Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

SkyTürk – ABD’nin Felluce Operasyonu Hakkında Mülakat
ONUR ÖYMEN
SKY TÜRK
10 Kasım 2004
Sunucu- Sayın Çömez’in görüşlerine katılıyor musunuz?
Onur ÖYMEN- Sayın Çömez’in görüşlerine katılıyorum. Durum gerçekten çok ciddidir. Bizdeki bilgilere göre Felluce’de şuanda 50 bin sivil var. Bu 50 bin sivilin yaşadığı bir şehre havadan bombardıman ediyorsunuz. Umarım ki, Felluce’de yaşanan insanlık dramı, insanlık trajedisi ikinci bir Dresten vakası olarak tarihe geçmez. Sivil halkı tepeden hedef gözetmeden bombardıman etmek içinde yaşadığımız dünyada uygar ülkelere yakışmıyor. O şehre teröristlerin sızmış olması terörle hiç ilgisi olmayan binlerce, onbinlerce masum insanın hayatını tehlikeye atmayı haklı göstermez. Terörle mücadelenin yöntemleri vardır. Türkiye’de geçmiş tecrübelerinden bunu bilmektedir.
Şimdi Irak’ta Amerika savaşı kazanmıştır ama barışı maalesef henüz kazanamamıştır. Savaşı kazanmaktan daha önemlisi barışı kazanmaktır, insanların kalbini kazanmaktır, insanların desteğini kazanmaktır. Oraya huzur, güvenlik, istikrar getirmektir. İşin bu bölümü henüz halledilememiştir. Öyle anlaşılıyor ki, yeni Amerikan yönetimi veya Amerikanın yenilenen yönetimi eski politikalarını devam ettirecektir. Şiddet yoluyla, daha fazla şiddet yoluyla çözüm bulunacaktır. Bir B planı olmadığı anlaşılıyor Amerikanın. Şiddet sonuç vermezse akla gelen yöntem daha fazla şiddettir. Şimdi buradan varılacak sonuç gerçekten korkarım ki, bölgemiz için çok iyi bir sonuç olmayacaktır. Sayın Çömez’in hatırlattığı bu Şiilerle Sünniler arasındaki temasların sonucunda bu işin nereye gideceğini kestirmek çok zordur. Dikkat edecek olursa üçüncü bir unsur olan Kürtler bu denklemin dışındadır. Ve korkarız ki, Ürdün Kralının tahmin ettiği bir süre önce Irak’ta bir iç savaş çıkması muhtemeldir. Böyle bir imkan mevcuttur. Bu gerçekten endişe vericidir. Böyle bir iç savaşa dönüşürse bu çatışmalar bunun yansımaları Türkiye’de de hissedilir. Bizim açımızdan da çok sayıda göçmenin gelmesi gibi çok sıkıntılı durumlar ortaya çıkabilir.
Onun için biz Amerikalılara şunu tavsiye ediyoruz ki, Irak’taki meselelerin çözümü için iki yöntem vardır. Bu yöntemi uygulamalarını istiyoruz. Birincisi biran önce seçimlerin tam ve genel seçimlerin demokratik ölçüler içinde yapılarak Irak halkının, Iraklılar tarafından seçilmiş Iraklılar tarafından yönetilmesine imkan hazırlaması, bunun için gerekli her türlü adımı atması. İkincide güvenlik konusunda yetkilerini mümkün olduğu kadar çabuk ve mümkün olduğu kadar geniş ölçüde Birleşmiş Milletlere devretmesi. Bizim gördüğümüz iki seçenek budur. Bu seçeneklere başvurulmadığı ve bugünkü yöntemler devam edildiği takdirde aynı sonuçların alınacağından endişe ederiz. Daha da kötüsü çıkabilir ortaya.
Sunucu- Tam bu noktada Türkiye’nin duruşunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Onur ÖYMEN- Bizim kanaatimizce Türkiye daha aktif bir dış politika izleyebilir Irak konusunda. Bizi doğrudan doğruya ilgilendiren konularda var. Fakat onun dışında Irak’taki durumun geneli de bizi yakından ilgilendiriyor. Türkiye orada çözüm üretecek, fikir üretecek, kendi bilgisinden, tecrübelerinden Amerika’yı ve diğer koalisyon güçlerini yararlandıracak konumda bir ülkedir. Türkiye kayıtsız kalamaz, tribünde oturup seyredemez gelişmeleri. Bizi doğrudan doğruya ilgilendiren dört tane önemli unsur var. Bunlardan bir tanesi hala oradaki PKK mevcudiyetidir. Bunlar tasfiye edilememiştir. Türk hükümetine ve Amerikalılara yaptığı girişimler bugüne kadar etkili olamamıştır, netice vermemiştir.
İkinci unsur Türkmenlerin durumudur. Türkmenler orada çok büyük tehditlere maruzdur, çok büyük sıkıntı içinde yaşamaktadırlar. Türkmenlerin tam bir güvenlik içinde, eşit, özgür insanlar olarak Irak’ta yaşamalarını sağlamak zorundayız. Oradaki etnik temizlik faaliyetleri mutlaka durdurulmalıdır.
Üçüncüsü bizim kamuoyunda hiç bahsedilmeyen son derece önemli bir konu var. Irak’ta bizim 10 bini aşkın vatandaşımız vaktiyle PKK tarafından Irak’a kaçırılmıştı. Önce Atruş kampına yerleştirildiler. O zamanki Türk hükümetlerinin girişimleriyle bu kamp dağıtıldı. Fakat bunlar daha sonra Mahmura bölgesine götürüldüler. Şuanda Mahmura’da 10 binden fazla Türk vatandaşı PKK teröristlerinin baskıyı altında yaşıyor. Bunları oradan mutlaka kurtarmak lazım. Bunlar Kürt asıllı vatandaşlarımız ama bizim insanlarımız, bizim vatandaşlarımız, bizim kardeşlerimiz. Onları mutlaka kurtarmak lazım. Türkiye’ye getirmek lazım. En azından özgür iradeleriyle Türkiye’ye gelmek isteyenlerin gelmesine izin verilmesi lazım.
Dördüncü unsurda şoförlerimizin, oradaki iş adamlarımızın can güvenliğinin tehlikeye düşmesidir ve çok büyük insani kayıplar vermemizdir. Sayın Dışişleri Bakanımız dün açıkladı Meclis Plan ve Bütçe Komisyonunda 60’dan fazla Türk öldürüldü bugüne kadar. Şimdi buna tahammül edemeyiz. Bunun mutlaka çaresi bulunmalıdır. Eğer onların güvenliği sağlanamıyorsa o zaman yapılacak iş yüklerin sınırda Irak kamyonlarına boşaltılmasıdır. Biz kamyon şoförlerimizin hayatını tehlikeye atamayız. Sayın bakan söylüyordu geçenlerde. Siz ticaretin kesilmesini mi istiyorsunuz? Biz Irak’la ticaretin kesilmesini istemiyoruz ama Irak’ta yaşayan veya Irak’la iş yapan insanlarımızın boğazının kesilmesini hiç istemiyoruz. O bakımdan bizim için eğer bir öncelik gerekirse bizim için öncelik insanlarımızın can güvenliğidir ve hükümetin bütün imkanlarını kullanarak insanlarımızın can güvenliğini korumasını istiyoruz. Eğer bunu sağlayamıyorsanız o zaman bu insanlarımızın Irak’a geçmesine olanak tanımayın, izin vermeyin. Bu insanlarımızın yüklerini dediğim gibi kamyonlarımızın yüklerini sınırda Irak kamyonlarına devretmesini sağlayın. Üç kuruş ucuza mazot alacağız Türkiye’de pahalıya satacağız diye insanlarımızın hayatını tehlikeye atmaya hakkımız yok.
Sunucu- Sizin önerileriniz ne olabilir bundan sonrası için?
Onur ÖYMEN- Bundan sonrası için önerilerimiz şudur; açıkçası Türkiye’nin bölgedeki tek NATO ülkesi olarak, en önemli ülke olarak mutlaka siyasi ağırlığını daha fazla hissettirmesi lazımdır. Yani biz elimizden yaptık, söylenmesi gerekenleri söyledik ama ne yapalım sonuç alamıyoruz diye kenarda oturamayız. Türkiye mutlaka ağırlığını hissettiren bir ülke olmalıdır. Uluslararası ilişkilerde Türkiye gibi ülkelerin elinde mutlaka kozlar vardır. Gerektiğinde bu kozları oynayacaksınız, kullanacaksınız.
Bakın size bir örnek vereyim. Şimdi Amerika Türkiye’den Afganistan’da Amerika’ya yönelik faaliyet gösteren El-Kaide ve Taliban militanlarına karşı, teröristlerine karşı mücadelede yardım istiyor. 1800 askerimizi göndereceğiz. Bunun anlamı şu; Amerika’ya yönelik teröristlerle mücadele etmek için biz askerlerimizin canını tehlikeye atacağız. Ama Amerika Türkiye’ye yönelik teröristleri etkisiz kılmak için hiçbir risk almayacak. Yani Bis Mark biz vaktiyle yanılmıyorsam demişti bütün Osmanlı imparatorluğu Pomeranyalı bir askerin kaval kemiğine değmez diye. Şimdi Türkiye’yi bu duruma düşürmemek lazım. Yani biz sizin için risk alıyorsak sizde bizim için risk alacaksanız. Bunu bu açıklıkla söylemek lazım. Bunu hatta kamuoyu önünde söylemek lazım. Bunu söyleyecek cesaretiniz olacak.
Sunucu- Sayın Öymen müsaadenizle sözünüzü böleceğim. Çünkü bir başka konu daha var sizin görüşlerinizi almak istediğimiz. Filistin lideri Yaser Arafat’ın sağlık durumu son derece kritik. Arafat’ın ardından İsrail Filistin problemi nasıl bir yönde seyir izleyebilir? Onu sizinle konuşmak istiyoruz. Ama öncesinde bir haberimiz var. Sayın seyirciler Arafat’ın sağlık durumu daha da kötüleşti, öldü ölmedi derken Arafat’ın serveti de tartışma konusu oldu. El Cezireye göre 4,5 ila 6,5 milyar dolar arasında olduğu tahmin edilen serveti Filistin yönetimiyle Süha Arafat arasında gerginliğe neden olduğu belirtiliyor.
Efendim çok kısa bir süremiz kaldığı için kısaca Arafat’ın sağlık durumunun ardından İsrail Filistin sorununun nasıl bir seyir izleyeceğini sizden öğrenmek isteriz.
Sayın Öymen sizin düşünceniz nedir? İsrail Filistin sorunu Arafat’ın ardından nasıl bir seyir izler. Ve tabi herkes şunu merak ediyor. Arafat’ın ardından bir takım radikal örgütlerin güçlerini artırmasıyla Filistin davası daha mı radikalleşir, yoksa Bush’un Amerika’nın da etkisiyle daha ılımlı bir liderin başa gelmesi sonucu sular biraz durulabilir mi?
Onur ÖYMEN- İsrail’de ve Amerika’da bazı çevreler Sayın Arafat’ı çatışmaların, ihtilafların, gerginliklerin sebebi olarak gösteriyorlardı. Onu boy hedefi haline getirmişlerdi. Korkarım ki, hiç değilse yakın gelecekte Arafat’ın eksikliğini en çok onlar hissedecektir. Çünkü Arafat bir denge unsuruydu. Arafat halkının büyük desteğini sağlamış bir liderdi ve Arafat’ın eksikliği korkarım ki, yakın gelecekte kısa vadede Filistin içindeki bazı sorunları arttıracaktır. Ümidimiz Filistin halkının yeni bir liderini seçerken çok dikkatli bir seçim yapmasıdır. Yeni liderin demokratik yoldan seçilmesi gerekiyor. Bizce yeni liderin şiddeti reddetmesi, uzlaşmadan, barıştan, demokrasiden, çözümden yana olması ama dış baskılara karşı boyun eğerek kendi halkının sırtından taviz vermeyecek bir lider olması, teslimiyetçi bir lider olmaması bizim için önemlidir. O bakımdan yeni lidere çok büyük görevler düşecek.
Aynı şekilde İsrail hükümetine de büyük görev düşecek. İsrail’de bu önümüzdeki dönemde daha dikkatli davranmak, sivil insanlara, masum insanlara karşı saldıra da bulunmamakla yükümlüdür, görevlidir. Bunu yapmadığı takdirde durum büsbütün kontrolden çıkabilir. Amerika’ya da büyük görev düşüyor. Amerika’nın İsrail’le Filistin arasında eşit uzaklıkta olması büyük önem taşıyor. Lobilerin etkisi altında haksız olduğu yerlerde dahi İsrail’i savunmaya devam ederse, güvenlik konseyinde en haksız olduğu noktalarda bile İsrail lehine vetosunu kullanırsa Amerika’da çözüme katkı bulunma şansını azaltacaktır.
Şimdi Türkiye’ye çok büyük görev düşüyor. Çünkü Türkiye 1948’den beri hem İsrail’i tanıyan hem de Arap ülkeleriyle yakın ilişkiler içinde olan, halkı Müslüman olan tek ülkedir. Tek bölge ülkesidir. O bakımdan Türkiye’nin daha aktif bir politika izlemesi gerekiyor. Çözüm çabalarına Türkiye’nin daha aktif biçimde katılması gerekiyor. Irak’ta olduğu gibi Ortadoğu’da da Filistin meselesinde de Türkiye tribünde oturarak veya bazı bölgesel toplantılara katılarak yeterince çözüm getiremez. Fikir üreteceksiniz, plan üreteceksiniz, çözüm üreteceksiniz. Makul planların hayata geçirilmesi için tarafları ikna etmeye çalışacaksınız. Üst düzeyde temaslar yapacaksınız.
Bakın; Filistinlilerle İsrailliler geçmişte Norveç’te toplandı Türkiye’de toplanmadı. Acaba niçin? Şimdi tarafların itimadını kazanan bir ülke olarak Türkiye’nin daha aktif, daha yapıcı, daha üretici bir dış politika izlemesi geriyor Ortadoğu’da. İnanıyorum ki, bunu yaptığımız takdirde mutlaka etkili sonuçlar alacağız. Türkiye’nin bölgeyle tarihi ilişkileri var. Çok önemli insani ilişkileri var, kültürel ilişkileri var ve bölgenin barışa kavuşmasından en çok yararlanacak ülkelerden biri Türkiye’dir. Onun için Türkiye kayıtsız kalamaz oradaki gelişmelere. Umuyorum ki, yeni Filistin liderliğiyle Türkiye çok yakın ilişki kuracaktır. İsrail liderliğiyle de yakın ilişki kuracaktır ve bir çözüme katkıda bulunmak için her türlü çabayı gösterecektir. Türk diplomasisi bunu yapacak birikime sahiptir. Hükümetinde bu konuda aktif bir politika izleyeceğini ümit etmek istiyoruz.
Sunucu- Çok teşekkür ediyoruz.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.