüş mü yoksa gerçekten bir çatışma mı var? Şunu hatırlatayım, izninizle, daha önce zinanın suç sayılıp sayılmaması konusunda da Sayın Başbakan demişti ki, “Biz Türk’üz kendi kararımızı kendimiz veririz”. O sırada bir gerginlik oldu. Yorum şuydu: AKP kendi tabanını sağlam tutabilmek için söylüyor. Acaba yine aynı taktik mi var, yoksa elde olmayan bir gerilim mi var?

Onur ÖYMEN- Aslında doğrusunu isterseniz biz hükümette bu konularda bir gerginlik hissediyoruz, bir huzursuzluk var, bir sinirlilik var. Bunlar siyasette olmaması gereken şeylerdir. En zor durumlarda bile sinirli olmayacaksınız. Hükümet uzun zamandan beri, Batıdan, Avrupa’dan, Amerika’dan hep övgü almaya alıştı. Yani Türkiye’den her istediklerini alanlar tabii ki Türkiye’yi öveceklerdi ama bu övgü öyle bir hava yarattı ki, Türkiye’de sanki hükümet yabancıların desteğiyle ayakta duruyormuş gibi bir görüntü ortaya çıktı. Şimdi hava değişti. Geçtiğimiz iki hafta içinde hem Amerika’dan, hem Avrupa’dan sert eleştiriler, bazen de ölçüyü aşan, bizim de kabul etmediğimiz eleştiriler geliyor. Bunlar gelince hükümet buna sinirli bir havada tepki gösteriyor. Şimdi bu doğru değil. Yani bir kere diplomatik kanalların iyi çalışmadığını gösteriyor bunlar.

Sunucu- Sıkıntı oradan mı? Yani dış ilişkilerimizdeki bu gerginlik bu iletişim eksikliğinden mi kaynaklanıyor?

Onur ÖYMEN- Oradan kaynaklanıyor bence. Şimdi kanallarda kapalılık, ilişkilerde gerginlik olabilir. Ama bunlar diplomatik yollardan konuşulur ve çözümlenir. Siz basın aracılığıyla yabancı diplomatlara hakaret etmeye başlarsanız bu yanlış olur. Diplomaside bunlar yapılmaması gereken işlerdir.

Sunucu- Gazeteleri ayrı tutmamız gerekmez mi? Niçin derseniz ben de bir gazetede yazıyorum. Hükümet yandaşı bir gazete değil ama hükümet lehinde de bir gazete de olabilirdi. Ben bağımsız bir köşe yazarı olarak yazıyorum. Bir köşe yazarının yazacağı yazı hükümetlerin denetiminde midir? O anlamda mı söylüyorsunuz? Bağlar mı hükümeti?

Onur ÖYMEN- Bağlamaz ama bazı gazetelerin hükümete yakın olduğu bilinir. Mesela Amerika’da Wall Street Journal hükümete yakın bir gazetedir. Orada yayınlanan Türkiye’ye yönelik çok ağır ifadeler içeren bir sözü biz Amerikan hükümetinin eğilimlerinin tamamen dışında, ondan bağımsız bir yorum gibi değerlendirmeyiz.

Sunucu- Washington Times da mı Amerikan hükümetinin sesi anlamına geliyor yoksa biraz daha mı ortada?

Onur ÖYMEN- Washington Times da Amerikan hükümetine yakın bir gazete olarak bilinir. Benim bildiğim kadarıyla, Washington Post ve New York Times bağımsız gazeteler olarak tanınmaz. Bugün, zannediyorum Amerikan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, bu gibi Türkiye karşıtı yayınlar ile ilgili yaptığı bir açıklamada herkes dilediği yorumu yapabilir tarzında cevap vermiş. Bu da bizim endişelerimizi teyit ediyor. Ne zaman böyle eleştiri kampanyaları olur? Eğer bir büyük devlet bir politikaya tepki gösterecekse veya bir devletten beklediğini alamamışsa o zaman tepki gösterir. Öyle anlaşılıyor ki, Türkiye’nin İran politikası, Suriye politikası, İsrail’e yönelik olarak zaman zaman Sayın Başbakanın kullandığı ifadeler, İncirlikle ilgili olarak Türkiye’nin Amerika’nın taleplerini derhal gözü kapalı bir biçimde kabul etmemesi  bir tepki uyandırmıştır.

Sunucu- O zaman bu Türk hükümeti bizim hükümetimiz için kutlanacak bir durum haline gelir mi, gelmez mi?

Onur ÖYMEN- Şimdi Türk hükümetinin geçtiğimiz iki, iki buçuk yıl içinde bu gibi konularda devamlı zikzaklar çizdiğini gördük. Biz bilsek ki, hükümet bir konuda bir politika tespit etmiştir, kararlıdır, arkasında duracaktır, o zaman bu politikaları başka türlü değerlendiririz.

Sunucu- O zaman bizde destekleriz diyorsunuz?

Onur ÖYMEN- Kıbrıs’ta gördük. Bir ileri, bir geri adımlar atıyorlar. Irak ve AB konularında da benzer bir yaklaşım var. Şimdi bizim hükümetten beklediğimiz Türkiye’nin temel çıkarlarına uygun olarak yıllardan beri saptanmış bulunan politikaların arkasında durmasıdır. Aynen İngiltere gibi, aynen Yunanistan gibi, aynen Almanya gibi. Herkes milli politikalarının arkasında durur. Biz ise, çok zikzak çizildiği için hükümetin hangi konuda, hangi zamanda, hangi noktada duracağını kestirmekte zorluk çekiyoruz. Ama şurası muhakkak ki, bu son haftalardaki gelişmeler hem Türkiye-Amerika ilişkileri açısından, hem Türkiye-AB ilişkileri açısından endişe vericidir. Şimdi zamanı geldiğinde biz de hem Amerika’yı eleştiriyoruz, hem Avrupa’yı eleştiriyoruz. Yalnız dikkat edilirse bu eleştirileri dikkatli bir üslupla yapıyoruz. Bir mantık temeline oturtmaya çalışıyoruz. Türkiye’nin çıkarları açısından değerlendirerek söylüyoruz. Uluslararası normlar açısından söylüyoruz. Ama hakaret etmiyoruz. Bakın biz Amerika’nın Irak politikasına karşı açıkça vaziyet aldık ve bunu eleştirdik. Ama bir kez bile Türkiye’de Amerikan aleyhtarı bir miting yapmadık. Amerika’ya hakaret etmedik. Türkiye’ye haksızlık yapıldığı zaman, çifte standart uygulandığı zaman AB’yi eleştirdik. Ama AB’ye hakaret etmedik. AB temsilcilerini küçümseyici ifadeler, küçük gören ifadeler kullanmadık.

Sunucu- Türkiye’nin küresel Amerikan karşıtlığında altın madalya aldığı söyleniyor. Yani dediğiniz doğru, eleştiri yapılabilir, biz de yapıyoruz. Kişi olarak da yapıyoruz, çeşitli kuruluşlar da yapıyor, partiler yapıyor, basın yapıyor. Ama burada altın madalya almak, birinci olmak demek. Amerika’nın dünyadaki tutumuna, mesela Irak’taki işgalciliğine, büyük tepki var. Avrupa’da da tepki var. İslam ülkelerinde de tepki var. Ama diyorlar ki, Türkiye birinci oldu. Yani ne oldu da Türkiye birinci oldu?

Onur ÖYMEN- Şimdi burada dikkat edilmesi gereken şey şudur; bir hükümeti eleştirebilirsiniz. Ama bir halkı eleştiremezsiniz. Yani halkın tepkisi sizin istemediğiniz doğrultudaysa bunu iyi değerlendirmek zorundasınız. Türk halkı Clinton zamanında Amerikan düşmanı mıydı? Clinton Türkiye’ye geldiğinde Mecliste Atatürk’ü övücü sözler söylediğinde Türkiye’den en büyük desteği görmedi mi? 11 Eylül olayları sırasında ben NATO’da büyükelçiydim ve Amerikan büyükelçisi bana bizzat şunu söyledi: “Bizi bu terörle mücadelede Türkiye’nin daha iyi anlayan, daha çok destekleyen hiçbir ülke yoktur. Hiçbir NATO ülkesi bize Türkiye’den daha yakın değildir” dedi. O zaman çok yakındık. Şimdi niye uzak olduk? Çünkü öyle görünüyor ki, Amerika’nın yaptığı bazı davranışlar, Irak’taki bazı eylemler, sivil halkın öldürülmesi, on binlerce insanın hayatını kaybetmesi, hapishanelerdeki işkence olayları, PKK’ya karşı hiçbir tedbir alınmaması Türk halkında tepki uyandırıyor. Şimdi Soner Çağatay bir rapor yazmıştır ve dikkatli okursanız o dengeli yazılmış bir rapordur. Ben kendisine bir mektup yazdım, görüşlerimi de anlattım. Orada dikkat edilecek unsur şu: raporun büyük bir bölümünde Amerika’nın yaptığı hataları anlatıyor ve raporun geniş bir kısmında Amerika’ya tavsiyelerde bulunuyor. Yani Türkleri tatmin etmek için neler yapması gerektiğini söylüyor. Türkiye’ye de tepkilerinde biraz ölçülü olması gerektiğini söylüyor. Ama o rapor aslında zannediyorum ki, Türkiye’deki ruh halini oldukça iyi yansıtan bir rapordur. Eksikleri var, belki tartışılabilecek noktaları var. Ama özü itibariyle verdiği mesaj bence dengeli bir mesajdır.

Sunucu- Değerlendirmeleriniz için çok teşekkür ediyorum. Bundan sonra da sık sık birlikte olacağız. Türkiye’nin dış politikası çok sıcak günlere tanık oluyor. Birlikte olacağız, çok teşekkür ediyorum.

Onur ÖYMEN- Ben teşekkür ediyorum. Hükümete bir tek tavsiyemiz var. Biz hükümetin bu gibi gergin durumlarda serin kanlı olmasını tavsiye ediyoruz. Ülke çıkarlarını korumasını, milli politikaların arkasında durmasını, aynı zamanda üslubunda da dikkatli olmasını istiyoruz. Diplomaside altın bir söz vardır. Özde kararlı üslupta yumuşak olacaksınız. Latince’den gelen bir sözdür.

Sunucu- Yani tam tersi üslupta sert, özde kararsız olunmayacak. Yine beraber olacağız diyorum. Çünkü önümüzdeki günlerde, örneğin Nisan ayında da, Ermenilerin soykırım iddiaları gündeme gelecek. Demek ki ilişkiler o tarih yaklaştıkça iyice kızışacak, kapışmalar olacak.
Onur ÖYMEN- Evet. Bu arada, Avrupalı dostlarımıza da bir tavsiyem var. Yani Türkiye’de sadece hükümet vardır, biz de onu denetlemekle görevliyiz havasından biraz çıkarlarsa iyi olur. Unutmasınlar Türkiye’de bir muhalefet var. Hükümeti denetlemek önce bizim işimiz. Ve bu görevimizi de eksiksiz yapıyoruz.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.