ATV – Ankara’da Sabah Programı, Brüksel Zirvesinin Ardından

ONUR ÖYMEN
ATV – ANKARA’DA SABAH
19 Aralık 2004

Onur ÖYMEN- Şimdi serinkanlı değerlendirme yapmamız lazım şu aşamada. Duygusal tepkilerden kaçınmak lazım. Biz deminde söylediğim gibi hükümetin başarısını çok arzu ediyorduk. Yalnız başarı sağlandı mı, sağlanmadı mı? Türkiye istediğini elde etti mi, etmedi mi sorusuna cevap verirken iki soruyu dikkate almamız lazım. Birinci soru biz ne istiyorduk, ne aldık? İki bizden başka diğer adaylara uygulanan muamele nedir, bize uygulanan muamele nedir?

Şimdi bu iki soruya objektif cevap verirsek zaten sonucun ne olduğu anlaşılacak. Türkiye ne diyordu giderken? Sayın Başbakanın zabıtlara geçmiş sözleri var. Diyor ki, biz diyor koşullu müzakere kabul etmeyiz diyor. Başka ne diyor? Biz diyor ucu açık müzakere kabul etmeyiz. Başka ne diyor? Hak kısıtlaması kabul etmeyiz. Başka ne diyor? Güney Kıbrıs’ı doğrudan veya dolaylı tanıyacak herhangi bir adım atmayız. Şimdi bunlar meclis zabıtlarında da var, basında da var, kamuoyunda da var, dışişleri bakanının sözleri de var aynı doğrultuda.

Şimdi sonuca baktığımız zaman ne görüyoruz? Ucu açık müzakere süreci olacağı resmen yazılmıştır. Bu daha da ağırlaştırılmıştır ve orada denilmiştir ki, eğer ilgili ülkeler, yani burada Türkiye Kopenhag kriterlerini tam olarak yerine getirmezse bu tam üyeliğin dışında bir formülle Türkiye AB’ye sıkı sıkıya bağlanacaktır diyor. Bu son derece bir madde 23. madde. Başka ne diyor? Bizim metinde yer almasını hiç istemediğimiz bir ifade var sürekli kısıtlamalar lafı. Sürekli kısıtlamalar lafı metinde kalmıştır. Efendim biz büyük bir başarı kazanarak bunu yumuşattık, ifade tarzını değiştirdik. Şimdi burada mesleği diplomatlık olanlar çok iyi görürler. Burada yapılan kelime değişikliği işin esasını değiştirmiyor. Yani hiçbir yerde kısıtlamaların geçici olacağı kaydedilmiyor. Oysa AB’nin başka belgeleri var böyle kısıtlamalarla ilgili. Orada geçici olacaktır deniliyor, şu kadar süreden fazla olmayacaktır deniliyor. Burada hiç öyle bir ifade yok.

Sunucu- Bu diğer ülkeler içinde zaten teşmil edilen bir ………. değil mi?

Onur ÖYMEN- Hayır değil. Yani şöyle değil. Bize 1999 Helsinki zirvesinde vadedilen açıkça karara yazılan diğer adaylarla eşit muamele görmemiz. Yani 20 sene sonra aday olacak ülkelerle değil. O sırada aday olan ülkelerle. Kim onlar? Polonya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Slovanya, Baltık ülkeleri, Slovakya daha sonra Bulgaristan, Romanya, Kıbrıs, Malta yani onlara ne yapıldıysa size o yapılacak deniliyor. Yapıldı mı? Yapılmadı. Onların metinlerinde böyle bir şey var mı? Sürekli kısıtlama lafı geçiyor mu? Geçmiyor. Ucu açık müzakere lafı geçiyor mu? Geçmiyor.

Sunucu-

Onur ÖYMEN- Şimdi bu noktada bir açıklık getirelim. Şimdi burada Sayın Dişli’nin söylediğini kimse yanlış anlamasın. Yani Türkiye’yi siz koşulları yerine getiremediniz henüz, sizi tam üye yapamayız ve sizinle ancak özel bağlar kurabiliriz dedikleri zaman efendim Türkiye’nin isteğine bağlı demek yani Türkiye isterse tam üyelikte ısrar edebilir anlamına gelmiyor. İsterseniz ipleri tamamen koparıp gedebilirsiniz. İsterseniz bizimle sağlam bağlar kurarsınız ama üye olamazsınız. Şimdi burada can alıcı nokta şu; bizden başka herhangi bir ülkeye bu söylendi mi? Niye bize söyleniyor? Çünkü şunu çok açıkça aramızda söyleyelim ve halkada çok açık anlatalım, doğrusunu anlatalım, kimseyi kandırmayalım. Türkiye’nin tam üyeliği konusunda Avrupa’da henüz yeterince siyasi irade oluşturmuş değildir. Bakın Fransa Başbakanı Fransız meclisinde yaptığı toplantıda diyor ki, biz diyor AB olarak Türkiye’yi almaya hazır değiliz diyor. Türkiye’de diyor üye olmaya hazır değil. Yarın diyor hazır olacak mıyız? Yarında hazır olmayacağız diyor. Peki ne olacak? Biz bu işi tarihe bırakalım diyor. Yani Fransa gibi bir ülkenin başbakanı Türkiye’nin üyeliğini ileride de kabul etmeye hazır olmayacağız diyor. Avusturya aynı şeyi söylüyor. Alman Hıristiyan demokratları çok açık bir şekilde öyle söylüyor. Bakın çok ilginç bir gelişme var. Onu çok iyi bilmemiz lazım. Alman Hıristiyan sosyal partisi var Hıristiyan demokratların kardeş partisi ve Bavyara Başbakanı …………..der o partinin başkanı. Şimdi açıkça dedi ki, üç gün önce biz dedi 2006 yılında iktidar olacağız Almanya’da. Olurlar mı, olmazlar mı Alman halkı bilir ama şuandaki kamuoyu yoklamalarında çok önde gözüküyor Hıristiyan demokratlar. Biz dedi üye olur olmaz Fransa’yla birlikte Türkiye’nin üyeliğini engellemek için her şeyi yapacağız Türkiye’yi almayacağız.

Sunucu- Referandumdan da söz etti.

Onur ÖYMEN- Şimdi bir dakika. Şimdi esas söyleyeceğim şu; onu söylemek için bunu söyledim. Şimdi bu Brüksel zirvesi kararından sonra Stober bir demeç veriyor. İşte diyor bu karar bizi çok memnun etmiştir. Bu karardan çok mutlu olduk diyor. Yani nasıl bir şey bu? Hem Türkiye memnun olacak, hem Türkiye’yi AB’ye sokmak istemeyenler memnun olacak. Böyle bir şey olabilir mi?

Sunucu- Efendim hemen bu aşamada şunu soracağım. Lüksenburg zirvesine dönüp baktığımız zaman Türkiye’nin adı dahi geçmiyordu. O dönemde de Türkiye’ye hiçbir zaman müzakereye başlayacak ülke statüsü dahi tanınmıyordu. Peki aradan bu kadar zaman geçtikten sonra çokta uzun bir süreç geçmedi. Şimdi Türkiye’nin geldiği noktayı o zaman nasıl yorumlayacağız? O zamanda aynı şeyler söylenmişti.

Onur ÖYMEN- Şöyle yorumlayacağız. Lüksenburg’tan sonra ne oldu? Türkiye çok kararlı bir tutum sergiledi AB’ye karşı. AB ile bütün bağlarını siyasi anlamda kesti. Mesela Kıbrıs konusunu sizinle görüşme konusu bile yapmayız dedi ve ondan sonra iki sene düşündüler ve iki sonra yaptıkları işin yanlış olduğunu anladılar. AB 1999’da tutumunu değiştirdi. Bu arada Alman hükümeti değişti. Tabi Koll kalsaydı olur muydu bilmem. Ama Alman hükümeti değişti ve neticede 1999 Aralık’ında AB Türkiye’yi resmen aday yapmayı kabul etti. Bizde bunu önerdik hükümete.

Sunucu- Sayın bakanın öneresi de oydu.

Onur ÖYMEN- Sıkı durun yani bu bize tam üyelik dışındı bir yola sevk edecek bir karardır.

Sunucu- O metin çıkmadan önceki bir konuydu. Şimdi metin çıktıktan sonrada CHP bu iş bitirmeden askıya alınıp gelinseydi görüşünü hala taşıyor mu?

Onur ÖYMEN- Şimdi bizim o zamanki tutumumuzun ne kadar haklı olduğunu bu gelişmeler ortaya koydu. Şimdi eğer hükümet deseydi ki, biz şu sırada bizi tam üyeliğin dışındaki bir hedefe götürebilecek olan ve bizden başka hiçbir adaya önerilmemiş olan bir metni kabul edemeyiz. Eğer siz Türkiye’yi gerçekten üye yapmak istiyorsanız diğer adaylara sunduğunuz metne benzer bir metin hazırlayın gelecek zirvede bunu birlikte kabul edelim. Memnuniyetle kabul ederiz. Ama eğer siz ısrar ediyorsanız ki Türkiye’yi biz tam üyeliğin dışındaki bir yola sevk etmek kapısını açık tutmak istiyoruz o zaman biz buna razı olamayız. Aynen 1997’de Lüksenburg’da Türk hükümetinin sergilediği kararlı tutumu sergileseydik şimdi emin olunuz ki belki birkaç gün sıkıntı olacaktı, tepkiler olacaktı Avrupa’da filan ama sonunda biz kazançlı çıkacaktık. Çünkü Avrupa Türkiye’yi feda etmeyi göze alamaz.

Sunucu- Ne diyorsunuz Onur Bey?

Onur ÖYMEN- Efendim iktidarın çok iyi anlayacağı bir tabirle söyleyeyim Allah diyoruz. Yani Türkiye’de bir insan çıkıp da bugüne kadar çözümsüzlük çözümdür dedi mi? Yani kime karşı iktidar bunu söylüyor? Hepimiz çözüm istiyoruz. Bütün mesele adil, şerefli, kalıcı, Türkiye’nin ve Kıbrıslı Türklerin güvenli çıkarlarını zedelemeyecek bir çözüm bulmaktır. Böyle bir çözüm önümüze geldi de biz mi reddettik? Böyle bir çözümü önümüze hiçbir zaman getirmediler.

Şimdi mesele o değil. Mesele şu; yani ince noktası şu işin? Şimdi Kıbrıs meselesini Türkiye’nin AB üyelik arzusundan yararlanarak Rumların lehine çözme gayreti içindeler. Bunu çok iyi bizim görmemiz lazım. Şimdi bunu AB komisyonu raporunun içinde bulabilirsiniz. 6 Ekim tarihli raporda bu var. Şimdi bunun içinde bu raporun içinde şuanda zirve kararında yer alan ve bizim sakınca olarak gördüğümüz iktidarla birlikte bu unsurların hepsi var. Ama biz ne yaptık? Sayın Başbakan rapor yayınlandıktan iki saat sonra bu rapor olumlu ve dengelidir dedi. Şimdi Kopenhag zirvesinde komisyon başkanı Barosso diyor ki, siz kabul ettiniz bu komisyon raporunu diyor. Şimdi nasıl karşı çıkıyorsunuz zirve kararına?

Sunucu- Peki Kıbrıs’ta bundan sonra ne olur efendim?

Onur ÖYMEN- Şimdi Kıbrıs’ta bundan sonra ne olur? Güney Kıbrıs’ı tanıma anlamına geliyor bu metin. Yani siz isteseniz de istemenizde başka türlü yorumlasanız da Avrupa’da bir iki devlet adamı sizin hoşunuza gitsin diye bu yolda demeçte verse hukukende, siyasetende siz Ankara anlaşmasını Kıbrıs Rum kesimine teşmil eden bir protokolü yaptığınız zaman Rum kesimini tanıyorsunuz. Tanımadığınız bir devletle protokol yapmazsınız, yapamazsınız. Şimdi tanıdığınız zaman ne olur? Tanıdığınız zaman Kıbrıs devletini kuran Londra ve Zürich antlaşmalarını ihlal etmiş olursunuz.

Sunucu- Örneği var. Yani orada da bir çok ülke tanımıyor Çin’den dolayı. Ama onunla ticari ilişkide kuruyor.

Onur ÖYMEN- Hanımefendi söyledi. Yani daha önceki gelişmelerde bizden günü güne şeyleri tanımamızı, yeni katılan ülkeleri tanımamızı istediler mi? İstemediler. Şimdi niye istiyorlar? İstemelerinin tek sebebi var. Bu yolla giderek Kıbrıs’ın bize resmen tanıtılmasını istiyorlar. Bunu yaptığınız zaman Kuzey Kıbrıs’ı kaybedersiniz.

Sunucu- Peki Sayın Denktaş’ın bir açıklaması var bugün şeylere de yansıyan. Peki Sayın Denktaş’ta diyor ki, çok iyi bir sonuç alındı dönüldü diyor ve bundan da memnuniyet duyduğunu ifade ediyor. Her ne kadar diplomatik kaynaklar bunu böyle söylediğini söylese de Sayın Gül’e sağlam durdunuz yaklaşımı içinde olduğunu belirtiyor.

Onur ÖYMEN- Sayın Denktaş’ın ne kadar kibar bir politikacı olduğunu biliriz. Nezaketini hiçbir zaman kaybetmemiştir. Fakat Sayın Denktaş’ın ne düşündüğünü de biliriz. Ben kendim konuştum Sayın Denktaş’la Sayın iki gün önce daha. Ne düşündüğünü çok iyi biliyorum. Onun için hiç kimse Denktaş’a atfen bir takım demeçler çıkarıp da huzur içinde bulunmasın. Yani şu sırada eğer Sayın Denktaş çok büyük bir mutluluk içindeyse Brüksel zirvesinden ben dış politikadan hiçbir şey anlamadığını ilan ederim.

Sunucu- Ne diyorsunuz? Yani hukuki bir sonuç doğurup ……………

Onur ÖYMEN- Doğurmaması mümkün mü? Güney Kıbrıs Rum yönetiminin Kıbrıs’ın meşru hükümeti olmadığını Türkiye 40 yıldır savunuyor. Siz şimdi 40 yıldır meşru olmayan bir hükümeti şuanda meşru hale getiriyorsunuz. Bütün hukuki sonuçlarıyla.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.